![]()
#11 – My Child “jaden!
jaden uyan! annen geldi!” jaden
sarıldığı yorgandan başını kaldırıp gözünün önünde gülen alexaya bakar,
gözlerini ovuşturarak yataktan çıkarken alexa onun elini tutarak merdivenlere
götürüyordur, ikisi aşağı inerken alexa onun elini çekiştiriyordur “hadi çabuk
ol biraz!” jaden
öfleyerek daha hızlı inerken alt katın merdivenlerine geldiğinde antredeki anne
ve babasını görür, amcası ve tessa
onlarla konuşuyorken jaden alexayı da geçerek merdivenlerden uçar “ANNE! NE
ÇABUK!” celine
üzerine atılan oğluna eğilip sımsıkı sarılırken jaden annesini tüm gücüyle
sıkıp ayrılır “mesajımı
aldın mı?” “aldım
tatlım-“ “onun için
mi geldin?” “zaten
gelecektim bebeğim, ama sen de özlediğine göre tam zamanında gelmişim..” jaden evet
diyorken babasına döner “anneme
biraz erken gidebilir miyim baba?” gabriel
oğlunun annesini nasıl özlediğini görüyorken gülümser “kimse bir
yere gitmiyor jaden, annen de bizimle kalıyor..” jaden’ın
gözleri büyürken alexa annesinin aşağı çekip gerçekten mi diye soruyordur,
tessa gerçekten dediğinde jaden annesine döner “barıştınız
mı!?” “barıştık
tatlım...” “hep
bizimle mi kalacaksın?” celine
başını sallar ve evet derken jaden bütün kalbiyle gülümser ve annesine tekrar
sarılırken celine oğlunun başını öpüyor, gözleri dolarak gabriel’e bakıyorken
genç adam ikisini yanına alıp kardeşine döner “delialona
ortalıklarda mı chris?” “daha
uyanmamıştır, neden sordun?” “arkadaşıyla
ilgili bir şey soracağım-“ “hangisi?” “melanie..” celine
hızla kocasına dönerken gabriel kaşını kaldırarak genç kadına bakar “tesadüfün
böylesi..” celine ne
yapacağını şaşırmış, kelimelerini bulamıyorken gabriel chris ve tessaya döner “melanie
edaline’i tanıyormuş, elle-“ “elle?! şu
sarışın kız mı-aman tanrım, onlar lenarta zamanında ortaya çıktılar gabriel-“ “nereden
geldiklerini biliyor muydun?” “hayır,
yerin ismini ya da onların gerçek ismini hiç söylemediler, delia ve diğerleri
de biliyorsa da onlar da bir şey açıklamadılar-“ “neyi
biliyormuşuz? hey gabriel..” delialona
merdivenleri iniyorken celine’i gördüğünde gülümser, genç kadının yanına
geldiğinde elini uzatır “konuğumuz
olduğunu bilmiyordum, ben delialona..” “memnun
oldum, ben pey-“ “celine,
morgan.. jaden’ın annesi..” delia ne
kadar güzel diyerek gülümser, annesine sarılmış küçük adamın saçlarını
karıştırıp tekrar chris’e döner “benden mi
bahsediyordunuz?” “delia,
elle ve landon nereden geliyordu?” delialona
kaşlarını çatarken diğerlerine bakar, sonra tekrar chris’e döner “neden
bilmek istiyorsun?” “çok
önemli..” “chris
gizli bir-“ “elle benim
kızım olabilir delia..” delia
kaşlarını çatarak yeni tanıştığı kadına dönerken kimse sesini çıkarmıyordur,
genç kız ortada dönenleri anlamıyorken chrise dönüp bir açıklama ister... morganlar
ve delia büyük salondayken genç kız büyümüş gözlerle anlatılanları dinlemiş,
sabah sabah bu kadar büyük bir olay ona ağır gelmişken başını silkeler “evet,
senin kızın o halde celine-ben pek anlamasam da.. elle ve landon gerçekten
niteshten geliyorlar.. lexiss ve parlan..ikisi de benim yaşımdalar..” “landon... tanrım,
ikisi aynı zamanda doğmuştu..” celine
gülümserken gözleri parlıyordur, delia da elinde olmadan gülümserken ellerini
iki yana açar “tebrik
ederim..” celine
içtenlikle teşekkür ederken jaden annesini kolundan çekerek kendine çevirir “ablam
burada mı şimdi anne?” “evet
tatlım.. sen elle’i tanıyor musun?” “bir iki
kere gördüm, ama konuşmadık.. bize inanacak mı?” herkes aynı
şeyi merak ediyorken delia konuşur “mutlaka
inanacaktır, ama kabullenmesi için zaman ihtiyacı olacak.. ters bir tepkiyle
karşılaşırsanız kalbiniz kırılmasın..” genç kız
celine’e dönerek devam eder “bana da
gelip yıllar sonra senin annen aslında
wusla değil de başka bir kadındı ve işte şimdi o burada dediklerinde ne
yapacağımı bilemem ve büyük ihtimalle inkar ederim celine, sen de hazırlıklı
ol, ama bu kadar uğraşın ve arayışın sonunda böylesine bir tesadüfle bulmuş
olman..” celine
gözleri dolarak gülümserken delia da onlar için mutlu olmuş, sonra az önce
bahsettiği tesadüfü hatırlamışken kaşlarını çatar “melanie bir ne demiştin?”
SOUNDTRACK / My Chemical Romance - Teenagers “ben gayet
güzel venüs sahillerinde güneşleniyordum, ne işim var burada?” melanie
koluna carter’ı takmış, deliayla beraber saraya giriyorken carter etrafına
bakıyordur “seni
anladık da ben neden geldim-“ “ha sen
kalsaydın orada çıplak kızlarla, evet..” carter
sırıtırken melanie hala delia’yı takip ediyordur, üçü büyük salona girdiklerine
celine ayağa fırlar “melanie..” melanie bir
adım geri atarken delia arkadaşını kolundan tutarak bir yere oturtur, carter da
kuyruk misali bir köşeye çökerken salonda sadece morganlar vardır, yönetim
kurulu olayı biliyor, ama dahil olmak istemiyorken ewan eğer benim kızımı
bulursanız gelin demiştir, geri kalanında herkes kendi başınayken birbirlerine
zarar vermedikleri sürece ne isterlerse yapabilirlerdir.. melanie onu
görünce atılan kadına bakarken delia daha o sormadan konuşur “melanie,
bu celine morgan, gabriel’in eşi, jaden’ın annesi..” “memnun
oldum miss, ben de melanie-gerçi siz zaten biliyorsunuz, ben de o kısmı anlamadım..” melanie bir
açıklama bekleyerek delia’ya döner, delia en sevimli haliyle gülümsüyorken
melanie bir haltlar döndüğünü anlamış, o sırada içeri favian girerken geç
kaldığı için özür diliyordur, üstünü başını düzeltirken neden geç kaldığı
belli, yanağındaki ruj izini silerken chris genç adama sırıtır, favian da
gülümseyerek otururken konuşur “evet kim
zaman gezginiymiş?” “melanie-“ “kim!?” “ben gezgin
değilim, nerede gezmişim!?” “celine
görmüş..” “celine
kim-ha o celine-“ “benim
tanıdığım melanie yaş olarak daha büyüktü..” melanie ve
diğerleri celine’e dönerken genç kadın sakin, anlatır “nasıl
öğrendiğini bana hiç anlatmadı, bu şekilde olacağını bilyor olmalı-“ “ben bir
şey bilmiyorum miss, hiç zamanda da gezmedim-neler oluyor delia?” delia
melanie’ye sakin olmasını söylüyorken carter sorar “senin gibi
mi yani favian?” “sanıyorum
öyle, melanie hiç garip bir şey yaşadın mı şimdiye kadar-“ “yaşasam
inan çığlık atarak koşardım, siz de anlardınız-“ “belki
farkında değilsindir-“ “o zaman
daha beter, ama hiç durup dururken ortadan kaybolmadım, değil mi carter?” “ben
bilmiyorum-“ “nasıl
bilmiyorsun!?” carter
ellerini kaldırırken melanie öfleyerek yine celine’e döner “bakın
miss-“ “melanie
şaşkınlığını anlıyorum-“ “şaşkınlık
da kelime mi, beni uçak bile tutuyor, zamanda nasıl dolaşacağım..” favian
gülerken melanie hızla ona döner “sen nasıl
anladın?” “bir gün
kendimi 90larda bir müzik grubunun konserinde buldum, çıplaktım-“ “ha bir de
çıplak dolaşıyorum, aman en güzel..” millet
gülüşüyorken melanie ellerini açar “şok
geçiriyorum!?” “bu daha
ilk parçası..” melanie
chris’e dönerken genç adam kaşlarını kaldırır ve gülümserken melanie oflayarak
iç çeker ve kaderinin açıklanmasını bekler... “KİM!?” herkes
başını sallarken carter çok keyiflenmiş, zaten bu insanların arasına ne zaman
ayak bassa kesin bir bomba patlıyor, şimdi ki hele en güzeliyken melanie’nin
beyni yanıyordur “elle, elle
senin kızın? e onun annesi vardı-“ “o üvey
annesiymiş, sen bana söyledin-“ “ben bir de
gelip bunları kendime anlatsam-“ o sırada
dışarda hizmetçilerden biri çığlığı basıyorken salondaki herkes ayaklanır,
antreye çıkıp neler olduğuna bakarken melanie kendini bir masa örtüsüne sarılı gördüğünde bayılacağını belirtir,
genç kız tutulurken masa örtülü melanie herkesi tanıyor, celine’i gördüğünde
kocaman gülümser, saraya çıplak bir kızın girmesiyle ne yapacağını şaşıran
hizmetçi de bir o melanie’ye bakıyor, bir buna bakıyor, sonra koşarak
uzaklaşırken masa örtülü melanie açık bir yeri kalmış mı ona bakıyordur... “melanie?” genç kız
örtüyü tutarak onlara doğru yürürken celine hariç herkes bir adım geri atar,
melanie gözlerini devirir “evet
benim, öğrendiniz değil mi? “öğrendiler..” melanie
celine’e dönerken iki genç kadın sarılır, melanie tekrar örtüsünü tutarken
delia’ya döner “giyecek
bir şeyler alabilir miyim? sonra konuşacağım, söz..” delia
şaşkın, ama gülerek ona gelmesini işaret ediyorken melanie arkadaşını takip
ediyor, arkada bıraktığı biraz daha genç melanie de yarı baygın, kendini
izliyorken carter sırıtarak kafasını kaşıyordur.. “neden
bunlardan iki tane var?” ewan
sonunda olaya el konulması gerektiğini söylemiş, saray bile onlara dar
gelmişken bahçedeki büyük masada herkes oturmuş, iki uçtaki melanielere
bakıyordur, genç melanie konuşmuyorken her zaman bir ikizi olsun istemiştir,
ama bu kadar garip hissedeceğini hiç düşünmemişken sadece kendini izliyor, mavi
gözlerinde şaşkınlıktan başka bir şey okunmuyorken diğer melanie rahattır,
konuşur “biz zaman
gezginiyiz, yani ben-ve o, biz-her neyse-“ “neden
hepimiz bir anda ölmedik?” herkes
colm’a bakıyorken genç adam açıklar “zaman ve
uzay devamlılığı diye bir teorem-“ “biz
istisnayız-“ “evet..” melanie ve
favian duruma açıklık getirmişken colm peki
diyerek susar, melanie devam eder “ilk
başlarda istemsizce bir yerlere düşüp duruyordum ama şu anda istediğim zaman
istediğim yerde olabilirim, orada istediğim kadar yaşar, sonra da başka bir
zaman geçebilirim-“ “süper!” melanie
jaden’a gülümserken celine oğlunun başını okşuyordur, herkes dinlemeye devam
eder “melanie
aslında senin bunu çok daha önceden öğrenmen gerekiyordu, ama daha büyük güçler
işin içindeydi, arada kaynadı..en azından ilk yolculuğundan önce öğrendin, bu
da bir şeydir..” melanie
başını sallarken kimsenin o büyük güçleri sorgulamaya niyeti yoktur, herkes tek
parça olduğu sürece sorun yokken diğer melanie devam eder “ama
sonuçta hepimiz buradayız, celine’in söylediği her şey doğru, elle gerçekten
onun kızı, ben de bir çok kez nitesh’te bulundum, olanları gördüm-“ “elle seni
tanıyor mu?” “hatırladığını
sanmıyorum, resmi olarak hiç tanıştırılmadık, ama biraz zorlasanız belki bir
şeyler çıkar..” chris peki
diyerek sırasını savarken şaşkın melanie elini kaldırır, ona söz verilirken
genç kız yutkunur ve sorar “sen ben
misin?” melanie
gülerken başını sallar “evet ben
senim. harika bir hayat yaşıyoruz merak etme, korkacak bir şey de yok-“ “ilk ne
zaman çıplak olarak bir yere düşeceğim?” melanie owlarken genç melanie taş devri mi diye
soruyordur, tahminler devam ederken gezgin melanie ellerini kaldırır “önce elle
olayını halledelim, sonra ben kendimle ilgili şeyler, not aldıracağım, söz..” herkes peki
derken melanie güzel der, o arada carter’la göz göze gelirken genç adama göz
kırpar, carter gülümserken diğer melanie sevgilisinin kolunu çimdirerek kendine
gelmesini söylüyordur.. “geliyorlar..” delia
telefonu kapatarak masaya dönerken celine’in heyecanı buram buram okunuyordur,
gabriel onun elini tutuyorken hemen karşılarında oturan ashley’le göz göze
gelir, genç kadın sürekli fincanını çeviriyorken ikisi kısa bir süre daha
bakışır, hemen sonra gabriel celine’e dönerek birazdan döneceğini söyler, genç
kadın cuslov’un sorusunu cevaplıyorken tamam der ve gülümseyerek tekrar önüne
dönerken gabriel uzaklaştıktan bir süre sonra masadaki derin sohbetin arasında
ashley de fark edilmeden kalkıp sarayın arkasından dolaşarak içeri girer.. “iyi ki
gelmemişim..” ikisi de
ayrı kapılardan antreye giriyorken gabriel ellerini cebine sokuyor, ashley
kollarını kavuşturuyorken genç adam konuşur “zaten
gelmeyecektin, bilmiyorum mu sanıyorsun-“ “gelmeyecek
olsam neden teklifini kabul edeyim?” “beni
süründürmek için?” “bana aşık
değilsen nasıl sürüneceksin?” “sürünmedim
zaten ashley.. kalbini kırdıysam üzgünüm-“ “alakası
yok..” “güzel o
halde, bunu da açıklığa kavuşturduysak geri dönebiliriz..” “sen dön,
benim işlerim var..” gabriel
tamam diyerek geri dönerken ashley onun gidişini izliyor, kendi oyununa kendisi
gelmiş, fark etmeden kendine kazık atmışken kıskanıyordur, kızıyordur,
birilerini dövmek istiyordur, o sırada eidan ve franco ellerindeki boş
bardaklarla saraya girdiğinde ashley onlara bakar “neden siz
taşıyorsunuz? hizmetçiler ne yapıyor?” eidan ve
franco bir anda işittikleri azarla ashley’e bakarken genç kadın hırsını
alamamış, arkasını dönerek merdivenlerden çıkarken güvenlik kanadında
azarlanacak birileri mutlaka vardır, ashley de onları bulmaya gidiyorken eidan
kaşını kaldırarak onun arkasından bakar, sonra francoya dönerken genç adam
anlatmayacağını söylüyordur, eidan üflerken ikisi bardakları bırakıp yiyecek
bir şeyler almaya giderler... “kim-nasıl?” “rose
eminim, julius’tu diyor..” andrea
şaşkınlıkla scott’ı dinliyorken ikisi az önce rose’un aramasıyla kalabalıktan
uzaklaşmışlar, sessizce konuşuyorken scott devam eder “bir gidip
bakayım diyorum-“ “tabii git
bak, ama dikkat et.. ölülerin dirilmesi alıştığımız bir şey gerçi, tanrı bilir
o ne çıkacak..” scott
gülümseyerek kendisinin de merak ettiğini söylerken karısını öper, ikisi masaya
uğrayarak genç adamın bir süre ayrılacağını söyler, scott akşama döneceğini
söyleyerek uzaklaşırken andrea yerine
oturuyor, soranlara rose diyorken
cevabı alanlar anlayarak sohbetlerine devam ediyordur, andrea o anda üzerine
atlayan kurbağayla irkilirken melanie bu hala ölmedi biliyor musunuz der ve o
anda ölüm ve yaşam meselesi herkesi sessizleştirirken melanie oh, hayır diyerek konuşmayı reddeder.. delia
bahçeye girmiş, yumuşak bir dönüş yapıp kapının önünde durmuş arabayı gösterir “geldiler..” herkes o
tarafa bakarken arabanın motoru susar, celine yutkunurken kapılar açılır, önce
landon çıkarken kalabalığı gördüğünde elini kaldırır, herkes genç adama el
sallarken landon bir an afallar, ardından elle arabadan çıkarken herkes
güzeller güzeli sarışın kızı gördüğünde refleksle celine’e bir bakar, sonra
tekrar genç kıza dönerken elle ve landon sakin bir şekilde yürüyordur, celine
nefes bile almıyorken kızı karşısındadır, minnacık bebeği kocaman olmuş, ama
içindeki ruhu, havası, gözlerinin parıldayışı hala aynıyken celine dudaklarını
birbirine bastırarak jaden’ın omuzlarını tutar..
SOUNDTRACK / Plumb – My Child Your eyes, my eyes Your smile, my smile Your love, my gain Your hurt, my pain Your laugh, my joy Every time, it's mine You are my child elle ve
landon için masada derhal bir yer açılırken ikisi de oturur, herkes birbirine
bakıyorken landon yanağını kaşıyor, elle de onları izliyorken gülümser “birisi
neden burada olduğumuzu açıklayacak mı? delia’nın sesi çok da mutlu değildi-“ “mutluydum!” landon ve
elle bir anda kendini savunan deliaya döner, genç kız özür dileyerek sakinleşirken
göz ucuyla celine’e bakar, genç kadın uzanıp elle’e dokunmamak için kendini zor
tutuyorken bakışlar yavaş yavaş celine’e döndüğünde elle ve landon da genç
kadına bakar, celine yutkunurken melanie’ye bakar, genç kadın başını sallarken
celine elle’e döner “elle..” elle bu
kadını nereden tanıdığını bilmiyor, ama muhtemelen saraya gelecek konukların
isminden herkesin haberi varken genç kız gülümser “miss?” “ben-“ “biz
gidelim!” herkes
deloraya bakarken genç kadın ayaklanmıştır, landon ve elle kaşlarını çatarken
delora herkesi ayaklandırıyordur, landon’a döner “landon sen
de gel-“ “delora
neler oluyor-“ “miss ve
senin konuşmanız gereken çok hassas bir konu var elle, sana zarar verecek bir
şey yok, bize güven.. yalnız olursanız daha rahat konuşursunuz..” elle
endişelenmeye başlamış, ama yine de başını sallarken herkes kalkmış, birer
ikişer saraya giriyorken ewan’ın gözü arkada kalmıştır, gabriel karısının
başını öperek kalkarken jaden’ı alarak uzaklaşır, masada sadece elle ve celine
kaldığında genç kadın gülümseyerek kızına
döner... “benim adım
celine, elle.. celine morgan, ama eskiden celine lexiss’dim..” elle
kaşlarını çatarken celine tek eliyle parlak sarı saçlarını kulaklarının
arkasına atar ve masaya yaklaşırken elle farkında olmadan arkasına yaslanır,
celine açıklar “edaline-“ “adımı
nereden biliyorsunuz-miss beni korkutuyorsunuz-“ celine
gülümserken ellerini kaldırır “lütfen,
edaline-lütfen korkma.. bu söyleyeceklerim anlatılması kolay şeyler değil, ama
bir kerede söyleyip soru sorma kısmını sana bırakacağım, olur mu?” elle, edaline, başını sallarken celine bir
defada söyler “edaline
annen olarak tandığın insanın nitesh’te kaldığını biliyorum.. babanın sana
aksini söylemediğinin de farkındayım, ama ben senin annenim..” edaline
tepki vermiyor, duyduklarını aklında bir yerlerde tartıyorken celine
bekliyordur, tek bir kelimeyi bekliyordur- “benim
annem öldü miss.. bütün ailem, her şeyim nitesh’le beraber yok oldu, beni
biriyle karıştırıyorsunuz-“ o anda
celine elini hafifçe kaldırarak parmaklarının arasında mavi bir kıvılcım
oluştururken edaline irkilir, gözleri büyüyerek genç kadının elindeki ışığa
bakıyorken bakışları celine’e döndüğünde genç kadın konuşur “doğruyu
söylüyorum edaline, yıllardır sana ulaşmaya çalışıyorum.. seni bıraktığımda iki
yaşındaydın, beni hatırlamanı beklemiyorum.. ben de senin gibi nitesh’teki
hastalığa bir çare bulabilmek için zamanlar arasında dolaşıp durdum, son
gidişimde bir daha geri dönemedim.. baban benim ölmüş olduğumu düşündüğü için
seni kendisi büyütmüş ve gerçek annenden hiç bahsetmemiş, bahsedilmesini de
yasaklamış, senin o karanlıkta daha huzurlu büyümen için, acı çekmemen için-“ “miss ben-“ “edaline
yalvarırım inan bana-“ edaline
başını iki yana sallıyorken masaya tutunarak ayağa kalkar “bu
söyledikleriniz- ben.. anlamıyorum-“ celine de
ayağa kalkmışken edaline elini kaldırır “lütfen..
haklı olsanız bile, lütfen beni yalnız bırakın. bir anda bu kadar büyük bir
şeyi kavrayıp size inanmamı bekleyemezsiniz-“ “ben seni
hissediyorum edaline-“ “ben sizi
hissetmiyorum miss! sizi tanımıyorum! bilmiyorum! lütfen beni takip etmeyin...” edaline
arkasındaki iskemleden kurtularak çimlere çıkar ve hızlı adımlarla arabaya
giderken başından beri terastan onları izleyen landon da arkasını dönüp çıkışa
koşar, ikisi merdivenlerde karşılaşırken landon elle’i kollarından tutar ama
bir an çarpılarak geri çekilirken elle özür diliyor, çıktığı bir kaç basamağı
da inerek arabaya biniyorken landon masanın önünde tek başına dikilen kadına
bakar, celine elini ağzına kapatırken landon iç çekerek aşağı iner ve arabaya
binip motoru çalıştırırken onlar uzaklaşıyor, celine kollarını kendine
dolayarak arabanın uzaklaşmasını izliyordur... yolun
yarısında elle ağlamaya başlamış, landon ne yapacağını bilmiyor, sadece arabayı
kullanıyorken genç kız sarsılıyordur, landon yolun bir an önce bitmesini
istiyor, kaldıkları apartmanın garajına girerken elle kapının koluna tutunmuş,
bir eli ağzında, hıçkırıklarının sesini kesiyorken landon motoru susturduğu
gibi kemerini de bir kenara atıp elle’e uzanır, genç kıza dokunduğu anda
çarpılırken elle boğuk bir sesle kontrol edemediğini söyleyerek tekrar tekrar
özür diler, landon önemli değil diyor, ona arka koltuktaki kağıt mendil
kutusunu uzatırken elle ağlayarak alır, içinden bir iki tane çekip burnunu
silerken elleri titriyordur “annem
lucian.. annem öldü.. yalan söyledim, hissetmiyorum dedim-ama o da
yapabiliyor..” genç kızın
parmaklarının ucundan mavi kıvılcımlar çıkarken hemen sonra söner, edaline
ellerini yüzüne kapatırken lucian doğduğundan beri her şeyini bildiği kıza
uzanır, bu sefer çarpılmazken kolunu sıvazlayarak elini sarı saçların arasına
sokar, uzanarak başını öperken edaline daha da ağlayarak dönüp genç adama
tutunur, evinden, hayatından ona kalmış tek şeyin lucian olduğunu sanıyorken
şimdi o kadın-annesi gelmiş, elle
aklını kaçıracak gibidir, içinde bir yer sanki hep bunu beklemiş, şimdi koşup o
kadına sarılmak istiyor, diğer kısmı, bütün hatırları, her bildiği şey başka
bir kadını ona gösteriyordur, hayatı boyunca annesi sandığı kadını tanıyor,
sadece onu biliyorken artık o da yoktur, edaline bir anda kendini yapayalnız
hissederken titrediğinde lucian mırıldanır “gerçekten
annense bu çok güzel bir şey edaline..hiçbirimiz kolay hayatlar yaşamadık,
benim annemin nasıl aramızdan ayrıldığını biliyorsun, seninki sana yıllarca
ulaşamamış, o zamanların kaybını şimdi inkar etmekle geri getiremeyiz.. eğer
gerçekten annen olduğunu düşünüyorsan kendini geri çekme.. o görevlerde
yüzlerce adamımızı kaybettik, sonunda bizim de ne hale geldiğimize baksana..
biz de hikayemizi anlatığımızda kimse bize inanmamıştı, ama hepsi doğruydu,
inanması zordu, ama doğruydu..” edaline
burnunu çekerek başını kaldırırken lucian onun yaşlardan parlayan mavi
gözlerine bakıyor, gülümser “o kadın
senin annen, değil mi?” “çok yakın
lucian, içimde, tam şurada bir yerde-“ elle
yumruğunu kalbine bastırıp konuşur “- oradaki
şey o kadar güçlendi ki bir anda, onun elinden kıvılcımlar çıktığı anda
anladım, ama korktum, dehşete kapıldım lucian- bizim soyumuzda o güce sahip
olan bir tek ben vardım, ne babam ne annem.. ama o kadın, biliyor, beni
hissediyor..” “sana da
çok benziyor..” edaline
başını sallayarak tekrar ağlamaya başlarken lucian gülümser ve onu kendine
çekip sımsıkı sarılırken bu kadar olağanüstü bir şeyi kollarındaki kızın hak
ettiğini biliyor, sarı saçları öperek her şeyin daha iyi olacağını
söylüyordur.. “dönecek
celine, biraz zaman ihtiyacı var, lütfen güçlü ol tatlım..” celine
sessizce gözlerin silerken gabriel onun yüzünü tutarak dudaklarına dokunur, o
sırada oturdukları odanın kapısı çalar, gabriel girmelerini söylerken delia
başını içeri uzatır “celine..elle
döndü..” celine
derhal yataktan kopup koşar adımlarla odadan çıkar, delia gülerek onun yolundan
çekiliyorken gabriel gerçekten mi diyordur, delia böyle bir şeyde nasıl yalan
söyleneceğini soruyorken gabriel güler, o da şaşkındır, deliayı yanına alıp
aşağı inerken celine herkesi geride bırakıp merdivenleri uçarcasına iniyordur.. elle içeri
girip oturmayı istememiş, antrenin ortasında bekliyorken landon da yanında,
onun elini tutuyorken ikisi merdivenlerin başındaki celine’i gördüklerinde
landon gülümser, yavaşça elle’in elni bırakırken genç kız hızla ona bakar, genç
adam başını sallayarak uzaklaşırken elle yutkunarak celine’e döner, genç kadın
öylece kalmış, basamakların ortasında bekliyorken elle titrek bir nefes alır ve
bir adım atarken onun o minnacık hareketi celine için yeterli olmuş, genç kadın
geri kalan bütün yolu hızla aşarak kızının yanına gelmiş, ikisinin de kolları
açılırken elle ona sarılan kadının ruhuyla sarıldığında bir anda kontrolünü
kaybeder ve hızla bir nefes alarak gözlerini kapatırken celine gülüyor,
ağlıyor, bebeğini yıllardan sonra ilk defa tutuyorken annesinden başka kimsenin
tanıyamadığı kokusu yine oradadır, sarı saçları güneş gibi parlıyorken genç kadın
onu bırakmak istemiyor, biraz daha sararken elle de sessizce ağlayarak daha
bugün varlığını öğrendiği, ama sonsuzmuş gibi gelen bir rahatlıkla annesine
tutunur, yıllar sonra ilk defa böylesine sarılıyorken sanki her şey bir anda
düzelmiş, arkasında bıraktıkları, yaptığı bütün fedakarlıklar bir anlam
kazanmışken kapıdan giren güneş daha bir sıcaktır sanki, elle ağlayarak genç
kadının boynuna sokulur, celine kızının şakağını öperek ellerini saçlarına
bastırırken bebeği annesinin kokusunu öğreniyordur.. herkes
sarılmayı bir şekilde ondan bundan öğrenmiş, sarayın farklı köşelerinde küçük
mutluluklar yaşanıyorken büyük salon yine morganlar için ayrılmış, gabriel,
celine, jaden ve en yeni üyeleri elle sessizce oturuyorken genç kız gergindir,
ellerini nereye koyacağını bile bilmiyor, gabriel’i ve jaden’ı bir çok kez
görmüş, ama şimdi birisi üvey babası, diğeri de kardeşi olmuşken genç kız
delirdiğini falan düşünüyordur, o anda aklını tekrar toplayarak konuşur “şimdi
gelip sizinle yaşamamı istemeyeceksiniz, değil mi?” gabriel
gülümserken celine sen istemediğin sürece hayır diyordur, jaden neden diye
sorarken elle ve ikisi bakışır, küçük adam konuşur “neden
gelip kalmıyorsun? sen benim ablamsın, aileysek aynı evde kalmamız gerek,
üstelik seni yıllarca aramışken şimdi bulup evine mi yollayacağız?” elle elinde
olmadan gülümserken jaden oturduğu yerden kalkar, annesiyle babasını arkada
bırakıp gider ve elle’in yanına oturur, ela gözleri cin gibi parlıyorken
boyundan büyük düşünceleri vardır, elle hissedebiliyorken jaden konuşur “şimdi
nerede yaşıyorsun?” “luplex’te..” “landon’la
beraber mi?” elle başını
sallarken gabriel bu sohbetin sonunda ne çıkacağını merak ediyor, arkasına
yaslanırken celine gülümseyerek elini genç adamın dizine koymuş, o da kocasına
yaslanırken jaden yeni bir soru sorar “landon’a
sen tek başına yaşa desek?” “onu bir
anda yalnız bırakamam jaden-“ “yalnız
bırak demiyorum, ben artık başka bir evde uyuyacağım diyeceksin sadece-“ “ama ben-“ “ben annemi
bulmuş olsam yanından ayrılmam abla..” elle bir
anda sahip olduğu sıfatla kasılırken jaden doğru bir tele bastığını çok iyi
biliyor, oyununa devam ederek gülümser “yalan mı?
ablamsın. ben senin var olduğunu hep biliyordum, annem hep seni arıyordu.. hem
sen olduğuna sevindim, sizin grubunuzu seviyorum, ayrıca sen en güzellerisin,
ilerde benim ablam sizinkilerden daha güzel diye hava da atarım..” elle
gülerken celine ve gabriel de gülüyordur, genç kız ne diyeceğini bilemiyorken
bu sefer gabriel konuşur “şimdi
bizimle dönmen hepimizi çok mutlu eder edaline-“ “elle,
lütfen.. elle’e alışmak çok zamanımı aldı, edaline bana başka şeyleri
hatırlatıyor..” gabriel
onun isteğine saygı duyuyor, elle
diyerek devam eder “biraz
zamana ihtiyacım var diyorsan da anlarız, kaçıp gitmediğin sürece-“ “gitmeyeceğim,
ama şu anda her şey çok yeni...” genç kız
yanındaki kardeşine döner “ben de
annemi ve kardeşimi gördüğüm için çok mutluyum jaden, ama bana biraz zaman
vermeniz gerek, daha kendimi sizin varolduğunuz fikrine bile alıştıramadım, her
an rüyadan uyanabilirim-“ jaden
elle’in kolunu acımadan çimdirirken genç kız feryat eder, çocuk küçüktür ama
parmakları güçlüdür “rüyada
olsan uyanmıştın, demek ki değilsin..” elle etini
ovuştururken acıyla karışık güler ve gabriel’le celine’e dönerken konuşur “bir kaç
gün en azından, toplanana kadar-“ “önemli
değil tatlım, ne kadar zaman istersen..” elle bu
güzel kadının tatlısı olmuş, içi ısınırken gülümser, sonra koluna bakarken
jaden çok acıdı mı diyordur, elle evet diyerek onun da kolunu hafifçe
sıkıştırırken jaden güler, elle onun saçlarını düzeltirken celine gabriel’in
bacağını sıkıyordur, genç adam gülümser..
SOUNDTRACK / Celine Dion – Taking Chances What do you say to taking chances? Bir hafta sonra.. “heyecanlı
mısın?” elle
gülerek çantasının femuarını çekiyordur, başını sallar “deli
gibi.. ama doğru şeyi yapıyorum, değil mi landon?” genç adam
gözleri parlayarak gülümser “ailenin
yanına gidiyorsun elle, herkes ikinci bir şans elde etmez, bak bana, sen de
gidiyorsun-“ “öyle
söyleme! gitmiyorum o zaman..” genç kız
çantasını tekrar açıyorken landon gülerek onun ellerini tutar “saçmalama,
şaka yapıyorum.. sen hele bir git, her gece başka bir kız atacağım-“ “hey!” “ama yok landon kızları boşver, sen benimsin!
dersen bir şeyler düşünürüz..” elle
pembeleşerek bakışlarını çekerken landon bu kadar şeyin üstesinden gelen kızın
hala nasıl olup da bu kadar utangaç olacağına akıl erdiremiyor, belki de buna
aşık oluyorken kız falan atacağı yoktur, daha başka bir kızı bile
düşünemiyorken kolundan tutup evinin kapısından sokmak şaka gibidir, genç adam
elle’in çenesini tutarak yüzünü kendine kaldırır, dudaklarına eğilerek
yumuşacık bir öpücük bırakırken elle onun yüzünü tutuyor, ayrıldıklarında
gülümser “eve kız
atmazsan sevinirim..” “yeter ki
sen mutlu ol..” elle uzanıp
genç adamı tekrar öperken kapı çaldığında ikisi de ayrılarak arkalarına
bakarlar, landon kaşlarını kaldırarak gülümser “annen
geldi..” elle de
gülümserken landon kapıyı açmaya gidiyor, elle odadaki bavullara bakıyorken
derin bir nefes alır, ikinci şansını sonuna kadar kullanmaya kararlıyken
annesinin sesini duyduğunda gülümseyerek kapıya ilerler... elle ve
gabriel bavulları içeri taşıyorken celine kapıları açıyordur, kilidin sesini
duyan çocuk sürüsü kapıya koşarken jaden, alexa ve anna yeni gelen konuğu bekliyor,
elle yeni evine girip etrafa bakıyorken jaden gülerek elini kaldırıp dikkati
kendine çekiyordur “tur
rehberin biz olacağız elle, hadi gel..” elle
elinden tutulduğu gibi içeri çekilirken başını arkaya çevirir, celine ve
gabriel gülümseyerek gitmesini söylüyorken genç kız zaten başka bir seçeneği
yok, çekilerek götürülüyordur, gülümser.. “bütün
yatak odaları üst katta, alt katta bir misafir odası var, ama senin orayla
alakan yok..” elle peki
derken jaden koridorun sonundaki kapıyı açar, annesiyle babasının yatak odasını
gösterir “onlar
burada yatıyor, ben soldaki odadayım-“ o odanın da
kapısı açılır, elle her tarafı arabalar ve robotlarla dolu odaya bakıp
gülümserken kızlar sağdaki odanın kapısını açmışlardır, alexa seslenir “burası da
senin elle!” elle o
odaya girer ve bir anda pamuk gibi bembeyaz bir oda onu karşılarken genç kız
nefesi kesilerek bir adım daha atar, alexa onun yanındayken bembeyaz yatağı
gösterir “hangi
rengi beğendiğini bilmiyorduk, süpriz olsun diye sormak da istemedik, her şeyi
beyaz yaptık! bulut gibi olmuş, değil mi?” elle başını
sallarken beyaza boyanmış ahşaplar, rüya gibi tüylü bir halı, iki yanındaki
yine beyaz ahşap sütunlara sarılmış beyaz tülleri olan güzeller güzeli bir
yatak çok davetkar bir biçimde onu bekliyorken anna odanın diğer ucundaki beyaz
masayı gösterir “bilgisayarını
da buraya koyarsın, bak lamban bile var..” jaden
lambayı yakıp söndürürken elle gülümser, genç kızın gözleri dolmuşken alexa ona
sarılır, elle sarışın güzelin saçlarını okşuyorken derin bir nefes alır “nasıl
elle, beğendin mi?” elle
annesinin sesiyle arkasını dönerken genç kadın gülümsüyordur, kızının
gözlerinin dolu olduğunu görünce o da odaya girer ve güzel kıza sarılırken elle
genç kadının beline tutunuyor, başını omzuna koyarken her şeyin çok güzel
olduğunu söyler, teşekkür ederken celine önemli değil diyordur, geç olmuştur,
ama sonunda başarmışlardır, elle başını kaldırarak annesine bir daha bakarken
konuşur “diğer
annemi de görmeni isterdim..” “eminim çok
iyi bir kadındı elle, böylesine kusursuz bir kız yetiştirdiğine göre-“ “ama ben
senin kızınım..” “evet..
benimsin, sadece benim kızımsın artık tatlım..” elle alnı
öpülürken gözlerini kapatır ve fısıldar “anne..” “efendim
bebeğim..” elle bir
kez daha anne diyerek celine’e
sarılırken hiçbir şeyi esirgemiyordur, sarılmak istiyorsa sarılıyordur, anne
demek istiyorsa diyordur, evrende hesap vereceği, ya da üzülmesinden korkacağı
kimse yokken mutlu olmak onun da hakkıdır, herkes ikinci bir şans elde
etmiyordur, hele ki annesi onu zamanları bile aşarak buluyorsa elle bunu
itemezdir, annesine daha sıkı sarılırken celine onun saçlarını tutarak
gülümser.. ![]() |


