![]()
#15 – Rescue Me
SOUNDTRACK / David Lanz - Courage
of the Wind Kral ve
kraliçe yokken saray daha da bir sessizleşmiş, ilerleyen saatlerde flasler
kucağındaki kitabıyla daldığı uykusundan gözlerini açarken yatağın diğer
yanının boş olduğunu görür, kitabı kaldırarak derin bir nefesle yerinden
kalkarken açık pencerelerden bahçeye bakar, gölün kenarında üzerindeki hırkaya
sarınmış, sessizce yürüyen siennayı gördüğünde iç çeker, perdeleri kapatarak
odadan çıkarken sienna gölün üzerinden usulca yüzünü okşayan rüzgarla gözlerini
kapatıyordur... “geç oldu
tatlım, üşüteceksin..” sienna
flaslerin sesini duyduğunda gülümser, ama arkasını döndüğünde flaslerin yüzünü
görmezken biraz sonra karnına batırılan bir iğneyle feryat eder, aynısından bir
tane de boynuna girerken genç kadın daha önce hiç görmediği bir adamın
kollarına yığılırken uzaktan flaslerin haykırışını duyar gibi olur, ama gece
daha da karanlık olurken genç kadın gözlerini kapatır... 2 ay
önce... “şurayı
imzalayacaksınız..” reynard
önüne gelen kağıtlarda görevlinin gösterdiği yerleri imzalıyorken karşısındaki
rune da aynı belgeleri imzalıyor, ara sıra arkadaşına bakıp tekrar kağıtlara
dönüyorken reynard işi bittiğinde görevliye teşekkür eder, ikisinin de önünden
kağıtlar alınır, görevliler dışarı çıkar ve oturdukları metal odanın kapıları
kapanırken rune konuşmuyor, reynard da soru sormuyordur. biraz sonra ikisi de
bileklerinde hafif bir sızı hissederken rune hareket etmez, ama reynard’ın
acısı gittikçe artıyorken genç adam başını tutarak oturduğu sandalyeyi iter ve
ayağa fırlayarak acıyla haykırıp diz çökerken rune onu izliyordur, dişlerini
sıkar... “yapamayız..
hayır-“ “çok geç
dostum..” reynard
yerden kalkmamış, rune’un gözlerine bakıyorken mavi gözleri dolmuştur, başını
iki yana sallıyorken rune oturduğu yerden kalkıp arkadaşının önünde diz çöker “yapmazsak
bize ne olacağını düşün reynard-“ “SIENNA
HAMİLE!” “fark
etmez-“ “eder!” “DAHA ÖNCE
DE BEBEKLERİ ÖLDÜRDÜK!” “O BENİM
BEBEĞİM!” “SENİN
BEBEK YAPMAN YASAK! BİRİYLE BİRLİKTE OLMAN YASAK! AŞIK OLMAN YASAK!” reynard
dişlerini sıkarak derin nefesler alıyorken rune onu yakalarından çektiği gibi
ayağa kaldırır “bir kere
yanlış yapmana izin verdim, bir daha vermem. O gün şu kolundaki lanet olası şey
tutukluk yapmasaydı o kadınla beraber olmayacaktın, unutup geri dönecektin..
bir hata yüzünden şimdiye kadar kazandıklarını itecek misin?” reynard
cevap vermiyorken yorgundur, başını öne eğerken aylar önce yaşadıkları aklından
birer birer geçiyordur. Yıllardır yaşadığı karanlık o çiçekçi dükkanında bitmiştir
sanki, sienna içeri girdiğinde reynard daha hiç görmediği kadar güzel bir şey
görmüş, hiç almadığı kadar derin bir nefes almıştır. Kalbi sanki uzun bir
uykudan uyanmıştır. Hafızasının
görevden sonra bir süre olsa da silinmemesi onun şansı olmuş, zenobiayla kısa
da olsa bağı kesilmiştir. Rune’u buna alet etmek çok büyük bir bencilliktir
belki, ama o da itiraz etmemiştir. Sonunda reynard aşık olmuş, siennanın
hayatını altüst etmiş, ona bir bebek bırakmış ve bileğindeki bir anlık sızıyla
tekrar karanlığına dönmüştür- “Yasaklı
bir türsün sen, hepimiz öyleyiz..
zenobia olmasa elimizi kolumuzu sallayarak dolaşabilirmiydik
sanıyorsun!? Yaşamamız için bir başkasının ölmesi gerekiyorsa ölecek-“ “hata
yaptığımız için bizim ölmemiz gerekiyor..” “ama
ölmüyoruz değil mi? Bana bak.” Reynard
başını kaldırırken rune genç adamın gözlerinin içine bakarak konuşur “ikimize de
bir şans verildi, bu sefer seni dinlemeyeceğim.. sen benim hayatımı tehlikeye
attın, ama ben seninkini kurtaracağım, anladın mı?” reynard bir
an cevap vermek istemezken hemen sonra başını sallar, rune güzel derken onu
bırakır ve kapıya ilerleyip bir düğmeye basarken kapılar açılır, görevliler
içeri girip ikisini de çıkarırken reynard öndeki arkadaşının sırtına bakarak
ittirilmeye izin veriyordur.. “saray
görevlilerinden birinin yerine geçerim, problem değil..birini seçip bana günlük
programının verilmesi lazım sadece..” rune’un
istekleri rütbesi daha düşük görevliler tarafından not alınıyorken reynard söz
sahibi değil, ancak toplantılara katılması, her şeyi bilmesi zorunluyken elleri
ve ayakları sürekli bağlı tutuluyordur, görev sona erene kadar zenobia’dan
çıkması kesinlikle yasakken genç adam sorun çıkartmıyordur. En azından
şimdilik... SOUNDTRACK – Evanescence – Cloud Nine 2 ay
sonra... “bu
akşamdan sonra tekrar özgür olacaksın reynard..” reynard
zenobia’nın lideriyle aynı odada, lider siyah, o gri, sadece ekrandan rune’un
luplex sarayında dolaşmasını izliyorlarken iki aydır her gün bir çok fırsat
çıkmış, ama sienna asla yeteri kadar uzun yalnız kalmıyorken bugün diğer
günlerden farklıdır. Genç kadın gece biraz temiz hava almak için dışarı çıkmış,
sakince gölün kenarında yürüyorken reynard onu izliyordur.. yine pırıl
pırıl parlıyor, sarı saçları omzularından dökülüyorken karnında onun çocuğunu
taşıyordur, genç kadının bebeğine olan sevgisi reynard’ın canını acıtıyorken
genç adam saraydan çıkan rune2u gördüğünde yutkunur, yanındaki siyahlı adam
hafifçe çenesini kaldırarak izlerken reynard da onu izliyor, biraz sonra
titreyen ellerini kaldıracak cesareti bulur ve iki yumruğunu birden adamın
ensesine indirirken siyahlı adam sendeler, reynard ona başka bir şey yapacak
zaman vermeden kollarını boynuna dolar ve tek bir harekette kırarken alarmlar
çalmaya başlar, reynard önüne yığılan adamla şimdi ne yapacağını düşünüyorken
derin bir nefes alıp başını tekrar ekrana kaldırır... alarmlar
ötmeye devam ediyorken reynard yerdeki adamı bırakıp hızla kontrol paneline
gider, bütün video ve ses kayıtlarını kapattıktan sonra kapıları da kilitlerken
güvenlik görevlilerinin bu seviyeye ulaşması en azından 3 dakika alacaktır.. reynard
aynı hızda tekrar siyahlı adamın başucuna döner, yere eğilip elini adamın
başına bastırırken biraz sonra ikisinin bedenleri yer değiştirdiğinde
reynard’ın bedeni yere yığılır, yerdeki adam boynunu tutarak ayağa kalkarken
iyice doğrulduğunda az önce kırılmış boynunu tek bir harekette yerine oturtur,
bir şey olmamış gibi üzerini düzeltirken yerde cansız yatan asıl bedenine
bakar.. tam 3
dakika sonra liderin odasına silahlı güvenlik görevlileri dalar ve siyahlı
adamı yerdeki cesedin başında gördüklerinde bir an dururlar, reynard’ın cansız
bedeni yere yığılmışken ayakları çözülmüş, ama elleri hala bağlıdır. siyahlı
adam ceketinin kollarını düzeltirken görevlilere döner “götürün..” görevliler
adamın söylediğini ikiletmeden cesede yönelirken alarmlar susar, siyahlı adam
görevlileri orada bırakarak odadan çıkarken kimse yoluna çıkmıyordur,
gülümser.. “boyut
kapılarını açın..” “ama
efendim-“ “açın
dedim.” Geçiş
odasındaki görevliler liderlerinin söylediğine karşı çıkmazken boyut kapıları
açılır, siyahlı adamın vücudundaki reynald kalkan kilitlerle içten içe
ürperirken görevlilerden biri konuşur “kapılar
açık efendim..” siyahlı
adam bir şey söylemeden yok olurken aynı anda az önceki alarmlar tekrar ötmeye
başlar, bütün makineler bir suçlunun boyut değiştirdiği haberini verirken
görevliler az önceki cisimlenmenin kayıtlarına bakıyorlar ve reynald’ın özünü
görüyorlarken zenobia’da uzun yıllardır yaşanmamış bir karmaşa başlıyordur... “RUNE!” rune
kollarına yığılan kadınla beraber arkasını dönerken liderlerini gördüğünde bir
an afallar, o sırada ölen kadının sevgilisi onlara doğru geliyorken bahçenin
dört bir köşesinde büyük spotlar yanmış, güvenlik görevlileri o tarafa
koşuyorken alarmlar duyuluyordur, rune tekrar siyahlı adama bakar “efendim-“ “benim.
Reynard..” “reynard?” siyahlı
adam başını sallarken belinden bir tabanca çıkarır, rune daha neler olduğunu
zihninde sorgulayacak vakit bile bulamadan alnının ortasına bir kurşun yiyerek
yere yığılırken sienna da onunla beraber yığılır, reynard silahı atarak ona
koşacakken flasler genç adamı tutar, kendine çevirip suratına bir yumruk
geçirirken reynard sadece başını çevirir, tekrar flaslere döndüğünde genç
adamın gözleri ateş saçıyor, etraflarında en azından yirmi tane saray güvenlik
görevlisi silahlarını ona doğrultmuş duruyorken flasler yumruğu hala havada,
adamın suratına bakıyordur, sağlık görevlileri siennanın başına eğilmişken
flasler o tarafa bakmıyor, sorar “kimsin
sen-saraya nasıl girdin?” “adım
reynard, ama beni lenald gotham olarak tanıyorsunuz.” Siyahlı
adamın yüzü biraz sonra değişerek saçları sararır, gözleri mavileşerek hatları
sivrilirken flasler yumruğunu indirir, ama doğrulmuş silahların ucu milim bile
hareket etmezken yerdeki doktorlardan biri bağırır “nabız
yok!” “bırakın
yardım edeyim..” flasler o
anda düşünme yetisini kaybetmiş, yerdeki rengi solmuş hamile kadına bakıyorken
elleri titreyek reynardı bırakır, reynard’ın her adımında silahların namluları
da onu takip ediyorken sağlık görevlileri bir an genç kadının başından
çekilmeyi reddederler, doktor flaslere bakarken genç adam belli belirsiz başını
salladığında doktor siennayı bırakır, reynard genç kadını boynundan tutarak
bacaklarına yaslarken sıcacık tene elleri değdiğinde ürperir, dişlerini sıkarak
cebine uzanırken rune’un genç kadına sapladığı iğnelerin bir eşini çıkarır- “hayır!” “işe
yarayacak, tek yolu bu..” flasler
siennaya bakıyorken reynard iğneyi genç kadının boynuna batırır, flasler
ikisini izliyorken kendine ait olmayan bir sesle konuşur “karnına-karnına
da sapladı..” reynard’ın
bakışları genç kadının karnına inerken bu sefer iğneye ihtiyacı yoktur, elini
bebeğinin üzerine koyarak gözlerini kapatırken biraz sonra içinde yankılanan
kalp atışlarını sadece o duyuyordur, hafifçe gülümserken sienna da derin bir
nefesle ciğerlerini dolduruyor, flasler zayıf bir ses çıkarıyorken biraz sonra
saray bahçesinin ortasına devasa bir boyut kapısı açıldığında reynard’ı takip
eden bütün silahlar aynı anda o tarafa döner... collins
malikanesinde herkes büyük yemek masasında yemeklerini yiyor, sohbetler çatal
bıçakların sesine karışıyor, şaraplar yudumlanıyorken ewan gülerek kevin’ın dış
uzay hukuku hakkındaki çelişkilerini dinliyordur, şarabından bir yudum almak için
kadehine uzandığında bir anda içinden bir şey çekilir, kralın tuttuğu kadeh bir
anda paramparça olurken masadaki herkes irkilerek o tarafa döner, biana
elindekileri bırakarak kocasının kolunu tutarken ewan’ın gözleri kararmış,
bianaya döner “saraya dönmemiz
gerek, sienna.. iyi değil..” eidan ve
vien de ayaklanırken norah da telaşlanmıştır “yapabileceğimiz
bir şey var mı?” “hayır
norah, her şey çok güzeldi, geceyi böyle bitirmek istemezdik, ama izninizle..” ewan
kalkarken biana da onunla beraber kalkar, genç adam mendilini masaya bırakırken
konuşur “arabalarla
gidecek vaktimiz yok..” biana
başını sallarken biraz sonra ikisi ortadan kaybolduğunda kevin arkada kalan
boşluğa bakar, luke waowlarken norah sarah’ya neler olduğunu soruyor,
julia eidan’a bakıyorken vien nişanlısına döner “eidan
sienna’yı hissediyor musun?” eidan’ın
elleri buz kesmiş, başını iki yana sallarken vien elini ağzına kapatır, eidan
annesine döner “gitmemiz
gerek anne..” “hayır-kötü
bir şey olduysa onlar ilgilenir-“ “sienna
benim arkadaşım, o hava, bağlıyız-“ “hayır
eidan!” “anne,
gidebilir miyim demedim, gidiyorum dedim. İyi olacağım merak etme..” eidan
annesinin başından öper, sonra vien’i de alarak yemek odasından çıkarken norah
oğlunun arkasından bakıyor, sonra sarah’ya dönerek bir şeyler söylemek
istiyorken kızı başını iki yana sallar “iyi olacak
anne, merak etme.. o ne yapılması gerektiğini bizden daha iyi bilir.. hadi,
benimle gel..” sarah
annesini odadan çıkarırken görevlilere masanın toplanabileceğini söyler, dört
kişi daha yarısı bile boşalmamış tabaklara dönerken kevin kadehini onların
elinden kurtarıp bir kenara çekilir, luke da julia’yı alarak odadan çıkarken
kevin onları takip eder.. ewan ve
biana sarayda belirdiklerinde açılmış boyut kapısından çıkan garip giyimli ama
asker oldukları anlaşılan adamları görürler, saray güvenliği hepsini alt
etmekte gittikçe zorlanmaya başlamışken kral ve kraliçe hızla oraya
ilerliyordur, biananın her adımıyla gök gürler, ewan yaklaştıkça yer
sarsılırken flasler o tarafa dönmüş, ewan’ı gördüğünde rahatlar, o sırada boyut
kapısının önüne büyük bir alev topu düşer, alevlere yakalanan düşman askerleri
acıyla yere yığılıp kıvanırken dorian daha fazlasının kapıdan çıkmasını
engelliyor, andrea aradan kaçanları topraktan çıkan güçlü sarmaşık kollarıyla
tutuyorken ewan biana’yı sienna’nın yanına gönderip abisine seslenir “CONRAD!
BOYUT!” conrad o
tarafa ilerlerken sarayın kapıları kapanmış, latty ve bebekler içerde
güvendedir. Conrad boyut kapısına bakarak sağ elini kaldırırken biraz sonra kapı
parça parça çatlayarak kapanır, arada kalanlara ne olduğu anlaşılamazken geride
kalanlar da etkisiz hale getirildikten sonra herkes yerdeki adamın kollarında
uyuyan siennaya döner, genç kadın olanların hiçbirini duymamış, sakin
nefeslerle uyuyorken onu tutan adam genç kadının saçlarını okşuyordur, onların
karşısındaki flasler kollarını kendine dolamış, bir şey söylemiyorken conrad
genç adamın omzunu tutar, flasler dönüp aylardır göz göze bile gelmediği
arkadaşına bakarken conrad sienna ve şu ünlü lenald’ı izliyor, bir süre daha
kimse sesini çıkarmıyorken görevliler bahçedeki yabancı bedenleri
topluyorlardır..
SOUNDTRACK / David Lanz - Courage
of the Wind Kısa bir
süre sonra sienna özel bir odaya alınmış, tessa da olanları duyar duymaz gelmiş ve şimdi ablasının
başında bekliyorken içeri kıranlar dışında başka kimsenin girmesine izin
verilmiyordur. Aylar sonra
durup dururken ortaya çıkmış olan lenald da ne yaptığına aldırılmadan bir yere
hapsedilmişken genç adam kılını bile kıpırdatmamıştır. Ewan ve conrad onu
sorgulamak için odanın dışında bekliyorken açılan boyut kapısından canlı ele
geçirilen askerlerin sorgusunu da calis ve flasler üstlenmiştir. Flasler her
ne kadar lenald’la birebir ilgilenmek istese de ewan kesinlikle izin vermemiş,
conrad zaten kardeşine karşı çıkmamışken flasler eli mahkum, ona söyleneni
yapmak zorunda kalmıştır. Şimdi
zamanında bir çok kez aramaya teşebbüs ettikleri ve elleri boş döndükleri adam
o odada oturuyordur, ewan sarışın adamın sakinliğini izliyorken lenald kimseyi
göremiyordur, boş boş masaya bakıyorken ewan conrad’a döner “boyutu
tanıyor muydun?” “hayır..
eskiden olsa belki, ama yıllardır hiç boyut kapatmıyordum, garipti sadece..” ve conrad
kardeşine döner “..ve bir
daha o tip bir işi bana yaptırtmazsan sevinirim.” “aklıma ilk
sen geldin..” “biliyorum,
ama ben askerim, boyutçu başı değil..” “artık
öylesin..” conrad
gözlerini devirirken ewan ben gidiyorum diyerek odadan çıkar, conrad tekrar
lenald’ın oturduğu odaya bakışlarını çevirirken birazdan ewan içeri girdiğinde
sarışın adam ona döner, görevliler kralın arkasından kapıyı kapatırken genç
adam kollarını kavuşturarak ünlü lenald’la göz göze gelir.. “ben de
sorgulamak istiyorum..” “bir şey
çıkarsa kayıtları alırsın kathryn-“ “ama ben
soru sormak istiyorum franco..” kathryn
olanları duyduğu anda francoyla beraber oreon’a çıkmışken şimdi kıranların
odasında dört dönüyordur “şaka gibi!
Sen yıllarca ortada görünme, sonra bir anda gelip bebeğini ve annesini kurtar-
ve bana neden siennanın bu adamdan hamile olduğunu söylemedin?” franco
oturduğu yerden kathryn’i izliyorken cevaplar “sienna’nın
hamileliği kraliyet ve oreon tarafından korunan bir sır da o yüzden-“ “yine de
yalan söyledin-“ “siennanın
hamileliği konusunda hiçbir şey söylemedim kathryn, yalan söylemek başka bir
şey..” kathryn iç
çekerek gidip franconun yanına çökerken ellerini bacaklarına sürtüyordur “ne zaman
çıkarlar?” “sen olsan
ne zaman çıkardın?” “sabah
olana kadar bırakmazdım..” franco
başını sallarken kathryn oflayarak arkasına yaslanır, franco ona eskimiş evren
bültenlerinden birini uzatırken genç kadın alır ve sırf zaman geçirmek için
eskimiş haberleri okumaya başlar.. “beni
öldürün..” ewan
kaşlarını çatarak ilerler ve lenald’ın karşısındaki iskemleye otururken sorar “seni
öldürmemiz için mi tanrı bilir nereden gelip siennayı kurtardın lenald?” “reynard..
siz öldürmezseniz ben hepinizi öldüreceğim..” ewan hmmlayarak
yanağını kaşır, sonra kollarını masaya koyup ellerini birleştirerek reynard’a
yaklaşırken sorar “nasıl
olacak-“ ve kral bir
anda boğazından adeta bir mengeneyle sıkıştırılarak arkasındaki duvara
yapışırken kendi iskemlesi dışındaki her şey yerli yerindedir, güvenlik
görevlileri odaya girdiği anda reynard sırtına batan birkaç iğnenin sızısını
hisseder ve tutuşu gevşeyerek yere yığılırken ewan boğazını tutarak nefesini
düzenliyordur, etinin daha şimdiden morardığını hissederken yerde yığılmış
adama bakar...
SOUNDTRACK / Evanescence – Cloud
Nine “uyandırın.” Ewan bu
sefer kırılmaz camdan bir odanın dışında, özel bir yatağa bağlanmış reynard’ınn
uyandırılmasını istiyordur. El ve ayak bileklerinden bağlı olan adamın boynuna
uzaktan kumanda edilen ince bir iğne girer, reynard bir an sonra irkilerek
gözlerini açarken ayağa fırlamaya çalışır, ama bağlı olan el ve ayakları ona
izin vermezken genç adam etrafına bakarken dışardaki ewan’ı görür ve
sakinleşirken gözlerini kapatarak derin bir nefes alır, yakalanmamıştır.. “sepelio
iblisi.. dönüşüm, yüksek fiziksel kuvvet, dayanaklı doku ve kemik yapısı, zayıf
zihin kontrolü. Bunların hepsine sahip olduğun doğru mu?” “evet.” “evrenlere
girişin yasak, bunca zaman nasıl hayatta kaldın?” “zenobia adındaki
bir boyutta koloniler olarak yaşıyoruz, zihin kontrolümüz zayıf olduğundan
sürekli kontrol altındayız. Bir çoğumuz kiralik katil olarak kullanılıyoruz.
Boyut izi sürülemeyecek kadar hızlı alternatiflenen bir koordinatta. Bulmak
istiyorsanız beni öldürmeniz gerek..” ewan
öldürülmeye bu kadar takmış bir adamı uzun zamandır görmemiş, normalde olsa
zevkle yapacakken şimdi cevaplara ihtiyacı vardır, sorar “neden
ölmeye bu kadar meraklısın?” “dokularım
ölmediği sürece içime yerleştirilmiş alıcılara ve maskeleyici ünitelere
ulaşamazsınız da o yüzden. Sepelio olduğum için vücuduma yerleştirilen her şey
dokularımla bir oluyor, sana saldırırken masanın içinden geçebilmem de bu
yüzden..” ewan daha
soruları sormadan cevaplarını alıyorken kollarını kavuşturarak devam eder “zenobia’da
sizi kim kontrol ediyor?” “kaç kişi
olduklarını bilmiyorum. Şu andaki lideri öldürdüm ve kaçtım. Hemen arkasından
yeni biri başa geçmiş olmalı. Beni arıyorlar. Boyuttan çıkan askerler de beni
geri almak için gelmişti, bir daha aynı hatayı yapacaklarını sanmıyorum, beni
yok edecekler. Maskeleyicilerle aklımı kontrol ediyorlar, önce verebileceğim
kadar zarar verdirecekler, sonra da kendimi öldüreceğim, ne zaman olacağını
bilmiyorum. başlamadan önce beni öldürün..” reynard
başını ewan’a çevirirken sesi boğuktur “lütfen.” Ewan genç
adamı izliyorken başını sallar ve yanındaki görevliye döner “uyutun-“ “HAYIR!
ÖLDÜRÜN DEDİM! ANLAMIYORSUNUZ!” reynard
yattığı yerde çırpınırken az önceki iğne yine ortaya çıkmıştır, genç adam
boynunu bir türlü doğru yere koymuyorken biraz sonra tüm gücüyle kollarını ve
ayaklarını kendine çeker, bağlar bir seferde koparken genç adam camlara
saldırır, masmavi gözlerinin bebekleri küçülmüşken ewan kıpırdamıyordur, ikisi
göz gözeyken reynard camı yumruklar “ÖLDÜRÜN!” bir yumruk
daha gelirken iki yıkım makinesinin bile zorlukla kırabileceği camda küçük
çatlaklar oluşur, ewan çatlaklara bakarken reynard öfkelidir, ama sesi
yalvarıyorken öldürülmeyi istiyordur, başka türlü bitmeyecektir, iki yumruğuyla
birden cama vururken haykırır “KONTROL
EDEMİYORUM!” ewan artık
başka çaresi kalmadığına ikna olmuş, görevliyi iterek kontrol panelinin başına
geçerken zehirli gaz salınımı düğmesine uzanır- “hayır,
sakın.” Ewan
yandaki güvenli bölmeden içeri dalan vien’e bakarken genç kadın kral’ın
ellerini iter “Sadece
uyut ewan, öldürmeden de bahsettiği maskeleyicileri bulabilirim.” “vien, emin
misin-” “eminim,
yapma. Nicole’ü düşün, adamın bebeği de aynı özellikleri taşıyabilir, araştırma
gerek, çözümler gerek.. elimizdeki tek sepelioyu da öldürürsek geriye kurumuş
bir cesetten başka bir şey kalmaz. Onlar adamı kontrol ediyorlarsa biz de
onları kontrol ederiz, bırak sadece uyuşsun..” o sırada
reynard az önce yattığı yatağı kaldırarak camlara fırlatırken herkes kollarını
yüzlerine siper eder, ama camlara çarpan yatak gürültüden başka bir şeye sebep
olmazken ewan gazın türünü uyuşturucuya çevirir ve düğmeye bastığında cam
odanın içi dört duvardan büyük bir şiddetle çıkan gazla dolmaya başlar, reynard
suratına çarpan havayla gözlerini kapatırken derin bir nefes alır, biraz sonra
güçsüzce yere yığılırken ewan biraz daha bekleyip gazı keser, vien genç adamın
koluna tutunduğunu fark ederken yavaşça elini çekerek yerde yatan, belki de
evrenin en tehlikeli iblislerinden birine bakar.. “bebeğe
daha önce onlarca test yaptık, iblis falan değil..” “o testler
babasının sepelio olduğunu bilmeden önceydi..” “ama nicole
sepelio değil-“ “ama
sepelio özellikleri gösterebilir..” vien
ewan’la beraber sağlık departmanına girerken tessa’nın koluna girmiş, odasından
çıkan siennayı gördüklerinde dururlar, genç kadın onlara bakıyorken eli
karnındadır “nerede?” “kim?” herkes
dönüp ewan’a bakarken genç adam gözlerini devirir “senin
görebileceğin bir yerde değil sienna-“ “bunca
zaman neredeymiş?” “daha sonra
konuşuruz dinlenmeye ihtiya-“ “yeteri
kadar dinlendim! Neredeymiş dedim!? Neymiş, neyin nesiymiş!? Neden kaçmış?
Neden hayatımı mahvetmiş!? Sordunuz mu?” kimse cevap
vermezken departmana flasler girer, siennayı ayakta görünce derhal genç kadının
yanına giderken sienna gözleri dolarak genç adama bakar “dönmüş..” “biliyorum
tatlım, gel hadi.. çok sarsıldın, dinlenmen gerek..” sienna
tessayı bırakarak flaslere tutunurken ikisi yavaşça odaya geri dönerler, tessa
kapıyı arkalarında kapatırken ewan genç kadını kolundan nazikçe çekerek yanına
alır “adam
yasaklı bir tür çıktı. Bir sürü saçma sapan şey öğrendik, sienna bir daha çıkıp
dolaşmak isterse ona göre davran..” tessa
başını sallarken bakışları çok uzaktadır, ewan kaşlarını çatarken sorar “senin
neyin var?” “hiç..” “sienna
iyi, bebek de iyi-“ “kendimi
suçlu hissediyorum..” “neden diye
sormak istiyorum, ama cevabından korkuyorum tessa..” tessa
başını iki yana sallarken ewan başka bir şey sormadan genç kadını omuzlarından
sararak sessizce yürür ve ikisi departmandan çıkarlar..
SOUNDTRACK / David Lanz - Courage
of the Wind “bebeğime
ne yapacaklar?” “vien
birkaç test yapması gerektiğini söyledi-“ “nicole bir
canavar değil flasler..” flasler
bildiğini söyleyerek sienna’nın başını öperken genç kadın karnına bakıyordur,
mırıldanır “ona ne
yapacaklar?” “bilmiyorum
tatlım..” “öldürecekler
mi?” “kendisi
ölmek istiyor, ama vien itiraz ediyor..” sienna
başını flaslere kaldırırken yeşil bakışları endişelidir “o kadar
tehlikeli mi?” “sepelio
iblisleri çok güçlüdür, ama zihinleri yeterince kuvvetli değildir, çok çabuk
etki altında kalırlar, ne istersen onu yaptırabilirsin-“ “o
insanları o öldürmemiş mi?” flasler her
soruyla kalbinin kırıldığını hissediyor, ama cevap vermekten kendini
alamıyorken bir an düşünür “cevabın ne
olmasını istiyorsun sienna?” “efendim?” “hayır
öldürmemiş dersem ne değişecek?” “bir şey
değişmeyecek sadece bilmek istiyorum flasler-“ “o adamla
beraber olamazsın-“ “ne-ben
öyle bir şey demedim..” sienna
yatağa tutunarak hafifçe doğrulurken flasler ona bakıyordur, sorar “ya her şey
farklı olsaydı, lenald bu akşamki gibi boyutlarla ya da katillerle değil de
tamamen normal bir şekilde karşına çıksaydı-“ “ama
çıkmadı, değil mi?” “ya
çıksaydı?” “bana
güvenmiyor musun?” “bunun
güvenle alakası yok-“ “nasıl yok
flasler-“ “o halde
güvenmiyorum! Güvenemiyorum, sana aşığım, bütün kalbimle bağlıyım, ama
güvenmiyorum sienna.. o adamın ölmüş olmasını dilerdim, o adamların hepsini
kendi isteğiyle öldürmüş olmasını dilerdim, gerçekten şeytanın teki olmasını
dilerdim-“ “öyle!” “değil! Ne
katil, ne şeytan, ne de masum.. hiçbir şey değil, sadece bir laboratuvar
kobayı.. öyle olduğu için de senin aklındaki o adamın biçimini değiştirmiyor,
çocuğunun babası olan adam olarak görmek istersen görebiliyorsun-“ “hayır-flasler
hayır lütfen, sevgilim yapma-“ flasler
yataktan kalkarken elini saçlarından geçirir “yapabilirim
sanıyordum, başarırım, aşabilirim.. bebeğini kendimin bebeğiymiş sevebilirim,
seni tekrar benim yapabilirim sanıyordum, ama olmuyor sienna...” genç adam
arkasını döndüğünde sienna yatakta oturuyor, korkuyla flaslere bakıyorken
elleri karnındadır, masum bebeğini sarmış, duymaktan ölesiye korktuğu şeyleri
dinliyorken gözleri nerede yanlış yaptığını soruyordur, flasleri onu
duyuyormuşçasına konuşur “sen her
gece hava almaya çıktığında, her yatak boş kaldığında korkuyorum. Geri
döndüğünde yapamıyorum demenden korkuyorum. Ben korkuyorum çünkü sen
benden daha çok korkuyorsun. Her şeyin yarım kaldığını düşünüyorsun sienna,
anlamıyor muyum sanıyorsun? bebeğine giysiler alırken, ultrason fotoğraflarını
gösterirken, ya da ilk defa tekme attığında ben bebeğin babası değil de sadece
bir arkadaş gibi kalabalığın içinde şahit oluyorum her şeye. Hamile olmasaydın
belki her şey çok kolay olabilirdi, ikimiz de birbirimizi affeder, eskisi gibi
devam ederdik, bize ait olan şeyler kurardık, kurtarabildiklerimizi
sahiplenirdik.. ama bebekle aynı şey olmuyor.. ben hep bir adım gerideyim-“ “ben ne
olacağım?” flasler
başını iki yana sallarken fısıldar “bilmiyorum..
ama ben yapamam, haksızlık...” ve genç
adam arkasını dönüp odadan çıkarken sienna kapanan kapıya bakıyor, elleri
karnında, yanaklarından akan yaşları hissediyorken aylardır bir köşede bekleyen
yalnızlık şimdi bütün o güzel maskeleri iterek asıl yerine yerleşiyordur, güzel
hava kıran gözlerini kapatırken titreyerek derin bir nefes alır... “flasler..
hey, kimse diyorum?” conrad
flasler’in arkasından gidiyorken flasler onu duymuyor, daha doğrusu
aldırmıyorken ofisine girer, kapıyı arkasından kapatacakken conrad yakalar ve
içeri süzülürken sorar “yine ne
oldu?” “gidiyorum
ben-“ “nereye?” “verona’ya..teklif
ettikleri pozisyonu kabul ettim-“ “ne zaman
oldu bu?” “az önce..
yetkilerimi delora’ya devrettim, basın açıklaması yapmak isterseniz siz
bilirsiniz..” conrad
flasler’in hızla toplanışını izliyorken kaşlarını çatar, bir an düşünüp sonra
neler olduğunu kavrarken sorar “sienna’ya
ne olacak?” “en son
bunu ben sorduğumda ne olacaksa olacak dediğini hatırlıyorum..” “ben
haklıyım demek istemiyorum-“ “ama öylesin
conrad, lütfen beni yalnız bırakır mısın?” “nasıl
istersen. Claire’e sevgilermizi ilet, iyi şanslar..” flasler bir
şey söylemeden gerekli eşyalarını bir yerlerden çıkarıp masanın üzerine
koyuyorken conrad bir an daha arkadaşına bakar, sonra arkasını dönerek odadan
çıkarken kapı arkasından kapandığında flaslerin elleri bir an durur, ama
fikrini değiştirmesine fırsat vermeden tekrar hareket ederken genç adam
kararlıdır, gidiyordur.. “efendim
girmeniz yasak-“ “vien’i
çağırın o halde-“ “doktor
dapufo rahatsız etmememizi-“ “doğurduğumu
söyleyin o halde!” görevli
endişeyle genç kadının karnına bakarken sienna laboratuvarın kapısına gelmiş,
ısrarla içeri girmek istiyordur, biraz sonra görevli doktora haber verirken
çift katlı kapılar açılır, vien dışarı çıkarken sienna ona bakar “lenald’ı
görmek istiyorum..” “göremezsin
sienna-“ “görürüm,
bana zarar vermez-“ “kimseye
zarar veremez uyutuldu ve şu anda steril ortamda, giremezsin.. lütfen odana
dön, flasler nerede?” “gitti.
İşiniz ne zaman bitecek-“ “nereye gitti-“ “gitti
vien! Bilmiyorum! İşiniz bittiğinde bana haber verin, çocuğumun babasını
göreceğim.” hava kıran
arkasını dönüp uzaklaşırken vien alnını sıvazlayarak görevliye döner “tessa’ya
haber verin, kardeşiyle ilgilensin..” “tabii
efendim..” vien teşekkür
ederek tekrar laboratuvara dönerken julianne sedyedeki genç adamın ilik
örneğini alıyordur, vien eldivenlerini değiştirerek genç adamın baş ucundaki
aletlerine dönerken reynard hiçbir şey hissetmeden uyuyordur.. “eidan!” eidan
annesinin sesini duyduğunda arkasını döner, norah kardeşleriyle beraber
kıranların ofisine girerken eidan annesine sarılır, franco ve kathryn de
diğerleriyle ilgileniyorken norah oğlunun saçlarını düzelterek yüzüne bakar “televizyonda
saraya saldırı olmuş dediklerinde dayanamadım, iyi misin?” “iyiyim
anne, biz geldiğimizde her şey zaten olmuş bitmişti..” “ah bir
tanecik oğlum benim..” kevin
arkadan heylerken norah onu eliyle savuşturup küçük oğluna sarılır,
eidan annesini öperek bırakırken norah etrafına bakıyordur “vien nerede?” “laboratuvarda,
işi var..” “iyi mi?” eidan
başını sallarken norah hala çıkarmadığı incileriyle oynayarak başını sallar “güzel,
güzel.. ne zaman işi biter, onu da göreyim..” eidan
sarah’ya bakarken ablası gülümser, genç adam annesine bilmediğini söylüyorken
norah bekleriz o zaman diyordur, bir köşeye oturup bir bardak su rica ederken
eidan kendi masasındaki boş bir bardağı eline alır, bardak kendiliğinden
tertemiz bir suyla dolar, norah bardağı alıp sudan bir yudum alırken gülümser,
eidan da yüzü aydınlanarak gülümserken norah suyunun birazını içmiş, bardağı
iki elinde tutarak kucağına koyup etrafına bakıyorken herkese oturmalarını
söyler, millet kendine bir yerler bulup otururken julia kıranların eşyalarına
bakıyordur “eidan bu
nedir?” “tılsımım..” julia ohlayarak
yüzüğü yerine bırakırken kevin dorian’ın alev kutusuna bakıyordur, o sırada
dorian içeri girip alevlerinin önünde tanımadığı bir adamı görür, eidan onu
görünce abisini sırtından geri çekerek konuşur “ateş
kıranın alev kutusu.. dorian, bu abim kevin.. kevin, bu dorian marcell, ateş
kıran..” kevin
kutudan bir adım daha uzaklaşıp dorian’a elini uzatır, iki adam el sıkışırken
çok memnun olmuşlardır gerçekten, onlar memnun olurken içeri andrea ve liv
girer “sarayda
kalmamıza izin yok yine-oh, merhaba..” eidan bu
sefer toprak kıranı ve güzel kızını ailesine tanıştırırken liv herkesle teker
teker el sıkışır, saçları okşanıp
yanakları hafifçe mıncıklanırken güzel gülücüğünden birer tane hediye edip işi
bitince dorian’a kollarını uzatır, ateş kıran güzel bebeği kucağına alıp bir
köşeye otururken liv esniyordur, andrea kızının uykulu gözlerine bakarken
mırıldanır “uykusundan
uyandırmak zorunda kaldım..” “tekrar
uyuruz o zaman.. uyur muyuz?” dorian
liv’e bakıyorken küçük kız başını genç adamın göğsüne yaslar, baygın gözlerle
etraftaki yeni insanları izlerken biraz sonra sarıldığı sıcaklıkla
uyuyakalacaktır... ![]() |


