![]()
#12 – Stolen Time “baba, bir
şey soracağım?” gabriel
masaya salatayı koyuyorken alexa ve anna da çatallarla ve peçetelerle
ilgileniyordur, babası efendim oğlum derken jaden sorar “annemle ne
zaman tekrar evleneceksiniz ve elle’in soyadı da mı morgan olacak?” merdivenlerden
inen elle bunu duyduğunda dururken gabriel dönerek genç kıza bakar “o ne
isterse o olacak jaden, morgan olmasını isterse gurur duyarım..” jaden da
ablasına bakarken elle yutkunur “çok
hızlı..” gabriel
genç kızı işaret ederken jaden üfler, elle gülümseyerek inerken celine
mutfaktan yemek odasına girmiş, büyük bir kaseyi kızının eline tutuşturur “tatlım
şunu masaya koyar mısın-ne konuşuyordunuz siz?” “ne zaman
evleneceksiniz diye sordum..” celine bu
sefer oğluna bakakalırken gabriel omzunu silker “bana göre
hava hoş, şimdi evlenelim dersen şimdi yaparız-“ “olmaz
kocaman düğün yapmamız lazım-“ “evet!
gelinlik, nedimeleri duvak, çiçekler-“ “sarayda
yapalım!” “yapalım!” çocuklar
çoktan kararı vermişken gabriel aile meclisini işaret eder “onlar ne
derse o olur..” celine
gülümserken elle konuşur “bence de
adam akıllı bir düğün yapsanız güzel olur, annem öncekini anlattı gabriel, geç
kalmışsın..” genç adam
yüzünü buruştururken celine gülerek onun yanağından öper “olsun,
yine de evlenebilmiştik..” “arabayı park
edecek yer yoktu-“ “yalan atma
şimdi baba!” “bana bak
seni dizime yatırırım-gel buraya!” jaden
masayı bırakıp koşmaya başlarken alexa ve anna feryat eder, elle gülerek yoldan
çekilirken celine bir şeyleri kırmamalarını bağırıyordur, gözlerini devirerek
mutfağa döner.. “anne?” celine
elle’in uzattığı tabağı alırken gülümser “efendim?” “babamla
evliliğiniz nasıldı?” celine son
tabağı da koyarak makinenin kapağını kapatır, düğmeye basarak çalıştırırken
elle’e tezgahın önündeki tabureleri gösterir, ikisi beraber oturduklarında
celine iç çekerek bir an durur, elle onun hatırlamaya çalıştığını anlarken
annesi konuştuğunda kolunu tezgaha dayayarak dinler..
SOUNDTRACK / Giorgia – Gocce Di Memoria “bedros’la
aşık olarak evlendik elle.. o zamanlarda değil aşık olmak, birbirine dokunmak
bile bir tehlikeydi, biliyorsun..” elle başını
sallarken celine devam eder “bizim
beraber olduğumuz yıllarda taşıyıcılarla asiller arasında o kadar büyük bir
uçurum yoktu, lucian’ın babası, annot ve bedros çok iyi arkadaştılar.. her
zaman da öyle oldular.. bron’da ikisi de ters görüşleri temsil eder gibi
görünse de ikisi de insanların iyiliği için ellerinden geleni yaptılar..
başarısız olduklarına ne kadar üzülsem de ikisinin de en iyiyi yaptığını
biliyorum, ikinizi bu şekilde geri yollamaları bile onların ne kadar zeki
adamlar olduklarını gösteriyor..” elle iç
çekerken annesi konuşur “baban sana
tapardı edaline.. o kadar hastalığın arasında hiç görmediğimiz güneş gibi
doğmuştun adeta.. bedros sana dokunmaya kıyamazdı..” elle’in
gözleri dolarken annesi onun elini tutarak devam eder “son kez
niteshten ayrıldığımda sana iyi bakması için söz verdirdim, ne gerekiyorsa
yapmasını söyledim, her gidişimde dönüşü yokmuş gibi konuşuyorduk, nefret
ederdi.. ama dönemedim, o da sözünü tutmuş, senin için bir aile kurmuş tatlım-“ “mutlu bir
çocuktum..” celine
gülümserken elle yanağından akan yaşı elinin tersiyle siler “hiç bir
şeyin eksikliğini çekmedim, babam da annem de beni hep el üstünde tuttular..
asil olmamıza rağmen asla beni lucian’dan ayırmaya çalışmadılar, annem bazen
çekincede olsa da babam hep son sınıra kadar beni de annot’u da diğerlerine
karşı korurdu.. lucian’ın annesi öldükten sonra annot da, lucian da soğudu,
keşif gezilerine, görevlere anlamsız gibiymiş bakmaya başladılar.. babam benim
de ekibe katılmak istediğimi öğrendiğinde deliye döndü, izin vermek
istemiyordu, seni kaybettiğimizi bilmiyordum bile anne..” celine
kızının güzel yüzünü tutuyorken uzanarak alnından öper “geçti
tatlım, baban ikimizi de görüyor, eminim olduğu yerde huzurla yatıyordur..” elle başını
sallarken annesine sarılır, celine genç kızı tutuyorken elle iç çeker “senin
yaşadığını bilseydik her şey çok farklı olabilirdi..” “biliyorum
bebeğim, ama her şeyin bir sebebi vardır.. hepimiz öyle ya da böyle bir
sınavdan geçiyoruz.. bizimki de bu oldu..” elle
annesinin tişörtünün ucuyla oynuyorken mırıldanır “gabriel
olmasaydı asla bunu yaşayamayacaktık..” celine içi
ısınarak gülümserken elle başını kaldırır “ne zaman
evleneceksiniz?” annesi
gülerek kızının saçlarını yüzünden çekiyorken elle de gülümser, güneş görmeyen
bir evrende yıllarca tehlikenin ortasında büyümüş, ama şimdi ilk defa birinin
bebeği gibi hissediyorken ait olmanın hafifliği genç kızı gülümsetiyordur,
annesinin planlarını dinler...
SOUNDTRACK / The Norm Wooster Singers – Lovin’ You Lots and Lots “ABLAAAA
UYAN!” elle
sıçrayarak kalkarken jaden koşarak kapıyı açmış, kendini içeri atmışken
perdelere koşar, annesinin günlerdir her sabah yaptığı gibi tüm gücüyle çekip
iki yana açarken içeri güneş doluyor, elle gözlerini kısarak neler olduğuna
bakıyorken jaden kendini yatağın ayak ucuna atar “landon
aradı, bugün diğerlerini de toplayıp gelmek istiyorlar, annem tamam dedi, ben
de seni uyandırmaya geldim..” elle
inleyerek kendini yatağa geri bırakırken jaden da hala pijamalıdır, yorganın
üzerinden tırmanıp onun yanına geçerken başını eline yaslayarak ablasına
bakıyordur, elle tek gözünü açıp ona bakarken jaden sırıtır, elle de gülümser “ne var?” “hiiç, daha
önce ablam olmamıştı hiç.. garipmiş..” “benim de
kardeşim olmamıştı-ayrıca neden garip? garip miyim ben?” “biraz..” “öyle
mi-gösteririm ben sana garipliği, yat!” jaden
kaçacakken elle onu pijamasından tutup geri çeker, ikisi yatakta boğuşuyorken
gabriel açık kapıdan başını içeri uzatır, yataktaki savaşı görünce güler “beline
çalış elle, gıdıklanır-“ “BABA!” elle hahalayarak jaden’ı acımasızca
gıdıklıyorken gabriel zevkle oğlunun hesabının görülmesini izliyordur, celine
neler oluyor burada diye odaya girdiğinde jaden’ın ağlayacak kadar gülmesini
duyup gabriel’e vurur, ikisini ayırmaya giderken gabriel karın! diye bağırır, jaden elle’den kurtulup annesini çekerken
celine feryat ederek kızının üzerine düşer, elle bağırarak gülüyorken jaden
annesinin bacaklarına oturup karnını gıdıklıyarak her iki kızın da ifadesini
alıyor, kimse ona karşı koymuyorken gabriel oğluyla gurur duyuyordur... “baba
bunlar yanmış..” jaden
yüzünü buruşturarak tostları iterken elle kendi tabağından uzanıp onunkine
bakar, bir tane tostu alıp kemirirken hiç fena değil diyordur, jaden dilini
çıkarıp çok kızarmış tosttan ne kadar nefret ettiğini ifade ederken elle
sırıtır, gabriel ikisine de birer bardak portakal suyu koyuyorken elle kendi
daha az yanmış tostunu kardeşinin tabağına koyup sorar “bizimkiler
ne zaman geleceklerini söylediler mi?” “kahvaltıya
yetişin dedik, ama başaramadılar galiba..” “başardık!” delia
mutfaktan içeri giriyorken onun arkasından landon, melanie, gezgin melanie, carter, ian ve bryce
giriyordur, elle tüm takımı gördüğünde şaşkınlıkla güler, jaden iki melanieyi
göstererek birisini bedavaya mı aldınız diye sorduğunda herkes sabah sabah iyi
bir kahkaha atıyor, jaden gülerek tostunu ısırıyordur.. “eviniz çok
güzelmiş elle..” elle
gülümseyerek bryce’a teşekkür ederken kızıl kız etrafını inceliyordur, salonun
en ucundaki şöminenin üzerindeki resimleri ian’a gösterirken landon ve celine
küçük bir yürüyüşten sonra bahçeye açılan kapıdan salona giriyordur, ikisinin
de keyfi yerindeyken celine genç adamın koluna girmiş, oturan topluluğa bakar “neden
oturuyorsunuz?” “hala
alışma evresindeyiz celine..” celine
deliaya gülerken elle de koltukların birinde bağdaş kurmuş, arkadaşlarının onu evinde ziyaret ettiği
fikrine alışmaya çalışıyordur, jaden da kendi ekürisiyle salondan içeri
girdiğinde alexa elle’in koltuğunun kenarına oturur, jaden en iyi arkadaşı
annayı büyüklere tanıtıyorken herkes çok menun oluyordur.. celine
kendi melaniesinin önüne bir bardak kahve koyar, kendisi de karşıdaki tabureye
otururken melanie şekere uzanıyordur, celine sorar “ne zaman
döneceksin?” melanie her
zamanki gibi iki kaşık şeker atıp koyu kahveyi karıştırırken omzunu silker “bilmiyorum,
bir süre daha ortalıkta dolaşıp milletin aklıyla oynamak istiyorum, uzun
zamandır tanıdık insanlar görmüyordum.. senin problemini de hallettiğime göre
azıcık eğlenebilirim..” celine
gülümserken melanie de gülümseyerek kahvesinden bir yudum alıyor, bahçeye
açılan arka kapıdan havuz kenarında takılan carter’ı ve kendini izliyordur.. bir süre
sonra celine gabriel’in saatlerdir üst katta ne yaptığını merak etmiş, melanie
ona gitmesini söyleyip bulaşıkları makineye koymaya başlamışken diğer melanie
içeri girip bahçe kapısını kapatıyordur, gezgin melanie gülerek kirli
bardakları yerleştirmeye devam ediyorken genç melanie makinenin yanına yaslanır “kaç
yaşındasın?” “söylemem..” “neden?” “o zaman şu yaşıma kadar kesin yaşayacağım deyip
kendini garantiye alırsın-“ “çok mu
yaşlısın-“ “kırışıklıklarım
var mı?” melanie
kendi yüzüne şöyle bir bakar, gayet güzel görünüyorken gülümser “yok, ama o
kadar da genç değilsin.. annemin de hala kırışıklıkları yok, ama genç de
değil..” “genlerimiz
güzel..” ikisi de
gülerken genç melanie bulaşık makinesinin sepetini itip kapağını kapatır,
düğmeye basıp çalıştırırken gezgin melanie ellerini yıkıyordur, sorar “carter’la
aranız nasıl-“ “ayrılacak
mıyız? ya da evlenecek miyiz?” “ben cevap
veremem melanie-“ “benim
cevabımı da bildiğine göre-“ “aslında
bilmiyorum-“ “ne demek
bilmiyorum, sen zaten çoktan bunları yaşamadın mı?” gezgin
melanie ellerini kurularken başını sallar “kısmen,
evet..ama sürekli dolaştığımızı için bazı şeylerin yaşanış şekli değişiyor..
sana cevap vermememin nedeni de bu.. ben sana şimdi yarın giydiğin eteğin
fermuarı bozulacak desem ve sen yarın pantolon giyersen aslında etek giymiş
olduğunda senin fermuarını tamir edecek olan terzinin kocan olmuş olacağı
gerçeğini değiştirirsin..” genç
melanie’nin gözleri büyürken gezgin melanie bir kahkaha atar “o yüzden
hiçbir şey söyleyemem.. şimdiye kadar geçmişte olan hiçbir şey değişmedi,
öğrendiğin tarihten gerisine gittiğimde seninle karşılaşmamaya özen gösterdim,
o yüzden geçmişimiz temiz, ama bu noktadan sonra bazı şeylerin akışı sürekli
değişecek.. mesela..” gezgin
melanie düşünürken diğer melanie olayın döngüsünü anlamaya çalışıyordur,
birazdan karşısındaki kopyası cevabı bulmuş, konuşur “ben sana
carter’la aranızın nasıl olduğunu sordum, ama gelecekte nasıl olacağını
söylemedim.. senin içine bir kere kurt düştü, günlerce bunu düşüneceksin ve
ilişkinizin işleyişinde bazı küçük şeyler değişecek, ben geri döndüğümde-“ gezgin
melanie susarken genç melanie cümlenin devamını bekliyordur “sen geri
döndüğünde ne? carter da orada mı? değil mi? öldü mü!?” gezgin
melanie gözlerini devirirken genç kopyası sinirle grrlar “kafayı
yiyeceğim-tamam. konuşmuyoruz, ne sen ne de ben bir şey sormayacağız.” ikisi de
anlaşırken bir süre sessizce mutfakta dikilirler, birazdan dışarda birinin
havuza düşmesi duyulurken ikisi de kapıya atılır, sudan kafasını çıkarıp
saçlarını savuran carter’ı gördüklerinde ikisi de gülümser, genç adam havuz
kenarındakilere su atıyorken gezgin melanie kapıyı açar, genç kopyası önden
çıkarken melanie de onu takip eder..
SOUNDTRACK / Celine Dion – A Song For You “gabriel..
gabe?” celine üst
kattaki odaları dolaşıyorken gabriel’in depo olarak kullandığı küçük odanın
kapısının aralık olduğunu görür, eliyle hafifçe iterek başını içeri uzatırken
genç adam duvar kenarındaki çekmeceleri karıştırıyordur, celine ona ilerlerken
sorar “ne
arıyorsun?” gabriel
birazdan göreceğini söyleyerek aramaya devam ederken ortadaki çekmecelerin
birinin en gerisinden küçük bir zarf bulup çıkarır, celine onu izliyorken genç
adam ona dönerek genç kadının güzel gözlerine bakıyor, gülümser “kapat
gözlerini..” celine
bakışlarını zarftan alarak gabriel’e kaldırırken zarfın içinde ne olduğunu
anlamış, yutkunur, gabriel eğilerek onun dudaklarını öper, hafifçe geri
çekilirken fısıldar “kapat
gözlerini..” “olmaz..
nedir söyle..” “hala güven problemleri mi çekiyoruz
miss?“ celine
hafifçe gülerken gabriel onun saçlarını kulağının arkasına atar, eli hafifçe
genç kadının yanağına dokunarak zarfa iner, kağıdı yırtarak zarfı diğer avcunun
içine ters çevirir, iki tane yüzük eline düşerken celine hızla bir nefes alır,
yıllar önce gizli servise teslim ettiği nişan ve evlilik yüzüğü kocasının
elinde parlarken genç kadın gabrielin parmaklarına dokunur, genç adam pırlanta
nişan yüzüğünü alarak celine’in eline uzanır, ikisi alınlarını birbirine
yaslayarak yavaşça yüzüğü olması gereken yerine tekrar takarken celine
gözlerini kapatır, gabriel parmaklarını sevdiği kadının parmaklarına geçirirken
ikisi de başlarını kaldırmış, dudaklar birleşirken celine kollarını genç adamın
boynuna dolar..
SOUNDTRACK / Sean Paul feat. Keyshia Cole – Give It Up To Me bir kaç
saat sonra herkes alışma evresini tamamlamış, celine’in tavsiyesi üzerine
getirilen mayolar giyilmiş, morganların havuzunun etrafında yayılarak güneşi
tadını çıkarıyorken melanie şemsiyenin altındaki gölgeye uzanmış, havuzdaki
carter’ı ve durmadan diğer melanie’ye attığı bakışları izliyordur, sağına
dönerek bryce’ın diğer yanındaki kendiyle konuşur “seni
istiyor, pislik..” “biliyorum..” “yaparsan
seni öldürürüm..” “bir nevi
intihar etmiş olursun-“ “yapma.” “neden?
yabancı mıyım? ben de sen değil miyim-“ “aklını
karıştıracaksın-“ “hiçbir şey
olmaz-“ “yapma
dediysem yapma, gıcık mısın-“ “hey!
aylardır doğru düzgün şey yapmadım-“ yaşı
küçüklerin güzel kulakları için konuşmalara gerekli şifreler konuluyorken arada
sırada alexa onlara bir bakış atıp önüne dönüyordur, gezgin melanie genç
kopyasının yanındaki elle’e bakarak konuşur “alınma
elle, ama sizin uygarlığınızda doğru düzgün adam bulmak zor..” elle
gülümserken melanie kendine döner “o yüzden
bırak da bari kendi sevgilimle şey yapayım-“ “o benim.” “aynı şey.” iki melanie
gözlerini kısarak birbirlerine bakıyorken bryce kollarını kaldırıp onların
bakışlarını keser, sonra gülerek havuza girmek istediğini söylediğinde zaten
havuzda olan sevgilisi onu duymuş, mermerlere tutunarak çıkar, sularını saçarak
kızların yanına gelip bryce’ı şezlongdan kucakladığı gibi giderken kızıl kız
feryat ediyor, ian onunla beraber suya atlayarak şezlonglara kadar her yanı
ıslatıyorken iki melanie de aynı anda fırlayarak suya atlıyordur... carter
havuzun kuytu bir köşesinde kollarını açmış, bir süre dinleniyorken az önce iki
melanie de suya atlamış, genç adam sırıtarak ikisinin de ona doğru yüzmesini
izliyordur, birazdan iki yanından iki ayrı melanie su yüzüne çıkarken genç
melanie carter’ın önüne geçerek kollarını genç adamın boynuna dolar, gülümseyerek
konuşur “eğer diğer
benle yatarsan seni vururum carter..” “hiçbir şey
yapamazsın..” melanie
hızla kopyasına dönerken gezgin melanie onun kollarını genç adamın boynundan
çözerek kenara iter, carter yorum yapmadan büyük bir keyifle izliyorken diğer
melanie önüne gelerek omuzlarına tutunur, kendini kaldırarak bacaklarını genç
adamın kalçasına dolarken carter yutkunarak onu belinden tutar, diğer melanie
ikisini izliyorken ne diyeceğini bilemiyor, nasıl göründüklerini inceliyorken
kopyası ona döner ve kaşını kaldırır, melanie küçük bir ses çıkarırken
carter’ın göğsü inip kalkıyordur, bakışları kendi melaniesini bulurken genç kız
da ona bakar, hafifçe dudağını ısırarak gülümserken diğer melanie carter’a
döner, genç adam da kucağındaki güzelliğe dönerken melanie ona eğildiğinde genç
adam inleyerek dudaklarına değen ıslaklığı karşılar, genç melanie gözleri
büyüyerek kendisinin carter’la öpüşmesini izliyorken yutkunur.. elle
gülümseyerek jaden ve ian’ın alexa’yı bahçede kovalamasını izliyorken birazdan
bacaklarına bir şey değdiğinde irkilerek aşağı bakar, landon sudan çıkıp nefes
nefese ona gülümserken elle genç adamın parlayan gözlerine bakıyor, bir an
kasılır, hemen sonra kendine geldiğinde landon ona yaklaşmış, ikisinin arasında
incecik bir su dalgası varken elle gülümser “kardeşime
kötü örnek oluyorsun..” “kötü bir
şey mi yapıyorum?” elle cevap
vermezken birazdan landon suyun altından beline sarıldığında başını hafifçe
kaldırır- “GELİYOOORR!” ve o anda
alexa feryat ederek suya fırlatılırken ian ve jaden çakışıyor, önce pembe ve
sarı tutamlar suyun üzerinde yüzüp sonra alexanın başı sudan çıkıyorken küçük
kız bir posta daha bağırır, jaden kahkahalar atıyorken birazdan anna onu hızla
suya ittiğinde sesi kesilir, ian sol tarafındaki küçük kıza bakıyorken bryce ve
delia da onu ittiğinde genç adam küfürü daha ağzından çıkmadan boğularak sulara
gömülür.. bir süre
sonra havuz çocuklara, havuz kenarı erkeklere, şezlonglar da biraz daha gölgeye
çekilerek kızlara bırakılmışken melanie delia’yı önüne oturtmuş, saçlarını
örüyordur, bryce ikisinin yanındaki şezlongda nasıl saç örüldüğünü izliyorken
gezgin melanie uyuklayan elle’in yanına gelerek oturur “hey..” elle
gözlerini açıp melanie’yi gördüğünde başını diğer tarafa çevirip diğer
melanie’ye bakar, sonra gülümseyerek annesinin gezginine dönerken yavaşça
doğrulur, melanie onu izliyorken konuşur “her şey
bir anda nasıl değişiyor, değil mi?” elle başını
sallarken havuzda bağırarak kızlara saldıran kardeşine bakar, gülümseyerek
melanieye dönerken konuşur “sağol
melanie..” “bir şey
değil.. gerçekten her şey bir anda ve tesadüfen oldu.. neden o kadar yer varken
kalkıp nitesh’e gitmeye karar verdim ben de bilmiyorum, ama her zaman merak
etmişim demek ki..” “melanie?” melanie
efendim derken elle sorar “yanında
başka biriyle zamanda gezebiliyor musun?” “istersem
edebilirim, evet..” elle bir an
sessiz kalırken melanie anlamış, iç çekerek genç kızın ellerine uzanır “üzgünüm
elle.. sizin döndüğünüz dönemden sonrasına hiç gidemedim, çok denedim.. belki
hala bir iz vardır diye düşünüp durdum hep, senin iyi olduğunu, celine’i
bulduğumu, her şeyin yolunda olduğunu bir şekilde onlara da söylemek istedim,
ama yapamadım.. sizden sonra nitesh’in zaman içinde bir izi kalmıyor..” elle’in
masmavi gözleri bulutlanırken genç kız iç çeker, melanie tuttuğu elleri hafifçe
sıkarken diğer melanie onları görmüş, elle’in saçlarına uzanarak ucundan çekip
dikkati kendine çeker “ne konuşuyorsunuz?
söyleyin biz de bilelim..” melanie
senin bütün sırlarını arkadaşlarına satıyorum derken genç melanie ona dil
çıkarır, delia ve elle gülüyorken bryce kendi saçından bir tutamı örüyordur,
gülümser..
SOUNDTRACK / Plumb - Me bütün gün
suyun içinde debelenmekten yorgun düşmüş genç nesil, yavaş yavaş uyuyan sarayda
misafir odalarına çıkıyorken delia salondan gelen hafif ışığı gördüğünde o
tarafa ilerler, çantasını kapının yanına bırakarak içeri girerken colm
koltukların birinde uyuyakalmış, yerdeki ters dönmüş kumanda uyumadan önce ne
yaptığını gösteriyorken saatler önce kapanıp tekrar bölmesine kapanmış olan
televizyon ortalarda yoktur, delia gülümseyerek genç adama ilerliyorken
adımları sessizdir.. genç kız
koltuğun önüne geldiğinde dizleri üzerinde yere oturur, colm’un başı yana
düşmüş, kollarından biri koltuktan dışarı sarkıyorken delia genç adamın elini
tutarak koluna sarılır, koltuğa yaslanarak uyanmak üzere olan adamın saçlarını
okşarken colm yavaşça gözlerini açıyordur, delia’yı ve gülümseyen yüzünü
gördüğünde o da hafifçe gülümser “hizmetçilerden
biri sandım..” “onlar da
mı sarılarak uyandırıyor?” colm
bazıları yapıyor derken sırıtır, delia gülerek onun bileğini ısırırken genç
adam hem kolunu, hem de deliayı kendine çekiyordur, genç kız biraz sonra
colm’un yanına sıkışmış, koltuktan çok colm’un kolları onu tutuyorken elleri
genç adamın yüzünü tutuyordur, mırıldanır “herkes
bütün gün sevgilileriyle şakalaşıp gülüştü, ben yalnız kaldım..” colm awwlarken delia gülerek onun çenesini
sıkıştırır ve genç adam uzanarak dudaklarını örttüğünde durulurken colm onu
biraz daha kavrıyor, ikisi öpüşerek koltuğa daha da yerleşiyorken colm yavaş
yavaş delia’yı altına almış, birazdan ikisinin bacakları birbirine geçerek genç
adam üste çıktığında dudakları ayrılır, delia hafifçe gülümserken colm onu
izliyor, eğilerek dudaklarını güneş gibi kokan tene bastırdığında delia
gözlerini kapatarak yutkunur, üzerindeki incecik beyaz elbisenin etekleri
bacaklarından sıyrılarak colm’un ellerine yer açıyorken delia genç adamın
saçlarını tutarak boynunu gerer, çenesinin hemen altından ıslak bir öpücük
dudaklarını bulurken ikisi de nefeslerini vererek öpüşüyor, colm elbisenin
altından delia’nın belini kavrıyorken genç kız gülümsediğinde colm başını geri
çeker, ela gözleri parlıyorken delia dudağını ısırır, biraz sonra colm
üzerinden kalkıp elini ona uzattığında genç kız kabul eder, ikisi de
gülümseyerek merdivenlere ilerlerken delia colm’un koluna sarılır..
SOUNDTRACK / Mariah Carey – The Roof delialona
loş koriorda yürüyorken arkasından beline sarılan colm genç kızın boynuna
eğilmiş, siyah bükleleri eliyle iterek beyaz teni öpüyor, delia dudaklarını
ısırarak elini arkaya atıp genç adamın başını tutuyorken ikisi delia’nın
odasının önüne geldiklerinde colm genç kızı çevirip kapıya yaslar, delia sırtı
sert ahşaba değdiğinde ağzını açarak hızla bir nefes alır, colm onun açık
dudaklarına eğilerek tadını yakalarken genç kızın parmakları saçlarını çekiyor,
bacağı bacağına dolanıyorken koridor sessiz, sadece ikisinin nefesleri
duyuluyordur.. colm el
yordamıyla kolu bulup kapıyı açtığında ikisi de adeta içeri düşüyor, ama
dudakları ayrılmıyorken genç adam delia’yı tek koluyla kavrayarak kendine
çeker, kapıyı kapatarak genç kızı tekrar kapalı kapıya yaslarken delia
inleyerek gülümser, colm da nefes nefese sırıtarak elbisenin eteklerini
ellerinde toplar, kollarını kaldırarak beyaz elbiseyi delianın başından çıkarıp
yere atarken genç kız siyah bikinisi içinde kalmış, saçları dalga dalga
omuzlarından dökülüyorken gözleri açık perdelerden vuran gecenin ışığıyla
parlıyordur, colm bir an için onu izleyip sonra dudaklarına saldırıyorken delia
içinde bir şeyin zıpladığını hissederek ona tutunur... colm
bikininin iplerini açıyorken delia genç adamın boynunu öpüyor, tişörtünü
belinden sıyırarak ellerini içeri sokar, colm gülümseyerek memnun bir ses
çıkarır ve siyah bikini üstünü bir kenara atarken delia da genç adamın
tişörtünü başından çekip çıkarır, colm o
daha tişörtü yere atamadan genç kızı kalçasından tutarak kaldırdığı gibi
kucağına alırken delia elindeki tişörtle colm’un boynuna sarılarak dudaklarına
eğilir, genç adam dönerek yatağa giderken delia elindeki tişörtü bırakır,
birazdan ikisi de alçalarak yatağa uzanırken colm boynuna dolanmış kolları
alarak delia’nın başının üzerinde birleştirir, genç kızın hiçbir korunması yok,
kendini tamamen colm’a bırakmış, birazdan genç adam eğilip sağ göğsünü öperek
ucunu hafifçe dişlerinin arasına aldığında inleyerek başını sola atar, colm
bileklerinden tuttuğu kolları bırakarak alçalmaya devam ediyor, genç kızın
karnını öpüyorken parmakları siyah bikini altına tutunur, yavaşça aşağı çekerek
bacaklardan sıyırırken delia ciğerleri göğüs kafesinden taşarcasına nefes
alıyordur, colm bikini altını bir kenara atıp doğrulur, delia bacaklarının
arasında doğrulmuş adama bakıyorken dudaklarını ısırıyor, başını hafifçe sağa
yatırır, colm pantolonunun düğmelerini açıyorken delia gülümseyerek gözlerini
kapatır, ellerini saçlarından geçirirken colm’un gülüşünü duyduğunda gözlerini
açar, o anda genç adam bacaklarının arasından süzülerek üzerine eğilirken delia
ona dayanan sertlikle nefeslerinin arasından bir ah çıkmasını engelleyemez,
colm’un elleri genç kızın belinden çıkarak tekrar kollarına doğru yükselmiş,
avuçları delianın bileklerine bastırıyorken kendini yavaşça onu bekleyen nemli
sıcaklığa ittiğinde delia inleyerek kalçasını üzerindeki adama kaldırıyordur... colm
kendini tekrar iterken delia inliyor, onun sesi colm’u daha da deli ediyorken
genç kızın bileklerini bırakmıyor, delia ilk defa hapsolmanın bu kadar tutkulu
bir şey olduğunu görüyordur, genç kız kollarını kendine çekmeye çalışırken colm
izin vermiyor, tuttuğu bilekleri biraz daha yatağa bastırarak kendini tekrar
itiyorken delia inleyerek başını geri atar, iki vücut birbirine sürtünüyorken
colm tuttuğu bilekleri tek eline alır, diğer eliyle altındaki güzel kadının bacağını kavrar ve dizinin
altından kıvırarak hafifçe kaldırırken delia genç adamın daha da derine
dokunmasıyla daha önce hiç çıkarmadığı bir ses çıkarmış, dudaklarını neredeyse
kanatacak kadar sert ısırıyor, colm eğilerek onun ısırdığı dudakları öpüyorken
delia gelmeye çok yakın, bütün vücudu üzerindeki adama esirken başını biraz
daha kaldırarak ağzını açar, iki vücut da aynı ritmde çarşafların üzerinde
gidip geliyorken delia’nın feryadı colm’un nefesinde kayboluyor, genç adam
altında kasılan vücutla aklını kaybediyorken inleyerek kendini bırakır, delia
içine akan sıcaklıkla daha da inlerken bileklerindeki tutuş gevşediğinde
colm’un ağırlığını üzerinde hissediyor, ikisinin de başı dönüyorken geceden
esen ılık rüzgar perdeleri havalandırarak iki sıcak bedeni okşuyordur... colm yatak
örtüsünü çekip ikisinin birden üzerine atarken delialona örtüyü çekişterekek
kollarının altından kendini kapatır, colm dirseğini yatağa yaslamış, başı da
eline dayalıyken hala gözleri kapalı olan deliayı izliyordur, mavi gözler
açıldığında genç adam kaşını kaldırarak gülümser, delia gülerek tekrar
gözlerini kapatırken başını ona çevirir, boynuna sokularak yüzünü saklarken
colm gülümseyerek onu tutuyor, parmakları açık kalan sırtta geziyordur, delia
daha kendine gelememiş, beline inen parmaklarla diken diken olurken başını
saklandığı yerden çıkarır, colm da eğilerek ona bakıyorken delia uzanarak genç
adamın dudaklarını bulur, colm omzundan itilerek yatağa yatırılıyorken delianın
dudaklarına gülümser, delia da hafifçe gülerek bacağını genç adamın bacaklarına
dolarken örtüler ikisinin üzerinden tekrar sıyrılıyordur..
SOUNDTRACK / Mariah Carey – Never Too Far A place in time still belongs to us, stays preserved
in my mind.. melanie tek
başına kaldığı odasında, aynasının önünde saçlarını tarıyorken şimdi sarı olan
saçları yıllar içinde bir çok kez renk değiştirmiş, bambaşka rüzgarlarla
uçuşmuş, farklı yağmurlarda ıslanmışken genç kadın zamanın bir köşesinde
geçirdiği her günü hatırlıyor, herkesin sahip olamayacağı bir hazinesi olduğunu
biliyorken kendi yansımasına gülümser, elindeki fırçayı bırakara yerinden
kalkarken kapısı tıklatılır, melanie girilmesini söylediğinde carter’ı görür,
gülümsemesi bir an solarken hemen sonra toparlanır ve tekrar gülerken konuşur “iyi
geceler demek için geldiysen iyi geceler, yarın kendi kendimi öldürmek
istemem-“ “hani
hiçbir şey yapamazdı..” melanie
yatağın üzerindeki yastıkları bir kenara koyuyorken gözlerini devirir, carter
ona aldırmadan genç kadının elindeki yastıklara uzanır, alıp alakasız bir yere
atarken melanie ne olacağını biliyor, iç çekerek ona uzanan adamın dudaklarını
karşılarken titreyerek genç adamın kollarına tutunur... carter gün
boyunca rahatça bunu yapmak istemiş, genç kadının ensesinden tutarak öpüyorken
melanie biraz sonra kollarını sıkarak genç adamı kendinden ittiğinde carter
dudaklarını ısırarak ona bakıyordur, sorar “bir şey
oldu, değil mi? bana bir şey oldu.. aptal değilim melanie, bütün gün beni
izledin-“ “bir şey
olmadı carter git uyu, hadi-“ “söyle, ne
oldu? acı çekiyorsun, anlamıyorum mu sanıyorsun?” melanie
kendi kendine gülerek carter’dan uzaklaşırken genç adam onu kolundan tutup
kendine çevirir “ölüyor
muyum?” melanie
cevap vermiyorken carter sinirle güler “ölüyorum..” “öyle bir
şey demedim-“ “ama
ölmüyorsun da demedin.. kaç kere beni görmeye geldin?” melanie
gözlerini devirerek saçmalamamasını söylüyorken carter onun kolunu bırakmıyor,
genç kadının daha da kendine çeker “değiştir...
söyle o gün her ne yaptıysam değiştireyim-“ “saçmalama
carter, sana ne olduğunu bilmiyor da olabilir, hem beraber olduğumuzu nereden
biliyorsun-“ “DEĞİŞTİR.
SÖYLE! NE OLDU!” “SESİNİ
YÜKSELTME!” carter
dişlerini sıkarak susarken melanie’nin gözleri dolmuştur “bilmiyorum!
sana ne oldu bilmiyorum! tamam mı!? yok! seni tanımıyorum-“ “yalan
söyleme-“ “hiçbir şey
söylememem gerek carter! bunlar bile fazla-“ “melanie..” melanie
genç adamın usul sesiyle susarken dudaklarını birbirine bastırıyordur, başını
eğerken carter onun kolunu bırakarak yüzünü elleri arasına alıp kendine
kaldırır “bir şey
olacak, her neyse söyle, değiştireceğim-“ “değiştiremezsin-“ “öyle bir
değiştirirm ki-“ “denedim!
denedim carter-her şey sarpa sarıyor, yapamam.. en son denediğimde... olmaz..” “ne oldu,
en son denediğinde ne oldu-“ “SORMA
ARTIK!” “NASIL
SORMAM! ÖLÜYORSUN DEDİN!” “DEMEK
İSTEMEMİŞTİM!” melanie
yüzündeki elleri iterek carter’dan kurtulurken genç adam aklını kaçıracak
gibidir, ellerini saçlarından geçirir... “öleceğim
yani..” “evet.
öleceksin. herkes gibi sen de öleceksin-“ “herkesi
bırak şimdi, nasıl ölüyorum?” “bilmiyorum.
her seferinde değişiyor.” carter
yatakta melanie’nin yanında oturuyor, çenesini ovuyorken ona döner “hala
beraberiz o halde?” melanie
başını sallarken carter dudağını kemirerek duvarı izliyordur, bakışları tekrar
melanieyi bulurken konuşur “ipucu ver
melanie, bir şey söyle.. zaten gideceğin kadar ileri gittin, belki bu sefer
değişir..” “benden
ayrıl..” genç adam
buna cevap vermezken melanie başını sallıyordur “ayrıl
carter.. sadece bunu denemedim, bencilliğimin cezasını çektim belki de.. seni
hep kendime istedim, döndüğümde evde bulmak istedim, ama olmuyor, bırak beni,
git.. zaten yoksun, hiç olmamış olman bir şey farkettirmeyecek-“ “beni sen
mi öldürüyorsun-“ “hayır!
hayır..” “o halde?” “sana
benden ayrılırsan belki kurtulabileceğini söylüyorum, sen hala o halde
diyorsun, git işte!” “nereye
gideyim?! gerçekten kurtulacağıma emin misin? belki de bu da yaptığın
hatalardan biridir, belki de sen bana ayrıl demene rağmen benim hala seninle
birlikte olmam gerekiyordur, belki lanet öyle kırılacaktır, belki de bu sefer
başarmışsındır, buruşup altıma etmeye başlayana kadar yaşayacağımdır, nereden
bileceksin?!” melanie
cevap vermiyorken carter sinirle ayağa fırlar, kapıyı açıp odadan çıkarken
diğer melanieye seslenerek genç kızın odasına dalar, kapıyı arkasından iterek
kapatır, melanie yatağından sıçrayak kalkarken carter ona sarıldığı gibi
dudaklarına saldırır, melanie daha dengesini bulamadan öpülüyorken neler
olduğunu bilmiyor, ama aldırmıyorken onu öpen adama sarılıyor, o ne kadar
açlıkla öpmek istiyorsa o da aynı şekilde karşılık veriyordur, bir an sonra
carter geri çekilerek gözlerinin içine baktığında melanie yutkunur “neyin var
senin-“ “sana
aşığım. kaç yıl geçerse geçsin, ne kadar yaşarsam yaşayayım yanında kalacağım.
senden başka kimsem yok, öleceksem de seninleyken ölürüm. anladın mı?” melanie
gözleri büyüyerek başını sallarken carter güzel diyerek onu tekrar öpüyor,
melanie kısık bir feryatla gözlerini kapatıyorken genç adam onu yatağa yatırıp
üzerine çıktığında inleyerek ona tutunuyordur.. ikisinin
tenlerin birbirine dokunurken yan odadaki melanie ağlayarak duvarın kenarına
çökmüş, gözlerini kapatarak başını arkaya yaslarken bir an sonra içinden bir
şey kayarak nefesini kestiğinde gözlerini kapatır, yine zaman değiştirdiğini
biliyorken gözlerini açtığında eve dönmüş olduğunu görür, yutkunarak etrafına
bakarken yine çıplaktır, giysilerini bile alamadığına göre yine kontrolsüz geçişlerden
birini yaşamıştır, evde kimse var mı bilmiyorken yere tutunarak ayağa kalkar,
hemen yanındaki koltuğun üzerine serili battaniyi alıp omzuna atar, soğuktan
tüyleri diken diken olmuş, sessizce merdivenleri çıkarken eğer uyuyorsa kendini
uyandırmak istemiyordur, yatak odasının aralık kapısını açıp içeri girer ve
yatağın boş olduğunu görürken baş ucundaki saatin üzerinde yanıp sönen tarihe
bakar, luplex’e düştüğü günün gecesinde olduğunu görürken iç çeker, kendi
zamanına dönmüştür, yorgunlukla yatağına otururken nelerin değiştiğini sabah
anlamaya karar verir, o sırada alt katta dış kapı açılıp kapanırken genç kadın
kaşlarını çatar, battaniyeyi omuzlarından alıp kollarının altından etrafına
sararken kapıyı açan her kimse merdivenlerden çıkıyordur, melanie kimin
çıkacağını bilmiyorken sessizce bekliyor, birazdan kapı açılıp carter içeri
girerken genç kadın gözleri büyüyerek ona gülümseyerek üzerindeki ceketi
çıkaran adamı izliyordur, carter ceketini yatağın yanındaki tekli koltuğa atıp
melanie’ye döndüğünde genç kadının buz kestiğini görmüş, kaşlarını çatarak
gidip onun yanına otururken melanie battaniyesine tutunarak yanındaki kanlı
canlı adama bakıyor, uzanarak yüzüne dokunurken carter gülümser “o günden
geliyorsun, değil mi?” melanie
gözleri dolarak gülümser, yapmıştır, başarmıştır, her nasıl olduysa zaman bir
kerecik olsun onun için işlemiş, genç kadının yarasını kapatmışken melanie
başını sallar ve genç adama uzanarak dudaklarını örterken carter da onu
tutuyor, zamanın sonsuz kollarının birinde bir köşe yine ikisinin oluyordur.. carter
ertesi sabah uyandığında melanie’yi yanında bulamamış, diğer melanie’nin de dün
gece giydiği pijamaları duvarın kenarında duruyor, genç kadın ortalarda yokken
genç adam onun gitmiş olduğunu biliyor, kapıyı kaptarak merdivenlere döner, o
sırada delia elinde bir zarfla yukarı çıkıyorken carter’ı gördüğünde kocaman
gülümser “hey!
melanie’den sana mektup var..” carter
kaşlarını çatarken zarfı alır, delia onu bırakıp odasına ilerlerken genç ada
eskimiş kağıdı yırtarak açar, içinden çıkan fotoğrafı gördüğünde kaşlarını
kaldırır, kendini suratını çikolataya bulanmış bir halde görmek bir an genç
adama garip gelirken fotoğrafın arkasını çevirir Ben
de seni seviyorum.. -Melanie.
(17
mart 8004’te çekildi. 12 nisan 3017’de Gudalajara’dan postalandı. Fotoğrafı
bana gösterme..) carter
gülümseyerek tekrar fotoğrafa bakar, sonra kağıdı küçük parçalara ayırarak
elinde buruştururken ensesini ovarak merdivenlerden iner.. ![]() |


