arka ofis denilen yer aslında departmanın deposu, tek bir bilgisayar ve raflar dolusu kutular içinde yıllara göre sıralanmış d

#14 – The Collins Clan

 

arka ofis denilen yer aslında departmanın deposu, tek bir bilgisayar ve raflar dolusu kutular içinde yıllara göre sıralanmış dosyalar olan bir hayli büyük bir odadır. Franco diğer kapılardan daha ağır olan kapıyı itip içeri girerken 7 sene öncesinin kutularını barındıran rafların arasında sarışın bir kadın oturmuş, elindeki not defterine notlar alıyorken franco yanına gelip oturduğunda diğer yanına döner, iki kahve bardağından birini genç adama uzatıp kendininkinden de bir yudum alıp geri koyarken franco bardağa bakıyordur, sorar

 

“ne zaman aldın bunu?”

“sen sevgilinle konuşup ortak odada morrison’la hasret giderirken..”

 

franco gülümserken kahveden bir yudum alır, sarışın kadın da gülümseyerek notlarına dönerken franco başını o tarafa eğerek kağıda bakar

 

“kathryn beni kime gönderiyor diyeceğim?”

“bugünlük kimse yok, okumalarımızı yapacağız..”

 

franco yüzünü buruştururken kathryn göz ucuyla onu görmüş, gülümser

“sıkıldın biliyorum-“

“sıkılmadım.. ayak altında olmamak işime geliyor..”

“güzel o zaman, bir süre daha ayak altında olmayacaksın, hatta olmayalım, çünkü bir şey çaldım..”

 

franco sırıtırken 3 ayda bu çaldıkları ilk şey değildir, kathryn kahve bardağının altındaki sarı dosyayı alıp francoya uzatır

 

“geçen hafta terkedilmiş bir depoda bu adamın cesedi bulundu, çalmak için otopsi sonuçlarının çıkmasını bekledim, emin olmam lazımdı..”

 

franco dosyanın içindeki duygusuzca çekilmiş ceset fotoğraflarına bakarken sorar

 

“neyden emin olman lazımdı?”

“şu dosyalardaki adamın bu işte de parmağı olduğundan..”

 

franco diğer dört dosyayı da alırken kathryn açıklamaya devam ediyordur

 

“7, 9,14 ve 22 sene önceki kayıtlar. Kurbanların boyunlarındaki delik aynı, damarlarındaki zehir aynı..”

“katil her sene ölü mü bulunmuş ben mi yanlış okuyorum?”

“öyle..her biri intihar etmiş şekilde bulundu..”

“her biri taklitçi öyleyse..”

“çok iyi taklitçiler..şunu görüyor musun?”

 

franco resimlerden birini kaldırır, kurbanların birinin boynundaki o küçük deliğin fazlasıyla büyütülmüş bir hali önünde dururken delik düz bir yuvarlak değil aksine bir maça sembolüyken kathryn diğer dosyaları da açıp aynı şeyi gösterir

 

“evrende bu tip iğne uçları üreten hiçbir yer yok..”

“sırf birinin boğazına batırmak için bir iğnenin ucunu maça şekline sokmama gerek yok da ondan..”

“senin ya da benim için bir şey ifade etmiyor olabilir, ama bu kadar detay düşünülmüşse, bir taklitçi bile olsa aynı adam ya da örgüt ya da her neyse onun için çalıştığı kesin.. işin kötü yanı katillerin arasında hiçbir bağ yok ve hepsi ailesi ya da akrabası olmayan bekar, orta yaşlı erkek ya da kadınlar..”

 

franco kafasını çalıştırıyorken kendi kendine mırıldanır

 

“birileri onların akıllarını kontrol ediyor, cinayetleri işletiyor olabilir..”

“ya da onların formunu alarak önce onları sonra da kurbanları öldürüyor olabilir..”

 

franco o da olabilir diyorken kathryn dosyaları bırakarak saçlarını toplar, bileğindeki tokayla tuttururken konuşur

 

“elle tutulur bir şeyle gitmeliyim franco.. gitmeliyiz.. burada kaldığın sürece itilip kakılmamak istiyorsan bir şeyler başarmış olmalısın..”

 

franco işte ondan hiç umudum yok diyorken kathryn güler, genç adam çalınan dosyayı tekrar eline alıp isimleri ve yerleri okuyorken kurbanın adını birkaç kere kendine tekrarlar

 

“lawrance gotham.. lawrance gotham...”

“çiçekçi..”

“çiçekçi lawrance gotha-aman tanrım..”

 

kathryn franconun ayağa fırlamasıyla başını ona kaldırırken sorar

 

“tanıyor musun?”

“düğünün çiçekçisi.. oğlu yüzünden sienna ve flasler-her neyse.. tanıyor sayılırım, evet...”

 

franco dosyayı tekrar kapıp akraba ya da ailesinden herhangi birinin numarasını ararken lawrance gotham’ın bekar olduğunu görür ve kaşlarını çatarak sorar

 

“eğer çocuğun senin soyadına kayıtlıysa evren kayıtlarında aile fertlerinden birisi olarak görünmeli, değil mi?”

“doğru..”

“lawrance’ın bir oğlu vardı..”

“emin misin? Adamın aile üyelerinden hiçbiri yaşamıyor, bir oğlu olduğunu da sanmıyorum..”

“ama vardı.. gördüm..”

“yalan söylemiş olmalı..”

 

franco hayır diyorken kathryn de ayağa kalkmış, dosyayı alarak tekrar bakarken franco ensesini ovuyor, kafası son hızda çalışıyorken kathryn kolunu tuttuğunda tekrar dosyaya döner

 

“doku taraması adamın en az 8 ay önce öldüğünü gösteriyor..”

 

franco bir anda çılgınca parçaları kafasında birleştirmiş, saçma sapan bir sonuca varmışken sinirle güler, kathryn de aynı şeyi düşünmüş, ama o gülmek yerine dosyayı kapattığı gibi defterini kapıyorken francoya döner

 

“bu sözde gotham’ın nerede olduğu belli mi?”

“8 aydır değil..”

 

kathryn büyük bir zevkle gülümserken franco ellerini kaldırır

 

“hadi kathryn, bu kadar büyük bir tesadüf olamaz-“

“her şey tesadüf olabilir franco, seni sorgulamam gerek-“

“ne!?”

“başka kim bu adamı tanıyor, adı ne, en son ne zaman gördün-“

“kathryn ciddiyim-“

“asıl ben ciddiyim, otur..”

 

kathryn yeri gösterirken franco korkarak oturur, genç kadın yere eğilip çantasından kayıt cihazını çıkarır, hafıza durumunu kontrol ettikten sonra düğmeye basar ve gülümseyerek franconun karşısına oturup sorar

 

“evet bay valdez, lütfen tam adınızı ve evren kimlik numaranızı belirtin..”

 

franco eliyle alnını sıvazlıyorken kathryn başını salladığında gotham davasında ilk sorgulama başlar...

 

 

“yok! Yok- lenald gotham diye bir adam yok!”

 

kathryn elindeki kağıtları atıp sevinçten zıplamak istiyorken franco sessiz, rafların arasında oturmaya devam ediyordur, genç kadın onun yüzünü gördüğünde omuzları düşerek sakinleşir, saçlarını kulaklarının arkasına atarak eski kathryn olurken franco ona döner

 

“bir şey demedim, cidden.. bu büyük bir şey..”

 

kathryn önemli değil diyorken franco ayağa kalkıyordur

 

“hey.. hadi, katili yakalamış bile sayılırsın-“

“önemli değil franco, gerçekten.. az önceki de ben değildim, neden bir anda o kadar kendimi kaybettim bilmiyorum-“

“sadece sevindin, yanlış bir şey yok..”

 

kathryn başını sallarken yere oturup yine dosyalarına dönmüş, sessizce notlarını alıyorken franco yine onun yanına çöker

 

“3 aydır hiç öyle güldüğünü görmemiştim..”

“mest olmuş bir humgrop gibi görünüyorumdur eminim..”

 

genç adam gülerek hiç humgrop görmediğini söyler, kathryn şimdi görmüş kadar olduğunu söylüyorken franco omzuyla genç kadının omzunu hafifçe iter

 

“kendine haksızlık etme..”

“etmiyorum, aksine kendimi koruyorum.. daha önce ne zaman bir şeyin üzerine atlasam elimde patladı..”

“bu pek patlayacakmış gibi durmuyor..”

 

kathryn francoya dönerken mavi gözleri hafifçe kısılmıştır, sorar

 

“aradığımız adamın o olduğuna inanıyor musun cidden?”

“inanç kanıt değil belki ama, evet.. inanıyorum..”

“böyle bir şeyin arkadaşını üzmesinden korkmuyor musun?”

“insanlar ölüyor kathryn, sienna hayatta ve oldukça mutlu..”

 

genç kadın başını sallarken franco derin bir nefes alarak başını arkaya yaslar, kolundaki saate bakıp normalde çoktan çıkmış olacağını fark ederken kathryn gülümser

 

“fazla mesai yaptın..”

“ifade verdim, kolay değil-“

 

franco cebindeki telefonun titremesiyle irkilir ve cebinden telefonu çıkarıp arayana baktığında gözlerini devirir, kathryn sevgilin mi diye soruyorken genç adam gülerek telefona cevap verir

 

“yine ne var eidan?..bu akşam? Nasıl bu akşam-anladım geliyor dedin ama.. tamam-tamam sakin ol.. dostum o senin annen..”

 

franco karşıdan gelen tepkiyle yüzünü buruştururken kathryn kaşlarını kaldırarak olanlara tanık oluyordur. franco telefonu kulağından biraz uzaklaştırarak sorar

 

“kaçta?..anladım, tamam sorun değil.. eidan’ın oreon’da işleri vardı derim-peki demem, öldü derim.. ne diyeyim!?..taksiyle gideceğim-ne demek olmaz!? Arabamı almadım!?..unut eidan-taksinin nesi var-tamam!

 

kathryn büyük bir keyifle francoyu dinliyorken genç adam konuşmayı bırakmış sadece dinliyordur, arada kathryne bakıp kaş göz hareketleri yapıyorken karşıdaki talimatlar bittiğinde tekrar konuşmaya döner

 

“anladım.. hayır not almadım-anladım dedim. Sen diğerlerine haber ver, herkesin bünyesi benim kadar sağlam değildir...merak etme dostum, her şey çok güzel olacak.. ben sana ne zaman yalan söyledim?..her neyse eidan, ikimizden biri kalp spazmı geçirmeden kapatalım.. en geç iki saat sonra saraydayız, ona göre psikolojini mi hazırlıyorsun, her ne yapıyorsan yap..olur, ben de seni..”

 

kathryn gülümserken franco sırıtarak telefonu kapatır, genç kadın kağıtları topluyorken sorar

 

“nedir problem?”

sevgilimin annesi geliyor, nişanlısıyla annesi arasında da soğuk savaş var... ona destek cephe açıyorum..”

“arabaya ihtiyacın varsa ben yardım edebilirim..”

 

franco gerek yok diyerek teşekkür ediyorken kathryn elindeki dosyalarla doğruluyordur, kaşlarını kaldırarak mırıldanır

 

“bana pek gerek yokmuş gibi gelmedi..”

“seni de işin içine bulaştırmak istemem..”

“bu kadar şeyden sonra asıl ben seni yanında silahlı biri olmadan göndermek istemem..”

 

franco içtenlikle gülerken kathryn dosyaları bırakıp anahtarlarını alır, bilgisayarın önündeki iskemleden de ceketini alırken başıyla kapıyı işaret eder

 

“hadi gidelim, katili başka zaman yakalarız..”

 

franco şaşkınlıktan öldüğünü söylüyorken genç kadına yol verir, kathryn gülerek dışarı çıkarken arka ofisin kapısı arkalarından kapanıyordur..

 

  

SOUNDTRACK / Dean Martin – Good Mornin’ Life

 

 

“nerede kaldın!?”

 

franco karşılama salonunda üzerine atlayan eidan’la sendelerken eidan genç adamın kollarını bırakıp yanındaki kathryn’e döner

 

“nasıl gidiyor kathryn?”

“çok iyi eidan, sen nasılsın?”

“idare ediyorum..”

“hani gelmeyecektin sen?”

 

eidan yine francoya dönerek konuşur

 

“annemin bana bir süprizi varmış, uçaktan aradı. Sürpriz varsa gelmek zorundayım, franco seni alacak işim var deseydim 10 – 0 yenik başlardım, şimdi 9,5 yeniğim..”

“sesi nasıldı?”

“mutlu. Çok mutlu.”

 

Franco hmmlarken eidan arkasını dönüp iniş saatlerini kontrol eder, kathryn de onlarla beraber bakınıyorken eidan yine franconun koluna bir tane geçirir

 

“inmiş, gelmiş, yürü gelmiş-“

“vien nerede?”

“ha bir de vien’i getirseydim! o artçıl şokları yaşasın, hadi yürüyün..”

 

üçü birlikte kapının hemen önünde sıralanırken kathryn bu kadar telaştan sonra korkunç bir iblis göreceğini tahmin ediyor, ama eidan gibi oğlu olan bir annenin ne kadar korkunç olabileceğini kestiremiyorken kapılar açılır, ilk birkaç kişi çıktıktan sonra eidan gördüğü şeyle franconun koluna tutunmuş, kathryn birilerinin geldiğini öyle anlamışken büyük bir grup insan aralarında konuşarak geliyordur

 

“bütün aileyi getirmiş-franco herkesi getirmiş.. anne ne yaptın...”

 

eidan bir yandan söyleniyor, bir yandan etrafına bakınan annesine el sallıyorken büyük grup hep beraber o tarafa döner, öndeki kısa boylu kadın pırıl pırıl gülümsemesiyle oğluna kollarını açarak geliyorken eidan da gülümsüyor, norah collins oğluna kavuştuğunda sımsıkı sarıyorken eidan onun omzunun arkasından arkada duran kardeşler sürüsüne bakıyor, hepsi ellerini kaldırarak suçsuz olduklarını söylüyorken annesi eidan’ı bırakıp francoya dönüyordur

 

“franco, gel buraya..”

 

franco da ikinci annesine sarılırken norah genç adamı şöyle bir yoklar

 

“bu ne hal, bir deri bir kemik kalmışsın sen.. yemek vermiyorlar mı sana?”

“sana öyle gelmiştir norah, turp gibiyim inan..”

“ben anlarım, zayıfsın sen-ah bu güzel bayanla tanışmamıştık..”

 

franco derhal kathryn’e dönerken genç kadın gülümseyerek kalabalığı izliyordur, eidan kardeşlerinin arasına karışmış, hepsi büyük bir başarıyla sadece dudakları oynayarak anlaşıyorlarken franco norah’yı göstererek konuşur

 

“kathryn, bu norah collins..annemiz. norah, bu kathryn lonvell, iş arkadaşım.. hatta patronum..”

 

norah son kelimedeki vurguyla franconun beni utandırma uyarısını almış, ama aldırıp aldırmayacağı kesinlikle bilinmiyorken gülümseyerek genç kadın döner

 

“çok memnun oldum kathryn, franco nasıl, iyi çalışıyor mu? Üzmüyordur seni umarım-franco kathryn’i üzmüyorsun, değil mi?”

 

franco sadece gülümserken kathryn elleri norah’nın ellerinde, elinde olmadan gülümseyerek olanları izliyordur...

 

 

collins ailesi iki arabayla bu işin olmayacağını biliyor, havaalanından çıkmadan önce iki araba daha kiralamış, bavullar norah’nın önderliğinde dağıtılmış, herkesin tek parça olduğu da kontrol edildikten sonra yola devam ediliyorken eidan saraya gitmek için yola çıkmıştır, süprizin ne olduğu hala açık açık söylenmemişken eidan arka koltukta oturan en büyük kız kardeşi sarah’ya bakar, kardeşi gibi mavi gözleri olan kumral genç kadın kaşlarını kaldırarak başıyla annesini işaret ederken eidan yoldan gözlerini ayırmadan sorar

 

“anne?”

“efendim tatlım-saçların uzamış eidan senin..”

 

norah oğlunun saçlarına uzanıp düzeltirken eidan rahatsız olmamaya çalışıyordur, konuşur

 

“süprizim var demiştin..”

“ah doğru!”

 

norah eidanın saçlarını yapıştırıp bırakır ve çantasına dönerken eidan hızlı bir hareketle tekrar yapışan sarı tutamları dağıtır, norah önce ince çerçeveli gözlükleri çıkarıp takar, sonra telefonunu çıkararak bir şeylere bakarken aradığını bulunca aleti eidan’a uzatır

 

“önce buraya uğrayalım, diğerleri nereye gideceklerini biliyor-GPS’in var mıydı senin, hemen ona yazalım anlatsın yolu, yorgunum ben konuşmak istemiyorum.. nereden açılıyor bu alet?”

 

eidan GPS’inin yalvarışlarını adeta duyabiliyorken norah her türlü düğmeye basıyor, eidan kesinlikle elini uzatmayı reddediyorken sarah ortalarından eğilip annesine oraya buraya basmasını söylüyordur, eidan gözünü tekrar yola dikerken yutkunur...

 

 

eidan kocaman bir köşkün bahçe kapısının önüne gelirken franco ve diğerleri çoktan oraya varmış, kimse içeri girmiyorken birazdan norah çantasından bir kumanda çıkardığında kimsenin giremediği ortaya çıkar, ağır kapılar iki yana açılırken öndeki arabalar içeri süzülüyor, eidan hareket bile etmiyorken norah gülümseyerek oğluna döner

 

“yürüsene oğlum..”

 

eidan ardına kadar açık kapılardan görünen büyük bahçe ve iki katlı köşke bakıyorken bir şeyler homurdanır, sarah kardeşinin başını hafifçe okşarken konuşur

 

“ben kullanayım mı-“

“anne bu ne?”

 

norah eidan’ın baktığı yöne döner, yeni aldığı evini ve daha ilk görüşte aşık olduğu bahçesini görüp tekrar oğluna bakar

 

“yeni collins malikanesi oğlum, hoşuna gitti mi?”

“anne bu ne?”

“takıldı..”

 

norah arkadaki kızına bakar, sonra eidan’ın uzamış saçlarını okşayarak en küçük oğluna dönerken sesi yumuşacıktır

 

“senden biraz daha uzak kalmaya dayanamadım minik bebeğim, o yüzden luplexe taşınmaya karar verdim.. hem jupiterdeki evimiz gereksiz büyüktü..”

“anne-“

“bir daha bu ne diye sorarsan arabadan indirip pataklarım eidan, kullan arabayı..”

 

eidan o anda kendine gelirken norah önüne dönmüş, eliyle yolu işaret ederken eidan gaza basar, sarah dikiz aynasından kardeşiyle göz göze gelirken masumca gülümser, eidan dişlerini gıcırdatarak yola devam ederken öndeki üç araba boşalıyor, millet eve ve bahçeye bakarak yorumlar yapıyorken norah elindeki kumandada bir düğmeye daha dokunduğunda bahçenin ışıkları açılır, herkes irkilirken norah çocuklarını izleyerek gülümser..

 

 

bir süre sonra eidan franco ve kathryn’i annesine yem olarak bırakmış, bütün kardeşlerini bilmem kaç tane olan odaların birine sokmuş, herkes elini kolunu nereye koyacağını bilemeden içeri doluşmuşken eidan son bir kez etrafına bakıp kapıyı kapatıyordur, arkasını döndüğü anda bütün kafalardan bir ses çıkarken herkes onların da haberi olmadığını söylüyor, annelerinin ne kadar çılgın bir kadın olduğundan dem vuruyor, hem zaten evlenince her şeyin düzeleceğinden falan bahsediyorlarken sarah’da ses çıkmıyordur, eidan’ın bakışları da o tarafa dönerken odadaki diğer iki kardeş kevin ve julia da başlarını ablalarına çevirmişlerdir, sarah hafifçe yanağını kaşırken mırıldanır

 

“benim de haberim yoktu?”

 

üç küçük kardeşten de ya, tabiiler duyuluyorken sarah gözlerini devirir ve ellerini kaldırarak onları susturur

 

“tamam, sakin.. böyle yaptıkça annemi daha da alevlendireceksiniz. İnadınıza daha çok şey yapacak, saray da bir odayı kendine almadığına şükret eidan..”

“onu da yapar, neden geçen ay dışarda buluştuk sanıyorsun-“

“içerde buluşsaydınız daha az rezalet olurdu belki-“

“kevin!”

“ne!?”

 

kumral genç adam collinslere has masmavi gözlerini açarak julia’ya bakarken eidan abisinin ensesine bir tane patlatır, ama o vuran el itinayla alınıp ters çevrilerek sırtına yapıştırılırken eidan yüzünü buruşturuyordur

 

“gay değil misin sen-“

“hala abinim, bütün kemiklerini kırarım-“

“çocuklar-“

“o başlattı!”

“eidan! Kevin! Yeter!”

 

kevin eidan’ın kolunu bırakırken sarışın küçük kız kardeş julia eidan’ın başını ittiriyordur, sarah üçünün de dikkatini kendine çevirip konuşur

 

“şaşkınlık, şok ve öfkeyi şu odada bırakıp öyle çıkıyoruz.. eidan..”

 

eidan ablasına ne var bakışıyla dönerken sarah’nın sesi yumuşamıştır

 

“annem vien’i seviyor, gerçekten..”

tabii..”

“ciddiyim..sevmemiş olsa buralara kadar gelir miydi? Annemi bazen markete götürmek için bile evden çıkaramıyorum delirdin mi sen? Sırf oğlunun nişanlısıyla bir yemek yemek için jupiterden luplex’e kadar geldi ki evren geçişlerinden nefret eder..o akşam biraz huysuzdur sadece, vien’le alakası bile yok..”

“sarah haklı eidan..”

 

kardeşler bu sefer diğer collins kızına dönerken julia bütün sevimliliğiyle gülümseyerek abisinin koluna girer

 

“hem annem seni çok özlüyor-“

“bizi yüz yıl aramasan da umrumuzda olmaz biliyorsun..”

kevin.”

 

kevin ellerini kaldırarak yine suçlu olurken julia uzanıp onu da yanına çeker, iki abi küçük kardeşlerini iki yandan sıkıştırırken julia gözlerini deviriyor, sarah gülümseyerek aferin diyorken annelerinin sesinin gittikçe yaklaştığını farkederler, biraz sonra kapı sorgu sual beklemeden açılıp norah içeri dalar, yanındaki kathryn de gülümseyerek içerdeki dört kardeşe bakarken arkadaki franco onlara el sallıyor, mümkünse gelip kurtarılmayı dileyen bakışları collins kardeşlerden olumlu cevap alıyorken norah bu odada bir şey yokmuş diyerek herkesi daha enteresan bölümlere götürmek üzere dışarı çıkarıyordur..

 

 

“saraydan bizi beklemiyorlardı değil mi eidan?”

 

eidan yeni mutfaklarında oturtulmuş, önüne bir bardak da şarap konulmuşken franco vien’le telefondadır, kapatıp norah’nın sorusunu o yanıtlar

 

“artık beklemiyorlar..”

“güzel..ben onları ağırlamak istiyorum.. onlar kız evi sayılırlar, oğlumu yeteri kadar misafir ettiler-“

“buraya mı taşınıyorum!?”

 

kevin arabadan getirdiği torbaları yere koyarken gözlerini yumar, sarah çenesini kaşıyor, julia sessizce şarabını yudumluyorken norah’nın gözleri parlıyordur

 

“evlenene kadar evet.”

“bana neden sorulmuyor?”

“annenin yanında kalmaktansa o insanlarla mı yaşamayı tercih edersin? Yeteri kadar izin vermedim mi? Yeteri kadar özgür olmadın mı? Şurada ne kadarlık ömrüm kalmış zaten-”

“anne-“

“anne falan yok sarah, oğlum benim yanıma gelmiyor, onu sineye çekip ben kalkıp geliyorum, ama hala beni istemediğini söylüyor..”

 

franco kathryn’e de bir kadeh şarap koyarken yüzünü buruşturur, eidan yine şah mat olmuş, yine duygu sömürüsü yüzünden bir savaşı kaybetmiş, başını iki yana sallar

 

“öyle bir şey demedim anne-”

annecim. Tabii annecim, benim için buralara kadar gelmişsin, bu güzel evi almışsın, gelinini ve yakınlarını yemeğe çağıracaksın, ne fedakarlıklar yaptın benim için, canım annem! diyeceğine, bana neden sorulmuyor!?

 

norah söylene söylene kevin’ın bir bir içeri taşıdığı torbaları açıyor, yemekler, meyveler ve tatlılar tezgaha konuluyorken julia torbaların içine bakınıyordur, eidan kadehini kafasına dikerken sarah kardeşinin bacağını çimdikler, eidan elini sallayarak onu savuştururken franco gülümseyerek kathryn’e kadehini veriyordur...

 

 

eidan sonunda vien’le konuşabilmiş, süprizi ve yarın akşamki yemek davetini de söylemişken vien her şeyi oldukça sakin karşılamış, ama eidan telefonda oldukları için asıl telaşı göremiyordur. kolay değildir, önce anne engeli aşılacak, sonra 3 ayrı collinsle tanışılacaktır, bir de bunu norah’nın kendi karargahında başaracakken vien’in stresini sorgulamaya gerek yoktur.

 

Eidan iyi geceler dileyerek telefonu kapatır, üst katta kendine verilmiş yatak odasına girerken sarah yatağa elindeki çarşafı seriyordur, eidan’ı görünce şöyle bir o tarafa bakar, tekrar çarşafa dönerken gülümseyerek konuşur

 

“hadi asma suratını, o kadar da kötü değil..”

“doğduğundan beri annemle yaşayan sen değilsin..”

“hepiniz bir yere dağıldıktan sonra jupiter’de kalan benim, haksızlık edersen tokadı basarım-tut şunun ucundan..”

 

eidan gidip çarşafın ucundan tutarken sarah onun yüzüne bakıyordur, iç çekerek çarşafı bırakıp eidan’ı da elinden tutup yatağa oturtur, küçük kardeşinin saçlarını okşarken konuşur

 

“şımarıklık yapmak için biraz yaşlanmadık mı?”

“şımarıklık değil sarah.. annemin nasıl baskıcı olduğunu biliyorsun..”

“annem eskisi kadar baskıcı olsaydı o gün francoyu da alıp buralara gelmene izin verir miydi eidan?”

 

eidan omzunu silkerken sarah onun kulağını çeker, eidan başını ablasının omzuna yaslarken mırıldanır

 

“ben hiç kendi başıma olmamıştım, bir senedir kendime koskocaman bir hayat yarattım, güçlerimle bir şeyleri değiştirebileceğime inandım..”

“hala aynı şeyleri yapabilirsin ve seni çok özledik biz salak..”

“sensin salak, ben de sizi özledim..”

“o zaman mızmızlanmayı kes.. tamam belki sarayından alacağız seni ama-“

“saray umrumda değil, vien’i üzmesin yeter..”

 

sarah kardeşinin başını tutarken gülümser

 

“aşık mı oldun sen?”

“evleniyorum, aklın geç mi çalışıyor?”

 

sarah elinin altındaki kafaya vururken eidan owwlar, sarah aldırmadan saçları okşamaya devam ederken mırıldanır

 

“vien’e bir şey olmaz merak etme, biz varız..”

“ya siz de sevmezseniz?”

“senden daha beter olmayacağı kesin..”

“benden bir milyon kat daha iyi biridir vien..”

“o zaman senin yerine onu kardeşimiz yaparız, sen damat olursun..”

“olur..”

oluur.. salak.”

 

sarah eidan’ın kafasını öpüp koca bebeği iter, kaldırıp çarşafı ona yaptırırken kendisi yastık kılıflarını alıp bir köşedeki yastıklara ilerler..

 

  

SOUNDTRACK / Carrie Underwood – Ever Ever After

 

 

“geldiğiniz için minnettarım biana..”

 

vien aynadan arkasındaki bianaya bakarken kraliçe gülümser

 

“bizim kızımız sayılıyorsun..”

 

vien de gülümserken hafifçe allığı sürer, fırçayı bırakıp ayağa kalkarken dizlerine kadar uzanan kahverengi elbisesinin eteklerini düzeltir, v yakasının dekoltesini de biraz kapatırken siyah saçları dalga dalga omuzlarından dökülüyor, bal rengi gözleri pırıl pırılken genç kadın gülümser, biana gardroptan bir şal seçmiş, genç kadının kollarına bırakırken vien teşekkür eder, ikisi de çantalarını alarak odadan çıkarken ewan merdivenlerin başına kadar çıkmış, nerede kaldıklarını soracakken ikisini görünce gülümser ve önce bayanlara yol verip sonra onları takip ederek aşağı iner...

 

 

norah ocağın üzerindeki tenceleri teker teker kontrol ederken bir köşedeki dört servis görevlisi ev sahibesinin onayını bekliyordur, norah boynundaki incileri tutarak şarap şişelerinin etiketlerine de bakarken kevin mutfağa girer, annesini ve dört askerini görünce gözlerini devirir

 

“üç kişi geliyorlar, bütün sarayı beslemeyeceğiz anne..”

“kral ve kraliçe geliyor kevin.. onların yanında da böyle patavatsız olursan hediyeni alamazsın..”

 

kevin kaşlarını çatarken norah her şeyin çok güzel olduğunu söyler ve konuklar geldikten 15 dakika sonra içki servisinin başlamasını isterken kevin annesinin yanına yaklaşır

 

“ne hediyesi, bana da mı ev aldın?”

“alsam gelip kalacak mısın?”

 

kevin buna cevap vermezken annesinin tuzağına düşmemeyi çoktan öğrenmiş, sadece gözlerini kısarken hemen ardından kapının zili duyulur, norah gülümserken konuşur

 

“hediyen geldi..”

 

kevin hmmlayarak mutfaktan çıkar, kapıya ilerlerken gömleğinin yakasını düzeltiyordur, ensesini düzeltmek için başını eğerken kapıyı açar, başını tekrar kaldırdığında karşısında ona gülümseyen kumral ve mavi gözlü bir adam gördüğünde gözleri büyür, birazdan o adam ona eğilip dudaklarını örttüğünde kevin sevgilisi luke’un ensesini tutarak kendine çeker, onu da dışarı ittirip kapıyı arkalarından çekerken norah kendi kendine gülümseyerek üst kata çıkar..

 

 

“luke-hey dostum, nasılsın?”

 

eidan keyifle genç adama sarılıyorken luke damadın sırtını sıvazlar

 

“çok iyiyim, seni de gördüğüme göre artık cennete gidebilirim..”

 

eidan gözlerini devirirken norah merdivenlerden iniyor, luke’u gördüğünde kollarını açar, genç adam mavi gözleri kısılarak gülümserken norah’ya sarılır

 

“beni de davet ettiğin sağol norah, ev muhteşem..”

 

norah luke’un beline sarılmış, teşekkür ederken sarah küpesini takarak salona giriyor, luke’u gördüğünde şaşkınlıkla gülerken genç adam ona el sallıyordur, ikisi hafifçe öpüşürken julia ellerini saçlarına sokmuş, kahrolası bir dişli tokadan kurtulmaya çalışıyordur, salona girip yardım isteyecekken luke’u gördüğünde çığlığı basar, norah kızının gazabından korunmak için luke’tan uzaklaşırken julia koşturarak genç adama sarılmış, ikisi kendi etraflarında dönüyorken genç kadının kafasından sallanan toka yere düşer, julia bir de ona sevinirken kapının zilinin tekrar çalmasıyla asıl konukların geldiği anlaşılmış, kevin yerdeki tokayıp alıp kendine çeki düzen verirken julia saçlarını düzeltir, sarah ve annesi birbirlerini düzeltirken eidan derin bir nefes alarak annesinin arkasından kapıya ilerler...

 

 

kapı açılıp kral ve kraliçenin yanında vien görünürken arkadaki üç güvenlik görevlisi biraz daha uzakta duruyordur, norah konuklarına gülümseyerek içeri davet ederken ewan güvenlik görevlilerine başını sallar, adamlar üçü de içeri girene kadar bekler, sonra ikinci görev yerlerine geçerlerken norah köşkün kapısını kapatarak konuklarına döner

 

“senor.. miss..”

 

julia oradan majesteleri diye fısıldarken norah kaşlarını çatarak kızına döner, o sırada biana gülümseyerek araya girer

 

“biana ve ewan lütfen, artık aile olacağız norah..”

“gelmenize çok memnun oldum, vien.. nasılsın tatlım?”

 

vien çok iyi olduğunu söyleyerek norah’ya hafifçe sarılırken eidan arkadan tırnaklarını kemiriyordur, ewan su kırana şöyle bir bakıp göz kırparken eidan hafifçe gülümser, norah konuklarını salona davet ediyorken mutfak kapısında gördüğü servis görevlilerine eliyle 15 dakikanın başladığını işaret ederken görevli genç kız başını sallayarak içeri girer, herkes salona girerken norah ellerini birleştirerek gülümser..

 

 

“kevin, memnun oldum senor..”

“ben de öyle kevin, ewan lütfen..”

 

kevin gülümserken ewan genç adamın yanında bianayla tanışan sarah’ya döner

 

“miss collins..”

“sarah lütfen, memnun oldum ewan.. gezegeniniz gerçekten muhteşem, evrende sayılı mutlu gezegenlerden birini yönetiyorsunuz, tebrik ederim..”

 

kral ve kraliçe teşekkür ederken norah içki servisini başlatmıştır, biana ve ewan içkilerini aldıktan sonra anneyle ilgilenirken collins kardeşlerin dikkati gelinlerine dönmüştür, vien ve eidan’ın etrafı sarılmışken julia en önden ortamı ısıtıyordur, sorar

 

“eidan çok iyi bir doktor olduğunu söyledi vien, oreon’da mutlu musun?”

 

vien eidan’dan kadehini alırken gülümseyerek julia’ya döner

 

“çok mutluyum julia.. oreon benim aklımda her zaman mesleğimin zirvesi olarak vardı, şimdi oradayım..”

“julia’da sürekli merkez masa hayalleri kurar, orada iç mimara ne ihtiyaçları var diye merak etsem de..”

 

julia kevin’ın koluna vururken genç adam gülüyordur, vien sorar

 

“sen bir avukat olarak hiç merkez masaya girme hayali kurmadın mı kevin?”

 

kevin şampanyasından bir yudum alırken yanındaki luke’un belini kavramış, başını iki yana sallar

 

“luke’la satürn’de gayet mutluyuz biz.. haftada 5-6 çift boşayarak, çocukları ebeveynler arasında paylaştırarak hayatımı yaşıyorum.. luke da yemekleri yapıyor..”

“dostum bize o ünlü lazanyandan yapmadan bırakmam..”

 

luke gülerek eidan’a söz verirken vien genç adama ne iş yaptığını sorar, luke aldığı yudumun tadına vardıktan sonra cevaplar

 

“aşçıyım.. daha çok hamur işleri ve pastlarla uğraşıyorum, ama lazanyam da çok güzeldir..”

 

vien kesinlikle tadmak istediğini söylerken sarah onları izliyordur, ilk defa konuşurken bütün kafalar o tarafa döner

 

“düğün pastanız için bir yerle anlaştınız mı?”

 

vien eidan’a bakarken ikisi de gülümser, daha karar verilmemişken sarah eliyle luke’u işaret eder

 

“yaparsın değil mi luke?”

“tabii.. düğün hediyem olsun..”

 

vien pırıl pırıl gülümseyerek teşekkür ederken, sarah’ya da teşekkür eder, iki genç kadın gülümserken eidan ablasına bakıyor, birazdan sarah ona göz kırptığında rahatlarken vien julia’nın saçlarının ne kadar güzel olduğunu söylüyordur, genç kız birkaç saat önceki toka macerasını anlatmaya başlarken sarah da o tokaları sevmediğini söylüyordur, kevin boş kadehleri onalra yaklaşan tepsiye koyarken yenilerini alıp garson kıza teşekkür eder...