#10 – I Have A Daugther

 

SOUNDTRACK / Celine Dion – Taking Chances

You don't know about my past, and I don't have a future figured out..

And maybe this is going too fast, and maybe it's not meant to last, but what do you say to taking chances?

What do you say to jumping off the edge?

Never knowing if there's solid ground below or hand to hold, or hell to pay, what do you say?

 

 

haftalar geçmiş, her gün bir diğerinden farklı geçiyorken celine hala hatırlamıyordur, bazı geceler garip rüyalar görüyor, insanları ya da yerleri tanımıyor, ama yine de hepsini bir yere not ediyorken sabah gabriel’le konuşuyorlardır, gabriel de anlattığı yerlerin hiçbirini bilmiyorken belki de gerçekten rüya olduklarını söylüyordur, celine her şeyin işine yarayacağını söylüyorken gabriel ne yapması gerekiyorsa yapmasını söylüyordur, genç kadın ona minnettarken o olmasa o sokak arasında neler olabileceğini düşünmek bile istemiyordur, gabriel de aynı şeyleri düşünüyorken o daha çok celine gelmese nasıl bir adam olacağını merak ediyordur..

 

genç adam işinde her gün daha da ilerliyor, her hafta aldığı görevler bir diğerinden daha ciddi oluyorken amirinden daha az azar işitiyordur, jordan da onunla çıktığı görevlerde ölüm riskinin azalmasına sevinmiş, bu aklı başındalığın nereden geldiğini merak ediyordur, arada sırada aşkın gücü diyerek dalga geçse de gabriel bir şekilde geçiştiriyordur, daha aşık olacak kadar aklını kaybetmemiştir..

 

ikisi arada sırada öpüşen, öpüşürken çarpılan iki insandır sadece, gabriel bu kadar elektrik akımından beyninin bir köşesinde bir tümörün büyüdüğünü söylüyorken jordan hiçbir şey olmaz diyordur, asıl çarpılmayı ne zaman yaşayacağını sorduğunda gabriel önce anlamamış, ama anladığı anda da ilk defa onu yumruklamak istemiş, bunu da açıkça göstermişken jordan’ın gözleri parlamıştır, adam ilk defa bir kadının gururu için ayaklanıyordur, bu aşk değil de nedir, hem sadece gurur değil genç kadının her farklı göz rengi, her gülüş şekli, her kelimesi genç adam için bir anlam ifade ediyorken  gabriel de bunu fark ettiğinde şaşırmıştır, jordan ikisini de şimdiden tebrik eder, ilk çocuklarının adını jordan koymalarını ister, kabul edilmeyince de en azından ona yakın bir şey koymalarını rica ederken sonuçta celine’i ilk o göstermiştir, bir şekilde imzası olması gerekiyordur, gabriel gülerek kabul ediyorken celine’in bu olanlardan şimdilik haberi yoktur..

 

gabriel celine için her şey olmuştur. hiçbir şeyi olmayan bir insan için bir diğeri ne olabiliyorsa gabriel odur, dosttur, sırdaştır, onu güldüren adamdır, koruyucudur, sevgilidir..

 

celine sevgilinin ne olduğunu tam olarak tanımlayamasa da öpüştükleri anda tanım bir anda aklına doluyor, ayrıldıklarında izi kalıyordur, genç kadın bunun aşk olup olmadığını bilmiyorken sorgulamak da istemiyordur, küçük kıvılcımları ikisinin de hoşuna gidiyorken celine gün geçtikçe genç adama daha da güveniyor, hatırlamadığı dünyasının yanında bir tane de onunla yaratıyorken bunu fark ettiği ilk anda sarsılmış, ama sonra içinin ısındığını hissetmişken her sabah aynı zamanda uyanmak, kahvaltıyı beraber etmek, akşam onun gelmesini beklemek, beraber öğrendikleri yerlere tek başına gittiğinde bunun sevincini onunla paylaşmak, rüyalarını anlatmak, konuşmak, dokunmak, öpüşmek, her şey onlara özelken celine mutludur, belki biraz eksiktir, ama mutludur...

 

 

“çok kötü de olabilir, çok güzel de olabilir.. kendinizi hazırlayın..”

 

celine elindeki kocaman servis kasesini masanın ortasına koyar, gabriel ve jordan eğilerek içine bakarken jordan konuşur

 

“kötü görünmüyor..”

“renkler güzel..”

 

celine de eğilirken gülümser

“havuçları güzel kestim..”

 

gabriel gülümseyerek ona uzanır, ikisi kasenin üzerinden öpüşürken jordan hafifçe öksürür

“yemeğime aşk damlatmayın, teşekkür ederim..”

 

celine gülerek geri çekilir, kaşığı alarak binbir çeşit sebzeli yemekten büyük bir kaşık alıp jordan’ın tabağına koyar, genç adam keyifle güzel kokuyu içine çekerken gülümser, bir an sonra telefonu cebinde titremeye başlayınca yüzünü buruşturur

 

“bir gece rahat bırakın..alo? evet patron-tamam patron-yanımda, şimdi çıkıyoruz-emredersiniz..kalk gabriel..”

 

jordan elinde ne var ne yoksa bırakıp kalkarken celine telaşlanmıştır

“ne olmuş?”

“iki grup çatışıyormuş-“

“biz çatışmaya gitmeyiz jordan-“

“adamlar çok kalabalıkmış, çaylak memurlar halledememiş, bizim ekip de oradaymış..”

 

gabriel küfrederken ayaklanmıştır, oturma odasından gidip tabancasını alırken celine onu takip ediyordur

“gabriel dikkat edin..”

“ederiz, sen merak etme-“

“dönünce bütün kaseyi yiyeceğim, soğutma sakın!”

 

celine tamam diyerek jordana yanağını uzatıyorken genç adam öper, gabriel de genç kadının dudaklarına bir öpücük bırakıp çıkarken celine kapıyı arkalarından kapatıp iç çeker, boş kalmış masaya bakarken canı sıkılıyordur, aldırmamaya çalışır..

 

 

“üç! üç! saat üç gerizekalı!”

 

gabriel diğerlerine laf anlatmaktan kendisi bir şey yapamıyorken milletin kaçırdıklarını da vuruyordur, kulakları artık kurşun seslerinden uğulduyorken soluna döner, jordan da diğer tarafı kolluyorken arkada başka bir takım daha vardır, adamlar kaçmıyor, aksine daha da saldırıyorken sanki ölmek için gelmişlerdir, istedikleri şey her neyse bırakmaya niyetleri yokken gabriel dönüp bir tanesini daha acımadan alnının ortasından haklar, tam dönüp jordan’a artık sıkıldığını söyleyecekken genç adamın şakağından bir kurşun girmesiyle sesi kesilir, jordan’ın cansız bedeni yere düşerken gabriel onu vuran orospu çocuğunu nefes bile almadan göğsünden iki kurşunla yere yıkar, diğerlerinin feryatlarına aldırmadan jordan’ın yanına gidip yere çökerken silahını bir kenara bırakır, sınıf arkadaşının, can yoldaşının, tek dostunun gözleri açık, başındaki yaradan oluk oluk kan akıyorken gabriel güçsüzce yere oturur, ellerini bacaklarına koyarak önündeki jordan’ı izliyorken etrafta sesler duyulmaya devam ediyordur, genç adam aldırmaz..

 

 

SOUNDTRACK / David Lanz – Before the Last Leaf Falls

 

 

“Jordan Miller benim ortağımdı. aynı zamanda arkadaşım, sırdaşım, kardeşimdi. Akademide yıllarımızı beraber geçirdik, bazen en uyduruk, bazen en tehlikeli görevlere beraber çıktık. Ben ne kadar yanlış yaptıysam o o kadar doğruydu her zaman. Ben ne kadar kör cesaretsem o o kadar akıldı, zekaydı, kalpti...”

 

bütün neptün polis departmanı en parlak elemanlarından birinin cenazesinde toplanmış, ihtişamlı kilisede başarılı ve cesur, herkesin sevdiği bir polisin, bir arkadaşın, kardeşin, evladın tabutu çiçekler altında duruyorken tabutun karşısında sıra sıra oturan kalabalık simsiyah, göz yaşları kurulayan mendiller beyaz ama nemliyken kürsüdeki genç adam, gabriel morgan, arkadaşının onuruna bir iki kelime etmeye çalışıyordur, böyle bir şey için hiçbir zaman hazırlıklı olmamış, aralarında bunun şakası bile yapılmamışken şimdi gerçek olması gabriel’in kalbini kırıyordur, genç adam sinirlenemiyordur bile, kalbi kırılıyordur, acı çekiyordur, o tabutta kardeşlerinden biri yatıyormuş gibi içi acıyorken genç adam devam eder

 

“o onurların en büyüğüne layık bir polisti, ama böylesine alçakça bir çatışmada ölmesi sadece onun için değil, hepimiz için büyük bir haksızlık...”

 

gabriel bir an kelimelerini kaybederek başını eğiyorken önündeki mikrofonu eliyle biraz sağa çevirir, onu ilk sıradan izleyen celine sessizce ağlıyorken güzel gözleri yemyeşil, yaşlar iki parça yakuttan porselen yanaklara akıyorken gabriel kendini toparladığında gözleri yaşlı, titreyen bir sesle konuşur

 

“jordan, her nerdeysen ve beni görüyorsan şunu bil ki, sana ne için söz verdiysem hepsini tutacağım. melekler senin yanında olsun dostum..”

 

genç adam başka bir şey söylemeden kürsüden hızla iner, elinin tersiyle gözlerini silerek tabuta bakmadan oturanların tarafına inerken usul bir kilise müziği çalıyor, huzurlu bir dua jordan için okunuyorken gabriel ön sırada onu bekleyen celine’e sımsıkı sarılarak ağlıyordur...

 

 

tabutun toprağa verilmesinden sonra gabriel ve celine eve dönmüşken genç adam hayalet gibidir, jordan’ın düştüğü an sürekli gözünün önüne geliyorken gözlerini de kapatsa, kafasını duvarlara da vursa aklından gitmiyordur, arkadaşının hayatında yarım kalan şeyler onun canını acıtıyorken gabriel salondaki koltuğa çöküp rahatça ağlamaya başladığında celine sessice genç adamın yanına oturur, başını omzuna dayayarak konuşmadan onun ağlayıp içini boşaltmasını bekliyor, gabriel sarsıldıkça gözlerini kapatıyorken o da yanaklarından yaşların süzüldüğünü hissettiğinde başını kaldırır, gabriel’in önünde yere otururken genç adamın yüzünü tutarak kaldırır, her zaman güler yüzlü, hiçbir şeyi kolay kolay kafasına takmayan adam şimdi çaresizce ağlıyorken celine uzanarak onun dudaklarını öper, gabriel derin bir nefes alarak genç kadını kollarından tuttuğu gibi kendine çekerken celine ayağa kalkıyor, ikisinin dudakları ayrılmadan genç kadın gabriel’in kucağına geçip oturuyor, gabriel ona sarılarak öpmeye devam ediyorken ikisi de ağlıyorken biraz sonra celine ayrılarak gabriel’e sımsıkı sarıldığında neptünde güneş batıyor, bal rengi odayı turuncu bir ışıkla boyuyordur...

 

 

SOUNDTRACK / Celine Dion – Taking Chances

I just want to start again, and maybe you could show me how to try,

And maybe you could take me in, somewhere underneath your skin..

 

 

bir kaç ay sonra gabriel bir akşam işten dönmüş, anahtarlarını ve belindeki tabancayı masaya bırakıp içeri girerken celine koltukta uzanmış, elinde bir gazete, ilanlara bakıyorken televizyonda haberler dönüyordur, genç kadın gabriel’in içeri girdiğini görünce gülümseyerek gazeteyi indirir

 

“evimizi buldum!”

 

gabriel kaşını kaldırırken celine heyecanla oturduğu yerden kalkar, uzun gömleği süt beyaz bacaklarını kapatmıyorken ayağındaki pofuduk çoraplarla genç kadın gabriel’in yanına gelmiş, elindeki işaretlenmiş ilanı gösterir

“çok büyük bir yer değil, ama ikimize yeter, çok pahalı da değil-“

“guadalajaraya gidince paramız olacak tatlım..”

“olsun! çok büyük bir ev istemiyorum ben, bütün eşyalarımızı götürelim, yenilerini almayalım, ben bunları çok seviyorum..”

“olur, bunları atsan atılmaz satsan satılmaz zaten-“

“ayıp, o kadar sene üzerlerinde oturdun, yemek yedin..”

 

gabriel gülerek susarken genç kadının elinden gazeteyi alır, gidip koltuğa otururken celine de onun yanında kıvrılır, ikisi genç adamın yeni işi için gidecekleri guadalajaradaki ev ilanlarına bakıyorken gabriel bu son bulduklarını sevmiş, şimdi arayıp anlaşacağını söylüyodur, celine gülerek öyle olmaz diyorken gabriel sen nereden biliyorsun diyordur, elindeki gazeteyi atıp genç kadını koltuğa yatırırken celine gülerek feryat ediyor, ikisi boğuşurken haberlerde guadalajara’da yılbaşı zamanından bahsediliyordur, celine başını kaldırıp görüntülere bakarken her yer çok güzeldir, kırmızılar, yeşiller, beyazlar sokakları süslüyorken her yer ışıl ışıldır, genç kadın gabriel’e döner

“hemen gidelim!”

“yarın gidelim..”

“tamam!”

 

gabriel eğilerek genç kadını öperken ikisi dengelerini bulamayıp yere düştüklerinde gabriel belinin kırıldığını söylüyor, celine gülerek bir şey olmaz diyorken tekrar genç adama eğildiğinde gabriel onun saçlarının kokusuyla bir an sarhoş olduğunu hisseder, genç kadını iyice kendine çekerek öperken biraz sonra onu çevirip üzerine geçer, celine nefes nefese, üzerindeki adama bakıyorken gözleri yine o ilk öpüşteki turkuaz olmuş, gabriel onun heyecanlandığını biliyorken eğilerek genç kadının boynunu öper, yavaşça kulağına doğru çıkarken tam kulağının yanına geldiğinde mırıldanır

 

“seninle hala sevişmedim, aptal mıyım?”

 

celine dudaklarını ısırarak gülümserken gabriel genç kadının yanağını öper, elleri pürüzsüz bacaklarda dolaşıyorken celine yutkunur ve fısıldar

“yarın..evimizde..”

 

gabriel inlerken çok geç diyordur, celine gülerken genç adam geri çekilir, altındaki kadına bakıyorken ikisi aylardır o kadar çok şey paylaşmışlardır ki bazen seks gabriel gibi bir adam için bile gereksiz geliyorken artık o zamanlar geçmiş gibidir, genç adam doğası gereği istediği kadına dokunma ihtiyacı hissediyorken celine de artık onun yanında kendini tutamıyordur, gabriel ona güçlerinden bahsettiğinden beri celine her gece bambaşka rüyalara uyanıyordur, bu yüzden hala beraber uyumuyorlarken yarın her şey değişecektir, evleri olacaktır, onlara ait, yepyeni bir yaşam, ikisini bağlayan tek bir çatı-

 

“evlen benimle celine..”

 

celine bir anda donarken gabriel onun yüzünü izliyor, sarı saçlarını parmakları arasına alıyorken eğilerek dudaklarını örter, ikisi hafifçe öpüşürken artık kıvılcımlar çıkmıyordur, belki ikisi de alev alıyor, ama farketmiyorlarken gabriel çekildiğinde sorar

 

“benimle evlenir misin-“

“evet.”

 

bu sefer gabriel’in kalbi dururken bir an sonra genç adam güler ve tekrar sevgilisinin dudaklarına eğilirken celine de gülümsüyor, ikisi kendi küçük evrenlerinde birbirlerine kocaman bir söz veriyorken guadalajara’ya kar taneleri düşmeye devam ediyordur...

 

 

Ertesi Gün..

 

“her şey tek parça mı?”

 

celine mutfaktaki eşyaları kontrol etmiş, her şey yerli yerindeyken gabriel de salon ve yatak odasının parçalarını saymıştır, her şey evren nakliyatçılarının merhametiyle tek parça taşınmışken genç adamın hayatı yine bir günde değişmiş, ama her şey garip bir şekilde daha güzel geliyorken celine kutuların arasından geçerek onun önüne gelmiş, kazağına asılarak başını ona kaldırır

 

“ne düşünüyorsun?”

“seni nereye yatırsam diye düşünüyorum..”

 

celine gülerek genç adama vururken gabriel beklemesini söyler, celine küçük evlerini göstererk gidecek bir yeri olmadığını hatırlatırken genç adam gülüyor, kutuların birinin üzerine attığı paltosunu alır, ceplerini karıştırır, sonunda aradığı şeyi bulduğunda çıkarır, yumruğunu arkasına saklarken celine gülümser

 

“nedir o?”

“kapat gözlerini..”

“olmaz, nedir söyle-“

“hala güven problemleri mi çekiyoruz miss?“

 

celine öfleyerek gözlerini kapatır, gabriel sağ elini uzatmasını söyler, celine uzatırken biraz sonra yüzük parmağına soğuk bir şey değdinde gözlerini açar ve parmağında parlayan nişan yüzüğüne bakarken zayıf bir ses çıkarır, yemyeşil bakışları kocaman olmuş, gabriel’e, nişanlısına bakıyorken genç adam elindeki kutuyu omzunun arkasından atıp onun dudaklarına eğildiğinde celine de aynı istekle onu karşılar ve kollarını genç adamın boynuna dolar..

 

 

SOUNDTRACK / Celine Dion – A Song For You

I couldnt live without your love,

For one kiss I'd give everything up

There's no words I can describe what I feel deep inside,

So I let this song say it all...

 

 

kutulardan biri açılmış, içinden yumuşacık bir battaniye ahşap döşemelerin üstündeyken yumuşak tüylerinin üzerinde bembeyaz bir tenli bir genç kadın uzanıyor, sapsarı saçları rüya gibi başının etrafında dağılmışken narin teninin üzerine bir çift dudak değdiğinde genç kadın hızla bir nefes alıyordur..

 

sarışın genç adamın dudakları sevdiği kadının karnından yavaşça yukarı çıkıyorken kalbinin tam üzerini öptüğünde celine gülümser, gabriel de gülümserken genç kadının üzerinde yükselir, sıcacık dudaklarını örterken celine onun başını tutuyor, ikisi tüm evrenlerin zamanları onlarınmışçasına öpüşüyor, gabriel her dokunuşu ezberlercesine genç kadının dudaklarını öpüyorken celine her neyi unutmuşsa bunun kadar güzel olmadığına emin, başını biraz daha kaldırarak gabriel’in tadına uzanırken genç adam inleyerek elini onun saçlarından sokarak kendini genç kadına bastırıyordur...

 

 

ikisi de dakikalarca birbirinin bedenini ezberlemiş, celine’in parmakları genç adamın sırtında dolaşıyorken gabriel onun sıcacık boynunu öpüyor, hafifçe emerek akan kanının sıcağına nefesini bırakıyorken celine başını ona çevirerek dudaklarını bulur, ikisi öpüşürken genç kadın gabriel’in dudaklarına fısıldar

 

“seni seviyorum.. başka kimseyi böyle sevmedim..”

“yalan söyleme..”

 

celine gülümserken gabriel onun burnunun ucunu öper, genç kadın gözlerini kapatırken mırıldanır

“sevmiş olsam hatırlardım, böyle bir şeyi unutamam gabriel, tam burası-”

genç kadın parmağını kalbine dokundurur

“burası hissediyor, tam içinde, ortasında bir alev var, hiç sönmüyor..”

 

gabriel yutkunurken onun sadece kalbi değil, her hücresi alev alevdir, başka hiçbir kadın celine gibi olamamış, gelecekte de olamayacakken genç adam bir gün bu kadar aşık olduğu kadının her şeyi hatırlayıp onu bırakmasından korkuyor, rüyalarında gördükleri şeylere ait olması, onların celine’i çalacağından ölesiye korkuyorken genç kadın onun korkusunu hissetmiş olacak, genç adamın yüzünü tutarak kahverengi gözlerine gülümser

 

“gitmeyeceğim, uzakta olsam bile hep burada olacağım..”

celine’in parmakları şimdi de gabriel’in kalbinin üzerindeyken genç adam eğilerek onun dudaklarını örttüğünde her şey susar, sadece kalpler atıyorken nefesler birbirine karışıyor, tenlerin sıcağı dışardaki kara inat ikisini de yakıyorken gabriel’in ateşi celine’e dokunduğunda genç kadın inler ve kendini ona kaldırarak derin bir nefes alırken genç adam içine girdiğinde masmavi gözlerini açarak ona bakar, gabriel ikisinin arasındaki kıvılcımları hissederken titreyerek inler, o anda geleceğini düşünürken celine bacaklarını genç adamın kalçasına dolamış, hızlı nefesler alırken onu bırakmaz...

 

 

gabriel genç kadının ellerini başının üzerinde birleştirmiş, her kendini itişinde celine’in elektriği onu hafifçe çarpıyorken güler

 

“benden başka kimse sana dokunamaz..”

 

celine de gülerken parmaklarının uçlarından kıvılcımlar çıkıyor, genç kadın ona sürtünen bedenle inliyorken gabriel dudaklarını örttüğünde genç kadın belini kaldırıp kendini iyice genç adama yaslar, gabriel en derine dokunurken celine onu sımsıkı tutuyor, kulağının hemen yanında bırakmamasını fısıldıyordur, gabriel parmaklarının celine’in parmaklarına geçirmiş, genç kadının kıvılcımları onu incitmekten çok başka bir güçle sarıyorken gabriel daha fazla dayanamıyor, inleyerek boşalırken celine onun sesiyle dudaklarını ısırır, kasılarak başını genç adamın şakağına bastırırken ikisinin ruhları ilk defa bu kadar yakın duruyor, celine gözleri dolarak gülümser ve gabriel’e tutunur..

 

  

SOUNDTRACK / Celine Dion – That’s The Way It Is

When you want it the most there's no easy way out,

When you're ready to go and your heart's left in doubt, don't give up on your faith..

Love comes to those who believe it, and that's the way it is..

 

 

iki ay sonra..

 

“hangi insan kendi düğününe geç kalır, bunu bana açıklar mısın?!”

 

chris abisinin arkasından koşuyorken iki smokinli adam kalabalığın arasında koşuyor, gabriel arabayı park edecek yer bulamadığı için kilisedeki törene geç kalmışlar, herkes onları bekliyorken bekleyen herkes o kadar da kalabalık değildir..

 

cameron, annesi ve babası düğünün tek konuklarıyken gabriel başka kimseyi çağırma ihtiyacı hissetmemiştir, jordan zaten onları her yerden izliyorken başka da bir şeye gerek yoktur, celine için bu kadarı bile kalabalıkken genç kadın gelinliği içinde bekliyor, cameron onun duvağını düzelterek gülümsüyorken konuşur

 

“birazdan gelirler..”

“umarım evleneceğimizi unutmamıştır..”

 

cameron gülerek unutmayacağını söylüyorken celine de gülümser, o sırada onların önünde beklediği arka kapı açılır, chris ve gabriel içeri düşerken chris özür diliyor, gabriel gelinini gördüğü anda ölüyorken gülümser, genç adamın yüzü aydınlanırken chris onu ittiriyordur

“yürü hadi yürü, hayatın boyunca göreceksin, hadi rezil olduk rahibe-GELDİK, BURADAYIZ..”

 

annesi iki oğlunu da görünce rahatlarken babası gülerek karısının beline sarılıyordur, gabriel ve chris koşarak yerlerini alırken ikisi de nefes nefese, rahip onlara bakarak gülümsüyorken biraz sonra piyanonun başındaki gence işaret eder, hafif bir müzik girerken önce cameron çıkar, yüksek tavanlı boş kilisede müzik yankılanıyorken cameron en parlak gülümsemesiyle yürüyor, bu belki de ilk ve son nedime olduğu düğün diye düşünüyorken gabriel’in yanına geldiğinde gülümser ve yerine geçerken birazdan güzeller güzeli gelin bembeyaz elbisesiyle görünürken gabriel nefesini tutar, genç kadın buketini sıkarak yürüyorken biraz sonra gülerek hafifçe koşturur, rahip ve piyanist çocuk bile gülüyorken celine gabriel’in önüne geldiğinde genç adamın elini tutar ve bir basamak çıkarak rahibin önüne gelirken olmuştur işte, başarmışlardır, ikisinin de sadece onların olan bir şeyleri vardır, ikisi de derin bir nefes alarak rahibe dönerken yaşlı adam sonsuza kadar birleştireceği çiftin gözlerine bakar..

 

 

Tam 8 ay 20 gün sonra..

 

“geliyor diyorum gabriel! GELİYOR-TANRIM GELİYOR!”

 

celine kocaman karnını tutarak bağırıyorken yanındaki cameron önde oturan kardeşlerine bağırıyordur

“BİRAZ DAHA HIZLI KULLANSANIZA!”

“BEN Mİ KULLANIYORUM-BEN YOLCUYUM! BANA NEDEN BAĞIRIYORSUN-“

“ŞOFÖRE BAĞIRAMAM!”

“AAAAĞAĞAĞA!”

 

gabriel arabayı hastaneye nasıl soktuğunu bile hatırlamıyorken chris koşturup bir kaç hemşire bulur, suyu çoktan patlamış olan celine bir tekerlekli sandalyeye alınıp götürülürken elini arkaya uzatıyordur

 

“GABRIEL! BIRAKMA BENİ!”

 

genç adam arabayı falan bırakıp koştururken chris çoktan girişte kapının yanına çökmüş, bacaklarının arasından nefes alıyor, cameron gözlerini devirerek arabayı park etmeye gidiyorken gabriel ve celine’in ilk bebekleri Jaden Morgan dünyada gözlerini açmak için sabırsızlanıyordur..

 

 

jaden.. çok güzel gabriel..”

 

gabriel gözleri dolu, bebek odasında uyuyan oğluna bakıyorken elinin tersiyle gözlerini siler

“jordan’a söz vermiştim.. benzeyen bir isim koyacaktım..”

“biliyorum tatlım..”

 

cameron kardeşine sarılarak başını onun omzuna koyuyorken gabriel bütün hayatını bir anda isteseler verecek kadar sevdiği bebeğe bakıyordur, gözleri yaşlı, gülümser..

 

 

bir kaç gün sonra morgan ailesi üç kişi olarak evlerine dönmüşler, celine ve gabriel bütün gece jaden’ı uyutmak için uğraştıktan sonra yatağın bir köşesinde uyuyakalmışlarken celine bir anda gördüğü bir şeyle gözlerini açar, onun irkilmesiyle gabriel de uyanıp doğrulur, karanlık odada etrafına bakınırken celine derin nefeslerle tavanı izliyordur, gabriel gözlerini ovuşturarak karısına bakar

 

“ne oldu celine?”

“benim.. benim bir kızım var..”

 

gabriel anlamamış, saçlarını eliyle iterek derin bir nefes alır

“hayır tatlım, oğlumuz-“

“hayır-hayır jaden’dan bahsetmiyorum.. edaline, edaline lexiss.. benim kızım gabriel-celine lexiss, o benim, benim adım, benim tılsımlarım, kolyelerim, görev künyem-tanrım..”

 

celine elini ağzına kapatırken her şey oradadır, geri gelmiştir, bir anda geri dönmeye karar vermiş kocaman bir ordudur sanki, genç kadın gözlerini yumarak düşünüyorken gabriel sadece bakıyordur...

 

 

SOUNDTRACK / Celine Dion – A Song For You

Heard the music in my head, so before I could forget

I start singing, yeah I was singing this song for you

 

 

“celine emin misin tatlım, sadece bir rüya olabilir-

“hayır, eminim gabriel, rüya değil.. her şeyi biliyorum, hepsi aklımda, her şey orda..”

 

celine önündeki bir bardak suyu sımsıkı tutuyorken sağ tarafındaki bebek telsizi sessizdir, jaden içerde mışıl mışıl uyuyorken annesi kimsenin bilmediği ablasını hatırlamış, çok farklı bir acı çekiyorken neden şimdi hatırladığını bilmiyordur, belki de annelik iç güdüsüdür, sonunda huzuru bulduğunda zihninin kendini serbest bırakmasıdır, bilmiyordur, tek bildiği şey çok uzak bir yerlerde bir kızı olduğu, ama oraya ulaşamayacağıdır, en azından şimdilik...

 

“benim geldiğim yer bizim zamanımızda değil gabriel.. çok uzakta, hastalıklı bir galaksi, çok güçsüz, ama büyük.. nitesh, dünyanın kalp atışı demek-gabriel ben bunu nereden biliyorum!? tanrım..”

 

celine başını eğerek tezgaha yaslarken gabriel onun başını tutarak dudaklarını genç kadının omzuna bastırır, günün birinde böyle bir şey olacağını biliyor, ama bu kadar ani olmasına hazırlıklı değilken derin bir nefes alır..

 

 

günler, haftalar, aylar geçmiş, celine her şeyi bütün netliğiyle hatırlıyorken genç kadın niteshlidir, nitesh galaksisinin asillerindendir, başkanın karısıdır, bir kızları vardır, edaline, küçük kız iki yaşındayken annesi onu bırakarak gezgendeki hastalığın ilacı için zamanlar arasında yolculuğa gönderilmiştir, bir çok kez gidip gelmişler, ama sonuncusunda bir şeyler ters gitmişken o gece celine o sokakta gabriel’le karşılaşmıştır, sonrası tamamen bambaşka bir hayatken genç kadın ne yapacağını bilmiyor, aklının bir köşesi her gece diğer bebeğini özlüyor, o yokken nasıl olduğunu merak ediyorken kimbilir nitesh ne halde diye düşünüyordur, belki de hepsinin ölmüş olacağı fikri içini parçalıyorken daha kızının kokusuna doyamadan ondan ayrılmıştır, şimdi elinde bambaşka bir hayat varken celine belki de elindekilerle devam etmeyi öğrenmelidir, bilmiyordur, kucağındaki oğlu usul nefesler alıyorken celine evlerinin penceresinden taş kaldırımlı sokaklarını izliyor, parlak güneş yüzüne vuruyorken niteshteki bebeği hiç bir zaman bu ışıkla aydınlanamamış, bebek teni hep bembeyaz olmuşken celine ağlayarak oğlunun başını öper, jadenını kendine bastırırken ne yapacağını bilmiyordur, çaresizdir, yarımdır, hatırlamadan önce ne kadar eksikse, genç kadın şimdi o kadar kayıptır...

 

 

“yemicem, hayır-anneee-yemicem..”

 

jaden başını sağa sola sallayarak yemeğini yemeyi reddediyorken ufaklık geçen hafta iki yaşına basmıştır, son zamanlarda en sevdiği kelime hayırken celine için yemek saatleri işkence gibi geçiyordur

 

“hadi tatlım, bak ama çok güzel-mmmm-kuş kuş kuş aç ham-haaaaaaamm..”

 

jaden zorla ağzını açıp bir kaşık mamayı alırken yarısı ağzından çıkıyor, geri kalanını da itinayla tükürüyordur, celine bir süre için pes ederken mama kasesini jaden’dan uzaklaştırır, küçük adam yemediği şeyi saçmaya bayılıyordur, şimdilik mama masasında tek başına oturup önündeki küplerle oynarken plastikleri masasına vuruyor, çıkan sese o da bağırarak eşlik ediyorken celine dolaptan bir ağrı kesici alıp ağzına atar, biraz da su içerken saate bakar...

 

gabriel dün gece geç saatte döneceğim demiş, ama dönmemişken guadalajara’ya geldiklerinden beri gittiği gizli görevler ilk defa celine’e ağır geliyordur, bir haftadır genç kadın zerre kadar uyuyamamış, jaden olmadık zamanlarda sürekli babasını istemişken celine onu mu avutsun, kendisini mi avutsun bilemiyor, bazen jaden uyuduktan sonra sırf yorgunluktan saatlerce ağlıyorken hasta olmaması gerekiyordur, cameron ve chris her ne kadar ara sıra uğrayıp ona arkadaşlık da etseler celine için yeterli olmuyor, büyük anne ve büyük baba morgan da dördüncü bir bebeği büyütecek kadar güçlü değilken genç kadın çalışmadığı için komşulardan başka arkadaş da edinemiyordur, onların da kendi aileleri ve problemleri varken celine bazen boğulduğunu hissediyor, o anlarda aklına edaline geldiğinde daha beter oluyordur..

 

genç kadın yine kızını düşündüğünde bu sefer ağlamamaya söz vermiş, derin bir nefes alarak oğluna döner, jaden elindeki küpleri yere atmış, sonuncusunu da fırlatarak masadaki mama kabının içine sokarken celine devrilen kaptan sıçrayıp yayılan mamalara bakarak elini alnına bastırır, oğlu küplerinin düştüğüne ağlıyorken kendisi neye ağlayacağını bilmiyor, küpleri toplayarak lavaboya atar, suyu açıp onlar kendi kendine durulanmaya bırakırken jaden da ilgi istiyordur, genç kadın bebeğinin elini tutup sallıyorken bir kağıt mendil koparıp masadaki mamaları silmeye çalışıyordur, mamalar temizlenmekten çok daha da yayılıyorken celine kağıt mendili bir kenara fırlatır, dönüp ağlayan jaden’ı kucağına alıp sallarken onun da gözleri dolmuş, bebeğine susmasını söylüyorken kapı açılıp gabriel elindeki bavullarla içeri girdiğinde celine ağlayarak jaden’ı sallamaya devam eder, gabriel elindekileri bırakıp onlara giderken jaden’ı annesinden alır, ufaklık babasına pür neşe ilgi gösterirken celine ağlıyor, etrafın döküntüsünü gösterip pislenen küplerden bahsediyorken gabriel karısının başını tutup kendine çeker, saçlarından öperek geldiğini söylüyorken celine sarsılarak ağlıyor, başını genç adamın boynuna saklıyorken jaden sessizleşmiş, annesini izliyordur...

 

 

“yapamıyorum gabriel, olmuyor... başaramıyorum, çok canım yanıyor..”

 

celine yine jaden uyuduktan sonra kocasıyla birlikte yatak odasına oturmuş, bir kutu da mendili önüne almış, ağlayarak kendini anlatmaya çalışıyorken gabriel onu dinliyor, ama elinden hiçbir şey gelmiyorken bir kaç defa nitesh’in bulunması için patronlarını ikna etmeye çalışmış, hatta chris’i bile araya sokarak venüs masasıyla bağlantıya geçmeye çalışmışken kardeşi geçtiğimiz hafta yeni bir dava için masadan istifa ettiğini söylemiş, o da her şeye tuz biber olmuşken celine artık katlanamıyordur

 

“her gün uyanıp acaba kızım nasıl diye düşünmekten aklımı kaçıracağım..jaden gözümün önünde büyürken-tanrım, gabriel kendi oğlumu yeterince sevemiyormuşum gibi geliyor, aklımda sürekli edaline var, sürekli onun kokusunu duyuyorum sanki...”

 

gabriel uzanarak karısına sarılırken celine ona tutunmuyor, elindeki mendille oynarken titreyerek mırıldanır

 

“olmuyor gabriel, artık oturup bir şeylerin olmasını bekleyemiyorum..”

 

genç adam kaşlarını çatarak geri çekilirken celine yine soğuk mavi gözlerle ona bakıyordur, her ağladığından iki zümrüt parçası olan gözler şimdi birer buz parçasıyken gabriel istemediği bir şey duyacağını biliyor, sessizce bekliyordur, celine konuşur

 

“daha fazla devam edemem, gücümün yettiğince bir şeyler yapmalıyım-“

“nitesh’i bulamazsın celine, oraya gidemezsin-“

“bilmiyoruz gabriel! ben hiç denedim mi!? nasıl deneyeceğimi bile düşünemedim! sürekli oturdum, bekledim, bir şeylerin olması için dua ettim, kendimi de, seni de, ailemizi de parçaladım-“

“hiçbir şeyi parçalamadın celine-“

“aylardır birbirimize bir kez bile dokunmadık gabriel! görevlere gidiyorsun, dönüyorsun, bir iki gün sonra yine ortadan kayboluyorsun.. ne kadar birikmiş sevgin varsa hepsi jaden için-“

“oğlumuzu mu kıskanıyorsun-“

“hayır! hayır-nasıl böyle bir şey söylersin?!”

 

gabriel yataktan kalkarken ellerini açar

“söylediklerin hep buraya varıyor celine! kızımı düşünüyorum, oğlum gözümün önünde büyürken kızım kimbilir nerede, eve geliyorsun sadece oğlunu seviyorsun, oğlumu artık olduğu gibi sevemiyorum-nedir bunlar?! bilmediğim bir türden sevgi sözcükleri mi?! JADEN İSTEMEDİĞİN ZAMAN KENARA ATABİLECEĞİN BİR PAÇAVRA DEĞİL, ANLADIN MI!? O BENİM OĞLUM-“

“BENİM DE OĞLUM! GABRIEL SÖYLEDİKLERİNE DİKKAT ET-“

“DİKKAT ETMEZSEM  NE OLACAK!? ÇEKİP GİDECEK MİSİN!? AYLARDIR İSTEDİĞİN DE BU DEĞİL Mİ ZATEN!?”

 

içerden jaden’ın ağlaması duyulurken celine yataktan kalkar, gabriel genç kadını kolundan tuttuğu gibi kendine çevirir

 

“ben bakarım. gitmek istiyorsan git celine, kimse seni tutmuyor, oğlumu ben senin yerine de severim..”

 

celine’in kelimeleri tükenirken gabriel onu bırakıp çıkar, kapıyı da arkasından çarparken geride kalan genç kadın ellerini ağzına kapatarak yere çöker ve sarsılarak, ama sessizce ağlamaya başlar...

 

 

bir hafta sonra...

 

“bunlar yeni kimlikleriniz miss morgan...”

 

celine gizli servisten bir görevlinin ona verdiği kimliklere bakıyorken üzerinde Peyton Conway yazan kimlik ve pasaportlar bir ajanla boşanmanın bedellerinden sadece bir tanesidir, genç kadın kendi kimliğini değiştirmeyi seçmiş, Morganlar için daha büyük bir yük olmak istemiyorken her şeyin doğruluğundan emin olduğunda teşekkür eder, görevli ona imzalaması için bir kaç kağıt daha uzatırken celine son kağıtları da imzalayarak evliliğini ve celine morgan olarak yaşadığı hayatı sonlandırır, kalemi kapatarak kağıtların üzerine bırakırken görevli her şeyi toplar, bildiği yoldan evi terkederken kapı kapandıktan sonra celine boş apartman dairesinde etrafına bakar, unuttuğu bir şey olup olmadığını düşünürken tezgahın üzerinde jaden’ın eski emziklerinden birini görür, bu sabah babasıyla birlikte bir süre için venüse dönen oğlunu hatırlarken gözleri dolmuş, bunca yıl kurduğu her şeyden özür dileyerek yarım kalmış diğer parçasını tamamlamak için bavulunu alır, çekerek götürürken tekerleklerin çıkardığı ses boş duvarlarda yankılanıyor, genç kadın kapıyı son bir kez açarak çıkar ve arkasından kapatırken Morganların guadalajaradaki ilk evleri bir daha başka bir morgan tarafından açılmamak üzere kapanır...

 

 

SOUNDTRACK / Celine Dion – Taking Chances

I had my heart beaten down, but I always come back for more...

There’s nothing like love to pull you up, when you’re laying down on the floor there..

So talk to me like lovers do,

Walk with me like lovers do...

 

 

Celine’in ayrılmasının üstünden 12 sene geçmiş, jaden daha çok babasının yanında büyümüş, ama annesi onu hiç bırakmamışken gabriel’in o gün söyledikleri canını her zaman yakmış, oğlu için her seferinde çabalamışken uğruna evliliğinin üzerine basıp geçtiği kızını aramaktan da vazgeçmemiştir..

 

sonunda o gün gelmiş, celine kızını bulmuşken aklına ilk gelen şey gabriel’i görmek olmuştur, kocasını, hayat arkadaşını, şu zaman içinde onun olan ilk şeyi tekrar görmek istemiş, yıllar bazı şeyleri soğutsa da genç kadının paylaşacağı ilk kişi yine gabriel olmuştur..

 

şimdi ikisi yıllar boyunca oradan oraya taşınmış o tanıdık sarı koltukta yatıyorken celine’nin başı gabriel’in boynuna saklanmış, genç adam sarı saçların kokusunu içine çekiyorken yumuşak battaniyeleri üzerlerini örtüyordur, celine iç çekerken gabriel onu biraz daha sararak sorar

 

“nasıl buldun?”

“bir zaman gezgini yardım etti..”

“zaman gezginini nereden buldun?”

“o beni buldu..”

 

gabriel anlamıyorken celine genç adamın tenine gülümseyerek anlatır

“genç bir kız, adı melanie, melanie clark.. elle’i tanıyormuş.. düştüğü zamanlar içinde ikimizin arasındaki bağı öğrenmiş, anlaması yıllarını almış, ama başarmış.. her zamanda mutlaka bir amacı olarak dolaştığı söyledi hep, ben de ona olanları anlatınca o kadar sene orada oraya savrulmanın ne için olduğunu anladığını söyledi..”

 

gabriel gülümserken celine başını kaldırarak genç adamın gözlerine bakar, kendi gözleri yumuşacık bir yeşille parlıyorken mırıldanır

 

“kızımı buldum gabriel, yarım kalan parçamı buldum.. melanie onun da neler yaşadığını bana anlattı.. beni görevden sonra ölü olarak düşünmüşler, babası başka bir kadınla evlenmiş, edaline’i o büyütmüş.. kızım beni hatırlamıyor, babası anlatmamış, bilenlerin de unutmasını istemiş.. niteshteki hastalığın arasında edaline’in annesiz ve güçsüz bir şekilde büyümesini istememiş..”

 

celine iç çekerek tekrar başını gabriel’in göğsüne koyarken onun kalp atışlarını duyuyor, devam eder

 

“haklı da.. en azından hem annesi, hem de babası olarak büyümüş, tutunacak bir şeyleri olmuş gabriel.. o da benim gibi sürekli zamanda ileri geri gönderilmiş, hastalığa bir tedavi bulabilmek için, ama sonunda babası onu temelli bu zaman göndermiş, nitesh için umut yokmuş, edaline’in yaşaması için, devam etmesi için kızımı buraya göndermiş.. bilmeden de olsa bana göndermiş gabriel..”

 

gabriel tenine damlayan sıcak yaşları hissediyorken genç kadının saçlarını okşuyordur, celine kocasının göğsünü öperek başını kaldırdığında gülümsüyordur, gabriel onu kendine çekerek dudaklarını örter, ikisi yavaşça öpüşüp ayrıldıklarında gabriel konuşur

 

“bugün jaden sana mesaj bıraktığında fark ettim..”

“neyi?”

“seni çok özledim celine.. sensiz olmuyor, jaden yarım, ben bazen ben bile değilim-“

“ama sevgililerin var-“

“yok. kimsem yok.. hepsi gelip geçici, hepsine tutunmaya çalışıyorum, ama olmuyor.. chris bir aile kurdu, karısıyla ve çocuklarıyla o kadar mutlu ki.. kardeşimi kıskandığım için kendimden nefret ediyorum, ama ben senden başka kimsenin kocası olamam, yapamam..”

 

celine genç adamın parlayan kahverengi gözlerine bakıyorken elini sarı saçlardan geçirir, gabriel gözlerini kapatırken karısı fısıldar

“dönmek istiyorum gabriel..”

 

gabriel gözlerini açarken celine onun tepkisini bekliyordur, genç adam  güzel kadının yüzünü tutarken mırıldanır

“hiç gitmedin ki.. hep buradaydın..”

 

genç adam parmağıyla tam kalbinin üzerini gösterdiğinde celine gözleri dolarak ona uzanıyor, uzun yıllar sonra ikisinin de dudakları arasında küçük bir kıvılcım çıkıyorken gabriel gülümseyerek karısını kendine çekiyordur..