“ablan yine ortalığı karıştırıyor

#04 - Concon

 

“ablan yine ortalığı karıştırıyor..”

 

chris colm’a dönerken kaşlarını çatar

“ne yapmış?”

“var olması yeter..”

 

chris rahatlarken colm kapıdan giren cameron’a bakıyor, bakıyor, bakıyor-

“ne zaman gideceğiz chris?”

“bilmiyorum cameron, bitirmem gereken bir kaç şey daha var, biraz daha oyalanamaz mısın?”

“oyalanacak bir şeyim yok-hey..”

 

cameron ona bakan colm’u fark etmiş, gülümser

“colmdu değil mi?”

 

colm başını sallarken genç kadın onun parmaklarına bakıyor, yüzük falan göremiyorken sorar

“çekmecende küçük kırmızı kutular var mı colm?”

 

genç adam kaşlarını çatarken cameron sırıtır ve chris’e döner

“sen işine bak küçük kardeşim, ben oyuncağımı buldum-“

“cam-“

“işine bak dedim chris.”

 

chris iç çekerek önüne dönerken cameron kapıya döner, eliyle colm’a gelmesini işaret ederken genç adam elinde ne var ne yoksa chris’in önüne atar ve sarışını takip ederken chris alnını sıvazlayarak neden ailenin en küçüğü olduğunu sorgular..

 

 

“colm-hey..”

 

colm ve cameron arkadan gelen sese dönerken delialona onlara doğru geliyor, cameron’ı görünce gülümser

“nasılsın cameron?”

 

cameron sadece gülümserken delia colm’a döner

“bir şey konuşmamız lazım-“

“bekleyebilir mi?”

 

delia cameron’a bir bakış atarken başını sallar

“tabii.. bekler..”

“güzel, görüşürüz..”

ve colm cameron’ı belinden tutarak yürürken delialona dişlerini gıcırdatarak ikisinin arkasından bakar..

 

 

SOUNDTRACK / Pussycat Dolls – Bite the Dust

 

 

“anne, dorian nerede?”

 

wusla içeri dalan delia’yı gördüğünde kaşlarını çatar

“kapıyı çalmayı-“

“çok önemli..”

“iyi misin-“

“çok iyiyim ben, dorian’ı bulursam hele turp gibi olacağım, kıranların ofisinde yok-“

“vien’in yanındadır-“

“süper, bir tanesin! öpücük, sevgi vesaire..”

 

delia uçarak odadan çıkarken wusla deli kızının büyüdükçe babasına benzediğini görüyor, gülümseyerek işine döner..

 

 

“dorian, selam, nasılsın?”

 

delia vien’in ofisinden çıkan dorian’ın yanına yamanırken genç adamın koluna girip en güzel gülümsemesini gösterir, ateş kıran kaşını kaldırırken onu şöyle bir süzer

“ne yaptın?”

“bir şey yapmadım, masumum, ama senden bir şey isteyeceğim..”

“kötü bir şey mi?”

“hiç olur mu! muhteşem bir şey.. cameron morgan’la seks yapmanı istiyorum..”

 

dorian yürümeyi bırakırken delia hızını alamamış, sendeleyerek tekrar dorian’a döner, genç adam aldığı tekliften pek mutlu değilken delia dudağını kemiriyor, az önceki sevimli halinden hemen açıklama yapma haline geçip ellerini açar

“sen tutkusun, ateşsin.. kıransın ve halka hizmet ediyorsun-“

“ama jigolo değilim ve kadının tanımıyorum bile-“

“görsen nasıl güzel, taş, bir içim su-“

“ve bu beni nasıl ilgilendiriyor?”

“kadın öyle bir tür ki, seks yapmazsa ölüyor..”

“tanımadığım kadınlarla yatamam delia, üzgünüm..”

 

genç adam yoluna devam ederken delia ayağını yere vurarak tekrar onun peşine takılır

“ama bak dorian kadın ölecek diyorum-“

“gidip bu işi parayla yapan birini bulsun öyleyse, daha fazla ısrar edersen kalbini kırarım delia-“

“kırmazsın-dorian-hadi lütfen, yatma tamam, ama colm’un başından çek en azından..”

 

dorian yine yürümeyi bırakmış, hafifçe gülümseyerek genç kıza döner, delia o gülümsemeyi gördüğü anda parmağını onu suratına kaldırır

“birine söylersen kalbini kırarım.

“baban duyarsa-“

“ikimizi de öldürür, sakın! ayrıca bir şey yok aramızda, olsa colm kalkıp o kadınla düşüp kalkmaz-“

“o zaman özgür bir adam, ne isterse yapar-“

“sen benim tarafımdasın, dorian lütfen! bir kerecikkk, kadını baştan çıkart, dikkatini dağıt yeter-“

“birini zorla elde edemezsin delia, colm için bunu yapmaya çalışıyorsan şimdiden vazgeçmelisin..”

 

delia’nın bakışları gölgelenirken dorian genç kızı kolunun altına alarak sarılır ve yürümeye devam ederken konuşur

“ama yardım edeceğim, miss morgan-“

“miss deme ona-“

peki.. cameron’ın niyeti açık, colm’un zarar görmesini istemeyiz..”

“değil mi? en büyük kıran sensin dorian, diğerleri yalan..”

 

genç kız uzanarak dorian’ın yanağına bir öpücük bırakır, yakalarını düzelterek iyi şanslar diler

“colm’un ofisine gittiler-“

 

dorian bunu duyunca bütün planları iptal ederek elini kaldırır

“hayır o zaman. olmaz, olan olmuş zaten-“

“ama dorian!”

“aması falan yok-“

“tamam, tamam dur, o zaman ben gidip basayım-“

“basmak yok-“

“ben hallederim! sen sadece benden sonra gelip cameron’ı hallet-“

“söylediklerim için beni pişman etme delia-“

“etmem, bak pis işi ben yapıyorum, güzel bir kadını baştan çıkarmanın neresi pişmanlık!? bir de ateş olacaksın! gelip geçen herkesi yakman lazım, nedir bu pasiflik-“

“tamam, sus.. hadi git-“

 

dorian üzerine atlayan kızı tutar, bütün kemikleri sıkılarak yerlerinden oynarken delia onu bırakarak koşuyor, dorian aylardır bir olaya karışmamayı başarmış, bu seferkinin de sessizce bitmesini istiyorken sağlık departmanından çıkar..

 

 

“colm aslında düşündüm de-AH PARDON!”

 

delia colm ve cameron’ı duvarda gayet büyük bir zevkle öpüşürken yakalamış, colm onu görünce ellerini cameron’ın üzerinden çekerken sarışın kadın da dudağının kenarını silerek eteğini düzeltiyordur, delia ısrarla kapıda dikilirken ellerini birbirine vurur

“gerçekten üzgünüm, ama çok önemli bir şey çıktı-“

“savaş mı?”

 

delia cameron’ın saçını başını yolmak isterken tabii ki hayır diyordur, devam eder

“oreon içinde olmayan birine bilgi vermemin yasak olduğu kadar önemli bir şey..”

“bana bir şey gelmedi delia-“

“düşün, o kadar önemli.. çok soru sorma da benimle gel colm..”

 

colm elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi cameron’a bakar, sonra gömleğini pantolonunun içine sokuşturarak delianın önünden geçip dışarı çıkarken delia arkadaki sarışın kadına el sallar

“sonra görüşürüz cameron..”

 

genç kadın tabii diyerek nefret dolu bir gülümseme sunar, delia kapıyı açık bırakarak uzaklaşırken tam bir aydır seks yapmamış, ve ciddi ciddi ölümden korkan cameron başını tutarak gücünü toplamaya çalışır..

 

 

“gabriel, nerdesin?...iyi değilim, hayır.. gelip beni alman gerekiyor-chris’e söylersem telaştan ölür, milleti ayağa kaldırmasın.. oreon’da olduğumun farkındayım, ben senin gelip beni almanı istiyorum gabriel, kimse beni öyle görsün istemiyorum.. tamam, çabuk ol..”

 

cameron telefonu kapatıp ceketinin cebine atar, chris’in odasına dönmek için yürürken topuklular ayaklarını sızlatıyordur, genç kadın zaten dengesini zor buluyorken ayakkabıları çıkarır, çıplak ayak yürürken bir an nerede olduğunu kavrayamaz, etrafına bakarken geçitten çıkan birini gördüğünde o tarafa ilerler

“chris morgan’ı tanıyor mu-tanrım..”

 

ve genç kadın dorian’ın kollarına yığılırken genç adam şaşkınlıkla onu tutar..

 

 

dorian kucağındaki kadını en yakın ofisin birine sokmuş, koltuğa yatırırken cameron bir şeyler sayıklıyordur, dorian onu bırakıp vien’i aramaya kalkacakken cameron genç adamın kolunu tutar, gözleri aralanırken mırıldanır

“sen şey değil misin-ateş..”

 

genç kadın kurumuş dudaklarını ıslatırken dorian onun yanına çöker

“öyleyim evet, iyi misin?”

cameron başını iki yana sallayarak cıklarken dorian’ın kolundaki eli yavaşça genç adamın gömleğine çıkar, kumaşı kavrayıp kendine çekerken dorian kaşlarını çatar, cameron acı çekiyor, fısıldar

“seks..”

 

dorian kaşlarını kaldırırken cameron onun dudaklarını uzandığında genç adam bir anda beyninin alev aldığını görür, ağzını açarak genç kadınınkine kenetlerken cameron inler..

 

 

SOUNDTRACK / Timbaland – Scream (feat. Keri Hilson & Nicole Scherzinger)

 

 

cameron dudakları eziliyorken elinin altındaki adamı biraz daha kendine çeker, dorian koltuğa tutunarak genç kadının üzerine çıkarken cameron inleyerek ona sarılır, ateş kıranın elleri incecik bacaklarda dolaşıyorken cameron başını geriye iter, dorian hafif bir parfüm kokusunun geldiği bembeyaz teni öperken cameron’ın eli genç adamın pantolonuna inmiş, kemeri açmaya çalışıyorken dorian onun elini iterek kendisi halleder, genç kadın bacağını kaldırarak genç adamın kalçasına yaslarken dorian yoluna çıkan ince kumaş parçasını parmaklarıyla bir kenara çeker ve kendini hızla genç kadına iterken cameron feryat ederek parmaklarını dorian’ın omuzlarına geçiriyor, dudağını ısırarak kalçasını daha da kaldırıyorken dorian yanıyor, cameron hayat buluyordur..

 

 

dorian nefes nefese kalmış, kendini tekrar iterken cameron gülerek genç adama sarılır

“öyle kal-tanrım-sen nesin..”

 

dorian genç kadının boynunu ısırırken cameron kasılıyor, ateş kıran kendini biraz çekerek tekrar iterken altındaki kadın güçsüzce inler, başını geri atıp sarı saçları koltuğa yayılıyorken dorian onun zevkini izliyor, cameron ateşin saçlarını tutarak çekiyorken dorian inleyerek boşalıyor, cameron damarlarındaki kanın kaynadığını hissediyordur..

 

 

dorian kemerini düzeltirken cameron uyuyakalmış, genç adam onun yanına eğilir, bir an ne diyeceğini bilemezken sarı saçları hafifçe iterek konuşur

“cameron..uyan..”

 

genç kadın onu duymuyor, hayatının belki de en derin uykusundayken dorian onun rahatlamış yüzünü izler, elini boynuna koyarak kalbinin atışını dinlerken cameron başını oynatarak yattığı yere biraz daha yerleşir, dorian etrafına bakarak onun üzerine örtecek bir şeyler ararken tekrar genç kadına dönüp keskin mavi gözleri gördüğünde bir an durur, cameron gülümser

“hayatımı kurtardın..”

 

dorian cevap vermezken genç kadın derin bir nefes alarak kalkar, kollarını gererek saçlarını düzeltirken koltuğun bir yerlerinden ses geliyordur, cameron elini sokarak telefonunu bulur, çıkartıp açarken arayan gabrieldir, genç kadın gülümser

“iyiyim..çabuk gelmişsin.. jaden’ı neden getirdin-tamam.. kötüydüm gabriel! ölmediğime sevineceğine-görevin umrumda değil, kimse duymaz merak etme-peki.. görüşürüz..”

 

cameron gözlerini devirerek telefonu kapatırken dorian’ın varlığı tekrar aklına gelir, genç adam ayağa kalkarken sorar

“bir şeye ihtiyacın var mı?”

cameron gülümser

“senin cepte taşınan versiyonunu veriyorlarsa onu alabilirim..”

dorian gülümserken cameron ayağa kalkar ve elini uzatır

“doğru düzgün tanışamadık.. cameron morgan..”

“dorian marcell..”

 

genç kadın çok memnun olduğunu söylerken dorian da gülümseyerek zevkin ona ait olduğunu söyler ve genç kadına yol verirken cameron teşekkür ederek yürür, odadan çıkarken dorian da onu takip eder..

 

 

“deprem olmuş..”

 

ewan conrad’ın elindeki kağıtlara bakarken ne zaman diye sorar

“bir kaç saat önce, can ve mal kaybı yok, herkes korkmuş sadece-“

“hissettim ben!”

 

ewan onları duyup yanlarına gelen andreaya bakarken gülümser

“olurken mi?”

andrea gülerek genç adamın koluna vururken vien ve biana onların yanına geliyordur, ewan kağıtları sallayarak genç adama döner

“aşağıda deprem olmuş..”

“ölen var mı?”

“kaçıncı yüzyıldayız tatlım, tabii ki yok..”

 

biana güzel diyorken şöyle bir etrafına bakar, gereksiz bir görevli falan göremezken tekrar diğerlerine döner

“hamileyim ben ewan-ölmeden önce dinle..”

ewan hayati faaliyetlerini kapatmış, sadece önündekini görüyorken konuşur

“geç kaldın, ama yine de anlat..”

 

conrad gülümserken biana anlatır

“çocuğumuz normal bir çocuk olmayacak, ben su kıranım sen de beşinci elementsin, dengelerin kontrol altında tutulması gerekiyor..”

“dengeler beni kontrol altında tutusun, çocuğum olacak!”

 

biana gülümserken conrad kardeşinin kafasını yakalar, ikisi sevinirken andrea sen de mi yarın doğuracaksın diye sorar, biana hayır, 1 hafta derken ewan felç olur, conrad küfrederken vien araya girer

“ondan önce başka bir şey daha var, kraliçe evlilik dışı çocuk yapamaz-“

“kim demiş-“

“ben dedim.. evlenmeden çocuğu doğuramam ewan-“

“içinde mi tutacaksın-“

“başka bir boyutta doğura-“

“saçmalık. hemen bugün evleniyoruz, conrad git yüzükleri getir-“

“köpeğinle karıştırdın galiba-“

“yüzük mü var-“

“olmaz mı çekmecede hadi conrad-“

“döverim kendi işini kendin yap-“

çocuklar! sakin..”

 

andrea, ewan ve conrad kraliçeye dönerken latty ve cuslov koridorun sonundaki ofisten çıkıyordur, kalabalığı gördüklerinde neler olduğunu sorarlar-

“hamileyim latty-“

“efendim?!”

“hem de bir hafta sonra doğuracakmış!”

 

latty karnını tutarak bu sefer de ewan’a bakarken conrad kardeşinin kafasına vurur

“çocuğumu düşüreceksin!”

“seninkinden önce benimki geliyor!”

“yarış mı bu, kim ne zaman isterse gelsin!”

 

ewan ve conrad benim bebeğim seninkini döver kavgası yapıyorken bayanlar toplanıp daha sessiz bir yere gidiyor, cuslov kraliçenin evlilik dışı çocuğu olmasının çok da iyi bir fikir olmadığını söylüyorken biana da aynı fikirdedir, latty hala biana’nın 1 hafta sonra nasıl doğuracağını soruyorken andrea ben bir günde doğurmuştum diyerek olaya kıran yönünden bir ışık tutar, latty zaten karnındakinin her an çıkmasından korkuyor, karınını okşarken biana onun elini tutarak cuslov’la evlilik meselesini konuşuyordur..

 

 

“bir hafta içinde çocuğum olacak, kafayı yiyeceğim, yardım et...”

 

ewan’ın az önceki coşkusundan eser kalmamış, conrad’ın ofisinde dört dönüyorken abisi masaya yaslanmış, onu izliyordur, ewan elini kolunu sallayarak anlatmaya devam eder

 

“çocuk olması fikri kötü bir şey değil, zaten istiyorduk-“

“ne zamandan beri-“

“her zamandan beri, bir kaç kere teklif etmiştim, sizin bilmediğiniz geçmişlerde-gerçi sen biliyorsundur-her neyse o zaman çocuk yapalım, benimle beraber saraya dön demiştim, ama kabul etmemişti-“

“şimdi etti-“

“hamile olduğuna göre, etmiş.. ben zaten korunmuyordum, seçeneği ona bırakmıştım, kabul etmiş..”

 

ewan’ın içi ısınırken conrad da gülümser, ewan o hafif mutluluk anından sonra tekrar telaşa kapılır

“bu çocuk çok şey olacak-bir kere prens olacak ve bu beni kral yapıyor-tanrım.. kral olacağım..”

 

ewan artık bunu da düşününce koltuğa yığılırken conrad gülüyordur

“kimsenin şaşıracağı bir şey değil, zaten herkes kaptan crash kral olsun diye adaklar adıyor, tahta çıktığın gün bayram ilan edilir, orasını boşver-“

“çocuğum ne olacak? su mu olacak, ateş mi olacak-her şeyden önce insan mı olacak? ya bir akvaryum falan çıkarsa-ya yanlış bir şey olursa conrad? biana mahvolur, ben de mahvolurum-iki kere mahvolurum-“

“nefes al..”

“latty hamileyim deyince ben sana nefes al mı dedim!çocuğum ucube olacak diyorum!”

“saçmalamaya başladın, beynine oksijen gitmiyor, nefes al..”

 

ewan derin bir nefes alırken conrad gidip kardeşinin yanına oturur, genç adamın dizini sıvazlarken konuşur

“çocuğunuz ucube olmayacak, sen de kusursuz bir kral olacaksın, ben de gurur duyacağım, sen de gurur duyduğum için benimle dalga geçeceksin, ben de seni pataklayacağım, bu demek oluyor ki her şey yoluna girecek..”

ewan gülümserken başını sallar, conrad aferin diyorken kardeşi sorar

“bir hafta içinde evlenmem gerek ve ben o kadına yol üstüne hadi şimdi evleniyoruz! dedim.. nerede samanyolu, nerede romantizm?”

 

conrad romantizmden falan anlamıyorken omzunu silker, ewan silkme o omzu diyorken sorar

“latty’e ne zaman evlenme teklif edeceksin, kız ağzının içine bakıyor resmen..”

“öyle mi yapıyor?”

“latty korkuyor conrad, sen de korkuyorsun ve latty seni daha çok korkutmaktan korktuğu için bir şey demiyor, ama bir şeylere ihtiyacı var.. sahiplenilmeye, onun da bu benim diyeceği bir şeye ihtiyacı var-ayrıca kral olunca prensesin çocuğu evlilik dışı dedirtmem..”

 

conrad gülümserken ewan onun omzuna vurur hafifçe

“bitti artık, büyüdüm.. kendi hayatını yaşayabilirsin..”

“hala her şey bir anda kopup yıkılacakmış gibi geliyor.. sen anlamıyorsun belki, ama ben biliyorum ewan.. yine bir şey olursa-“

“bu sefer yalnız değilsin, ben varım, latty var..”

“latty’le asla olmayacakmış gibi geliyordu.. bazen o sanki başkasının çocuğunu doğuracak ve ben yine ikinci adammışım gibi hissediyorum-“

“latty mi öyle hissetiri-“

“hayır-hayır, onunla ilgisi yok, genel olarak bir şeylerin tamamen bana ait olması fikri uzak gibi geliyor sadece..”

“seni istemiyorum diyorsan anlarım..”

 

conrad gülerek genç adamı kafasından çekerken ewan kendini kurtarınca ona bakar

“o düşünceyi kafandan ancak sen silebilirsin, çünkü ben daha fazla nasıl kardeşin olabilirim bilmiyorum, seninle aynı odada oturuyorum, düşün..”

“dayak istiyorsun sen..”

“lenarta’da çenemi kırdığını hala unutmadım-“

“hak etmiştin-“

“o zaman kardeşin değildim-“

“her zaman kardeşimdin..”

 

ewan gülümseyerek işte böyle derken conrad gafil avlanmış, gülerek başını iki yana sallıyor, ewan arkasına yaslanarak omzunu abisinin omzuna dayıyorken conrad nasıl romantik olunurmuş peki diyerek konuyu asıl amacına yönlendiriyordur..

 

 

 “gabriel..”

 

lobide bekleyen genç adam ve jaden o tarafa döndüklerinde cameron ve dorian onlara doğru geliyordur, jaden halasına sarılıp omzundaki çantasına asılırken dorian’a selam verir, tekrar genç kadına dönerken

“tam zamanında aradın hala..”

 

cameron kaşlarını çatarken gabriel oğlunun kafasına bir fiske vurur, jaden sırıtırken cameron kardeşine yine ne işler çevirdiğini sorar, gabriel onların arkasından açılan asansör kapılarını gösterir

“iş görüşmem var..”

cameron ve dorian arkalarını dönüp scott’ı gördüklerinde dorian kaşlarını çatar, cameron gözlerini devirirken jaden’a elini uzatır

“sen gel benimle tatlım..”

jaden halasıyla beraber giderken dorian ortada kalmıştır, scott iki genç adamın yanına geldiğinde gabriel’le el sıkışır, sonra dorian’a döner

“franco’nun nerede olduğunu biliyor musun dorian?”

“calis’le beraber luplex’e inmişlerdi-“

“scott..”

 

herkes franconun geldiği tarafa bakarken genç adam calis’e teşekkür ederek diğerlerinin yanına gelir

“geç kaldım üzgünüm, gabriel..”

iki genç adam el sıkışırken scott artık yukarı çıkabileceklerini söyler, üçü asansörlere giderken dorian yine arkada kalmış, lobiye girip çıkanlara bakıyor, ilerde yeğeniyle birlikte güle konuşa sohbet eden cameron’a bakar ve arkasını dönüp geçitlere giderken jaden halasına luplex’te alacakları evin büyüklüğünü anlatıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Rihanna – Shut up and Drive

 

 

“nasıl gidiyor morris?”

 

ashley kimlik kartını okuturken güvenlik görevlisi morris genç kadına selam verir, ashley oreon güvenlik departmanı kapılarından içeri girdiği gibi sol taraftaki toplantı odasının kapısını tıklatır, abisinin onayını duyduğunda kapıyı açar

 

“geç kaldım, maynard’da bebekler için-“

 

Toplantı masasının en ucunda oturmuş, onu görünce arkasına yaslanıp gülümseyen gabriel’i gören ashley eli kapıda, kalakalır, bakışları abisine dönerken scott ona oturmasını işaret eder, ashley kapıyı kapatarak gösterilen yere oturur, bacak bacak üstüne atarak önündeki dosyayı açarken konuşmaya devam eder

 

“bebekler için ek önemleri onaylıyordum, geciktim, üzgünüm..”

“ashley, gabriel morgan’ı tanıyorsun..”

 

ashley genç adama dönmeden önce önündeki kağıtlarda yazan kimlik bilgilerine hızla göz atar, içinden okkalı bir küfür ederken hiç belli etmeden gabriel’e döner

“görünen o ki gerçekten tanımıyormuşum..”

gabriel hafifçe sırıtırken scott devam ediyordur

“gabriel aktif görevlerde benim yerimi alacak ve ekibe başkanlık edecek, senin de onayını almak istedim..”

 

ashley başını sallarken dosyadaki kağıtları çeviriyordur, şekil ve ses değiştirebilme, kullanabildiği en az yüz tane araç çeşidi, ustalaştığı dövüş sanatları, özel hayatı, sevgilileri, karısı, oğlu..

 

genç kadın her sayfada içinden başka küfürler ederken franco yanağını kaşıyor, elindeki kalemle bir şeyler karalıyorken ashley okumasını bitirdiğinde gabriel’e döner

“oreon’un görevleri guadalaraja’daki özel görevlere benzemez gabriel, jaden’ın babasının bu tip riskler almasından rahatsız olacağını düşünüyor musun?”

“jaden akıllı bir çocuktur, bir gün gelip birisi ona benim öldüğümü söylediğinde ne yapacağını biliyor..”

 

ashley pekala diyerek dosyayı kapatır ve abisine döner

“itiraz edeceğim her hangi bir şey yok..”

 

scott hafifçe gülümser ve başını sallayarak gabriel’e dönüp elini uzatır

“oreon’a hoş geldin gabriel..”

 

ikisi el sıkışırken ashley ayağa kalkar

“izninizle, sarayda beni bekleyen çok iş var..”

 

beyler de ayağa kalkarken scott konuşmaya ofisinde devam edilebileceğini söylüyor, francoya teşekkür ederken ashley dosyayı alarak odadan çıkar, topukları döşemeyi kırarcasına vuruyorken asansörün düğmesine basar, elindeki dosya sıkmaktan yamulmuşken kapılar açıldığında genç kadın içeri girer, lobinin düğmesine basıp önüne dönerken kapanan kapıların arasından bir el girdiğinde ashley gözlerini devirir, gabriel ona bakarak içeri girerken genç kadın kollarını kavuşturur, genç adam sırıtırken kabinin kapıları kapanır..

 

 

“söylemedim, görev sırrı.. üzgünüm..”

 

ashley sayıları her katta azalan göstergeyi izliyorken mırıldanır

“eminim..”

“bu akşam bir şeyler içmeye ne dersin?”

“hayır derim..”

 

asansörün kapıları açıldığında ashley beklemeden dışarı çıkar, gabriel onu takip ediyorken konuşuyordur

“artık meslektaş olduğumuza göre-“

ashley hızla genç adama döner

“bir şeyleri oldurtmaya çalışma gabriel, kimsenin göründüğü gibi olmadığını tahmin edecek kadar iyi bir ajanım ben, git abim sana ne söylüyorsa yap, benimle işin yok..”

 

gabriel kaşını kaldırırken ashley ona açılan kapıya döner, çıkış kapısına kenetlenmiş aracın içine girer ve kapılar kapanırken gabriel kollarını kavuşturarak hafifçe gülümsüyor, aracın içindeki ashley ise bir hışımla dosyayı açarak daha bu kahrolası herif hakkında neyi bilmediğini öğrenmeye çalışıyordur, genç kadın yıkık dökük kulübedeki gece hayatının en iyi seksini almış, sonra da aylarca bir daha adamın ruhunu bile duymamıştır, bu şekilde karşısına geldiği için ondan nefret ediyorken yer aldığı görevlerin listesini okuyor, daha fazla dayanamayarak dosyayı kapatıp bir kenara atar, utanmasa okulda da aynı sınıfta olacaklarını düşünüyorken başını koltuğuna yaslayarak gözlerini kapatır..

 

 

SOUNDTRACK / Plumb - Me

 

 

“acil durum burada mı?”

 

colm girdikleri ofis malzemeleri odasına bakarken delialona ona dönmüş, elleri belinde, ayağını yere vurarak bekliyordur, colm ellerini açarak bir şey söylenmesini umuyorken delia konuşur

“böyle mi olacak? önceden bilirsem ben de ona göre hareket edeceğim-hayır bilmediğim için yanlış zamanlarda yanlış yerlere gidiyorum, sonra benim yüzümden seks şeyleri-her neyse kadın, o ölüyor-“

“ölmüş mü-“

“ölmez, dorian’ı yollamıştım-“

“ne yaptın-“

“colm beni dinler misin?”

 

colm susarken delia kollarını indirir

“colm, ben senden hoşlanıyorum sanırım... en azından kıskanıyorum-“

“cameron olayı istemeden oldu-“

“önemli değil, dinlemeye devam et..”

“sustum..”

 

delia gülümserken devam eder

“bu yüzden senin ne düşündüğünü bilmem gerek, evet ya da hayır değil, ne düşünüyorsun?”

 

sessizlik olurken genç adam ensesini ovarak yere bakıyor, delia dudağını kemiriyordur, tekrar ellerini kaldırarak konuşur

“tamam-anladım, sormadım var say-gerçekten-“

“delia-“

“ciddiyim colm, saçmalıyorum.. geçer, yarın unuturum ben, ya da öbür gün, sen bir şey yapmak zorunda değil-

“delia-“

ciddiyim. anlıyorum colm, gerçekten-“

“neyi anlıyorsun?”

“olmayacağını..”

“olmaz mı dedim?”

 

delia cevap vermezken gözleri demesen de olur diyordur, genç adam ona doğru bir adım atar-

 

“öpme-“

“öpmeyeceğim-“

“ama yaklaşıyorsun..”

 

colm gülerek başını eğerken delia da gülümser

“hep böyle olacak işte colm, sen bir adım atacaksın, benim içim pır pır olacak, öpüşeceğiz, sonra devam edeceğiz.. ben bunu istiyor muyum bilmiyorum, ewan da aynı şeydi, sanırım.. bilmiyorum, o yüzden soruyorum..bir adım daha atarsak saklamak aşağılık olacak, saklamazsak da..”

 

colm başını kaldırıp ona bakarken sorar

“saklamazsak ne olacak?”

“bilmiyorum, ewan daha kolaydı..hafıza vesaire-”

“ama onunla olmadı..”

 

delia başını sallarken colm uzanarak onun yüzünü tutar, genç kız derin bir nefes alırken biraz sonra colm dudaklarına eğildiğinde başını ona kaldırır..

 

 

gün bitimine yaklaşırken oreon’da kraliçenin odası karanlık, sadece masadaki okuma ışığı yanıyorken biana hem biraz yalnız kalmak istemiş, hem de okuduğu şeyler bir hafta sonra doğacak bebeğin endişesini alıyorken kapı tıklatıldığında biana başını kaldırır ve girilmesini mırıldanır, açılan kapıdan kocaman karnıyla latty içeri girerken biana gülümser, prenses kapıyı arkasından kapatarak yürürken masanın karşısındaki iskemleler yerine koltuğa döner, biana da kalkmış, onun yanına giderek kardeşinin sırtına bir yastık koyarken latty gülümser, biana onun saçlarını düzeltirken latty’nin gözleri dolmuş, hafifçe burnunu çekerken ablasının elini tutar

“teşekkür ederim..”

 

biana bir şey değil diyorken latty’nin kahvrengi gözleri yaşlardan parlıyor, genç kadın mırıldanır

 

“senden başka kimsem yok benim.. ne annem, ne babam.. conrad da benimle evlenmiyor-bir tek sen varsın biana, sen olmasan yapayalnız olacaktım, yapayalnız doğuracaktım, nasıl yapardım?”

 

biana iç çekerek kardeşine sarılırken latty ona tutunur, eli karnında, gözlerinden yaşlar süzülürken mırıldanır

“korkuyor musun?”

“neyden?”

“bebekten, benim ödüm patlıyor..”

 

biana kendisininki gibi uzun saçları okşarken gülümser

“biraz..”

“ewan çok mutlu oldu..”

“biliyorum..”

“sen de mutlu musun?”

 

biana başını sallarken latty elini onun karnına koyar

“hissediyor musun? şimdiden?”

“bir kaç gündür hissediyorum..”

 

latty başını kaldırıp ablasına bakarken şaşırmıştır, sorar

“neden söylemedin?”

“emin değildim latty-“

“beni kolumdan çekip vien’e götürdüğün gibi ben de seni çekerdim..”

“hoşuna giderdi, değil mi?”

 

latty gülümseyerek yüzünü silerken biana onun başını öper, babasının günahlarından o sorumlu değildir, bilmemiştir, büyürken ablasını hiç görmemiş, ama ablası onu hep korumuşken şimdi de kardeşinin ona ihtiyacı var, belki de ikisinin de birbirine ihtiyacı var, birbirlerine sarılmış, sessizce oturuyorken zaman akıp geçiyordur, latty mırıldanır

 

“eve gidelim..”

“gidelim..”

 

biana latty’le beraber yavaşça kalkarken prenses bir an karnını tutar, hafifçe gözlerini kapatırken mırıldanır

“tekme..”

biana gülümserken ona destek oluyor, ikisi yavaş yavaş yürüyorken kapı tıklatılır, ewan kapıyı açıp önce karanlık odayı görür, sonra latty ve bianayı fark ederken gülümser

“eve gidiyoruz..”

 

ikisi de başlarını sallarken ewan kapıyı iyice açıp onlara yol verir, latty önden çıkarken ewan da biananın beline sarılmış, koridorun sonunda onları bekleyen conrad’a bakar, genç adam latty’e elini uzatarak onu yanına alırken genç kadın ona tutunur, başını genç adama yaslayarak yürürken dördü birlikte eve dönerler..

 

 

SOUNDTRACK / Christina Aguilera – Save Me From Myself

It's not so easy loving me..

It gets so complicated, all the things you've gotta be

Everything's changin, but you're the truth

I know it's hard, but you've broken all my walls,

You've been my strength, so strong..

 

 

latty uyku için yatağa girmiş, ama gözüne bir damla uyku girmiyordur, bir sağa bir sola dönmek istiyor, onu bile yapamıyorken gözleri hala kapalı, iç çekerek öylece yatmayı seçer, biraz sonra banyonun kapısı açılır, ışık kapanır, yorgan kaldırılıp conrad yatağa uzanır, latty birazdan karnının üzerindeki eli ve sırtına destek olan vücudu hissederen rahatlayarak mırıldanır

“uyuyamıyorum..”

“neren ağrıyor?”

“her yerim, ayrıca çok fazla tekme atıyor...”

 

conrad genç kadının boynunu öperken bebeğe hala bir isimle seslenmediklerini hatırlar, iç çekerek dudaklarını lattynin başına yaslarken genç kadın karnındaki eli tutarak gözlerini açıyor, sorar

“benimle beraber olmaktan korkuyor musun conrad?”

 

genç adam cevap vermezken latty açık pencerenin önünde dalgalanan perdelere bakıyor, mırıldanır

“hamileyim dediğim günden beri uzaksın, fiziksel olarak değil belki, ama aklın benimle değil.. yanlış mı yapıyoruz?”

“hayır tatlım, iyiyim..”

 

latty tekrar başı öpülürken gözlerini kapatır

“değilsin..nedir seni sıkan, bilmek istiyorum.. konuşmuyorsun conrad, lütfen söyle.. tek başıma yapamam..”

 

conrad’ın içi sızlarken derin bir nefes alır, latty cevabın geldiğini hissediyor, gözleri kapalı, bekliyorken genç adam usulca konuşur

“gerçek değil gibi.. tüm bu olanlar, biana, ewan, sen.. bebek.. bunların hepsini ben yaşıyor olamam diyorum latty, bir kardeşe ya da bir bebeğe sahip olamazmışım gibi, sana sahip olamazmışım gibi geliyor..”

 

latty iç çekerken parmaklarını genç adamın parmaklarına kenetler

“ama sahipsin.. ben de, ewan da, bebek de sana ait.. ben sana aşığım conrad, sen olmadan ayakta duramam, sen olmadan uyuyamıyorum bile... sen beni öpmeden, sarılmadan, ben buradayım demeden yapamam.. ama korkuyorsan da bilmeliyim, neye sahip olduğunu unuttuğunda hatırlatmalıyım.. korkma, lütfen..”

 

genç kadın omzuna düşen bir damla yaşı hissettiğinde gözlerini açar, başını conrad’a kaldırırken genç adam ona bakıyor, mırıldanır

jonathan..bebeğimizin adı..”

 

latty gözleri dolarak gülümserken başını sallar

jonathan lysander..

“latty lysander..”

 

latty gözlerini kapatırken conrad eğilerek genç kadının dudaklarını örter ve ayrılırken fısıldar

“evlenelim..”

genç kadın da başını sallarken gülümser, conrad tekrar ona eğilirken ikisi de ellerinin altında bir tekme hissettiklerinde latty gülerek karnına bakar, conrad da gülümsüyorken konuşur

“uyu artık concon, annenle işimiz var..”

“concon nedir conrad-“

“jonathan çok uzun..”

 

latty gülerek genç adama uzanır, ikisi hafifçe öpüşürken latty tekrar önüne döndüğünde conrad onu sarmalıyor, genç kadının yorgun sırtını kendine yaslayıp başını öpüyorken latty oğlu ve kocasıyla beraber uykuya dalıyordur..