![]()
#09 - Celine SOUNDTRACK / George Michael – Secret Love Ertesi gün.. “ben dün
meteor yok etmedim mi? neden bugün düğüne gidiyorum? yatamaz mıyım? kralsam
illa sürünmem mi lazım?” biana
aynanın karşısında upuzun siyah saçlarını tarıyorken gülümsüyor, cevap
vermiyordur, ewan’In odağı bir anda başka bir konuya kayarken aynadaki
karısıyla göz göze gelir “bana dün
yaptıklarını unutmadım. otorite sınırlarını daha sonra tartışacağız..” biana
sessiz kalırken ewan kravatını düzeltiyordur, beceremeyince bianaya dönüp
eğilir “..tartıştıktan
sonra da bir güzel sevişeceğiz..” biana
kravatı düzeltirken gülümser, ewan sorar “kral
kraliçeye emir verebilir mi?” “kraliçe
kabul ederse-“ “iyi, bu
bir emirdir o zaman.” biana
emredersiniz kralım diyerek genç adamı kravatından kendine çeker, ikisi öpüşüp
ayrılırken ewan saçlarını düzeltir “geç
kalmayalım, merkez masa düğününe oreon geç kaldı dedirtmem, ne kadar gizli
olursa olsun.. hadi..” biana
pekala diyerek kalkarken açık sarı elbisesinin dar eteğini oturtur, saçlarını
omuzlarından arkaya atarken ewan arkasından onu takip ediyor, kavga
edilemeyecek kadar güzel olduğunu söylediğinde ikisi de gülerek odadan çıkar.. “ama
hayatım kurbağa gelemez..” liv
ağlıyorken andrea nasıl olup da kızını o kurbağayı başka bir yere koymaya ikna
edeceğini bilmiyordur, scott kol düğmelerini ilikleyip yatakta andrea’nın
yanında oturarak liv’e bakar, boncuk maviler ağlamaktan parlıyor, kırmızı
dudakları büzüşmüşken iki elinin içinde duran kurbağa sesini çıkarmıyordur,
scott karısına döner “kurbağa da
gelsin-“ “scott
lütfen-“ “neden
olmasın, liv’den başka bir yere zıplamıyor, zıplasa da kurbağadır deriz-“ “sonra
saatlerce kurbağa ara, kaç ay ağlar biliyor musun-“ “hadi
andrea, bir şey olmaz, gelsin..” “siz ikiniz
benim hayatımı cehenneme çevireceksiniz, peki, gelsin..” andrea
kızına dönüp kurbağasının da geldiğini söyler, liv kurbağasının elinden
alınmadığını anladığında rahatlarken babasını kızının burnunu sıkıştırır,
liv’in neşesi derhal yerine gelmiş, bağırarak gülerken kurbağa da en güçlü sesiyle
vraklar, andrea gülerek kurbağayla beraber dört kişi olan ailesini bir merkez
masa düğününe götürür... Merkez
Masa’da kimin düğünü, nasıl, nerede ve ne oluyor kısmını burada vermiyorum :) 405
açısından büyük spoiler içerdiği için deleted scenes olarak yer
alabilecek Crash evreninde. Bizim açımızdan çok büyük plot olayları barındırmıyor, sadece eğlence
için yapılmıştı, öyle de kalsın, kimsenin beynini yakmayalım :) saatler
sonra baba-kız dansları davetin bittiğini haber vermiş, herkes o gizlilik içinde
belki de en açık ve rahat kutlamayı yaşamış, yorgun ama mutlu bir şekilde
evlerine dönmüşken gabriel jaden’ı saraya bırakıyordur, arkadaki oğlu yolcu
koltuğunun arkasına tırmanarak babasına bakar “neden
saraya gidiyorum? alexa bize gelse olmaz mı? hem yarın anna gelecekti..” “anna’yı
havaalanından alacak birini yollarım, o da saraya gelir..” “iyi o
zaman, gidelim..” “teşekkürler
senor morgan, önce biraz dolaşmak ister misiniz?” jaden
kendini arka koltuğa atarken elini sallar “gerek yok,
hemen saraya gidelim..” “emredersiniz
efendim-“ “baba
telefonunu versene, annemi arayacağım..” gabriel
ceketinin cebindeki telefonu çıkarıp arkaya atar, jaden tutup kapağını açar,
küçük adam annesinin numarasını bulup arama düğmesine basmış, arabaları sarayın
bahçesinden girerken jaden annesinin telesekreteriyle konuşuyordur “anne ben
saraya gidiyorum, anna da yarın saraya gelecek. çok özledim seni, bu sefer
biraz daha erken gel, seni seviyorum, iyi geceler!” jaden
telefonu kapatıp tekrar babasının cebine sokuştururken gabriel kapının önüne
gelmiştir, jaden araba durunca babasını beklemeden çantasını kaptığı gibi
dışarı fırlar, gabriel de dışarı çıkarken oğluna yavaş koşmasını söylüyordur... jaden
merdivenleri koşarak tırmanmış, antreye giriyorken alexa çoktan pijamalarını
giymiş, üst katın merdivenlerinden iniyordur “annem bu
gece istediğiniz kadar televizyon izleyebilirsiniz dedi, koş!” jaden
çantasını kapının yerinde bir yere koyup büyük salona giderken alexa da onu
takip ediyor, ikisi güle konuşa içeri girerken chris merdivenleri iniyordur,
gabriel’i görünce eliyle gelmesini işaret eder, abisi kardeşini son basamakta
beklerken chris ellerini cebine sokarak sorar “ashley
gelecek mi?” “geleceğim
dedi..” “o kadar
çabuk?” gabriel
sırıtırken chris gözlerini devirir “hayvanlık
yapma..” “emredersiniz,
tessa nerede?” “yukarda
duşta, neden sordun?” “güzelliğini
görmeden gitmeyeyim dedim-“ “hey!” gabriel
gülerek kardeşinin omzuna vurur “aferin hep
böyle ol!” chris
göçertilmiş omzunu ovuyorken tabii
diyordur, gabriel salondaki ufaklıklara da iyi geceler demek için içeri girer,
alexa amcasının boyununa atlayıp kocaman bir öpücük verirken jaden televizyonla
ilgileniyor, babası onu da başından sıkıca öpüp çekilirken chris hadi git
diyordur, gabriel sırıtarak istenmediği yerde durmuyor, çıkıp tekrar arabasına
dönerken saray kapıları ardından kapanıyordur... gabriel
şehir içindeki evlerine dönmüş, arabayı garaja park eder, çıkıp bahçeden
dolaşarak ön kapıya gelirken içerde hafif bir ışığın yandığını görünce
kaşlarını çatar, çıkarken bütün ışıkları kapatmışlardır, genç adam kapıyı
olabildiğince sessizce açarak içeri girerken ışık mutfaktan geliyordur, gabriel
yavaş adımlarla ilerleyerek uzaktan içeri bakar, ortadaki tezgahın önündeki
taburelerden birine oturmuş eski karısını görünce rahatlar, ama onun neden
burada olduğunu kestiremiyorken içeri girer “hey..” sarışın
kadın elindeki fincanı bırakıp arkasını döner “gabriel..
üzgünüm haber vermeden geldim-“ “önemli
değil, bir şey mi oldu peyton?” peyton
başını sallarken tekrar fincanına dönüyordur, mırıldanır “yardımına
ihtiyacım var..” gabriel öyle mi diyerek buzdolabını açıyor, bir
şişe bira alıp kapatırken peyton konuşur “onu buldum
gabriel, burada, luplex’te..” gabriel
elindeki biranın kapağını daha açamadan öylece kalırken peyton devam eder “edaline..
şu anda elle, üniversitede asistanlık yapıyor. elle wagner..” “emin misin
peyton?” peyton
başını sallarken iç çeker “eminim..” gabriel
birayı açıp büyük bir yudum alırken genç kadın sorar “bana neden
peyton demekte ısrar ediyorsun?” “adın?” “adım
peyton değil, peyton’ı sen uydurdun. senden boşandıktan sonra yaratılmış
kimliklerin üzerinde yazıyor sadece, ben o değilim-“ “ne fark
eder-“ “çok şey..
jaden’ın yanında da beni başka bir kadın gibi gösteriyorsun, en azından yalnız
olduğumuzda bana celine diyebilirsin,
oğlum annesinin ismini biliyor, ama babasının inkarına anlam verebildiğini
sanmıyorum-“ “annesinin
onu bırakıp gitmesine de anlam verememişti, ama ben gayet güzel açıkladım celine, oğlumun yanında ne yapıp
yapmadığıma karışamazsın... buraya benden yardım istemeye geldiysen de çok
doğru bir yolda değilsin-“ “gabriel-“ “söylediğin
ismi yarın buldurtacağım, görüşmek istersen de bir şeyler ayar-“ “gabriel-“ “ne var
celine?!” genç kadın
gabriel’in sesinin yükselmesiyle irkilir “yıllardır
bunun için uğraşıyoruz-“ “uğraşıyorsun. ben bir şey yapmıyorum,
ben sadece arkada kalmış eski bir kocayım-“ “öyle
olmadığını biliyorsu-“ “bilmiyorum.
hala neden bırakıldığımı anlamıyorum celine, üzgünüm. ne kadar anlatmaya
çalışsan da anlamayacağım, çünkü saçma. ama aradığın şeyi bulduğuna sevindim.
umarım hayatımızı harcadığına değmiştir-“ “o benim
kızım gabriel?! nasıl bu kadar duyarsız olursun-“ “duyarsızlıkla
alakası yok, bulduğun için mutluyum, benim bile kapatamadığım boşluğu
kapatacağını umalım.. ayrıca yardım edeceğim dedim, başka bir şey yoksa lütfen
git celine, beklediğim biri var..” gabriel
mutfaktan çıkarken celine de onu takip ediyordur “sevgilin
mi?” “benim
sevgilim olamaz tatlım, bir arkadaşım sadece..” “kim-“ “SANA NE
CELINE?!” genç kadın
bir adım geri atarken gabriel onun korktuğunda soğuk bir maviyle parlayan
gözlerine bakıyordur, sapsarı saçları dalga dalga omzularına dokunuyorken
gabriel’in bakışları genç kadının hızlı nefeslerle inip kalkan göğüslerine
iner, bembeyaz teni takip ederek tekrar yüzüne gelirken karısını boynundan
tuttuğu gibi kendine çeker ve dudaklarına yapışırken celine irkilerek gözlerini
kapatır, genç adamın ceketine tutunurken biraz sonra ikisinin de ağızları
açılmış, vücutları birbirine sarılıyorken gabriel cebinde titreyen telefonu
kimin aradığına bakmadan bir köşeye fırlatır, celine onun ceketini kollarından
iterek çıkarıyorken ikisi nefes nefesedir, ceket genç adamın kollarından
sıyrlıp yere düşerken gabriel genç kadını tekrar sarar, ikisi arkalarındaki koltuğa
devrilirken titreyen telefon susar.. 1 cevapsız arama Ashley ashley bir
kaç çalıştan sonra karşısına çıkan telesekreteri duyduğunda kaşlarını çatar,
ama yine de sinyal sesini bekliyorken ince bip duyulduğunda genç kadın yatağına
oturarak konuşur “hey,
gabriel.. bu kadar geç haber verdiğim için üzgünüm, ama başım çatlıyor. sanırım hemen uyuyacağım..” genç kadın
bir de üstüne güzelce esnerken tekrar telefona döner “...artık
başka sefere.. iyi geceler..” ve telefonu
kapatır, sırıtarak aleti bir köşeye koyarken elbisesinin fermuarını açarak
yataktan kalkar.. celine
içine giren sertlikle inlerken gabriel genç kadının boynunu emiyor, sarı saçlar
parmaklarına dolanmışken genç adam inleyerek kendini çekip tekrar itiyordur,
altındaki kadının incecik vücudu geriliyor, kadife gibi sesi zevkle dolu bir
inlemeyle bütün odayı dolduruyorken gabriel saçlarından tuttuğu genç kadının
yüzünü kendine çevirir ve dudaklarını sertçe öperken celine titriyor, kocasının
başını tutarak öpüşüne karşılık veriyordur...
SOUNDTRACK / Craig David – Fast Cars 14 yıl önce... “açılmıyor
bu kahrolası kapı.. yemişim yeni model arabalarını da, kıçı kırık elmaslarını
da-“ “çekil-ver
bana..” siyah deri
ceketi ve eldivenleriyle sarışın bir adam yanındaki arkadaşını itip elindeki levyeyi
alarak önlerindeki son model arabanın camına döner “yeni
teknikle sökmüyorsa klasikleri kullanırız..” “gabriel
hayvanlaşm-“ gabriel
elindeki levyeyi arabanın camına geçirir, cam tuzla buz olurken yüksek sesli
bir alarm bütün sokağı dolduruyordur, gabriel arabanın kapısını içerden açıp
torpido gözüne uzanır, levyeyi arasına sokup sertçe kapağı kırıp açar,
aradıkları elmas siyah kadife bir kesenin içinde genç adamı bekliyorken gabriel
sırıtarak keseyi alır, torpido gözünü kapatmaya zahmet etmeden dışarı fırlarken
yanındaki arkadaşı yolun sonundan görünen polis ışıklarına bakıyordur, gabriel
onu kolundan tutup çeker “koş!” ikisi deli
gibi koşmaya başlarken diğer köşeden de arabalar sokağı kapatmış, gabriel
küfrederek arkasını döner ve tekrar diğer sokağa girerken arkadaşı küfürleri
sıralıyordur “bir daha
seninle göreve çıkarsam kıçımdan levye soksunlar-her seferinde yakalanılır mı
be adam-“ “kes
jordan, nefes alırken sesini çıkarma-“ “yine ne
yapacaksın!?” gabriel
jordan’ı da itip duvara yaslarken kendisi de üzerine yaslanır, biraz sonra
ikisi de görünmez olurken jordan son anda bir küfür daha savurup sesini keser.. saatler
sonra polisler işlerini bitirmiş, araba da çekilmişken gabriel ve jordan
fazlasıyla yakın olmalarını göz ardı ederek olayı izlemişlerdir, ışıklar köşeyi
dönüp uzaklaşırken sokak tekrar karanlık olduğunda gabriel jordan’ı bırakır,
jordan da gayet memnun bir şekilde onu üzerinden atarken gabriel gülüyordur,
elindeki keseden humgrop gözü kadar olan elması çıkarırken jordan bir de ona küfreder “köşesinden
biraz kessek bir daha çalışmak zorunda kalmayız-“ “parmaklarımızı
kırarlar çünkü..” “doğru..” ikisi
elması incelerken bir anda yan sokaktan parlak bir ışık patlar, anında geri
sönerken jordan gabriel’in koluna tutunmuş, rengi bir ton beyazlarken gabriel
onu geri iter, yavaş adımlarla gidip köşeden diğer sokağa bakar, hiçbir şey
görünmüyorken jordan da onun ölmemesine güvenip arkadan gelir, o da bakıyorken
biraz sonra köşede beyaz bir şey gördüğünde gabriel’in koluna vurur “şurada..” gabriel de
o tarafa bakar ve beyaz şeye doğru yürürken birkaç adım sonra o beyaz şeyin
titrediği ve titreyen şeyin de üzerindeki beyaz elbisesinin paramparça, sarışın
bir kadın olduğu anlaşılırken jordan bir bu eksikti diyor, gabriel kadının
önünde eğiliyorken kadının mavi gözleri buz gibi bir maviyle parlıyor, korkuyla
önündeki iki adama bakıyordur.. “konuşabiliyor
mu?” gabriel
dikkatle kadını inceliyorken jordan’a döner “sor
bakalım konuşuyor mu?” jordan
kadına dönüp gözlerinin içine bakar “miss? dilimizi
konuşuyor musunuz?” genç kadın
sadece hızlı nefesler alıyorken cevap vermez, üzerindeki elbise incecik,
gecenin soğuğunda bembeyaz teni korumasız, üstelik korkuyorken gabriel
ceketinin fermuarını açar, üzerinden çıkarıp iki elinde açarak yavaşça kadına
uzatır “üşüyorsun,
şunu üzerine giy..” genç kadın
önce hareket etmezken gabriel başını sallayarak ceketi biraz daha uzatır,
sarışın kadın titreyen ellerle uzanır, ceketi alıp omuzlarına sararken sıcak
kumaşla bir an rahatlar, birbirine çarpan dişlerinin arasından fısıldar “teşekkür
ederim..” jordan aha! diyorken gabriel gülümser “konuşabiliyorsun..” genç kadın
başını sallarken çok kısık bir sesle konuşur “evet..” “adınız
nedir miss?” sarışın
kadın başını kaldırıp jordan’a bakar, genç adam cevap bekliyorken bir anda
aklına gelir, iç cebine uzanarak deri kaplı bir rozet çıkarır “neptün
polisi..” genç kadın
rozet onun için pek bir şey ifade etmiyormuş gibi bakmış olacak, gabriel araya
girer “sana zarar
vermeyeceğiz-“ “biliyorum..sadece..
ben-hatırlamıyorum..” gabriel ve
jordan kaşlarını çatarken sarışın kadın da en az onlar kadar şaşırmış,
bakışlarını kaldırımdaki bir noktaya dikerek hatırlamaya çalışıyordur, nasıl
buraya gelmiştir, neden gelmiştir, daha da önemlisi adı nedir, kimdir, genç
kadın hiçbirini hatırlamıyorken gabriel kendi boynunu işaret ederek sorar “kolyeler
nedir?” genç kadın
elini boynuna götürerek kolyeleri zincirlerinden tutar, uçlarındaki bir sürü
tılsımı eline alarak bakarken bir tanesinin üzerinde bir şey yazıyordur “celine..” “belki
adındır?” “bilmiyorum..
tanıdık gelmiyor..” gabriel ve
jordan birbirine bakarken jordan arkadaşına eğilerek konuşur “merkeze
götürelim, onlar ilgilensinler..” “merkezdekiler
boğazımızı sıkmak için bekliyorlardır, bir de yolda kadının tekini bulduk
dersek kıçlarıyla gülerler-“ “e ne
yapalım? kadını bırakalım mı burada? biz çaylağız diye kadın ölecek-“ “ölmez, ben
eve götürürüm, sen elması götür-“ “ne evi,
manyak mısın, katil falansa-“ “ben de
manyak olduğuma göre çok güzel anlaşırız, al sen şunu..” gabriel
jordan’ın eline keseyi tutuşturur “polislerden
kaçmak için ayrıldık, gabriel’i sonra görmedim dersin, ben sabah hangi delikten
çıktığımı anlatırım-“ “görev
tekrarı yaparsın, amir alnının ortasına basar sıfırı-“ “daha önce
de bastı, faiziyle geri veririm, sen git-“ “ölme..” gabriel
olur derken jordan keseyi alır, onları izleyen kadına bakıp başıyla şöyle bir
selam verir, sonra koşarak sokaktan çıkarken gabriel gülümseyerek genç kadına
döner “gel
bakalım celine, seni eve götürelim-“ “gelemem..” gabriel
ayağa kalkacakken genç kadının itirazıyla yarı yolda kalmış, tekrar çökerken
sorar “ne demek
gelemem? gidecek bir yerin var mı?” “seni
tanımıyorum.. hafızamı kaybettim ama aptal olmadım-“ “hani zarar
vermeyeceğimi biliyordun-“ “o anda
vermeyecektin, sonrasını bilemem-“ “vermeyeceğim-“ “seni
tanımıyorum-“ “ben de
seni tanımıyorum, hangimiz daha tehlikeliyiz?” genç
kadının sesi çıkmıyorken gabriel kaşını kaldırır “seni bu
sokakta bırakırsam bir kaç saat sonra tinerciler üzerinde kalmış son parça kumaşı
da içlerine çekerler, sonra tanımadığın adamı mumla ararsın, hadi kalk..” sarışın
kadın bir an daha düşünür, sonra üzerindeki cekete kollarını geçirip elini
ayağa kalkmış adama uzatır “adım
celine olmayabilir..” “olsun, ben
celine diyeceğim. hatırlarsan değiştiririz..” celine peki
derken ayağa kalktığında bir an dizleri tutmaz, gabriel onu tutarken ayağındaki
ayakkabılara bakar “o
topukları nereden buldun?” “bilmiyorum..” “yüyüyebilecek
misin?” celine
başını sallarken gabriel peki der, genç kadının kolunu kendi koluna geçirir,
şöyle bir etrafına bakar, sokağın köşesinde durmuş kırık dökük bir taksiyi
görünce tüm gücüyle bir ıslık çalıp celine’e döner “hiç yoktan
iyidir, gel..” ikisi
beraber aksakça yürüyerek taksiye atlarken gabriel adresi söyler, bu saatte
müşteri bulmuş taksici büyük bir şevkle direksiyonu çevirirken gabriel
yanındaki tedirgin sarışına bakarak içtenlikle gülümser..
SOUNDTRACK / Celine Dion – Taking Chances Don't know much about your life. Don't know much about your world, but don't want to
be alone tonight.. gabriel
anahtarları kapıya sokmuş on dakikadır kilidi açmaya çalışıyorken artık kapıyla
aralarındaki şey inada binmiştir, genç adam kapıyla savaşırken celine etrafını
inceliyordur.. soluk beyaz
duvarlarla kaplı, her katta iki kapı olan bir apartmandalarken genç kadın daha
önce böyle bir yerde yaşayıp yaşamadığını merak ediyor, merdiven boşluğundan
aşağı bakarken gabriel kapıyı sonunda tekmeleyerek açar, celine irkilerek o
tarafa dönerken gabriel eliyle içeriyi işaret ediyordur “gecikme
için üzgünüm.. buyrun miss..” celine
teşekkür ederek içeri girerken evdeki yaşanmışlık kokusu buz gibi tenine
çarpıyordur, genç kadının tüyleri bir an diken diken olurken gabriel arkasından
kapıyı kapatıp tekrar kilitliyordur “ben bile
kendi evime giremiyorum, hırsız hiç giremez, o yüzden güvendesin..” celine
hafifçe gülümserken üzerindeki ceketi çıkarır, elbisenin yırtıkları şimdi daha
da kötü görünüyorken bacakları çamur olmuş, dizleri ve dirsekleri çiziklerle
doludur, genç kadın onların farkına vardığında canının acısını da hisseder,
yüzünü buruştururken gabriel ceketi onun elinden alıyordur, konuşur “banyoyu
kullanabilirsin, ben sana giyecek bir şeyler getiririm.. aç mısın?” “bilmiyorum..yaralarımı
silecek bir şeyin var mı?” gabriel başını
sallayarak ceketi bir köşeye bırakır, durdukları kare şeklindeki girişin
sağındaki odaya girer, celine onun küçük dolapları açtığını görüyorken gabriel
beyaz bir kutuyu çıkarıp ona döner “içeri
gel..” celine
girerken gabriel arkasındaki saman sarısı koltuğa oturmasını işaret eder, genç
kadın otururken gabriel kutuyu açmış, içinden oksijenli su ve biraz sargı bezi
çıkarıp üzerine oturduğu ahşap sehpada yanına koyar “kollarını
uzat..” celine
denileni yaparken gabriel genç kadının ince kollarını çevirerek dirseklerindeki
çiziklere bakar, sonra dönüp bezlerden birini oksijenli suyla ıslatır, sonra
dönüp genç kadının kolunu tekrar tutarken sorar “o beyaz
ışık senden mi geldi?” “hangi
beyaz ışık?” “seni
bulmadan önce beyaz bir ışık gördük...” “bilmiyorum,
olabilir.. ben gözlerimi açtığımda etraf karanlıktı..” gabriel
başını sallarken diğer kola geçer, yeni bir parça bez alırken celine iç çeker,
yaraları temizleniyorken etrafına bakar, tam karşısında duvardan duvara bir
kütüphane, düzensizce dizilmiş, ama aralarında boşluk olmayan rengarenk
kitaplar varken odanın rengi bal gibidir, koltuklar kirli sarı, döşemeler açık
bir kahverengi, geri kalan her şey ahşapken genç kadın dizine dokunulmasıyla
başını gabriel’e çevirir, genç adam da ona bakarken genç kadının mavi gözlerin
rengi yumuşamış, loş ışıkta açık bir yeşil olmuşken celine yaraya bakar “çok
acımıyor..” gabriel de
tekrar genç kadının dizine bakarken konuşur “çok derin
değil, sadece çizilmişler.. yarına kabuk tutarlar..” celine
başını sallarken konuşur “teşekkür
ederim-“ “gabriel..” “gabriel.. arkadaşının adı neydi?” “jordan..” “ona da
teşekkür ettiğimi söyle, ikiniz de çok kibardınız..” gabriel
evrende en son ikisinin kibar olabileceğini düşünüyorken gülümser “iletirim..
başka bir yerin ağrıyor mu?” celine
başını iki yana sallarken gabriel kirli bezleri toplar, açık şişenin de ağzını
kapatırken ayağa kalkar “sana
banyoyla yatacağın yeri göstereyim, ev çok büyük değil, ama bir süre ikimizi de
idare eder..” “beni evine
almak zorunda değilsin, kim olduğumu bile bilmiyorsun..” “sen de
bilmiyorsun, eşitiz.. bir gün kalkıp boğazıma bıçak dayamadığın sürece kolay
anlaşırız..” “dayarsam?” “o zaman da
karşı koyabilecek kadar yetenekli bir polisim, benim için üzülme.. sana da
zarar vermeyeceğimi söyledim, yeteri kadar adil bir anlaşma oldu..” “iyi bir
adam olduğunu hissedebiliyorum..” “ruhla
alakalı bir gücün mü var?” “bilmiyorum..” “varsa da
biraz bozulmuş, adam öldürmem ama sütten çıkmış ak kaşık da değilimdir..” celine
gülümseyerek kalkarken bileğine kadar gelen beyaz çizmeler canını acıtıyordur,
tekrar oturup onları çıkarırken gabriel elindekileri atıp geri geleceğini
söylüyordur, genç kadın tamam diyerek işine döner... celine
banyonun yerini öğrenmiş, havlular, şampuan, sabun, tuvalet kağıdı derken her
şeyin nerede olduğunu biliyor, yatacağı oda da hoşuna gitmiş, genç adamın yatak
odasını almaması da içini rahatlatıyorken kimseye yük olmak istemiyordur,
hafıza kaybı geçici bir şey olmalıdır, genç kadın bir şekilde hatırlaması
gereken çok şey olduğunu biliyor, aklında bir yerlerde hepsi düğüm olmuşken
açılması için biraz zaman geçmesi gerektiğini düşünür, zaman geçireceği yerin
güvenli olduğuna da eminken gabriel akıllı bir adamdır, neyi nasıl anlatması
gerektiğini biliyor, gerekmedikçe genç kadına dokunmuyor, iki lafından birisi
celine’i en azından gülümsetiyorken ikisi tekrar banyoya dönmüştür, gabriel
kapı gibi nazlı olan sıcak su musluğunu açmış, suyun ısınmasını bekliyorken bir
kere ısındı mı uzun süre soğumadığından bahsediyordur, celine hıhımlarken gabriel suyun sıcaklığını
ayarlamış, küvetin kenarından kalkar “ben
yiyecek bir şeyler hazırlayayım, dikkat et, kayıp düşme, kapıyı da kilitleme
lütfen..” celine
tamam derken gabriel ona iyi banyolar dileyerek dışarı çıkar, kapıyı arkasından
kapatırken celine akan suyun buharına bakıyordur, küvetin kenarına oturarak
elini suya uzatır, o sırada parmaklarının ucundan mavi kıvılcımlar çıkarken
genç kadın irkilerek elini çeker, parmaklarını gözlerinin önünde kaldırıp
uçlarına bakarken kıvılcımlar tekrar çıkmaz, genç kadın yutkunur ve elini
tekrar suya uzatırken bir şey olmuyordur, biraz sonra celine elini ılık suyun
altında tutuyorken gülümser, elini çekip ayağa kalkar ve üzerindeki elbiseyi
çıkarırken gabriel mutfakta bir şey devirmiş, iyi olduğunu bağırıyordur, celine
gülümser..
SOUNDTRACK / Missy Higgins - Scar Ertesi gün.. “ee
anlat..” gabriel
daha kahvesinden bir yudum alıp uyanamadan yanına yanaşan jordan’a bakar, genç
adamın dün akşamki perişan halinden eser yok, kumral saçları güzelce taranmış,
ütülü gömleği ve pantolonuyla celine’in düşündüğü kadar kibar görünüyorken
gabriel sırıtır “ee ne?
yatmadık..” jordan
gözlerini devirirken gabriel amirin kapısının açıldığını görmüş, jordan’ı
kolundan tuttuğu gibi tam tersi yönüne yürür, genç adam sesini çıkarmıyorken
gabriel onu boş ofislerin birine attığında
sorar “katil
miymiş, neyin nesiymiş, araştırdın mı?” “evet her
şeyini öğrendim, gözüne bir baktım, okudum her şeyi..” jordan
öflerken gabriel masadaki gazeteyi almış, şöyle bir göz atıyordur “bilmiyorum
neyin nesi, ama sakin, aklı başında bir kadın.. ismini hatırlamıyor, ama geri
kalan bütün güdüleri yerinde..” “boyu posu
da öyle..” gabriel
jordan’a bakıp gülümserken jordan iskemlelerin birine oturmuş, ayak ayak üstüne
atar “hatırlayana
kadar yanında mı tutacaksın?” “olayı
büyütmenin gereği yok, hatırlarsa hatırlar, hatırlamazsa da yaşamayı öğrenir..” “sen de
öğretmeni olursun, ne romantik..” gabriel
gözlerini devirirken jordan ellerini başının arkasına koyarak arkasına yaslanır “şanslı bir
köpeksin sen, aklını kaçırmış kurbanların bile taş.. gözlerini görmedim
sanma..” “her şeyi
çok güzel, ama hafızasını kaybetmiş kadınlarla yatmıyorum, prensip..” “sevsinler..” “istersen
sen yat..” “bulanındır..” “önce sen
gösterdin..” “ver desem
verecek misin?” “avcunu
yalarsın da, ben yine de sormuş olayım..” jordan çok
sağol diyorken gabriel cebinden telefonunu çıkarır “bir
arayalım bakalım güzel gözlümüz ne yapıyormuş..” “telefonu
biliyor mu?” “biliyor..
her şeyi biliyor aslında, ama tam olarak nerede öğrenmiş olabileceği konusunda
bir fikri yok..” “yazık..” “yaa çok..” gabriel
kendi evinin numarasını çevirirken ilk çalışta telefon açılır “gabriel
morgan’ın dairesi..” “celine?” “gabriel..
nasılsın?” jordan
gözlerini kırpıştırıyorken gabriel gazeteyi genç adamın kafasına atar, kendisi
de masaya yaslanırken konuşur “iyiyim,
sen iyi misin? bir şeyler hatırladın mı?” karşı
taraftaki celine avcunun içindeki büyük masmavi kıvılcım topuna bakıyorken
gülümser “sanırım
evet..” “bir daha
yap..” celine
gülerek bir kez daha aynı kıvılcımları çıkarırken jordan ve gabriel salondaki
bir koltukta oturmuş, celine de karşılarındayken jordan vay be diyordur, sorar “elektrik
aletleri falan çalıştırabiliyor musun?” “denemedim-“ “bırak,
deneme.. çarpılırsın..” celine
gabriel’e tamam diyorken jordan genç kadından bir daha yapmasını ister celine
gülümseyerek elini kaldırırken gabriel şimdi bir yeri yakacaksın dediğinde
celine korkarak elini indirir, jordan öflerken gabriel genç kadına döner “başka bir
şey geldi mi?” “adımı hala
hatırlamıyorum, ama celine eskisi kadar garip gelmiyor..” gabriel
gülümser “güzel isim
bulurum..” “kolyede
yazıyordu..” “ama ben
ismindir dedim..” celine
gülerken jordan ikisini izliyordur, gülümser.. 1 hafta sonra.. “gabriel
benim giyecek bir şeyim yok, farkındasın, değil mi?” gabriel
huzurla kahvaltısını ediyorken şimdi bunun nereden çıktığını merak ediyordur “evden
çıkmıyorsun ki, neden giyineceksin?” “belki
evden çıkmak istiyorumdur?” gabriel
çatal bıçağı bırakıp arkasına yaslanırken celine isteğinin pek hoş
karşılanmadığını hissetmiş, o da elindekileri bırakıp konuşur “evi
ezberledim, bir hafta oldu, burada oturup bir şey hatırlayamam.. ya aslında iki
sokak aşağıda yaşıyorsam, evimi görüp hatırlarsam, gidip evimde yaşasam daha
rahat olmaz mı?” gabriel bir
anda celine’in gitmesi fikrinden nefret ederken neden nefret ettiğini de
bilmiyordur, ama bir hafta da olsa genç kadına çok alışmıştır.. her akşam
eve döndüğünde gülen bir yüz, her gün keşfedilen küçük şeyler, arada
dokunduklarında elektrik çarpması bile hoşuna gidiyordur genç adamın, ama şimdi
celine ben çıkacağım ve nereden geldiğimi
bulup oraya gideceğim dediğinde gabriel bir anda tamam diyemiyorken celine
sorar “haklı
değil miyim?” “haklısın..” “o zaman
yemeğini bitir, sonra çıkıp üzerime giyecek bir şeyler alalım..” “param
yok..” “ucuz bir
yerden alırız..” “ucuz yer
bilmiyorum..” “paran
yoksa ucuz bir yer mutlaka biliyorsundur, kendi giydiklerini çalıyor musun?” “konuşmasaydın
seni daha çok severdim..” celine en
aydınlık gülümsemesini gösterirken gabriel iç çekerek tamam der, yumurtasını
çatallayarak ağzına atarken celine de keyiflenmiş, üzerindeki gömleğin
kollarını sıyırarak kendi yemeğine döner.. “güzel mi
bu?” celine
üzerine kırmızı bir kazak tutuyorken gabriel dudaklarını büzüştürür, celine o
ne demek bilmiyorken genç adam gözlerini de kısar, celine güzel olmadığını
anlayıp bir kenara bırakırken üzerindeki eşofman ve kazak çok komik
görünüyordur, insanlar dik dik onlara bakıyorken celine gabriel’i kolundan
tutup kendine çeker “hadi bir
şey bul, ben daha önce nasıl giyindiğimi hatırlamıyorum..” “elbiseyle
ayakkabılarına bakılırsa seksi giyiniyormuşsun..” celine
kaşlarını kaldırarak genç adama döner, gabriel askıları itiyorken bir elbise
bulup kaldırır “bu güzel,
her yere giyersin.. hem siyah, her şeye gider..” celine
elbiseyi alırken sorar “yeterince
seksi mi?” “üzerinde
görmeden bir şey diyemem..” “nerede
giyeceğim?” gabriel onu
döndürüp deneme odalarına doğru götürürken yoldan bir iki askı daha çekmiş,
genç kadının eline tutuşturur, celine hepsini alıp deneme odasına girerken
gabriel kapıların önündeki pufların birine oturup genç kadının çıkmasını
bekler.. “bu olmadı
galiba gabriel..” celine
üzerindeki elbiseyi çekiştirerek çıkarken ayakları çıplak, parmaklarının ucuna
basarak odadan çıkarken siyah elbise tam dizlerine geliyor, sırtı ve göğsü V
şeklinde kesilmiş, belinden ince bir kuşakla bağlanıyorken etekleri tiril
tirildir, celine dağılmış saçlarını düzelterek aynada kendine bakıyorken
gabriel’den cevap gelmemiştir, genç kadın o tarafa döndüğünde gabriel’i onu
izlerken bulduğunda gülümser “olmuş mu?” genç adam
başını sallarken celine sevinmiş, kendi etrafında döner, etekleri hafifçe
havalanırken gabriel gülümser, celine eteklerini düzeltiyorken gülümser “alışveriş
güzel bir şeymiş..” “sen bir de
cüzdanıma sor..” celine
gülerek kabine dönerken gabriel ve cüzdanı siyah elbiseyi almakta hemfikirdir.. bir kaç
saat sonra ikisi de ellerinde torbalarla eve giriyor, celine torbaları
bıraktığı gibi salona gidip kendini koltukların birine atıyorken gabriel de
onun yanına kendini bırakır, celine yayıldığı yerde hafifçe zıplarken güler,
gabriel ona bakarken genç kadının yanakları soğuktan kızarmış, gözleri
kapalıyken gabriel yutkunur, celine ona dönerek gözlerini açarak ona dönerken bu
sefer ne yeşil ne de mavi, buğulu bir çift turkuaz gabriel’e bakıyorken genç
adam bir an genç kadının kusursuz yüzünü izler, sonra elini kaldırıp yavaşça
genç kadının yanağına koyarken celine genç adamın sıcak eliyle gülümser “ben de
eldiven istiyordum, unuttuk..” “yarın ben
sana alırım..” “sağol
gabriel..” “bir şey
değil..” ikisi bir
an daha bakışırken gabriel’in şu an yapmak istediği tek şey uzanıp onu
öpmektir, celine ne olacağını bilmiyorken yanağındaki eli tutar, gabriel onun
dokunuşuyla başını kaldırır ve ikisinin dudakları birbirine değdiğinde gabriel
hafifçe çarpılarak geri çekilir, celine dudağını ısırırken genç adam gülüyor,
tekrar ona eğilirken bu sefer kıvılcımlar çıkartmadan öpüşürler.. ![]() |


