![]()
#06 - The Rose SOUNDTRACK / Ella Fitzgerald – Mack the Knife (Live) sahnedeki kadın şarkıya giriyorken
eidan şampanyasını içiyor, sahneye çıkan james ve opal’i izliyorken sağ elinin
parmaklarını şıklatıyor, yanındaki vien’e omzuyla dokunuyorken genç kadın da
gülerek olduğu yerde dalgalanmaya başlar, eidan ona göz kırparak arkadaki
francoyu işaret eder, sonra dönerek genç adamı kolundan tutup her kimle
konuşuyorsa çekerek alır, franco dehşet içinde sürükleniyorken eidan kadehleri
alıp vien’e verir, genç kadın gülerek alırken eidan ellerini birbirine vurur,
franco anlamış, hadi bakalım diyerek elini arkadaşına verirken ikisi dans
etmeye başlarlar ve o kadar da güzel dansediyorlardır ki vien şaşkınlıkla
ikisinin kusursuz adımlarına bakarken franco eidan’ı iter, üniversitede ikisi
de zorla bu dansı öğrenmiş, eşleri ayaklarının sağlığı için ikisini de yalnız
bırakmışken bu onları yıldırmamış, iki beraber gayet güzel öğrenmişken eidan
dönerek ellerini birbirine vurur ve tekrar francoyu tutarak swinge devam ediyorken
biraz sonra ikisi de elleri iki yanında dalgalanarak dönmeye başlamış, vien bir
kahkaha atarak bardakları yanlarından geçen bir garsonun tepsisine bırakır ve
eteğini tutarak beylere katılırken daha o katılıyorum demeden eidan genç
kadının eline yapışır ve kendine çekerek aynı adımları atmaya başlarken vien
gülerek iki arada bir derede eteğini toplar, franco da etrafında dönerek şanslı
bir bayan ararken sienna koşarak o tarafa geliyor, kendini genç adamın
kollarına bırakır, dördü bir sağa bir sola güle oynaya dans ediyorken bir
taraftan onların yarattığı pist, diğer yandan asıl pist neşeli melodiyle
doluyordur.. “çıkacak, çocuk çıkacak eidan yavaş!” eidan kaskatı kesilirken latty gülerek
ona sarılır, genç adam korkarak onu tutuyorken conrad gülerek prensesini geri
alır, eidan çocuğun çıkmayacağına vien tarafından ikna edildikten sonra alınıp
daha sakin bir yere götürülür, onlar bir bardak su içiyorken asıl pistte dans
eden melanie carter’ı çekiştirerek ian ve delia’nın yanına gelir “arkanda kim var bak..” delia ian’ı da döndürerek bakar ve
jason’la loret’i görürken bir an dudaklarını ısırır, melanie bir kahkaha
atarken ian ve carter anlamamıştır, iki kız gülüşerek anlaşıyorken biraz sonra
ikisi de eşlerine döner “carter git claire’le dans et..” “ian bryce seni bekliyor..” iki genç adam da hedeflerine
uzaklaşırken delialona melanie’yi elinden tutarak çimlere sürüklüyordur... SOUNDTRACK / Nouvelle Vague – Dancing With Myself delialona elinde kadehi, bir kahkaha
atarken müzik güzel, içki güzel, hava güzeldir, herkes gülüyor, dans ediyor,
konuşuyordur, genç kız kalabalığın arasında koşarcasına ilerliyorken arkada
melanie de onunla beraber koşturuyordur, ikisi rüzgarla bir ilerliyorlarken
delia gülerek konuşur “jason da burda! melaine, neler oldu
hatırlıyor musun?!” melanie gülerek sakin olmasını
söylerken delia gülerek öbür tarafa döner, colmun göğsüne çarparken geriler,
colm ona bakıyorken delia elinde kadeh, konuşur “colm..” “delia..” “ne güzel davet, değil mi?” “evet.. dans?” delia olur derken melaine uzanıp
kadehi alır, colm dönerek yürürken delia melaine’ye döner, sessiz bir çığlık
atarken melanie sesli bir kahkaha atar, delia önüne dönerek koştururken melanie
onun içkisini içer, öbür tarafa döner.. “hangi pisti tercih edersiniz leydim?” delia parmağını dudağına bastırarak
karar vermeye çalışıyorken colm güler ve oldukları yerde onu çevirerek
kollarına alırken delia gülümseyerek genç adamın elini tutuyor, yaylanarak dans
ediyorken colm onu kendi etrafında çevirip sorar “jason’la ne olmuş?” delia pembeleşirken colm gözlerini
devirir “herkes ona aşık zaten, ben de mi
tanrı olsam ne yapsam!? hazır masadakileri de bulmuşken bir form doldurayım..” delialona gülerek ona sokulurken
başını kaldırmış, kendinden uzun boylu, yakışıklı adamın yüzüne bakıyordur “seni almazlar ki..” “nedenmiş o? tanrı gibi adamım, bak 10
metredeki kadınlar ölüyor..” delia gülerken colm da o ölümcül
gülümsemesiyle onun elini bırakarak genç kızı belinden kavrar, delia da genç
adamın yakalarına tutunuyorken gülümser, omzularını indirip kaldırarak dans
ederken colm eğilerek onu kahküllerinin üzerinden öper, delia gözlerini
kapatırken dudaklarını eline yaslayarak genç adamın kokusuyla beraber dans
ediyordur.. edward sağa sola bakarak kızını
arıyorken wusla’yı görür, o tarafa ilerlerken genç kadın dizlerine kadar, altın
çiçek işlemelerinin olduğu elbisesi içinde parlıyor, gelip geçerken konuklara
selam veriyorken edward onun önüne kolunu uzattığında bir an duraklar, sonra
girerek yürümeye devam ederken genç adam sorar “delia nerede?” “colm’la dans ediyor, şu tarafta..” edward gösterilen tarafa bakarken
gözlerini kısar “sevmedim o dans etmeyi..” “saçmalama edward, colm delia’nın
abisi gibidir..” “herkes herkesin abisi gibi olabilir,
ben de senin abin gibiydim-“ “biz yaşıtız edward-“ “fark etmez, ben erkeğim, anlarım,
kızımız fazla güzel, hep senin suçun..” wusla gülerken edward da gülümser,
uzaktaki delia ve colm gülerek bir şeyler konuşuyor, o sırada ağır aksak adım
atıyorlarken edward wuslaya döner “iksinin arasında bir şey var wusla,
colm’u severim, ama kızımın kalbi kırılırsa kafasını kırmaktan da çekinmem..” wusla cevap vermeden ikisini
izliyorken gülümser “bir şey olmaz, kaplerimiz kırıla
kırıla öğreniyoruz edward..” “kafasını kırmama engel değil..” “olur, gerekli olursa kırarsın, vien
iyi bir doktordur, tamir eder..” edward güzel derken kolundaki eli
tutarak wuslayı kendine çevirir, genç kadın gülümseyerek eski kocasıyla dans
etmeye başlarken maynardın göz alabiliğine uzanan bahçesinin her köşesi ayrı
bir çift için pist oluyordur... “flasler..” flasler claire’le sohbetine ara
vererek ewan’a döner, genç adam ellerini birbirine sürterek gülümsüyorken
konuşur “küçük bir gelenek gösterisi de ben
yapacağım, müziği ayarlamalarını söyler misin?” “neymiş o gelenek?” flasler gülümseyerek çok eski bir
gelenek diyorken müziği ayarlamak için uzaklaşır, ewan claire’le beraber piste
dönüyorken açıklar “conrad ve benim geldiğimiz yerde
şenliklerde yapılan bir dans vardır, ben eskiden bunun öyle olduğunu
bilmiyordum tabii, hatırladığım kadarını cuslov’la beraber çıkartmıştım, sonra
herkesin öğrenmesini şart koştum, onu yapacağız..” claire ne kadar güzel diyorken sorar “conrad biliyor mu?” “benim bildiğimi bilmiyordur, beni hiç
öyle görmedi..” claire gülerken ewan flaslerin
işaretini görmüş, boşalan piste çıkıyorken cuslov haberi almış, gülümseyerek
diğer taraftan onunla beraber ortaya geliyordur.. SOUNDTRACK / James Horner – An Irish Party in Third Class bir anda gaydaların sesi duyulurken
eidan bahçenin bir ucundan dönerek pistteki ewan ve cuslov’a bakar “olay var! kalkın!” eidan vien’i elinden tutup masadan
kaldırırken diğer kıranlar ve franco da onları takip ediyordur, pistin kenarına
geldiklerinde ewan gülerek ellerini birbirine vurur, karşısındaki cuslov sağ
ayağını öne atarak eğilir ve ewan’a selam verip doğrulur, ewan bu sefer
ellerini iki kez birbirine vurduğunda cuslov bej üzerine uçuk kahverengi
çiçeklerin olduğu uzun elbisesinin eteklerini iki elinde toplamış, şık topuklu
ayakkabıları üzerinde hızla sağa ve sola adımlar atar ve topuğunu yere vurarak
diğer ayağa geçerken o kadar hızlı yapıyordur ki herkesin gözleri büyürken genç
kadın iki ayağını da yere vurarak durur ve az önce ewan’ın yaptığı gibi
ellerini iki kere birbirine vurur, onun işaretiyle ewan ellerini pantolonun cebine
sokar ve aynı adımları o da cuslov gibi seri bir şekilde vurup son iki vuruşla
dururken cuslov gülüyor, ewan kaşlarını kaldırarak sırıtıyorken biraz sonra
müzik daha da hızlandığında eidan daha fazla dayanamıyor, herkesi coşturmak
için kalabalığa dönüyordur.. “SEN BUNU NEREDEN ÖĞRENDİN BE ADAM!?” conrad kendini piste atılmış bulurken
ewan gülerek hainliğini açıklar “şenlik dansı işte, memleketimin
dansını da mı bilmeyeyim!?” conrad bir kahkaha atarak kardeşini
omzundan yakalarken kızları çağırır, delora derhal genç adamın kolunun altına
girerken onun arkasından biana geliyordur, genç kadın gelinliği bırakıp daha
rahat, başka bir beyaz elbiseye geçmiş, dalgalı eteklerini tutarak ewan’ın
yanına geçerken kocası ona adımları gösteriyor, genç kadın gülüyor, ama hemen
de kapıyorken ewan alkışlayarak biana’nın elini tuttuğu gibi pistin etrafında
dönmeye başlar, sağa ve sola atılan adımların ardından sert zeminde yere vuran
topukların sesleri bahçede çınlıyorken kahkahalar havaya karışıyordur.. “keşke siz de orada olabilseydiniz..” latty gülümseyerek yanındaki sarışın
genç kadına döner, cevaplar “nasılsa kendi düğünümde de yapmam
gerekecek..” rose gülümseyerek doğru derken tekrar
topuklar vurulur, latty de gülerek alkışlarken owlar, rose hemen ona dönerken
latty iyiyim diyordur, ama rose muhteşem bir soğukkanlılıkla onun beline
sarılırken konuşur “şurdaki çiçekler çok güzel prenses..” latty zayıf bir aha derken ikisi
kalabalıkta o tarafa döner, kimse prensesin acı çektiğini düşünüp panik
olmazken ordaki çiçeklere gidiyorlardır, latty rose’un kolunu sıkıyor, yürürken
o sırada birisi yanlarına gelir, ne olduğunu sorarken latty cevaplar “iyiyim, çok ayakta kaldım, iskemle
scott-“ scott sakin, yürüyerek gider ve bir iskemle çekerken rose genç kadını
döndürür, belini tutarak oturttururken latty gözleri kapalı, teşekkür fısıldar,
rose dikleşirken konuşur “su..” ve dönerek uzaklaşırken eteklerini
tutuyor, koşturarak ilerler, latty scott’a dönerek gerçekten iyi olduğunu
söylüyorken biraz sonra rose bir bardak suyla geldiğinde latty önce bardaktaki
ruj izine bakar, rose içki olup olmadığını kontrol ettiğini söylediğinde
prenses gülümseyerek teşekkür eder ve suyu devirirken scott konuşur “latty istersen vien’i çağırayım-“ “gerek yok, iyiyim scott, gerçekten.. bacaklarım tutmuyor sadece, ağırım
artık..” rose gülümseyerek anladığını belli ederken latty güzel kadına bakarak
sorar “hamile kaldınız mı siz de? anlatın, bu erkekler anlamıyorlar..” “kalmadım, ama mantıklı tabii, kadınlar bu aylarda çok yorulurlar..” sonra gülümseyerek scotta döner, devam edecekken eli havada, ona bakar,
scott ona bakarak cümlenin devamını bekliyorken genç kadın bir an kaskatı
kesilmiş, ama sonra toplanarak devam eder “erkekler anlamaz tabii..” ve önüne dönerken scott ona bakar, sonra o da
lattye döner.. scott lattyi siennaya bırakmış, kalabalığa karışmışken deminki kadını
arıyordur, genç kadın sanki onu görünce bir an ölmüş gibi olmuştur, herhalde
tanıdığı birine benzetmiştir ama yine de scott onun yüzünü unutamamışken genç
kadın işte orda, çimlerde ilerleyerek partiden uzaklaşıyordur, scott biraz
koşarak biraz yürüyerek seslenir “hey! hey, miss!” genç kadın o tarafa döner, scott onun yüzüne bakarken şimdi de geri
çekilmeyi görüyordur, yürürken sorar “miss, sizi tanıyor muyum?” genç kadın sessizken cevaplar “sanmam senor.. tanışsak sizi hatırladım, eminim..” scott iltifatla ilgilenmezken onun yüzünü inceliyor, mırıldanır “ben tanıyor gibiyim.. emin misiniz, adınız nedir?” “rose..” “soy ad?” rose kaşlarını çatar, scott sessiz, gülümser “gerekirse öğrenebilirim miss.. lütfen, gerçekten merak ediyorum-“ “rose delaine.. tanıyor musunuz?” scott beyninde tarıyor, bulamıyorken
rose gülümser, dönerek uzaklaşırken scott arkasından bakar, sonra yine yürümeye
başlar.. “yine de-“ “bakın senor, yalnız kalmak istiyorum-“ “beni görünce yüzünüz kasıldı miss, bir şey düşündünüz biliyorum-“ “eskiden sevdiğim ve ölen bir adama çok benziyorsunuz da ondan..” scott ohlarken geriler, rose başını sallarken genç adam mırıldanır “üzüldüm.. gerçekten.. yapabileceğim bir şey var mı?” rose ona bakarken hafifçe gülümser, sonra cevaplar “yok.. teşekkür ederim senor.. iyi eğlenceler..” rose tekrar döner, yürüyerek uzaklaşırken scott arkasından bakar.. scott rose’dan sonra dalgınca yürüyorken ashley onu görmüş, gabriel’i
başından savmak için kaçacağı son köşeyi de bulduğunu düşünerek abisinin koluna
girerken scott sanki bir rüyadan uyanmış gibi genç kadına bakar, ashley
kaşlarını çatarken sorar “hayalet mi gördün? ne bu surat?” scott başını iki yana sallayarak bilmediğini söylerken ikisi yürüyordur,
genç adamın başı eğik, adımlarını sayıyorken sorar “rose’u tanıyor musun?” “delaine, elora delaine’in kardeşi, brian keaney’le beraberler.. bir şey
mi olmuş?” “hayır.. sadece.. garip, sanki daha önce tanıyor gibiyim..” “sen bir gördüğün insanı bir daha unutmazsın scott, en fazla birine
benzetiyorsundur..” genç adam kardeşine bakarken sorar “kime benzettiğimi de hatırlamam gerekmez mi o zaman?” ashley doğru derken scott bahçedeki rengarenk kalabalığa bakıyor, iç
çeker “ama hatırlayamıyorum, tanıdıklık hissi var ama yüzleri
eşleştiremiyorum..” “sen de mi ruh bilimci oldun, element falansan yanıma yaklaşma..” genç adam gülerken ashley onun koluna tutunarak gülümser “o kadar çok insan var ki senin de kafan karışmış olabilir scott,
boşver.. geçer..” “umarım..” “ben geçiririm, sen beni yalnız bırakma yeter..” “kimden kaçıyorsun sen?” “insanlardan, hepsinden nefret ediyorum, biliyorsun..” scott gülerek genç kadının şakağını öperken ashley yeni bir şarkıyla
alevlenmiş dans pistini işaret eder.. SOUNDTRACK / La Lupe – Fever (hiç bitmesin hep çalsın aiğyh! fiiğvah!) merkez masa pisti ele geçirmiş, hepsi ateş gibi yanıyorken eidan loret’in
kıvrımlarından gözünü alabildiği bir anda yanındaki vien’e döner, genç kadın
kaşını kaldırmış, eli belinde, gözü devamlı dışarda olan nişanlısına bakıyordur “sinirlenmeye başlıyorum..” eidan gülümserken bütün yakışıklılığı mavi gözlerinden akıyor, vien
dudaklarını ıslatarak elini indirirken su kıran genç kadını elinden tutarak
kendine çeker, vien sertçe genç adamın göğsüne çarparken dudakları aralanır,
eidan bacağını onun eteğinin arasından hafifçe sokarak genç kadını belinden
arkaya yatırır ve bir yarım daire çizerek tekrar doğrulturken vien’in göğsü
inip kalkıyor, eidan’ı başından tuttuğu gibi kulağına uzanır ve genç adamı
sinsice gülümsetecek bir şey söylerken su kıran nişanlısını alarak gözden uzak
bir köşe bulmaya gidiyor, vien küçük sırlarının zevkiyle gülümseyerek eidan’ı
takip ediyorken o sırada loret’ten ayrılmış olan james opal tarafından tekrar
sahneye çıkarılıyordur... andrea dorian’la beraber zevkle dans ediyorken genç adam da rahat,
andrea’nın yönlendirmesine izin veriyorken biraz sonra franco kollarında
gözleri yaşlı bir liv’le onların yanına gelir, andrea derhal kızısına dönerken
liv ona acımış parmağını uzatıyordur, andrea öperken franco az önce bir gül
dalına saldırdığını söylüyordur, andrea gülümseyerek önemli olmadığını söyler
ve kızını kucağına alırken yaylanmaya başlar, liv ilk başta yüz vermese de
sonra acısını unutup kaçamak gülüşlerle annesinin boynuna saklanır, dorian
küçük kıza gülümserken mavi gözler hala yaşlı, ama gülüyor, küçük popo yavaş
yavaş zıplamaya başlıyorken franco gülüyordur “çok canlar yakacak bu güzellik..” andrea da gülerek kızını dans ettirmeye devam ediyor, dorian ona uzanan
elleri tutarak küçük bayana eşlik ediyorken franco boncukları hiç bitmeyen
ufaklığa göz kırpıyordur.. “dorian, dans?” andrea ve franco liv’le beraber uzaklaşırken dorian arkasındaki sese
döner, cameron’ı gördüğünde kaşını kaldırırken genç kadın gülümsüyordur, ateş
kıran dönerek elini uzatırken cameron kabul eder ve elini verdiği anda
döndürülerek dorian’a çarpar ve çarptığı anda geriye yatırılırken hızla bir
nefes alır, üzerine eğilmiş olan adam hafifçe gülümserken cameron kaşını kaldırmış,
sorar “böyle dans etmeyi nereden öğrendiğini sormuyorum bile..” dorian genç kadını doğrultarak iter ve elini bırakarak üzerine yürürken
cameron geri adımlar atıyor, kalçası her adımda kıvrılıyorken siyah saçlarının
uçları dudaklarına yapışmış, birazdan tekrar belinden çekilerek ateşe
yaslanırken genç adamın ritmi ikisini de hareket ettiriyordur, cameron
dudaklarını ısırarak tek elini genç adamın saçlarına sokarken ateş kıranın eli
genç kadının zarif kolundan omzuna kadar alev alev bir yol takip ediyor,
yavaşça belinde inerken cameron yine sert bir hamlenin geleceğini anlamış, ama
ne olacağını bilmiyor, yutkunurken dorian onu tekrar geriye yatırır, kırmızı
elbisenin yırtmacından çıkmış pürüzsüz bacağı kavrar, cameron gözlerini
kapatarak dudaklarını ısırırken dorian gülümser, genç kadını yarım daireyle
tekrar doğrulturken cameron onun boynuna tutunuyor, onun da bir dayanma sınırı
var, genç adamı çekerek dudaklarına yapışırken dorian elinin altındaki bacağı
sıkıyor, cameron genç adamın dudaklarını emerek başını hızla geri çekerken
dorian da onun bacağını bırakıyordur, genç kadın baş parmağıyla yavaşça
dudağının kenarını silerken gülümser ve arkasını dönüp uzaklaşırken dorian alt
dudağını ısırarak uzaklaşan ateş parçasını izliyordur.. “colm nasıl delia?” delia melanie’nin koluna vururken genç kız gülüyor, oturduğu yerden dans
ediyorken hem ayaklarının, hem de carter’ın biraz dinlenmeye ihtiyacı vardır,
genç adam sorar “colm’la mı takılıyorsun sen?” “kim demiş?!” “bak hemen savunuyor!” delia melanie’ye saldıracakken genç oreonun bir başka üyesi araya girer “o kadar yakışıklı bir adamla takılmamak suç..” landon yanındaki sözde sevgilisine bakıyorken elle gülerek ona yemeğini
yemesini işaret ediyordur, landon iştah miştah kalmadı artık diyerek çatal bıçağı
itip isyan bayrağını çekiyorken kızlar gülüyordur, genç adam onlara aldırmadan
ian’a döner “yakında kızıl da başlar şu
yakışıklıydı, bu güzeldi demeye..” bryce gülümserken ian’a döner “ian da idare eder, öyle demeyin..” ian sahte bir şokla genç kıza bakıyorken bryce kaşlarını kaldırıyordur,
melanie elini sallayarak genç kızı gösterir “kızıl laf atmayı da öğrenmiş bak sen! klon dedik bağrımıza bastık, bu
muydu ödülümüz miss bryce?” bryce şen bir kahkaha atarken ian genç kızın güzelliğini izliyor, kızıl
bukleler koyu yeşil ipeğe dokunuyorken genç adam elinin tersiyle onları hafifçe
genç kızın omzundan sırtına iter, bryce ona dönerken ian gülümsüyor, uzanarak
pembe dudakları örterken carter bir ıslık patlatıyor, melanie alkışlıyorken
landon da elle’e dönmüş, bir özür öpücüğü alıyor, delia peçetelerden ponpon
yapmış, sallıyordur... SOUNDTRACK / Barbra Streisand – Moon River “baba..” edward oturduğu yerde arkasını döner ve kızını gördüğünde gülümseyerek
diğerlerinden izin ister, delia babasının koluna girerek piste gidiyorken genç
adam güzel kızını kollarına aldığında gülümser “en güzeli yine sensin, kuğu kızım benim..” delia uzanarak babasının yanağına bir öpücük kondururken iyice genç adama
sarılır “seni seviyorum baba..” edward kızının kömür karası saçlarını öpüp gülümser “ben de seni..” ikisi yavaş yavaş dans etmeye devam ediyorken edward mırıldanır “bir şey soracağım delia, ama kızmayacaksın..” delia başını kaldırarak babasına bakarken pek de öyle kızılacak bir şey
soracak gibi görünmüyordur- “baba, hayır-” “demek ki bir şey var..” “yok-yok bir şey, baba lütfen okuma..” “okumuyorum, tamam-tamam okumuyorum! güzel bak..” delia’nın keskin mavileri yumuşarken genç kız tekrar babasına sarılır “colm’a bir şey söyleme, lütfen..” “kimseye bir şey söylemem, ama bir dahaki sefere okumama gerek
kalmasın..” “tamam, ama zaten bir şey yok..” “yalan da söyleme..” delia gülümserken edward kızının başını öper “colm çok iyi bir çocuk-“ “çocuk?” “bana göre hepiniz çocuksunuz, neden kızıyorum sanıyorsun?” genç kız gülerken babası devam ediyordur “çok iyi bir çocuk evet, ama bazen aklı beş karış havada dolaşıyor. o beş
karışlık akıl seni üzerse gelip bana söyle..” “olur babacığım, hemen gelip şikayet ederim..” edward gülerken delia hafifçe genç adamın göğsüne vurur ve geri
çekilirken gülümser “birbirimizin kalbini kıracak bir şey yapmıyoruz, takılıyoruz..” “takılıyorsunuz..” “takılıyoruz. o kadar..” “takılın bakalım, takılıp düşmeyin de..” delia gözlerini devirirken edward babalara göz devrilmez diyerek kızını
elinden tutarak hafifçe iter ve çevirerek eflatun tüllerini havalandırırken
delia melekler gibi gülüyor, uzaktaki bir başka genç adam onun ışığına takılıp
kalıyorken edward’la göz göze geldiğinde edward colm’a gülümser, colm da
gülerek başını eğer ve uzaklaşırken iki gün önceki konuşmalarını sadece ikisi
biliyor, her şey yolundayken delia tekrar babasının kollarına dönüyordur.. herkes su gibi akan müzikte huzurla dans ediyorken scott pistin kenarında
oturmuş sarışın kadını görür, dans edenleri geçerek onun yanına gelir ve bir
şey söylemeden yavaşça otururken ikisi de önlerinde uzanan gölü izliyordur,
rose genç adama döner ve usulca konuşur “evlenmişsin..” scott kaşlarını çatarak genç kadına dönerken o nereden hatırladığını
bilemediği güzelliğin üzerinde nasıl bir tılsım varsa bir anda kalkmış, genç
adam gördüğü ve daha da önemlisi kristal berraklığında hatırladığı yüze
bakıyor, fısıldar “rose?” genç kadın hafifçe gülümseyerek göle dönerken scott’ın nefesi kesilmiş,
kalbi durmuş, izledikleri gölün dibine battığını hissediyorken yutkunurak genç
kadına bakmaya devam eder.. SOUNDTRACK / Josh Groban - Si Volvieras A Mi “ama nasıl?” rose sessiz, kollarını bacaklarına, eteğine sarmışken cevaplar “bilmiyorum.. bildiğim tek şey yıllarca seni aradığım ama bulamadığım-“ “ben de öyle-” rose ona döner, scott onun elini yakalarken parmaklarını
geçiriyor, heyecanlanmış, daha genç bir delikanlıyken, ajanlık nedir öğreniyor,
hayat nedir bilmiyor, kalbi ilk defa çarpıyorken aşık olduğu kız karşısında
duruyor, ona bakıyorken scott yutkunur, nefesi fazla geliyor, fısıldar “yıllarca aradım seni, hep hayır dediler.. ismin yoktu, soyadın
farklıydı, öldüğünü bile söylediler-“ “senin için de! adını bile bilmiyordum, adın scott mı-“ scott onun
saçlarına ellerini sokar, genç kadının alnına alnını dayarken rose gözleri
kapalı, onun bacaklarını tutuyorken gözleri kapalı, fısıldar “jack, ben seni çok özledim-“ scott eğilerek onun dudaklarını örterken
rose da başını kaldırarak onun yüzünü tutar, ikisi de kimseyi umursamıyor, rose
onun saçlarını sıkıca tutarken jack de onu belinden kavrar, genç kadını kendine
çekerken bir yerlerde parti mi vardır, biri mi evlenmiştir, ikisi de
umursamaz.. scott bir anda ondan kurtularak ayağa fırlayan kadının ardından nerede
olduğunu hatırlamış, o da ayaklanırken rose endişelidir, konuşur “düğündeyiz, her yer gazeteci, ayrıca sen evlisin-“ “rose-“ yürüyen rose ona döner, konuşur “değil misin?” scott sessiz, ona bakarken rose başını sallar, dönerek
uzaklaşırken genç adam acıyla eline bakar, kocaman bir yasağın altın izini
görürken nefes alır.. “babamız neredeymiş? haniymiş babamız?” andrea kızıyla konuşarak yürürken scott’ı arıyordur, genç adam bir
süredir hiçbir yerde yokken genç kadın pistin etrafında dolaşıyor, biraz sonra
pistin ucunda oturan sarı kafayı gördüğünde gülümser ve o tarafa gidecekken
gördükleriyle bir an duraklar.. aynı sarı kafa yanındaki kadının elini tutuyor, diğer elini de sarı
saçlara geçirerek genç kadının yüzünü kendine çekiyorken ikisi bir şeyler
fısıldaşır ve sonra dudakları birleşirken andrea şokla önündeki manzaraya
bakıyor, gözleri dolarak kucağındaki kızına biraz daha sarılıyorken daha fazla
bakamaz ve arkasını dönerek hızla uzaklaşır.. andrea yaşların akmasına engel olamıyor, tek eliyle yüzünü silerken liv
de mızmızlanıyordur, annesinin huzursuzluğunu hissetmiş, uzanarak genç kadının
yüzünü tutarken andrea onun küçük elleri yüzüne değince artık kendini tutamaz
ve olduğu yerde durarak ağlamaya başlarken liv annesinin ne yaptığını
anlamıyor, ama onun da keyfi kaçmış, bir şeyler mızırdanarak genç kadının
elbisesine tutunuyordur.. “andrea-andrea iyi misin? tanrım-neden ağlıyorsun, bana bak-andrea?” sienna ağlayan genç kadının kucağından liv’i alarak onu saraya götürürken
ikisi merdivenlerden çıkıyor, liv de ağlayarak annesine uzanmaya çalışıyorken
içeri girdiklerinde sienna küçük kıza döner “ağlama bebeğim, şşşt.. andrea neler oluyor?” genç kadın kapının yanındaki kuytu bir köşeye geçerek duvara yaslanırken
dışarıyı işaret eder “scott-o kadın, adını bile unuttum-onunla öpüşüyordu..” “kim-scott mı? kadın kim?” andrea burnunu çekiyorken elinin tersiyle yanağını silerek cevaplar “brian’ın yanındaki kadının kardeşi, çiçekçi olan..” “yanlış görmüşsündür andrea, scott öyle bir şey yapmaz-“ “gördüm sienna! açık açık gördüm! önce kadının elini tuttu, parmakları
böyle birbirine geçmişti..” andrea gösteriyorken sienna kucağındaki liv’in saçlarını okşuyordur,
andrea devam eder “...sonra saçlarına elini soktu-önce bir şeyler fısıldaştılar, sonra
öpüştüler, hiç kimseye aldırmadan hem de! orada ne kadar çok gazeteci var-bütün
herkes evli olduğunu biliyor-bizim bir çocuğumuz var sienna, nasıl yapar!?” andrea hıçkırarak ağlıyorken elini ağzına kapatarak yere çöker, liv de
annesiyle beraber ağlıyorken sienna ne yapacağını şaşırmış, telaştan onun da
gözleri dolmuşken merdivenlerden alexayla tessa iniyor, kapının önündeki
manzarayı gördüklerinde ikisi de hızla o tarafa koşar, alexa andreanın başında
diz çökerek ne olduğunu soruyorken andrea ağlamaktan cevap veremiyor, sienna o
sırada tessaya çabucak ne olduğunu anlatıyorken tessa oflayarak andreaya bakar,
sonra ablasına döner “sen kızları alıp git, ben andreayı yukarı çıkarayım, böyle görünmesin,
kimseye bir şey söyleme, scott’ı görürsen de içeri yolla..” sienna tamam diyerek kucağındaki liv’in başını öperek susmasını söyler,
alexayı da elinden tutarak dışarı çıkarken tessa yere çökmüş andreanın yanına
eğilir, toprak kıran uzanarak tessaya sarılırken genç kadın onu sıkıca tutuyor,
andrea hıçkırarak ağlıyorken ikisi beraber yavaşça kalkarak merdivenlere
yürürler.. “rose.. ben de seni arıyordum-rose?!” elora kardeşinin arkasından koşturuyorken rose sarayın arkasına kadar
dolaşmış, gözlerden uzak bir köşede soğuk taşlara tutunurken derin nefesler
alıyor, elora yanına gelip ne olduğunu sorduğunda dolmuş gözlerle ablasına
dönerek anlatmak istiyor, ama kelimeleri bulamıyorken ağlayarak genç kadına
atılır, elora korkmuş, ama bir şey söylemeden onu tutarken rose titreyerek
ağlıyordur... sienna alexa’ya gidip bir uğraş
bulmasını söylemiş, alexa da ikiletmeden hemen babasını gözüne kestirerek oraya
koşarken sienna kucağındaki liv’i hafifçe sallayarak etrafına bakıyordur,
gözündeki yaşlar hiç eksilmeyen küçük kız parmaklarını kemirirken sienna biraz
sonra aradığını bulmuş, hızla o tarafa yürürken scott dalgınca yürüyor, o da
etrafına bakıyorken aradığı son insan önüne geldiğinde bir adım geri atar “sienna-liv, ağlama tatlım, gel..” scott kızını kucağına alıyorken sienna
genç adama biraz daha yaklaşıp gözlerinin içine bakar “andrea seni rose’la öpüşürken görmüş
scott-“ “ne?” “evet, az önce bahçenin ortasında
kucağında bebeğiyle ağlarken buldum, ne yapıyorsun?” başına gelebilecek en çarpık, en kötü şey gelmişken genç adam başını
iki yana sallıyor, kucağındaki kıza bakarken sienna kolunu tuttuğunda tekrar
genç kadına döner “tessayla beraber içeri girdiler, sen
de git, liv’i bana ver..” scott otomatiğe bağlanmış gibi kızını
siennaya verirken genç kadın başıyla büyük taş binayı işaret eder ve liv’le
beraber uzaklaşırken scott yumruğunu ağzına kapatarak gözlerini kapatır ve
derin bir nefes alarak saraya doğru yürürken sienna liv’in gönlünü hoş tutmak
için gülerek küçük kızın dikkatini dağıtıyordur... SOUNDTRACK / Jessica Simpson – When You Told Me You Loved Me scott yatak odasının kapısını çalarak
içeri girerken andreayla beraber yatakta oturan tessa başını kaldırır, genç
adamı gördüğünde zoraki gülümser ve andreaya bir şeyler mırıldanır, genç kadın
başını salladığında tessa kalkarak odadan çıkarken kapı kapandığında andrea
gözleri yaşları, dişlerini sıkıyor, başını kaldırarak kocasına bakar.. “o kadınla ne işin vardı scott?” “rose’u çok önceden tanıyorum andrea-” genç kadın sinirle gülerken ellerini
kaldırır “tabii ya, önceden tanıdığın için evli
ve çocuklu olmana rağmen öpüşmeniz önemli olmuyor-“ “andrea-“ “herkesin ortasında o kadını öpüyordun scott, ben senin nasıl
öpüştüğünü, nasıl dokunduğunu çok iyi biliyorum, karınım ben senin, çocuğunun
annesiyim-nasıl yaparsın?” “rose’un kim olduğunu bilmiyorsun-“ “ROSE HER KİMSE BENİ İLGİLENDİRMİYOR!” “BİLİYORUM!” andrea elindeki mendili yumruğunda
sıkıyor, yumruğunu da dudaklarına bastırırken scott derin bir nefes alarak
sakinleşir “özür dilerim ve söyleyeceğim hiçbir
şey yaptığım hatayı haklı göstermek için değil, ama dinlemen gerek..” andrea konuşmuyorken scott makyaj
masasının önündeki iskemleyi çekerek oturur “yıllar önce, ben daha gerçek bir ajan
bile olmamışken çok önemli bir eğitim gezisine gittik. bir nevi ilk
görevimizdi, bir grup ajan çok değerli bir elması çalmak için bir aylık bir
deniz yolculuğuna çıktık, rose’la orada tanıştım ve ona aşık oldum andrea..” genç kadın gözleri yumarken scott
devam ediyordur “..ama işler umulduğu gibi gitmedi,
gemi bir kaza geçirdi. o sulara gömüldükten sonra ikimiz de birbirimizi
kaybettik.. yıllarca rose’u aradım, o kadın benim ilk gerçek aşkımdı, ama o
kadar büyük güçler için bile çalışsam bir türlü bulamıyordum, ne ismi, ne
soyadı, hiçbir izi yoktu. sonunda öldüğünü söylediklerinde ben de vazgeçtim..” andrea’nın kapalı gözlerinden yaşlar
süzülüyorken scott onun canını acıtmak istemiyor, ama bilmesi gerektiğini
düşünüyorken genç adamı bu kadar zor bir durumda bırakacak yegane şey bir anda
ortaya çıkmış, scott rose’un hala yaşadığını bile bilmiyorken şimdi bir anda
her şey tekrar canlanmıştır, aşkı, tutkusu, onu şu anda olduğu adam yapan her
şey bir anda kafasına üşüşmüşken mantıklı davranamıştır, karısını üzmüş,
ailesine ihanet etmişken şimdi özür dilemesi çok basit kalıyordur, biliyordur,
ama o kadın yıllarca onun bütün dünyası olmuş, onu bulabilmenin hırsı scott’ın
pençelerini sapladığı ilk amaç olmuşken şimdi geri dönmesi tam bir mucizedir- “ve ben bundan ne çıkarmalıyım scott?
onunla mı gideceksin-“ “hayır, andrea-“ “ne düşünmeliyim ben şimdi, herkes
eskiden deli gibi aşık olduğu insanları birer birer geri alırken ben ne düşünmeliyim benim geçmişim de,
geleceğim de sensin-“ “sevgilim, ağlama, lütfen..” scott oturduğu yerden kalkarak
karısının yanına otururken andrea çaresiz, elindeki peçeteyi küçük parçalara
ayırıyorken genç adam ona sarıldığında sarsılarak ağlamaya başlar, dönerek o da
kocasına sarılırken scott onu tutuyor, saçlarını okşuyorken andrea hıçkırıkları
arasında mırıldanır “liv daha çok küçük scott..“ scott kendinden nefret ederek
gözlerini yumarken biraz sonra genç kadını kendinden ayırarak yüzünü elleri
arasına alır “andrea-tatlım-bana bak, gözlerime
bak..” ela gözler mavileri izliyorken genç
adam konuşur “hiçbir yere gitmiyorum, ben seni seviyorum, sana aşığım, seninle evliyim.
ne seni, ne de kızımızı bırakmak gibi bir niyetim yok, bunu aklından çıkar..
sadece geçmişin bir anda beni bulmasıyla düşünmeden hareket ettim. tek bir
öpücüktü, bir daha tekrarlanmayacak, buradayım..” andrea gözlerini kapatarak titrerken
scott eğilerek onu öptüğünde ağlayarak genç adamın yüzünü tutar, scott ona
sarılarak dudaklarına bastırıyorken geçmişin hayaleti geri gelmiş, canı her ne
kadar acısa da bazı şeylerin geride kalması gerekiyor, genç adam geleceğini
kollarında tutuyorken andrea’nın saçlarını kavrayarak başını tutar, ikisinin de
dudakları aralanırken genç kadının gözyaşları çenesinden yavaşça boynuna
süzülüyordur... bir süre sonra davetlilerin çoğu
ayrılmış, biana ve ewan tekrar tekrar gelen tebrikleri kabul ediyorken flasler
konukların en iyi şekilde gidecekleri yere ulaşması için çalışıyordur, o sırada
elora ve rose masalarına dönmüşler, elora brian’a yaklaşarak usulca konuşur “brian eğer bir sakıncası yoksa artık
dönebilir miyiz? ortalık sakinleşmişken en azından ben ve rose dönebilirsek..” brian masadaki boş kadehiyle oynayan
rose’a bakıyorken genç kadının bütün rengi kaçmış, mutsuzluğunu okumak için
özel güçlere gerek yokken brian elora’ya döner “tabii elora, hepimizin dönme zamanı
geldi zaten..” genç kadın gülümseyerek teşekkür
ederken brian da aynı şekilde gülümseyerek kolundaki eli tutar ve cebindeki
telefonu çıkararak james’i ararken bahçenin uzak bir köşesinde olan senor
haberi aldığında norman’a herkesi toparlamasını söylemiş, genç adam çoban
köpeği edasıyla masa koyunlarını bulmaya gitmişken james başkanlarını ve
ördeklerini toplayarak baloyu açtığı gibi kapatmak için yerinden kalkıyordur... ![]() |


