SOUNDTRACK / Ella Fitzgerald – Mack the Knife (Live)

#06 - The Rose

 

SOUNDTRACK / Ella Fitzgerald – Mack the Knife (Live)

 

 

sahnedeki kadın şarkıya giriyorken eidan şampanyasını içiyor, sahneye çıkan james ve opal’i izliyorken sağ elinin parmaklarını şıklatıyor, yanındaki vien’e omzuyla dokunuyorken genç kadın da gülerek olduğu yerde dalgalanmaya başlar, eidan ona göz kırparak arkadaki francoyu işaret eder, sonra dönerek genç adamı kolundan tutup her kimle konuşuyorsa çekerek alır, franco dehşet içinde sürükleniyorken eidan kadehleri alıp vien’e verir, genç kadın gülerek alırken eidan ellerini birbirine vurur, franco anlamış, hadi bakalım diyerek elini arkadaşına verirken ikisi dans etmeye başlarlar ve o kadar da güzel dansediyorlardır ki vien şaşkınlıkla ikisinin kusursuz adımlarına bakarken franco eidan’ı iter, üniversitede ikisi de zorla bu dansı öğrenmiş, eşleri ayaklarının sağlığı için ikisini de yalnız bırakmışken bu onları yıldırmamış, iki beraber gayet güzel öğrenmişken eidan dönerek ellerini birbirine vurur ve tekrar francoyu tutarak swinge devam ediyorken biraz sonra ikisi de elleri iki yanında dalgalanarak dönmeye başlamış, vien bir kahkaha atarak bardakları yanlarından geçen bir garsonun tepsisine bırakır ve eteğini tutarak beylere katılırken daha o katılıyorum demeden eidan genç kadının eline yapışır ve kendine çekerek aynı adımları atmaya başlarken vien gülerek iki arada bir derede eteğini toplar, franco da etrafında dönerek şanslı bir bayan ararken sienna koşarak o tarafa geliyor, kendini genç adamın kollarına bırakır, dördü bir sağa bir sola güle oynaya dans ediyorken bir taraftan onların yarattığı pist, diğer yandan asıl pist neşeli melodiyle doluyordur..

 

 

“çıkacak, çocuk çıkacak eidan yavaş!”

 

eidan kaskatı kesilirken latty gülerek ona sarılır, genç adam korkarak onu tutuyorken conrad gülerek prensesini geri alır, eidan çocuğun çıkmayacağına vien tarafından ikna edildikten sonra alınıp daha sakin bir yere götürülür, onlar bir bardak su içiyorken asıl pistte dans eden melanie carter’ı çekiştirerek ian ve delia’nın yanına gelir

“arkanda kim var bak..”

 

delia ian’ı da döndürerek bakar ve jason’la loret’i görürken bir an dudaklarını ısırır, melanie bir kahkaha atarken ian ve carter anlamamıştır, iki kız gülüşerek anlaşıyorken biraz sonra ikisi de eşlerine döner

“carter git claire’le dans et..”

“ian bryce seni bekliyor..”

 

iki genç adam da hedeflerine uzaklaşırken delialona melanie’yi elinden tutarak çimlere sürüklüyordur...

 

 

SOUNDTRACK / Nouvelle Vague – Dancing With Myself

 

 

delialona elinde kadehi, bir kahkaha atarken müzik güzel, içki güzel, hava güzeldir, herkes gülüyor, dans ediyor, konuşuyordur, genç kız kalabalığın arasında koşarcasına ilerliyorken arkada melanie de onunla beraber koşturuyordur, ikisi rüzgarla bir ilerliyorlarken delia gülerek konuşur

 

“jason da burda! melaine, neler oldu hatırlıyor musun?!”

 

melanie gülerek sakin olmasını söylerken delia gülerek öbür tarafa döner, colmun göğsüne çarparken geriler, colm ona bakıyorken delia elinde kadeh, konuşur

 

“colm..”

“delia..”

“ne güzel davet, değil mi?”

“evet.. dans?”

 

delia olur derken melaine uzanıp kadehi alır, colm dönerek yürürken delia melaine’ye döner, sessiz bir çığlık atarken melanie sesli bir kahkaha atar, delia önüne dönerek koştururken melanie onun içkisini içer, öbür tarafa döner..

 

 

“hangi pisti tercih edersiniz leydim?”

 

delia parmağını dudağına bastırarak karar vermeye çalışıyorken colm güler ve oldukları yerde onu çevirerek kollarına alırken delia gülümseyerek genç adamın elini tutuyor, yaylanarak dans ediyorken colm onu kendi etrafında çevirip sorar

“jason’la ne olmuş?”

 

delia pembeleşirken colm gözlerini devirir

“herkes ona aşık zaten, ben de mi tanrı olsam ne yapsam!? hazır masadakileri de bulmuşken bir form doldurayım..”

 

delialona gülerek ona sokulurken başını kaldırmış, kendinden uzun boylu, yakışıklı adamın yüzüne bakıyordur

“seni almazlar ki..”

“nedenmiş o? tanrı gibi adamım, bak 10 metredeki kadınlar ölüyor..”

 

delia gülerken colm da o ölümcül gülümsemesiyle onun elini bırakarak genç kızı belinden kavrar, delia da genç adamın yakalarına tutunuyorken gülümser, omzularını indirip kaldırarak dans ederken colm eğilerek onu kahküllerinin üzerinden öper, delia gözlerini kapatırken dudaklarını eline yaslayarak genç adamın kokusuyla beraber dans ediyordur..

 

 

edward sağa sola bakarak kızını arıyorken wusla’yı görür, o tarafa ilerlerken genç kadın dizlerine kadar, altın çiçek işlemelerinin olduğu elbisesi içinde parlıyor, gelip geçerken konuklara selam veriyorken edward onun önüne kolunu uzattığında bir an duraklar, sonra girerek yürümeye devam ederken genç adam sorar

 

“delia nerede?”

“colm’la dans ediyor, şu tarafta..”

 

edward gösterilen tarafa bakarken gözlerini kısar

“sevmedim o dans etmeyi..”

“saçmalama edward, colm delia’nın abisi gibidir..”

“herkes herkesin abisi gibi olabilir, ben de senin abin gibiydim-“

“biz yaşıtız edward-“

“fark etmez, ben erkeğim, anlarım, kızımız fazla güzel, hep senin suçun..”

 

wusla gülerken edward da gülümser, uzaktaki delia ve colm gülerek bir şeyler konuşuyor, o sırada ağır aksak adım atıyorlarken edward wuslaya döner

“iksinin arasında bir şey var wusla, colm’u severim, ama kızımın kalbi kırılırsa kafasını kırmaktan da çekinmem..”

 

wusla cevap vermeden ikisini izliyorken gülümser

“bir şey olmaz, kaplerimiz kırıla kırıla öğreniyoruz edward..”

“kafasını kırmama engel değil..”

“olur, gerekli olursa kırarsın, vien iyi bir doktordur, tamir eder..”

 

edward güzel derken kolundaki eli tutarak wuslayı kendine çevirir, genç kadın gülümseyerek eski kocasıyla dans etmeye başlarken maynardın göz alabiliğine uzanan bahçesinin her köşesi ayrı bir çift için pist oluyordur...

 

 

“flasler..”

 

flasler claire’le sohbetine ara vererek ewan’a döner, genç adam ellerini birbirine sürterek gülümsüyorken konuşur

“küçük bir gelenek gösterisi de ben yapacağım, müziği ayarlamalarını söyler misin?”

“neymiş o gelenek?”

flasler gülümseyerek çok eski bir gelenek diyorken müziği ayarlamak için uzaklaşır, ewan claire’le beraber piste dönüyorken açıklar

“conrad ve benim geldiğimiz yerde şenliklerde yapılan bir dans vardır, ben eskiden bunun öyle olduğunu bilmiyordum tabii, hatırladığım kadarını cuslov’la beraber çıkartmıştım, sonra herkesin öğrenmesini şart koştum, onu yapacağız..”

 

claire ne kadar güzel diyorken sorar

“conrad biliyor mu?”

“benim bildiğimi bilmiyordur, beni hiç öyle görmedi..”

 

claire gülerken ewan flaslerin işaretini görmüş, boşalan piste çıkıyorken cuslov haberi almış, gülümseyerek diğer taraftan onunla beraber ortaya geliyordur..

 

 

SOUNDTRACK / James Horner – An Irish Party in Third Class

 

 

bir anda gaydaların sesi duyulurken eidan bahçenin bir ucundan dönerek pistteki ewan ve cuslov’a bakar

 

“olay var! kalkın!”

 

eidan vien’i elinden tutup masadan kaldırırken diğer kıranlar ve franco da onları takip ediyordur, pistin kenarına geldiklerinde ewan gülerek ellerini birbirine vurur, karşısındaki cuslov sağ ayağını öne atarak eğilir ve ewan’a selam verip doğrulur, ewan bu sefer ellerini iki kez birbirine vurduğunda cuslov bej üzerine uçuk kahverengi çiçeklerin olduğu uzun elbisesinin eteklerini iki elinde toplamış, şık topuklu ayakkabıları üzerinde hızla sağa ve sola adımlar atar ve topuğunu yere vurarak diğer ayağa geçerken o kadar hızlı yapıyordur ki herkesin gözleri büyürken genç kadın iki ayağını da yere vurarak durur ve az önce ewan’ın yaptığı gibi ellerini iki kere birbirine vurur, onun işaretiyle ewan ellerini pantolonun cebine sokar ve aynı adımları o da cuslov gibi seri bir şekilde vurup son iki vuruşla dururken cuslov gülüyor, ewan kaşlarını kaldırarak sırıtıyorken biraz sonra müzik daha da hızlandığında eidan daha fazla dayanamıyor, herkesi coşturmak için kalabalığa dönüyordur..

 

 

“SEN BUNU NEREDEN ÖĞRENDİN BE ADAM!?”

 

conrad kendini piste atılmış bulurken ewan gülerek hainliğini açıklar

“şenlik dansı işte, memleketimin dansını da mı bilmeyeyim!?”

 

conrad bir kahkaha atarak kardeşini omzundan yakalarken kızları çağırır, delora derhal genç adamın kolunun altına girerken onun arkasından biana geliyordur, genç kadın gelinliği bırakıp daha rahat, başka bir beyaz elbiseye geçmiş, dalgalı eteklerini tutarak ewan’ın yanına geçerken kocası ona adımları gösteriyor, genç kadın gülüyor, ama hemen de kapıyorken ewan alkışlayarak biana’nın elini tuttuğu gibi pistin etrafında dönmeye başlar, sağa ve sola atılan adımların ardından sert zeminde yere vuran topukların sesleri bahçede çınlıyorken kahkahalar havaya karışıyordur..

 

 

“keşke siz de orada olabilseydiniz..”

latty gülümseyerek yanındaki sarışın genç kadına döner, cevaplar

“nasılsa kendi düğünümde de yapmam gerekecek..”

 

rose gülümseyerek doğru derken tekrar topuklar vurulur, latty de gülerek alkışlarken owlar, rose hemen ona dönerken latty iyiyim diyordur, ama rose muhteşem bir soğukkanlılıkla onun beline sarılırken konuşur

 

“şurdaki çiçekler çok güzel prenses..”

 

latty zayıf bir aha derken ikisi kalabalıkta o tarafa döner, kimse prensesin acı çektiğini düşünüp panik olmazken ordaki çiçeklere gidiyorlardır, latty rose’un kolunu sıkıyor, yürürken o sırada birisi yanlarına gelir, ne olduğunu sorarken latty cevaplar

 

“iyiyim, çok ayakta kaldım, iskemle scott-“ scott sakin, yürüyerek gider ve bir iskemle çekerken rose genç kadını döndürür, belini tutarak oturttururken latty gözleri kapalı, teşekkür fısıldar, rose dikleşirken konuşur

 

“su..”

 

ve dönerek uzaklaşırken eteklerini tutuyor, koşturarak ilerler, latty scott’a dönerek gerçekten iyi olduğunu söylüyorken biraz sonra rose bir bardak suyla geldiğinde latty önce bardaktaki ruj izine bakar, rose içki olup olmadığını kontrol ettiğini söylediğinde prenses gülümseyerek teşekkür eder ve suyu devirirken scott konuşur

“latty istersen vien’i çağırayım-“

“gerek yok, iyiyim scott, gerçekten.. bacaklarım tutmuyor sadece, ağırım artık..”

rose gülümseyerek anladığını belli ederken latty güzel kadına bakarak sorar

“hamile kaldınız mı siz de? anlatın, bu erkekler anlamıyorlar..”

“kalmadım, ama mantıklı tabii, kadınlar bu aylarda çok yorulurlar..”

sonra gülümseyerek scotta döner, devam edecekken eli havada, ona bakar, scott ona bakarak cümlenin devamını bekliyorken genç kadın bir an kaskatı kesilmiş, ama sonra toplanarak devam eder

“erkekler anlamaz tabii..” ve önüne dönerken scott ona bakar, sonra o da lattye döner..

 

 

scott lattyi siennaya bırakmış, kalabalığa karışmışken deminki kadını arıyordur, genç kadın sanki onu görünce bir an ölmüş gibi olmuştur, herhalde tanıdığı birine benzetmiştir ama yine de scott onun yüzünü unutamamışken genç kadın işte orda, çimlerde ilerleyerek partiden uzaklaşıyordur, scott biraz koşarak biraz yürüyerek seslenir

“hey! hey, miss!”

genç kadın o tarafa döner, scott onun yüzüne bakarken şimdi de geri çekilmeyi görüyordur, yürürken sorar

“miss, sizi tanıyor muyum?”

genç kadın sessizken cevaplar

“sanmam senor.. tanışsak sizi hatırladım, eminim..”

scott iltifatla ilgilenmezken onun yüzünü inceliyor, mırıldanır

“ben tanıyor gibiyim.. emin misiniz, adınız nedir?”

“rose..”

“soy ad?” rose kaşlarını çatar, scott sessiz, gülümser

“gerekirse öğrenebilirim miss.. lütfen, gerçekten merak ediyorum-“

“rose delaine.. tanıyor musunuz?” scott beyninde tarıyor, bulamıyorken rose gülümser, dönerek uzaklaşırken scott arkasından bakar, sonra yine yürümeye başlar..

 

 

“yine de-“

“bakın senor, yalnız kalmak istiyorum-“

“beni görünce yüzünüz kasıldı miss, bir şey düşündünüz biliyorum-“

“eskiden sevdiğim ve ölen bir adama çok benziyorsunuz da ondan..”

scott ohlarken geriler, rose başını sallarken genç adam mırıldanır

“üzüldüm.. gerçekten.. yapabileceğim bir şey var mı?”

rose ona bakarken hafifçe gülümser, sonra cevaplar

“yok.. teşekkür ederim senor.. iyi eğlenceler..”

rose tekrar döner, yürüyerek uzaklaşırken scott arkasından bakar..

 

 

scott rose’dan sonra dalgınca yürüyorken ashley onu görmüş, gabriel’i başından savmak için kaçacağı son köşeyi de bulduğunu düşünerek abisinin koluna girerken scott sanki bir rüyadan uyanmış gibi genç kadına bakar, ashley kaşlarını çatarken sorar

“hayalet mi gördün? ne bu surat?”

 

scott başını iki yana sallayarak bilmediğini söylerken ikisi yürüyordur, genç adamın başı eğik, adımlarını sayıyorken sorar

“rose’u tanıyor musun?”

“delaine, elora delaine’in kardeşi, brian keaney’le beraberler.. bir şey mi olmuş?”

“hayır.. sadece.. garip, sanki daha önce tanıyor gibiyim..”

“sen bir gördüğün insanı bir daha unutmazsın scott, en fazla birine benzetiyorsundur..”

 

genç adam kardeşine bakarken sorar

“kime benzettiğimi de hatırlamam gerekmez mi o zaman?”

ashley doğru derken scott bahçedeki rengarenk kalabalığa bakıyor, iç çeker

“ama hatırlayamıyorum, tanıdıklık hissi var ama yüzleri eşleştiremiyorum..”

“sen de mi ruh bilimci oldun, element falansan yanıma yaklaşma..”

 

genç adam gülerken ashley onun koluna tutunarak gülümser

“o kadar çok insan var ki senin de kafan karışmış olabilir scott, boşver.. geçer..”

“umarım..”

“ben geçiririm, sen beni yalnız bırakma yeter..”

“kimden kaçıyorsun sen?”

“insanlardan, hepsinden nefret ediyorum, biliyorsun..”

 

scott gülerek genç kadının şakağını öperken ashley yeni bir şarkıyla alevlenmiş dans pistini işaret eder..

 

 

SOUNDTRACK / La Lupe – Fever (hiç bitmesin hep çalsın aiğyh! fiiğvah!)

 

 

merkez masa pisti ele geçirmiş, hepsi ateş gibi yanıyorken eidan loret’in kıvrımlarından gözünü alabildiği bir anda yanındaki vien’e döner, genç kadın kaşını kaldırmış, eli belinde, gözü devamlı dışarda olan nişanlısına bakıyordur

“sinirlenmeye başlıyorum..”

 

eidan gülümserken bütün yakışıklılığı mavi gözlerinden akıyor, vien dudaklarını ıslatarak elini indirirken su kıran genç kadını elinden tutarak kendine çeker, vien sertçe genç adamın göğsüne çarparken dudakları aralanır, eidan bacağını onun eteğinin arasından hafifçe sokarak genç kadını belinden arkaya yatırır ve bir yarım daire çizerek tekrar doğrulturken vien’in göğsü inip kalkıyor, eidan’ı başından tuttuğu gibi kulağına uzanır ve genç adamı sinsice gülümsetecek bir şey söylerken su kıran nişanlısını alarak gözden uzak bir köşe bulmaya gidiyor, vien küçük sırlarının zevkiyle gülümseyerek eidan’ı takip ediyorken o sırada loret’ten ayrılmış olan james opal tarafından tekrar sahneye çıkarılıyordur...

 

 

andrea dorian’la beraber zevkle dans ediyorken genç adam da rahat, andrea’nın yönlendirmesine izin veriyorken biraz sonra franco kollarında gözleri yaşlı bir liv’le onların yanına gelir, andrea derhal kızısına dönerken liv ona acımış parmağını uzatıyordur, andrea öperken franco az önce bir gül dalına saldırdığını söylüyordur, andrea gülümseyerek önemli olmadığını söyler ve kızını kucağına alırken yaylanmaya başlar, liv ilk başta yüz vermese de sonra acısını unutup kaçamak gülüşlerle annesinin boynuna saklanır, dorian küçük kıza gülümserken mavi gözler hala yaşlı, ama gülüyor, küçük popo yavaş yavaş zıplamaya başlıyorken franco gülüyordur

“çok canlar yakacak bu güzellik..”

andrea da gülerek kızını dans ettirmeye devam ediyor, dorian ona uzanan elleri tutarak küçük bayana eşlik ediyorken franco boncukları hiç bitmeyen ufaklığa göz kırpıyordur..

 

 

“dorian, dans?”

 

andrea ve franco liv’le beraber uzaklaşırken dorian arkasındaki sese döner, cameron’ı gördüğünde kaşını kaldırırken genç kadın gülümsüyordur, ateş kıran dönerek elini uzatırken cameron kabul eder ve elini verdiği anda döndürülerek dorian’a çarpar ve çarptığı anda geriye yatırılırken hızla bir nefes alır, üzerine eğilmiş olan adam hafifçe gülümserken cameron kaşını kaldırmış, sorar

“böyle dans etmeyi nereden öğrendiğini sormuyorum bile..”

 

dorian genç kadını doğrultarak iter ve elini bırakarak üzerine yürürken cameron geri adımlar atıyor, kalçası her adımda kıvrılıyorken siyah saçlarının uçları dudaklarına yapışmış, birazdan tekrar belinden çekilerek ateşe yaslanırken genç adamın ritmi ikisini de hareket ettiriyordur, cameron dudaklarını ısırarak tek elini genç adamın saçlarına sokarken ateş kıranın eli genç kadının zarif kolundan omzuna kadar alev alev bir yol takip ediyor, yavaşça belinde inerken cameron yine sert bir hamlenin geleceğini anlamış, ama ne olacağını bilmiyor, yutkunurken dorian onu tekrar geriye yatırır, kırmızı elbisenin yırtmacından çıkmış pürüzsüz bacağı kavrar, cameron gözlerini kapatarak dudaklarını ısırırken dorian gülümser, genç kadını yarım daireyle tekrar doğrulturken cameron onun boynuna tutunuyor, onun da bir dayanma sınırı var, genç adamı çekerek dudaklarına yapışırken dorian elinin altındaki bacağı sıkıyor, cameron genç adamın dudaklarını emerek başını hızla geri çekerken dorian da onun bacağını bırakıyordur, genç kadın baş parmağıyla yavaşça dudağının kenarını silerken gülümser ve arkasını dönüp uzaklaşırken dorian alt dudağını ısırarak uzaklaşan ateş parçasını izliyordur..

 

 

colm nasıl delia?”

 

delia melanie’nin koluna vururken genç kız gülüyor, oturduğu yerden dans ediyorken hem ayaklarının, hem de carter’ın biraz dinlenmeye ihtiyacı vardır, genç adam sorar

“colm’la mı takılıyorsun sen?”

“kim demiş?!”

“bak hemen savunuyor!”

 

delia melanie’ye saldıracakken genç oreonun bir başka üyesi araya girer

“o kadar yakışıklı bir adamla takılmamak suç..”

landon yanındaki sözde sevgilisine bakıyorken elle gülerek ona yemeğini yemesini işaret ediyordur, landon iştah miştah kalmadı artık diyerek çatal bıçağı itip isyan bayrağını çekiyorken kızlar gülüyordur, genç adam onlara aldırmadan ian’a döner

“yakında kızıl da başlar şu yakışıklıydı, bu güzeldi demeye..”

 

bryce gülümserken ian’a döner

“ian da idare eder, öyle demeyin..”

ian sahte bir şokla genç kıza bakıyorken bryce kaşlarını kaldırıyordur, melanie elini sallayarak genç kızı gösterir

“kızıl laf atmayı da öğrenmiş bak sen! klon dedik bağrımıza bastık, bu muydu ödülümüz miss bryce?”

 

bryce şen bir kahkaha atarken ian genç kızın güzelliğini izliyor, kızıl bukleler koyu yeşil ipeğe dokunuyorken genç adam elinin tersiyle onları hafifçe genç kızın omzundan sırtına iter, bryce ona dönerken ian gülümsüyor, uzanarak pembe dudakları örterken carter bir ıslık patlatıyor, melanie alkışlıyorken landon da elle’e dönmüş, bir özür öpücüğü alıyor, delia peçetelerden ponpon yapmış, sallıyordur...

 

 

SOUNDTRACK / Barbra Streisand – Moon River

 

 

“baba..”

 

edward oturduğu yerde arkasını döner ve kızını gördüğünde gülümseyerek diğerlerinden izin ister, delia babasının koluna girerek piste gidiyorken genç adam güzel kızını kollarına aldığında gülümser

“en güzeli yine sensin, kuğu kızım benim..”

 

delia uzanarak babasının yanağına bir öpücük kondururken iyice genç adama sarılır

“seni seviyorum baba..”

edward kızının kömür karası saçlarını öpüp gülümser

“ben de seni..”

 

ikisi yavaş yavaş dans etmeye devam ediyorken edward mırıldanır

“bir şey soracağım delia, ama kızmayacaksın..”

delia başını kaldırarak babasına bakarken pek de öyle kızılacak bir şey soracak gibi görünmüyordur-

“baba, hayır-”

“demek ki bir şey var..”

“yok-yok bir şey, baba lütfen okuma..”

“okumuyorum, tamam-tamam okumuyorum! güzel bak..”

 

delia’nın keskin mavileri yumuşarken genç kız tekrar babasına sarılır

“colm’a bir şey söyleme, lütfen..”

“kimseye bir şey söylemem, ama bir dahaki sefere okumama gerek kalmasın..”

“tamam, ama zaten bir şey yok..”

“yalan da söyleme..”

 

delia gülümserken edward kızının başını öper

“colm çok iyi bir çocuk-“

çocuk?”

“bana göre hepiniz çocuksunuz, neden kızıyorum sanıyorsun?”

 

genç kız gülerken babası devam ediyordur

“çok iyi bir çocuk evet, ama bazen aklı beş karış havada dolaşıyor. o beş karışlık akıl seni üzerse gelip bana söyle..”

“olur babacığım, hemen gelip şikayet ederim..”

 

edward gülerken delia hafifçe genç adamın göğsüne vurur ve geri çekilirken gülümser

“birbirimizin kalbini kıracak bir şey yapmıyoruz, takılıyoruz..”

takılıyorsunuz..

“takılıyoruz. o kadar..”

“takılın bakalım, takılıp düşmeyin de..”

 

delia gözlerini devirirken edward babalara göz devrilmez diyerek kızını elinden tutarak hafifçe iter ve çevirerek eflatun tüllerini havalandırırken delia melekler gibi gülüyor, uzaktaki bir başka genç adam onun ışığına takılıp kalıyorken edward’la göz göze geldiğinde edward colm’a gülümser, colm da gülerek başını eğer ve uzaklaşırken iki gün önceki konuşmalarını sadece ikisi biliyor, her şey yolundayken delia tekrar babasının kollarına dönüyordur..

 

 

herkes su gibi akan müzikte huzurla dans ediyorken scott pistin kenarında oturmuş sarışın kadını görür, dans edenleri geçerek onun yanına gelir ve bir şey söylemeden yavaşça otururken ikisi de önlerinde uzanan gölü izliyordur, rose genç adama döner ve usulca konuşur

 

“evlenmişsin..”

 

scott kaşlarını çatarak genç kadına dönerken o nereden hatırladığını bilemediği güzelliğin üzerinde nasıl bir tılsım varsa bir anda kalkmış, genç adam gördüğü ve daha da önemlisi kristal berraklığında hatırladığı yüze bakıyor, fısıldar

 

“rose?”

 

genç kadın hafifçe gülümseyerek göle dönerken scott’ın nefesi kesilmiş, kalbi durmuş, izledikleri gölün dibine battığını hissediyorken yutkunurak genç kadına bakmaya devam eder..

 

 

SOUNDTRACK / Josh Groban - Si Volvieras A Mi

 

 

“ama nasıl?”

 

rose sessiz, kollarını bacaklarına, eteğine sarmışken cevaplar

 

“bilmiyorum.. bildiğim tek şey yıllarca seni aradığım ama bulamadığım-“

“ben de öyle-” rose ona döner, scott onun elini yakalarken parmaklarını geçiriyor, heyecanlanmış, daha genç bir delikanlıyken, ajanlık nedir öğreniyor, hayat nedir bilmiyor, kalbi ilk defa çarpıyorken aşık olduğu kız karşısında duruyor, ona bakıyorken scott yutkunur, nefesi fazla geliyor, fısıldar

 

“yıllarca aradım seni, hep hayır dediler.. ismin yoktu, soyadın farklıydı, öldüğünü bile söylediler-“

“senin için de! adını bile bilmiyordum, adın scott mı-“ scott onun saçlarına ellerini sokar, genç kadının alnına alnını dayarken rose gözleri kapalı, onun bacaklarını tutuyorken gözleri kapalı, fısıldar

 

“jack, ben seni çok özledim-“ scott eğilerek onun dudaklarını örterken rose da başını kaldırarak onun yüzünü tutar, ikisi de kimseyi umursamıyor, rose onun saçlarını sıkıca tutarken jack de onu belinden kavrar, genç kadını kendine çekerken bir yerlerde parti mi vardır, biri mi evlenmiştir, ikisi de umursamaz..

 

 

scott bir anda ondan kurtularak ayağa fırlayan kadının ardından nerede olduğunu hatırlamış, o da ayaklanırken rose endişelidir, konuşur

“düğündeyiz, her yer gazeteci, ayrıca sen evlisin-“

“rose-“ yürüyen rose ona döner, konuşur

“değil misin?” scott sessiz, ona bakarken rose başını sallar, dönerek uzaklaşırken genç adam acıyla eline bakar, kocaman bir yasağın altın izini görürken nefes alır..

 

 

“babamız neredeymiş? haniymiş babamız?”

 

andrea kızıyla konuşarak yürürken scott’ı arıyordur, genç adam bir süredir hiçbir yerde yokken genç kadın pistin etrafında dolaşıyor, biraz sonra pistin ucunda oturan sarı kafayı gördüğünde gülümser ve o tarafa gidecekken gördükleriyle bir an duraklar..

 

aynı sarı kafa yanındaki kadının elini tutuyor, diğer elini de sarı saçlara geçirerek genç kadının yüzünü kendine çekiyorken ikisi bir şeyler fısıldaşır ve sonra dudakları birleşirken andrea şokla önündeki manzaraya bakıyor, gözleri dolarak kucağındaki kızına biraz daha sarılıyorken daha fazla bakamaz ve arkasını dönerek hızla uzaklaşır..

 

 

andrea yaşların akmasına engel olamıyor, tek eliyle yüzünü silerken liv de mızmızlanıyordur, annesinin huzursuzluğunu hissetmiş, uzanarak genç kadının yüzünü tutarken andrea onun küçük elleri yüzüne değince artık kendini tutamaz ve olduğu yerde durarak ağlamaya başlarken liv annesinin ne yaptığını anlamıyor, ama onun da keyfi kaçmış, bir şeyler mızırdanarak genç kadının elbisesine tutunuyordur..

 

 

“andrea-andrea iyi misin? tanrım-neden ağlıyorsun, bana bak-andrea?”

 

sienna ağlayan genç kadının kucağından liv’i alarak onu saraya götürürken ikisi merdivenlerden çıkıyor, liv de ağlayarak annesine uzanmaya çalışıyorken içeri girdiklerinde sienna küçük kıza döner

“ağlama bebeğim, şşşt.. andrea neler oluyor?”

 

genç kadın kapının yanındaki kuytu bir köşeye geçerek duvara yaslanırken dışarıyı işaret eder

“scott-o kadın, adını bile unuttum-onunla öpüşüyordu..”

“kim-scott mı? kadın kim?”

andrea burnunu çekiyorken elinin tersiyle yanağını silerek cevaplar

“brian’ın yanındaki kadının kardeşi, çiçekçi olan..”

“yanlış görmüşsündür andrea, scott öyle bir şey yapmaz-“

“gördüm sienna! açık açık gördüm! önce kadının elini tuttu, parmakları böyle birbirine geçmişti..”

andrea gösteriyorken sienna kucağındaki liv’in saçlarını okşuyordur, andrea devam eder

“...sonra saçlarına elini soktu-önce bir şeyler fısıldaştılar, sonra öpüştüler, hiç kimseye aldırmadan hem de! orada ne kadar çok gazeteci var-bütün herkes evli olduğunu biliyor-bizim bir çocuğumuz var sienna, nasıl yapar!?”

 

andrea hıçkırarak ağlıyorken elini ağzına kapatarak yere çöker, liv de annesiyle beraber ağlıyorken sienna ne yapacağını şaşırmış, telaştan onun da gözleri dolmuşken merdivenlerden alexayla tessa iniyor, kapının önündeki manzarayı gördüklerinde ikisi de hızla o tarafa koşar, alexa andreanın başında diz çökerek ne olduğunu soruyorken andrea ağlamaktan cevap veremiyor, sienna o sırada tessaya çabucak ne olduğunu anlatıyorken tessa oflayarak andreaya bakar, sonra ablasına döner

 

“sen kızları alıp git, ben andreayı yukarı çıkarayım, böyle görünmesin, kimseye bir şey söyleme, scott’ı görürsen de içeri yolla..”

 

sienna tamam diyerek kucağındaki liv’in başını öperek susmasını söyler, alexayı da elinden tutarak dışarı çıkarken tessa yere çökmüş andreanın yanına eğilir, toprak kıran uzanarak tessaya sarılırken genç kadın onu sıkıca tutuyor, andrea hıçkırarak ağlıyorken ikisi beraber yavaşça kalkarak merdivenlere yürürler..

 

 

“rose.. ben de seni arıyordum-rose?!”

 

elora kardeşinin arkasından koşturuyorken rose sarayın arkasına kadar dolaşmış, gözlerden uzak bir köşede soğuk taşlara tutunurken derin nefesler alıyor, elora yanına gelip ne olduğunu sorduğunda dolmuş gözlerle ablasına dönerek anlatmak istiyor, ama kelimeleri bulamıyorken ağlayarak genç kadına atılır, elora korkmuş, ama bir şey söylemeden onu tutarken rose titreyerek ağlıyordur...

 

 

sienna alexa’ya gidip bir uğraş bulmasını söylemiş, alexa da ikiletmeden hemen babasını gözüne kestirerek oraya koşarken sienna kucağındaki liv’i hafifçe sallayarak etrafına bakıyordur, gözündeki yaşlar hiç eksilmeyen küçük kız parmaklarını kemirirken sienna biraz sonra aradığını bulmuş, hızla o tarafa yürürken scott dalgınca yürüyor, o da etrafına bakıyorken aradığı son insan önüne geldiğinde bir adım geri atar

“sienna-liv, ağlama tatlım, gel..”

scott kızını kucağına alıyorken sienna genç adama biraz daha yaklaşıp gözlerinin içine bakar

“andrea seni rose’la öpüşürken görmüş scott-“

“ne?”

“evet, az önce bahçenin ortasında kucağında bebeğiyle ağlarken buldum, ne yapıyorsun?”

 

başına gelebilecek en çarpık, en kötü şey gelmişken genç adam başını iki yana sallıyor, kucağındaki kıza bakarken sienna kolunu tuttuğunda tekrar genç kadına döner

“tessayla beraber içeri girdiler, sen de git, liv’i bana ver..”

 

scott otomatiğe bağlanmış gibi kızını siennaya verirken genç kadın başıyla büyük taş binayı işaret eder ve liv’le beraber uzaklaşırken scott yumruğunu ağzına kapatarak gözlerini kapatır ve derin bir nefes alarak saraya doğru yürürken sienna liv’in gönlünü hoş tutmak için gülerek küçük kızın dikkatini dağıtıyordur...

 

 

SOUNDTRACK / Jessica Simpson – When You Told Me You Loved Me

 

 

scott yatak odasının kapısını çalarak içeri girerken andreayla beraber yatakta oturan tessa başını kaldırır, genç adamı gördüğünde zoraki gülümser ve andreaya bir şeyler mırıldanır, genç kadın başını salladığında tessa kalkarak odadan çıkarken kapı kapandığında andrea gözleri yaşları, dişlerini sıkıyor, başını kaldırarak kocasına bakar..

 

 

“o kadınla ne işin vardı scott?”

“rose’u çok önceden tanıyorum andrea-”

 

genç kadın sinirle gülerken ellerini kaldırır

“tabii ya, önceden tanıdığın için evli ve çocuklu olmana rağmen öpüşmeniz önemli olmuyor-“

“andrea-“

“herkesin ortasında o kadını öpüyordun scott, ben senin nasıl öpüştüğünü, nasıl dokunduğunu çok iyi biliyorum, karınım ben senin, çocuğunun annesiyim-nasıl yaparsın?”

“rose’un kim olduğunu bilmiyorsun-“

“ROSE HER KİMSE BENİ İLGİLENDİRMİYOR!”

“BİLİYORUM!”

 

andrea elindeki mendili yumruğunda sıkıyor, yumruğunu da dudaklarına bastırırken scott derin bir nefes alarak sakinleşir

“özür dilerim ve söyleyeceğim hiçbir şey yaptığım hatayı haklı göstermek için değil, ama dinlemen gerek..”

 

 

andrea konuşmuyorken scott makyaj masasının önündeki iskemleyi çekerek oturur

“yıllar önce, ben daha gerçek bir ajan bile olmamışken çok önemli bir eğitim gezisine gittik. bir nevi ilk görevimizdi, bir grup ajan çok değerli bir elması çalmak için bir aylık bir deniz yolculuğuna çıktık, rose’la orada tanıştım ve ona aşık oldum andrea..”

 

genç kadın gözleri yumarken scott devam ediyordur

 

“..ama işler umulduğu gibi gitmedi, gemi bir kaza geçirdi. o sulara gömüldükten sonra ikimiz de birbirimizi kaybettik.. yıllarca rose’u aradım, o kadın benim ilk gerçek aşkımdı, ama o kadar büyük güçler için bile çalışsam bir türlü bulamıyordum, ne ismi, ne soyadı, hiçbir izi yoktu. sonunda öldüğünü söylediklerinde ben de vazgeçtim..”

 

andrea’nın kapalı gözlerinden yaşlar süzülüyorken scott onun canını acıtmak istemiyor, ama bilmesi gerektiğini düşünüyorken genç adamı bu kadar zor bir durumda bırakacak yegane şey bir anda ortaya çıkmış, scott rose’un hala yaşadığını bile bilmiyorken şimdi bir anda her şey tekrar canlanmıştır, aşkı, tutkusu, onu şu anda olduğu adam yapan her şey bir anda kafasına üşüşmüşken mantıklı davranamıştır, karısını üzmüş, ailesine ihanet etmişken şimdi özür dilemesi çok basit kalıyordur, biliyordur, ama o kadın yıllarca onun bütün dünyası olmuş, onu bulabilmenin hırsı scott’ın pençelerini sapladığı ilk amaç olmuşken şimdi geri dönmesi tam bir mucizedir-

 

“ve ben bundan ne çıkarmalıyım scott? onunla mı gideceksin-“

“hayır, andrea-“

“ne düşünmeliyim ben şimdi, herkes eskiden deli gibi aşık olduğu insanları birer birer geri alırken ben ne düşünmeliyim benim geçmişim de, geleceğim de sensin-“

“sevgilim, ağlama, lütfen..”

 

scott oturduğu yerden kalkarak karısının yanına otururken andrea çaresiz, elindeki peçeteyi küçük parçalara ayırıyorken genç adam ona sarıldığında sarsılarak ağlamaya başlar, dönerek o da kocasına sarılırken scott onu tutuyor, saçlarını okşuyorken andrea hıçkırıkları arasında mırıldanır

 

“liv daha çok küçük scott..“

 

scott kendinden nefret ederek gözlerini yumarken biraz sonra genç kadını kendinden ayırarak yüzünü elleri arasına alır

“andrea-tatlım-bana bak, gözlerime bak..”

ela gözler mavileri izliyorken genç adam konuşur

“hiçbir yere gitmiyorum, ben seni seviyorum, sana aşığım, seninle evliyim. ne seni, ne de kızımızı bırakmak gibi bir niyetim yok, bunu aklından çıkar.. sadece geçmişin bir anda beni bulmasıyla düşünmeden hareket ettim. tek bir öpücüktü, bir daha tekrarlanmayacak, buradayım..”

 

andrea gözlerini kapatarak titrerken scott eğilerek onu öptüğünde ağlayarak genç adamın yüzünü tutar, scott ona sarılarak dudaklarına bastırıyorken geçmişin hayaleti geri gelmiş, canı her ne kadar acısa da bazı şeylerin geride kalması gerekiyor, genç adam geleceğini kollarında tutuyorken andrea’nın saçlarını kavrayarak başını tutar, ikisinin de dudakları aralanırken genç kadının gözyaşları çenesinden yavaşça boynuna süzülüyordur...

 

 

bir süre sonra davetlilerin çoğu ayrılmış, biana ve ewan tekrar tekrar gelen tebrikleri kabul ediyorken flasler konukların en iyi şekilde gidecekleri yere ulaşması için çalışıyordur, o sırada elora ve rose masalarına dönmüşler, elora brian’a yaklaşarak usulca konuşur

“brian eğer bir sakıncası yoksa artık dönebilir miyiz? ortalık sakinleşmişken en azından ben ve rose dönebilirsek..”

brian masadaki boş kadehiyle oynayan rose’a bakıyorken genç kadının bütün rengi kaçmış, mutsuzluğunu okumak için özel güçlere gerek yokken brian elora’ya döner

“tabii elora, hepimizin dönme zamanı geldi zaten..”

genç kadın gülümseyerek teşekkür ederken brian da aynı şekilde gülümseyerek kolundaki eli tutar ve cebindeki telefonu çıkararak james’i ararken bahçenin uzak bir köşesinde olan senor haberi aldığında norman’a herkesi toparlamasını söylemiş, genç adam çoban köpeği edasıyla masa koyunlarını bulmaya gitmişken james başkanlarını ve ördeklerini toplayarak baloyu açtığı gibi kapatmak için yerinden kalkıyordur...