![]()
#08 – Dream Star “tam olarak ne olduğunu anlamadan
kesin bir talimat veremem..” ewan ona verilen dosyayı kapatarak
arkasına yaslanırken konferans ekranındaki biana teknik verilere hakim değil,
ama kraliçe olarak eğer bir ekip gönderilecekse onun da onayı gerekiyorken
edward’a sorar “en kötü ihtimalle nereden geliyor
olabilir?” edward büyük ekrana dönerek cevaplar “çok daha büyük çaplı aktif bir
meteordan kopmuş bir parça olabilir ve en kötü ihtimal diyorsak atmosfere giren
öncü parçalardan biridir ve inaktif olsa bile kütlesini bu kadar hasar
verebilecek kadar koruduysa ana meteor’un mesafesi de atmosfer dışında bile
olsa o kadar uzak değildir.” biana başını sallıyorken cuslov
sessizdir, onun yanındaki calis konuşur “profesyonel bir grup oluşturmadan önce
dış kabuktaki aktiviteyi kontrol etme taraftarıyım. her gezegenin kendi
atmosfer alanlarında şimdilik bir terslik yok, ama ortak dış uzay kabuğunda
eğer anormal aktivite söz konusuysa o zaman ciddi önlemler alınabilir ve,
yanılıyorsam lütfen düzelt edward, dış uzay atmosferine herhangi bir noktadan
giren azami büyüklükte bir meteor parçası bile en yüksek hızda ilerleyerek en
yakın gezege ulaşmadan önce bize en az 14 saatlik bir süre veriyor..” edward başını sallarken biana peki bu
süre bizim son anda bir şeyler yapmamız için yeterli midir diye sorar, calis
bunun tamamen teknik alt yapıya bağlı olduğunu söylerken gözler yine edward’a
dönmüştür “calis söylediklerin yanlış değil, ama
en kötü senaryoyu istiyorsanız, meteor atmosferin kuzey batısından geliyor olabilir,
ki keşif aracının aldığı hasarın batıda olduğu düşünülürse çok da uzak bir
ihtimal sayılmaz, eğer durum buysa atmosfere girdiği anda ilk çarpacağı gezegen
luplex oluyor. 14 saat içinde verilmesi gereken iki karar var, ya gezegen
tahliye edilecek, ya meteor yok edilecek. teknik açıdan meteorun yok edilmesi
daha olası, ama yok edecek insan ve ekipmanın hasarsız geri dönmesine garanti
veremem.” herkes bir süre düşünürken biana
konuşur “ya gezegenin tamamı, ya da en iyi
astronotlarımızı mı kaybedeceğiz?” “en kötü ihtimalle mutlaka kayıp
vereceğiz, 14 saat her şeyin yolunda gitmesi için yeterli bir süre değil..” calis katılıyorken ewan konuşur “o halde 14 saat kalmasına izin
vermeden bir şeyler yapılacak, dış kabuktaki incelemelerin yürütülmesinden sen
sorumlusun calis, edward, bana olası bir keşif uçuşunda kullanılabilecek en iyi
ekipman listesini çıkarmanı istiyorum, cuslov sen bu olanlardan kimsenin haberi
olmadığından emin ol, delia’yı sakinleştirerek işe başlayabilirsin..” cuslov onaylarken ewan devam eder “ben de olası herhangi bir keşif ya da
yıkım görevinde kullanacağım ekibi ayarlayacağım, benimle beraber en az 5
kişinin-“ “sen gitmiyorsun ewan..” ewan büyük ekrandaki biana’ya dönerken
genç kadın konuşur “sen kralsın, bir şey olduğunda kral ve
kraliçenin gezegende en çabuk onay veren mevkiiler olarak sürekli bulunması
gerekiyor, ben yeni doğum yaptığıma göre şu anda fiziksel olarak da en güçlü
olan sensin, lütfen çok zor durumda olmadıkça ekibe kendini dahil etmeyi
düşünme..” ewan bir anda kral olmak, geride
kalmak ve birilerini kendinden önce ölüme yollamak fikirleriyle sarsılırken
biana ona öyle bir bakıyordur ki itiraz etmek imkansızdır, genç adam pekala
diyerek ekibin 6 kişiden oluşacağını söyler, masadaki kimse aksini
söylemiyorken toplantı biter, herkes kalkıp çıkarken ekran kapanmamıştır, biana
konuşur “senin için ne kadar zor olduğunu
biliyorum ewan, ama gerek bile kalmayabilir-“ “eğer kötü bir şey olma ihtimali varsa
her zaman o kötü şey olur biana..” genç kadın kocasının haklı olduğunu
biliyorken sesini çıkarmaz... "Whatever
can go wrong, will go wrong." - Murphy’s Law “biana gitmemi istemiyor, ama ben
böyle iş yürütemem conrad!” ewan yine conrad’ın ofisine gelmiş,
her zamanki gibi dört dönüyorken conrad arkasına yaslanmıştır “biana haklı-“ “sakın ha!” “ne demek sakın ha. kralsın sen, kaptan crash zamanları geride kaldı, şimdi
emir vereceksin ve verdiğin emir doğru yürütülüyor mu diye uzaktan
izleyeceksin-“ “ben uzaktan izleyemem, yapamam-“ “yapacaksın. geride kalmak korkak olduğun
anlamına gelmez, ya da bir şey yapamadığın-“ “buldum!” conrad en etkili konuşmasının
umarsızca kesilmesine sinirlenmiş, kaşlarını çatarken ewan iki elini de masaya
koyarak conrad’a bakıyordur “meteor nedir? taş, kum, ateş-“ “hayır-“ “evet.” conrad tek eliyle şakaklarını ovmaya
başlamışken kral lysander derhal elementlerinin toplanmasını buyurur..
SOUNDTRACK / Bond - Duel “NE!? METEOR MU ÇARPACAK!? NEREYE
KAÇACAĞIZ?!” dorian eidan’ı kolundan tutarak
oturturken genç adam dehşetle ewan’a bakıyordur “delirdin mi sen?! ben nasıl
söndüreyim koskoca kayayı-kaya da değil, gezegen kadardır o-ceres kadar var
mı-“ “şimdi ağzına bir şey tıkacağım eidan,
sus.” eidan bir şeyler homurdanarak kolunu
dorian’dan kurtarırken ewan devam etmek ister, ama bu sefer de dorian araya
girer “hiçbirimiz uzaktaki nesneyi yok
edebilecek kadar gelişmedik..” “gelişeceksiniz o halde-“ “biana geçen sene bir gezegeni yok
etmemiş miydi?” herkes sessizleşerek andrea’ya
dönerken genç kadın konuşur “senin güçlerini kullanarak ewan..
troova’yı o yok etti, bir seferde, saniye bir sürmedi..” “ama ewan ölüyordu..” “o bir gezegendi, bu sadece bir
meteor-“ “biana’yı kullanmıyorum-“ andrea ellerini kaldırarak herkesi
susturur “bianadan tekrar bunu yapmasını
isteyelim demiyorum elbette, sadece eğer senin gücünü kullanarak o büyük bir
şeyi yok edebileceksek bunun nasıl yapıldığını biana biliyor-“ “ewan!” herkes bir anda açılan kapıya bakarken
colm elindeki raporlarla içeri dalmış, yüzündeki dehşet ewan’ın kanını
dondururken genç adam konuşur “kuzeybatı.. dış kabukta gaz
yoğunlaşması yüzde 92..” ewan küfrederken kıranlar da
endişelidir, kral raporları colm’un elinden söküp alırken colm olabildiğince
hızla anlatıyordur “merkez masaya verilerin hepsi
yollandı, merkür de koordinatları onaylıyor, onların kullandığı evren
kalkanının bir eşini aktifleştirmek 18 saatten daha fazla zaman alır, atmosfere
girişi için 2 saat verirsek toplam 13 saatmiz var-“ “hani 14 saatti?!” “edward makine detayına ulaşamadı
henüz ewan..” ewan küfrederek sayfaları yırtarcasına
çeviriyor, en sonunda dosyayı kapatarak colm’a döner “ekibi topla, sen, calis, vien-“ “hayır!” dorian eidan’ı tutuyorken ewan
aldırmıyordur “ve ben de geliyorum-“ “hayır..” bu sefer dorian itiraz ederken ewan
ateş kırana döner “söz hakkına sahip değilsin marcell-“ “mantıklı bir açıklamam var-“ “15 saniyen var..” dorian bir an colm’a bakar, sonra
ewan’a döner “meteor atmosfere girdiğide yanmaya
başlayacak-“ ewan daha lafın bitmesini beklemeden
elini kaldırır “hayır.” “neden!? ateş olan benim, yanan bir
şeyi söndürebilirim-“ “uzaktan yapamadığını sanıyordum!?” “uzak olacağımı kim söyledi?” herkesin ağzı bir karış açılırken ewan
sinirle güler “seni meteor’un üzerine atmamı falan
istiyorsan daha çok beklersin dorian, o kadar kolay ölemezsin-“ “ölmek istemiyorum, yardım edeceğim
diyorum, ateşe dönüşebilirim-“ “sen söndüğünde seni kim kurtaracak
dorian?” ateş kıran cevap vermez, ama bakışları
ewan için yeterli olurken kral genç adama bakıyor, hala bir cevap bekleyen
colm’a döner “sen, conrad, calis, vien, dorian ve
ben. bir saatimiz var..” colm artık en iyi arkadaşlıktan
çıkmış, emir alan bir asker olarak kralın talimatlarını onaylar ve derhal
uzaklaşırken ewan dorian’a döner “gidelim marcell..” dorian arkadakilerin şok içindeki
sessizliğiyle ewan’ı takip ederken eidan biraz sonra uyanarak kızların
tutuşundan kurtularak ikisini takip eder... “vien gidecekse ben de geliyorum!” “pekala, hazırlan..” eidan kalakalırken ewan ona döner “üsse in, sana yardım ederler..” eidan başını sallayarak bir an nereye
gideceğini bilemez, sonra asansörlere döner ve açılan kapılardan kendini içeri
atarken colm ewan’a döner “ne yaptın?” “üsse indiğinde alıp zararsız bir yere
kapatacaklar, başka itiraz eden olursa onu da kapatırım..” “biana?” ewan cevap vermezken ikisi yürümeye
devam ediyordur colm sorar “dorian’ı sen mi kurtaracaksın?” “dorian’ı kullanıp kullanmayacağımı
bilmiyorum, yedi gezegen patlatacak güçte nükleer bombalarımız var, onlar bir
ateş kırandan daha faydalı olur sanırım..” “yüzyıllar sürecek biyolojik atıkları
ve yamuk doğacak gelecek nesilleri saymazsak, evet.” ewan içinden küfürleri saya saya
geçitlerin birine girerken colm da onu takip eder ve kapılar kapanır.. “zor durumda olmadıkça kendini dahil
etme demiştim-“ “ama zor durumdayız biana..” biana yattığı yatak dar gelmeye
başladığında örtüleri iterek ayağa kalkmaya çalışır, hala biraz ağrısı varken
ewan onu kollarından tutar “nereye gideceksin?” “sen giderken ben yatarak
izlemeyeceğim, değil mi? iyileştir beni..” “efendim?” “duydun, hadi.. ciddi bir şeyim yok,
sadece çocuk doğurdum ewan..” ewan genç kadının dudaklarına eğilerek
sertçe öperken biana bir an karşılık verecek gücü bulamaz, ama genç adamın tadı
onu güçlendirirken genç kadın ayağa kalkarak ewan’ı yakalarından tutar, bir iki
adım gerilettikten sonra kendinden iterken siyah saçları savrularak dolaba
ilerler, sabahlığını çekip alırken ewan dudağının kenarını siliyor, gülümser.. “harika! muhteşem!” delialona delirmişken colm ofisinde ve
bilgisayarında işe yarayacak disk, çip, kağıt, kalem, her şeyi topluyordur, o
sırada da delia’ya durumun vehametini açıklayacak fırsat arıyorken delia genç
adamı kolundan tutar “ölmeyeceksin.” “bilmiyorum delia-“ “ne demek bilmiyorum!?” colm elindekileri bırakıp delia’yı
kollarından tutarak gözlerinin içine bakar “ölebilirim de, sağ da dönebilirim,
belki herkes ölür ben sağ kalırım, ya da herkes sağ kalır sadece ben
ölürüm-bilmiyorum, ama lütfen her şeye hazırlıklı ol-“ “olamam! hem neden olayım!?” “ben de bunun için istemiyordum
zaten..” colm genç kızın kollarını bırakırken
delia şokla son söylenmiş cümleyi aklında tekrarlıyordur...
SOUNDTRACK / Tonic – If You Could Only See “neyi istemiyordun-beni istemiyor
musun?” colm delia’nın neredeyse fısıltı gibi
çıkan sesine döner “sorun istememek değil delia.. ben hep
böyle olacağım, bir yerlere gideceğim, ilerde bir gün savaş çıkarsa yine
gideceğim, gitmek zorundayım-“ “ve gitmek zorunda olduğun için
arkanda biri seni beklemesin mi istiyorsun-“ “ben senin iyiliğini düşünüyorum-“ “saçmalık. iyi, istemezsen beklemem
colm, önceden bildiğim çok iyi oldu. git, evreni kurtar. umrumda değil.” colm cevap vermezken delia sorar “bu mu istediğin?” colm sesini çıkarmıyorken delia ilk
defa sağduyusunu kaybetmiş, ne hissedeceğini bilmiyor, arkasından ne bıraktığı
da umrunda değil, döndüğü gibi çıkıp kapıyı arkasından çarparken colm bir an
gözlerini kapatır, sonra aklının deliaya ait olan kısmını bir süreliğine
kapatırken tekrar işine döner... “delia-“ “iyiyim ben!” wusla kızının ani çıkışıyla kaşlarını
çatarken delialona özür diler “nerede beklememi istersin anne?
neresi daha güvenli?” “nerede olduğunu bildiğim sürece oreon
içinde gezebilirsin..” “güzel, odama gidiyorum öyleyse-“ “arkadaşlarını aramak-“ “hepsi güneş evrenindeler, oraya bir
şey olmaz..” wusla sadece başını sallarken delia
annesini şöyle bir öpüp geçitlerin birine girer ve kollarını kavuştururken
kapılar kapanır, o sırada colm ofisinden kucağındaki bir kutuyla çıkarken
wuslayla göz göze gelir, ikisi de bir an bir şey söylemezken colm elindekilere
bakar “benim.. gitmem gerekiyor wusla,
izninle..” genç kadın yoldan çekilirken colm
hızlı adımlarla asansöre ilerler ve açılan kapılardan girip gözden kaybolurken
wusla iç çeker.. “vien,
senin gelmene gerek yok..” “ama
calis-” calis
üniformasının belindeki kemeri sıkıyorken göğsündeki gümüş ordu arması
parlıyordur, işi bitince genç kadına bakar “çok
kalabalık gitmiyoruz, herhangi bir problemde üçümüz de ne yapılacağını
biliyoruz-“ “üçünüz? beş kişiyiz sanıyordum-“ calis genç
kadının omzunu tutarak planların değiştiğini söylerken colm da üzerindeki
tişörtün üzerine belinden sarkan tulumun
kollarını geçiriyordur “11 saat,
eğer her şey yolunda giderse 5 saat içinde dış kabuğun hemen dışında meteora
ulaşacağız..” “güzel,
dorian nerede?” colm
başıyla aracın yanındaki ateş kıranı işaret ederken görevlilerden biri ona
hızla aracın içindeki bölümleri anlatıyor, genç adam büyük bir dikkatle
dinliyorken colm calis’e sorar “ewan
olmadan yapabilecek misin calis?” “yapacağımız
tek şey aracın tam kontrolünü kaybetmemek, planı biliyorsun.. atmosfer dışında
karşılaştığımız anda hedefe kilitlenerek bombaları kullanacağız, hızını
yavaşlatmak bile bir sonraki hamle için önemli. atmosfer içine girmediğimiz
sürece, dorian’ı asla kullanmayacağız, anlaşıldı mı?” colm başını
sallarken calis devam eder “atmosfere
girmeden yakalamayı başaramazsak yer çekimi aleyhimize çalışacak..” “1 saatimiz
kalmış olacak..” vien’in
kanı donarken iki genç adam planı hızla gözden geçirmeye devam ediyordur calis
devam eder “ve
bombaları kullanamayacağız, o noktada dorian ne yapacaksa yapacak, bu sırada
edward dış kabukta olmasa bile gezegen etrafındaki kalkanların aktivasyonuna
çalışacak, acil bir durum olmadıkça onun çalışmalarını durdurmayacağız.” “hiçbirini
başaramazsanız?” calis
vien’e dönerek cevaplar “umalım ki
edward kalkanları aktive etmeyi başarsın, en son çözüm kalkanların aktive
olarak taşı izole etmesi, o da başarılamazsa o zamana kadar gezegenin yüzde
yetmişi tahliye olmuş olacak..” vien bir an
bunu düşünürken hemen sonra başka bir şey aklına gelir “başaramazsanız-siz..
sizi geri döndürmeyecek miyiz-“ “edward’ın
sadece bizi yollayacak kadar zamanı var vien, geri kalan bütün insan ve makine
gücü kalkan için harcanacak, orada tek başımıza olacağız-“ “yüce
luslo, calis-colm bunu yapamazsınız-” genç
kadının gözleri dolmuşken colm ona sarılarak sakın ağlamamasını söylüyor, geri
döneceklerine söz veriyordur, vien onu sımsıkı tutarken calis kulaklığını
tutarak ewan’ın içeri girdiğini haber verir, genç adam elini kaldırarak calis
ve colm’a selam verirken onların kullandığı özel sektör görevlilerinden birisi
kralın arkasından yaklaşır ve tam omzuna büyük bir şırınga batırıp içindeki
sıvıyı enjekte ederken ewan kaşlarını çatarak bir söyleyecek olur, ama daha
ağzını açamadan yığılırken görevli onu tutar ve calis’e başıyla onay verirken
kaptan calis karşıda onun onayını bekleyen kraliçeye olumlu yanıt veriyordur... “ewan’ı
yukarı getirdiler-cuslov?” delora
içeri girdiğinde hızla gözlerini silen ablasını görmüş, cuslov ona göstermemek
için arkasını dönerken çoktan geç kalmış, delora onun önüne geçerek yüzüne
bakar “neden
ağlıyorsun-bir şey saklıyorsun,tanrım-abla neler oluyor?” calis’in
gerçek planını kraliçeden sonra tek bilen cuslov elini ağzına kapatırken mavi
gözlerinden yaşlar süzülüyor, kardeşine sarılırken kendine ağlamak ve
bildiklerini kabullenmek için 15 dakika vermiş, son 15 saniyesini
harcıyordur...
SOUNDTRACK / Sarah McLachlan – World On Fire “5...” operatör
aracın ateşlemesi için geriye saymaya başlamışken kontrol sektöründe edward her
şeyin yolunda olup olmadığını kontrol ediyor, vien hayati değerleri gösteren
ekranın başında, tek kelime etmeden verilere bakıyorken cuslov içeri girdiğinde
o tarafa döner, sarışın kadın bir şey söylemeden sessizce fırlatılışın
gösterildiği ekranlara ilerler, sol tarafındaki bir başka büyük ekranda
meteorun yaklaşması saniye saniye kaydediliyorken cuslov yanıp sönen ışıklara
bakıyor, mesafeler onun için hiçbir şey ifade etmiyorken genç kadın sağına
döner, araç içindeki mürettebatı gösteren ekranlardan birinde calis
görünüyorken genç kadın iç çekerek genç adamın yüzüne bakıyor, çaresizce
kollarını kendine dolar.. “4...” delia
odasındaki televizyondan haberleri izliyorken gezegenin tahliyesinin yarattığı
karmaşa ve tahliyeye direnen gösteri gruplarının meydanlara doluşmaları
gösteriliyordur, bir köşede dua eden büyük bir kalabalık ellerini havaya
kaldırmış, luslodan kudret diliyorken delia kanalı çevirir, oreon’un resmi
yayın kanalı aracın motorlarının ateşlenmesini gösteriyor, operatörün geri sayan
sesi duyulurken genç kız yutkunur, motorlar büyük bir güçle çalışmış, bembeyaz
dumanlar etrafa yayılıyorken delia’nın gözleri dolar, içini sebebini bilmediği
korkunç bir çaresizlik kaplarken genç kız kumandayı bir kenara fırlatarak hızla
odadan çıkar... “3...” görevliler
uçuş üssüne kilitlenmiş eidan’ı odadan çıkarırken su kıranın öfkesi metalleri
titretiyordur, birazdan kalkacak aracın uğultusu kulakları dolduruyorken eidan
görevlilerden birinin yakasına yapışmış, suratına bir yumruk geçirecekken elini
indirir, o sırada franco içeri girmiş, arkadaşını almak için o tarafa
geliyorken eidan ona atılarak vien’in gittiğini, onun burada böyle
kalakaldığını, ne yapacağını bağırıyordur, franco ona sakin olmasını söyleyerek
kollarını tutarken vien’in gitmediğini söyler ve o anda eidan fırlayarak nerede
olduğunu bilmese bile vien’i bulmaya koşarken franco gülümseyerek başını iki
yana sallıyor, görevlilere teşekkür ederek o da eidan’ı takip eder.. “2...” ewan nerede
olduğunu bilmeden gözlerini hafifçe aralarken karşısında biana’yı gördüğünde
bir an öldüğünü düşünür, kendi cennetinde, uzandığı kuş tüyü yatakta karısını
hayal ettiğini düşünürken biana sessizce onun saçlarını düzeltiyor, genç adam
kurumuş dudaklarını ıslatıyorken omzu sızlıyordur, biraz sonra kafasında
kurduğu cenetteki büyük ekranları farkederken az sonra görüntü ve sesi ayırt
edebilmiş, yutkunarak dişlerini sıkar.. “1...Dream Star havalandı..” “nasıl yaparsın!?” “tartışılacak
zaman yok-“ “SEN SUS
CONRAD!” conrad
sesini keserken ewan gayet ayık bir şekilde ayağa fırlamış, bianaya ekranları
gösteriyordur “ne
yaptığının farkında mısın?!” biana
sakince başını sallarken konuşur “sana
ihtiyacım var-“ “HERKESİN
BANA İHTİYACI VAR! BEN KRALIM TANRI AŞKINA-O ADAM ORADA BÜTÜN GEZEGENİ YAKAR!
NASIL BU KADAR DÜŞÜNCESİZ OLABİLİR-“ “sus ewan.” ewan
dişlerini kırarcasına sıkarak kelimelerini bir süreliğine yutarken biana ayağa
kalkar “sana kral
olarak, ya da kocam olarak ihtiyacım yok, beşinci element olarak ihtiyacım
var..” genç adam
gözlerini kısarken biana conrad’a döner, conrad kapıyı açarak geride kalan
kıranları içeri alırken eidan ewan’ı dövecek gibi bakıyordur, ewan aldırmadan
andrea’ya döner “senin
başının altında mı çıktı bunlar?” toprak kıran
başını sallar “biz
beşimiz sadece dorian’dan daha güçlüyüz ewan. sana zarar vermeden gücünü
kullanacağız, dorian’a gerek kalmayacağını düşünüyoruz..” “neden onu
gönderdiniz o halde!?” “biz de
başaramazsak o şeyi yok edebilecek şansı olan tek kişi olduğu için..kimse
başaramazsa gezegen nasılsa yok olacak ewan, burada kurtuluş olasılıklarını
arttırmaya uğraşıyoruz..” “biana
yeterince güçlü değil-“ “güçlüyüm,
doğurmak beni güçsüz yapmaz ewan, aksine daha da güçlüyüm...” genç adam
karısına bakıyorken, güzel su kıran konuşur “su dişi
güçtür, henüz anne olmuş bir su kırandan daha güçlüsünü bulabileceğini
sanmıyorum..” ewan bir
şey söylemiyorken sienna sorar “sen
yeterince güçlü müsün ewan?” genç adam
artık umrunda değil, elini sallar “bilmiyorum,
öldürmediğiniz sürece ne yaparsanız yapın..” ve kral
kendini koltukların birine bırakarak başını elleri arasına alırken conrad
dışarı çıkar, biana diğer kıranlara dönerek başlamaları gerektiğini söyler..
SOUNDTRACK / David Lanz – Cristofori’s Dream “rahat ilerliyoruz, henüz meteroid yağmuru başlamadı. kalkan nasıl
gidiyor?” edward şimdilik onun da bir problem
çıkarmadığını söylerken karşıdaki calis sorar “cuslov orada mı edward?” edward arkasını dönerek genç kadına
bakar, Dream Star içine görüntü verilmesi sadece edward varken gereksizken
böylece bağlantı da daha hızlı oluyordur, calis bu yüzden kimin orada olup
olmadığını bilmiyorken edward da cuslov’un orada olduğunu söylemek isteyip
istemediğini bilmiyordur, cuslov bir an genç adama bakıp sonra boştaki kulaklıklardan
birine uzanır “buradayım calis..” vien yine başını kaldırıp ona bakarken
ikisi edward’la göz göze gelirler, o sırada calis soruyordur “iyi misin?” “iyiyim, siz döndüğünüzde daha iyi
olacağım..” calis’in sadece hafifçe gülümsediği
görülüyorken cuslov uzanıp genç adamın yüzüne dokunmak ister ama karşısındaki
ekran henüz bunu yapamıyorken genç kadın iç çeker, o sırada görüntü bir an
karlanıp tekrar düzelirken cuslov kaşlarını çatar “bağlantı kalitesi düşüyor, bir sorun
mu var?” “parçaların hızları artmaya başladı,
önemli değil..” genç adamın aracı kontrol ederken
yüzünün aldığı şekilden durum çok önemli değilmiş gibi görünmüyorken cuslov
kulaklığını çıkararak edward’a döner “kalkan için ne kadar süre
verebilirsin edward?” “yirmi küsür adam durmaksızın kod
yapılandırıyor cuslov, en iyi ihtimalle 8 saat verebilirim..” “onların ne kadar zamanı var?” “4 saat sonra karşılacaklar..” cuslov derin bir nefes alırken tekrar
kulaklıklarını takar, bağlantıda duyulan cızırtılar artmışken biraz sonra bütün
veriler bir anda kesildiğinde cuslov refleksle ekrana uzanır, vien bir anda
alarm veren makinelere bakakalmış, edward yedek göstergelere bakıyorken hızla
konuşur “iyiler, sadece üst düzey bağlantıları
kesildi-“ genç adam arkasını dönerek radardan
nerede olduklarına bakıyor, bir anda artan meteor yağmurunu gördüğünde
kaşlarını çatıyorken küfrederek sistemlere döner, o sırada vien artık pek işe
yaramayan göstergeleri kapatıyorken cuslov boş kalmış ekrandan elini indirir..
SOUNDTRACK / Evanescence – Sweet Sacrifice “delora sen ne diyorsun-nasıl-yalan
söyleme nolur..” delialona gözleri dolmuş, delora’nın
ellerini tutuyorken onun da delia’dan bir farkı yok, neler olduğunu
anlamıyorken delia hızlı nefesler alarak deloranın ellerini bırakır, hızla
yürüyerek görevlilerin tuttuğu geçit kapısına gelir “kontrol sektörüne çıkacağım.” “kontrol sektörüne girişler yasaklandı
efendim” “kim yasakladı-çekil lütfen-“ görevli kendine uzanan eli kibarlıkla
savarak biraz daha kapının önüne gelir “lütfen efendim, ısrar ederseniz zor
kullanmak üzere emir aldım..” “delia bırak lütfen-“ “bırakmayacağım çekil.” görevli genç kızı kollarından tutarak
geri itiyorken delia bağırarak kollarını kurtarır, delora onu tutarken delia
beton gibi durmaya duran görevliye bakıyor, gözleri yaşlarla parlıyorken
deloraya döner “DÖNMEYECEK! DÖNMEYECEK VE BEN ONA
UMRUMDA DEĞİLSİN DEDİM! KAPIYI SURATINA KAPATTIM! ÇIKTIM GİTTİM-KAHROLASI
ÖLMEYE GİTTİ!” delia sarsılarak yere çökerken delora
ona sarılıyor, delia kendinden nefret ederek ağlıyordur.. “edward hala ulaşamıyor musun!?” “deniyorum-deniyorum kahrolası alet
biraz daha hızlı olursa!” edward elinin altındaki kırmamaya
çalışarak tekrar bağlantı yakalamaya çalışıyorken şu anda bildikleri tek şey
geminin hala hareket edebildiğidir, edward zamanla yarışıyorken kalkanın
aktivasyonu şimdiden bir saat gecikmiştir, genç adam bir yandan da onu
düşünüyorken vien radarı izliyordur, biraz sonra her ışıktan büyük çapta bir
şey görünürken genç kadın hızla arkasını döner “geldi!” edward ve cuslov oraya bakarken genç
adamın elleri durmuştur “luslo’nun melekleri adına-bu şey
gittikçe hızlanıyor..” cuslov iki saat içinde 3 katı
hızlanmış meteora bakıyorken vien dehşetle ikisinin de bir şey söylemesini
bekliyordur... “beni
bayıltmana gerek yoktu..” biana
odaklanmaya çalışıyorken kulağında duyduğu fısıltıyla derin bir nefes alır “sonra
tartışalım ewan..” ewan’ın
nefesi uzaklaşırken biana elini eidan’a uzatır “gel
eidan..” genç adam
biananın elini tutarken sorar “ne
yapacağız?” “ikimiz de
su gücüne sahibiz, ama aynı zamanda zıttız, yıkıcılığı bizim güçlerimizin
çarpışması verecek-diğer elini de ver, istersen su olabilirsin, nasıl daha iyi
konsantre olabiliyorsan..” eidan
derhal su formuna dönerken biana gülümser, biraz sonra saçları havalanarak o da
su formuna geçerken sienna yutkunur, andrea gülümserken ewan kaşlarını çatarak
başını tutar “bir şey
yapıyorsunuz..” iki su
kırandan da cevap gelmezken sienna ewan’ı destekleyerek tekrar oturtuyordur,
andrea açıklar “ikisi
birbiriyle savaşıyor gibi düşün, ama ikisi de kazanmak istemediği için güç
birikecek, onlar tamam dediğinde sienna araya girip onların gücünü dağıtacak,
rüzgarın hafif bir kokuyu dağıtıp taşıması diyebiliriz..” ewan’ın
beyni benzetmeleri kavrayacak kadar güçlü değilken genç adam acıyla başını
yumruklarının arasına alır, dişlerini sıkarken sienna endişeyle andrea’ya bakar “olmadı mı
daha?!” andrea
dikkatle iki su kıranı izliyorken bir an sonra iki form aynı anda birbirine
yaklaşır ve çarpışarak bütün su tek bir bütün olurken andrea yüzüne sıçrayan suyu
silerek siennaya şimdi! diyordur,
hava kıran ayağa fırlayarak derin bir nefes alır ve gözlerini kapatırken bir
anda nereden geldiği belli olmayan bir rüzgar gelmiş, genç kadının saçlarını
havalandırarak beyaza çalan bir sarıya çevirirken beyaz teni sanki bir şeyin
ışığını yansıtıyormuş gibi parlıyordur, biraz sonra hava kıran gözlerini açarak
nefesini bırakırken ewan acıyla inliyordur, andrea onlara bakarken boynundaki
tılsımını avcunun içine alır, amberin pırıltısı genç kadının parmaklarının
arasından sızıyorken andrea biana’nın ona öğrettiği sözcükleri fısıldıyor,
aklının bir köşesi de işe yaraması için dua ediyorken biraz sonra hava, su ve
toprağın gücü birleşerek kör edercesine güçlü bir ışık hüzmesi yarattığında
andrea feryat ederek gözlerini yumar... “calis,
calis duyuyor musunuz? colm! dorian! KAHROLASI!” edward
kulaklığını bir kenara fırlatırken ayağa fırlayıp radarı gösterir “biz bir
şey söylemesek bile onlar çoktan görmüş olmalılar, şimdiden ölmedilerse
şanslılar-“ “edward!” edward
vien’e aldırmadan söyleniyordur “dua edelim
de colm erken ateşlemeyi başlatabilsin-“ “biz
buradan başlatamıyor muyuz!?” edward
sinirle gülerek cuslov’a döner “şaka mı
yapıyorsun!? daha adamlara sesimi duyuramıyorum! Dream Star orada tek başına
cuslov!” cuslov’un mavi
gözleri buz gibi, tek göstergeleri radarken büyük meteor önden gönderdiği
parçaların arkasından en az Dream Star kadar hızla ona yaklaşıyordur ve bu o
kadar ağır bir meteor için olağanüstü bir hızdır, cuslov aracın hiçbir yere
sapmadan ona doğru ilerlemesini izliyorken radarda o tarafa gönderilmiş hiçbir
misil görünmüyordur, çarpacaklardır... “ÇARPACAĞIZ!” calis
aracın kontrolünü kaybetmemeye uğraşıyorken colm az önce bir anda nöbet
geçirircesine sarsılmaya başlayan dorian’ın başında, genç adamı tutuyorken bir
taraftan da erken misilleme için kodları girmeye çalışıyordur, ama kahrolası
meteor o kadar hızla yaklaşıyordur ki sağa kaymaya bile zamanları yokken colm
dehşetle yaklaşan kaya parçasına bakıyordur.. genç adam
dışardan nasıl göründüklerini tahmin edebiliyordur, kocaman bir taşın altında
kalmış küçük bir böcek gibi ölümlerini bekliyorken çırpınamıyorlardır bile.. colm elinin
altındaki dorian’ın kolunu sıkarken hayatının film şeridi gibi gözünün önünden
geçtiğini hissediyordur, bunu hissettiğine inanamayarak sinirle gülerken en son
hatırladığı şeyin suratına çarpılan bir kapı olması genç adamın çıkarcasına
atan kalbini acıtıyordur, colm dişlerini sıkarak elinin altındaki klavyeye
yumruğunu vururken aynı anda dorian acıyla haykırarak kasılır ve onun sesiyle
calis gözlerini kapatırken tam karşılarındaki kaya parçası bir anda patlayarak
binbir parçaya ayrılıyor, colm nefesini tutarak aracın içini gün gibi
aydınlatan ışıkla öldüğünü düşünüyorken gözlerini yumuyordur..
SOUNDTRACK / Bond - Allegreto oreon bir
anda büyük bir güçle sarsılırken latty karnını tutarak yanındaki conrada
yaklaşır, genç adam onu tutarak karanlık pencerelerden dışarı bakarken uzakta
bir yerlede bir ışık parlayıp sönüyordur.. delia
sarsıntıyla irkilirken wusla kızına biraz daha sarılarak etrafına bakar, delia
neler olduğunu soruyorken wusla bilmediğini söylüyor, delianın gözleri tekrar
tekrar doluyorken bir an sonra yüksek sesli alarmla ötmeye başladığında delia
elini ağzına kapatarak kocaman gözlerle annesine bakıyor, wusla onu bırarak
kalkıp alarmların neden aktive olduğuna bakıyorken kayıtlar altında bir değil
tam yedi isim gördüğünde hayatında belki de en içten küfürü ederek deliaya
orada kalmasını söyleyip dışarı fırlıyordur... kontrol
sektöründekiler bir anda yok olan meteor’a bakakalmışken üçü de o kadar
şaşkındır ki aracın orada olup olmadığını seçemiyorken vien gidip radara adeta
yapışarak onları temsil eden ışığı gösterir ve delirmiş gibi gülerek arkasını
döner “yaşıyorlar!” cuslov
şaşkınlıkla bir ses çıkarırken biraz sonra bütün göstergeler açılır, arkadaki
makineler bu sefer çalışmak istedikleri için öterken ses çıkarırken, ekranda
görülenler pek iç açıcı değildir, zira dream star mürettebatının üçü de
oldukları yerde baygındır, edward küfrederek bu sefer kontrolü ele almak için
makinelerine koşarken cuslov ekrandaki calis’e bakarak vien’e tutunur... “EWAN!” wusla içeri
daldığında beş tane baygın insan görürken kapının hemen yanındaki düğmeye
basar, alarmlar susup sağlık ekipleri çağrılırken wusla hepsinin kalp
atışlarını kontrol ediyor, hiçbirinin ölmediğine emin olduğunda gidip bir
köşeye çökerek içeri doluşan görevlilerin ayaklarının altından çekiliyordur.. “BABA!” edward
içeri giren deliaya bakarken ona kimin izin verdiğini sorar, genç kız elindeki
elektrik tabancısnı kaldırır, edward gözlerini devirerek işine dönerken delia
cuslov’un baktığı ekranları görmüş, tabancayı atarak yerdeki colm ve dorian’ı
gösteren ekrana atılır “ÖLDÜ MÜ?!” vien
göstergeleri inceliyorken cevaplar “hayır-hayır,
ama çok güçsüzler-edward eğer meteor tehlikesi kesinlikle geçtiyse birilerini
yollamamız gerek..” edward o
sırada ondan emin olmaya çalışıyorken delia ve cuslov ekranlara bakıyordur,
biraz sonra delora da içeri dalarken kapıdaki görevli baygındı dayanamadım
diyerek edward’ın yanına oturup bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sorar “dur-“ delora
dururken edward bir kaç şeyi daha kontrol eder “şimdi var,
oldukları yere bir sağlık ekibi yollansın..yetkili ve hayatta olan her kim
varsa onaylasın, çabuk..” delora
fırtına gibi yerinden kalkıp aşağı fırlarken edward sağlık ekipleri ulaşana
kadar aracın patlamayacağına emin olmuş, derin bir nefes alarak kafasını
klavyenin üzerinde koyar...
SOUNDTRACK / Tonic – Head On Straight I don't wanna think of life without you, I don't wanna
take a step alone It scares me to think I almost lost you, just let me
know you're fine I'm on the line bir kaç
saat sonra Dream Star ekibi sapasağlim Oreon’a indirilmişken uçuş üssündeki
kalabalıktan iki kişi öne çıkıyordur, cuslov ve delia uzun platformun ucundaki
üç adama bakarken calis ve colm gayet iyi görünüyor, ama dorian hala destek
alarak yürüyorken sedyeye yatırılmayı reddetmiş, colm ve calise dayanarak
yürüyorken sağlık ekipleri arkalarından takip ediyordur, bütün gezegene
meteor’un yok edildiği ve dream star’ın eve döndüğü haberi yayılıyorken uçuş
üssü de haberin sesiyle yankılanıyordur, delialona eve dönüşü duyduğunda
gülerek elini ağzına kapatır ve etraftaki kimseye aldırmadan koşmaya başlarken
calis genç kızı görmüş, colm’a işaret eder, colm ona doğru gelen fırtınaya
bakıyor, dorian’ı calis’e bırakırken hemen sonra delia üzerine atladığında genç
kızı tutar ve sımsıkı sarılırken delia onun tulumuna tırmanmaya çalışıyor,
elleri genç adamın sırtında, sert kumaşı sıkıyorken ağlıyordur “onları
söylememe nasıl izin veririsin!? nasıl o halde gidersin colm! ölecektin,
neredeyse ölecektin! tanrı aşkına-bir daha asla-asla böyle bir şey yapma-seni ben öldürürüm-ah
tanrım-yaşıyorsun-şükürler olsun-” delia genç
adamı iterek yüzüne bakarken colm bir şey söylemiyor, yüzüne parlayan ışık onu
öldürmüş olsa bu güzelliğin ne halde olacağını düşünüyorken delia ona uzanarak
bütün gücüyle dudaklarına saldırdığında colm derin bir nefes alarak onu
kalçasından tutar ve genç kızı kaldırıp bacaklarını beline dolarken delia onun
başına tutunuyor, ikisi ilk defa gerçekten öpüşüyorken hiç kimse yollarına
çıkmıyordur... calis
dorian’ı görevlilere teslim ederken iki genç adam sarılır, calis gülümseyerek
ateş kıranın sırtını sıvazlar ve ayrılırken soluna döndüğünde cuslov’un onu
beklediğini görür, güzeller güzeli genç kadın hala ağlamamak için kendini
tutuyor, dokunana kadar gerçek olmayacakmış gibi geliyorken calis yanına gelip
yüzünü elleri arasına aldığında cuslov gözlerini kapatarak kendini bırakır ve
hayatında ilk defa kimseye aldırmadan ağlarken calis kalbi hafifleyerek genç
kadının dudaklarına uzanır, ikisi sımsıkı sarılarak öpüşürken delia hala
colm’un kucağında, ikisi de calis ve cuslov’a bakarak gülümsüyorken delia genç
adamın başını öperek yanağını onun şakağına yaslıyordur... “SALAK!” delora
colm’un suratına bir yumruk geçirirken herkes owwlar, colm gözleri acıdan dolarak çenesini tutarken delora’nın
gözleri dolmuş, genç adamı kendine çekerek dudaklarına yapışırken favian
gülerek elini saçlarından geçiriyor, delia colm’un elini tutarak dudağını
ısırıyorken delora işi bittiğinde genç adamın kafasını iter “ölmeden
önce haber vereceksin! ben tamam dersem öleceksin! anlaşıldı mı!” colm’un her
yanı ağrıyor, ama yine de gülümserken delora genç adamı iter, dönüp deliaya
gülümserken hemen sonra arkadan gelen cuslov ve calis’i görmüş, uçarak oraya
gider “SEN DE
BÜYÜK SALAKSIN!” delora
calise atılıp sımsıkı sarılırken neredeyse herkesin canından bir parça olmuş
genç adam ona sarılıyor, sarı saçları okşayarak küçük nobes’i tutuyorken delora
ayrıldığında ağlıyor, ablasını gösterir “nasıl
ağladı biliyor musun sen?” calis
cuslov’a bakarken genç kadın gülerek ağlıyor, ikisi de hepsinden çok ağlayan
deloraya sarılarak geçtiğini söylüyorken edward tarafından tartaklanan colm
diğerlerinin nerede olduğunu sorar, wusla kral ve kraliçeyle kıranların baygın
olduğunu söylerken calis başardıkları için sevindiğini söylüyor, herkes neyin
nasıl olduğunu şimdi kavrıyorken kimse bir daha meteor falan görmek
istemiyordur... ![]() |


