![]() ![]() Derece : NC-18 (18 yaş altındakiler için sakıncalıdır.) Özet : Turuncu gökyüzü
pembeleşene kadar 14 sene geçti... Notlar : Tarih, 14.03.08 (bitiş tarihi: 19.04.08) (yayın tarihi: 12.10.08) Notlar II: Şu anda Pink of Luplex’in yazımı sürüyor, ama ben sürekli
beynimde pörtleyen flashbacklere artık daha fazla dur diyemedim. Notlar III: İsim annemiz Dilş oldu. “ben böyle böyle yapacam!” dediğim
anda crashing to pink kalıbıyla bana geldi, YAY! dedim ve kabul ettim. Notlar V: Ne kadar uzun sürecek, kaç defa ara vereceğim, ara verecek
miyim? Bilmiyorum. Pink of Luplex şimdilik beklesin, 405 ördeklerinin
dünyasında da büyükler ön planda şu anda, ben de kendiminkileri özlediğime göre
şimdilik gelecekle ilgili planlar yapmaya gerek yok. Yine yüreğimiz nereye götürürse
oraya gidiyoruz. Notlar VI: Gözlüğümü temizledikten hemen sonra başlıyoruz. Bir süre
Mars’ta dolaştık, kanımız daha hızlı aktı, şimdi de özümüze dönüyoruz. Luplex’e
tekrar hoş geldiniz.. ![]() Maynard’ın merdivenleri yıllardır
olmadığı kadar mutlu adımlarla inilip çıkılıyorken o adımların sahibi, eksi
kraliyet asistanı, yeni kraliyet elçisi delora nobes annesine kavuşmanın
zevkiyle parlıyor, her karşılaştığı uşak ya da hizmetçiye güzel gülümsemesini
hediye ediyorken bahçeye inen merdivenler de bittiğinde genç kadın gölün
kenarındaki çardakta cuslov ve minik faye’le beraber oturan annesini görmüş,
hızlı adımlarla oraya gidiyorken parlak sabah da onu takip ediyordur. Genç
kadın çardağın etrafından dolaşıp en önce faye’in görüş alanına girerken küçük
kız yüzü aydınlanarak teyzesine ellerini uzatır, delora onu annesinin
kucağından kopararak yanaklarını öperken annesinin yanına oturduğunda gülümser “ben çok iyiyim siz iyi misiniz?” cuslov gülerek başını sallarken küçük
kızının heyecanlı sesi lucinda’yı da güldürüyordur, genç kadın döneli sadece
bir hafta olmuştur ama hem oreon hem de saraydaki hava tamamen değişmiştir.
Yıllardır eksik olan şey tamamlanmış, onları bunca zamandır ayakta tutmayı
başaran kadın geri dönmüşken şu anda çardakta cuslov’la beraber tartışılan konu
da bu ayakta tutma durumudur. Cuslov annesinin tekrar başkan olmasını
istediğini söylemiş, lucinda her seferinde reddetmiş, kızı da her seferinde
sormuşken bugün de yine bir soruş ve reddediş turu sürüyordur “anne gerçekten-“ “cuslov, bir haftadır gerçek anne
yüzümü ortaya çıkarmamaya çalışıyorum, ama bir defa daha sorarsan azarlamak
zorunda kalacağım. Hayır. Kurulun başına geçmeyeceğim. Sen başkansın ve
öyle kalacaksın, ben torunuma bakacağım..” lucinda teyzesinin kollarındaki faye’e
dönerken küçük kız da delora’nın kolyesini çekerek büyük annesine göstermeye
çalışıyordur, ama kolye bir türlü gelmiyorken faye büyük anneyi boşverip parlak
şeyin nereye bağlı olduğunu anlamaya çalışır.. lucinda kızlarını işlerinin başına
yollamış, faye’le beraber tekrar saraya giriyorken delialona da liv’le beraber
aşağı iniyordur, iki küçük kız taşındıkları kollardan birbirlerini
gördüklerinde derhal kıpırdanarak tutuldukları kucaklardan kurtulmaya
çalışırlar, lucinda torununu yere bırakırken faye ayaklarını mermere bastığı
anda karşı taraftan ona gelen liv’e koşturur, ikisi paytak paytak birbirlerine
tutunarak kocaman sarayda karıncalar gibi yürürken liv bir an yere yapışır,
delia atılarak onu yerden kaldırırken küçük kız bir an etrafındakilere bakar,
faye sesini çıkarmıyorken lucinda gülümsüyordur, delia da küçük kızın
eteklerini düzeltir ve gülümseyerek onu öperken liv de kötü bir şey olmadığını
anlamış, gülümser “dütüm.” “düştük ama bir şey olmadı, değil mi
tatlım..” liv delia’nın dizlerini sıkıp karnını
öpmesine gülerken faye de onun saçını tutarak dikkatini çeker, o da ilgi
istiyorken delia onu da alarak altın sarı saçlarından öper, onun da cici
eteğini düzelterek bırakırken ikisi yine yürümeye başlamış, delia da lucinda’ya
dönmüşken gülümser “sen de oreon’a gidersin sanmıştım
lucinda, ne oldu?” “henüz alışmadılar..düğünlerden sonra
işleri başlarından aşkın olduğu bir gün gideceğim..” “kurul’un başına geçecek misin?” lucinda delia’ya bir anne bakışı
sunarken delia gülerek dudaklarını mühürler, sonra onun koluna girerek sarayda
bir tura çıkarken okulun son senesininin başlamasına hala 2 haftası vardır,
tatilinin tadını çıkarmaya devam eder.. “geldi mi?” cuslov hayır diyerek ofisine doğru
yürüyorken ewan tahmin ettiğini söylüyordur. İkisi beraber beyaz ve ferah
ofisten içeri girerken cuslov çantasını masasına bırakır, geçip koltuğuna
otururken ewan da karşısına geçiyordur “sarayda oturup çocuk bakacağını falan
mı sanıyor gerçekten?” “bilmiyorum, ama kurulun başına geçmek
istemiyor, başka bir şey bulmamız gerek-“ “o kral olsun, hemen ayarlarım..” cuslov gülerken ewan da sırıtır, o
sırada içeri calis girerken karısını gördüğünde gülümser, cuslov da ışıldarken
ewan oturduğu koltuğun kollarına tutunarak kalkar “odadaki tek çirkin yaratık olarak
uzaklaşıyorum.. cuslov, lucinda için düşündüğün bir şey olursa konuşalım, ben
de düşüneceğim..” cuslov tamam derken ewan calis’in
omzunu sıkarak odadan çıkar, kapı kralın arkasından kapatılırken calis oturduğu
yerde ona dönen karısının yanına gelerek dudaklarına eğiliyordur.. “ne yapayım? Robot mu yapsın? Lucinda
gel şu devreleri tak mı diyeyim?” ewan colm’un kafasına bir tane
vururken ofiste dört dönmeye devam ediyordur, colm kafasını ovarken konuşur “onun kafasına böyle vurursan işte o
zaman tam olur-“ ewan yine elini kaldırmışken kapı
vurulur, ewan girilmesini söylediğinde açılan kapıdan biana görünürken genç
adam kaldırdığı elini derhal indirir, colm rahatlarken siyah saçları bugün
zarif bir at kuyruğuyla toplanmış olan kraliçe siyah pantolon takımının içinde
içeri giriyordur “lucinda için bir şey düşündüm, size
de danışmak istedim-“ “kabul ediyorum ben.” Biana kocasına gülümserken açıklar “lucinda’nın benim sağ kolum olmasını
istiyorum. Rütbe olarak benden bir aşağıda, cuslov’dan bir yukarıda. Kraliçe
veya kral’ın olmadığı anlarda imza yetkisi lucinda’ya ait, onun olmadığı
durumlarda da cuslov’a.. Lucinda ikimizi de temsil edecek ewan..” “boşuna kabul etmemişim, mükemmel
hayatım. Oreon içinde bir bildirge yayınlarım-“ “Lucinda’yla da konuştuktan sonra
yapabilirsin, bugün onu oreon’a davet edeceğim, ah bir isteğim daha olacak
ewan..” ewan bütün duyuları kraliçesine dönük
olarak dinliyorken biana konuşur “favian’la da sen görüşüp delora’dan
sonra latty’nin asistanlığına onun getirildiğini söyler misin? onun da sürekli
oreon’da olmasını istiyorum..” ewan derhal yapacağını söyler, biana
teşekkür ederek onu öperken colm’un iç çekişi duyulur, kral ve kraliçe
gülümseyerek genç adama dönerken colm elini sallar “yokum ben, devam edin..” ve onları yalnız bırakarak odadan
çıkarken biana gülümsüyordur, kapı kapandığında ewan kraliçesinin yüzünü
tutarak kendine çevirir “muhteşemiz..” “öyleyiz..” “sen olmasan ben ne olurdum bilmiyorum
biana..” kraliçesi kral’a artık hep burada
olduğunu söyleyerek dudaklarına uzanırken kral lysander de gülümseyerek onu
tutar... “ayağımın altında dolaşmayın! Sarayda
beş tane bebek var, onları koruyun!” ashley elindeki dosyaları güvenlik
departmanındaki bir kölesinin önüne atarken genç adam önüne düşen kağıtları
derhal toparlayarak ezberlemek için açıyordur, genç kadın onları bırakarak
departmandan çıkarken kapı arkasından kapandığında sarayın sakin havası onu
karşılıyor, ama ashley sakinleşmiyorken alt katta liv’in keyifli çığlığı
duyulduğunda genç kadın derin bir nefes alır, merdivenlere dönerek minik
yeğenine bir süre dokunabilmek için aşağı inerken topukları taşlara vuruyordur,
genç kadın son basamağı da inerken ofisten franco çıkıyordur, henüz kapattığı
telefonu elinde, yüzünde hafif bir gülümseme varken başını kaldırdığında
ashley’le yüzyüze gelir, genç kadın ona bakıyorken sorar “senin polis merkezinde olman
gerekmiyor mu?” “bugün değil, iyi misin sen?” ashley hmmlayarak dış kapıya
gidiyorken franco da ona takılmıştır, konuşur “çok stres oluyorsun ashley-“ “sarayı koruyorum franco..” “sarayı koruyan insanları
yönetiyorsun, bir şey olduğunda sadece sen atılmayacaksın-“ “ama önce ben atılmalıyım. Diğerleri
ortalıkta bebeklerini gezdirip bahçede piknik yaparken ben gökten bir şey düşer
mi diye sürekli kontrol ediyorum-“ “onu yapacak adamlar zaten var, sen
başında mı bekliyorsun-“ “bazen beklemem gerekiyor, bilmediğin
işler hakkında yorum yapmazsan iyi olur..” franco ellerini kaldırarak adımlarını
yavaşlatırken ashley çimlerde bakıcısıyla birlikte oturan liv’i genç kadının
yanından alır, bakıcı marla gülümseyerek kalkıp uzaklaşırken liv halasına
sarılmıştır “eşi..” “ashley geldi ufaklık, ne oynuyorsun?” liv yerdeki oyuncaklarını gösterirken
ashley de gülümseyerek bebeklere bakıyordur, birazdan diğer yanında franco kendini
çimlere bırakmışken liv çömelen teyzesinden yayılan franco’ya
döner ve birkaç oyuncak teklif ederken genç adam teşekkür ederek alır, ashley’e
dönüp elindeki erkek bebeği sallarken genç kadın gözlerini devirir, ama o
sırada liv onun da eline bir kız bebek verirken ashley bununla ne yapacağını
soruyordur, liv kendi bebeklerini eline alıp sallar ve kendi anladığı dilden
bir şeyler söyletirken franco da kendi bebeğini sallayarak onaylıyordur, ashley
hadi bakalım diyerek çimlere otururken liv heyecanla bir şeyler
anlatıyordur, arada anlaşılır kelimeler çıkıyorken ashley ve franco onu
dinler... “bir gün daha rahat oturamayacağım,
değil mi?” biana gülümseyerek hayır diyorken
lucinda da gülümser “kabul ediyorum biana..” kraliçenin bakışları ışıldarken ikisi
karşılıklı değil, tek bir koltukta yan yana oturuyordur, lucinda genç kadının
elini tutarken biana da diğer elinin genç kadının eline kapatarak bir an durur “dönebileceğini düşünmüyordum, hatta
yaptığımız hiçbir şeyin işe yaracağını sanmıyordum..” “ama yaradı.. gördüğüm şeylerden o
kadar memnunum ki biana, muhteşem bir iş başarmışsın..” genç kadın içtenlikle gülümserken
lucinda onun elini biraz daha sıkarak başını sallar “daha da güzel olacak..” biana da başını sallarken biraz sonra
uzanarak lucinda’ya sarıldığında sarışın kadın da gülümseyerek ona sarılır.. “anne ben hazırım! Jaden!” alexa dışardaki jaden’a seslenerek
eşiğe çıkardığı bavulu gösteriyorken delikanlı gidip onu da alır ve babasının
yerleştirmesi için arabaya götürürken alexa tekrar üst kata koşuyor, tessa da
ona geliyorken ikisi gülerek ortada buluşurlar “bavulumu indirdim ben, amcam arabaya
koyuyor, babam gelecek mi?” “alexa!” alexa alt kattan eve yeni giren
babasının sesini duyarken gözleri parlar “geliyoruz baba!” genç kız annesinin elini tutarak aşağı
inerken jaden’la beraber üç senelerini geçirecekleri yatılı okulları yarın
başlıyordur, bugün bütün toplanmalar tamamlanmış, özel araçlarla jaden, anna ve
alexa okulun olduğu boyuta geçeceklerken genç kız evdeki son dakikalarında
işten daha yeni dönen babasının boynuna atlar “gidiyorum ben!” “görüyorum! Tessa kızımız gidiyor!” tessa gözleri dolarak gülerken alexa
annesine döner “lise’de de mars’a gideceğim, alışşak
iyi olur..” “alışırız tatlım, senin için göz açıp
kapayana kadar geçecek-“ “kendinize dikkat edin anne-baba, çok
yaşlanma!” chris onun imkansız olduğunu
söylüyorken alexa gülerek yakışıklı babasına bir kez daha sarılır, sarışın genç
adam kızının saçlarını öperek onu bırakırken güzel venüs kızı annesinin de
yüzünü tutarak sımsıkı öper, o sırada jaden ve gabriel içeri giriyorken
delikanlı saatini işaret eder “geç kalıyoruz geç! Benim gibi bir
kere öpsen yetmiyor mu?” alexa onun anlamayacağını söylüyorken
jaden onu kolundan çekiştirerek alır, amcasıyla tessaya dönerek el sallar “5 sene sonra görüşürüz!” “jaden!” delikanlı ama onlara göre öyle
diyorken alexa o fikri henüz kafasında oturtamamış, düşünceli bir şekilde
arabaya binerken gabriel birazdan döneceğini söyleyerek arabaya biner ve
çocukları okul görevlileri tarafından alınmak üzere götürürken tessa ve chris
uzaklaşan arabanın arkasından bakıyorlardır, genç kadın iç çekerken 11 senedir
ilk defa bebeğinden ayrılıyor, gözleri dolarak kocasının kolunu tutar “5 yıl chris.. ben bebeğimden o kadar
nasıl ayrı kalacağım?” “çok güzel bir okula gidiyor tatlım,
şükredelim ki ona göre 5 yıl olmayacak-“ “neden buradaki bir orta okula
gidemiyorlar?” “ikisi de durmadan sınavlara
çalıştılar tess, melekler okulu için şansları yükselecek..” tessa başını sallarken yaşlarını
silerek gülümser “tamam, sen de üzülebilirsin..” chris omuzlarını düşürerek tessayı
avutmak için ezberlediği bütün o iyi eğitim zırvalarını unutur ve arkasını
dönüp bomboş kalan eve bakarken tessa ona sırtından sarılarak omzunu öper “yaz tatiline kadar ne yapacağımızı
düşünmemiz lazım..” “yeni bir bebek?” tessa gülerken chris de gülümser ve
küçük morgan’ın olmadığı evine girerek kapıyı kapatır.. SOUNDTRACK /
Tonic – Lemon Parade “jonathan hayır! Ver tatlım, hadi ver-” jonathan delia’nın sütyenlerinden birini
açık bavuldan kapmış, ağzına sokup ucunu kemiriyorken delia peşinden
koşturdukça o da gülerek kaçıyordur, kırmızı sütyen küçük elinde sallanıyorken
delia odasında serili giysilerin arasından çıkarak jonathan’ın arkasından
koridora çıkar, ufaklık hızını alamadan merdivenlere koşuyorken delia onun
bariyere çarpıp sarsılmaması için atılır ama o sırada merdivenlerden çıkıp
köşeyi dönen colm ufaklığı yakaladığı gibi kaldırırken elindeki kırmızı sütyene
bakarak kaşlarını çatar, jonathan kırmızı şeyi sallayarak bir şeyler
söylüyorken colm sütyeni tutarak onlara bakan delia’ya kaldırır “en sevdiğim sütyenin başka bir
erkeğin elinde ne işi var?” “prenslere layık bir kızım demek ki..” colm jonathan’ın salya akan çenesine
ve parlayan cin gibi kahverengi gözlerine bakarken başını sallar “senin karşında şansımız yok concon..” concon adını duyunca bir kahkaha
atarken colm da güler, küçük adam elindeki sütyeni delia’ya geri fırlatırken
genç kadın kırmızı şeyi havada yakalayarak elinde tortop eder “toplanıyordum-“ “pek öyle görünmüyor, kızlar
elbiselerini çalıyorlar..” delia arkasını dönüp faye ve liv’in
kapının önünde elindeki elbiselerle oturup mırıl mırıl bir şeyler
konuştuklarını görünce güler, küçük kızlar birbirlerinin elindeki renkli
kumaşları çekiştirerek kendi dillerinde sohbet ediyorken delia onların yanına
gelmiş, neleri aldıklarına bakar, ellerinden almamaya karar verip tekrar içeri
dönerken colm da conconu onların yanına bırakıp içeri girer “neden okula dönüyorsun?” “mezun olmam lazım?” “neden sarayda kalmıyorsun demek
istiyorum..” delia gülerek anladığını söylerken
colm bildiğini söyleyerek kendini yatağın boş kalmış bir yerine bırakır, delia
onun altında kalan tişörtleri çekerek kurtarıyorken konuşur “yurtta kalırsam daha rahat çalışırım
da ondan-“ “ben seni çalıştırırdım..” delia tabii diyorken colm
sırıtır, delialona elindeki tişörtleri bavula atıp onun yakışıklı yüzüne
bakarken alt dudağını ısırarak kapının önündeki bebeklere bakar, sonra colm’un
üzerinden eğilip telefonu alırken alt kattaki marla’yı arar, gelip bebekleri
bir süre alabilir mi diye sorarken olumlu cevap aldığında teşekkür eder ve
telefonu kapatırken colm kaşını kaldırmış, onu izliyordur “neden?” “rahat rahat toplanamıyorum, sen de
git..” colm gülümseyerek karnına yaslanmış
delia’nın belini tutarken genç kadın da gülümser, o sırada marla gelip
ufaklıkları tatlı dille yerlerinden kaldırmış, delia’nın kapısını da
kapatmışken genç kadın kapı kapandığı anda colm’un üzerine tırmanır, genç adam
gülerek onu çevirir ve üzerine geçerken ikisi de birbirine uzanarak dudakları
birleşir.. colm gözlerini kapatarak kendini
altındaki delia’nın içine iterken ikisi de inleyerek birbirlerine tutunur,
delia yutkunarak elini colm’un saçlarından geçiriyorken genç adam onun boynunu
emiyor, çıkıp tekrar giriyorken delia dudaklarını ısırarak belini ona
kaldırıyordur, colm kendini bir kez daha iterken bu sefer daha derinde, başını
kaldırarak delia’nın yüzüne bakar, genç kadının masmavi gözleri yavaşça
açılırken colm onun saçlarını alnından çekerek dudaklarını hafifçe öper, tekrar
yüzyüze durduklarında nefes nefese fısıldar “evlenelim..” delia düşüncelerini toplayamıyor,
içinden ona dokunan adamın gözlerine bakıyorken colm onun bacaklarını okşuyor,
tekrar eğilerek dudaklarını öper, dilleri hafifçe birbirine dokunduğu anda
ayrılırken delia göğsü inip kalkarak onu izliyordur, başını sallar “başka birini istemiyorum..” colm gülümserken delia da gülümser ve
belini hafifçe kaldırarak genç adama hareket etmesini söylerken colm kendini
geri çektiğinde delia’nın dudaklarını aralanır, colm aralık dudaklardan içeri
sızarak onu öperken tekrar kendini ittiğinde genç kadın evleneceği adamın
saçlarını sımsıkı tutarak kendini ona bırakır.. “babama nasıl söyleyeceksin?” delia sırtında bir öpücük hissederken
gülümser “onu da böyle öpecek misin?” colm sırıtarak genç kadına sırtından
sarılıyorken delia yorgundur, ama bulutsuz bir gökyüzü gibi saf bir şekilde
mutluyken sıcaklığına sokulduğu adamın sesi kulağına geliyordur “beni öldürmemesi için önce bir kağıt
imzalatacağım..” “duyduktan sonra kağıdı da, seni de
yakarsa ne yapacağız?” “ben öleceğim, sen de daha evlenmeden
dul kalacaksın..” delia tühlerken colm başını
sallıyor, dudakları delia’nın ensesinde asılı kalıyorken genç kız elini arkaya
uzatarak onun başını tutar, sonra yavaşça dönerek genç adamla yüz yüze gelirken
gülümser “ya birbirimizden sıkılırsak?” “ben yaşlıyım, sen benden sıkılırsın
ancak..” delia gülerek dalga geçmemesini
söylüyorken colm da sırıtır “benim kadar komik bir adamdan nasıl
sıkılacaksın?” “ben senin kadar komik değilim, sen
benden sıkılırsın..” colm asla diyorken, delia
parmağıyla onun dudaklarına bastırır “asla deme..” colm kapalı dudaklarından da bir asla
homurdanırken delia gülümser, genç adam onun parmağını öperken delia elini
çekerek onun yüzünü tutuyor, usulca konuşur “ben okulu bitirene kadar nişanlı
kalalım, o zaman içinde birbirimizden sıkılmazsak-“ “sıkılmayacağım diyorum delia-“ “sus, sıkılabilirsin.. şimdi her şey
çok güzel.. mutluyuz, seksiyiz, aşığız, ama ya değişirse colm? Bir de evlenip
ayrılmayı kaldıramam..” “ben de ikinci kez nişanımın
bozulmasını.. sıkılma benden delia..” delialona gülümserken genç adamın
dudaklarına uzanır ve öpüşleri arasında usul bir asla duyulurken colm
genç kadını kendine çekerek bacaklarını bacaklarına dolar.. SOUNDTRACK /
David Lanz – Sitting in an English Garden Verona... Bahçesi bembeyaz güllerle dolu sarayın
prensesi merdivenlerden yeşil çimlere iniyorken etrafta büyük bir koşuşturmaca sürüp
gidiyordur. Verona kralı Armand de Veronique tahtını
bir ay sonra biricik kızı Claire’e bırakacağını açıklamış, ancak bu devir
teslim töreninden önce prensesin eşini bulduğunu açıklaması bekleniyorken bu
hafta sonunda sarayda verilecek baloda dış uzayın en yüksek mevkilerindeki konuklara
ev sahipliği yapılacaktır. Evrenin bütün bekar prensleri,
lordları ve boyut yöneticilerini karşılayacak olan saray şimdi o büyük davete
hazırlanıyorken prenses sarı saçları ılık rüzgarda uçuşarak hızla hareket eden
çalışanlara bakıyordur, o sırada yanında tanıdık birini hissederken
gülümseyerek başını çevirir, flasler de ona gülümsüyorken ikisi bahçeyi
izliyorlardır, genç adam konuşur “armand erken mi davranıyor sence?” “babam çok yoruldu flasler, artık
zamanı gelmişti. Üstelik ben kendimi hazır hissediyorum, ne kadar dehşet verici
olsa da..” flasler güzel prensesin belini
tutarken claire de başını onun omzuna yaslar, hafifçe iç çekerken genç adam
onun belini biraz daha sararak sorar “bir ay içinde biriyle evlenmek
zorunda olma fikrine de hazır mısın claire?” claire başını kaldırarak flasler’in
gözlerine bakarken bakışları gölgelenmiştir “bana destek olacağını sanıyordum-“ “oluyorum, sadece tekrar soruyorum, bu
da destek olmak sayılır-“ “sayılmaz. Beni kararlarımdan şüphe
ettirme flasler, lütfen-“ “ama o gerçek bir evlilik olmayacak-“ “tabii ki olmayacak, ama kraliyet için
en iyisi neyse onu yapmalıyım, eşimi sadece kaşı gözü güzel olduğu için
seçmeyeceğim, biliyorsun.. sen de bu konuda bana yardım edeceksin..” flasler başını sallarken claire
balodan sonra belirlediği birkaç adayla iki hafta boyunca görüşecek, eğer
flasler de onların uygun olduğuna dair onay verirse prenses ve seçilen şanslı
aday tahtın teslim töreninden bir hafta önce evlenecektir. Her şey planlı ve
kusursuz olacaktır, claire emindir. O yüzden kendini üzmemeye çalışıyorken
flasler yanında olduğu sürece yanlış karar vermeyeceğini de biliyordur, genç
adama bu konuda güvenmek istiyorken flasler rahat değildir. Kral armand her ne kadar çok iyi bir
kral ve şefkatli bir baba olsa da yıllardır verona’yı saf bir asalet anlayışı
altında yönetiyordur. Kraliyet kuralları katıdır, uyulması zorunludur. Asil
aileden hiç kimse kendi konumu altındaki biriyle evlenemezdir, bu kural
geçmişte flasler ve claire’in yollarını ayırdığından beri flasler kral armand’a
eskisi gibi saygı duyamıyordur. Armand her fırsatta onu ne kadar
sevdiğini ve saygı duyduğunu söyleyse de flasler hiçbir zaman gerçekten asil
kandan olamayacaktır. Annesi ve babası uzun yıllar saray için çalışmış, sürekli
asillerin hayatlarına ortak olmuştur, ama flaslerin kanı asil değildir,
olmayacaktır da. Verona’nın kuralları yıllar önce onu aşık olduğu prensesten
ayırmışken ikisi kopmamış, hala birbirlerinin en yakınıyken flasler claire’in
yanlış bir seçim yapmasını istemiyor, onu bu durumdan kurtaracak bir yol
arıyordur. Genç adam verona’ya adımını attığı
ikinci gün bu durumun varlığını öğrenmiş, Kral armand’la konuşup söz konusu
olan asil kanın onun kızı olduğunu her ne kadar anlatmaya çalıştıysa da
kraliyetin kuralları bozulmamıştır. Claire bunca yıl bir çok erkekle tanışmış,
hepsiyle iyi ilişkileri olmuşken şu zamana kadar kimseyle evlenmek
istememiştir, Kral Armand buna saygı duymuş, kızının gelişimine ve özgürlüğüne
sınır koymamışken şu anda gelinen durum tamamen farklıdır. Claire artık sadece
kendinin değil, bütün bir gezegenin sorumluluğunu alacaktır. Eğer halkının
koyulan kurallara saygı göstermesini istiyorsa öncelikle kendini bağlayan
kurallara saygı duymalıdır, iyi bir kraliçenin yapacağı en önemli şey kendi
kraliyetine sonuna kadar saygı göstermektir. Kral Armand da kızından bunu
istiyorken onun için bir ay öncesinden bir balo vererek yeterince kibarlık
ettiğini düşünüyordur. Geçmişten kalan adetleri devam ettirerek kendisi ona bir
eş seçmediği için Claire’in de ona minnetar olduğunu biliyorken bu konuyu bir
daha flasler’le konuşmak istememiş, onun da bir ay sonra üzerine alacağı Verona
kraliyet elçiliği görevine konsantre olmasını söylemişken flasler o gün karşı
çıkmamış, ancak ikna da olmamış bir şekilde kralın karşısından ayrılmıştır. Şimdi Claire’le birlikte yavaş yavaş o
günün yaklaşmasını izliyorken prensesin kararlılığı, kurallara ve babasına
bağlılığı da işini kolaylaştırmıyordur. Flasler bir süre daha bu işin böyle
sürmesine izin vermeye karar vermiş, balodan sonra tekrar harekete geçecekken
Claire’in bu süre içinde en azından onun tarafından bir baskı altında olduğunu
hissetmesini istemiyordur, destekleyen bir arkadaş olarak sessiz kalırken Claire minnettardır. İkisi beraber
bahçede dolaşarak çalışanların çıkardığı kusursuz işlere bakıyorken saray
kendini büyük geceye hazırlamaya devam ediyordur.. Maynard... “kıza görücüye mi gideceğiz? Prens
daha bebek..” latty davetiyeyi conrad’ın elinden
alıp bakarken genç adam da onun başının üstünden bakıyordur, genç kadın okuyup
kapatırken başını sallar “öyle görünüyor-“ “oğlum daha bebek-“ “belki seni istiyorlardır..” latty masasına dönerken conrad
ellerini beline koyar “olabilir, nasılsa hala bekarım..” latty başını sallarken conrad masanın
etrafından dolaşıp genç kadını koltuğuyla beraber kendine çevirir “çocukluk yapıyorsun.. ne zaman
evleneceğiz? İki çocuk daha doğurduktan sonra mı?” latty başını sallarken conrad peki
diyordur, prensesi kolundan kendine çeker “kapıyı kapat-“ “burada mı?” “evet, tam burada, şu masada çocuk
yapacağız..” latty içi titreyerek sırıtırken conrad
kaşını kaldırır “sen oyun oynarsan ben de oynarım..
çocuk istiyor musun?” latty başını iki yana sallarken conrad
peki diyerek ondan uzaklaşır “aklına başka bir şey gelirse söyle..” prenses bir peki mırıldanırken komutan
ofisten çıkar, latty önündeki masaya bir daha bakıp saçlarını yüzünden iterek
yerine otururken davetiyeye bir daha bakıyordur.. “colm şunları adamlarına ver- ne
sırıtıyorsun?” colm sırıttığını ewan söyleyince fark
ederken suratını düzeltir, kral’ın uzattığı kağıtları alırken başını silkeler “sırıtmıyorum..” “sırıtıyorsun, konuş.” “sırıtmıyorum dedim, ver ewan..” ewan kağıtları geri çekerken
karşısındaki koltukları gösterir “otur, konuş.” “konuşamam vaktim yok, derhal bunları
adamlarıma götürmeliyim!” colm uzanıp kağıtları ewan’ın elinden
koparır ve derhal toz olurken kral onu kara deliklere sürdürmekle tehdit etse
de geri dönmez.. “NE!! YÜZÜK NEREDE-VER ELİNİ!” melanie delia’nın kolunu
kopartırcasına çekiyorken kafeteryadaki herkes arada dönüp onlara bakıyordur,
carter biraz sessiz olmalarını söylüyorken melanie elinin tersiyle genç adamın
göğsüne bir tane geçirir, sonra tekrar delia’ya dönerken gözleri parlıyordur “ne zaman alacak yüzük!?” “daha babama bile söylemedik-“ “olsun, ne zaman alacak?” delialona gülerken melanie taşın ne
kadar büyük olması gerektiğinden falan bahsediyor, carter kafasını kaşıyorken
ian ve bryce da gelip yanlarına oturduğunda melanie derhal onlara döner “colm ve delia nişanlanmışlar!” ian bir an irkilirken delia genç
adamın kolunu tutarak daha değil diyordur, ian hafifçe başını sallarken bryce
yine onları izliyor, melanie koluna asılıp sevinmesini söyleyince gülüyorken
delia gülerek gözlerini deviriyordur.. “colm bir şey saklıyor..” ewan biana’nın ofisinden giriyorken
lucinda da içerdedir, ikisi de genç adama bakarken ewan koltukların birine
oturmuş, eli çenesinde, düşünüyordur “kötü bir şey değil, mutlu bir şey,
ama saklıyor. Colm benden bir şey saklamaz..” “mutlu bir şeyse belki herkese bir
anda söylemek istiyordur, üzerine gitme ewan..” ewan başını sallarken lucinda’ya bakar “sen kraliyet adına sorsan lucinda-“ “colm neyi ne zaman söyleyeceğini
bilir ewan-“ “yarın gelip ben merkez masa’da işe
başlıyorum derse kafasını kopartırım, kral cinayete karıştı haberlerini
temizlemek zorunda kalırsınız. Bilmek istiyorum..” lucinda biana’ya bakarken kraliçe
başını sallar “ben sorarım, ama işle ilgili bir şey
değilse ayrıntısını öğrenmem-“ “öğreneceksin. Ya bizi kara delik
borsacılarına satıyorsa-“ “ewan, lütfen..” ewan peki diyerek ellerini kaldırırken
sorar “verona’ya gitmek zorunda mıyız?” “evet. takımını hazırlamaları için
talimat verdim, akşam saraya getirecekler..” ewan bir şeyler homurdanırken lucinda
gülümser “flasler’e hala kırgın mısın?” “kızgınım. Bir gün ben de
kaçacağım, o zaman ne yapacağız bilmiyorum..” biana kocasına şöyle bir bakar, ewan o
anda kaçma fikrini öldürürken gülümser “lafın gelişi hayatım..” biana hafifçe gülümseyerek başını
sallarken saçlarını omuzlarının ardına atar ve lucinda’yla beraber işlerine
devam ederken ewan dışlandığı anda kalkarak ofisten dışarı çıkar ve kral
otoritesini nerede kullanabileceğini düşünürken koridorda koşup duran
görevlilerin selamlarını alarak yürümeye başlar.. ![]() |


