![]()
#16 – Unexpected Connection
SOUNDTRACK / Daniel Beddingfield –
If You’re Not The One I don’t want to run away but I cant take it, I don’t understand If I’m not made for you then why does my heart tell me that I am? Flasler
elindeki kutunun kapağını kapatıp eline alır ve ofisine son bir kez bakarken
kapısı tıklatılır, genç adam dalgınca girilmesini söylerken sienna içeri girip
kapıyı arkasından kapatır, ikisi göz göze gelirken flasler elindeki kutuyu
tekrar masaya koyar... “hoşça kal
demeni bekleyemedim..” flasler
hoşça kal deyip demeyeceğini bile bilmiyorken sesini çıkarmaz, sienna karnını
tutarak koltukların birine ilerler ve yavaşça otururken artık flasler arkasına
yastık koymak için parmağını bile kıpırdatmıyordur, sienna kendi yastığını
kendisi koyarken mırıldanır “verona’ya
mı gideceksin?” flasler
başını sallarken sienna görmemiş, cevap bekleyerek genç adama bakarken flasler
konuşur “evet.
Saraydan ve oreon’dan ayrıldım. Oradaki krallık için çalışacağım, Claire
yakında tahta geçecek..” “sen de ona
destek olmak için gidiyorsun..” “hayır,
buradan uzaklaşmak için gidiyorum..” “benden uzaklaşmak
için..” “benim için
buradaki her şey zaten sensin sienna..” sienna iç
çekerek başını eğerken sorar “benden
intikam almak için mi yapıyorsun? Bunca zaman bekledikten sonra bugün mü
gidiyorsun?” “bardaktaki
son damla bugün taştığı için bugün gidiyorum sienna-“ “lenald
hakkında-“ “onun adı
lenald değil. Reynard.” “her neyse
flasler..” ikisinin de
sesleri soğumuşken flasler konuşur “ilk defa
neredeyse birbirimizden nefret ederek tartışıyoruz farkında mısın?” “ben senden
nefret etmiyorum, sadece terk edildiğim için kırgınım..” “sen beni
benden habersiz terk ettiğinde ben de kırgındım sienna..” sienna bir
şey söylemeden sadece başını sallarken ellerini karnının üstünde birleştirir “bitti mi?” “bitmedi,
ama bitecek.. bitmesi gerektiği için bitecek, ikimiz de eskisi gibi olamayız,
birbirimize yalan söyleriz belki, ama nicole’ün ikimizi görerek büyümesini
istemiyorum..” “kimi
görerek büyüyecek? Babam nerede dediğinde ne diyeceğim?” “ne demen
gerekiyorsa onu..” genç kadın
üzüntüyle iç çekerken flasler yerinden ayrılmıyordur, konuşur “ben sana
ne yapman gerektiğini söylemem sienna. Hiç kimse söyleyemez. Her zaman kendi
kararlarını vereceksin. Güçlüsün, akıllısın. Kızının bir babaya umutsuzca
ihtiyaç duymayacağına eminim.” “ama benim
ihtiyacım var-“ “o halde
artık yalnız olmayı öğrenmen gerek-“ “sen orada
yalnız olabilecek misin?” “ben
aylardır yalnızdım sienna, artık alıştım..” sienna
dudaklarını ısırarak bir şey söylemezken flasler asla taviz vermiyor, şu anda
gidip güzeller güzeli sevgilisine sarılmak, dudaklarından öpüp kokusunu içine
çekmek istiyorken yapamıyordur, yapmıyordur. Bir kez olsun kendine karşı
dürüst olarak masadan kutuyu alır, kapıya ilerleyip açarken siennaya döner “yaşadığımız
hiçbir şey için pişmanlık duymadım ver her zaman benim için o kadın
olduğunu düşünerek seni öptüm, sana öyle dokundum, ama olmadı. Yanılmışız..
Umarım ikimiz de bir an önce toparlanırız, seni seviyorum sienna. Kendine ve nicole’e
iyi bak, olur mu?” sienna
dudağını kemirerek dolmuş gözlerinden akan yaşları geri çekmeye çalışıyorken
başını sallar, flasler de başını sallayarak ofisten çıkarken kapı arkasından
açık kalır, biraz sonra asansörün zayıf zil sesi duyulur ve koridor sessiz
kalırken sienna yanağından akan yaşları elinin tersiyle hızla silerek ayağa
kalkar, boş ofise bakmadan dışarı çıkarken kapıyı arkasından kapatır... Verona
Sarayı.. “Elçi
flasler wesva geldi efendim..” claire
görevliye teşekkür ederek masasının başından kalkarken flasler görevinin ona
yol vermesiyle içeri girer, uçuşan tüllerle aydınlanan kırık beyaz odada claire
gülümseyerek konuğunu karşılıyorken kapı kapanır, prenses claire flaslere
sarılırken genç adam gözlerini kapatarak genç kadına tutunuyor, claire usulca
onun saçlarını okşuyorken flasler derin bir nefes alarak bir süre daha böyle
kalmak istiyordur... “konuşmak
ister misin?” flasler
başını iki yana sallayarak cevabını verirken claire ısrar etmez “odanı
hazırlattım, görmek istersin herhalde?” genç adam
bu sefer de başını sallayarak evet derken claire gülümser “ne zaman
kelimleri kullanmaya başlayacağız?” flasler
gülümserken claire genç adamın yüzünü tutarak ona uzanır ve yanağına hafif bir
öpücük bırakırken flasler gözlerini kapatır, claire geri çekilerek genç adamın
yüzünü bırakır ve kapıya doğru ilerlerken bir an sonra eli tekrar tutularak
kendini flaslerin göğsüne yapışmış bir halde bulduğunda dudakları aralanır, ama
kelimeler çıkmaya cesaret edemezken genç adam prensesin dudaklarına eğildiğinde
claire derin bir nefes alarak gözlerini kapatır... flasler
genç kadının yüzünü tek eliyle kavramış, diğeriyle incecik belini sarmışken
claire’in çırpınmadığı sürece kurtulması imkansızdır, o da kurtulmak için
çabalamıyor, aksine flasler ne istiyorsa onu yapıyorken başı geriye itilerek
ağzı iyice açılırken genç adamın ensesine tutunur, flasler onu çevirerek kapalı
kapıya yaslarken claire artık bir şeyler yapmanın zamanı geldiğini anlamış,
genç adamı hafifçe omuzlarından iterken flasler dudaklarını çeker, ama kendisi
uzaklaşmazken başını eğerek claire’in çenesine yaslar, claire derin bir nefes
alarak genç adamın başını tutuyorken göğsüne damlayan bir damla yaşla içinin
acıdığını hisseder, usulca ağlayan adamın saçlarını öperken hareket etmez... “özür
dilerim claire..” “önemli
değil.. iyi misin?” flasler
başını kaldırarak gözlerini silerken claire genç adamın saçlarını geriye atar,
bu adamı ağlarken görmeyeli o kadar uzun zaman olmuştur ki.. “aylardır
kendime de, ona da yalan söyledim-“ “bir şans
daha verdin sadece flasler, bunda yanlış olan bir şey yok..” “o adam
gelmeseydi orada kalmaya devam edecektim claire, bu ne kadar korkunç bir şey
biliyor musun?” claire
üzüntüyle ona bakıyorken flasler derin bir nefes alarak konuşur “odamı
görebilirim artık sanırım” “hadi
gidelim, ama uyumana izin yok.. gece olana kadar bekleyeceksin, sonra iki hafta
hayalet gibi dolaşıyorsun..” claire genç
adamın elini tutarak odadan çıkarken flasler gülümsüyor, bir süre kendiyle
ilgilenilmesine izin vererek onu takip eder.. flasler
saraydaki görkemli odasına bakıyorken en kaliteli ahşaplar, tafta perdeler ve
kristal aksesuarlar etrafı süslüyordur, genç adam yatağa şöyle bir bakıp tekrar
claire’e dönerken genç kadın komodinin üzerindeki bardağı alır, bir bardak su
koyarak ona uzatırken flasler teşekkür ederek içer, claire onu bekliyorken
beyaz bluzünün yakasını düzeltiyordur, flasler suyu bitirdiğinde bardağı
komodine geri bırakır, tekrar doğrulurken ikisinin nefesleri birbirine
vuruyordur, claire yüzünün önündeki adama gülümserken flasler de gülümser “eve
döndüm, değil mi?” claire
başını sallarken genç adamı tekrar ellerinden tutarak odadan çıkartır, flasler
arkasından kapıyı çekip kapatıyorken claire o yokken sarayda değişen şeyleri
anlatmaya başlamıştır...
SOUNDTRACK / Plumb – Send Angels – part 1 - He felt alone and aging unkind He knew there was trouble with this
war inside, so to feel young he did what he felt best Emptiness filling every vein, he must
be going insane to leave an entire world behind Crying the tears he lost as a child,
he couldn't even recognize the frail and injured man that he'd become Traces of his compromise, shattering
his desperate tries Everyone makes a mistake now and then... Vien laboratuvar
kapısını açarak siennaya yol verirken genç kadın saatlerdir ısrar ediyor, ama
şimdi ayakları geri geri gitmek istiyordur.. “ağır bir
uykuda, sadece 15 dakikan var sienna. Dokunmayacaksın, o da hareket ettiği anda
uzaklaşacaksın, ters bir şey yaparsan birileri gelip seni zorla çıkarır-“ “tehlikeli
olanın o olduğunu sanıyordum..” vien bir
şey söylemezken iki genç kadın bir an daha bakışır, sonra doktor çıkarak kapıyı
kapatırken sienna derin bir nefes alarak uyuyan adama döner.. odanın
ortasındaki düz yatağın etrafı boştur, sienna yavaşça reynard’ın etrafında bir
daire çizerek genç adamı inceliyorken en son gördüğünden tek farkı uyuyor
olmasıdır. Saçları aynı boyda, sakalları bile aynı şekildeyken sienna yutkunur,
bir anda genç adamın mavi gözlerini görmek isterken karnındaki kızı onu
tekmelediğinde genç kadın irkilerek ellerini karnına koyar “sakin ol
tatlım..” nicole
sürekli dönüp duruyorken sienna yüzünü buruşturur, o sırada megafondan odada
vien’in sesi duyulur “iyi misin
sienna?” “iyiyim,
tekme atıyor, bir şeyim yok..” ses
kesilirken nicole sanki bir şeye uzanmaya çalışıyordur, sienna karnını iki
eliyle sıvazlıyorken kızının neye ulaşmak istediğini biliyordur, yatağa bir
adım daha atar, nicole daha şiddetli bir tekme atarken sienna acıyla gözlerini
yumar- “sienna
içeri geliyorum-“ “hayır,
iyiyim-babasını istiyor-“ “sienna,
hayır!” sienna
yatağa uzanarak elini reynard’ın başına koyarken nicole ağır bir yumruk gibi
annesinin karnını tekmeler, sienna bir an bebeğinin deriyi yırtıp çıktığını
düşünürken acıyla inler, o anda reynard’ın gözleri hızla açılırken genç adam
kasılmış, kılını bile kıpırdatmadan tavana bakıyordur, odanın kapısı açılıp iki
görevliyle beraber vien içeri girerken sienna acı dolu bir sancıyla iki büklüm
olur, vien genç kadının kollarından tutup destek olurken reynard’ın buz mavisi
gözleri beyaz ışıkların parladığı tavanı izlemeye devam ediyordur.. “iyiyim ben
vien-“ sienna daha
lafını bitiremeden tekrar bir sancı girerken bebeği babasını istiyordur, çıkmak
istiyordur, nefes almak, aynı havayı solumak için annesiyle savaşıyorken sienna
gözleri dolmuş, dudaklarını ısırarak acısını bastırmaya çalışıyordur, vien genç
kadının bir tekerlekli sandalyeye oturtup doğum odasına götürülmesini isterken
sienna sandalyenin kollarını sımsıkı tutuyor, başını öne eğmiş, sarı saçları
dizlerine değiyorken gözlerinden akan yaşlar bacaklarına damlıyordur.. tessa
sienna’nın doğurduğunu öğrendiği anda doğum odasına koşturmuşken alexa
babasının ofisinde oturuyor, ikisi de sessizce bekliyorken, chris kızının
saçlarını okşayarak yarım saattir baktığı döşemelerden dikkati kendine çeker “iyi misin
tatlım?” alexa
başını sallarken sapsarı saçlarını kulaklarının arkasına atar, sağ kulağının
arkasından omuzlarına süzülen pembe tutamla oynuyorken mırıldanır “baba,
teyzem o adamla evlenecek mi?” chris
kızının mavi gözlerine bakıyorken iç çeker “bilmiyorum
tatlım..” “lenald
kötü bir adam mı peki?” “onu da
bilmiyorum..” “jaden
amcamla scott konuşurken duymuş, adam katilmiş baba..” “öyle bir
şey yok hayatım-“ “saklamanıza
gerek yok, biana da kötü demiştiniz, ama şimdi kraliçe oldu, değil mi?” “o bambaşka
bir durum alexa, bir çoğumuzun anlayamayacağı kadar karmaşık şeyler-“ “troova’yı
o yok etmedi mi?” “sen
bunları nereden biliyorsun?” “küçüğüm
ama aptal değilim, duyuyorum..” “o zaman
kimler senin yanında bunları konuşuyor onu öğrenmem gerek..” alexa cevap
vermeden başını eğer ve saçlarının uçlarıyla oynamaya devam ederken chris
kızına elini uzatır, alexa o tarafa bakmadan babasının elini tutar, gidip
kucağına otururken chris eliyle kıznın saçlarını toplamış, sırtından aşağı
bırakıyorken konuşur “büyüdükçe
daha garip, daha anlaşılmaz şeyler göreceksin alexa.. ama bu her anlaşılmaz şey
affedilebilir demek değildir.. lenald kötü bir adamsa-“ “adı
reynard, değil mi?” chris
başını sallayarak düzeltir “reynard
kötü bir adamsa cezasını çekecek-“ “ölecek
mi?” “nereden
çıkarıyorsun-“ “cevap
versene baba..” “ölmeyecek
hayır, ceza vermek birini öldürmek demek değildir bebeğim. Ayrıca bunları
aklına jaden sokuyorsa ikinizle de oturup konuşmamız gerek, git kuzenini bul,
ikiniz de benim yanıma gelin.. hadi bakalım..” “babaaa-“ “baba yok,
hadi.. oradan buradan duyacağınıza oturup konuşalım, hadi bebeğim, söz, ne
sorarsanız adam gibi cevap vereceğim..” alexa bunu
duyunca başını sallar, babasından ayrılıp odadan çıkarken saçları arkasından
uçuşur, kapı tekrar kapandığında chris iç çekerek önünde duran dosya yığınına
döner.. doğum
odasında yeni doğmuş bir kızın ilk bağırışı duyulurken bambaşka bir odada,
yatağa bağlı olan bir adam kılını bile kıpırdatmadan ağlıyor, mavi gözlerinden
yaşlar süzülüyor, sert şilteye düştükçe tok bir tıpırtı duyuluyordur.. Reynard
gözlerini kapatarak sonsuza kadar uyumak istiyorken kendinden bir parçayı
doğduğundan beri hissetmemiş, şimdi küçük kalp atışlarını içinde duyuyorken
yatttığı odanın kapıları açılır, iki adam ellerinde plastik eldivenler,
yüzlerinde beyaz maskelerle genç adama yaklaşırken reynard gözlerini açmış
adamların arkasında yavaşça açılan siyah deliği izliyordur, delik gittikçe büyüyorken
lenald’ın göz bebekleri de büyüyor, biraz sonra görevliler de durumu fark
etmişken bu sefer oreon’da alarmlar çalmaya başlar... “hani
cesaret edemezlerdi kahrolası!” ewan içeri
dalacakken conrad kardeşini sırtından sertçe çekerek bir kenara atar, ewan
duvara tutunarak dengesini bulurken conrad arkasından kapıyı kapatmış, siyah
delik onun önünde büyümeye devam ediyorken ewan kapının yanındaki düğmeye
uzanır, biraz sonra sesi içeri gidebiliyorken konuşur “adamı
çözün, şimdi!” görevliler
reynard’ı çözüyorken genç adam tamamen serbest kaldığında doğrulur, ayaklarını
yataktan sarkıtarak siyah deliğe bakıyorken biraz sonra 3 zenobia askeri
çıktığında reynard yataktan iner, üç adam da aynı anda üzerine saldırırken
reynard iki yanındaki ellerini yumruk yapıyordur.. reynard
delikten çıkan her askerin acımadan boynunu kırıyor, en fazla uğraştıkları genç
adama ancak birkaç sıyrıkla zarar verebiliyorken reynard daha acısını bile
hissetmeden yaraları kapanıyordur.. sözde katil
orada daha başka katillerin canına okuyorken conrad başının döndüğünü
hissediyor, deliğin karanlığı onu çekmeye başlamışken bir adım geri atarak cam
kapıya yaslanır, biraz sonra yaslandığı kapı yana çekilerek açılırken ewan
abisini yakalar, dışarı çıkarıp duvara yaslar ve arkasında bekleyen dorian’a
dönerken ateş kıran odadaki kara deliğe bakıyordur “ne
yapacağımızı bilmiyorum..” “yok
edeceğiz..” dorian bir
şey söylemeden ewan’la beraber içeri girerken kapı bu sefer arkalarından
kilitlenir, conrad kendi kendine bir şeyler söylüyorken boş koridora kimsenin
girmesine izin olmadığı için sesi duyulmuyordur, o sırada kör edici parlak bir
ışık boş koridorun sonuna kadar patlarken conrad sızlayan gözlerini kapatarak
nefesini tutar..
SOUNDTRACK / Tonic – Head on
Straight 6 ay sonra,
Luplex Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi.. “Reynard
Blaisdale..” ferah,
modern bir salonda oturan bir grup insanın arasında, sol köşedeki masaların
birinde satranç oynayan sarışın adam ismini duyunca başını kaldırır, görevli
kadın gülümseyerek eliyle gelmesini işaret eder “kızın
geldi..” reynard
karşısındaki rakibine bakar, Max bir sonraki hamlesini düşünüyorken saçlarını
renk değiştirmiş, genç adam elini sallayarak reynard’ı başından savarken genç
adam gülerek kalkar, kotunun cebinde tuttuğu takip cihazlarının bir eşini
görevli kadına uzatırken genç kadın gülümsüyordur “bunlara
pek ihtiyacın yok artık, ama her neyse.. rahatsız edilmek istemezsen düğmeye
bas ben anlarım..” lenald
gülerek kendine özel ayrılmış görüşme odasına gidiyorken görevli kadın kapıyı
onun için açar, sienna ve nicole küçük bir ev gibi olan odada balkona
çıkmışlar, minik kız annesinin kucağında güneşin keyfini çıkarıyorken görevli
kapıyı kapattığında çıkan sesle arkalarını dönerler.. nicole
babasını gördüğü anda adeta çıldırırken elleri kolları durmuyor, genç adama
ulaşmak için uçmayı denemekten korkmuyorken sienna gülerek kızının babasının
kollarına verir, genç adam tertemiz havada minik bebeğini kollarına almış,
suratı sıkıştırılırken sienna’ya bakar.. genç kadın
parlak güneşi izliyor, artık kahverengi tuttuğu saçları pırıl pırıl parlıyorken
dış uzaydaki güneş döngüsü hızlı devrimine girdiğinden beri havalar çok daha
güzel, günler daha uzundur, dış uzayda zaman tüm evrenlerden daha hızlı akmaya
başlamışken güzel hava kıran için sıcak hava oldukça zamanın önemi yoktur.. genç kadın
derin bir nefes alır, yeşil çamların kokusu ciğerlerine doluyorken reynard
konuşur “vien ve
eidan balayından döndüler mi?” sienna
gülümseyerek başını sallar “dün
döndüler.. vien de en kısa zamanda seni görmek için geleceğini söyledi..” “teşekkür
ederim.. çok daha iyiyim, satrançta max’i yenmeye başladım..” “bu
muhteşem bir şey reynard, tebrik ederim..” genç adam
gururla gülümserken 6 ay önce zenobia’nın o karanlık boyutu yok edildiğinden
beri burada kalıyor, her gün daha iyi oluyor, zihninin kontrolünün eline
geçtiği her dakika kendini daha güçlü hissediyorken 6 ay sonunda artık tamamen
normal bir insan olmuş, en büyük güç gösterisi birkaç arkadaşıyla beraber bilek
güreşine tutuşup milletin tatlılarını toplamakken ziyaretçileri hiç eksik
olmuyordur.. ilk bir ay
sadece vien ve sienna gelmiş, sonra bir gün ewan ve biana merkezi ziyaret
etmişken kral iyi haberlerle gelmiştir. Sadece bedenen değil, kanunen de genç
adam özgürdür, reynard önce şaşırmış, ama ewan ona artık yeni bir adam olduğunu
söylediğinde karşı çıkmamıştır, gerçekten de öyledir. Doğduğundan beri
karanlıkta yaşayan, zorla istemediği şeyler yaptırılarak aklıyla oynanan adam
gitmiş, gerçekten yaşayan bir tanesi şimdi kral ve kraliçeyle beraber güzelim
bir bahçede oturabiliyordur.. Ewan ve
biana’dan sonra her gün daha başka yüzler gelmeye başlamış, sienna bir sefer
geldiğinde kardeşini ve onun kızını da yanında getirmiş ve alexa o çok merak
ettiği reynard’la o gün tanışmışken hiç de tehlikeli ya da katil bir tarafını
görmemiştir, babası da artık her sorusunu cevaplayacağına söz verdiği için genç
adamın nasıl özgür kalabildiğini de anlatmış, ayrıntıya girmese de suçları işleyen adamın teknik olarak
reynard olmadığını söylemişken alexa için bu yeterlidir, zaten önceki reynard’ı
tanımıyorken şimdiki adam hoşuna gitmiştir, yakışıklıdır, hoş sohbettir,
üstelik küçü kuzeni nicole onu çok seviyordur.. Minik bebek
oreon’daki herkesin bir anda gözdesi olmuşken liv, jonathan, owen ve nicole
dörtlüsü olarak yeri göğü inletiyorlardır. Liv’in birinci yaşını kutladığı gün
dördü beraber mumları üflemiş, gerçi daha sonra liv dışındaki üçü pastaya
ellerini bastırarak mahvetmişlerse de liv kurbağasının da pastanın üzerine
atlamasıyla sadece gülmüştür, nasılsa başka pastalar da olacaktır.. 6 ay
sonunda herkes gülümsemeyi başarabiliyorken her düzeltilen hata, her affedilen
kusur oreon bebeklerinin yüzünden bir gülücük oluyordur..
SOUNDTRACK / Bond - Lullaby 1 hafta
sonra... “şunu
takacaksın-“ “bilmiyorum
nasıl takılır-“ “nasıl
bilmiyorsun!?” “rehabilitasyonda
her gün kravat bağlamıyoruz sienna, bilmiyorum..” sienna
gülerek reynard’a hak verir, verdiği kravatı geri alarak genç adamın boynundan
geçirir, genç kadın onu bağlıyorken reynard kızıyla uzaktan uzaktan oynuyordur,
nicole gülerek babasına ellerini uzatıyorken sienna kravatı güzelce oturtur “pusetinden
düşecek, sen karşılık verdikçe deliriyor..” reynard
gülümserken sienna genç adamı bırakır, serbest kalan baba derhal kızına
yönelerek kucağına alırken sienna kapının arkasındaki boy aynasından kendine
bakar, uçuk sarı elbisesinin hafif kabarık etekleri dizlerini okşuyorken genç
kadın saçlarının dalgalarını oturtur “hazır
mısınız?” “hazırız..
nereye gidiyoruz kızım, prenses düğününe mi gidiyoruz, hım? Nereye gidiyoruz?” nicole
cevap vermek yerine babasının burnunu ısırmaya çalışıyorken sienna gülüyordur “düğünde de
bir kenarda boğuşursanız latty’le conrad daha 10 sene evlenemezler..” reynard
gülerek kızına bakıyorken yeşiller içindeki nicole babasının boynuna sarılır,
sienna çantasını alarak odanın kapısını açarken reynard kucağındaki bebekle
puseti iterek odasından çıkar, merkezin görevlileri genç adamı takım elbisesi
içinde gördüklerinde ooğlarken reynard gözlerini deviriyordur, sienna
hepsiyle ufak bir sohbete girerken sonunda dışarı çıktıklarında saray arabası
onları bekliyordur, kapılar açılır, puset katlanarak bagaja yerleştirilir,
babası kızını özel koltuğuna oturturken sienna onlara karışmıyor, her şey genç
adam için yeni bir eğitim oluyorken nicole sağlam bir şekilde oturup karnındaki kemeri küçücük parmaklarıyla
incelemeye başladığında reynard onun kapısını kapatıp diğer tarafa dolaşır,
siennanın yanına oturup kapıyı kapatan şoföre teşekkür ederken biraz sonra
araba maynard’a doğru yola hareket eder.. “ben de
sizi karı koca ilan ediyorum, hadi gidin!” ewan gelin
ve damadın odasının ortasında durmuş, kapalı kapılara bağırıyorken latty’nin
tarafından biana başını uzatır “ewan aşağı
inip konuklarla ilgilenir misin?” “kaç konuk
var ki, yok kimse, biz bize evlenelim dediniz, bana da iş kalmadı-“ “ewan..” “efendim?” “git.” Ewan
öfleyerek abisinin odasına girer, calis genç adamın ceketini omuzlarına
otururturken conrad aynadan kaptan’a bakıyordur “sizin
düğününüz ne zaman kaptan? Biz ölmeden olursa iyi olur..” “ben hemen
karı koca ilan edebilirim-“ conrad
kardeşine döner “yok öyle
bir yetkin-“ “kralım,
james’in varsa benim de var-“ “güneş
evreni başkanına yetki vermiş olabilir, senin yok-“ “yarattım.
Buyrun..” conrad
gözlerini devirirken gelin odasından bir şeyin yere düşüp kırılma sesi duyulur,
conrad uğursuzluğun canı cehenneme diyerek odadan çıkıp kendini latty’nin
odasına atarken genç kadın kırılmış aynasının önünde duruyor, bir de conrad’ın
içeri girdiğini görünce feryat eder “ÇIK! AYNA
KIRILDI BİR DE ÜSTÜNE SEN GİRDİN! DÜĞÜNDEN ÖNCE UĞURSUZLUK! ÇIK CONRAD!” conrad can
korkusuyla kendini tekrar dışarı atarken ewan ve calis yüzlerini buruşturur,
damat üzerini düzelterek derin bir nefes alırken calis iki kardeşi de alıp
bahçede onları bekleyen rahibin yanına indirir... bütün
konuklar yerleşmiş, saray bahçesi yine bir düğünle şenleniyorken komutan ve
prensesin düğünü büyük bir aile partisi gibidir, merkez masanın gönderdiği aşk
büketleri kıpkırmızı, bahçeyi süslüyorken nedimeler merdivenlerden iniyor,
delora her yana gülücükler saçıyorken arkasından delialona onu takip ediyordur,
alexa elindeki sepetten kırmızı yaprakları gelinin yoluna serpiyorken saçındaki
açık pembe tutamı üzerindeki elbiseyle eş, o da gülümsüyorken arkalarından
calis’in kolunda gelen gelinin yüzünden düşen bin parça gibidir, latty
gelinliğinin kuyruğundan nefret ettiğini hissederken daha gelinliğini bile
sevemeden evlendiğine inanamıyordur, halbuki geçen hafta her şey ne kadar
mükemmel ayarlanmıştır, ama planlarda aynanın kırılıp damadın içeri dalması
olmadığı için şimdi latty uğursuzluklar evreninde korkuyla ona bakan damadına
yürüyordur, conrad hafifçe gülümserken latty de derin bir nefes alır, kendini
sakinleştirerek gülümserken yüzü bir anda aydınlanır, calis ikisinin ellerini
birbirine vererek yerine geçerken latty sonunda başarmış, sevdiği adamın,
çocuğunun babasının karşısında duruyorken gülümser, ikisi de rahibe dönerken
beyazlar içindeki yaşlı adam konuşmaya başlamak ister, ama maalesef yapamazken
bahçenin uzak bir köşesinden eteklerini toplayarak koşturan bir genç kadın
herkesin dikkatini çekmiştir, conrad o tarafa dönerek küfrederken ewan da
ayaklanmış, latty neler oluyor derken güvenlik görevlileri de genç kadının
arkasından koşuyordur, uzun kahverengi saçları dalga dalga havalanan kız hızlı
manevralarla herkesi atlatırken conrad ve ewan’ı gördüğünde elini sallar “BEN
GELDİM!” conrad bir
daha küfrederken ewan abisine döner, biana kocasının kolunu çekerek neler
olduğunu soruyorken conrad latty’e döner, çok çok özür dileyerek genç kadını
öper ve altında durdukları çardaktan bir basamak inip güvenlik görevlilerinin
önüne koşarken bağırır “TAMAM,
TAMAM BIRAKIN! KOVALADIĞINIZ MISS BENİM VE EWAN’IN KARDEŞİ!” güvenlik
görevlileri yerlerine mıhlanırken kalabalıktan şaşkın sesler yükseliyor, latty
oradan o ne demek?! Diye ewan’a bağırıyorken biana da kocasından bir açıklama
bekliyordur, o sırada kaçışı bir son bulan genç kadın conrad’ın boynuna
atılıyorken conrad inanamıyor, nasıl olduğunu da bilmiyor, ama en küçük kız kardeşleri
odette’e sarılıyorken boncuk gibi kocaman kahverengi gözleri olan genç kadın
mutluluktan adeta uçuyordur.. “ODETTE?!” “EWAN!” odette bu
sefer de diğer abisine atılırken herkes şaşkınlıkla onları izliyor, rahip
törene devam edilip edilmeyeceğini soruyorken biana biraz bekleyeceklerini
söylüyor- “hayır,
etmeyeceğiz, teşekkürler rahip mondras-“ “ama latty,
kızım..” “sonra
rahip, şimdi kocam olacak adamla konuşmam gerek..” yaşlı adam
peki kızım diyerek biraz sonra yok olurken latty eteklerini toplayarak
çardaktan iner, conrad eteklerin hışırtısını duyuyorken arkasını döner, bomba
gibi bir prenses ona yaklaşıyorken elini sallayarak saraya girmesini işaret
ediyordur, conrad iki kardeşini de kollarından tuttuğu gibi götürürken odette
nereye gittiklerini soruyor, ewan hala odette!? kısmında takılı
kalıyorken latty onları takip ediyor, biana delirmiş ailesini bir süreliğine
unutarak konuklara dönüyorken herkes nasılsa artık alışmış, gariplik gözden
kaybolduğu anda normal hayatlarına dönüyorken kraliçe içki servisini
başlatıyordur... “sen
kimsin!? Nereden çıktın!? Neden bana bir kardeşimiz var daha demediniz!? Kim bu
kız!? Neden benim düğünümde geldin!? Aynayı da sen mi kırdın?! Conrad?!” latty nefes
almak için ara vermişken conrad bir şey söylemiyor, ewan beynini çıkarıp bir
güzel temizleyip geri takmak istiyordur, odette sesini çıkarmadan etrafını
izliyor, hatta utanmadan bir de kalkıp dolaşıyorken latty onu göstererek yine
conrad’a döner, o sırada içeri biana girerek kapıyı arkasından kapatırken sorar “birileri
adam gibi oturup ne olduğunu anlatabilecek mi? Odette?” genç kadın
o tarafa dönerken bembeyaz teninde kırmızı yanakları al al parlıyor, dolgun
dudakları ruj mu yoksa kendi rengi mi olduğu anlaşılmayan doğal bir kırmızıyla
hafifçe kıvrılarak bir gülümseme halini alıyorken biana sorar “boyutunuzun
çöktüğünü sanıyordum-“ “çökmedi..
abilerim gittikten sonra yaşamaya devam ettik-“ “seni neden
almadılar?” “ben gitmek
istemedim-“ “NE KADAR
ÜZÜLDÜĞÜMÜ BİLİYOR MUSUN SEN!?” conrad’dan
ilk defa anlamlı bir ses bütünlüğü çıkmışken odette irkilerek abisine bakar “iyi tamam,
ne bağırıyorsun? Ölmedim işte, herkes hayatta, gerçi annem ve babam geçtiğimiz
yıl vefat ettiler-“ “ne kadar
zamandır gidip gelebiliyorsunuz?!” “sorun
orada işte conrad, gidip gelemiyorduk, ben kara büyü yaptırdım-“ “NE!?” conrad’ın
sinirleri tepesine çıkmışken bir kenara oturur, latty de artık bayılacak gibi
olmuş, gidip onun yanına otururken conrad başını genç kadının beyaz eteklerine
gömerek inler, bu sefer ewan ayağa kalkarken odette onu kollarından tutarak
yerine oturtur “bağırmadan
önce bir dinleyin, beni zorla evlendireceklerdi, ben de kaçtım! Kraliçe
yapacaklardı beni! İstemiyorum kraliçe falan olmak-kraliyet de istemiyorum!
Ondan ben de sizin yanınıza gelmek için kara büyücüyle anlaştımi, nasıl para
gözdür bilirsiniz, krallık senin olsun beni abilerime gönder dedim, ağzının
suları aktı-“ conrad daha
fazla dayanamamış, eteklerin arasından başını kaldırıp ewan’ı işaret eder “tanış o
zaman! Abin ewan, luplex kralı!” odette’in gözleri
büyürken ewan başını sallar, genç kız okkalı bir küfür ederken bir anda nerede
olduğunu idrak eder, iki elini de ağzına kapatarak inlerken ellerini
indirdiğinde çok özür diler “saygızlık
etmek istemedim, ama gerçekten tanrının şanssız kullarından biriyim onu daha
iyi anladım, prenses miyim şimdi ben!?” latty
oturduğu yerden bu ne zaman prenses oldu diye feryat ederken biana kardeşine
susmasını söyler, conrad gelinliğin eteğini başına, boynuna, mümkünse bütün her
yanına sararak yok olmak istiyorken ewan odette’in yüzünü çenesinden tutup
sağına soluna bakıyordur... birkaç saat
sonra herkes saraya girmiş, bahçe kurulduğu gibi geri toplanıyorken latty bugün
asla evlenemeyeceğini söylemiş, bu kadar uğursuzluğun arasında asla olmaz
demişken odette uğursuzluk olmadığını söylüyordur, latty onu da bir süre görmek
istemiyorken odasına çekilmiş, conrad’ı da dışarda bırakmışken genç adam
suratına kapanan kapıyla arkasını döner, karşı duvara yaslanmış odette onu
bekliyorken gülümser “kızgınlığın
geçti mi?” “başımı
ağrıtıyorsun odette-“ “hadi ama
conrad..” odette
abisinin koluna asılarak onunla beraber yürürken koridorun diğer ucundan biana
ve ewan çıkar, ewan odette görünce yine bir an irkilirken en son 6-7 yaşlarında
gördüğü kızı şimdiki haliyle bile hissedebilmesi garip geliyordur, odette
içinse hiçbir şey garip değil, geldiği yerde cisim değil ruh önemliyken
conrad’ı bırakıp ewan’a ilerler, gidip yavaşça boynuna sarılır, hafifçe abisini
sıkarken ewan biraz sonra rahatladığını hisseder, o da kardeşine sarılırken
biana genç adamı kolunu sıvazlayarak merdivenlere yönelir, kraliçe aşağı
iniyorken lysander üçlüsü bir hayli garip de olsa birbirlerine bakarlar, odette
yine gülümserken sorar “beni
kovmayacaksınız, değil mi?” “düşünmüyor
değilim-“ “ewan-“ “ne!?” odette
gülerken conrad ve ewan küçük kardeşe dönerler, odette susar, dudaklarına da
hayali bir fermuar çekerek az önce biana’nın indiği merdivenlere giderken
üzerindeki bej elbisenin etekleri havalanıyor, genç kadın geldiği yerin
kraliçeliğini bırakmış, şimdi bir prenses olarak derhal benimsediği sarayın
merdivenlerinden iniyorken conrad onu işaret ederek ewan’a döner “şuna bak,
7 yaşında da böyleydi, şimdi de böyle. Kara büyü yaptırmışmış, sanki gringostan
şekerleme alıyor..” “sen en
azıdan büyüksün, bu kız benim boyumdaydı, şimdi.. şey olmuş..” ewan eliyle
göğüslerini falan gösterirken conrad kardeşinin kafasına bir tane patlatır,
ewan owlarken latty’nin odasını işaret eder “nişanı
atarsa ne yapacaksın?” “attığı
yerden alıp tekrar takacağım..” ewan gülmserken
conrad hadi yürü diyerek onu da merdivenlere iteler, kardeşi önden iniyorken
conrad dönerek latty’nin kapalı kapısına bakar, sonra merdivenleri boşverip
oraya ilerlerken kapıyı çalıp reddedilme riskini almadan içeri dalar ve kapıyı
arkasından kapatır.. ![]() |


