![]()
#02 – Take Him Home “evet, çok güzel..” claire masalardaki çiçek düzenini de
onaylamış, bahçenin her köşesine papatyalar gibi yayılmış beyaz masalar
prensesin istediği çiçeklerle süsleniyorken claire saraydan çıkan babasını görmüş,
hafifçe elini kaldırarak o tarafa giderken kral arman da kızını görünce yüzü
aydınlanarak gülümser. Prenses babasının koluna girerek bahçede yürümeye devam
ederken kral kızının sarı saçlarını omuzlarının arkasına atarak sorar “her şey yolunda mı claire?” “evet baba, bütün hazırlıklar
neredeyse tamam. Çok güzel bir gece olacak..” kral gülümseyerek başını sallarken
claire onun yüzündeki çizgilere bakar, yorgun gözlerini mutlu görürken
mırıldanır “annemin de burada olmasını
isterdim..” “eminim bizi izliyordur prenses..” claire yeşil gözleri parlayarak başını
sallarken ilerde görevlilerle konuşan flasleri gördüğünde babasının kolunu
tutarak izin ister “izninle baba, flasler’le bir şey
konuşmalıyım..” kral armand kızını bırakırken prenses
flasler’in yanına gelmiş, genç adamın konuşmasını bitirmesini bekler, görevli
prensesi gördüğü anda ne söyleniyorsa başını sallar ve uzaklaşırken flasler
claire’e döner “maynard da katılacağını onaylamış,
ama davetiye listesi henüz elimize ulaşmamış..” “onları bu kadar çabuk görme fikrinden
rahatsız oluyor musun?” flasler iç çekerek bilmediğini söyler
ve claire’i koluna alarak yürümeye devam ederken bahçeyi izleyerek mırıldanır “sonsuza kadar onlardan saklanmak için
buraya gelmedim, bir gün mutlaka görecektim-“ “ama bu kadar erken..” “hiçbirine kırgın ya da küs değilim,
ama yeni bir hayatım olmalı artık..” claire başını sallarken flasler de
gülümser, ikisi de verona’nın yeni bir hayattan çok uzak olduğunu biliyor,
aralarındaki geçmişin yeni bir şeye nasıl yol vereceğini bilmiyorken sessizce bu gece olacak balonun başlamasını
bekliyorlardır.. “vien’i de yazdım..” favian eidan’ın elinden verona’ya
gideceklerin listesini alıp teşekkür eder ve uzaklaşırken yakışıklı su kıran karısının
ofis kapısını tıklatır, içerden kısık bir girin duyulurken eidan içeri
girer ve kapıyı kapatırken gözleri parlayarak sorar “evet, sonuç?” vien elindeki kağıtlara bakarak başını
iki yana sallar “hamile değilim eidan..” genç adamın bakışları bir an solarken
vien ondan daha üzgün, sonuç kağıtlarını çöpe atar ve tekrar masasının başına
geçerken eidan onun yanına gelmiş, karısının bacaklarının dibinde yere
çömelerek onun üzgün ama güzel yüzüne bakar “daha erken, bir gün olacak..” “9 ay oldu ve korunmuyoruz, hiç..” “belki de az seks yapıyoruz-“ “her gün iki kere az değil eidan..” eidan başını sallarken vien’in dizine
tutunarak başını genç kadının karnına yaslar “olacak vien, bir gün başımı buraya
yasladığımda içinde bir de bebek olacak..” vien kocasının saçlarından
parmaklarını geçiriyorken başını sallar, ama bir şey söylemezken ikisinden
birinin bir gün yorulmamasını umar... “yapamam franco, ertesi gün sorgumuz
var-“ “ertelememiz gerekecek o zaman..” kathryn başını iki yana sallıyorken
arka ofisteki rafların arasında yürüyordur, franco da onu takip ediyorken
konuşur “ilk defa seni eşim olarak bir yere
davet ediyorum ve sen bana 100 yaşındaki bir kadının sorgusunun daha önemli
olduğunu mu söylüyorsun?” “o benim işim..” “ertelenebilecek bir iş, elindeki dava
78 yıl beklemiş, bir iki gün daha bekleyebilir..” kathryn cevap vermezken franco diğer
rafın etrafından dolaşıp genç kadının önüne çıkar “diğerlerinin yanında rahat olmadığını
biliyorum, ama alışman gerekecek kathryn..” genç kadın mavi bakışlarını franco’ya
kaldırırken genç adam gülümseyerek başını sallar “evlenme teklif etmeyeceğim, sakin..” “ben senin beyninin içini duyamıyorum,
anlayacağım dilden konuş..” “pekala.. bundan sonra bana franco
kiminle geliyorsun? diye sorulduğunda her zaman kathryn demek istiyorum,
yeterince açık mı?” genç kadın başını sallarken franco ona
bir adım atarak dudaklarına eğilir, ama kathryn geri çekilirken elini kaldırır “ofisteyiz-“ “ne olmuş?” “olmaz..” ve genç kadın arkasını dönerek
rafların arasından yürüyüp çıkarken franco orada öyleyece kalakalmış, kaşlarını
çatarak ellerini ceplerine sokar.. franco merkezin kapısından çıkmış,
uzun caddeye bakan taş merdivenlerde oturmuş kahvesini yudumlayarak elindeki
kağıtları inceleyen kathryn’in yanına giderken kollarını kavuşturur ve omzunu
duvara yaslarken kathryn onu görmüş, kahvesini ve kağıtları indirirken sorar “beni mi çağırıyorlar?” franco başını iki yana sallarken genç kadın
rahatlayarak tekrar kahve bardağını dudaklarına götürür- “benden korkmana gerek yok kathryn..” sarışın kadın güneşte parlayan
bakışlarını duvara yaslanmış adama çevirirken bardağı yine indirir “korkmuyorum franco, nereden
çıkardın?” “sana her yaklaştığımda hayır!
diye bağıran düşüncelerinden..” kathryn başını iki yana sallarken
franco duvardan çekilip bir iki basamak inerek genç kadının yanına oturur “seni böyle duymam huzursuz ediyorsa
söyle-“ “etmediğini söyledim-“ “o zaman başka bir şey ediyor.. aklını
okuyabiliyorum belki, ama konuştuğu dili anlamıyorum kathryn..” genç kadın iç çekerken uzanarak
franco’nun elini tutar “senden korkmuyorum, kendimden
korkuyorum-“ “dolunayda kurt kadın mı oluyorsun?” kathryn başını sallarken franco’nun
gözleri büyür- “bunu sana nasıl söylesem
bilmiyordum-“ “ciddi misin sen?” “evet, çok..” franco kaşlarını kaldırırken kathryn
ona bakıyor, biraz sonra gülümserken genç adam gözlerini devirerek rahatlar “bir daha yapma-“ “kurt kadın olsam kaçıp gidecek
miydin?” “hayır, ama-bilmiyorum, dolunay olduğu
zaman dışarı çıkmazdık muhtemelen..” kathryn gülerken franco genç kadının
elini tutarak parmaklarıyla oynuyor, konuşur “sorumu cidden cevaplamadın-“ “çok sevdiğim bir adamla nişanlıydım,
12 sene önce öldürüldü. Katilini kendim bulup hapise tıktım..” franco bir anda gelen cevapla az
önceki kurt kadın cevabını tercih ettiğini fark etmiş, yutkunarak kathryn’e
bakıyorken genç kadın mırıldanır “Bunu söyleyip seni korkutmak
istemedim.. ölmüş nişanlı, katili benim bulmam.. biraz ağır gelebilirdi, ki
geldi, görüyorum..” franco başını iki yana sallarken
kathryn onun elini daha da sıkı tutmuş, konuşur “Sadece tedirgin oluyorum, seninle
ilgili bir şey değil.. zamanla geçecek-“ “kathryn üzgünüm..” genç kadın başını iki yana sallarken
hafifçe gülümser “iyiyim, gerçekten.. biraz zamana
ihtiyacım var sadece, çok fazla yalnız kalmıştım, nasıl olduğunu unutmuşum
franco..” franco başını sallarken kathryn’in
düşünceleri sanki tamamen açılmış, genç adam henüz kavrayamadığı bir sürü şey
duyuyorken biraz sonra kathryn ona uzanıp dudaklarına dokunduğunda sesler
susmuş, franco da genç kadının yüzünü tutarak karşılık verir.. SOUNDTRACK /
Aaron Zigman – On The Lake “gözlerini ben söylemeden açma..” “zaten açamam..” sienna gözlerinin üzerindeki elleri
tutuyorken reynard onu taşlı patikada yürütüyor, genç kadın aksak adımlarla
yürüyerek nereye gittiklerini soruyordur. Yarım saat önce arabayı hiç
bilmedikleri bir yolun kenarından bırakmışlar, sık bir ormanın içinden yürüyüp
bu patikaya çıkmışlarken reynard yolun başında ona gözlerini kapattırmış, şimdi
gitmeleri gereken yere ulaşmışlarken genç adam sienna’yı döndürür ve ellerini
çekmeden önce sorar “hazır mısın?” “hazırım reynard, hadi bırak artık..” genç adam peki diyerek ellerini
çekerken sienna yavaşça gözlerini açar ve önünde duran göl evine bakarken aylar
önce sadece bir defa geldiği yeri görmüş, hafifçe yutkunarak reynard’a dönerken
eliyle evi gösterir “bu..” “o ev, evet.. geçen sefer şu taraftan
gelmiştik, anlamaman için orman tarafından getirdim-“ “reynard, neden?” genç adam ellerini cebine sokarken
başını kaldırarak kendisinin yaptığını sandığı eve bakar, sonra tekrar
sienna’ya dönerken konuşur “ben sana aşığım sienna.. ne yaptıysam
hepsini senin için yaptım.. iyi bir adam olmak, aklımı kontrol etmek ya da
suçlu olmamak umrumda değildi..” sienna usul nefesler alarak
dinliyorken reynard elini uzatarak güzel hava kıranın yüzüne dokunur, yumuşacık
teninin sıcaklığını hissederken genç kadına bir adım yaklaşır, sienna başını
kaldırarak uzun boylu adamı izliyorken reynard onun kahverengi saçlarını
omuzlarının arkasına iterek yüzüne bakıyor, konuşur “hazır değilsin, biliyorum.. ama bir
gün olursan, kızımızı da alıp bu evde yaşamak istiyorum..” sienna’nın gözleri büyürken reynard
başını sallar “hemen değil, ama bir gün..” “ben.. ne diyeceğimi bilmiyorum..” “bir şey söyleme, kabul etmek zorunda
da değilsin.. şu anda arkadaş olduğumuzu biliyorum-“ “bebeğimin babası sensin reynard-“ “sen de annesisin, ben olmasaydım da
nicole seninle olacaktı sienna-“ “ama şu anda sen de varsın..” “ve aile olmak istiyorum..” sienna bildiğini söylerken başını
eğer, reynard onun saçlarını öperek kendine çekerken genç kadın önündeki güçlü adamın
göğsüne yaslanmış, başını eve doğru çevirerek evi izliyorken elleri yavaşça
reynardın tişörtüne tutunuyordur.. sienna bir süre sonra eve girmek
istemiş, geçen sefer gezemediğini söylediğinde reynard gülmüşken şimdi ikisi de
ilk defa gerçekten gördükleri evi dolaşıyordur. Hiç kullanılmamış eşyalar
öylece duruyorken sienna içi boş resim çerçevelerinin üzerindeki tozlara
yavaşça üfler, bir tanesini eline alarak kenarlarında parmaklarını gezdirirken
başını sağa çevirdiğinde kütüphanedeki kitapları inceleyen reynard’ı görür,
sarışın adam kalın bir kitabı alarak sayfalarını çeviriyorken bir şey dikkatini
çekmiş, orayı okuyor, sonra başka bir sayafaya geçiyorken sienna onun meraklı
bakışlarına gülümser, tekrar boş çerçeveye bakarak bir gün nasıl dolacağını
merak ederken reynard da kitabı bırakmış, konuşur “hiçbirini bilmiyorum..” “yavaş yavaş okursun..” genç adam başını sallarken sienna onun
yanına gelmiş, koluna tutunarak o da birbirinden farklı bir sürü kitaba
bakıyorken reynard kolunu kaldırıp onu omzundan kendine çektiğinde sienna genç
adamın beline tutunur, her birbirlerine dokunduklarında gelen o garip güven
hissi yine oradayken sienna başını kaldırarak genç adamın yüzüne bakar “gerçekten bu kadar şeyden sonra
benimle beraber olmak istiyor musun reynard?” reynard başını sallarken sienna elini
onun sırtında dolaştırarak gülümser, sonra arkasına dönüp boydan boya bütün
odayı kaplayan pencerelere bakarken bütün güneş içeri doluyordur, genç kadın
derin bir nefes aldığında tül perdeler hafifçe dalgalanırken reynard da bir
anda içeri dolan temiz havayla başını indirerek ona sarılmış olan genç kadına
bakar, sienna onu görmüyor, ama izlendiğini biliyorken gülümser “nicole burayı çok sevecek..” reynard gülümserken sienna başını ona
kaldırmış, genç adam eğildiğinde yüzünü tutarak dudaklarını karşılarken kapının
hemen dışındaki büyük ağaçta oturan kuşlar mutlulukla öterek göle doğru
uçuyorlardır.. “baba!” liv bahçede park eden arabadan
babasının indiğini görünce marla’nın yanından kalkar, elleri çimleri tutarak
koca poposunu kaldırırken biraz sonra ayaklarının üzerinde durduğunda koşmaya
başlar. Siyah saçlarını tutan kuyruğu zıp zıp sallanıyorken scott arabanın
yanında yere çökmüş, gülümseyerek kızının kendisine gelmesini bekliyorken liv
gülerek ona açılan kollara kendini bırakır, babası onu havaya kaldırarak
kucağına alırken liv onun yüzünü tutuyordur “baba popa dut!” scott kaşlarını kaldırırken liv başını
çevirerek marla’nın oturduğu tarafı gösterir “popa dut!” scott o tarafa bakıyor, yerdeki eşyalardan
hangisinin popa dutla alakalı olabileceğini düşünüyorken o tarafa yürür,
liv yerdeki kırmızı topa yaklaştıkça ellerini oraya uzatıyorken marla
gülümseyerek küçük kıza topunu verir “pop bap!” bap’ı
kızının elindeki kırmızı pop’a bakıyorken liv topu yer bırakır “popa dut!” scott ayağının ucuyla hafifçe topa dutarken
liv gülümser, o da vurmak istiyorken scott kızını yere indirir, liv kırmızı
topa koşarak küçük ayağıyla onu ittiriyor, gülerek eğleniyorken bahçenin diğer
köşesinden jonathan kırmızıyı gördüğü anda feryat figan koşmaya başlamış, scott
gülerek liv’in topuna sarılarak kaçmasını izliyorken arkasından biri
sarıldığında başını çevirir ve karısını görürken andrea konuşur “verona için beni de yazmayı unutmadın
umarım..” “unuttum, başka bir kadınla
gideceğim..” andrea hmmlarken scott
belindeki elleri açarak genç kadını önüne alır, eğilip dudaklarından öperken
andrea gülümsüyor, ayrıldıklarında genç adamın yakalarını tutarak gününün nasıl
geçtiğini soruyordur.. andrea ve scott içeri giriyorken
dorian ofisten çıkıyor, gömleğinin kollarını kıvırıyorken onları görünce başını
sallar, andrea yanlarından geçen ateş kıranın kolunu tutarak selam verir ve
kocasına anlattığı şeye devam ederken dorian bahçeye iniyor, oreon’dan
dönenlerin arabaları da teker teker saraya giriyorken ateş kıran kral’ın
arabasına bakıyor, ewan dışarı çıkınca onu görürken dorian ona elini kaldırır,
ewan o tarafa ilerliyorken dorian bir anda bacağına yapışan cüceye bakar, liv
sırıtıyorken dorian gülümseyerek küçük kızın saçlarıyla oynar, ewan yanına
geldiğinde genç adamın omzunu tutarak sorar “evet, sonuç?” “beynimde bir tümör yok, onu
anladık..” ewan rahatlarken liv dorian’ın
bacağına tırmanmaya çalışıyordur, genç adam onu kucağına alıp tekrar ewan’a
dönerken konuşur “ama hala uyuyamıyorum..” “diğerlerine de söyleyeceğim, iyice
araştırsınlar.. kabus görüyor musun?” dorian hayır derken liv onun boynuna
tutunmuş şakır “doyan..” doyan küçük sevgilisine bakarken liv onun çenesini tutuyor, kendi kendine bir şeyler
anlatmaya başlar, ateş kıran hmmlayarak dinliyorken ewan ikisine
gülümser “akşam tekrar konuşuruz..” dorian ona bakmadan başını sallar ve
liv’le beraber uzaklaşırken ewan da merdivenlerden çıkıyor, içeri girince
salondan bir cüce daha çıkar, çikolata gözleri babasını görünce parlarken küçük adımları babasının adımlarına yetişir,
uzatılan eli tutup yürürken ewan küçük oğlu owen’a bugün ne yaptığını soruyor,
owen mırıl mırıl bir şeyler söylüyorken kral ve prens bebek adımlarıyla
merdivenleri çıkıyordur.. conrad jonathan’la beraber yemek
masasına geliyorken oğlu yemekleri gördüğü anda bağırmaya başlar, conrad yüzünü
buruştururken deli oğlunu kendi oturağına koyarak yanına oturur, latty diğer
taraftan bebeğinin saçlarını düzeltiyorken conrad masaya eğilmiş, deli oğlunun
annesine bakara sorar “neden bu kadar heyecanlı bu çocuk?” “babasına çekmiş, sesini
ayarlayamıyor..” conrad gözlerini devirirken jonathan
önündeki kaşığı alarak masaya vurur “BABA!” conrad efendim concon diyerek
bebeğinin başını öpüyorken elindeki kaşığı alır, latty birazdan bir küçük kase
sebze çorbasını da ona verirken conrad çorba doluğu kaşığı alarak oğlunun
ağzına uzatır, jonathan babasının gözlerine bakarak çorbayı yiyorken ağzı dolu
olmasına rağmen bir şeyler söylemeye çalışır, çorbanın yarısı conrad’ın
suratına, yarısı conconun üzerine dökülürken masadakiler gülüyor, latty de
gülerek bebeğinin ağzını siliyorken conrad yanındaki siennanın uzattığı
peçeteyi alarak suratını siliyordur.. “bağırmak yok, uyku var..” jonathan yattığı yerde durmuyorken
conrad onu havaya kaldırarak tekrar yatay olarak yatağına koyar “hadi concon, kapat gözlerini..” “baba..” conrad başını sallarken jonathan
babasını kollarını bırakmıyor, yattığı yerden ayaklarını sallıyorken conrad gülerek
oğlunun başını öper, sonra kollarını kurtararak yatağın üzerindeki dönen
arabaları çalıştırır, usul müzik ve ışıklar odayı doldururken jonathan onları
izleyerek battaniyesiyle oynuyor, conrad onu öyle bırakıp odadan çıkıyorken
birazdan kontrol etmek için kapıyı aralık bırakır, o sırada sienna odasına
yürüyorken conrad onu görünce seslenir, genç kadın başını çevirdiğinde gülümser “uyutabildin mi?” “yorgunluktan düşüp bayılır zaten, bir
şey soracağım..” sienna dinliyorken conrad elleri
ceplerinde konuşur “verona için listeye kendini ekledin
mi?” sienna’nın gülümsemesi solarken conrad
bekliyordur, genç kadın başını iki yana sallar “eklemedim, ilerde de eklemeyeceğim..” “güzel..” genç kadın başını sallarken conrad
onun yüzünü tutarak gülümser “ikiniz için de en iyisi bu, herkes
sonsuza kadar mutlu olmak zorunda değil.. bak bana, hala evlenemiyorum..” sienna hafifçe gülümserken conrad onu
başından öperek bırakır ve iyi geceler dileyerek uzaklaşırken sienna kapının
koluna tutunarak genç adamın gidişini izler, sonra dudağını kemirerek odasına
girerken conrad da köşeyi dönerken arkasını dönmüş, siennanın kapısının
kapandığını gördüğünde merdivenlerden iner.. “uyudu mu-“ latty kremli ellerinden tutularak
makyaj masasının başından kaldırılırken conrad genç kadını kendine bastırarak
dudaklarına saldırır, latty de bir an sonra ellerini genç adamın saçlarından
sokuyorken conrad onun geceliğini bacaklarından sıyırıyor, incecik kumaşı çekip
bir kenara atarken genç kadını kaldırır, bir iki adımda yatağa getirip
örtülerin üzerine bırakırken latty ona bakıyor, conrad gömleğini çıkarır,
pantolonunu da çözerek onu izleyen kadının bacakları arasına girerken latty
biraz sonra bir anda içine giren adamla nefesini tutar, conrad onun omzunu
ısırarak kendini itiyorken latty gözlerini sımsıkı yumarak tırnaklarını
üzerindeki adamın sırtına geçirir, conrad birkaç kez çıkıp tekrar girerken
latty sonunda biraz gevşediğinde ikisi de birbirine uzanmış, dudakları
birleşirken conrad genç kadının saçlarını tutarak başını çevirir ve boyunu
öperken latty inliyor, conrad onu dinliyorken gözlerini kapatarak altındaki
kadına saldırmaktan çok sevmeye çalışıyordur.. “ne zaman evleniyoruz?” latty sırtına vuran sese gülümserken cevap
vermez, conrad dirseği üzerinde yükselerek keyifle uyuyan kadına bakarken
sabrının taştığını hissediyor, latty’nin omzundan tutarak yavaşça kendine
çevirir “ne zaman gerçek bir cevap alacağım
latty?” latty genç adamın sesindeki öfkeye
kaşlarını çatarken konuşur “neden kızıyorsun?” “çünkü çocuğumun annesiyle evlenmek
istiyorum, ama beni sürekli parmağında oynatıyor-“ “ben seni parmağımda oynatmıyorum
conrad nereden çıkarıyorsu-“ “o zaman soruma cevap ver, benimle
evlenmek istiyor musun?” “elbette istiyorum-“ “o zaman yarın evlenelim-“ “aceleye ne gerek-“ “NE DEMEK NE GEREK VAR!?” latty irkilirken conrad örtüleri
iterek yataktan kalkar, altına bir eşofman geçirerek dolaptan bir de tişört
çeker “sana artık aşkımı nasıl
ispatlamalıyım bilmiyorum latty, ama bu oyundan bıktım artık. Evleneceksek
evleneceğiz, karım olacaksın, benim olacaksın-“ “ben zaten seninim-“ “değilsin! Hala ben sana deliler gibi
aşık olan komutanım, sen de prensessin.. jonathan da senin oğlun, ben
bakıcısıyım-“ “conrad neler söylüyorsun-“ “EVET DEMENİ İSTİYORUM, EVET CONRAD,
SENİNLE EVLENİRİM, SENİNLE HAYATIMI PAYLAŞIRIM DEMENİ İSTİYORUM! ÇOK MU ŞEY
BEKLİYORUM LATTY! HA!?” latty yatakta doğrularak suratına
bağıran adama bakarken başını iki yana sallar “aklında her ne varsa at, sonra
konuşabiliriz. Bana bağırarak seninle evlendiremezsin-” “iyi!” conrad elindeki tişörtle odadan çıkar
ve kapıyı çarparak latty’i arkada bırakırken genç kadın korkuyla kapanan kapıya
bakarak yutkunur.. conrad kendini jonathan’ın odasına
atmış, elini ağzına bastırarak yüzünü ovarken oğlu mışıl mışıl uyuyordur, genç
adam kapının yanında yere oturarak onu izlerken niye saçmaladığını bilmiyordur,
ama artık sabır taşı olmaktan bıkmışken o da bir şeyler istiyordur. Evlenmek,
aile olmak, oğlunun gerçekten babası olmak, bir şeylere ait olmak- “baba..” jonathan’ın gözleri açılırken conrad şşşleyerek
oğluna uyumasını söyler, minik gözler zaten uykudan kapanıyorken conrad
oturduğu yerden kalkar, ışıkla dönen arabaları düğmesinden kapatırken sesler
kesildiğinde odada sadece minik adamın nefesleri duyuluyor, conrad ahşap
parmaklıklı yatağın yanına oturarak zerre kadar uyku olmayan gözleriyle oğlunu
izler.. SOUNDTRACK /
Danny Brilliant – Une Fille Comme Ca Ewan verona’ya ayak bastığından beri
tanımadığı bir sürü adam ve kadının hayranlığıyla karşılaşmış, hepsine en
çekici haliyle selam veriyorken insanlar uzaklaştığı anda gözleri biana’yı
arıyordur, insanlarla konuşmaktan içinin kuruduğunu hissediyorken suyu
ortalarda yoktur, o da muhtemelen başka bir grup tarafından hapsedilmişken ewan
birazdan su değil, ama meymenetsiz bir conrad görünce o tarafa ilerler “senin yanında durayım, millet seni
görünce kaçıyor nasıl olsa..” conrad bir şeyler homurdanırken ewan
abisine bakar “ne olduğunu anlatmadın..” “anlatılacak bir şey yok, latty yine
çocukluk yapıyor, ben de sabır taşı oldum, çatlıyorum..” “hala mı cevap vermiyor-“ “vermiyor ve vermek istediğinden de
emin değilim, hoşuna gidiyor böyle çocuklar gibi sürekli flörtleşip kavga
etmek, ama ben sıkıldım ewan. Jonathan’ın da etrafında anne baba
görmesini istiyorum, sürekli didişen sevgililer değil.. zaten çocuk sürekli
bağırıyor, onun da ne olduğunu anlamıyorum.. kafayı yiyorum kısacası..” ewan başını salayarak abisinin omzunu sıkarken
conrad elindeki kadehi kafasına diker, indirdiğinde etrafındaki kalabalığı
izliyor, iğrenmiş bir tonla konuşur “flasler’in de bu soytarılığa nasıl
dayandığını merak ediyorum..” “ben de onu merak ediyorum, ama
soramıyorum, çünkü tandığım insanları göremiyorum..” conrad herkesin defolup gitmesini
istediğini söylüyorken birazdan iki kardeşin yanında başka bir tanesi
belirdiğinde iki genç adam da irkilerek bir adım yana kaçarlar, henüz belirmiş
üçüncü lysander odette koyu kırmızı eteklerini düzelterek abilerine bakar “geç kaldık..” conrad ve ewan hala ona bakıyorken
odette ellerini iki yana açar “ne var? alışın artık..” ve genç kadın parmaklarını şıklatırken
ewan ve conrad uyanır, o sırada kraliçe odette’in yanında bir adet de kral
lucas peyda olurken genç adam gömleğinin yakasını çekiştiriyordur, diğerlerini
görünce gülümseyerek elini uzatır “nasılsınız? Ewan.. conrad..” iki abi de kral’ın elini sıkarken
odette kocasının koluna girerek etrafına bakıyordur “bizim sarayımız daha güzel,
gezelim..” lucas tabii kraliçem diyerek genç
kadını götürüyorken odette iki adım sonra durur, elini uzatarak ewan’ı kolundan
yakalarken kendine çeker, kulağına eğilirken gözü etrafı izleyen conrad’dadır,
küçük abisinin kulağına fısıldar “büyük olana göz kulak ol, aklı çok
yanlış yerlerde..” “o ne demek?” “sonra anlatırım, sen ona göz kulak
ol, geliyorum..” ewan başını sallarken odette tekrar
yüzü aydınlarak gülümser ve lucas’ın kolunda bahçe turuna başlarken ewan
kaşlarını çatarak conrad’a bakar, genç adam onun bakışlarını görünce yine ne
var diyorken ewan yok bir şey diyerek abisinin içindeki canavarı uyandırmaz.. delialona claire’e el sallayarak
durduğu yerde bahçeyi izlemeye devam ediyorken colm iki kadehle onun yanına gelmiş,
birini uzatırken genç kadın teşekkür ederek alır “babamdan kaçabildin mi?” colm başını sallarken bahçenin diğer
ucundaki içki masasını gösterir “oraya kadar yürüdüm..” delia gülerken genç adamı ceketinden
çekerek dudaklarına uzanır, ikisi öpüşüp ayrılırken delia arkalarından gelen
anne ve babasını gördüğünde gözleri büyür, colm da onu görünce arkasını döner
ve reganları görürken wusla edward’a bir şeyler söylüyor, edward aldırmadan
yürüyorken wusla biraz daha konuşunca edward onun kolunu tutarak çekiştirir,
wusla susarak yürürken koyu gri elbisesinin eteklerini tutuyor, delia’ya bakara
iç çeker, sonra dudağını kemirerek edward’ın yanında dururken iki çift de
tedirgin, bir şey söylemeden birbirlerine bakıyorken edward konuşur “akşamınız nasıl geçiyor?” “çok güzel baba, sizin?” “güzel, harika.. size söylememiz
gereken bir şey var, hatta colm seni ilgilendirmez, delia seninle
konuşacağız..” colm derhal oradan uzaklaşırken delia
şokla onun arkasından bakıyordur, sonra korkuyla gülümseyerek babasına dönerken
edward wusla’yı bırakarak kızının yüzünü tutar “bu kararımda beni destekleyeceğini
umuyorum..” delia sesini çıkarmıyorken hafifçe
başını sallar, edward kızının başını öperken delia kaşlarını çatar, annesine
bakarken genç kadın hafifçe gülümsüyor, bir hayli de heyecanlı görünüyorken
delia babasına bakar “neler oluyor?” “annenle evleniyoruz..” delia başını sallarken bir saniye
sonra jeton düşer ve genç kız gözleri büyüyerek bir çığlık atarken etraftakiler
ona bakınca ellerini ağzına kapatır ve öyle bağırmaya devam ederken yerinde
zıplayarak babasının boynuna atılır, gözleri dolmuş, annesine bakıyorken wusla
da gülümüsüyordur, delia babasını bırakırken annesine döner “anne doğru mu bu?” “evet bebeğim, doğru..” wusla başını sallayarak kızına sarılıyorken
edward neden ona güvenilmediğini soruyor, delia gülerek annesini biraz daha
sıkıyorken uzakta onları izleyen colm’u gördüğünde sanki günlerdir aklına
takılan şeyler silinmiş, gerçekten iki insanın sonsuza kadar beraber
olabileceğine inancı geri gelmiş, genç adama hafifçe elini sallayarak annesini
bırakır, babasının da elini tutarak ikisine bakarken ikisini de çok sevdiğini
söyleyerek kendini onların arasına bırakır, annesiyle babası tekrar birleşmiş,
bebeklerine sarılıyorken delia kalbi deli gibi çarparak kendisi için
heyecanlanıyordur.. ewan conrad’ın durmadan kadehleri
devirmesini izliyor, yanından ayrılmıyorken biana da sürekli latty’le beraber,
kral ve kraliçe bu akşam yanyana gelemeyeceklerini anlamış, kaderlerine razı
oluyorken conrad bir kadeh şarabı daha devirerek kardeşine bakar “sen neden içmiyorsun?” “tek bir lysanderin sarhoşluğu yeteri
kadar skandal olur-“ “skandal çıkarmam ben, içince deli
kızlar gibi ortalıkta da dans etmem, sen de iç..” abisi kardeşine bir dolu kadeh
verirken kendisi de bir tane daha alır, o sırada odette gelip onun kadehini
elinden kaparken ewan’a bakar “göz kulak ol dedim, sarhoş et
demedim, bu ne hal!?” conrad canım kardeşim diyerek odette’e
sarılıyorken genç kadını yanaklarına bastırarak öper, odette onun başını
tutuyorken gülümser “conrad, gözlerime bak..” conrad’ın gözleri başka yerlere
bakıyorken odette ewan’a döner “bunu eve götürmemiz lazım-“ “ondan önce sen bana ne olduğunu
söyle, ne düşünüyormuş?” “kim düşünüyormuş? Latty mi
düşünüyormuş, hala ne düşünüyor!?” odette conrad’ın ağzını kapatırken
etrafına bakar, kimse onlara bakmıyorken genç kadın ewan’ın başını tutar, genç
adam bir an sarsılsa da hemen sonra neler olduğunu anlarken odette başını
sallar, ewan şokla abisine bakar sonra tekrar odette’e dönerken konuşur “ne zaman olmuş bu?” “aylar önce, biriniz kendi kafanızı
kaldırıp baksaymışsınız anlarmışsınız.. adam şüphe içinde yüzüyor resmen-“ “gidip sienna’yı mı bulmuş şüphelerine
cevap olarak-“ “o kadar şefkati var ki kime vereceğini
şaşırmış-conrad gözlerin aç..” conrad söyleneni yaparken odette
abisini ewan’ın üzerine bırakır “al eve götür-“ “ben ayrılamam, sen götür..” odette öflerken conrad yine ona
sarılmış, onun neden içmediğini soruyorken genç kadın kendi dillerinde bir
şeyler söyler, conrad da aynı dilde ona cevap verirken ewan kaşlarını kaldırır
ve bir an sonra onları anladığını fark ederken odette ve conrad ortadan
kaybolduklarında genç adam yanlarındaki masada kalmış dolu kadehlerden birini
alarak artık biraz içebileceğine karar verir.. ![]() |


