dream star

Derece : NC-18 (18 yaş altındakiler için sakıncalıdır.)

 

Özet : "Derler ki hayaller Luplex’te yıldızlaşır, gökyüzünü kaplar." – awakencordy.

 

Notlar : Tarih, 11.04.07 (bitiş tarihi: 27.01.07) (yayın tarihi:)

 

Notlar II: Dünyanın en mutlu hikayesini falan yazacağım sanırım :)) Crash ve Crashed 405’teki yok element büküyorum, yok hastalanıyorum, isyan çıkarıp gezegen yok ediyorum falanlar filanlar burada olmayacak. kararlıyım. hayallerim luplex’te yıldızlaştı, şimdi gökyüzünü kaplayarak parlayacaklar :)

 

Notlar III: 405’in ördeklerine Luplex’in kurbağaları el sallayacak bu hikayede, daha doğurmam gereken bir sürü kurbağa var, bir tanesi crashed’te doğarak aramıza katıldı bile. Benim gibi plotun sonunda çocuk olmasını seven bir velet için zor olmayacak bir olay örgüsü olacak diye düşünüyorum.

 

Notlar IV: Ben kendi başıma 10 tane çocuğa bedel bir insan olduğum için her yeni çocukla ben de çocukluğuma döneceğim sanırım, umarım BÜYÜYÜN ARTIK! sendromuna girmeden muzur bir çocukluk dönemi geçirebilirim, dilş’in bu konuda bana güveni tam, 10 sene boyunca çocuk olarak yaşayabileceğimiz ve sıkılmayacağımız kanısındayız. Büyük plotların arasında ben şeker gibi çıkıp bebeklerimi kötü adamların suratına falan sokacağım sanırım :D

 

Notlar V: Not yazmaya hiç hiç alışkın değilim, hala da alışamadım, ne yazacağımı bile bilmiyorum, şu anda tek isteğim koşarak kendimi hikayenin ortasına atmak, nereden başlayacağımı bile bilmiyorum, ama umarım önceki iki bölümümüz kadar güzel olacağız.

 

Notlar VI: Luplex’in turuncu gökyüzü altına girip küçük yıldızlar gibi zıplayalım, başlıyoruz!

 

 

 

 

“süt..”

 

delora elindeki kocaman süt bardağını üzerini giyinen cuslov’a uzatır, genç kadın günler sonra kendini daha iyi hissediyor, delora ona her sabah sütünü getiriyorken, eğer mırın kırın etmezse bazı sabahlar yanında iki tane kurabiye bile veriyordur, cuslov bardağı yarılayıp bir kenara bırakırken delora onun eteğindeki bir ipi alarak parmaklarında çeviriyordur, konuşur

 

“istersen biraz daha dinlen..”

“iyiyim tatlım, artık herkes iyileştiğine göre oturup konuşmanın zamanı geldi, biz oturmadan dertlerimizi çözemiyoruz, biliyorsun..”

 

delora gülümserken aklına james gelmiştir, onlar acaba ne yapıyor diye düşünüyorken oradan buradan çıkan çocuklar dışında şimdilik merkez masa’dan çok bomba bir haber gelmemiştir, ya da belki bunlar da yeterince bombadır ama oreon o kadar zaman masadakilerle beraber yaşadığından artık bu gelişmeler normal geliyordur-

“hazırım, hadi gidelim-“

“süt..”

 

cuslov gülerek sütünü de alırken delora kapıyı açıyor, güzeller güzeli ablasına yol verip o da arkasından takip ediyorken oreon uzun zamandır özlediği toplantılarından birine giriyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Bond – Dream Star

 

 

cuslov toplantı odasına girdiğinde calis masanın başında ayakta, elindeki gündem notlarına bakıyorken beyazlar içindeki cuslov’u gördüğünde günü aydınlanır, genç adam hemen önündeki iskemleyi çekerek genç kadına yer verirken cuslov oturur, onun ardından eidan ve franco damlarken, ewan elindeki buzlu kahve bardağını hüpürdetiyor, artık sarışın olmaya falan da niyeti yok, gayet rahat bir şekilde kafasını kaşıyarak gelip yerine oturuyorken ağzında kamış, kağıtlara şöyle bir bakıyordur..

 

onun arkasından biana içeri girerken bütün kafalar o tarafa döner, genç kadın artık siyah giymiyor, açık mavi, çok şık bir elbise giymiş, siyah saçları yine omuzlarından dökülüyorken eliyle sağ taraftaki tutamları geri atar, o yürümeye başladığında herkes tekrar normal yaşamına dönerken cuslov’un iyileştiği dönemler içinde bütün hafızlar yerine oturmuş, millet önce ewan’ın yeni stiline alışmışken adamın huyu yine aynı, yine aynıdır, en önce colm ewan’a alışmış, zaten gerisi de hemen sonra gelmişken asıl problem biana’nın taht sırasında latty’den önce olması ve bunun onları kardeş yapması gerçeğidir..

 

latty şu ana kadar onun başına gelenler için bianadan özür dilemiş, ama hala onu neden haşladığını bir türlü öğrenemişken biana da onun için özür dilemiştir, genç kadın tüyleri ürpeten simsiyah elbiselerini ve her şeyi bilen bakışlarını bırakıp kendi haline döndüğünde çok daha sevilebilir olmuştur, ayrıca ewan genç kadının yanında o kadar rahattır ki, insanın garipseme duyguları bir anda yok oluyorken yine de kardeşlik ve kraliçelik olayları hala muammadır, biana bu konuda yorum yapmıyor, ama herkes onun eve döndüğü için mutlu olduğunu biliyorken genç kadın kimsenin yoluna çıkmıyordur, andrea’nın bebeğine dokunabilmesi, ve ara sıra gülümsemesi herkes için yeteri kadar güven verici oluyorken genç kadın oreon’daki ilk toplantısında ewan’ın yanına oturur, genç adam ona kahve teklif ederken biana hayır diyerek teşekkür eder, ewan yine hüpürdetirken delora ve favian içeri girer..

 

iki nişanlı hayatlarından gayet memnun, kimse ölmediği sürece her şey onlar için güllük gülistanlıktır. delora ilk zamanlar favian ve colm arasındaki sürtüşmeden korkmuş, ama korktuğu başına gelmemiş, iki genç adam da gayet uygar bir şekilde anlaşıyorken delora colm’da bir şeyle olduğunu seziyor, ama bir türlü çıkaramıyorken colm ona tek bir kelime bile ipucu vermeyerek işkence ediyordur, delora cezasını kabul etmiş, favian’ın keyfini çıkarıyorken ikisi ne zaman bebekleri olacağı konusunda bir yorum yapmıyorlardır, hem delora cuslov evlenmeden evlenemezdir, ayıptır, ablasına saygılı bir kardeştir o, evlenmeden de çocuk yapmayacaktır, bu konu gündeme geldiğinde de bütün gözler scott’a dönmüşken iki gün önce genç adam andreayla iki ay sonra olacak düğün tarihlerini açıklamış, oreon’un en sevdiği şey düğünler, balolar, şenliklerken herkes sevinçle çifti ve küçük liv’i tebrik etmiştir, şimdi andrea bebeğiyle ilgileniyorken scott kendi departmanını ilgilendiren gündem maddelerine notlar alıyor ve son olarak toplantı odasına latty ve conrad giriyorken ikisinin durumunu cuslov hariç hiç kimse bilmiyordur..

 

conrad, ewan’ın abisi olduğunu açıklamayı kesinlikle reddediyor, latty ise kaybedecek neyi olduğunu soruyorken conrad cevap veremiyordur, son zamanlarda o kadar çok şey olmuştur ki ewan bir de bunu kaldırabilir mi bilmiyorken latty biana benim ablam. dediğinde bütün puanları kazanıyordur, conrad ortalarda bir yerlerde ikna edilmiş, doğru zamanı beklediğini söylerken latty onu böylece kalmaya ikna etmiştir..

 

ikisinin ortak bir karara varamadığı tek konu beraber olup olmadıkları olmuşken conrad latty ne zaman sorsa ona aşık olduğunu söylüyordur, latty ben de seni seviyorum diyorken nedense kalkıp biz beraberiz demek ikisine de garip geliyordur, conrad belki de bu kadar aile sorunu varken onların birlikteliği çok basit kaldığı için böyle olmuştur diyorken latty belki diyordur, bilmiyordur, ama kimse bir yere gitmediğine göre daha bunu düşünecek çok zaman vardır, o güne kadar conrad ona aşıktır, latty de conrad’ı seviyordur, problem yoktur ve şimdi ikisi de masadaki yerlerine oturduklarında cuslov tam takım olan oreon’a bakıyor, gülümser...

 

 

“evet.. ilk madde, taht durumu..”

 

herkes yay gibi gerginleşirken biana konuşur

“ben tahtta bir hak talep etmiyorum..”

bunun üzerine ewan ona bakarken elindeki bardağı sonunda bırakır

“efendim?”

biana ona bakarken bir şey söylemez, cuslov konuşur

 

“yasalara göre eğer kardeş olduğunuzu açıklarsak kraliçe olarak büyük kardeşin adı kayıtlara geçmek zorunda biana, ama eğer açıklamayacaksak-“

“açıklayacağız..”

 

herkes bu sefer latty’e dönerken genç kadın biana’ya bakıyordur

“açıklayacağız, değil mi?”

biana emin değil, saçlarını kulağının arkasına atarken konuşur

“sorun kardeş olduğumuzu açıklamak değil, elbette açıklayacağız, ben latty’nin hayatını bir hiç uğruna kurtarmadım, o benim kardeşim..”

 

latty bir an içinin titrediğini hissederken biana güçlüdür, akıllıdır, onu kurtarmıştır, ablasıdır..

 

“...ama ben bir gezegeni, hatta bir değil, bir çok gezegeni yönetmek konusunda hiçbir şey bilmiyorum..”

“ama yok ediyorsun..”

 

colm masanın altından ewan’ın ayağını ezerken genç adam yüzünü buruşturur, biana onun elindeki bardağı alıp uzak bir yere koyarken devam eder

“eğer kayıtlara ismimin yazılması gerekiyorsa yazılsın, ama şimdilik sadece kağıtta kraliçe olabilirim, öğrenmem gereken çok şey var, değil mi?”

 

biana dönerek latty’e bakarken kardeşi gülümser

“beraber öğreniriz..”

biana da gülümserken herkes bir an susar, eidan kalkıp ikisine de sarılmak istiyorken franco onu duymuş, kolundan tutar, eidan sırıtırken cuslov gülümsüyordur

“güzel, öyleyse kayıtların güncellenmesi için onay göndereceğim, kraliyet tılsımının teslimini de latty üstlenecek..”

 

latty başını sallarken cuslov bu maddeyi kapatmış, sıradakine geçer

“conrad, bugün önemli bir açıklama yapmanı bekliyoruz..”

 

conrad kalakalırken herkes ellerindeki gündem listesine bakıyordur, büyük bir açıklamayla ilgili bir şey görünmüyorken millet cuslov’a döner, cuslov conrad’a baktığı için herkes conrad’a bakar, conrad da ewan’a bakıyorken bakışlar ona döndüğünde genç adam kaşlarını çatar..

 

 

“cuslov, şimdi zamanı mı?”

“tam zamanı, lütfen devam et conrad..”

 

conrad içinden küfürler ediyorken franco öksürerek boynunu ovar, conrad’ın aklı susarken genç adam pekala diyerek ellerini masanın üzerinde birleştirir

 

“bu açıklamadan sonra oluşacak maddi ve manevi zararlardan sorumlu değilim..”

 

herkes daha da bir meraklanmışken conrad ewan’a döner

 

“ewan..”

“efendim?”

“ben senin abinim, conrad lysander, sen de ewan crash değil, lysandersin.”

 

ewan gülerken biana kaşlarını çatmış, cuslov büyük patlamayı bekliyorken diğerleri ölmüştür zaten..

 

 

SOUNDTRACK / Tonic – Take Me As I Am

 

 

“muhteşem, bayıldım! bundan da daha bomba başka bir haber olamazdı, kusursuz..”

 

ewan kontrol edilemez bir şekilde gülüyorken biana onun kolunu tutuyor, sakin olmasını söylüyorken ewan karnını tutarak conrad’ı işaret eder

 

“ne diyor duydun mu-ah tanrım-conrad seni terfi ettirmem falan gerek benim-kardeşiymişim!”

 

ewan bir kahkaha atarken conrad adamı gösterir

“al, delirdi-“

 

o anda ewan masaya yumruğunu geçirirken herkes bir geriler, genç adam kafasını masaya koyup gülmeye devam ediyorken biana onun saçlarını okşuyordur, yüzünü buruşturarak diğerlerine bakar...

 

 

ewan hala gülüyorken artık gülüyor mü, ölüyor mü kimse bilmiyor, cuslov toplantıyı dağıtmışken işi olmayanlar çıkmış, masada sadece cuslov, conrad, latty ve bianayla ewan kalmışken ewan yaş akan gözlerini silerek boş kalmış odaya bakar

 

“herkes nereye gitti? eğleniyorduk?”

 

cuslov cıklayarak genç adama bakarken ewan conrad’a döner

“neden bunu bana yapıyorsunuz?”

 

conrad cevap vermezken bir an sonra ewan ağlamaya başladığında conrad’ın gözleri büyür, latty elini ağzına kapatırken biana genç adamın başını tutarak ona sarılır, cuslov’a bakarak sessizce ne yapacağız derken, sarışın kadın iç çekerek arkasına yaslanır..

 

 

“ewan, hayatım artık susacak mısın?”

“hayır susmayacağım!”

 

ewan elini sallayarak bianadan ayrılırken genç kadın geriler, ewan ayağa fırlamış, gidip conrad’ı yakalarından kaldırır, kaldırdığı gibi de duvara atarken genç adam yüzünü buruşturur, latty yerinden kalkacakken biana onu durdurur, ewan conrad’ın suratına suratına bakıyorken yumruğunu havaya kaldırır, conrad gözlerini yumarken hala burnu kırılmamıştır, korkarak tek gözünü açarken ewan yumruğunu indirmiş, onun yüzünü inceliyordur, conrad iki gözünü de açarken ewan dişlerini gıcırdatır ve konuşur

 

“sen de 6. element misin, ya da pardon abim olduğun için dört buçuğuncu element olman lazım-“

“saçmalama-“

“SEN SAÇMALAMA! daha ne kadar saklayacaktın!? nefret ediyorum ben senden adam!”

 

conrad ellerini açarken ewan onu bırakır, tekrar masaya dönüp otururken conrad konuşur

“düşmanın sevgilindi dediğimizde inanmak kolay, değil mi?”

 

ewan öyle bir öfkeyle tekrar ayağa fırlar ki, latty bianayı kendine çekerken cuslov oturduğu yerde geriler, conrad da adım adım geriliyorken ewan konuşur

 

“ben o kadınla bir ömür yaşadım! seni tanımıyorum bile!? NEDEN BURDASIN ONU BİLE BİLMİYORUM-“

 

ewan conradın bir anda kafasını tutumasıyla haykırırken, beynine hayatının ilk yılları doluyor, conrad dişlerini sıkarak aptal küçük kardeşine ondan aldıklarını veriyorken işi bittiğinde elini çeker, ewan bir anda boşlukta kalmış, görmeyen gözlerle önüne bakıyorken elini uzatır

 

“conrad-“

 

ve yığılırken conrad onu yakalar..

 

 

“uyan hadi, geçti..”

 

ewan suratına vurulan iki hafif tokatla gözlerini açarken conrad’ı gördüğünde yattığı yerden hızla doğrulur, sonra başı dönerek yine düşerken conrad gözlerini deviriyordur

 

“uyan dedim, ayağa fırla demedim..”

 

ewan şimdi kusacağını söylüyorken conrad ona bir bardak su verir, ewan hafifçe doğrulup içerken conrad onu izliyordur, su bitince bardağı alırken ewan başını tekrar koltuğun koluna koyar, o arada da conrad’ın ofisinde olduklarını anlarken konuşur

 

“neden herkes beni korumak için önce aklımı kaçırmam gerektiğini düşünüyor?”

 

conrad gülümserken ewan onun bacağına hafif bir yumruk atar, conrad onun kafasını severken konuşur

“seni koruduğumuzu bilsen izin vermezsin de ondan-“

“ki izin vermiyorum. beşinci element olan benim, ben sizi koruyacağım..”

“büyüyünce korursun-“

“conrad suratını dağıtırım, yaparım. ayrıca madem bu kadar abimsin, neden daha abi bir iş bulmadın, askerim olmanın neresi abilik?”

“mazoşist bir yapımız var..”

 

ewan bak orası doğru diyorken ikisi de sessizleştiğinde ewan iyice kalkar ve conrad’ın yanında otururken elini genç adamın omzundan atar

“sağol..”

“bir şey değil, bir daha ağlama..”

 

ewan gülerek tamam derken conrad onun kafasını kendine çeker ve tam tepesini öpüp kalkarken ewan onun arkasından bakıyor, abisi dışarı çıkarken ewan bir an yine sersemlemiş, başını silkeleyerek arkasına yaslanırken kapının dışındaki conrad kapının hemen yanındaki duvara yaslanmış, gözlerini siliyordur, onları bekleyen latty ve biana koridorun sonundan görünürken conrad öksürerek burnunu çeker ve yine eski conrad olurken kız kardeşler ewan’ın nasıl olduğunu soruyordur, conrad hala aptal cevabını verirken bianaya ofisin kapısını açar, latty’i de kendine alıp oradan uzaklaşırken biana kapıyı kapatır..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Lullaby

 

 

“andrea ağlıyor bu!”

 

eidan canhıraş bir şekilde ağlayan liv’i annesine verir, küçük kız birazcık sakinleşirken hala içini çekiyordur, andrea bir buçuk ayda 6 aylık gelişimini tamamlamış heyecanlı kızını havaya kaldırarak poposunu koklar, sonra yüzünü buruştururken eidan ellerini kaldırır

“bez değiştirme kontrat şartlarımızda yoktu..”

 

andrea gülerek peki derken bütün yardımları için eidan’a teşekkür eder, genç adam ne demek diyorken andrea kıranların ofisindeki bebek istasyonuna kızını yatırır, küçük poposundan bezini çıkarıyorken eidan da cebinden üç tane yüzük çıkarmıştır, andreaya uzatır

 

“hangisi güzel?”

 

andrea parıltılı yüzüklere bakıyorken hepsi birbirinden güzeldir, pırlantaların kesimleri üçünde de çok zariftir, ama genç kadın yuvarlak olanı tercih ederken eidan tamam der, yüzükleri bir cebine atıp diğerinden skor listesini çıkarır, yuvarlak olana bir tik atarken andrea kirli bezi çöp haznesine atıyorken sorar

 

“ne zaman teklif edeceksin?”

“damla kesimle yuvarlak arasındaki beraberlik bitince, bak yine berabere kaldılar..”

 

andrea gülerken eidan eğilerek liv’in başını öper, küçük kız eidan’ın kafasını tutarken gülüyor, eidan da ona dil çıkarıyorken liv kocaman gözleriyle alt dudağını emiyor, tepesindeki garip suratlı adamın ne olduğunu anlamaya çalışıyorken eidan onun habire hareket eden ellerini öper, sonra geri çekilirken annesi liv’in poposunu kaldırıyor, altına bezini koyup geri bırakırken küçük kız ağzını şapırdatıyordur..

 

 

“liiivvvv!”

 

küçük liv delialonanın sesini duyduğunda çığlığı basarken annesinin kucağında zıplamaya başlar, andrea gülerek kızını deliaya verirken liv pür neşe, delianın saçlarını çekiyor, elini genç kızın ağzına ve gözlerine sokmaya çalışıyor, sonra bir de üstüne gülümsüyorken delia liv’in ağzında gördüğü şeyle andrea’nın koluna yapışır

 

“andrea! diş!”

 

andrea nerede diyerek liv’in ağzına bakarken küçük kız başını geri çekerek ağzını kapatır, yine delianın suratıyla oynarken andrea kızının çenesini tutmuş, tatlı dille ağzını açmasını söylüyordur

 

“hadi bebeğim, hadi tatlım, aç bakayım anneye ağzını,aç-aç-afferin benim güzel bebeğim-delia, aman tanrım-evet, diş!”

 

andrea gülerek kızının başını öpüyorken liv bu sefer annesinin saçlarına saldırır, delia küçük parmaklara dolanmış saçları kurtarıyorken koridorun sonundan scott geliyordur

 

“bayanlar..”

 

en küçük bayan bu sefer babasının sesine dönerken bağırmaz, ama delianın kucağında hoplarken biraz sonra ellerde uçarak babasının kucağına geçer, scott kızının ellerini öperken konuşur

 

“gelinlik provası hayatım, geç kaldın..”

 

andrea ayyleyerek deliayı da kolundan çekerek provaya koşarken scott kızıyla konuşuyor, ikisi gülüşerek liv’in elleri neredeymiş oynuyorken scott şu anda evrendeki en mutlu adam, yavaş yavaş yürüyordur..

 

 

“scott bir dakika ofisime gelir misin..”

 

scott kucağındaki liv’le beraber ewan’ın ofisine girerken küçük kız sessizdir, ewan önünde 3 ayrı dosya var, onları scott’ın önüne koyarken scott tek eliyle dosyaları açıp bakıyor, o sırada liv ewan’a cilveleniyorken genç adam gülümseyerek küçük kızı babasından alır, onlar zıp zıp oynarken scott önünde duran ajan öz geçmişlerine bakıyordur

 

“ajana mı ihtiyacımız var?”

“evet.. seni artık zırt pırt görevlere yollamıyorum, yönetimde kalırsın, oyuncak yapacağımız birine ihtiyacımız var..bunlardan birini seçmemiz gerekiyor, görevi sana veriyorum..”

 

scott artık bu tip şeylere itiraz etmiyor, dosyaların birini daha açarken bir an duraklar, bir daha dikkatlice bakarken başını kaldırıp kızına dil çıkaran ewan’a bakar

“sen bunlara iyice baktın mı ewan?”

 

ewan liv’in saçlarını düzeltiyorken hayır der

“benim de elime yeni ulaştılar, ne oldu? bir şey mi var?”

 

scott biraz diyerek elindeki dosyayı onun önüne koyar, ewan kağıdın üzerindeki resmi ve ismi gördüğünde küfrederken hemen sonra liv’e dönüp özür diler, küçük kız daha çok onun kulağıyla ilgileniyorken ewan scott’a bakar

 

“adam bir de ajan çıktı, iyi mi?”

“ben ilgilenirim..”

“zaten sen ilgileneceksin, ben kızınla oynuyorum, değil mi liv? değil mi güzellik?”

 

ewan küçük kızın burnunu öperken liv gülümser, scott şeker kıvamına gelmiş ewan’ı bırakarak dosyayı alıp ofisten çıkarken liv ewan’ın saçını çekiyordur, ewan owwlar..

 

 

“bu adamın adı neydi?”

 

latty biananın sorusunu cevaplarken karnını tutuyor, sabahtan beri ağzının tadı yok, su bile içemiyorken biana masanın üzerindeki öbek öbek diplomatik rapordan birini daha alırken latty onun kolunu tutar, biana ona bakarken latty yüzünü buruşturur

 

“midem bulanıyor..”

 

biana o anda ikisini de tuvalete cisimlemiş, latty klozete eğildiği gibi içinde ne varsa boşaltmışken biana onun saçlarını tutuyor, kendininkileri de geri atıyorken latty uzanarak sifona basar, su hızla akarken genç kadın derin nefesler alarak biananın uzattığı kağıt mendili alır, ağzını silip onu da tuvalete atarken biana gülümser

 

“bir haftadır kusuyorsun-“

“geçecek..”

“ve geciktin..”

“söylediğime pişman etmesen?”

“ablalık yapıyorum, hoşuma gidiyor...”

 

latty gülümserken biana da gülümsüyor, onun saçlarını düzeltiyorken sorar

“ne zaman vien’e gideceksin..”

 

latty inleyerek ellerini yüzüne kapatırken biana onun ellerini tutarak yüzünden çeker ve tutarak ayağa kaldırırken biraz sonra ikisi de vien’in ofisine cisimlendiğinde biana latty’i öne sürer

 

“hamilelik testi yaptırmamız gerek vien..”

 

vien kaşlarını kaldırırken latty dudağını kemiriyordur, başını sallar..

 

 

“hamilesin latty, tebrik ederim..”

 

vien gülümserken latty kafasını kaşıyordur, biana da kardeşini tebrik ederken latty teşekkür eder, vien raporları kayıtlara geçiriyorken konuşur

 

“conrad’a üç gün içinde söylemezsen ben söyleyeceğim..”

 

latty ikisinden de nefret ettiğini söylüyorken vien sırıtır, biana ona teşekkür ederek küçük kardeşini alıp çıkarken eidan açık kapıdan içeri süzülür, vien onu görmemiş, hala bir şeyler yazmaya devam ediyorken eidan sessizce masanın önüne gelir ve hemen genç kadının önünde eğilerek sırıtır

 

“hey..”

 

vien de başını kaldırıp gülümserken eidan uzanarak onu öper, vien genç adamın yüzünü tutuyorken yuvarlak kesim sonunda liderliği kazanmış, bu akşam sahibine ulaşmayı bekliyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Craig David – Hidden Agenda

 

 

“ben bugün çiçekleri kesinlikle hallediyorum..çiçekçinin sahibi değişmiş, ya da oğluymuş, emin değilim, başka bir adamla konuştum..güller konusunda haber veririm-tamam..”

 

sienna telefonla konuşarak yürüyorken önüne mutluluktan uçan bir eidan çıktığında gülümser

“su kıran evleniyor tessa-hayır eidan olan, tamam sonra konuşuruz..”

ve telefon kapanırken eidan hava kırana sessiz olmasını işaret ediyordur

“daha gelin bilmiyor, sus..”

sienna hemen sesini küçültürken ikisi yürüyordur, eidan sorar

“bizim düğünümüzü de siz planlayacaksınız..”

“olur, ama çok para isterim..”

“sende hava ben de para tatlım, hallederiz..”

 

sienna gülerken saatine bir göz atar ve korkunç derecede geç kaldığını görürken hızla geçitlerin birine koşar, eidan daha nereye demeden sienna el sallayarak kaybolurken su kıran omuzlarını silkerek derin ve mutlu bir nefes alarak yoluna devam eder..

 

 

sienna şehir merkezindeki devasa bir çiçekçiden içeri girdiğinde sağ yanında zambaklar, soldan sarkan leylaklar, mis gibi kokan güller onu karşılıyorken genç kadın o kadar çiçek ve yaprak arasında kendisinden başka kimseyi göremiyorken içeri seslenir, birazdan yapraklar hışırdayarak arkadaki odanın birinden genç bir adam çıkar. genç adam bir hayli uzun boylu, sarışın, mavi gözlü ve hafif sakallı uzun yüzüyle genç kadına yaklaşıyor, onun yüzünü gördüğünde bir an duruyorken sienna onu görmemiş, güllerle ilgileniyordur, hiçbiri istediği gibi değil, iç çekerek tekrar önüne döndüğünde genç adamı görür, gülümser

 

“ah, merhaba.. sienna adams, sabah sizinle mi konuşmuştuk?”

 

genç adam başını sallayarak elini uzatırken tonlarca çiçek arasında genç kadının gülümsemesi parlıyordur, ikisi el sıkışırken her zamanki çiçekçinin oğlu olan genç adam adını bahşeder

“Lenald.. Gotham, lenald gotham.. lawrance babam..”

sienna başını sallıyorken çok memnun olmuştur, iki hafta önce sipariş edilen orkideler gelmiş midir onu sorarken lenald şöyle bir etrafına bakar, ellerini kotunun arka cebine atarken pek de çiçeklerin nerede olduğunu biliyor gibi değildir, sienna kaşlarını kaldırırken genç adam hafifçe gülerek elini ensesine atar

“çok yardımcı olmuyorum, değil mi?”

 

sienna bu soruya cevap vermeden sadece gülümser, ama zamanı değerlidir, sorar

“gelmişlerse depodadırlar, yerini gösterirseniz ben bakabilir miyim?”

genç adam siennaya yol verir, genç kadın önden giderken lenald onu takip eder..

 

 

sienna soğuk depoda çiçeklere bakıyorken hepsi gayet güzel görünüyordur, lenald onu bekliyorken sienna yine gülümseyerek genç adama döner

“hepsi çok güzel.. teslimat tarihi ve zamanını babanıza vermiştim..”

 

lenald başını sallarken sienna çantasından not defterini çıkarmış, çiçeklerle ilgili maddeyi kaldırırken gülleri not ediyordur, başını kağıttan kaldırmadan konuşur

“orkideler ve masa süslerinde bir sorun yok ama gelin çiçeği için kullanılacak gülleri sanırım başka bir yerden alacağız, sizi de zor durumda bırakmak istemezdim, ama lawrance bu sene luplex güllerinin verimiyle ilgili beni uyarmıştı..”

 

sienna konuştukça konuşuyorken lenald genç kadını izliyor, saçlarını kulağının arkasına atışına bakıyor, kalemi tutuşuna, parmaklarının kıvrılışına-

“siz mi evleniyorsunuz?”

 

sienna lafı kesilmiş, başını kaldırarak genç adama bakar, gülümser

“hayır, çok iyi bir arkadaşım için ayarlamaları ben yapıyorum..”

“sevindim..”

 

sienna hafifçe gülerken tekrar kağıdına döner, gerek olmasa da saçlarını tekrar kulağının arkasına atarken lenald gülümser..

 

 

“miss-miss bekleyin!”

 

sienna luplex’in karlı havasında yürüyor, başındaki bereyi düzeltiyorken arkadan az önceki genç adamın sesini duyduğunda döner, lenald olduğu gibi kendini dışarı atmış, o tarafa geliyorken sienna da adam bu soğukta o kadar yolu yürümesin diye ona yaklaşıyordur, lenald’ın hızlı nefesi buhar oluyorken sienna gülümseyerek bu kadar önemli ne olduğunu sorar, lenald cevaplar

“eğer isterseniz venüs’te sırf güllerle ilgilenen bir arkadaşım var, ona sorup istediğiniz türü getirtebilirim..”

 

sienna bir an ne diyeceğini bilemezken kocaman gülümser

“çok güzel olur, şey, teşekkür ederim-ama donacaksınız..”

lenald soğuğu unutmuşken güler

“önemli değil.. arkadaşımı bugün arar akşama doğru seni ararım-yani, sizi-

sienna gülerek önemli olmadığını söyler

“sağol lenald..”

genç adam gülümserken sienna genç adama elini uzatır, lenald önündeki uçuk pembe eldivenli ele bakar, uzanarak sıkarken bir anda ısındığını hissettiğinde sienna daha da gülümser, tekrar teşekkür ederek önüne dönerken lenald onun gidişini izliyor, sonra boş kalmış eline bakarken sırıtıp kafasını kaşıyarak karların arasında tekrar çiçekçiye döner..

 

 

“evet, kızlar toplanın..”

 

morgan kızları kahvaltı masasında babalarını bekliyorken alexa önündeki kasede süt içinde yüzen pirinç patlaklarına bal sıkıyordur, chris onların karşısına oturup önlerine bir tomar bröşür atar

“morganlar bu yarıyıl tatilinde nereye gidiyor?”

 

alexa ballı patlakları kaşıklarken yarı yıl tatili ona aittir, ilkokulun son senesinde güzel kız babası tarafından tatile götürülecekken annesiyle ikisi broşürlere bakıyordur, venüs, mars, jüpiter

“ben jüpitere giremem baba..”

 

chris doğru diyerek o broşürü bir köşeye atar, alexa gülerek devam ederken tessa marsı inceliyordur

“aslında marsa gidip okullara baksak fena olmaz-“

“tatilde okul mu bakılır anne- baba, ben luplex’e gitmek istiyorum, teyzemi özledim..”

“luplex’e gidersek bir aylık tatilinin bir haftada biteceğini biliyorsun, değil mi?”

 

alexa bir kaşık daha alırken başını sallar, ağzındakileri yuttuktan sonra konuşur

“ama onları çok özledim, sen daha yeni gördün hepsini, ama bana seneler oldu-anne, biz de luplex’e taşınabilir miyiz?”

 

tessa alexa’nın bombardımana başladığını anlamış, gülümserken chris bu fikir nereden çıktı diyordur, alexa babasına dönerek çok önemli sebeplerini açıklarken tessa bröşürleri kaldırıyordur..

 

 

sienna buz gibi havadan sonra maynard’dan içeri giriyorken gün sonunda herkes yine saraya dönmüş, büyük salondan sohbetlerin sesleri geliyorken biraz sonra genç kadın pata küte bir koşuş sesi duyduğunda o tarafa döner-

 

“teyzeee!”

 

sienna boynundaki atkıyı çıkarıp alexaya kollarını açarken iki sarışın çığlık çığlığa sarılıyordur, ikisinin de ne söylediğini dışardan biri asla anlamıyorken alexa arkadaki annesini gösterir, sienna bu sefer tessaya koşup sarılırken onları izleyenler chris’e ne olduğunu sorduklarında genç adam cevaplar

 

“alexa’nın okulu biter bitmez luplex’e taşınıyoruz..”

diğerleri de morganların büyük haberini öğrendiği anda bir uğultu içine girerken edward yine başıma dolanacaksın diyor, delia genç adamın kolunu falan çekiştiriyorken alexa arkadan ben ikna ettim! diye bağırıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Tonic – Lemon Parade

 

 

oreon’da sadece nöbetçilerin kaldığı bir saatte uçuş üssünde kendine sessiz bir köşe bulmuş, oakfox’un devreleriyle ilgilenen colm içeri giren topuk sesleri duyduğunda başını kapıdan çıkarıp dışarı bakar, etrafına bakınan bir delialona görürken o tarafa seslenir

 

“yine saklanırken kayıp mı oldun?”

 

delia onu duyunca üssün en ucuna döner, genç adamı görünce gülerek o tarafa yürümeye başlar

“bu sefer saklanmıyordum, kimse bana maynard’a dönüyoruz demediği için okuldan çıkınca merkez’e gittim, oradan da buraya getirdiler, daha doğrusu ben getirin dedim, adamlar hayır miss olmaz, sizi saraya götürelim! demiyorlar..”

 

colm gülerken delia merdivenlerden çıkarak oakfoxun içine girer, pilotun yanındaki koltuğa kendini bırakırken koyu mavi eteği havalanır, genç kız dirseklerini dizlerine yaslayarak colm’un ne yaptığına bakıyorken genç adam göz ucuyla ona bakar

“saraya gitmek istiyor musun?”

delia omzunu silkerken ona bakar

“sen?”

 

colm da onu taklit ederek omzunu silkerken delia gülerek onun koluna vuruyordur, colm sırıtarak işine devam ederken delia kalkar, ewan’ın çok değerli oakfox’unu şöyle bir dolaşıp gelirken colm çenesini kaşıyarak göstergeden akan küçük yazıları okuyordur, o sırada boynunu hafifçe sıkıştıran iki el hissettiğinde gözlerini kapatır, delia yavaş yavaş genç adamın omuzlarına doğru masaj yapıyorken, colm rahatlayarak başını eğer, delia gülümserken mırıldanır

 

“sen neden dönmedin?”

 

colm yine omzunu silker, delia elinin altındaki kaslara parmaklarını batırırken colm gülerek cevap verir

“canım istemedi, kimse beni aramaz zaten..”

 

delia awwlarken colm gözlerini devirir, genç kız omuzları bırakıp parmaklarını genç adamın saçlarından sokup başını ovarken colmun dudakları aralanmış, bütün gün aslında bunu istediğini anlamışken delia gülümser, biraz sonra genç adamın saçlarını tutup başını arkaya eğerken colm ona bakar

“ne var?”

“bir şey mi olması lazım, ayrıca o ne biçim bir ton, masözün müyüm ben senin?”

colm sırıtır

“olsan fena olmazdı..”

delia genç adamın kafasını yine öne eğerken colm boynunun kırılmamasını tercih ettiğini mırıldanır, delia kafayı biraz daha iterken colm elini arkaya attığı gibi onun eteğini yakalar ve öne çekerken delia gülerek feryat eder, biraz sonra colm’un kucağına düştüğünde genç adamın saçları karışmış, suratında az önceki gülüşün gölgesi, delianın yüzünü izliyorken genç kız şu anda neler olduğundan pek emin değil, beline dolanmış kolları tutuyor, hafifçe yutkunurken colm bunu gördüğü anda ellerini yavaşça çeker

“bu kadar boğuşma yeter, evet.. beni aramazlar, ama seni ararlar, hadi gidelim..”

 

delia bir şey söylemeden kalkıyorken colm da onunla beraber doğruluyordur, açık olan devreleri kapatır, sonra arkasını dönüp çıkacakken delia tam önünde duruyor, genç adamı tişörtünden kendine çekip dudaklarına uzanır, colm delianın dudaklarıyla gözlerini kapatırken genç kızı iterek açık kapının hemen yanına yaslar, delia hızla bir nefes alırken parmak uçlarında yükselerek kollarını genç adamın boynuna dolar..

 

 

delia bütün dikkatini colm’un dudaklarına vermiş, ikisi sanki zor bir problem çözüyormuş gibi yavaş ve dikkatli öpüşüyorken delia elini yavaşça colm’un saçlarına koyar ve genç adamın başını biraz daha çekerek ağzını açarken colm derin bir nefes alarak kollarını delianın belinden çözer, dirseklerinden kıvırıp duvara yaslarken delia genç adamla duvar arasında  eziliyor, hayatında hiç bu kadar heyecanlanmamış, colmun tadını alıyorken sağ bacağını genç adamın bacakları arasında hafifçe kaldırır, colm ellerini yumruk yaparak kendini genç kıza biraz daha bastırırken bir an sonra hangi genç kıza bunu yaptığını hatırlamış, nefes nefese geri çekilirken sersemlemiştir, delia’nın da ondan bir farkı yokken ikisi de nefes nefese, colm bir adım bile atmak istemiyorken delia onun gözlerine bakıyor, hafifçe gülümseyerek alt dudağını ısırırken colm’un göğsü hızlı nefesleriyle inip kalkıyor genç kızın kahküllerini yavaşça gözlerinden çeker, masmavi gözler parlıyorken genç adam eğilir, delia gözlerini kapatarak dudaklarının kapanmasını beklerken sıcak nefesi boynunda hissettiğinde dudaklarından çok küçük bir ah dökülür, colm başını hafifçe kaldırarak onun çenesini öperken geri çekilerek mırıldanır

“gidelim mi?”

 

delia hafifçe gülerek gözlerini açarken başını sallar

“gidelim..”

colm da gülümserken ikisi tamamen ayrılır, genç adam başını eğip aşağıdaki durumun ne olduğuna bakmaya korkuyorken delia kahküllerini düzeltiyor, ona bakmadan kapıya döner ve

“eşyalarımı alıp tekrar buraya gelirim..”

diyerek cevap beklemeden koşar adımlarla merdivenlerden inerken sırıtıyor, colm yüzünü sıvazlayarak derin bir nefes alıyordur...