![]()
#02 - Lenald SOUNDTRACK / Tonic –
Believe Me delia sırt çantası omzunda, bavulunu
çeke çeke geliyorken colm küçük beyaz araca yaslanmış, parmaklarını kapıda
tıpırdatıyordur, bavulun tekerlekleri ses çıkararak içeri girdiğinde genç adama
o tarafa döner, delia gözünün önündeki saçları üflyerek yürürken yarı yıl
tatili için dünyasını içine sığdırdığı bavulu colm’a teslim eder, kendisi içeri
girerken genç adam eline tutuşturulmuş şeye bakıyor, tam bir şey diyecekken
delia içerden az önce yaptığı masajı hatırlatır, colm gözlerini devirirken
bavulu alıp içerde bir yere koyar, delia kemerini bağlıyorken colm da yerine
geçer, dönüp delia’ya bakarken genç kız sırıtır, colm da gülerken delia başını
arkaya yaslayarak eve dönüş moduna geçer... “deliaaaa!” alexa bu sefer de delia’ya koşuyorken
iki deli sarılır, alexa hemen sonra kapıdan giren colm’a atılırken genç adam
bir adım gerileyerek ellerini kaldırır “kalp krizi geçiriyorum.. bu ne
güzellik?” alexa gülerek upuzun sarı saçlarını
savururken colm kalbini tutar, ufaklık kıkırdarken tessa onları görmüştür “sevgilisini bulmuş..” alexa colm’la olan büyük aşklarını
kimsenin bozamayacağını söylüyorken colm evet diyordur, onları ayıramazlardır,
şimdi gidip bir şeyler atıştıracaklardır, rahatsız edilmesinlerdir ve ikisi
mutfağın yolunu tutarken alexa ellerini kollarını sallayarak genç adama son bir
kaç senesinin özetini geçiyorken delia ve tessa onları izliyor, chris kızının
hangi kocaya kaçtığını soruyorken delia gülerek büyük salonda onlara
katılıyordur.. colm ve alexa dönüşte ellerinde
boylarıyla orantılı iki tepsiyle gelmiş, herkese birer fincan sıcak çikolata
veriyorken sienna fincanını aldığı gibi çalan telefonuyla ayaklanır, arka
cebindeki telefonu açıp antreye çıkarken karşıdaki ses lenaldındır, sienna
şöyle bir içeri bakıp sonra yürümeye başlarken konuşur “hey..” “nasılsın?” sienna ofisten içeri giriyor, kapıyı
kapatır “iyiyim, sen?” “idare ediyordum, şimdi daha iyiyim..” sienna onunla açık açık flört eden
adamın sesine gülümserken alnını kaşıyarak sorar “güllerden bir haber var mı?” “orkide ve masa süsleriyle aynı gün
çok güzel bir gelin çiçeği de gelecek..” “harika! çok teşekkür ederim lenald..” “bir şey değil, ama bir problem var..” sienna kaşlarını çatarken nedir diye
sorar “teslimat gününde babam burada
olamayacağı için ben halledeceğim, ama hala işlerin nasıl yürüdüğünü
anlamadığım için senin kesinlikle o gün orada olup olmayacağını merak
ediyordum..” sienna kendi kendine gülümserken
olabildiğince normal bir sesle cevaplar “tabii olacağım, merak etme sana
yardım ederim..” “sevindim.. bunu da hallettiğimize
göre bir şey soracağım..” sienna içinde garip bir tedirginlik
hissederken mırıldanır “tabii..nedir?” “yarın birer kahve içmeye ne dersin?” sienna parmaklarını dudaklarına
bastırırken gözleri kapıya dikilmiştir, neden saklandığını bilmiyor, ama gayet
açık bir şekilde saklandığı belliyken genç kadın dudağının içini kemirerek
başını sallar, ama telefonda konuştuğu için karşıdakinin görmediği biraz sonra
hatırlarken konuşur “elbette..” “öğlen? 12 – 1 ya da 2, bilmiyorum...” ikisi de gülerken sienna 1’de
olabileceğini söyler, lenald yine harika olduğunu söylerken genç kadına iyi
geceler diler, yarın görüşeceklerini söyleyerek iki taraf da telefonu
kapatırken sienna telefonu masaya bıraktığı gibi elini ağzına kapatarak az önce
ne yaptığını düşünür, telefon ona, o telefona bakıyorken hava kıran aleti
kaptığı gibi cebine atar, sonra derhal kendini dışarı atarken kardeşini bulmaya
koşar... sienna muhabbetin ve kalabalığın
arasından tessayı çekip almış, ikisi yukardaki kullanılmayan odaların birine
girerken tessa kaşlarını çatarak neler olduğunu anlamaya çalışıyordur, sienna
korkmuş bir kelebek gibi oradan oraya koşuşturuyorken tessa sorar “hamile misin?” sienna kalakalırken tessa kaşlarını
kaldırır, ablası elini sallayarak hayır derken ikisi de boş yatağın üzerine
oturur, sienna bağdaş kurup ellerini bacaklarının arasına saklarken mırıldanır “ben çok kötü bir şey yaptım-“ “o kadarını anladım sienna ne
yaptın!?” “çiçekçinin çıkma teklifini kabul
ettim..” tessa’nin beyni iyice ters yönde
çalışmaya başlamışken kaşlarını çatar “lawrance mı!?” “lenald, oğlu..” tessa ohlarken sienna uzanıp kardeşinin elini yakalar “neden yaptım bilmiyorum, ama adam
açık açık benimle flört ediyordu, çok hoşuma gitti tessa! nasıl anlatsam
bilmiyorum, normalde olsa aşırı bile gelirdi, rahatsız olurdum, ama şimdi
hoşuma gitti! kahve içelim mi dedi, evet dedim! gülüştük falan-tanrım!” sienna tessaya iyice yaklaşarak
fısıldar “flasleri aldatıyorum!” tessa’nın gözleri büyümüşken sienna yine
elini ağzına kapatır, kardeşi bir kaç saniyesini olayı algılamak için
kullanırken sonra başını sallar, kontrolü eline almış, sorar “yakışıklı mı?” sienna onun eline vururken cevaplar “bilmiyorum!” “kör mü oldun bir anda!?” “ben ne diyorum sen ne diyorsun!” tessa şşştlerken sienna derhal susar, tessa ablasının haline gülerken
sienna yine onun eline vurur, genç kadın ellerini çekerken hala gülümsüyordur “acıtıyorsun-ayrıca bir kahve içmekten
bir şey olmaz, git, egonu tatmin et, sonra da flaslere dön..” “değil mi?” “evet canım, evet.. ah güzel ablacığım
benim, hayatında hiç biriyle öylesine kahve içmediği için-“ “sen sus! bakire olacak bir de
başıma!” tessa gülerken sienna onun bacağını
çimdirir, tessa da onun saçını çekerken odaya doğru adım sesleri geliyordur,
iki kız kardeş derhal ayaklanarak biz
gizli bir şeyler konuşuyoruz diye adeta bağıran odadan çıkarlar, alexa kar
topu oynayacağız diye seslenerek milleti topluyorken herkes paltolarını almak
için odalara çıkıyordur... herkes paltolar için yukarı çıktığında
delia büyük salonda kalmış bir kaç fincanı eline almış, o sırada içeri koşturan
hizmetçi kıza önemli olmadığını söyleyerek mutfağa giderken hizmetçi kız
diğerleri dönmeden önce şömineyle ilgilenmeye gitmiş, delia kalçasıyla kapıyı
iterek mutfağa giriyorken colm buzdolabına eğilmiş, bir şeyler karıştırıyordur,
genç kız fincanları koyup genç adamın yanından dolaba eğilir ve colm’un havuç
beğenmeye çalıştığını görünce gülerek bir tanesine uzanır “bu güzelmiş, uzun, kalın..” colm’un eli bir havuçların üzerinde
kalırken delia uzun ve kalın havucu
diğer eline almış, colm’un dokunmadığı diğerlerine bakıyordur, genç adamın
hareket etmediğini gördüğünde bakışlarını ona çevirir “ne oldu?” “havuç..” delia kaşlarını çatarken colm genç
kızın buzdolabı ışığında aydınlanan yüzüne bakıyor, havuçlar öylece bekliyorken
delia gülümser, colm gözlerini kısarken genç kız az önceki havucu aralarına
sokar “kolay kolay kırılmaz..” colm kaşını kaldırırken delia sırıtır,
havuç yavaşça aradan çekilip ikisinin de yüzü birbirine yaklaşırken mutfağın
kapısı itilip alexa içeri dalar “colm havuç buldun mu?” delia hızla geri çekilirken colm
kafasını geri itip kapağa çarpar, alexa
hiilerken delia gülerek genç adamın kafasını tutar, colm delianın elindeki
havucu alıp bir hışımla alexa’ya uzatırken küçük kız mutlulukla alır, sonra
ikisini de ellerinden tutup mutfaktan çıkarırken colm kafasını ovuyor, delia
gülerek dudağını ısırıyordur.. SOUNDTRACK / The Beach
Boys – Frosty the Snowman “daha hızlı-daha hızlı-ADAM KARDAN DEV
YAPTI-CONRAD O NE?!” ewan abisine bağırıyorken conrad iki
kardan adam büyüklüğünde bir top yapmış, bahçede ne kadar kar varsa ewan’ın
önüne koyarken genç adam kısaca bunu yuh
olarak adlandırıyor, conrad sorunun ne olduğunu anlayamıyorken hemen
yanlarındaki çok kibar ve ne olduğu anlaşılan kardan adama bakar, latty ve
biana oradaki buradaki taşları toplayarak kardan adama ağız ve düğmeler
yapıyorken bu sefer conrad ewan’ın kafasına vurur “beşinci element dedik ama bir işe
yaradığını görmedim! git kafa bul!” ewan kardan adama değil de ona bir
kafa lazım olduğunu söyleyerek uzaklaşırken conrad onların kardan adamının obez
olduğunu söyler, alexa bir kahkaha atarken onların yanında sadece kucakta
zıplayarak varlığını sürdüren ve siennanın sıcacık havasıyla üşümeyen liv de
tükürüklerini savurarak bağırıyordur.. “taktım-taktım! BİTTİ! YENDİK!” delia ve delora zıplayarak sarılırken
colm ve favian onlara bakıyordur, colm elindeki havucun ucunu ısırırken favian
elindeki küçük çakıllardan birini deloranın poposuna atar, genç kadın gülerken
eidan’ın arabası sarayın önüne gelmiştir, herkes o tarafa dönerek artık nişanlı
oldukları düşünülen çiftin çıkmasını beklerken araba durduğu anda vien dışarı
çıkar, eteklerini tutarak bir hışımla merdivenleri çıkıyorken eidan motoru bile
susturmadan arkasından fırlar “BEN NEREDEN BİLEYİM YOLUN KAPALI
OLDUĞUNU! BEN Mİ KAPATTIM!?” “BİRİNE SORALIM DEDİM! YOK SORMAYALIM BULURUM BEN-BULDUN,
GÖRDÜK!” ikisi bağıra çağıra içeri girerken
kardan adam yapan saray ahalisi öylece onları izliyordur, colm havuçtan bir
ısırık daha alır.. SOUNDTRACK / Ashley Parker
Angel – Feel So Alive “O ARABANIN KLİMASINI DA TAMİR ETTİR
DEMİŞTİM, AMA O DA YOKTU EIDAN! DONDUM-“ “UNUTTUM! BAŞKA ŞEYLER DÜŞÜNÜYORDUM-“ “İKİ SAAT O SOĞUKTA BİLMEDİĞİMİZ
YERLERDE DOLAŞTIK-“ “BİLEREK YAPMADIM VIEN-“ “BİLEREK YAPTIN MI DEDİM!?” kardan adamları bırakıp diğerleri de
sessizce içeri girmişken büyük salondan hala bağırışlar yükseliyordur, alexa
önden yürüyüp kapının yanından eğilerek içeri bakarken onun üzerinden delora,
delialona, latty ve wusla da eğilmiştir, vien elini kolunu savurarak neden bu
kadar sorumsuz olduğunu bağırıyorken eidan altı üstü bir yolu kaybettiğini
söylüyordur “TABİİ SALAKLIK BENDE!NEDEN O KADAR
UZAĞA GÖTÜRÜYORSAM-BURADA SÖYLEYEBİLİRDİM-“ “NE SÖYLEYECEKTİN!?” “EVLEN BENİMLE DİYECEKTİM! AL, BİR DE
BUNU VERECEKTİM!” eidan cebinden siyan kadife kutuyu
çıkarıp açar, vien’in yüzüne uzatırken genç kadın dişleri sıkılı, kutudaki
güzelim yüzüğe bakıyordur, bir hışımla kutudan alıp parmağına takar “EVLENİRİM!” “İYİ!” “İYİ!” eidan genç kadını başından çektiği
gibi dudaklarına yapışırken vien de kollarını genç adamın boynuna dolayarak
sımsıkı ona tutunur, eidan ona iyice sarılıp kaldırırken vien feryat ederek
ayrılır “NEFRET EDİYORUM SENDEN ADAM!” eidan sırıtırken vien ağlıyor,
gülüyor, tekrar yere indirildiğinde parmağındaki yüzüğe bakıyorken bu sefer
gerçekten ağlamaya başlar, eidan onun elini alarak öperken vien tekrar onun
dudaklarına uzandığında herkes saklandığı yerden çıkıp alkış ve ıslıklarla birbirinden nefret eden çifti
kutluyordur.. “sizin düğünü de ellen’la beraber
aradan çıkaralım?” andrea ewan’ın koluna vuruyorken genç
adam gülüyor, eidan ben yaparsam saraylara layık düğün yaparım diyorken ona bir
sarayda olduğu hatırlatılır, su kıran her neyse diyerek nişanlısına sarılırken
vien gülümsüyor, genç adama biraz daha sokulurken conrad esner “karda buzda debelendirdiniz uykum
geldi, hadi herkes yatağa..” herkes mırın kırın bir şeyler
söyleyerek kalkıyorken latty conrad’a bakıyordur, genç adam ewan’ın ballı süt
isteğine gülüyorken ewan’ın kolunda odadan çıkan biana gülümseyerek kardeşine
bakar, bunun üzerine latty derin bir nefes alarak ayağa kalkar “gitmeden önce hepinize söylemek
istediğim bir şey var..” herkes olduğu yerde prensese dönerken latty bir anda bütün
bakışları üzerinde hissettiğinde ürperir, dudağını ısırarak dururken conrad ona
bakıyordur, genç kadın gülümserken genç adama bir adım atar “ben hamileyim..” ewan ha!?larken conrad yutkunur, biana ewan’ın kolunu sıkıyorken latty
gülümser... SOUNDTRACK / Christina
Aguilera – Save Me From Myself I know it's crazy everyday.. Well tomorrow may be shaky, but you never turn away.. Don't ask me why I'm cryin, cause when I start to crumble you know how to keep
me smiling, You always save me from myself.. And don't ask me why I love you It's obvious your tenderness is what I need to make me a better woman to
myself.. “biz çıkalım..” herkes biana’nın sesine uyanırken genç
kadın ewan’ı da kibarca olduğu yerden kopararak dışarı çıkar, diğerleri de yüzlerinde
kocaman birer gülümsemeyle dışarı çıkarken alexa koşarak latty’e sarılır,
öperek bırakırken annesi kapıda onu bekliyor, iki morgan güzeli de çıkıp büyük
salonun kapılarını kapatırken latty tekrar şuursuzca onu izleyen conrad’a
döner.. “bir şey söylemeyecek misin?” conrad yine yutkunurken sadece onun
karşısında bu kadar korunmasız kalıyor, kelimelerini sadece bu kadın yüzünden
bir saniyede kaybedebiliyorken latty uzanarak ellerini tuttuğunda başını eğerek
ellerinin içindeki küçük ve nazik ellere bakarak mırıldanır “korunduğunu sanıyordum..” “aşı bazen böyle küçük süprizlere izin
verebilirmiş..” conrad bakışlarını latty’nin gözlerine
kaldırırken genç kadının ellerini biraz daha sıkı tutar “istiyor musun?” latty başını sallarken conrad
gözlerini kapatır, genç kadın gülümseyerek ona uzanırken conrad lattynin
dudaklarını hissettiğinde tutuğu elleri omuzlarına koyar ve genç kadını
belinden sararak kendine çeker.. “emin misin?” latty gözleri kapalı, alnını conrad’ın
çenesine yaslamışken kendi kendine güler “olmayayım mı?” “ne zaman öğrendin?” “bu sabah..” conrad iç çekerken latty geri
çekilerek onun yüzüne bakar “bir bebeğimiz olacak diyorum, ama
sanki birini kurban edecekmiş gibisin conrad, yapma.. lütfen..” genç adam eğilerek genç kadının dudaklarını
öper ve ayrılırken konuşur “kadınlar benden çocuk yapmakta
tereddüt ederler latty-“ “ben o kadınlardan değilim.” “biliyorum..” “güzel, o zaman mutlu ol, gülümse..” conrad gülümserken latty de gülümser- “çok güzelsin..” genç kadın omuzlarını kaldırarak
başını eğerken conrad onun saçlarını öpüyor, kendine çekerek sarılıyorken latty
genç adamın göğsüne saklanıyor, güçlü kollar onu sımsıkı sarıp koruyorken
minnacık bir bebeğin ruhu can buluyordur.. SOUNDTRACK / William Joseph
– Stella’s Theme andrea bir süre liv’i uyutmaya
çalışmış, ama ufaklığın umrunda bile değilken ikisi küçük bir yürüyüşe
çıkmıştır, genç kadın dorian’ın odasının önünden geçiyorken durmuş,
döndüklerinden beri kimseyle doğru düzgün tek kelime etmemiş, çok seyrek
odasından çıkan ateş kıranın kapısını tıklatır, doğal olarak içerden cevap
gelmezken andrea yavaşça kapıyı açar, azar işitme riskine rağmen başını içeri
eğerken dorian odanın bir köşesinde, şöminenin ışığında yere oturmuş, kapağı
açık bir kutunun etrafına saçılmış mektup ve fotoğraflara bakıyorken andrea iç
çeker ve usulca mırıldanır “ziyaretçiniz var..” dorian elindeki mektuptan başını
kaldırıp andreayı ve kucağındaki bebeği gördüğünde bir şey söylemez, sonra
tekrar mektubuna dönerken andrea hala emin değil, ama bir kere içeri girmiş,
kapıyı arkasından kapatarak genç adama doğru ilerler, liv çıt bile
çıkarmıyorken dudağını emiyordur, annesi genç adamın karşısında yere oturur “liv uyumadı, biraz yürümeye
çıkmıştık..” dorian yine cevap vermezken andrea ona
uzanarak elini tutar “dorian üzgün olduğunu biliyorum, inan
hissediyorum.. birbirimize bağlıyız,
seni hissediyoruz, anlıyoruz-“ “anlayamazsınız..” andrea buz gibi sesle susarken dorian
elini çeker, mektubu bırakarak kalkarken andrea da doğrulur “tam anlamıyla yaşamıyor olabiliriz-“ “andrea, lütfen.. daha önce konuştuk,
yalnız kalmak istiyorum-“ “bir
süre yalnız kalmak istiyordun dorian, neredeyse iki ay olacak, artık
buradan çıkman gerek, bizim aramıza, hayatına
dönmen gerek..” genç adam başını iki yana sallayarak
yere eğilir ve kağıtları toplamaya başlarken andrea onu izliyor, ateş kıranın
acısı toprağı da yakıyorken genç kadının kucağındaki liv onlara aldırmadan bir
anda gülerek zıplar, ikisinin de bakışları küçük kıza dönerken liv annesine elini
sallıyor, sanki bir şey anlatmaya çalışıyorken andrea gülümseyerek kızının
elini öper, liv onu bırakıp bu sefer dorian’a uzanmaya çalışırken genç adam
onlara bakıyordur, liv artık mızmızlanmaya başlamışken neredeyse annesinin
kucağından düşecek, ellerini uzatarak dorian’ı istiyorken genç kadın ilerler,
yere çökerek liv’i dorian’a uzatırken küçük kız genç adamın saçlarına uzanır,
dorian başını çekerek uzaklaşırken liv şu ana kadar atmadığı bir çığlık
attığında andrea irkilir, dorian hızla küçük kıza bakarken liv’in çenesi
büzüşmeye başlamış, andrea kızının ağlayacağını biliyor, tam kalkacakken dorian
küçük kıza ellerini uzattığında durur, liv de genç adama uzanırken andrea
bebeğini ateş kırana verir, liv dorian’ın saçlarına tutunarak genç adamın
alnını ısırmaya çalışırken dorian onu geri çekerek saçlarını kurtarır, liv bu
sefer de küçük elleriyle genç adamın yüzünü tutarken dorian onun masmavi
gözlerine bakıyor, liv bacaklarını sallayarak genç adamın dudaklarıyla
oynuyordur, andrea ikisini izliyor, her an dorian’ın liv’i geri vermesini
bekliyorken genç adam yere oturur, liv’i biraz daha kendine çekerek daha düzgün
tutarken küçük kız yine başka bir bacağa oturmuş, dorian’ın siyah gömleğine
tutunurken minik başını genç adamın koluna yaslar, dorian gözlerini kapatarak
güzel bebeğin yumuşacık saçlarını öper, gözlerinden bir damla yaş düşerken
andrea hafifçe gülümseyerek derin bir nefes alır.. bir süre sonra liv dorian’ın kucağında
uyuyakalmış, andrea ve dorian da ateşin sıcağında sessizce oturuyorken dorian
sırtı duvara yaslanmış, göğsünde uyuyan ufaklığa bakar, liv yatağı kadar sıcak
bir yer bulmuş, kolları iki yana açık, dudakları parlayarak uyuyorken dorian
hafifçe yanağını okşadığında ağzını şapırdatır, genç adam gülümserken andreaya
döner “uyudu..” andrea da neredeyse uyumak üzere,
kıvrıldığı koltuktan kalkarken dorian liv’i uyandırmamaya çalışarak kalkar,
küçük kızın başını tutarak kapıya giderken andrea sesini çıkarmıyor, genç adam
odadan çıktığında gülümser ve onu takip ederken kapı arkalarından kapandığında
şöminenin ateşi zayıflayarak söner.. SOUNDTRACK / Corrine
Bailey Rae – Put Your Records On “güllere bakmaya gittim ben, unutma..” tessa yüz bininci kez tamam demiş,
ablasına atkısını uzatırken sienna sırıtır, tessa onu kapı dışarı ederken
sienna kapıda onu bekleyen arabaya atlar, şehirdeki önemsiz kahve randevusuna
giderken tessa gülümseyerek kapıyı kapatıyordur.. sienna çiçekçinin önünde arabadan
inmiş, teşekkür ederek işi bittiğinde arayacağını söyler, şoför tabii diyerek
uzaklaşırken sienna kapıya döner, o sırada lenald bu sefer paltosunu giymiş,
elinde tek bir gülle çıkarken kapıyı arkasından çekerek kilitler, sienna
atkısına biraz daha sarılarak bekliyorken genç adam gülümseyerek elindeki gülü
ona uzatır “örnek..” sienna gülerek alır, kan kırmızı gülü
koklarken başını sallar, sonra yapraklarına dokunurken lenald ellerini cebine
sokmuş onu izliyordur “olmuş mu?” “olmuş, evet..kimden almış olduk?” “rose delaine..” siennanın gözleri büyürken lenald
sırıtır, genç kadın güle daha başka bir gözle bakarken konuşur “dilek yolundaki[1]
en güzel gülleri miss delaine yetiştirir, kaç gezegene her gün kaç milyon gül
gidiyordur tanrı bilir-gülle işin varsa hemen delaine dersin-neden daha önce
düşünemedim..” genç kadın kendi kendine konuşuyorken
lenald güler “bir şey değil..” “ah tanrım-çok teşekkür ederim
lenald..” genç adam bir şey değil diyerek
arkasını gösterir “yolun sonunda küçük bir kafe var,
oranın kahvesi için ölecek adamlar tanıyorum..” sienna hmmlar ve peki diyerek öne düşerken elindeki gülle oynuyor, lenald
da havadan sudan konuşarak yanında yürüyorken küçük kar taneleri düşmeye
başlıyordur.. saatler geçmiş, hava kararmak
üzereyken küçük kafedeki müşteriler sürekli değişmiş, sadece sienna ve lenald
yerlerinden kıpırdamamışken her çeşit kahveden içilmiş, kurabiyeler denenmiş,
yan masalarla bile muhabbet edilmişken sienna çok eğlenmiştir.. Her şeyden konuşmuşlar, bazen sebepsizce
gülmekten yerlere yatmışlarken lenald çok rahat bir adamdır, kimsenin ne
düşüneceğini takmıyor, bir saat boyunca dudağının üzerindeki kahve köpüğüyle
oturmuş, gelen geçene selam vermiş, ne zaman birinin ona dudağında köpük
olduğunu söyleyeceğini merak etmişken en son yaşlı bir teyze cebinden bir
mendil çıkarıp genç adamın dudağını silmiş, saçlarını da düzeltmişken lenald
cici kadının ellerini öperek teşekkür etmiştir, bu bütün gün boyunca siennanın
aklına kazınan anlardan sadece bir tanesi olmuşken genç adamın annesinin ne
kadar güzel kek yaptığı, babasının evrenin en beceriksiz ama zevkli balıkçısı
olduğu, kardeşlerinin ondan daha deli olduğunu, kaç okul değiştirdiğini, en
sonunda mimar olup şehir dışında kimsenin almaya yanaşmadığı ahşap evler inşa
ettiğini öğrenmiştir.. “neden kimse almıyor merak ettim,
sağlam yapmıyor musun?” “üfleyince yıkılıyor, evet..” sienna gülerken lenald da gülüyor,
doğru düzgün cevap verir “kimse artık ahşap evlerin o kadar
para edeceğini düşünmüyor, altın suyuna bile batırıp çıkarsam adam gelip tahta bu diyor, almıyor..” siennanın içtiği kahve burnundan
gelirken lenald ama öyle diyordur,
küçük bir kurabiyeyi daha ağzına atar “hiç ahşap bir evde yaşadın mı
sienna?” genç kadın peçeteyle yüzünü siliyorken
hayır der, lenald omzunu silker “ben de yaşamadım, fazlasıyla iğrenç
bir şey ki kimse istemiyor..” sienna gülerken lenald bitmiş kahve
bardağını sallıyor, konuşur “içinde yaşamasam da çok sevdiğim bir
tane var, hemen şehir dışında, şimdi adını hatırlayamadığım bir gölün yanında..
görmek ister misin?” “şimdi mi?” “bilmem, yarın, öbür gün?” sienna elindeki peçeteyi top
yapıyorken düşünüyordur- “kötü bir niyetim yok-“ “ah hayır onun için değil-“ “tahta sevmiyorsun..” sienna gülerken lenald da gülümser,
genç kadın peçeteyi boş bardağın içine atarken konuşur “ben..biriyle beraberim, o yüzden
böyle sen.. sonra ben, eve gidiyoruz, kahve vesaire-“ “oh..” genç kadın başını sallarken lenald
oturduğu yerde biraz dikleşir “senden çok hoşlandığımı itiraf etmem
gerek sienna, biriyle beraber olmamanı dilerdim..” sienna cevap vermiyorken lenald
gülümser “o halde teklifimi sadece arkadaş
olarak tekrar sunuyorum, ev gerçekten çok güzel, hem kimbilir, belki çok
seversin sana satarım..” sienna gülerken yine saçlarını
kulaklarının arkasına atıyor, konuşur “pekala, o kadar güzelse görmek
isterim tabii, ama ancak düğünden sonra yapabiliriz, bu hafta başımı kaldıracak
zamanım olmayacak..” “olur.. ev bir yere gitmiyor.. maalesef..” “belli mi olur, belki beni
bekliyordur..” lenald gülümseyerek genç kadına göz
kırparken sienna bitmiş bardakları gösterir, ikisi de biraz daha kafein
alırlarsa kahve çekirdeği olacaklarını düşünüyor, artık kalkmaya karar
verirler. “arkadaş olarak teklif etti tessa-“ “ben de yedim, evet..” tessa alexa’nın döküntülerini
topluyorken o arada ablasının ifadesini de alıyordur, sienna alexanın büyük
ayıcığını alıp yatağa otururken konuşur “ama sen bir şey olmaz demiştin,
hatırlatırım..” “ben sadece kahve içeceksiniz, geçecek
bitecek sanmıştım..” “ben sana dedim..” “adamla çıkan ben miyim sienna?” sienna susarken tessa katladığı
kazakları dolaba koyarak kapağı kapatır, o da
siennanın yanında yatağa otururken ablası ayının burnuyla oynuyordur,
tessa konuşur “onun ne düşündüğü önemli değil, sen
ne düşünüyorsun?” sienna ayıcığı bırakıp başını kaldırır “ne düşüneceğim? ben zaten arkadaş
olmak istiyordum-“ “ama arkadaş olmadığınızı bile bile
adamla kahve içmeye gittin-“ “çünkü sen bir şey olmaz dedin-“ “yalan söyledim, sen görmeden
anlayamazdık zaten-sorumu cevaplasana sen!” sienna yine susarken tessa kaşını
kaldırır “bak, eğer başka biriyle beraber olmak
istiyorsan gidip flaslere söyle.. adam seni hapiste tutmuyor-“ “istemiyorum başka birisini ben-“ “lenald’ı istiyorsun doğru-“ “tessa!” “sienna ben anlarım, merak ediyorsun,
nasıl olacak, acaba daha mı güzel olacak, ya aradığım adam oysa falan filan-“ “ama flasleri kaybetmek istemiyorum-“ “aldatıp ortaya çıkınca sonsuza kadar
nefret edilmek daha mı güzel?” “sen iki kardeşle aynı anda çıkınca
tabii-“ “onu karıştırma artık! bitti gitti,
evlendim ben sienna-hem ben zaten chris’i istiyordum-“ “hadi canım-“ “adamla evlendim diyorum sana!“ “ben de mi evlenmek zorundayım!?” tessa inleyerek ellerini yüzüne
kapatır ve kendini yatağa bırakırken sienna ofluyordur, ayıcığı tessanın
üzerine atıp o da kardeşinin yanına uzanır.. SOUNDTRACK / Bond -
Lullaby Bir hafta sonra.. “gel tatlım, hadi liv, ağlama güzelim,
şşt...” sienna kucağındaki liv’i susturmaya
çalışıyorken andrea gelinliği falan boşvermiş, soyunma odasından koridora
çıkar, liv daha da bağırırken andrea gelinliğinin kuyruğunu toplayıp arkasından
çeker, bebeğini kucağına alırken delia genç kadının topuzuna inciler
konduruyor, liv sussun diye bir de kaş göz hareketleriyle şebeklik yapıyorken
küçük kız ağladıkça ağlıyordur, andrea ne yapacağını şaşırmış, çaresizce
siennaya bakarken delora erkeklerin soyunma odasından çıkar “verin bebeği bana..” andrea daha bir şey diyemeden delora
küçük kızı kucağına alırken liv’in de aklı karışmış, bir an susar gibi olur,
delora herkesi tekrar soyunma odasına tıkıp kapıyı kapatır, koridorda iki kız
yalnız kalmışken küçük olanının gözü hala yaşlıdır, delora sorar “nedir problem?” liv doğal olarak cevap vermiyorken
delora onun gözlerinin içine bakıyordur liv susmuş, sadece iç çekiyorken delora
küçük kızın saçlarını düzeltir “bak anneyle baba evleniyor, ağlamak
olur mu hiç, ayıp..” liv yine bir şey demezken bir şekilde
deloranın parmağını yakalar, yakaladığı gibi de ağzına sokup kemirmeye
başlarken rahatlamış, delora gülerek ufaklığa bakıyorken babanın odasına doğru
gidiyordur “zehirleneceksin ojeden, bırak..” liv bırakmıyorken delora parmağının
altındaki dişi hissediyordur, zavallı çocuğun dişi kaşınıyor, bir tanrının kulu
da kaşıyıcıyı getirmeyi akıl etmemişken liv parmakla mutlu, odadan girip
babasını gördüğünde bağırır, scott o tarafa dönerken kollarını kızına uzatır,
liv bir eli deloranın parmağını tutmuş, diğerini babasına uzatırken scott
parmağı kemirdiğini görünce yerdeki bebek çantasına eğilir, diş kaşıyıcısını
çıkarıp kızının eline verirken delora baba
işte! diyor, liv parlak renkle bir anda büyülenmiş, deloranın parmağını
atıp babasının kucağına geçiyorken kaşıntıyı falan unutup kaşıyıcının rengine
gözlerini dikmiş evire çevire inceliyordur, babası da aynada papyonunu
düzeltirken bir an yansımasına daha dikkatle bakar, kucağındaki beyazlar içinde
parlayan bebeğin güzelliği ve daha da önemlisi o bebeğin kendi kucağında olması genç adamı gülümsetirken dönerek kızının
başını öper, liv bir şeyler mırıldanırken delora hadi artık onların inmesi
gerektiğini söylüyor, erkekler odayı boşaltırken alt kattaki büyük kilisede
konuklar yerlerini buluyordur.. ![]() |


