![]()
#05 - The Royal Gettogether “ewan, tatlım çok uykum geldi, ne
zaman yukarı çıkmama izin vereceksin?” biana telefonu açmış, üst kattaki
ewan’la konuşuyorken genç adam birazcık daha beklemesini, onu çok sevdiğini
söyler, biana peki diyerek telefonu kapatırken oturduğu koltuğun yanında duran
dergileri görür, delora’nın herkes nişanlanmaya başladıktan sonra aldığı gelin
dergilerinden birini alır, sayfalarını çevirirken her sayfada muhteşem
gelinlikler vardır, biana bir kaç sayfa sonra artık gördüğü modellerin olduğu
sayfanın kenarını kıvırmaya başlamış, kendi kendine gülümserken ewan salona
girmiş, onu dergiyle görünce gülümser “bitti, gidebiliriz..” biana dergiyi kapatıp ona bakar “emin misin?” “eminim eminim, hadi..” biana gülümseyerek kalkar, dergisini
de yanında götürürken ewan kolunu uzatır, genç kadın daha da gülümseyerek
girer, ikisi merdivenlere ilerlerken ewan heyecandan ölüyordur, biana genç
adamı kitap gibi okuyabiliyorken sesini çıkarmıyor, sonuçta ne göreceğini
bilmiyor, ona eşlik ederken ikisi basamakları tırmanırlar.. SOUNDTRACK / Missy Higgins – Nightminds In our honesty, together we will rise out of our
nightminds, and into the light at the end of the fight... en üst kattaki kraliyet yatak odasının
önüne geldiklerinde ewan bianayı bırakır, kapının önüne geçip arkasını dönerek
kolları tutarken genç kadın ona bakıyordur, gülümser, ewan da gülümseyerek
kapıları açıp iki yana iter.. sarayın en geniş odasının dört
köşesinde her boydan bir sürü mum pırıl pırıl parlıyorken yatak bembeyaz gül
yapraklarıyla kaplı, yaprakların ortasında kırmızı küçük bir kutu duruyorken
komodinde zarif bir şişe şampanya, iki ince uzun kadeh kutlamanın başlamasını
bekliyordur.. biana elini dudaklarına götürerek
içeri girerken ewan kapıyı onun arkasından kapatır, o anda usul bir müzik
başlarken biana başını sağa çevirir, uzun pencerelerden gece içeri süzülüyorken
göl sanki onlara şarkı söylüyor, genç kadın gözleri dolarak gülümserken
saçlarının uçlarında hissettiği parmaklarla o tarafa döner, ewan gülümseyerek
ona bakıyorken konuşur “herşey olup bittiğinden beri normal
olmaya çalışıyoruz, farkındayım. sanki yıllardır hep böylemiş gibi..” biana parmaklarının tersiyle hafifçe
yanağını silerken ewan onun saçlarını omuzlarından geriye atıyor, devam eder “ama değil, çok uğraştık, çok
çabaladık-çabaladın, ben farkında
bile değildim.. sen acı çektin, her şeyi sen başardın ve sonunda geri döndün..” genç kadın gülümserken o acıların
hepsine değmiştir, uzanarak genç adamın yüzünü elleri arasına alır, parlayan
kahverengi gözlerine bakar, güzel gülümsemesini tekrar görürken ewan eğilerek
onu öper ve ayrılırken mırıldanır “seni çok seviyorum, o yüzden bazen aptallaşıyorum..” “ben seni öyle de seviyorum..” “biliyorum, o yüzden seni
bırakmıyorum..” biana gülerken ewan onun kimseye böyle
gülmediğini biliyor, tekrar genç kadının dudaklarını örterken elini yatağa
uzatır, kırmızı kutu uçarak eline geçerken biana hissetmiş, ayrılarak genç
adamın eline bakar, ewan kutuyu açarak kraliçesi için sakladığı yüzüğü
gösterir.. su kadar berrak, sahip olduğu krallık
kadar asil yüzük mum ışığında parlıyorken ewan yüzüğü çıkarır, kutuyu tekrar
yatağın üzerine atarken biana gülümser, genç adam onun elini almış, yüzüğü
takmadan önce sorar “kraliçem, zavallı komutanınız ewan
cra-lysander’la evlenir misiniz?” “evet..” tek bir basit kelime ikisi için de
yeterken ewan yüzüğü genç kadının parmağından geçirir, biana hızla bir nefes
alarak eline bakıyorken bütün hayatı, çocukluğu, aşkı, kaçışı, dönüşü, sahip
olduğu her şey olan adama döner, ewan onun konuşmasına izin vermeden
dudaklarına eğilirken ikisi için kelimeler hiç gerekli olmamış, biana genç
adama sarılarak başına tutunuyorken suyu ruhu özüyle birleşiyordur.. biana teni gül yapraklarına değdiğinde
gülümser, ewan üzerinde, boynunu öpüyorken genç kadın ellerini iki yana açmış,
parmaklarının arasından yapraklar akıyor, teninde sıcak bir nefes dolaşıyorken
kendini üzerindeki adamın sıcaklığına kaldırır, ewan gülümseyerek onun
dudaklarını bulurken biana da gülümsüyor, ikisinin de elleri birbiri üzerinde
dolaşıyorken saklanmak ya da acele etmek yok, normal olmaya çalışmak yok, yavaş
yavaş tenlerinin tadını çıkarıyorken ewan kendini bianaya bastırdığında genç
kadın inleyerek dudaklarını ısırır, genç adam onun bacaklarından birini
kavrayarak hafifçe kaldırıp kendini sıcaklığa iterken biana derin bir nefes
alarak bir eli güllerin arasından örtüyü sıkıyor, diğeri ewan’ın başını
tutuyor, uzanarak genç adamın dudaklarını örter.. SOUNDTRACK / Bond - Scorchio sadece iki gün sonra.. “konuklar gelmeye başladı,
neredeler-bak evlenmiyorlarsa ikisini de öldürürüm!” delora soyunma odalarına atılacakken
favian gülerek onu tutar, delora da gülüyorken gerçekten yorulmuştur, flasler
hazırlıklara yetişememiş, ama düğün günü kesinlikle geleceğini söylemişken
bütün işler deloranın başına kalmıştır, basına laf anlat, tebrikleri kabul et,
davetiyeleri gönder, neden bu kadar çabuk sorularına cevap ver, yine tebrikleri
kabul et, gelen çiçekleri kokla, pastaları tad, gelinliğin eteğine kulp bul,
latty’i nedime giysisinin içine sığdır, sen sığdıramazsan modacı sığdırsın, ama
önce git modacıyı bul, bulamadıysan kendin dik.. her şey bir
şekilde hallolmuşken genç kadın luplex’in ve dış uzayın yıllardır beklediği,
uzun zaman sonra ilk defa olacak kral ve kraliçe düğününde giydiği muhteşem
elbisenin tadını bile çıkaramıyordur, ayakkabıları ayağını acıtıyor, kestirdiği
kahkülleri gözüne giriyorken kumaşın mavisi çok mu soluktur, ya dekoltesi, çok
açık mıdır, ondan sonra kraliyet asistanı frikik verdi diye haber çıkarsa bir
de onunla uğraşamazdır-biraz sonra favian onu öptüğünde delora gevşer, genç
adamın yüzüne tutunarak gülümserken ayrıldıklarında gözü bozulmuş papyona
takılmış, derhal uyanır, önce favian’ı, sonra bütün erkekleri düzeltmesi
gerektiğini anlayarak bir hışımla uzaklaşırken maynard’ın geçitlerinden araçlar
bahçeye girmeye devam ediyor, yemeğin, müziğin ve diplomasinin zirvesi yavaş
yavaş kalabalıklaşıyordur.. delora basın mensuplarının önünden
gülümseyerek geçerken ilerde arabalarından inen morgan ailesini görünce o tarafa
ilerler, tessa uçuk yeşil eteğini düzelterek arabadan çıkıyorken alexa da pembe
elbisesi içinde parlıyor, annesine saçını düzeltmesini söyler, tessa topuzuna
elini atarken delora yanlarına gelmiş, sorar “sienna?” tessa başını iki yana sallarken elini
indirir “gelmeyecek delora, ama sevgilerini
yolladı..” “özellikle aramıştım halbuki, bu kadar
da uzamasına gerek yoktu..” tessa hafifçe gülümser “sizinle ilgisi olan bir şey değil,
ama gelmemesinin daha iyi olacağını düşündü..” delora peki, öyle olsun diyerek
alexaya döner, küçük kız gülümserken delora onun sapsarı saçlarının arasındaki
şeker pembesi tutama bakıyor, sorar “ne zaman oldu bu?” “dün! benim çok hoşuma gitti, nasıl
sence delora?” “çok güzel, ben de istiyorum..” delora saçı tutmuş, inceliyor, chris
gülümseyerek eşini koluna takıyor ve sarayın bahçesinde ilerliyorken alexa da
deloranın kahkühlerini beğeniyordur, dördü yürüyerek bahçeye giriyorken her
gelen konuk için girişte bembeyaz halılarla kaplı bir alan hazırlanmış, herkes
fotoğraf çektirmek için bir grup gazeteciyi seçiyorken delora ve alexa da yeni
saçları ve göz alıcı elbiseleriyle kocaman gülümseyerek pozlarını verirler.. “ya karnı törenin ortasında pört diye
şişerse ne olacak, o kumaş yırtılır ben söyleyeyim..” vien gülerek öyle bir şey olmayacağını
söylüyorken eidan iyi ki ben hamile değilim diyordur, vien onun koluna girerek
bahçede dolaşıyorken saray merdivenlerinden inen conrad’ı görürler, genç adam
yakasını oraya buraya çekiştiriyorken bu sıcakta smokin giyen zavallılardan
biri olduğu için tanrıya isyan ediyordur, o sırada vien ve eidan’ı görünce
elini yakalarından indirir “çok sıcak, birini döveceğim, o kadar
sıcak..” “sen sıcak olmasa da dövüyorsun..” “şimdi de seni döveceğim-çok güzelsin
vien, ama çok sıcak..” eidan sırıtırken vien gülerek teşekkür
ediyor, çok hareket etmemesini söyler, conrad mümkünse hiç hareket etmek
istemiyorken etrafa bakıyordur “bir zamanlar bir hava kıran vardı,
şimdi olsa yelpaze niyetine kullanırdık.. nerede o kız? niye kimse arayıp
sormuyor? ben mi arayayım?” “tessa’dan haberleri alıyoruz,
iyiymiş, ama gelmeyecekmiş sanırım..” “doğru düzgün çağırmamışsınızdır,
neyse güzel, sienna iyi bir kız, üzülmesin daha fazla.. flasler nerede kaldı,
onu döveyim en azından, ewan evlenecek yazık olur..” vien sinirlerine hakim olmasını
söyleyerek conrad’ı yollarken eidan neden bu güzel günde şiddet olsun diyordur,
barış ve sevgi temsilcisi olarak gazetecilere poz vermeye gitmeyi teklif
ederken vien spot ışıklarına aşık olan nişanlısını alıp o tarafa doğru
ilerler.. SOUNDTRACK / Matt Nathanson – Curve of the Earth Lumore, Venüs.. “Maynard’dan
yaptığımız canlı yayın devam ederken şimdi yanımızda Oreon’un güzel doktoru Vien
Dapufo ve nişanlısı Eidan Collins var..” sienna gülerek televizyonun
karşısındaki sehpanın üzerine otururken eidan’ın aptal aptal sırıtmasını
izliyordur, vien’in elbisesinin modacısından makyajına kadar her şey
konuşulurken eidan’a heyecanlı olup olmadığı sorulur, o da heyecandan
dalgalandığını söylerken üçü de gülüyor, sienna da gülümseyerek iç çekerken
hepsini o kadar çok özlemiştir ki.. dört aydır evinde kalıyor, ama evde
artık hiçbir şey eskisi gibi değilken her gün bir şeylerle uğraşıyor, arada
sırada eski arkadaşlarını ziyaret ediyorken hepsi geçen sürede çok değişmiş,
öncelikler yer değiştirmişken sienna çoğu zaman sarayda ya da oreon’da olsa
şimdi ne yapacağını düşünüyor, işte yine o zamanlardan biri gelmişken şu anda
hepsi o kadar mutlu ve güzeldir ki sienna kalbinin acıdığını hissederek
televizyonun sesini kapatır, burnunu çekerek gözlerini silerken zil çalar, genç
kadın irkilerek kapıya bakarken günün bu saatinde kimin geldiğini merak ediyor,
saçlarını eliyle iterek dağınık topuzun içine sokuştururken kapıyı açar ve
smokini içinde ona bakan flasleri gördüğünde kalakalır.. “flasler.. sen-sen, neden geldin?” genç adam en son onları alıp luplex’e
götürmek için geldiklerinde gördüğü evin kapısında, en dört ay önce gördüğü
kadına bakıyorken hafifçe gülümser “seni kraliyet düğününe götürmek için
geldim, delora gelmek istemediğini söyledi..” sienna bir şey söylemezken başını
eğmiş, tşörtünün köşesini çekiştiriyor, dudağını kemirerek başını kaldırır “böylesi daha iyi, hem gazeteciler
daha yeni yeni beni unuttular-“ “herkes seni çok özledi sienna, hepsi
seni orada görmek istiyor.. onları üzmenin neresi daha iyi?” genç kadının gözleri dolarken
parmakları alnındadır, sesi titreyerek mırıldanır “ben de onları özledim..” “iyi o zaman, hazırlan.. gidiyoruz,
acele edersen kimse evlenmeden yetişiriz..” sienna yaşlı gözlerle genç adama
bakarken flasler başını sallar ve arkadaki arabayı işaret ederken konuşur “hadi.. bekliyoruz..” sienna flasler’in şoförüne bakarak
gülümserken arabadaki adam da gülümseyerek başıyla selam verir, sienna
gözlerini silerek kapıyı açar “içeri geç lütfen, ben hemen
hazırlanıyorum..” flasler gülümser ve teşekkür ederek
içeri girerken sienna koşturarak odasına gider, genç adam etrafına bakarak
televizyonun karşısına otururken maynarddan canlı yayın yapan kanalda conrad
vardır, genç adam muhabiri öldürecekmiş gibi yapmacık gülümsüyorken elindeki
mendille alnındaki teri siler ve aman da ne kadar mutlu olduğundan bahsederken
flasler gülümser...
delora kulağının içindeki vericiden
flaslerin geldiği haberini duymuş, eteğini toplayarak girişe gidiyorken
kraliyet elçisinin arabası içeri kadar girmiş, girişin tam önünde kapılarını
açarken önce flasler çıkar, sonra elini içeri uzatarak sienna’nın çıkmasına
yardım ederken bütün flaşlar patlıyor, delora gülümsüyorken sienna eflatun
satenin içinde parlıyor, sapsarı saçları omuzlarından dökülüyorken deloraya el
sallar, genç kadın onu flaslerin elinden alıp sarılırken sienna gülüyor, onu
sımsıkı tutar, ikisi ayrılıp kol kola basının önünden geçerken arkada kalan
flasler tekrar beraber olup olmadıkları sorularına olumsuz yanıt veriyor, ancak
hala arkadaş olduklarının altını çiziyorken bugünün kraliyet için çok önemli
bir gün olduğunu söylerek herkese iyi eğlenceler dileyip bir kaç fotoğraf
verdikten sonra bayanların arkasından bahçeye giriyordur.. SOUNDTRACK / Robbie Williams – Ain’t That a Kick
in the Head “tatlım çekiştirme artık elbiseni, bak
bak burada ne var! aaa! ne güzel bir şey o öyle!” delialona liv’le beraber bahçedeki
süslere bakıyorken ufaklığın dikkatini bir şeyde toplamak o kadar zordur ki,
delia her dakika yeni bir şey yaratıyorken liv hemen sıkılıyor, saçındaki küçük
tokayı çekiştirip yerlere atıyor, üstündeki sarı elbiseyi çekiştirip eteğini
ısırıyorken arada delia’nın saçlarına dadanıyordur, genç kız topuzu bozulmasın
diye kahküllerini kurban ediyorken canı yanıyordur, liv’in yine onun saçlarını
kopardığı bir anda delia bırakması için yalvarıyor, liv hırsla saçlara sahip
olmaya çalışıyorken bir an sonra genç kızın kucağından havalandığında korkarak
saçları bırakır, colm küçük kızı kendine çevirerek suratına dil çıkarırken liv
gülüyor, bacaklarını sallayarak uçuşunun zevkini çıkarıyordur, delia teşekkür
ederek saçlarını düzeltirken liv colm’un kucağından ona el sallar, delia da
geri el sallarken gülerek konuşur “öldüreceksin sen beni utanmaz, bir de
el sallıyor..” colm’un saçı kısa, genç adam rahat,
burnuna uzanan eli ısırmaya çalışıyorken liv’le beraber gülüyor, delialona
adamın ne kadar yakışıklı olduğuna bakıyorken bir an dalar, biraz sonra upuzun
elbisesinin eteğini arkadan biri çekiştirdiğinde o tarafa döner, melanie’yi gördüğü
anda üzerine atlarken o da liv gibi sarı sarı giyinmiş, altın bukleleri o
zıpladıkça zıplıyorken sonunda isyan eder “topuklu! topuklu! yeter!” delia gülerek onu bırakırken melanie
colm’a da sarılır “colm az önceki gülümsemen 10 metrelik
çemberdeki bütün kadınları öldürdü, dikkatli gülümse..” genç adam sırıtırken melanie katilsin
sen diyordur, liv o arada dikkat çekmeye çalışıyorken melanie küçük kızın
ellerini tutmuş, saçma sapan şeyler söyleyerek gülüyorken colm deliayla göz
göze gelmiş, kaşını kaldırarak gülümser, genç kız gözlerini devirirken colm
etrafta ceset var mı bir göz atıyordur.. “sienna-SIENNA!” andrea merdivenlerden adeta uçarak
arkadaşına sarılırken sienna onu sıkıyor, ikisi sağa sola sallanıyorken eidan
haydaa diyerek onu kolundan çekiştiriyor, dorian uzaktan onları görmüş,
gülümser, sienna eidan onu boğuyorken genç adama el sallar, eidan’dan
sıyrıldığı anda da gidip üzerine atlarken dorian gülerek onu tutuyor,
kıranların en şen şakrağı eve dönmüş, mis gibi havası herkesi gülümsetiyorken
uzakta bir köşede flasler onları izliyor, iç çekerek önüne döner, o sırada
başka bir gezegenin prensesi yanına gelip koluna girdiğinde başını o tarafa
çevirir, claire turuncu straplez elbisesi içinde yeşil çimlerle muhteşem bir
uyum sergiliyorken gülümser “böyle bir şeyi ancak senin kadar
kalbi geniş bir adam yapabilirdi flasler, hepsini o kadar mutlu ettin ki..” flasler hafifçe gülümserken claire
genç adamın hafifçe çenesinden tutarak kendine baktırır “geçecek, bak beni hemen nasıl
unuttun, o da geçecek..” flasler o kadar emin değilken yine de
başını sallar ve kolundaki eli tutarak sıvazlarken claire derin bir nefes
alarak etrafına bakıyor, şu köşede duran adamın adını ve ünvanını soruyordur,
flasler cevaplarken claire o zaman gidip konuşmaları gerektiğini söyler, ikisi
beraber ilerlerken colm kıranların arasına liv’i getirip koymuş, sienna onu
sevip mıncıklıyor, gülüş ve sohbetler bütün bahçeye yayılıyordur.. “çok yakışıklı oldum..” ewan aynadan kendine bakıyorken conrad
onun kafasına vurur “eski bir atasözü vardır, eşeğe altın
semer de taksan eşektir der-“ “altın semeri var ya, sen ona bak..” “semerli kral olursun artık..” ewan kral kelimesini duyunca gerilir,
boynunu kütürdeterek aynaya bakarken colm kardeşinin omzunu sıkar “aslansın, sen her şeyi yaparsın..” “ya tabii..” “çok yakışıklı olmuşsun ayrıca,
istemezsen seni alıp yine kaçırayım, bu yakışıklılık boşa gitmesin..” ewan gülümserken bundan daha iyi
kullanamayacağını söylüyordur, aynadan abisine bakar “biana’yı gördün mü?” “tabii, onun yanından geliyorum,
oturduk dertleştik uzun uzun-“ “bir soruma bir kerede cevap versen
daha kolay anlaşacağız..” conrad sırıtırken ewan yakalarını
düzeltiyor, dişlerine bakarken yakasındaki kraliyet armalarından birisinin
yamulduğunu görmüş, onu düzeltir ve siyah çeketini çekerek üzerine tekrar
oturturken aynada yine conrad’la göz göze gelir, genç adam kollarını
kavuşturmuş, sol eli çenesinde, onu izliyorken ewan gülümser “ağlayacak mısın? ah kardeşim kral oluyor!” conradn gülümserken kollarını indirir,
kardeşinin sırtını sıvazlayarak kapıya döner ve odadan çıkar, ewan onun
arkasından bakarken şimdi tek başına burada duruyor da olabilirdir, ya da
tamamen yanlış bir kadınla, belki de hiç.. bütün diğer olasılıklar tüylerini
diken diken ederken genç kral adayı başını silkeler ve gözlerini kısarak ne
kadar yakışıklı olduğuna bakarken yanında duracak güzel gelini düşündüğünde
gülümser.. SOUNDTRACK / Bond – Dream Star biana aynada kendine bakıyor upuzun
beyaz eteğine dokunuyor, belinden başlayıp göğüslerine kadar çıkan işlemelerde
parmakları dolaşıyorken yarım toplanmış, uçları bukle bukle olan saçlarındaki
zarif duvağın dantel işlemelerine bakıyordur, o sırada içeri latty girerken
elinde büyük bir mücevher kutusu vardır, kapıyı kapatarak ablasına ilerlerken
biana onun ne olduğunu sorar, latty gülümseyerek kutuyu açar ve içindeki göz
alıcı güzellikte olan takı setini gösterir, biana’nın bir şey söylemek istiyor,
ama kelimeler çıkmıyorken latty başını sallar “annem düğününde, kraliçe olurken bunları
takmış, o zamanlar tahtın tek varisi ben olduğum için bana vermişti-“ “latty..” “lütfen biana, izin ver.. şimdi her
şey değişti, kraliçe olan sensin ve bunları takmanı istiyorum..” biana gözleri dolmuş, kardeşine
bakıyorken latty gülümseyerek onun kolunu sıvazlar “ağlama, makyajın akacak..” biana burnunu çekerek gözlerindeki
yaşları geri itmeye çalışıyorken latty kutudaki elmaslarla süslü kolyeyi alır,
ablasına arkasını dönmesini işaret eder, biana dönerek saçlarını ve duvağını
ortadan çekerken latty kolyeyi takmış, ikisi beraber dönerek aynadaki
yansımalara bakıyorken biana gülümser, elini arkaya uzatır ve latty’nin elini
tutarak öperken latty de başını ablasının omzuna dayayarak gördüğü güzelliğe
bakıyor, gülümser.. gabriel ablasıyla beraber davete
katılmış, onlara sunulan ordövrlerden bir tane alıyorken cameron teşekkür
ederek istemediğini söyler, tanrı korusun bir lokma yerse üzerindeki kırmızı
elbiseden yediği lokma belli olabilirdir, o yüzden en azından basınının ilgisi
biraz azalana kadar aç kalmayı tercih ediyorken saçları simsiyahtır, gabriel
ağzındaki lokmayı çiğnerken konuşur “herkes sana bakıyor, gelinden güzel
olmak saygısızlık değil midir?” “senin ağzın doluyken konuşman
saygısızlık, ben güzelsem bu benim suçum değil..” genç kadın yanından geçen
bilmemnerenin prensine gülümserken gabriel gözlerini devirir, başka bir
tepsiden bir kadeh bir şey alırken ilerde ashley’i gördüğünde kadehi dikerek
cameron’a verip o tarafa ilerler, cameron elindeki boş kadehe bakıyorken hemen
sonra kardeşinin ne tarafa gittiğine bakar, ashley’i gördüğünde gözlerini
devirirken kadehi önünden geçip giden garsonların birinin tepsisine koyar ve
daha güzel bir nokta bulmak için uzaklaşırken gözden uzakta bir köşede duran
ateş kıranı gördüğünde gözlerini kısarak gülümser.. “dorian..” genç adam sesin geldiği tarafa dönüp
kırmızılı kadını gördüğünde başıyla hafifçe selam verir “miss morgan...” “cameron..
samimiyetimizin o kadar ilerlemiş olduğunu tahmin ederek ben sana dorian
dedim..” “benim için mahsuru yok, cameron..” genç kadın gülümserken dorian bahçeyi
izlemeye devam ediyordur, cameron sorar “neden gözlerden uzaktasın, herkesin
seni yakalamaya çalıştığına eminim..” “neden yakalamak istesinler?” “sen ateşsin dorian, herkes bir kez
olsun ateşe dokunmak ister..” dorian genç kadına dönerken cameron
yanılıyor muyum diyordur, genç adam gülümserken cameron haklı olduğunu anlamış,
onun koluna girer “kavalyem beni bırakıp gittiğine ve
sen de yalnız olduğuna göre beraber görünmemizin bir sakıncası olmaz umarım?” “zevk duyarım..” “benim kadar değil.. şu tarafa
gidelim..” dorian gösterilen tarafa yürürken
cameron eteğini tutmuş, etrafa boncuk dağıtarak ateş kıranın kollarındaki bir
alev gibi salınıyordur.. “merkez masadakiler gelecek daha,
oturma düzenini öyle güzel hazırladım ki, gurur duyacaksın benimle flasler..” flasler deloraya omuzlarından
sarılarak oturma listesine bakıyorken brian ve cameron’ın uzak masalara
atıldığını gördüğünde gülümser “iki uca atsaydın..” “bahçe ancak bu kadar büyük..” flasler gülerken delora başını
listeden kaldırarak ona bakar “çok özledik seni flasler, bir daha
gitme, olur mu?” “olur delora, ben de sizi çok
özledim..” delora en çok beni özledin değil mi
diyerek genç adama sarılıyorken favian onların yanına gelmiş, saatlerdir yalnız
olduğunu, ilgi ve alaka istediğini söylerken delora awwlayarak bu sefer ona
sarılıyor, flasler gülerek listeleri onun elinden alıyorken dört ay sonra en
iyi bildiği işe devam etmenin rahatlığını yaşıyordur.. SOUNDTRACK / Christina Aguilera – The Right Man I'm standing in the chapel wearing my white dress I have waited for this moment with tears of
happiness Here I leave behind my past by taking the chance I've finally found the right man.. sarayın kapıları açılıp en önden
prenses elindeki buketle çıkarken gümüş parıltılı elbisesi karnının üzerinden
parmak uçlarına kadar zarifçe dökülüyor, genç kadının gözleri parlıyorken
yerine geçtiğinde ewan’a gülümser, genç adam heyecandan ölecek, dudaklarını
ısırarak daha da dikleşirken merdivenlerin başında bu sefer siyahlar içinde
değil, bembeyaz gelinliği ve güzel yüzünün önünde salınan duvağıyla biana
göründüğünde kalbinin durduğuna yemin eder.. herkesin nefesi kesilmiş, kraliçe ilk
adımı atarak basamakları iniyorken yalnızdır, onu damada teslim edecek bir
babası olmadığı için biana bütün gücü omuzlarında, dimdik, kendine güvenen
adımlar atıyorken bembeyaz gelinliğinin kuyruğu onu takip ediyor, elmaslar
güneş ışığında göz alıcı parıltılar sunuyorken genç kadın üzerindeki her
ayrıntıdan daha çok göz kamaştırıyor.. yıllardır çabaladığı şey şimdi önünde
duruyorken hiçbir zaman ağlamamış, isyan etmemiş ya da güçsüz düşmemiş, ama
şimdi dizleri titriyorken yine de göstermiyor, yüzündeki hafif gülümseme her
şeyi anlatıyorken önüne serilmiş gümüş rengi halıda yürüyor, ama yine de
gözlerinin dolmasına engel olamıyordur.. her adımda o adama yaklaşıyor,
hayatını onun için bir seferde kenara attığı adama, onun bir çok kez kurtarmış
olan, kendi hayatını onunla paylaşan, daha küçücük bir kızken parçalanmış
dünyasını birer birer yapıştırmaya çalışmış adama yürüyorken, şimdi ikisi de
birbirlerine borçlarını ödemiş, hak ettikleri mutluluk için bir adım atıyorken
biana çardağın önündeki basamaktan çıkar ve ewan’ın elini tutarak rahibin önüne
gelirken latty genç kadının elinden çiçeğini alıyor, biana tekrar ewan’a
dönerek diğer elini de ona veriyordur.. ikisinin de gözleri dolu, elleri
titriyor, ama onlardan başka kimse bilmiyorken ewan gülümser, biana derin bir
nefes alarak rahibe dönerken beyazlar içindeki adam önündeki güzeller güzeli geline
bakarak gülümser ve ellerini önünde birleştirerek konuklara döner.. “bugün burada iki ruhu kutsal evlilik
bağıyla birleştirmek için bulunuyoruz. biana ve ewan aşklarını yüce tanrımızın
huzurunda mühürlemek ve sonsuza kadar birbirlerine ve kraliyete olan
bağlılıkları üzerine yemin etmek için buradalar..” delora rahip konuşurken favian’ın
elini sıkıyor, genç adam onun başını öperek tekrar törene dönüyorken rahip
devam ediyordur “sen, biana gerard flacil..” latty gözleri büyüyerek ablasına
bakıyorken conrad ona gülümser, latty daha önce biana’ya flacil soyadını alması
için baskı yapmayacağına söz vermiştir, her ne kadar kraliyet ailesinin
soyadlarının aynı olması alışılmış bir durum olsa da biana annesinin soyadını
bırakmak istememiş, ama flacil için bir görüş bildirmemişken latty şimdi
ablasının da onunla aynı soyadını almayı kabul etmesiyle gülümser, gözlerine
dolan yaşlar yanaklarından akıyorken rahip soruyordur “..ewan lysander’i eşin olarak kabul
edeceğine, onu sevip sayacağına, hastalıkta ve sağlıkta, zengilikte ve
yoksullukta, ölüm sizi ayrına kadar yanında olacağına ve başında olduğun
krallığın onuruna zarar vermeyecek, halkını bütün değerlerin üstünde tutacak
bir kraliçe olacağına yemin eder misin?” biana tuttuğu elleri biraz daha
sıkarken hafifçe başını sallar “ederim.” ve evlilik yüzüğünü lattyden alarak
genç adamın parmağına geçirirken ewan gülümsüyordur, rahip genç adama döner “sen, ewan lysander, biana gerard
flacil’i eşin olarak kabul edeceğine, onu sevip sayacağına, hastalıkta ve sağlıkta,
zenginlikte ve yoksullukta, ölüm sizi ayırana kadar yanında olacağına ve
başında olduğun krallığın onuruna zarar vermeyecek, halkını bütün değerlerin
üstünde tutacak bir kral olacağına yemin eder misin?” ewan kalbinin teklediğini
hissediyorken dişlerini sıkar ve gülümseyerek başını sallar “ederim..” conrad yüzüğü uzatırken ewan titreyen
ellerle alır, genç kadının zarif parmağından geçirerek tekrar ellerini tutarken
rahip ve bütün davetliler gülümsüyordur, yaşlı adam konuşur “tanrının birleştirdiği elleri başka
bir güç ayırmasın, luslo’nun gücü kral ve kraliçeyi kutsasın, yıldızı her daim
krallığımızın üzerinde parlasın..” rahip dönerek kraliçenin tacını eline
alır ve biananın duvağının üzerine yerleştirirken elini kalbinin üzerine
koyarak gözlerini kapatır, kraliçeyi kutsayarak gözlerini açar, diğer yanındaki
kralın göz alıcı tacını da alarak ewan’ın başına koyarken genç adam ağırlıkla
tüylerinin diken diken olduğunu hissediyor, dişlerini sıkarken biana
gülümsüyordur, rahip yeni kralı da kutsayarak ellerini yine önünde
birleştirirken gülümser “ewan, bianayı öpebilirsin..” ewan derin bir nefes alarak
kraliçesinin duvağını kaldırır, yavaşça geriye atarak yaşlarla parlayan
gözlerine bakarken biana’nın içi titriyor, her şeyin bir rüya olmasından çok korkuyordur,
şimdiye kadar gördüğü en gerçek rüya kocasının öpücüğüyle tamamlanırken kraliçe
gülümseyerek kral’ın yüzünü tutuyor, ikisinin de yanaklarından yaşlar
süzülüyorken biraz sonra ayrıldıklarında törenin görkemiyle sessizleşmiş
konukların arasından en önce su kıran uyanmış, ayağa fırlayarak bir ıslık
patlatırken herkes irkilerek o tarafa dönüyor, eidan’ın arkasından delora’nın
alkışları duyuluyorken sonunda herkes uyanmış, bütün beyaz iskemleler bir anda
boşalarak kalabalık ayağa kalkıyor ve luplex’in yeni kraliyet ailesini
alkışlıyorken biana ve ewan gülümseyerek tekrar öpüşüyordur.. “tebrikler!” latty gülerek ablasına sarılırken
biana da gülmekle ağlamak arasında bir yerde duruyor, kardeşine tutunurken
conrad ewan’ın suyunu çıkarıyordur, ikisinin de taçları alınarak güvenli bir
yere götürülürken ewan latty’e döner “artık kral olduğuma göre ikinci
karımı seçmenin zamanı geldi, ne demişler-” “baldız baldan tatlıdır..
terbiyesiz..” ewan gülerek prensesine sarılırken
latty de onu tutuyor, ikisi ayrılırken genç adam onun dudaklarına hafif bir
öpücük bırakır, latty kralın yüzünü tutarak gülümserken conrad neler oluyor
orda diyerek ellerini kollarını uzatarak araya girer, ewan önce ben geldim
diyorken conrad kralı kovar, kral
diğer hayranlarına kollarını açarken kıranlar beşinci elementlerine atlıyor,
andrea bir yandan, sienna bir yandan ilgi gösteriyorken ewan arkadaki dorian’a
göz kırpar, ateş kıran gülümserken eidan taçla bir fotoğraf çektirip
çektiremeyeceğini soruyordur, biana gülerek ona kendi tacını vermeyi teklif
ederken eidan güzel kraliçenin elini öper, iki su kendi aralarında anlaşıyorken
etekleri uçuşarak yavaş adımlarla bir genç kız krala yaklaşıyordur “majesteleri..” ewan delialona’ya dönerken gülümser “dile benden ne dilersen-ama önce
heykelimi diktireceğim..” delia gülerken ikisi sarılır, ewan
gözlerini kapatırken delia onu tutuyor, iç çekerek ayrılırken ewan onun
kahküllerini düzeltir, delia gülümseyerek teşekkür edereken kral bir hışımla
kolundan çevrilir “ben sana dememiş miydim kral olacaksın
diye! al, bak!” ewan bir kahkaha atarak deloraya
sarılır ve güzel sarışının ayaklarını yerden keserken delora’nın şen şakrak
kahkahası bahçeye yayılıyor, favian kralından nişanlısının canını bağışlamasını
diliyorken colm biraz daha döndürmesini bağırıyordur... kral ve kraliçe merkez masa başta
olmak üzere diğer konukların tebriklerini kabul ediyorken flasler elindeki
tören programıyla yürüyor, alnını kaşıyarak deloranın yanında durduğunda sorar “kraliyet valsi için her şey hazır
mı?” delora başını sallarken ewan ve
biana’yı işaret eder “en eski ve güzel valsi zaten onlar
biliyor, bizim bir şey yapmamıza gerek kalmadı..” flasler gülümser ve tebrik eden
kalabalığın durumuna bakarken delora orkestraya beş dakikayı işaret ediyordur,
o ve flasler yeni evli çiftin yanına giderken kraliyet valsi geleneğini
bilenler pistin başına doğru yürüyordur.. SOUNDTRACK / Bond – Scorchio “ayağına basarsam bağırma..” biana gülümseyerek peki diyorken
gelinliğinin kuyruğunu elinde toplamış, ewan derin bir nefes alıyorken biana
onun elini sıkar “sen bana öğrettin, hala hatırlıyorsun
merak etme..” “neler neler unuttum, bir dansı
hatırlamasam nolur..” “rezil oluruz..” “doğru..” ewan beynini zorluyorken biana gülerek
bir adım geri atar ve dizlerini hafifçe kırarak başını eğer, kral ona selam
veren kraliçesine başını eğerek elini uzatırken kraliçe kabul eder ve kraliyet
valsi bütün coşkusuyla girerken biana simsiyah saçları ve bembeyaz duvağı
dalgalanarak kralın kollarında dönmeye başlar.. Evrenin her köşesinden gelen davetlilerin
meraklı bakışlarının yanında luplex’li davetliler çok uzun yıllardan beri bu
valsi görmemiş, çoğu kral nestor ve lara’nın düğünlerinden anlatılanlar kadar
biliyor, şu anda gördükleri de en az o zamanlar kadar kusursuz oluyorken kral
dimdik, kraliçesini adeta bir inci gibi koruyarak ve aynı zamanda tüm
güzelliğini göstererek tutuyor, kraliçenin ince bedeni müzikle attığı adımlarla
kusursuzca salınıyordur.. ewan biananın elini bırakarak genç
kadının kendi başına onun etrafında dönmesini izliyorken, biana tekrar onun
elini tuttuğunda genç kadını kendine çeker, ikisi bir kez bile aksamayan
adımlarla pisti dolaşıyorken sienna yanındaki andreanın kulağına eğilir “o etekle ben on kere düşmüştüm..” toprak kıran gülerken sienna da
gülümseyerek dansa döner, müzik sakinleşmiş, usul bir arp sesi duyuluyorken
kral kraliçesine biraz daha yaklaşmış, ikisi göz göze, gülümseyerek dönüşlerini
yavaşlatmışken kraliçe bir adım geri atarak uzaklaşır, kral güzel kadının elini
öperek başını eğerken kendini ona adadığını söylüyor, kraliçe gülümseyerek
tuttuğu eli yana açarak tekrar kralının kollarına giriyorken müzik tekrar eski
coşkusunu kazanmış, beyaz etek uçuşarak asil vals bitimine yaklaşıyorken pistin
etrafında çifti izleyen alexa ve chris kendi danslarını yapıyor, liv babasının
kucağında eteğini sallıyorken melanie carter’ın koluna tutunmuş, sağa sola
sallanıyordur.. şarkı son notalarını vururken ewan
bianayı son bir kez döndürerek kollarına alır ve hafifçe geri yatırırken
kraliçenin eteğini tutan eli yana açılıyor, beyaz kumaş yere akıyorken
izleyenler yeni kral ve kraliçeyi alkışlıyor, biana gülümseyerek doğruluyorken
ewan eğilerek genç kadının dudaklarını örter, ikisi gülümseyerek öpüşüyorken
orkestra daha hafif bir müzik için ilk
notlarını maynard’ın bahçesine yaymaya başlıyordur... ![]() |


