![]()
#17 - Visitors
SOUNDTRACK / Backstreet Boys –
What Makes You Different You don't run with the crowd You go your own way You don't play after dark You light up my day Got your own kind of style that sets
you apart Bir hafta
sonra odette bütün sarayı ele geçirmiş, o kadar kara büyüden sonra genç kadın
özgürlüğüne kavuştuğunu hissediyorken kimsenin ne düşündüğü önemli değildir,
abisi kralsa o da prenses olarak istediğini yapabilirdir, üstelik kraliyetten
olmanın ne demek olduğunu da gayet iyi biliyorken hizmetlilerle gayet iyi
anlaşıyor, neyin nerede olacağını az çok tahmin edebiliyorken tek kafasını
karıştıran çok düğmeli makinelerdir, ama onları da çat pat öğrenmeye
başlamışken birkaç kez mikrodalga fırını patlatmaya kalkmıştır, colm son anda
yetişmese maynard diye bir şey kalmıyorken odette her zaman yaptığı gibi
gülümseyerek işin içinde sıyrılmıştır.. Düğününü
itinayla mahvettiği asıl prenses de ilk birkaç gün kesinlikle onunla
konuşmamışken hafta sonuna doğru biraz açılmıştır, geldiği yerin nasıl olduğunu
sormuş, yemeklerde birkaç kez tuzu uzatmışken pek de kötü bir kadına
benzemiyordur, ufacık tefecik bir şeydir zaten, bir şey yapacak olursa odette
onu alt edebileceğini düşünüyordur, o yüzden kafasına takmıyorken daha görecek
bir sürü şey vardır.. Genç kadın
bu sarayın ne kadar büyük olduğuna her gün şaşırıyorken gölün güzelliği onu her
sabah büyülüyordur, genç kadın herkesten önce kalkıyor, önce gidip gölün
kenarında bir yürüyüş yapıyor, sonra herkesin günlük rutinlerini izliyorken
ilişkileri de çok fazla soru sormadan kapmış gibidir.. Ewan’ın
karısı, kraliçe olan, su kırandır, bu da abisini otomatik olarak onun efendisi
yapıyorken odette birkaç kez efendi ve hizmetkar kavramları konusunda
aydınlatılmıştır, onu aydınlatan kadının adı da deloradır, o da diğer siyah
saçlı, mavi gözlü adamla beraberdir, favian.. sarayda hizmetçiler arasında
dönen dedikodulara göre neredeyse bir senedir beraber olmalarına rağmen
evlenmemişlerdir, odette buna da şaşırırken yine de burada kimsenin zorla
evlenmemesi güzel bir şeydir, aldırmaz.. Evlenmeyen
delora ve favian çiftinin dışında bir de adı deloraya benzeyen bir kız daha
vardır, delialona, o da çok cici bir kızdır, başkaları odette’e tamamen bir
yabancı gibi davranırken önce delialona ona yaklaşmıştır, birkaç tane de
arkadaşı vardır, mavi gözlü olan çocuk, ian, fazlasıyla yakışıklıyken odette
onun diğer kızılla beraber olduğunu öğrenmiş, başkasının erkeğine dokunmanın
cezasının ölüm olduğunu sanıyorken diğer sarışın kız, melanie, öyle bir şey
olmadığını söylemiştir, odette rahatlamışken yine de kızıl kıza yazıktır, o
yüzden ian’a yaklaşmıyorken melanie’nin sevgilisi, carter galiba, o da pek
tekin bir tip değildir, garip bakışları vardır, odette onun ne yapmak
istediğini pek kestiremiyorken yanına yaklaşmamayı tercih ediyordur.. Delialona’nın
sevgilisi, colm, ah nasıl iyi bir genç adamdır.. Genç adam evdeki bütün
aletlerin nasıl kullanılacağını teker teker anlatmış, küçük yangınları
söndürmüş, bir keresinde göle düştüğünde onu kurtarmış, bir kere de yanlışlıkla
elektrik akımına kapılmışken yine de sesini çıkarmıyordur, odette onun bir aziz
falan olduğunu düşünüyorken colm sadece hayatta kalmaya çalışıyordur, odette’in
bundan haberi yoktur.. Günler
böyle akıp geçerkten odette bazen sarayda iki tane kral ve kraliçe var sanıyordur,
sarışın güzel kadın cuslov’la nişanlısı olan komutan, luplex’lilerin
rütbelerine göre kaptan olan calis ikinci bir kral ve kraliçe gibi geliyordur
genç kadına. Birkaç günden sonra o da hizmetçi kızlar gibi ikisinin evlenmesini
dilemeye başlamışken ikisi de gerçekten kusursuz insanlardır, cuslov tam bir
hanımefendi, calis ise bazen bir baba, bazen abi, bazen de çok çekici bir
sevgili oluyordur, odette ikisine özeniyorken arada sırada evden kaçmamış olsa
nasıl bir adamla evlendirileceğini merak etmeye başlamıştır.. muhtemelen
alt yoster’in köylerinden bir lord’un oğluyla falan evlendirilecektir, vezir
tobias yoster’in valisinden paraları götürüyordur tabii, oradan bir de kral
çıkartırsa keyfine diyecek olmayacaktır, ama şimdi onu da yapamayacakken odette
kendi kendine gülümser, herkesi bir güzel oyuna getirerek ortadan yok olmuştur,
senelerce arasalar bulamayacaklarından eminken genç kadın şimdi yeni ve daha
modern krallığının keyfini çıkarıyor, gölün yanındaki çardakta mis kokulu
limonatasını yudumluyorken herkes daha yeni uyanıyor, arkasında büyük bir
kahvaltı masası hazırlanıyorken odette bardağını da alarak o tarafa gitmeye
karar verip sabah dinlencesinden kalkıyordur...
SOUNDTRACK / Everybody Else -
Makeup “küçücük
bebek bile yapıyor, ama ben anlamıyorum..” liv
elindeki oyuncağın düğmelerine basarak sarılı pembeli dijital arkadaşı bir
şeyler söyledikçe o da cevap veriyordur, karmaşık kelimeleri böylece
öğreniyorken odette makinenin ne dediğini anlamıyordur bile, liv her düğmeye
basışında dijital sesi duymak için kafasını makineye eğerken liv en son
oyuncağına eğilindiğinde elindeki alıp odette’in kafasına indirmiştir, odette
hayretle küçük kıza bakıyorken alnını tutuyordur, kocaman mavi gözler
karşısındaki kocaman kahverengi gözlere bakıyorken küçük kafa odette’e uzanır,
acıyan alnından şap diye öpüp bırakırken odette güler, liv de gülerken odette
ufaklığı aldığı gibi çimlere uzanır, saçları yeşil otlara dağılırken liv onun
kollarında uçuyor, elini kolunu sallarken uzaktan onları izleyen andrea
gülümser, dönerek tekrar saraya girerken delora bir telaşla dışarı çıkıyordur,
andrea düşmemesi için onu tutarken delora güler “uzak
diyarlardan bir prens geliyormuş, tutturmuş en kısa zamanda luplex
soylularıyla tanışmalıyım diye, onu karşılayacak birilerini bulmaya
çalışıyorum..” “ona
çalışırken merdivenlerden yuvarlanmamaya da çalış..” “bak o
biraz zor..” ikisi de
gülerken delora uzakta oynaşan odette ve liv’i görmüştür, o da gülümserken
andreaya döner “kız bir
anda aramıza girdi, çocuklarımızla oynuyor hale bak..” “sen de bir
çocuk yap seninkiyle de oynasın delora, hadi..” delora
andrea’nın koluna vururken gülüyordur “ablam
evlenmeden evlenmem!” andrea
gözlerini devirirken scott saraydan çıkıyordur “liv nerede
andrea?” “odette’le
oynuyor tatlım, oreon’a gitmeyecek misin?” “gabriel
işleri hallediyor, ben kızımla oynayacaktım, ama o oyun arkadaşını bulmuş..” “benimle
oyna hayatım..” scott
gülümserken delora ellerini sallayarak daha fazlasını duymak istemediğini
söyler, tıkır tıkır topuklarıyla mermer basamaklardan inerken andrea oyun
arkadaşına uzanır, ikisi öpüşerek saraya dönerken liv’in bahçeyi inleten odet’i
ve hemen ardından odette’in kahkahası duyuluyordur.. “ben bugün
söyleyelim diyorum..” “ben
haftaya diyorum calis, lütfen..” “lütfeni
kalmadı artık cuslov, evleneceğim..” cuslov
gülerken tek başına nasıl evleneceğini soruyordur, calis hiç komik olmadığını
söyleyerek genç kadını belinden kavrayıp kendine çekerken cuslov itiraz etmez,
ikisi çalışma odasında sıcak bir öpücük paylaşırken çalışma odasının bu kadar
sıcak olduğunu anlayamayan dorian içeri dalmıştır, ikisini gördüğünden çok özür
dileyerek çat diye kapıyı çekip dışarı çıkarken cuslov gülümser, calis genç
kadının boynunu öperken bügün söylemeleri gerektiğini mırıldanıyordur.. “nereye
kaçıyorsun? Marcell, hey!” dorian
ewan’ı duyduğunda o tarafa döner “bir şey mi
dedin?” “bir sürü
şey dedim, sağırlık mı başladı?” “dikkatim
dağınıktı..” “aylardır
dağınık dikkat, toplamamı ister misin?” dorian
gözlerini devirirken bahçeye çıkıyordur, ewan da onu takip ederken taş
patikadan elindeki pusetlerle delialona ve colm yaklaşıyordur, ewan ikisine
bakıp bir de pusetleri görünce kaşlarını kaldırır “yakışmış..” colm
gözlerini devirirken delia gülerek teşekkür eder, owen’ı jonathan’ın yanından
alıp babasına uzatırken ewan aslan oğlunu alarak başını öper, owen dorian’a
bakıyorken ateş kıran küçük adamın başını okşar, çikolata gözlü oğlan
gülümserken diğer çikolata gözlü prens delia’nın kucağında poposunu
sallıyordur, delia onu zaptetmeye çalışırken colm nicole’ü almış, hizmetçiler
pusetleri götürüyorken nicole colm’la cilveleşiyordur, genç adam gülümserken
conrad saraydan çıkar “oğlumu
verin bakalım..” oğlu
babasının sesine dönerken babası güçlü kollarını açmış, concon’u delia’dan
alır, sonra diğerlerine dönerek sesini bir ton alçaltıp konuşur “calis ve
cuslov evleniyormuş..” delia şokla
gülerken colm hadi canım diyordur, ewan abisine dönerek sorar “sen
nereden biliyorsun?” “franco
bugün calisten okumuş, calis anlamış, ama bozmamış..” “ve sen
bunu franco’dan nasıl öğrendin?” “delora
için şu prensi karşılayacak adam bulmaya gidiyordum, francoya sordum, sana
bir sır verirsem beni rahat bırakır mısın? dedi, olaylar bu şekilde
gelişti..” ewan hmmlarken
conrad oğlunun artık görünür hale gelmiş saçlarını düzeltiyor, mırıldanır “onlar bile
evleniyor, latty hala yanaşmıyor..” “korktu
zavallım...” “gidip
başkasıyla evlenmesin de..” “senden
iyisini mi bulacak?” o sırada
dorian öksürerek dikkat çekerken ewan ve conrad kendi dünyalarından bir an için
çıkarlar, odette ve liv onların yanına geliyorken liv odette’in elini tutmuş,
paytak paytak yürüyor, dorian’ı görünce genç adamın bacağına sarılıyorken
dorian gülümseyerek küçük kızı hop diye kucağına alır, liv kendi dilinde bir
şeyler anlatıyorken dorian onu dinliyor, ikisi uzaklaşırken son dedikodular
odette’e de aktarılıyordur...
SOUNDTRACK / Tina Arena – Dare You
To Be Happy “neler
dönüyor? Bir şeyler oluyor hissediyorum..” melanie
parmaklarını dalgalandırarak havadaki dedikoduyu kendine çekiyorken delia
gülerek onları bahçeye götürüyordur, elle ve landon da arabalarından çıkmış,
jaden arka kapıdan kendini dışarı atıp alexa diye bağırıyorken genç oreon
keyifli bir göl sefası için çimlere yayılıyordur.. “hem düğün
olacak, hem de uzak diyarların prensi geliyor, saçlarımı yaptırsaydım bari..” melanie
saçlarını eliyle attırarak havalandırırken carter eğilerek genç kızın karnını
öper, melanie gülerek genç adamın kafasını tutarken bryce onları izliyordur,
ian farkında değilken elle onu görmüş, hafifçe koluna dokunarak fısıldar “neden o
kadar dikkatle bakıyorsun bryce?” bryce bir
an diğerlerine bakar, sonra elle’e döner “tuvalete
gidelim mi, bir şey soracağım..” elle olur
der ve ayaklanırken diğerlerine tuvalete gittiklerini söylerler, doğal olarak
bütün kız sürüsü ayaklanırken arkada kalan erkekler ilgilerini piknik sepetine
döndürmüşler, onlar gelene kadar ne kadar yeseler kar diye düşünüyorlarken
kızlar grup halinde saraya yürüyorlardır.. kızlar üst
kattaki büyük banyoların birine girmiş, delia kapıyı kapatırken melanie gidip
küvetin içine oturur, köpüklü bir banyo yapıyor edasıyla yayılırken bryce
konuşur “bir şey
soracağım..” “sor canım,
sor ki öğrenesin..” “seks nasıl
bir şey?” üç kızın da
bakışları bryce’a kilitlenirken melanie köpüklü banyosunun tıpasını çoktan
çekmiş, oturduğu yerde dikleşirken gülümser, delia ohluyorken elle de
görüş beyan edecek gibi durmuyordur, bryce rahatsızca kıpırdanır... “seks öyle
bir şeydir ki.. nasıl anlatsam.. kendi vücudundan çıkıp başkasında yaşıyormuş
gibi hissedersin..” “gerçekten
mi?” melanie
gözlerini devirip gibi kelimesine dikkat çekerken delia sorar “siz.. yani
ian ve sen, şey... yapmadınız mı?” bryce
başını iki yana sallarken melanie vay be diyordur “bizimki
iradeli çıkmış..” “biz de
yapmadık, zor bir şey değil..” delia ve
melanie işte şimdi şaşırmışken elle onların bakışlarına güler “seks
mutlaka gereken bir şey değil, en azından bence.. biz zaten landon’la
yasakların zamanından geliyoruz, aramıyoruz..” “ah tatlım
sen aramıyorsun, ama landon’a sorsan deliriyordur..” elle buna
bir şey demezken melanie içli bir ah ah çeker “eski masum
günler, güzeldi o zamanlar evet..sen colm’la yattın değil mi delia..” “melanie!” “hayır
yatmadıysan bizzat, şu anda seni evire çevire döveceğim de..” delialona arkadaşının
koluna bir tane geçiriyorken melanie o kadar hızlı vurmamasını söylüyordur,
bryce bir süre sonra daha güzel bir soruyla gelir “acıyor
mu?” melanie cıklarken
delia biraz diyordur, melanie ekler “yani çok
rahat bir şey değil, evet.. ama AMAN TANRIM ÇOK ACIYOR! diye karşındakini de
itmek istemiyorsun..” “itmek
istemiyorsun, orası doğru..” melanie
delia’ya sırıtırken delia da gülüyorduri, bryce’a dönerek konuşur “hazır
olduğun zaman olacak bryce, zorlamaya gerek yok.. geç kalmış falan da değilsin,
ian senin isteklerine saygı gösteriyorsa ne mutlu-“ “ben seks
yapmak istiyorum ama..” delia’nın
lafı ağzına tıkılırken melanie bir kahkaha atar “o zaman
göstereceksin! Flörtif olacaksın biraz, dokunacaksın, kelimelerle değil belki,
ama vücüdunla anlatacaksın..” melanie
konuşurken kıvrıldıkça kıvrılıyor, bryce da onu izleyerek bir şeyler kapmaya
çalışıyorken elle gülerek alnını kaşıyordur, delia o ne biçim vücut dili derken
melanie o biçim dediğinde dördü de gülüyordur.. kızlar bir
süre daha seks konusunda soru ve cevaplarını paylaşmışlar, keyifle tuvaletten
çıkıyorken odette koşarak o tarafa geliyordur, onları tekrar içeri iterek o da
girip kapıyı kapatırken delia neler olduğunu sorar, odette dışardaki sesleri
dinliyorken cevaplar “beni
buldular! Arkamdan adam yollamışlar! Uzak diyarların prensiyim diye gelmiş,
daha diyarının adını bile bilmiyordur, aptal..” arkadaki
kızlar birbirine bakıyorken odette dışardan ses falan duymuyordur, kızlara
döner “lucas
beaumont. Benim geldiğim yerde ki eyaletlerin birinde yaşıyor-“ “prens mi
gerçekten?” “sayılır..
doğu beaumont lord’unun oğlu, prens sayılacak yüksek..” “seni
kaçırmaya mı gelmiş? Onunla mı evlenecektin?” “tanrılar
korusun! Asla!” odette
dehşetle melanie’ye bakıyorken genç kız kapıya doğru bir hamle yapar “görelim
nasıl bir şeymiş-“ “görmeyin!
Yüzü gözü sizi aldatır ama nasıl hindir, nasıl içten pazarlıklıdır-“ “yakışıklıdır
kesin o zaman-“ “görmeyin
dedim! Yakalandıracaksınız!” “e buraya
kadar geldiğine göre zaten senin burada olduğunu biliyor, saçma saçma
saklanacağına çık karşısına gelmiyorum ben arkadaşım! de bitsin gitsin-“ “arkadaşım
değil o benim..” melanie
gözlerini devirirken delia araya girer “melanie
haklı odette, kaçmak bir işe yaramayacak, ne yani adam gidene kadar tuvalette
mi oturacağız?” odette
gayet rahat, cevaplar “ne var?
Siz bizim oradaki insanların evlerindeki tuvaletleri görmediniz galiba-“ “odette!” odette
öflerken kapıyı aralar, dışarı bakıp sonra çekilerek açarken kapının arkasından
fısıldar “istediğiniz
gibi gidin bakın, ben gelmiyorum..” melanie
gayet istekli bir şekilde önde çıkarken elle ve bryce onu takip eder, delia
kapıyı tutarak başını arkaya eğer “gerçekten
yakışıklı mı?” odette
kollarını kavuşturarak omzunu silkerken delia gülerek kapıyı kapatır, odette
onlar gittikten sonra tırnağını kemirerek banyoda volta atmaya başlar..
SOUNDTRACK / Mandy Moore – One Way
Or Another Melanie’nin
önderliğinde kızlar emin adımlarla aşağı iniyorlarken dördünün de üzerinde
rengarenk tişörtler ve kısacık şortlar vardır, hiç de prens karşılayacak gibi
durmuyorlarken kabul odasından kral ve adı geçen prens lucas beaumont çıkarken
melanie çenesi yere düşerek kızları durdurur, hepsi merdivenin köşesinden dönüp
duvara yapışırken melanie ellerini birbirine çarpar “adam taş!” “gözlerini
gördün mü pırıl pırıl, masmavi..” “saçlara ne
demeli..” “dudakları
da güzeldi..” kızlar
bryce’ın yorumuna da katılırken melanie köşeden eğilip tekrar aşağı bakar, ewan
şöyle bir yukarıya baktığında dört kafayı görür, kızlar ona el sallarken ewan
gülümser, lucas da arkasını döndüğü anda kızlar kafalarını çekerken yakışıklı
lord boş merdivenlere bakar, kaşlarını çatarak tekrar ewan’a dönerken devam
eder “dediğim
gibi ewan, halk lysanderlerden başkasını tahtta istemiyor, odette geri dönmezse
halk ayaklanacak, bu sefer gerçekten bir savaş çıkarsa herkesi taşıyıp luplexe
getiremeyiz ve ben odette’i dönmesi için ikna edemez de o şekilde geri dönersem
bir daha geri gelemeyebilirim..” “odette’i
alıp gidersen ve geri gelemezseniz ne olacak?” “odette
zaten yolu biliyor ewan, biz 4 büyücüyü birleştirerek ancak 6 ayda burayı
bulduk..” “ne demek
odette biliyor?” “odette bir
gün durup dururken yok oldu, nedimelerinden birini zorladığımızda hanımının
büyü yaptığını itiraf etti-“ “kara büyü
yaptırmadı mı?” “kara büyüye
ihtiyacı yok, iki senedir geçiş kapılarını açabiliyor zaten..” ewan büyük
bir ilgiyle hmmlarken lucas genç adama bakar “kimsenin
düzenini bozmak istemiyorum, ama bu yapılmak zorunda, beaumont ve yosterler tek
başlarına bütün krallığı kaldıramazlar, kraliçenin dönmesi gerek..” “gereken
neyse yapılacak lucas, merak etme..” “sizin
zamanınızla bir hafta sonra dönmek zorundayım, o tarafı 6 ay boyunca başı boş
bırakamayız..” ewan
anladığını söylerken yukarı bakar, kızlar da onları dinliyor, ewan’ın onlara
bakışıyla anladıklarını söyleyerek geri dönüp odette’i bulmaya gidiyorlarken
ewan konuğuna dönerek bir şeyler içmek isteyip istemediğini sorar.. “odette! aç
kapıyı, yalanların ortaya çıktı!” delia
gözlerini deviriyorken melanie sırıtıyordur, tekrar kapıya vurur “aç dedim
yalancı prenses!” “kim
yalancı! O yalancı! Ne söylediyse yalan! Ben size demedim mi içten
pazarlıklıdır diye..” odette alev
almış, elini kolunu sallayarak gidiyorken verdikleri şu spor ayakkabı mı her
neyse çok rahattır, genç kadın hızla merdivenlerden inerken at kuyruğu yaptığı
saçları her basamakta zıplıyor, o yürürken sırtına çarpıyorken odette antreye
indidiğinde etrafına bakar “nerede?
BEAUMONT! ORTAYA ÇIK!” ewan ve
lucas kabul odasından çıkarken odette abisine aldırmadan lucas’a ilerler,
suratına bir tokat çakarken ewan heyler “ellerine
hakim ol küçük hanım!” “hiçbir
yerime hakim olamam, ne yalanlar söyledi sana!?” ewan
dişlerini gıcırdatarak kardeşini de, lucas’ı da odaya geri sokarken kızlar
onları izliyor, kapı kapandıktan sonra melanie heyecanla fiykliyorken
delia gülerek merdivenlerden iner, elle ve bryce da onları takip ediyorken
kabul odasından boğuk bağırışlar duyuluyordur, kızların adımları hızlanırken
biraz sonra kendilerini bahçeye atıyorlardır.. “ben bunu
nasıl dedikodu kazanından duyuyorum sayın cuslov nobes!?” delora
ablasına ateş saçıyorken cuslov şaşkınlıkla kardeşine bakıyordur “nereden
öğrendin delora?” “nereden ya
da nasıl öğrendiğim çok büyük bir önem teşkil etmiyor sevgili ablacığım, asıl
senin bana neden söylemediğin asıl gündemimiz-“ “kimseye
söylemedik-“ “yalan!” “ben sana
yalan söylemem delora!” “neden
bağırıyorsun!?” “sen
bağırıyorsun da ondan!” delora
elini göğsüne bastırarak ben mi? derken cuslov başını sallar, delora
başını iki yana sallarken ablasına ilerler “baş nedime
olarak geline asla bağırmam, hele ki 3 gün sonra düğünümüz varken, çok ayıp
olmaz mı?” “3 gün mü?” delora evet
diyerek ablasına sarılır ve sımsıkı sararken cuslov’un elleri havada kalmıştır,
delora mutlu bir ses çıkararak ayrılırken gülümser “hemen
gelinlik provasına gidelim, 2 gün 14 saatimiz kalmış şunun şurasında-“ “delora-“ “delora
yok! Cuslov, itiraz edersen ablam falan dinlemem canını yakarım, ciddiyim. Bak
calis kuzu gibiydi-“ “calisle mi
konuştun!?” “önce sana
gelseydim nikah işlemlerini o sırada kim yapacaktı-“ “delirmişsiniz
siz!” cuslov
gülerken delora sırıtır, ablası kardeşine tekrar sarılırken delora onu
sıkıştırarak küçük bir çığlık atar, cuslov da gözleri sımsıkı kapayarak
kardeşine sarılırken beklenen düğüne 2 gün 13 saat 57 dakika kalmıştır, zaman
akmaya devam eder...
SOUNDTRACK / Mandy Moore – Turn
The Clock Around “evet
şuraya, biraz daha yukarı.. mükemmel, teşekkürler..” delora
elinde telsiz, kolunun altında davetli listesi, etrafında bir sürü çiçekçi ve
garson, oradan oraya koşturuyorken elini sallayarak hizmetçilerin birini yanına
çağırır, ayağındaki topuklu ayakkabıları çıkararak genç kızın eline verir “düz
tabanları getirir misin laura..” laura tabii,
efendim diyerek uzaklaşırken delora çıplak ayaklarıyla bekliyor, bahçeye
taşınan çiçeklere bakıyorken gülümser, o sırada arkasından favian gelerek genç
kadının boynuna bir öpücük bırakıp beline sarılır “ne zaman
bizim düğünümüzü planlıyoruz?” “yarın..” “öbür gün
de evlenelim..” “tamam..” favian gülümseyerek
deloranın güzel parfümünün kokusunu alıyorken genç kadının ayakkabıları
gelmiştir, delora çok teşekkür ederek giyer ve faviana dönerken boyu
kısalmıştır, parmak uçlarında yükselerek nişanlısını öper, sonra hızlı
adımlarla tekrar organizasyona karışırken favian etrafına bakıyordur, dünden
beri köşe bucak bir yerlere saklanmaya çalışan odette yine bir köşe ya da bucak
arıyorken favian’ı görür “lucas’ı
görürsen ben yokum-“ “lucas-“ “şu mavi
gözlü fazla yapılmış saçlı prensim diyen lord bozuntusu..” favian
anladığını söylerken bahçeyi işaret eder “lucas
bahçede abilerinle beraber, oraya çıkma istersen diyecektim..” odette oh
diyerek bahçeyi gidilecek yerler listesinden çıkarırken mutfak tarafına dönüp
garsonların kalabalığına karışır... “odette..” odette
irkilerek oturduğu yerde arkasını dönerken lucas da mutfağa gelmiştir, odette
tekrar önüne dönerken dondurmasını kaşıklar “ne
istiyorsun?” “bak, beni
sevmediğini biliyorum-“ “nefret
ediyorum-“ “neden?” odette
yanındaki iskemleye oturan adama bakar “ne demek neden?
Gıcığın tekisin de ondan..” lucas
gülümseyerek dondurma kabına bakarken arkadaki bir hizmetçiye elini kaldırır,
bir kaşık da kendi isterken odette kabı daha da önüne çeker “git kendi
dondurmanı al..” lucas’ın
kaşığı gelirken genç adam odette’e aldırmadan uzanır ve zorla bir kaşık
dondurma alırken odette gözlerini deviriyordur “ne kadar
sevimlilik yaparsan yap dönmeyeceğim, kraliçe olmak istemiyorum, kalın kafalı
mısın? bir seferde anla ve git işte..” “gidemem,
seni de götürmem lazım-“ “gel-mi-yo-rum.
Sanki gidince hemen kafama tacı geçirecekler de..” “doğru,
evlenmen gerek-kolunu biraz çekersen ben de alacağım..” odette
öfleyerek kabı genç adamın önüne itip kaşığını bir kenara koyarken lucas
dondurmayla ilgileniyordur, bir taraftan da konuşur “ama ona da
bir çözüm buldum..” “neymiş?” “benimle
evleneceksin..” odette bir
kahkaha atarken lucas ona bakıyordur “komik mi
geldi?” “fazlasıyla!
Nefret ediyorum senden dedim, buna karşılık evlenmeyi mi teklif ediyorsun?” “duygusal
bir şey beklemiyorum elbette, siyasi bir ortaklık diyelim.. beaumont’un en
güçlü eyalet olduğunu biliyorsun, birbirimiz yıllardır da tanıdığımıza göre-” “sen şuna
benim tahtta gözüm var desene..” “benimle
olmazsa kimseyle olmaz, herkes seninle evlenmeyi mi bekliyor sanıyorsun..” odette
kaşlarını çatarken biraz daha genç adama döner “öyle
yanılıyorsun ki lucas beaumont..” “hadi
odette.. yıllardır bekarsın, yıllardır tahtın varisisin, hiç kimseyi yakınında
görmedim..” “ben
yaklaştırmadığım içindir!” “yaklaşmak
isteyen oldu da sen reddettin, tabii..” “kabasın..” “sen de
ukalasın ve kendini beğenmişsin. Ben sana cömert bir şekilde evlilik teklif
ediyorum, halkına karşı seni mahçup durumdan kurtarıyorum, seninse tek yaptığın
şey beni aşağılamak-“ “ben mi
aşağılıyorum!? Bana hilkat garibesi diyen sensin!” “ben sana
çirkinsin demedim..” odette
susarken lucas ona dönerek gülümser “aksine çok
güzelsin, saçların, gözlerin, dudakların-“ “sus
lucas..” lucas sırıtarak
önüne dönerken odette rahatsız olmuş, ama kalkıp gitmiyorken etrafını
izliyordur, göz ucuyla yanında oturan adama bakarken lucas çikolatalı
dondurmadan bir kaşık daha alıyordur, çenesine bir damla bulaşırken odette
kendi çenesini göstererek konuşur “dondurma
var..” “nerede?” “burada..” lucas her
seferinde alakasız bir yeri silmeye çalışıyorken odette sonunda dayanamaz ve
parmağıyla dondurmayı alıp refleksle bir de ağzına götürüp güzelce yerken lucas
kaşlarını kaldırarak ona bakar, odette ne yaptığını fark ettiğinde biraz geç
olmuşken artık kalkma zamanı gelmiştir “yoruldum,
gidip biraz uzanacağım..” “peki..” odette
arkasına bakmadan mutfaktan çıkıp giderken lucas bir kaşık daha dondurma
alıyor, gülümser.. “odette
şunları tutar mısın? sağol..” delora genç
kadının kollarına bir sepet çiçek bırakıp giderken odette bunlarla ne
yapacağını soruyordur, ama delora çoktan uzaklaşmışken odette söylenerek
etrafına bakar, sepeti koyacak bir yer ararken tam tur döndüğünde lucas’la
çarpışır, genç adam önce ona, sonra elindeki çiçeklere bakarken uzanıp sepeti
genç kadının elinden alır, sonra uzanarak dudaklarını örterken odette kaskatı
kesilmiş, gözlerini yumarak ne olduğunu kavramaya çalışıyorken neden gözlerini
kapattığını da anlayamaz, tekrar açmaya yeltenecekken belinden tutularak
önündeki adama yapıştırılırken küçük bir ses çıkarır, o arada lucas genç
kadının tadına ulaşmak için aralık dudaklardan içeri sızarken odette inleyerek
başını geriye bırakır, çiçek sepetini yere bırakan lucas onu başından tutarak
kendine çekerken odette kollarını genç adamın boynuna doluyordur, lucas onun
dudaklarına gülümserken odette kaşlarını çatarak geri çekilir “neden
gülüyorsun?” “gülmedim..” “güldün,
hala da gülüyorsun! Dalga geçmek için mi öptün beni!? Bu kadar kolay mıyım
ben-defol lucas..” odette genç
adamı iterek merdivenlerden yukarı çıkarken lucas alt dudağını ısırıyor, onun
arkasından bakarak boynunu sıvazlar, sonra o da merdivenlerden çıkarken odette
gelmemesini bağırıyordur, lucas dinlemez.. “gelme
demedim mi ben sana-“ “yani lütfen
gel demek istedin..” “öyle bir
şey demedim ben-“ odette
belinden çekilerek odaların birine sokulurken sesi kesilir, lucas onu öpüyorken
odette bir an dizlerinin tutmadığını hisseder, sendeleyerek lucas’a daha sıkı
tutunurken genç adam onu tutarak geri çekilir “yarın
gidiyorum, 1 hafta demiştim, ama güneş döngüsünü unutmuşum.. geliyor musun?” “gelmiyorum-“ “odette-“ “ne!? Bir
iki kere öptüğün için gelip seninle evlenecek miyim?” “bunu
yapamayanlar da var-“ “saçmalama
lucas-“ “muhteşem
olabiliriz..” odette
yutkunurken lucas onun yüzünü izliyor, parlak kahverengi gözlerine bakıyorken
kızarmış dudaklarına bakışları indiğinde odette başını eğer, lucas çenesinden
tutarak genç kadının yüzünü tekrar kendine kaldırırken ona eğilir, odette geri
çekilerek genç adamın kollarından kurtulurken saçlarını kulaklarının arkasına
alır “olmaz,
yapamam-“ “neden
beklediğini bilmediğimi mi sanıyorsun?” odette ona
dönerken lucas gülümsüyordur, yine gülümsüyordur, ne mutlu adamdır- “ayaklarını
yerden kesecek birini arıyorsun da ondan-“ “ve o sen
misin?” “az önce
dizlerin tutmadı..” “ama
ayaklarım hala yerdeydi..” lucas
gülerek elini saçlarından geçirirken başını iki yana sallıyordur “imkansızsın
odette, senelerdir deniyorum, her seferinde bir adım daha ileri atıyorum, ama
sen yerinde sayıyorsun! Bu kadar mı korkaksın-“ “korkmuyorum!
Sadece saçma buluyorum! Neden bu kadar ısrar ettiğini de anlamıyorum! Benimle
birlikte olmak istiyorsan burada kal-“ “burası
bizim evimiz değil-“ “benim
ailem burada-“ “burası
onların evi odette, senin insanların, hayatın, kültürün tamamen farklı-“ “gitmek
istemiyorum lucas-“ “yalnız
kalmayacaksın, söz veriyorum.. sık sık gidip geleceğiz, ama korkma..” odette
başını iki yana sallarken lucas ona yaklaşmış, yüzünü elleri arasına alırken
odette yine yutkunur “ayaklarımı
yerden kesersen düşerim, düşmek de istemiyorum..” “ben
tutarım..” “üzerine
düşersem görürsün..” lucas
gülerken odette de birazcık gülümser “kendin mi
geldin yoksa baban mı yolladı?” “babam
gitmemem için ferman çıkardı-“ “gittiğimiz
gibi zindana tıkılırsan bana ne faydan olacak aptal?” “kraliçe
olup beni kurtaracaksın-“ “amacın
anlaşıldı-“ “sus
artık.” Odette
susarken lucas gülümser, eğilerek intaçı keçiyi öperken odette genç adamın
kollarına tutunuyor, başını kaldırarak bu sefer itmeden ya da çekilmeden
öpüşür...
SOUNDTRACK / Pachelbel – Canon In
D Major “gitmeseydin
ben gönderecektim zaten, söylediğin yalanlar da cabası-“ “ama güzel
olmadı mı, bir anda çat diye geldim, alıştınız, şimdi de gidiyorum-“ “düğünümü
mahvettin, evlenemiyorum artık..” odette
olsun, yakında o da olur derken, lucas yanında gülüyor, kendi gelinini koluna
alıyorken biana koyu mavi elbisesinin eteklerini tutarak ewan’ın kolunda
merdivenlerden iniyor, kraliçe ve kral konukların arasından ilerleyip yerlerine
oturuyorken herkes zamanın geldiğini anlamış, birer ikişer yerlerine geçiyorken
biraz sonra kemanların sesi bahçeyi doldurduğunda herkesin gözü sarayın
girişine döner, en önde delora yine nedime çiçeğini tutuyorken ellerinin titrediğini
kimse görmüyor, genç kadın gülümserken her şeyin yolunda olması için dua
ediyordur, yavaş adımlarla mihraba yürürken etrafındaki bütün yüzler tanıdık,
hepsi dost gülümsemelerle onları izliyorken ikinci nedime delialona
merdivenlerden inmiştir, mor elbisesinin etekleri uçuşuyorken o da konukların
arasından yürüyor, colm’la göz göze geldiğinde göz kırparak deloranın arkasına
geçiyorken nedimlerden sonra merdivenlerin başında bembeyaz gelinliği içinde
cuslov belirdiğinde herkes nefesini tutuyordur.. genç
kadının sapsarı saçları dalga dalga omzularından dökülüyor, kibar dantellerle
örülü duvağı yüzünün önünden düşüp kollarına dokunuyorken su gibi taşları
okşayan beyaz etekleri onunla beraber geliyor, duvağının kuyruğu hafif bir
hışırtıyla çimlerde gelini takip ediyorken genç kadın yalnız, rahibin önünde
onu bekleyen adama bakıyorken calis ellerini önünde birleştirmiş, mavi gözleri
bir başka parlayarak gelinine bakıyorken cuslov birkaç adım sonra yanına
geldiğinde elini uzatır, sarayın incisi kaptan’a elini verirken genç adam güzel
kadının elini öperek diğer eliyle beraber kendi ellerinin arasına alır, ikisi
rahibe dönerken yaşlı adam gülümser... “ben de
sizi tanrının ve tüm dostların huzurunda karı ve koca ilan ediyorum.. gelini
öpebilirsin oğlum..” izleyenlerden
çıt çıkmıyorken sanki bir şey yapsalar büyü bozulacak gibi geliyordur, calis
cuslov’un narin duvağına uzanarak yavaşça başında arkaya atarken genç kadın kocasını izliyor,
calis geri çekildiğine karısının kusursuz güzelliğini bir an için daha izleyerek
dudaklarına uzanıyorken calislerin ilk öpücüğüyle beraber oreon tayfası
yerlerinden fırlayarak gürültüyü başlatıyordur, ıslıklar, çığlıklar, alkışlar
ve gülüşler güzel yaz havasına karışıyorken calis çifti gülerek ayrılır, cuslov
kocasının koluna girerek tek basamağı inip tekrar çimlere bastığında iki yandan
kutlamalar başlamış, mutlu çift büyük bir zevkle tebrikleri kabul ediyordur...
SOUNDTRACK / Bond - Lullaby “calislere!” beyaz
masalarla süslenmiş bahçedeki bütün kadehler ewan’ın kendininkini kaldırmasıyla
yeni çift için kalkıyorken herkes mutlu, tekrar alkışlayarak yemeklerine
dönüyorken ewan yerine oturarak önündeki yarım kalmış çifte bakar “latty?” “efendim?” “ne zaman
tekrar düğün yapıyoruz..” “sonra...” “hayatım
yaşlanıp öleceğiz-“ latty
conrad’a dönerken genç adam susar, latty uzanarak onun elini tutarken conrad
prensesinin elini alarak dudaklarına götürür, öper, ama bırakmazken latty
gülümser, o sırada yanlarındaki bebek arabasında oturan jonathan
mızırdanıyorken latty oğluna döner “ne oldu
bebeğim?” bebecik
hala bir şeyler anlatmaya çalışıyorken latty uzanarak oğlunu kaldırır, hafifçe
altını koklayarak sorunun ne olduğunu anlarken izin isteyerek kalkar, concon
annesinin kucağında kalabalığı izleyerek büyük saraya giriyorken latty oğlunun
boynunu koklayarak öper, en yakın banyoya gitmek için çalışma odasına girerken
arka bahçe kapısından adının çağırıldığını duyar gibi olur “efendim?” “latty?” latty
kapıya doğru giderken merdivenlerden köşeyi döndüğünde karşısında gördüğü şeyle
bir anda kalbi durmuş, oğluna daha sıkı sarılarak yıllar önce savaşta ölmüş
olan, delora ve cuslov’un annesi Lucinda Nobes’e ve kucağındaki sarışın kız
bebeğe bakakalır... “latty,
tatlım sakin ol-“ “lucinda-sen..tanrım,
hayır-ashley!” latty
arkasını dönerek hızla kapıdan uzaklaşırken tekrar ashley’nin ismini çağırır,
bir üst kattaki ofisten ashley çıkarken merdivenden aşağı sarkar “iyi misin
latty?” “boyut
kapılarını kontrol edin-“ “latty,
lütfen dinler misin?” latty
arkasını dönerek lucinda’ya bakarken başını iki yana sallar “gerçek
değilsin-“ “gerçeğim,
ölmedim latty, bianayı ve cuslov’u görmem gerek-“ “hayır-“ “latty.
Lütfen..” latty
oğlunun başını okşayarak karşısındaki kadına bakıyorken gözleri dolmuştur “sen
ölmüştün, günlerce arkandan ağladık, ağladılar.. kızların..” “biliyorum
hayatım, ama sakin olmaya çalış lütfen.. cuslov evlendi, değil mi?” latty
başını sallarken lucinda gülümser “o halde
yarattığım kilit doğru çalışıyor...” “ne
kilidi?” “hepsini
anlatacağım, ama lütfen önce biana ve cuslov’a haber verir misin?” latty
başını sallar, o sırada merdivenlerden inen ashley’e döner ve jonathan’ı ona
uzatırken ashley neler olduğunu soruyordur “ondan ve
bebekten gözlerini ayırma ashley, hemen döneceğim..” ashley peki
diyerek jonathan’ı tutarken olduğu yerde bekleyen sarışın kadına ve kucağındaki
bebeğe döner.. “latty
jonathan’a mı bir şey oldu neden konuşmuyorsun?” latty
başını iki yana sallayarak ablasını ve cuslov’u merdivenlerden çıkartıyorken
içeri girdiklerinde arka bahçe kapısına doğru götürür, o daha bir şey
söylemeden cuslov gördükleriyle dengesini kaybederken elini latty’den kurtarır “bu nedir?” “cuslov..” cuslov
annesinin sesiyle diken diken olurken elini ağzına kapatır, lucinda
gülümseyerek kucağındaki küçük kızın elinde tuttuğu küreyi alırken ashley ne
yaptığını soruyordur, lucinda cevap vermeden küreyi avcunun içinde tutar, elini
öne uzatırken biraz sonra küre pırıl pırıl parladığında biana ve cuslv derin
bir nefes alıyor, cuslov bir anda hüngür hüngür ağlamaya başlıyorken biana latty’e
tutunur, cuslov zorlukla yürüyerek annesine ve kucağındaki güzel bebeğe
sarılırken annesi kızının saçlarını öpüyor, cuslov yıllar sonra, çok uzun
yıllar sonra bir tanecik annesinin kokusunu içine çekiyor ve ayrıldığında
onlara bakan sarışın bebeğe dönüyorken sarsılarak ağlıyordur, zorlukla
konuşurken kelimeler boğukça dudaklarından dökülüyordur “faye...bebeğim,
bir tanecik kızım.. gel, anneye gel tatlım” cuslov
ağlayarak küçük kızı kucağına alırken adı faye olan güzel kız genç kadının
boynuna tutunuyor, başını annesinin çenesine dayıyorken lucinda gülümsüyor,
kızının başını öpüyorken torununa bakarak gözleriyle döndüklerini
söylüyordur...
SOUNDTRACK / William Joseph –
Stella’s Theme 28 yıl önce... “hayır-hayır, anne
yapamam-“ “yapmak zorundasın
cuslov. Kardeşin için.. delora buradan uzaklaşmalı..” cuslov başını iki yana
sallıyorken oreon’un en büyük toplantı odasında biana, lucinda ve kendisinden
başka kimse yoktur, genç kadın iskemlelerin birine otururken başını ellerinin
arasına alır “nasıl yaparım anne?
Senin öldüğünü düşünerek nasıl yaşarım?” kızının yaşları
yanakalarından süzülüyorken hem bir anne, hem de oreon yüksek kurul başkanı
olan lucinda nobes kızının yanına oturur “döneceğim, her şey
bittiğinde, tekrar mutlu olduğunuzda, tekrar güvende olduğunuzda döneceğim
bebeğim..” cuslov ağlayarak annesine
sarılırken başka çaresi yoktur, delora burada kalırsa ölecektir, annesini
korumak için ölecektir, bir evladın ve bir kardeşin acısını çekmemek için şimdi
annesi kendini feda etmelidir, en azından bir süre için “anahtara ihtiyacın
olacak..” lucinda kızından
ayrılırken cuslov gözlerini silerek devam eder “dönmek istediğinde seni
buraya bağlayan bir şeyin yanında olması gerekiyor-“ “hayır cuslov-“ “olmak zorunda, onu da al
anne.. faye’i de al.. her şeyin nasıl olacağını bilemeyiz, belki hepimiz
öleceğiz, kızım seninle güvende olacak-“ “faye’in yeri senin yanın
cuslov, bebeğine bakacaksın, ben yokken onunla tutunacaksın-“ “hayır.. hayır, onu riske
atamam, zamanın neyi nasıl değiştireceğini hiçbirimiz bilemeyiz anne, şimdi de
büyük bir yanlış yapıyor olabiliriz.. kızımı da al, bebeğimi koru, geri dönene
kadar ona bak, hiç geri dönemezsen-“ “öyle bir şey olmayacak,
döneceğim. En mutlu gününde yanında olacağım, söz veriyorum.” Cuslov yine gözleri
dolarak annesine uzanırken lucinda kızını sımsıkı tutuyor, güzel kızı sarsılarak ağlıyorken annesi
arkalarındaki biana’ya bakıyordur, siyah saçlı kadın başını eğerken lucinda
kızının saçlarını öper... “ben gittiğimde
diğerlerinin hatıralarını bir küreye saklayacaksın cuslov, küreyi saklaması
için biana’ya vereceksin. Biana aynı şekilde senin hatıralarını sakladığın
küreyi de alacak ve bana getirecek.. biana..” siyah saçlı kadın
lucinda’ya bakarken genç kadın konuşur “senin kürene de ben
sahip olacağım, benim ve sakladığın kürelerin nerede olduğumu bilmeyeceksin.
Yarattığım kilit kendi kendini çözdüğünde ben zaten döneceğim, o zaman ikinize
de hatıralarınızı geri vereceğim, diğerlerinin küresi o zamana kadar güvende
olacak, ne cuslov, ne ben, ne de sen onların nerede olduğunu bilmeyeceksiniz..” biana başını sallarken
lucinda tekrar kızına döner, cuslov kucağındaki bebeğine bakıyor, masmavi
gözler pırıl pırıl annesine bakıyorken genç kadın süt kokan bebeğinin başını
yavaşça öper, son bir kez kokusunu içine çekerek annesine uzatırken lucinda
torununu kucağına almış, cuslov ellerini çektiği anda faye bir şeyler olduğunu
anlayarak ağlamaya başlamışken lucinda küçük kızı sallayarak avutuyordur,
kızına döner “kardeşine ve kendine çok
iyi bak bebeğim, her şey bittiğinde döneceğim, söz..” “kızıma iyi bak anne,
seni seviyorum..” “ben de tatlım, tanrılar
sizinle olsun..” cuslov hafifçe başını
sallarken lucinda ve faye ortadan kaybolduğunda bir anda arkada kalan boşluk ve
bilinmezlikle sarsılır, gözlerinde asılı kalmış yaşlarla masaya döner, kesik
nefesler alarak masada duran büyük küreye ellerini bastırırken biraz sonra
lucindayla bağı olan bütün oreon’un genç kadına ait tüm hatıraları soluk bir
ışık olarak dolmaya başlar, gittikçe güçleniyorken cuslov bunu yapabilecek tek
kişi, kendi kanını başkalarınının ruhundan söküp alıyorken işi bittiğinde küre
pırıl pırıl parlıyordur... “iyi misin?” cuslov avcundaki küreye
bakıyor, biana’nın sesiyle başını kaldırırken başını sallar “sanırım.. bunun içine
her ne koyduysam çok önemli olmalı biana.. lütfen buna iyi bak..” biana başını sallarken
genç kadının verdiği küreyi alır, iyi şanslar dileyerek ortadan kaybolurken
cuslov içinde adını koyamadığı bir eksikle toplantı odasından çıkar... “ANNE!” delora
bütün gücüyle saraya koşuyor, merdivenleri ağlayarak tırmanıyorken bir anda
annesinin ruhuyla sarıldığını hissettiğinde ürperir, hemen ardından lucinda
küçük kızını gördüğü anda kollarına alırken delora sarsılarak ağlıyor, annesine
tutunarak sımsıkı sarılıyorken lucinda bebeğinin saçlarını okşuyor, güzel
kızının kokusunu hiç unutmamış, ona nasıl acı çektirdiğini düşünüyor, tekrar
kalbi kırılıyorken yine de onu yaşıyor görmek, başardığını görmek bütün
acılarını siliyordur.. “neden-bunca
zaman-nasıl yaptın, mahvolduk anne, parçalandık..” “ama
birleştiniz bebeğim, hayatta kaldınız, yaptınız..” delora
başını sallayarak annesinin boynuna saklanıyorken lucinda’nın masmavi gözleri
dolmuş, kızının altın saçlarını okşuyorken delora annesinin arkasıdan ablasına
elini uzatır “abla..
faye.. tanrım..” cuslov
uzanarak kardeşinin elini tutarken lucinda küçük kızından ayrılır, cuslov’u da
diğer koluna alarak kendine çekerken faye teyzesinin yüzüne uzanıyor, teyzesi
küçük ellerini öpüyorken küçük kız gittiği günden belki bir ay daha büyük, her
gece annesini isteyerek ağlamışken şimdi onun gelinliğine tutunmuş, mırıl mırıl
bir şeyler söyleyerek mavi gözleriyle bir sürü şey anlatmaya çalışıyordur,
nobesler birbilerinden ayrılmamak için yerlerinden kıpırdamıyorken biraz sonra
bütün oreon birer ikişer saraya giriyordur, en önde calis varken lucinda genç
adamı gördüğünde gülümser, calis diğerlerini arkada bırakarak ilerler ve
kızlarından ayrılan kadını sımsıkı sararken oreon yıllar sonra bu adamın
cuslov’dan başka bu kadar sıkı sarıldığı başka bir kadını daha görmüş, tekrar
hatırlamış, geçmişten kalan tek hazinelerini izliyorken lucinda gülümsüyordur,
her şey yolundadır... “tekrar
başkan olacaksın-“ “hayır
tatlım, sen başkan olarak kalacaksın..” lucinda
kızının saçlarını okşuyorken güzel gözlerine bakar “ben sizden
çok kısa bir zaman ayrı kaldım ve senin uzun yıllar içinde başardığın hiçbir
şeyi elinden almayacağım-“ “ama anne-“ “bu hayat
senin cuslov, ben sadece paylaşmak için buradayım.. seninle gurur duyuyorum
hayatım, tam olmanı istediğim bir kadın olmuşsun.. yapmanı beklediğim şeyleri
yapmışsın.. mutlusun, evlisin, kocanla ve çocuğunla berabersin..” “seninle
beraberim..” lucinda
başını sallarken diğer yanından delora başını annesinin bacaklarına koyar,
yüzünü genç kadının karnına çevirerek yattığı yerde kıvrılırken lucinda
gülümseyerek koca bebeğinin saçlarını okşuyordur, cuslov faye’i bırakmamış,
kızının da onu bırakmaya niyeti yokken başını annesinin omzuna yaslar, dördü
bir odada istedikleri kadar başbaşa kalmaları için bırakılmış, aşağıda usul bir
kutlama devam ediyorken birazdan şampanyalar patlayıp lucindaya!lar
duyulmaya başladığında üç kadın da gülerek mutluluğun sesini dinlerler... THE END. 27.01.2008 ![]() |


