![]()
#13 - Zenobia
SOUNDTRACK / Josh Rouse & Paz Suay – Jon Jon concon. “günaydın
herkese..” latty
karnını tutarak yemek odasına girerken yanındaki conrad genç kadının
iskemlesini çeker, latty teşekkür ederek otururken herkes nasıl olduğunu
soruyordur, latty iyi olduğunu söyleyerek portakal suyuna uzanırken bir anda
karnı kasıldığında elini yumruk yaparak gözlerini kapatır, conrad yine mi
diyerek genç kadının karnını sıvazlıyorken latty derin bir nefes alır,
fincanını çeviren vien latty’nin yüzünü izliyorken genç kadın tekrar
kasıldığında owlar, vien fincanı
bırakıp ayaklanırken conrad kaşlarını çatıyordur, latty masaya tutunarak
kasılmasının geçmesini beklerken vien conrad’ı kaldırarak onun yerine oturur,
latty ona bakıyorken düzenli nefesler alıyordur “geçecek
değil mi?” vien
geçecek diyerek genç kadının sırtını sıvazlarken conrad’a döner “neden yine
mi dedin?” “sabaha
karşı kasılmaları başladı..” “e doğum
başlamış conrad-“ “ne demek
başlamış! daha erken-“ “değil
latty, sakin ol-“ “conrad!” conrad
şokla latty’e bakıyorken latty tekrar kasıldığında bir çığlık atar, birazdan
dudaklarını büzüştürürken yüzünü buruşturur “su.. suyum
geldi..” latty
inleyerek mızırdanırken vien conrad’ı genç kadının başına bırakıp ayağa kalkar,
ikinci küçük prens geliyordur.. “e doğum başlamış conrad-NE BİLEYİM
BEN DOĞUM BAŞLAMIŞ MI BAŞLAMAMIŞ MI!? HAFTALARDIR KASIM KASIM KASILIYORUZ
ZATEN!” conrad
bağıra çağıra koridorlarda dönüyorken herkes toplanıp oreon’a çıkartılmış,
latty bir odaya alınıp doğum için hazırlanıyorken ewan keyifle bir kenarda
oturmuş, abisinin aklını kaçırmasını izliyordur, biana onun bacağına vurarak
kalkar ve conrad’ı kollarından tutarak sakinleştirirken ters giden bir şey
olmadığını söylüyordur, kimse geç kalmamıştır, hem birazdan onu doğuma
çağıracaklardır- conrad
biana’yı bırakıp odanın kapısı açılır açılmaz içeri koşarken biana gülümser,
ewan arkadan aşkın gücü diyorken biana geri dönüp onun yanına oturuyor, prenses
ilk çocuğunu doğuruyorken kral ve kraliçe onu bekliyor, diğerleri işlerinin
başında, gezegenleri döndürüyordur.. “concon..” latty
conrad’a bir bakış atarken genç adam gülerek onun başını öper, genç kadının
kucağındaki bebek jonathan annesinin kokusunda uyuyorken latty ona dokunmaya
kıyamıyordur, biana yatağın diğer tarafında oturmuş, küçük yeğenini izliyorken
latty kocaman gülümseyerek ablasına bakar “anne
oldum..” biana evet
tatlım diyerek onun saçlarını okşarken ewan prensesin saçını çeker “benim
çocuğumu da doğurmuş olabilirdin-“ “kafanı
duvara sürterim ewan..” ewan
conrad’a bakarken abisi kaşını kaldırır, ewan sırıtırken latty gülümseyerek
bebeğini bir kez daha kokluyor, küçük concon mırıldıyorken odanın kapısı
açılır, en önde delora içeri girip hayatının en büyük awwwını patlatırken latty derhal gözleri dolarak arkadaşına elini
uzatıyor, delora koşar adımlarla oraya zıplıyorken favian conrad’ı tebrik
ediyor, sırayla gelenler içeri girdikleri an bebek ve anne manzarasıyla mutlu
olarak gülümüsüyordur.. bebek
ziyareti devam ediyorken eidan hapşurur, herkes çok yaşa diyorken conrad yerinden
kalktığı gibi su kıranı sırtındaki gömleğinden yakalar ve odanın dışına atarken
diğerlerine bakar “bununla
takılıp hasta olan varsa concon-“ “jonathan-“ “oğlum
jonathan’ın yanından ayrılsın..” kıranlar
birbirlerine bakıyorken conrad hepsine kapıyı gösterir, vien gözlerini
devirirken latty saçmalama conrad diyordur, genç adam ben anlamam diyerek
gribal enfeksiyon riski taşıyan kıranları dışarı çıkarırken vien’e döner “kontrol et
hepsini, minnacık bebeğin yanında hapşuranı vururum-“ conrad
kendi de bir anda hapşururken elini ağzına kapatır ve vien’i de çağırarak
dışarı çıkarken vien gülerek onu takip ediyor, kapı arkalarından kapanıyorken
latty gülümseyerek tekrar küçücük bebeğine dönüyordur.. sienna ve
conrad vien’in ofisinde bekliyorken sienna muayene edilmiş, conrad da muayene
sonuçlarını duymak için bekliyordur, hava kıran gülerek konuşur “sen benden
daha hastasın!” “ben
erkeğim-“ “ben
kıranım-“ “benim
genlerim kuvvetli-“ “ben
istersem iyileştirebilirim-“ “yalan.” sienna
yalan değil, ama daha yapamıyorum derken conrad yapınca gel görüşelim diyordur,
ikisi de gülerken vien elinde bir kaç kağıtla içeri girer, conrad kaşlarını
çatarken sienna ben o kadar test mi yaptırdım diyordur, vien başını kaldırırken
hafifçe gülümser, conrad kağıt sayısından çok o gülümsemenin ardından çok da
hoş olmayan şeyler çıkacağını tahmin ediyorken vien genç adama döner “conrad
siennayla biraz yalnız kalabilir miyim?” “kalabilirsin,
ama ölmeyecek değil mi?” “ah hayır,
kötü bir şey yok..” sienna da
rahatlarken conrad pekala diyerek oturduğu yerden kalkar, eğilerek hava kıranı
başından öper, sienna gülümserken conrad dışarı çıktığında genç kadın vien’e
döner “kötü bir
şey değilse nedir vien?” “hamilesin..” sienna’nın
gülümsemesi silinirken kaşları çatılır, vien ona kan testinin sonuçlarını
veriyorken genel taramada hamilelik de kontrol edilmiş, genç kadın kanser
değil, ama hamile olması onu kanser olmasından daha çok şaşırtıyordur, şaşırma
hissi bir an için dağıldığında sienna başını kaldırır “aylardır
kimseyle birlikte değilim ben-“ “aylardır
hamilesin zaten sienna, 4 buçuk aylık hamilesin..” sienna’nın
gözleri büyürken ağzı açılır, vien ne diyeceğini tam olarak kestiremiyorken
sorar “regl
olmaman dikkatini çekmedi mi-“ “benim
reglim hep düzensizdir, bazen aylarca olmam ve ben hep korunuyordum-oh
tanrım..” sienna’nın
bir an bütün kasları boşalırken elindeki kağıt yere düşer, vien kalkıp genç
kadının yanına koşarken sienna gözleri karararak vien’e tutunur, bu kadar şey
bir an genç kadına ağır gelmişken vien sakin olmasını söylüyordur, sienna elini
karnına koyarak gözlerini kapatır..
SOUNDTRACK / David Lanz – A Whiter Shade of Pale sienna bir
süre sonra odasına çıkmış, o sırada vien’e bebeğin babasının kim olduğunu
söylemişken genç kadın sienna’nın aylar önce bir kez beraber olduğu lenald’ın
ismini duyduğunda bir şey söyleyememiştir, adam aylardır ortada yoktur, bir kez
olsun bile sienna’yı aramamıştır, sanki her şeyi mahvetmek için gelmiş, sonra
bir anda ortadan kaybolmuştur, çiçekçi kapanmış, telefon numarası artık
kullanılmıyor, kimse gotham soyadına dair bir kayıt bulamıyorken sienna
oreon’un bile adamı bulamamasıya artık umudunu yitirmiş, gerçi bulmuş olsalar
bile ne yapacağını bilemiyorken belki böylesinin daha iyi olduğunu
düşünüyordur.. bebeğini
tek başına doğurup, tek başına büyütecektir, hem ailesi ve arkadaşları
yanındadır, yalnız değildir genç kadın, her ne kadar karnındaki bebek bir
hatanın meyvesi de olsa yine de onundur, her ne kadar bütün hayalleri tepe
taklak olsa da, o büyük ve mutlu bir aile hayal etse de, yine onun bebeğidir,
onun canıdır, suçsuz, masum bir candır işte.. sienna
yatağında kıvrılmış, elleri karnının üzerindeyken sessizce ağlıyor, birazdan
odanın kapısı açılıp tessa içeri giriyorken sienna onu gördüğünde daha da
ağlayarak gözlerini kapatır, bacaklarını biraz daha kendine çekerken tessa
yatağın etrafından dolaşıp ablasının arkasına uzanır, ona sırtından sarılıp
kendine çekerken sienna küçük hıçkırıklarla ağlıyor, neden diyordur, neden böyle bir şey onun başına
gelmiştir, tessa isyan etmemesini söylüyorken sienna yapacak bir şeyi
olmadığını söyleyerek başını yastığa biraz daha gömerek ağlamaya devam
ediyordur... “sakin ol
flasler.. sakin..” conrad
flasleri ofisine kilitlemiş, normalde kimseye zararı olmayan adamın şimdi
gözleri ateş saçıyorken conrad onu sakinleştirmeye çalışıyordur, ama flasler
sakinleşmek yerine hayatında ilk defa bir adamı öldürmek için böylesine yanıp
tutuşuyordur “her şeyi
mahvetti, pislik herif! sienna böyle bir şeyi yaşamayı haketmiyor conrad.. onun
istekleri, hayalleri bambaşkaydı-“ “ama seni
aldattı. unutma-“ “unutmuyorum,
ama umrumda değil. ben o kadına aşığım conrad.. saçma sapan bir hata yüzünden
ikimiz de acı çektik-hem o herifin ne olduğu bile belli değil, kimbilir ne
biçim bir şeytan-“ “ne yani
sienna’yı kandırdı mı-“ “olamaz
mı!?” conrad
flasler’e bir bakış sunarken flasler elini sallayarak arkadaşının tavrını
savuşturur “sienna’yı
yalnız bırakmayacağım-“ “flasler
düşünmeden hareket ediyorsun-” “bunun
düşünülecek ne tarafı var conrad!? ben o kadar aşığım, seviyorum, onunla olmak istiyorum.. şu an nasıl
parçalandığını ben hepinizden daha iyi biliyorum, güvene ihtiyacı var-“ “sadece
hamile olduğu ve bebeğin babası bir pislik olduğu için gidip bir kadınla
beraber olamazsın-“ flasler
umrunda olmadığını söyleyerek odadan çıkarken conrad iç çekerek açık kalmış
kapıya bakar, sonra aslında bugün ne olduğunu hatırladığında herkesi boşvererek
bebeğini ve latty’i görmek için ortadan kaybolmaya karar verir.. flasler
sienna’nın odasının kapısını tıklatıp içeri girerken genç kadın uyuyordur,
flasler bir an onun en güzel halini izler, sonra kapıyı kapatarak içeri
ilerlerken yatağa oturduğunda sienna alçalan yatakla olduğu yerde kıpırdanır,
gözlerini aralayıp yanında oturan flasleri gördüğünde iç çekerek tekrar gözlerini
kapatır, üzerindeki örtüye biraz daha sarılırken genç adam uzanarak onun
saçlarını okşuyordur, sienna saçlarındaki eli tutarak dudaklarına götürür ve
genç adamın parmaklarının ucunu hafifçe öperken gözlerini açar, flasler ona
bakıyor, onu tekrar sevmek istiyor, korumak istiyor, onun yanında ağlamadığı
günleri geri getirmek istiyorken sienna bir şey söyleyecek olur, ama hemen
sonra dudakları örtülürken genç kadın nefesi kesilerek flaslerin yüzünü
tutuyor, sırtüstü dönerek genç adamı kendine çekiyordur... “özür
dilerim flasler-“ “biliyorum
tatlım.. geçti..” sienna genç
adamın göğsüne kıvrılmış, flasler onun başını öperek güzel sarı saçlarını
okşuyorken sienna aylardır özlediği o parfüm kokusuyla rahatlamış, genç adamın
ruhu bir şekilde onu her zaman sakinleştiriyorken flasler konuşur “bebeğinin
babası ben olmak istiyorum sienna..” genç kadın
bir an kasılarak flaslerin gömleğine tutunurken genç adam başını eğerek onun
bakışlarını yakalamaya çalışıyordur, sienna başını kaldırıp uykudan ve
yaşlardan parlayan gözlerle ona baktığında flasler gülümser, sienna ağlayarak
genç adama uzanırken flasler güzel hava kıranı tutuyor, ikisi sakince
öpüşüyorken sienna ayrıldıklarında genç adama sarılarak gözlerini
kapatıyordur...
SOUNDTRACK / Evanescence – Cloud Nine “Carlita
Peregrym, 78 Savannah yolu, Liberté.. kurşun kanla temas ettikten 1 dakika
sonra hafıza çipin aktive olacak..” kulağındaki telefona tamam diyerek aleti kapatıp cebine atan sarışın uzun
boylu adam belindeki tabancayı çıkarır, şarjörü çıkarıp içine bakarken iz
bırakmayan tek bir moleküler kurşun yarı parlak yeşil bir ışık saçıyordur, genç
adam şarjörü tekrar yerine takıp tabancayı beline sokar, az önce söylenen
adresi düşünerek oraya cisimlenir.. 78
numaradaki peregrym malikanesinin salonu boştur, genç adam sanki kendi eviymiş
gibi etrafa bakarak yürürken sol taraftan önüne çıkan hizmetçi kızla göz göze
geldiğinde kaşlarını çatar, kız bir an tanımadığı adamın parlak mavi gözlerine
bakar, sonra bir şey söylemek için arkasını dönecekken sarışın adam üzerindeki
siyah pardesünün cebinden çıkardığı silindir şeklindeki küçük bir kaptan
incecik bir iğneyi hizmetçi kızın boynuna batırır, genç kızın sesi kesilerek
cansız bedeni yere düşerken genç adam iğneyi yerine koyup küçük kutuyu tekrar
cebine atar, cesedin üzerinden bir adım atarak ilerlerken koridorun sonundaki
odanın ışığı yanıyordur, genç adam kapıyı iterek içeri girerken carlita
peregrym daha önce görmediği bir adamın elini kolunu sallayarak içeri
girmesiyle ayağa kalkar, sarışın adam bakışları bile değişmeden beline uzanır,
tabancayı çıkarıp hızla doğrulutur ve karşısındaki kadının ikinci nefesini
almasına fırsat vermeden silahı ateşler, kurşun usul bir ıslık gibi yuvasından
çıkarak kurbanın alınına saplanırken sarışın adam tabancayı tekrar beline
sokarak saatine bakar, arkasını dönüp odadan çıkarken koridorun ucunda yatan
hizmetçinin başında başka bir tanesi vardır, genç adam bir an onlara bakıp
sonra görünmeden dışarı cisimlenirken kolundaki saatin alarmı ötmeye
başlamıştır, sarışın adam bir an sonra ince bir sızıyla bileğine batan bir şey
hisseder, gözlerini kapatarak kolunu tutarken biraz sonra gözlerini açtığında
etrafına bakar, başını tutarak yoldan bir taksi çevirir, içeri atladığında
cüzdanından kimliğini çıkararak adres okuyucuya sokar, makine kayıdı okurken
mekanik ses taksinin içinde yayılıyordur, Terrence Mohre – 12 Mercer, Liberté araba
hareket ederken genç adamın mavi gözleri liberté sokaklarını izler... Sarışın
adam 12 numaradaki dairesine girdiğinde her şey onun için tanıdık, başka gözler
için yapay, ama Terrence Mohre’nin hafızası için her şey normalken genç adam
ceketini çıkarak televizyonun karşısındaki koltuğa bırakır, sonra belinde
hissettiği sertliğe elini uzatırken boynuna geçirilen başka sert bir şeyle
sendeleyerek koltuğa tutunur, belindeki sertlik çekilip alınmış ve taksiye
binmeden önce hissettiği sızı tekrar koluna girmişken genç adam inleyerek
gözlerini kapatır, az önce belindekini alıp ona saldıran el birazdan genç
adamın omzunu sıkarken sarışın adam gözlerini açar, başını çevirip tam bir saat
önce telefonda konuştuğu ortağının yüzüne bakar “geç bile
kaldın, silahı üzerimde bulunca kaçıp giderdim..verdiğiniz hafıza her kiminse
salağın tekiydi..” “adı
neydi?” sarışın
adam bir an cevap verecek olur, hemen sonra kaşlarını çatarken verilen yapay
hafızanın da izleri silinmiş, ne görev, ne de maskesi olan terrence’ı
hatırlıyorken ortağı başını sallıyordur, boş tabancanın şarjörünü çıkarırken
konuşur “verilen
hafızalara fazla takılma dostum, patron her an kıçımızdaki bombaların pimini
çekebilir..” “bir halt
hatırladığım yok zaten, gidelim.. ev kurabiye kokuyor..” ortağı
gülerek etrafı koklarken sarışın adam onu da tutup cisimlenerek ortadan
kaybolur... iki adam
yüksek tavanlı ve göz alabildiğine uzun bir koridorun ortasında belirirken
sarışın adam hepsi kapalı olan sıra sıra kapılardan birine uzanır, açıp içeri
girerken simsiyah bir odanın ortasındaki çukur alanda, geniş bir masanın
önündeki üç ekranlı bilgisayarda bir adam oturuyordur, odaya girenleri görünce
başını kaldırır ve eliyle yaklaşmalarını işaret ederken sarışın adam ve ortağı
aşağı inerler, bilgisayarlı adamın karşısında dururlarken karşı köşede bekleyen
iki farklı görevli onların yanına geliyordur, bilgisayarın karşısındaki adam
konuşur “ikinizle
de görülecek bir hesabımız var.. götürün..” ortağının
gözleri büyürken sarışın adam sakindir, ikisi de görevlilere karşı koymadan
odadan çıkartılırken bilgisayarlı adam 4 ay öncesinde sözde çiçekçi Lawrance
Gotham’ın öldürülmesi olayından sonra gelişen kural ihlallerini inceliyordur,
Lenald Gotham’ın hafızasına sahip olan sarışın adam, şu andaki ortağıyla açıkça
görevi kötüye kullanmış, şu anda luplex üzerindeki bir kadını çocuğuna hamile
bırakmışken bu konuda bir şey yapılması gerekiyordur, ama öncelikle gerekli ceza
verilecekken beyinsel yaptırımların terbiye edemediği bireyler fiziksel acıyla
yola getirilmelidir, kural budur, böyle olmaya da devam edecekken görüntüleri
tekrar tekrar izleyen adam sessizce arkasına yaslanır..
SOUNDTRACK / Plumb – Send Angels (Life On Pluto) sarışın
adam ne kadar zaman geçtiğini bilmiyor, üzerinde yattığı soğuklukta gözlerini
açarken odadaki parlak ışık gözlerini yakar, genç adam irkilerek tekrar
gözlerini yumarken çıplak olduğunu anlar, elleriyle yerden destek alarak
kalkmaya çalışırken gözlerini kısarak tekrar açmaya çalışır, metal ve boş bir
odada olduğunu görünce ne için buraya getirildiğini hatırlar, başını eğerek
karnındaki ve bacaklarındaki çürüklere bakar, dişlerini sıkarak acısını
unutmaya çalışıyorken etrafına bakar, sağ tarafındaki duvarda iki beyaz daire
vardır, genç adam küçük adımlarla oraya ulaşıp ellerini beyaz dairelere
bastırdığında nerede olduğunu anlaşılmayan bir kapı açılır, görevliler uyandığı
anlaşılan mahkumu alarak kollarını bağlarken onlar için acı dolu çürükler bir
şey ifade etmiyordur, bir kum torbasını taşırmış gibi genç adamı
sürüklüyorlarken sarışın adam kesinlikle tepki vermiyor, gücü yettiğince
yürümeye çalışuyorken nereye götürüldüğünü hatırlayacak kuvveti yoktur,
gözlerini kapatarak sürüklenmeye izin verir.. sarışın
adam ilk girdikleri siyah odanın bir eşine atılır, hemen ardından üzerine bir
iki parça kumaş da fırlatılırken görevlilerden biri üzerini giyinmesini söyler,
genç adam kalkarak soluk mavi bir gömlek ve aynı renkten pantolonu alıp üzerine
geçirirken kumaşlar bile canını yakıyordur, yüzünü buruşturarak giyinmeyi
bitirdiğinde görevliler odadan çıkar, onların kapattığı kapının ardından hemen
karşıda başka bir kapı açılırken sarışın adam o tarafa döner, mavi gözleri
içeri giren siyahli adamı izliyorken bir anda odadaki bütün ışıklar açıldığında
genç adam irkilerek ellerini gözlerine siper eder, göz bebekleri bir anda
küçülmüş, açık mavileri neredeyse buz gibi bir beyaz olmuşken siyahlı adam tam
karşısına gelmiştir, ona dokunmadan bekliyorken sarışın adam ellerini indirerek
konuşur “ne için
cezalandırıldığımı öğrenecek miyim?” “görevini
kötüye kullanmak ve başka bir meslektaşını suça alet etmekten hükümlüsün..” sarışın
adam yaptığını hiçbir şeyi hatırlamıyor, ama merak ettiği bir şey vardır, sorar “görevi
kötüye kullanmama rağmen neden geri döndüm ve başka görevlere gönderildim?” siyahlı
adam hmmlarken ellerini arkasında
birleştirerek yürümeye başlar “bunun
cevabı biraz karmaşık Reynard..” Reynard’ın
mavi gözleri merakla açıklamayı bekliyorken siyahlı adam parlak ışıklara
bakarak konuşur “en
iyilerden birisin, en eskilerden birisin.. buralara gelebilmek için neleri
arkanda bıraktığını hatırlamasan da saygı duyulacak bir sadakate sahipsin.. en
azından şimdiye kadar öyleydi.. aslını istersen bu son olayda da seni ve
ortağını affetmeyi planlıyordum, ama göz ardı edilemeyecek çok önemli bir
problem ortaya çıktı..” siyahlı
adam reynard’a dönerken genç adam sakindir, usul nefesler alıp veriyorken
özellikle sakinleştirildiğinin farkındadır, görev dışında saldırganlık ve
olumsuz davranışların serbest bırakılması yasaktır, belli bir amaca hizmet
etmiyorsa sesini yükseltmek ya da ani hareket etmek Zenobia’nın kurallarına
aykırıdır, itaat etmeyenlerin cezası ağır oluyorken genç adam bir gün içinde
yeterince ceza çektiğini düşünüyor, bu yüzden sesini çıkarmıyorken siyahlı adam
devam eder “zenobia’da
ilk öğretilen kural nedir reynard?” “gizlilik,
efendim..” “doğru..
peki sana birinin bu kuralı fazlasıyla bozduğunu söylesem nasıl bir ceza
önerirsin?” “ölüm,
efendim..” “doğru...” siyahlı
adam başını sallıyorken elini kaldırır, az önce reynard’ın içeri atıldığı kapı
açılırken genç adamın ortağı da aynı şekilde içeri atılarak giysileri suratına
fırlatılır, raynard zorlukla giyinen adamı izliyorken siyahlı adam ellerini
tekrar arkasında bireştirmiş, görevlilere kapıların kapatılmasını söyler,
kapılar kapatılırken en az reynard kadar yaralı adam giyinmiş, zorlukla dayansa
da ayakta duruyordur, siyahlı adam konuşur “Rune..
hızlı, zeki rune.. aşağı gel lütfen..” genç adam
reynard’a bakarak aşağı inerken sarışın adam yutkunur, rune giderek onun
yanında dururken siyahlı adam ikisine döner “ne tip bir
sorun olduğunu ve bunun için ne tür bir çözüm yarattığımızı reynard’a senin
anlatmanı rice ediyorum..” siyahlı
adam eliyle reynard’ı işaret ederken rune arkadaşına döner, kahverengi
bakışlarında büyük bir pişmanlık varken reynard kaşlarını çatar, rune’un bir
şeyler bildiği kesinken sarışın adam hafifçe başını eğer, konuşmasını
istediğini rune’a belli ederken genç adam ağzını açar, ama yorgun sesi
çatlarken başını eğerek öksürür, vücudunun içindeki sarsıntı canını acıtırken
reynard’a tutunur, siyahlı adam sesini çıkarmıyorken rune başını kaldırır “4 ay önce
luplexteki görevin sırasında bir kadını hamile bıraktın, şimdi hem kadının hem
de bebeğin öldürülmesi gerekiyor. öldürme görevi bana verildi, sana da o
görevin bütün hafıza kayıtları verilecek ve öldürme anını izleyeceksin..” lenald
arkadaşına bakıyorken ikisi de yıllardır binlerce ölüm izlemiş, genç adam
hatırlanmayan hamile bir kadının ölümünün şimdi neden bu kadar önemli olduğunu
anlamıyorken bunun gerekli olduğunu biliyordur. Bir zenobia muhafızının emir
verilmedikçe üremesi yasaktır ve böylesine bir itaatsizliğe karşılık bir ceza
olarak bu ölümün izlenmesi kadar basit bir şeyin ona neden hediye edildiğini
anlayamazken reynard siyahlı adama döner “siz nasıl
uygun görürseniz, efendim..” siyahlı
adam hafifçe gülümserken rune acıyla gözlerini kapatır, reynard genç adamın
kolunu sıkmasıyla ona dönerken siyahlı adam konuşur “rune o gün
paylaştığınız ortaklığın anılarını taşıyor reynard, sen de yakın zamanda
kendine ait olanları geri alacaksın. görev başarıyla sonuçlandığında ikinci bir
soruşturmayla gelecekteki konumunuz belirlenecek..” reynard
tabii efendim diyerek başını eğerken rune siyahlı adama bakıyor, dişlerini
sıkarak dik durmaya çalışıyorken siyahlı adam ona döndüğünde genç adam
bakışlarını kesmek zorunda kalarak başını eğer, biraz sonra ikisi de azad
edilirken görevliler içeri girer, iki adamı da alarak getirdikleri gibi götürürken
siyahlı adam ışıkların kapatılmasını söyleyerek girdiği kapından çıkmak üzere
basamakları tırmanır...
SOUNDTRACK / Bond - Lullaby 3 ay sonra… “şunun
güzelliğine bak!” delia bebek
giysileriyle dolu olan mağazada dolaşırken orayı burayı gösteriyorken her şeye
koşuyor, eline alıp ne kadar ufak olduklarını görünce daha da bir gülümsüyorken
önündeki standdan pembe, minnacık bir tulumu alıp askıların başındaki sienna ve
tessanın yanına gider “bak
üzerinde kuşlar var sienna, havanın kızına kuşlu tulum..” sienna ve
tessa awwlayarak tuluma bakıyorken andrea kucağındaki liv’le beraber
yanlarına gelmiş, güzel kızı tuluma uzanıyorken sağ taraflarından delora
elindeki bir askıyla anne-kızın yanına gelir “o sana
olmaz bebeğim bak bu elbiseye..” liv ilgisini
o tarafa çevirirken bebek mavisi etekleri tüllerle kaplı olan minnacık elbiseyi
görünce ona uzanır “ane..” “evet
tatlım çok güzel, bak boncuk..” liv eteğin
uçlarındaki mavi incilerle oynuyorken sienna arkasını dönerek artık iyice
büyümüş karnını tutar ve arkadaşlarına bakarak gülümser “siz
olmasanız ne yapardım bilmiyorum..” kızlar
elbiseleri ve tulumları bırakıp hamileyken daha da bir berrak parlayan hava
kırana her yandan sarılırken sienna gözleri dolarak gülüyor, karnındaki minik
kızı da bir tekme atarak annesine merhaba diyordur.. ben de
tıpkı 3 ay geçmiş gibi döndüm resmen, ısınma turlarıyla devam ediyorum. Önümde
bir sürü plot var, hepsinin heyecanı bir anda beni benden almadan önce azıcık
evrenime alışayım, eğlenelim biraz.. çocuklarımız
doğmuş, ilişkiler bir nebze olsun rayına oturmuş, dram isteyenlere dram yolları
açılmış, taze sevgililer için bahar ayları güzel geçmiş bir halde tekrar döndük
gezegene.. hadi
bakalım *atlar ortalarına* “JADEN VER
ONU!” alexa
jaden’ın arkasından merdivenleri koşarak iniyorken ikisi kapıdan giren torbalı
bayanları aşarak bahçeye koşarlar, tessa kızının arkasından yavaş olmasını
bağırırken alexa olduğu yerde durup annesine döner “günlüğümü
aldı anne-“ “gözleri
o kadar maviydi ki günlük! Sence bir gün lincoln benim sevgilim olur mu-“ “JADEN!” alexa’nın
sesi ağlamaklı çıkıyorken küçük kızın sinirlendiği her halinden bellidir, tessa
elindeki torbaları deloraya verip aşağı inerken jaden hala gülüyor, alexa
ellerini yumruk yapmış, dövecekmiş gibi kuzenine bakıyorken tessa kızını geçip
jaden’ın yanına gelir “jaden,
alexa’nın günlüğünü geri verir misin lütfen-“ “ve gidip
adam gibi özür dile, şimdi.” Tessa
bahçedeki çardaktan o tarafa gelen gabriel ve celine’i gördüğünde onlara bakar,
sesini çıkarmadan tekrar jaden’a dönerken delikanlının gülümsemesi solmuş,
annesinin ve babasının yüzündeki ifadeyi görünce elindeki günlüğü kapatıp
alexaya döner, açık pembe kaplı defteri sahibine verirken mırıldanır “özür
dilerim..” alexa’nın
gözleri hala dolu, defteri aldığı gibi arkasını dönüp koşarak saraya girerken
jaden annesiyle babasına döner “şaka
yapmıştım..” “bir daha
yapmamayı öğrendin.” Jaden
babasının sert tonuyla ona bakarken celine onu geçerek oğlunun önünde eğilir “başkalarının
günlükleri asla onlardan izinsiz alınmaz jaden. Orada yazılanlar özel
şeylerdir, o yüzden saygı duyman gerekirdi-“ “cezalısın-“ “baba!” “gabriel..
lütfen..” gabriel
celine’e bakıyorken tessa genç adamın kolunu tutar, jaden bir umutla yine
annesine dönerken celine oğlunun saçlarını okşayarak konuşur “cezalı
değilsin, ama bir daha böyle bir şey yaparsan o zaman babanın dediği gibi
cezalı olacaksın. Üzgün olduğunu biliyorum, hadi git alexa’nın gönlünü al..” “beni
yanına yaklaştırmaz..” “tatlı
dille yaklaşırsan izin verir, hadi bebeğim..” jaden tamam
diyerek arkasını döner ve o da saraya koştururken celine tekrar doğrulur, tessa
genç kadına gülümserken gabriel jaden’ın arkasından parmağını kaldırmış,
konuşur “çok
yumuşak yastık veriyorsun..” “üçümüz
birden karşı çıkınca yeteri kadar üzüldü gabriel, üstüne bir de ceza vermeye
gerek yok.. aralarında hallederler..” “celine
haklı gabriel, birkaç saate unuturlar bile..” “iş
kocalarınıza gelince de böyle olsanız..” celine ve
tessa bir an düşünür, sonra hiç sanmadıklarını söyleyerek gülerken gabriel
gözlerini devirir..
SOUNDTRACK / David Lanz - Courage
of the Wind Sienna
torbalardan çıkardığı küçük giysileri bebeğinin odasındaki bembeyaz çekmecelere
yerleştiriyorken odanın aralık kapısı tıklatılır, sienna elindeki tulumdan
bakışlarını çekerek kapıya döner ve flasleri gördüğünde gülümser “çok
sevimli şeyler aldık..” genç adam
gülümseyerek çekmecelere ve torbaların içindekileri göz gezdirirken sienna onu
izliyor, bir elinde tulum, diğeri eli karnının üzerinde duruyorken mırıldanır “flasler?” flasler hmmlarken
sienna yere eğilip torbaları karıştıran adamın saçlarına uzanır, hafifçe
okşarken flasler başını ona kaldırmış, yeşil gözleri parlıyorken sienna
gülümser, genç adam doğrularak onunla yüz yüze gelir, sienna genç adamın
dudaklarını izliyorken biraz sonra gözleri kapanarak flaslerin öpüşünü
karşılıyor, genç adam bir eliyle genç kadının belini kavramış, diğeri karnın
üzerindeki eli tutuyorken ikisi birbirlerinin dudaklarına gülümseyerek
öpüşürler.. latty
jonathan’ın minik bacaklarını tutmuş, kaldırarak bezi altından alıyorken
jonathan annesine ellerini çırpıyor, latty ona gülerek ufaklığın poposunu
siliyorken odanın kapısı açılır, conrad içeri girerken concon babasını görmüş,
tükürüklerini bu sefer o yöne doğru savuruyorken conrad oğlunun ellerini
tutarak yemek ister, ama onun yerine öpüp bırakırken latty yeni bezi oynak
poponun altına koyuyordur, sorar “kızlar
döndü mü?” “döndü-
göster oğlum gücünü göster, sık, sık babanın parmağını..” “flasler’e
hala kızgın mısın?” “kimseye
kızgın değilim ben..” conrad
eğilerek oğlunun başını öper, sonra latty’e dönerken genç kadın bezi kapatmış,
oğlunun tulumunu çekerek bacaklarının arasından çıtçıtlarken kaşını kaldırır “sessizlik
cezası veriyorsun yine, bilmiyorum muyum sanıyorsun.. 3 aydır flasler kararını
verdiği andan itibaren mesafeni koydun-“ “gidip
boynuna sarılıp ne kadar romantik bir şey bu flasler! diye ağlasam daha
mı iyi olurdu?” latty
jonathan’ı yattığı yerden kaldırıp kucağına alırken gülümser “tam o ses
tonuyla yaparsan olur..” “sen istersen
yaparım, her şeyi yaparım.. ama flasler olayı iki arkadaşın arasında olan bir
şey.. siennayı da, flasleri de çok severim, ama bir şey olmadığı zaman olmaz..
en iyi ben biliyorum..” conrad
düşünceli, oğlunun iki tutam saçıyla oynuyorken latty uzanarak genç adamın
dudaklarının hemen yanını öper, conrad gözlerini kapatarak gülümserken concon
yumruğunu ağzına sokmaya çalışıyordur, conrad tükürüklü yumuruğu oğlunun
ağzından çekerken bu çocuğun saçları ne zaman doğru düzgün uzayacak diye
soruyordur..
SOUNDTRACK / Chali 2na (feat.
Beenie Man) - International “oreon’a
dönüyoruz geliyor musun eidan?” eidan
colm’a biraz beklemesini söylerken telefonuna saldırmıştır, franconun
numarasını bulup ararken karşı taraftan cevap geldiği anda son nefesini bırakır “annem
geliyor...” “çok
sevindim eidan, ama çalışıyorum..” franco
etrafından gelip geçen polis memurlarına hafifçe gülümseyerek kafasını kaşırken
telefonun karşısındaki eidan susmak bilmiyordur, yok franco annesini tanımıyor
mudur, yok şimdi vien ne yapacaktır, zaten geçen ay çıktıkları yemek de fiyasko
olmuştur, ikisinin arasında kalmak istemiyordur, franco neden anlamıyordur- “sevgilin
mi arıyor yine valdez?” franco
aylardır her eidan lafı duyulduğunda sevgilisiyle konuşuyor olarak biliniyor,
artık karşı da çıkmıyorken yanında gülerek geçen angut heriflerin arkasından
bakar, ensesini ovarak tekrar sevgilisine dikkatini verir “döndüğümde
bir şeyler düşünürüz, beraber gider karşılarız ben yumuşatırım, ama bir isteğim
var..” eidan
neymiş diye sorarken franco arkasını dönerek telefonu ağzına kapatıp konuşur “beni bir
daha buradayken arama.” Eidan yine
mi dalga geçiyorlar diyorken franco gözlerini devirerek telefonu onun suratına
kapatır ve aleti cebine atıp koridorda yürürken elindeki kahveyle ilerleyen
asistanlardan biri genç adama omuz atar, franco gözlerini kapatarak olduğu
yerde dururken derin bir nefes alır, 3 aydır luplex polis departmanındadır, o 3
ayın her günü de aynı şeyleri yaşıyordur, zamanaşımına uğramış dosyalara
bakıyor, ama bir türlü diğerlerinin gıcıklıkları zamanaşımına uğramıyorken genç
adam alışmaya çalışıyordur, şimdi de kurtlara yem olmayı göze alarak ortak
salona girerken masanın üzerindeki gazetelere bakıyor, bir tanesini almak için
o tarafa ilerliyorken önüne geçen bir kolla olduğu yerde durur.. Polis şefi
charly morrison yeni yetmeyi durdurmuş, masada ona ait olan gazetelerden
birini alıp francoya dönerken konuşur “tekrar bir
hatırlatma yapalım çaylak.. sen arkada ofiste çalışıyorsun, biz gerçek polis ve
dedektifler de burada..” franco
rahatsızca boynunu kaşırken kır saçlı adam devam eder “sen ölmüş
adamlar için, bizse onları hayatta tutmak için çalışıyoruz. Sabah gazetesi..”
şef elindeki gazeteyi kaldırır “..sınır dışı. Gündemi takip etmeye ihtiyacın
yok, değil mi?” franco
onaylamıyor, ama karşı da çıkmıyorken öylesine başını sallayarak kahve
makinesinin olduğu yere bakar- “kendi
kahveni kendin al, gözümün önünde dolaşma.. gidebilirsin..” franco
önündeki beyaz saçlı ve huysuz bakışlı adamı izliyorken şef morrison’ın bazen
ciddi olup olmadığını anlamak güç oluyordur, franco bir şey söyleyecekken şef
gazeteden başını kaldırıp ona bakar “hadi.. sen
yokken belki birisi mezarından çıkıp suçu itiraf etmiştir, kaçırma..” franco
kendi kendine gülerek arkasını döner ve salondan çıkıp koridorun sonundaki arka
ofise giderken mesainin bitmesine daha birkaç saat vardır, genç adam iç
çekerek kapıyı iter ver içeri girer.. ![]() |


