ewan biana’yı da yanına alarak ofise kapanmışken onlar saatlerdir kral armand’la görüşüyor, arada ewan’ın bağırışları duyuluyo

#05 – Welcome to Rhea

 

ewan biana’yı da yanına alarak ofise kapanmışken onlar saatlerdir kral armand’la görüşüyor, arada ewan’ın bağırışları duyuluyorken her seferinde lafı yarıda kesildiğinde biana’nın olaya müdahele ettiği belli oluyordur.

 

Ofis’te politika ve gezegen ilişkileriyle kavgalar dönüyorken ana salonda flasler ve claire bir köşeye oturtulmuş, gayri resmi bir sorgu başlamıştır. Sorgunun başını her zamanki gibi delora çekiyorken ilk sorduğu şey bu kadar önemli bir zamanda nasıl her şeyi böyle bir anda mahvetme başarısı gösterdikleri olmuştur, claire nasıl bir zaman diyip hem düğün hem de bebek cevabını alınca gözleri büyür

 

“SEN Mİ HAMİLESİN!?”

“cuslov-“

“AMAN TANRIM!”

“ama ben evleniyorum-“

“DELORA!”

 

delora claire’e kocaman gülümserken sorgu bir anda sorgu olmaktan çıkmış, iki en iyi arkadaş birbirlerine atılmışken claire neden daha önce söylemediğini soruyor, delora onun o sırada kaçırıldığını söylüyorken claire güler

 

“ben kaçırılıyorum, sen evleniyorsun!”

 

delora bir kahkaha atarken eidan onları biraz kenara iterek flasler’in önüne geçer

 

“prensesle sen mi evleneceksin?”

“hayır..”

“o zaman neden kaçırdın?”

 

franco arkadan eidan’ı uyarıyorken su kıran ona elini sallayarak susturur, sonra tekrar flaslere odaklanırken genç adam delora’nın yanındaki claire’e bakıp sonra eidan’a döner ve mırıldanır

 

“bilmiyorum, onun ne istediğini anlamıyorum..”

 

eidan aha! diyerek ellerini açarken kızlar grubu ne olduğunu soruyordur, eidan yok bir şey diyerek erkekleri arkasından toparlıyorken eidan ve flasler önde, colm, franco ve favian arkada salondan çıkarlar..

 

 

“evet, oturalım..”

 

herkes yerine geçerken eidan flasler’ı yanında tutuyordur, tam konuşacakken flasler sorar

 

“conrad ve sienna gerçekten beraberler mi?”

 

herkesin ağzı bir anda kapanırken flasler onların bakışlarını geziyordur

 

“gazetelerde okudum, ama ikisi de bir şey söylememiş.. söyleyin..”

“conrad’la kendin konuşsan daha iyi olur dostum..”

 

flasler colm’a döner

 

“gerçekten beraberler o halde-“

“kesin değil..”

 

flasler şimdi de eidan’a dönerken su kıran ellerini açarak açıklar

 

“evet, conrad ve latty ayrıldı, kesin.. ama sienna ve conrad henüz canım cicim evresinde değiller-“

“ama adları beraber anılıyor-“

 

eidan başını sallarken flasler kendi kendine güler, favian araya girerken konuşur

 

“onlara hesap soramazsın flasler-“

“sormayacağım zaten, konuşmama gerek yok-“

“conrad sana çok yakındır, onu bir anda silip atamazsın-“

“bir şey demiyorum favian, karşı da çıkmıyorum, ne isterlerse yapabilirler-“

“reynard’ı üç hafta önce kaybettik..”

 

herkesin bakışları franco’ya dönerken flasler’in ifadesi donuklaşmıştır

 

“bilmiyordum..”

“basından uzak tutuldu, geri dönüşü de açıklanmamıştı.. geldi ve gitti-“

“nicole iyi mi?”

“çok ağladı, babasıyla arasındaki bağ yüzündemiş.. şimdi iyi, ama sienna çok sarsıldı.. hepimiz sarsıldık..”

 

flasler başını sallarken çenesini ovarak arkasındaki iskemleye oturur, eidan da onun yanına çökerken franco genç adamın aklından geçenleri duyabiliyor, az önceki ihanet edilme duygusunun yerini şimdi saf bir üzüntü almışken flasler birazdan kalktığında diğerlerinin de başları ona kalkar

 

“sienna’yı göreceğim, bir şey olursa-“

“biz seni buluruz, git..”

 

flasler colm’a başını sallayarak çıkarken o odadan ayrıldıktan sonra geride kalanlar sessizce oturmaya devam ederler..

 

 

SOUNDTRACK / Daniel Bedingfield – If You’re Not The One

 

 

sienna bir süre nicole’le beraber onun odasında oyun oynuyorken küçük kız oyuncak sandığının içinden beğendiklerini annesinin önüne getirip koyuyordur, kendi dilinde hepsiyle ilgili bir şeyler söylüyorken sienna düşünceli, onun sesiyle ve nefesiyle oyuncakları öylesine diziyorken odanın kapısı tıklatıldığında genç kadın kalbi havalanarak başını çevirir

 

“evet?”

“benim.. flasler..”

 

sienna yutkunurken nicole önüne bir oyuncak daha koyar, annesi bir şey söylerken odanın kapısı açılır, nicole daha önce görmediği bir adam görürken flasler de ona bakıyor, sarışın kız poposunu sallaya sallaya sandığına dönüyorken flasler sienna’ya bakar

 

“reynard’ı duydum.. çok üzüldüm sienna..”

 

genç kadın hafifçe gülümseyerek başını sallarken teşekkür eder, flasler kapıyı aralık bırakarak içerde ilerler, siennanın yanındaki koltuğa otururken dirseklerini dizlerine yaslayarak sandıkla boğuşan küçük kızı izliyor, usulca konuşur

 

“nicole nasıl?”

“iyi.. çok daha iyi, yavaş yavaş konuşmayı söküyor.. şimdilik benden başka pek kimse dediklerini anlamıyor, ama kelimeler doğru çıkmaya başlıyor-“

anni bebet..”

 

nicole uzun saçlı bir bebeği annesine verirken sienna gülümseyerek alır ve diğer bebeklerin yanına güzelce koyarken nicole tekrar sandığına dönüyordur, sienna flasler’e döner

 

“sen nasılsın?”

“iyi.. saraydan bir prensesi kaçırıp neredeyse bir savaş çıkartıyordum, ama iyiyim..”

 

sienna gülümseyerek başını eğerken flasler onu izliyor, nasıl hala güzel olduğunu, ama yorgunluğun da izlerini görüyorken sorar

 

“conrad’ı da duydum..”

 

güzel hava kıranın bakışları hızla flasler’e kalkarken genç adam başını sallar

 

“gazetelerden..ama söyleyecek bir şeyim yok, kötü bir şey yok en azından. Conrad’ın bu tip kararları ne kadar zor verdiğini biliyorum ve latty’den ayrılması belki de hayatında verdiği en büyük karardı..”

 

sienna iç çekerken flasler konuşur

 

“ama iyi bir sebebi varmış..”

 

genç kadın sessizken flasler usulca sorar

 

“var mı sienna?”

“var..”

 

sienna’nın yeşil bakışlarında bu sefer şüphe ya da korku yokken genç kadın konuşur

 

“var flasler, conrad her şey tepe taklak olduğunda yanımdaydı.. çok küçük ve önemsiz görünen şeylerde bana yardım etti, dinledi, korudu-“

“ve aşık mı oldunuz?”

“aşk mı, yoksa sadece büyük bir sevgi mi bilmiyorum, ama conrad’la beraberiz.. her şey ortaya çıktığında, kararlar verildiğinde kaçmak istedim, yine bırakmak istedim, ama yapamadım.. ewan engelledi, ama ben de artık gitmek istemiyordum..”

 

flasler başını sallarken bu sefer sienna sorar

 

“sen neden claire’i kaçırdın?”

“başka birisinin ona dokunmasına katlanamazdım..”

 

sienna gülümserken flasler yine aynıdır, genç adam ellerine bakıyorken devam eder

 

“claire benim zaten kabullendiğim bir parçam, ama bir anda ellerimden kaydığını hissedince..”

“kaçırdın..”

 

flasler başını sallarken parlak gözleri sienna’ya kalkar

 

“yanlış mı yaptım?”

“beni eve kilitlediler, sen de evden kaçırdın.. aynı şey..”

“işe yaradı mı peki?”

 

sienna başını sallarken flasler gülümser, o sırada eline bir şey tutuşturulurken genç adam dönüp önündeki nicole’e baktığında küçük kız konuşur

 

abi bebet.. sen abi bebet abi..”

 

flasler teşekkür ederek alırken nicole annesinin kucağına atlayarak flasler’i gösterir

 

anni abi?”

 

sienna başını sallayarak genç adamı gösterir ve yavaşça flasler derken nicole annesini dinliyor, kelimeyi anlamaya çalışıyorken flasler ilgiyle ikisini izliyordur..

 

 

“yasak! Kimse saraydan da çıkamaz, gezegenden de çıkamaz! Verona’yı sileceğim! Yıkacağım!”

 

ewan ateş püskürerek etrafta dolaşıyorken biana saçlarını eliyle toplayıp omzundan aşağı bırakarak kocasını takip ediyordur

 

“sakin ol ewan-“

“nasıl sakin olayım! Adam kızım tahta geçecek kral lazım diye tutturmuş! Feshedeceğim krallığını görecek!”

“herkesin kendine göre kuralları var, oreon’dan da onaylanmış-“

“değiştiriyorum-“

“verona’daki meclis toplantısına katılacaksın o halde-“

“katılacağım. Toplansın, haber verin-lucinda’yı bulmalıyım-”

“buradayım..”

 

ewan ofisin girişindeki lucinda’ya dönerek elini kaldırır ve meclis toplantısı için hazırlanması gerektiğini söylüyorken o daha önce böyle bir şeye girmiştir, ikisinin oturup konuşması gerektiğini söylüyorken lucinda içeri girer ve kapıyı arkasından kapatırken kanun değişikliği için gerekecek çoğunluktan başlayarak anlatmaya başlar..

 

 

SOUNDTRACK / Daniel Bedingfield – If You’re Not The One

 

 

“ewan kanun değişikliğine gidecek-“

“babam asla kabul etmez!”

 

flasler yarın meclisin toplanacağını söylüyorken claire şaşkınlıkla kaşlarını kaldırır

 

“babam, benim babam? Değişiklik için meclis’i toplayacak?”

 

flasler gülümseyerek başını sallarken claire de rahatlamış, kendini yatağına bırakarak ellerini gözlerine kapatır, kapının kapandığını duyar ve flaslerin yanına oturduğunu hissederken konuşur

 

“çok korkuyordum.. tanrım, şükürler olsun..”

 

flasler geçtiğini söyleyerek genç kadının saçlarını düzeltiyorken claire ellerini indirir, mavi gözleri parlarken usulca konuşur

 

“oturuma biz de katılacağız..”

“itirazı biz verdik, katılacağız evet..”

“asil kan kuralının da kaldırılmasını isteyeceğim..”

 

flaslerin sarı saçlardaki eli dururken claire ona bakıyor, uzanarak genç adamın elini alır ve avcunun içini öperken mırıldanır

 

“böyle bir şeyi benim için ancak sen yapardın flasler..”

 

genç adam yutkunurken claire onu kendine çekerek yanına yatırır, yan dönerek yüzüne bakarken elleri flaslerin saçlarını geri itiyor, yüzünde dolaşarak parmakları dudaklarına dokunuyordur

 

“yıllar önce bu kadar cesur değildik-”

“claire..”

“efendim?”

“benimle evlenir misin?”

 

mavi gözler kapanırken genç kadının güzel yüzü gülümser, başı hafifçe sallanırken flasler ona uzanarak dudaklarını örter, claire sırt üstü dönerek flasleri üzerine alıyorken parmakları genç adamın düğmelerinde asılı, biraz sonra ikisi de ağızlarını açarak birbirlerine daha da uzanırken claire flasleri gömleğinden sıkarak kendine bastırıyordur..

 

 

flasler’in dudakları claire’in boynundan göğüslerine iniyorken parmakları bacakların üzerindeki hafif kumaşı yukarı kaldırıyordur, prenses gözlerini kapatarak genç adamın parmaklarını hissediyorken yutkunarak tekrar gözlerini açtığında kaşlarını çatar

 

“ya itiraz ederlerse?”

“ewan hepsini satın alır-“

 

genç adam elbiseyi biraz daha kaldırarak claire’in karnına eğilirken genç kadının parmakları flaslerin saçlarında, öpüşler yavaş yavaş alçalırken claire hafifçe gülümseyerek usul bir nefes bırakır

 

“sakın-flasler-tanrım..”

 

genç adam sırıtarak dudaklarını genç kadının sakın dediği yere bastırırken claire inleyerek onun saçlarını çeker..

 

 

flasler dudaklarını her köşesini bildiği tende dolaştırıyorken claire sırt üstü uzanmış, başı ellerinin üzerinde rahat, ensesinden başlayıp sırtına inen dudakları dinliyorken flasler prensesin beline indiğinde pürüzsüz tene hafifçe nefesini bırakır, claire gülümserken biraz sonra genç adamın dili yavaşça yukarı çıkmaya başladığında dudakları aralanır, flasler onun üzerinde yükselerek boynundan başlayıp dudaklarına çıkarken claire başını çevirerek dudakları onun dudaklarını, elleri yüzünü bulurken flasler onu çevirip bacaklarının arasına yerleştiğinde claire gözlerini açarak başını yastığa bastırır, flasler dudaklarını yalayarak ona gülümserken prenses de gülümser ve ikisi yavaşça birleşirken claire inleyerek flasleri kendine çekiyor ve sımsıkı sarılarak kendini ona kaldırıyorken flasler prensesini belinden tutarak kendine bastırıyordur..

 

 

Ertesi gün..

 

“önümde diz çökeceklerdi-“

“kölelik sistemi yönetmiyoruz ewan..”

 

biana küpelerini çıkararak dresuarın üzerine bırakırken ewan da gömleğinin düğmelerini çözüyordur

 

“armand özellikle claire’in kaçmasına izin vermiş..”

 

biana’nın hareketleri bir an dururken sonra hafifçe gülümseyerek sırtını döner ve fermuarını işaret ederken ewan nazikçe fermuarı indiriyor, konuşur

 

“kendi emirlerini kendisi veremeyecek hale geldiği için zaten benim onu tahttan indirmem gerekiyor-“

“kızını koruyordu-“

“zamanımı harcadı.. kanunu kendisi de değiştirseydi ben onaylardım, hem de koltuğumdan kalkmadan..”

 

biana elbisenin askılarını kollarından indirirken gülüşü duyuluyordur, ewan karısının porselen tenine bakıyorken biraz sonra genç kadını belinden çekip kendine yaslar

 

“seni böyle güldürdüğü sürece her yere giderim..”

 

biana genç adamın sesinden sonra dudaklarının boynuna dokunmasıyla gözlerini kapatırken tüyleri diken diken olmuş, elini  kaldırarak kralının saçlarından geçirirken ewan onu çevirip dudaklarına eğildiğinde biana ayaklarına düşmüş elbiseyi topuğuyla kaldırarak bir kenara atar ve kocasına sokulurken ewan kraliçesinin dudaklarına gülümser..

 

 

“kızını evden kaçırarak mı kurtarmış?”

 

latty başını sallarken conrad gözlerini deviriyordur, jonathan’ı annesinden alıp yere indirirken küçük adam ayaklarını pat pat yere vurarak bahçeye koşuyor, conrad arkasından onu izliyorken latty saçlarını eliyle toplayarak genç adama bakar

 

“iyi misin?”

 

conrad oğlundan gözlerini alarak latty’e dönerken güneşten gözlerini kısarak başını sallar

 

“sen iyiysen iyiyim..”

 

latty de sessizce başını sallarken jonathan ilerde yere yapışmıştır, latty ve conrad bir an kalkması için beklerken ufaklık gerçekten canını acıtmış, ağlamaya başlıyorken latty saçlarını bırakıp o tarafa koşar, conrad bu seferlik arkada kalırken hemen arkasından bir başka cadı çığlık attığında genç adam cırtlak sesin tarafına dönüp nicole’ü üzerine saldırır bulduğunda gülerek küçük kızı havaya kaldırır, sienna çimlerde oturduğu yerden onları izliyorken ılık rüzgar usulca etrafında esiyordur..

 

 

jonathan bahçedeki merdivenlerde oturmuş, vien’in dizine yapıştırdığı renkli yara bandına bakıyorken vien geri çekildiğinde küçük adam parmağını plastik bandın üzerinde dolaştırarak kendini oyalıyordur. Vien banttan kalan çöpleri atıp latty’e dönerken gülümser

 

“gerçekten canı acımış bu sefer...”

“doğduğundan beri ilk defa bu kadar ağladı.. güzel oğlum benim..”

 

jonathan annesinin sesine başını kaldırırken kahverengi boncuklar hala yaşlardan parlıyor, ama küçük ağız gülüyorken parmağıyla bandını gösteriyordur

 

dedi!”

“kedi, evet tatlım..keeedii..”

 

jonathan annesinin ağzına bakıyorken latty oğlunun saçlarını düzeltiyordur, işi bitince arkasını dönüp vien’i onları izlerken bulduğunda hafifçe gülümser

 

“sizin nasıl gidiyor?”

 

vien başını iki yana sallarken latty conconu oturduğu yerden yere indirip yine çimlere koşmaya bırakır, sonra dönüp bir iki basamak yukardaki vien’in yanına otururken genç kadın bahçede koşturan çocukları izliyor, saçlarını kulaklarının arkasına atarken latty diğer elini tuttuğunda omuzları düşerek yanındaki prensese döner

 

“cezalandırılıyormuşum gibi geliyor latty-“

“hayır vien, sakın öyle düşünme-“

“ama öyle olmalı.. ben bana hediye edilmiş bir şeyi reddettim, şimdi istesem bile alamıyorum-“

“alacaksın, ama biraz zaman gerek-“

“her hayır deyişimde eidan’ın gözlerini görmen gerek.. herkes sürekli çocuk yaparken, cuslov bile ikinci kez hamileyken biz kendimizi parçalıyoruz! Ama olmuyor! İnsan üstü bir çabadan bahsediyorum..”

 

latty sessiz kalırken vien elini saçlarından geçirerek derin bir nefes alır

 

“birbirimizden sıkılacağız, yorulacağız-“

“biraz ara verin..”

 

vien bilmediğini mırıldanırken latty tuttuğu eli hafifçe sıkar

 

“bazen istediğin şeyler hiç beklemediğin zamanlarda gelir vien, biraz ara verin..”

 

genç kadın başını sallarken latty gülümser ve vien’in elini tutarak kalkarken ilerdeki çardakta oturan delora ve andrea’yı gösterir

 

“gelinlik için yardım edelim, kalk hadi..”

 

vien de eteklerini tutarak kalkarken ikisi merdivenleri iner ve koşuşturan minik kurbağaların arasından gölün yanındaki çardağa yürürler..

 

 

“gelinlikten çok bekarlığa veda partileri düşündürüyor beni..”

 

bayanlar dergilerden başlarını kaldırırken delora ajandasını açarak kalemini dişleri arasında çevirerek tarihlere bakar, birkaç kere hmmlayarak sonunda konuşmaya karar verirken başını kaldırıp kalemi ağzından çeker

 

“düğüne kadar 3 haftamız var ve son hafta düğün gününe kadar kimse bir anda sarayda olmuyor..”

 

delora latty’nin dianthe’deki hayır gecesini, biana ve ewan’ın verona’daki devir teslim törenini ve calis’in eranthe’deki savunma zirvesinin tarihlerini ortaya sererken başlar sallanıyordur. Gelin adayı ajandasında bir iki sayfa geri giderek bu hafta sonuna gelirken gülümser

 

“ben de partileri bu haftasonuna aldırdım ve çok da güzel bir yer buldum-“

“saray?”

 

delora başını sallar

 

“ama bizimki değil, Rhea’ya gidiyoruz-“

“ewanların boyutuna mı!?”

 

delora heyecanla başını sallarken parlıyordur

 

“odette özellikle davet etti, hepimizi bir hafta ağırlayacakmış-“

“1 hafta!?”

 

delora latty’nin ağzını kapatırken diğerlerine döner

 

“orada zaman daha hızlı akıyor, 1 akşamımız 1 hafta gibi olacak, hem hepimiz tatil yapmış oluruz.. makinelerden, işlerden, düğmelerden uzak-“

 

latty’nin homurdanmaları duyuluyorken delora hızla arkadaşına döner

 

“benim düğünüm, benim partim. Sus.”

 

Latty gözlerini devirerek başını sallarken delora onun dudaklarına vurup elini çeker, andrea kimlerin gideceğini soruyorken delora önceden hazırladığı listeyi çıkararak önlerine bırakır...

 

 

“evet kafaları sayacağım, dizilin..”

 

delora merdivenlerin başında duruyor, antrede toplanmış kalabalığa bakıyorken birazdan odette boyut kapısıyla ortaya çıkacaktır. Hafta başında kimseye yanına bir şey almaması söylenmişken vien sadece çocuklar için olası ilaçları bir çantaya koymuş, başka hiçbir şeye dokunmamıştır. Conrad hepsine çok farklı bir yere gideceklerini tekrar tekrar anlatmışken sabah kalkıp kahve makinesi arayacak olan varsa şimdiden geri dönmesini söylemiştir. Şimdilik nüfusta bir değişiklik yokken gabriel biraz rahatsız gibidir, ama celine az çok yoklukta yaşamanıın ne olduğunu biliyor, onu sakinleştiriyorken delora kafaları saydıktan sonra listeyi katlar

 

“ASHLEY!”

 

hiçbir yerden ses gelmezken delora topuklarını vurarak güvenlik ofislerinin olduğu kapıdan girer, sıra sıra masaların arasından yürüyerek kendi masası dışında bir masada oturmuş, daha doğrusu yerinde büzüşerek saklanmış ashley’i bulduğunda kolundan çekerek yerinden kaldırır

 

“utan. Yürü, gidiyoruz..”

“dönünce ikimiz beraber yaparız-“

“seni çalışanlarının yanında rezil etmemi istemiyorsan yürü..”

 

ashley derhal dikleşerek kolunu kutarır ve delora’nın önünden yürürken sarışın genç kadın gülümser ve çalışanlara selam verip çıkarken merdivenlerden inen ashley’i takip ediyordur, o sırada odette’in ışığı ve biraz sonra boyut kapısı belirirken ewan ve conrad herkesi bir iki adım geri almış, biraz sonra parlak ışıkların arasından Rhea’nın güzel kraliçesi odette çıkar

 

“herkes hazır mı?”

 

herkes parlak boyut kapısına bakıyorken odette arkasını dönerek elini sallar

 

“sırayla gelin, önce çocuklar..”

 

ufaklıklar serbest kaldıkları anda ışığa koşarken en son owen geçtiğinde önce cuslov olmak üzere herkes sırayla Rhea’nın kapılarından girmeye başlar..

 

 

SOUNDTRACK / Alan Menken & Stephen Shwartz - Adalasia

 

 

Minik kurbağalar ışıklı kapıdan geçtikleri anda kendi bahçeleri gibi kocaman bir yeşilliğe çıkarken onlar için zaten her şey büyüktür, gülüşleri ve çığlıkları her yanı doldururken onların arkasından gelen büyükler gördükleri şeyle bir an kalakalmışlardır..

 

Uçsuz bucaksız, el değmemiş yeşilliklerin ortasında heybetli bir kale duruyorken arkası sıkı ağaçlarla örülmüş bir ormandır. Biraz ilerde gökyüzüne dumanlar yükseliyorken gabriel o tarafı işaret eder

 

“yangın var sanırım..”

 

odette en son conrad’ı da içeri alıp boyut kapısını kapatırken gabriel’in gösterdiği yere bakar

 

“yangın değil.. köylülerin ocaklarından çıkan dumanlar.. sarayda özel bir davet olduğunda köylerden yemek pişirilip tahta takdim edilmesi adettendir..”

 

gabriel anladığını belirten bir ses çıkarırken celine’e döner, genç kadın gülümseyerek kocasını koluna takar, ikisi yürürken delora elleri göğsünde birleşmiş, önündeki doğa harikasına bakıyordur

 

“burası... burası cennet!”

 

odette kocaman gülümserken biraz sonra lucas’ın sesi duyulduğunda herkes o tarafa döner, genç kral yanındaki iki yaveriyle o tarafa geliyorken ewan’ı görmüş, gülümseyerek elini uzatır

 

“Rhea’ya hoşgeldiniz majesteleri..”

 

ewan teşekkür ederek kendi evinin kralı olan adamın elini sıkarken hala garip hissediyordur, odette’e dönerek dururken genç kadın abisinin koluna girerek sakin olmasını söylüyor, Rhea’nın onun gittiğinden beri çok değişmediğini anlatıyorken ewan zaten hiçbir şey hatırlamıyor, öylece yürüyordur. Lucas da kraliçeyi koluna almışken diğerleri etrafı inceliyordur. Conrad yüzünde hafif bir gülümsemeyle evine bakıyorken birazdan biri koluna dokunduğunda o tarafa döner, sienna genç adamın koluna giriyorken mırıldanır

 

“bizi de sen yönlendireceksin..”

 

conrad bir an arkasındaki kalabalığı hatırlarken herkes garip bir çaresizlikle etraflarındaki otlara, çayır ve de bayırlara bakıyor, tek bir yüksek bina, hatta doğru düzgün taş bir yapı göremiyorken conrad onlara güler

 

“şehir ormanın içinde kurulu, zaten çok fazla insan yoktur.. hayvanlar otlatılmadığı sürece de çayırlar boş olur.. gelin..”

 

herkes fısır fısır bir şey konuşarak yürüyorken conrad kolundaki sienna’yı alarak yürüyor, adım adım bildiği topraklara tekrar döndüğü için büyük bir mutlulukla parlıyorken sienna başını onun omzuna koyarak gülümser..

 

 

odette ewan’la beraber kale kapılarından içeri giriyorken abisi başını kaldırıp kocaman taş yığının ne kadar yükseldiğine bakıyordur. odette de onunla beraber durmuş, başını kaldırırken elini gözlerine siper eder

 

“maynard bunun yanında oyuncak gibi kalıyor..”

 

ewan bir şeyler fısıldarken odette gülümseyerek başını indirir, kapıdaki görevliler ellerindeki mızrakları iki yana çekmiş, kraliçeye yol veriyorken odette etekleri uçuşarak ana kapıdan avluya girer. Herkes onları takip ediyorken büyük avlu ikinci bir köy gibi, her yerde hareket varken hizmetçi kızlar oradan oraya koşturuyor, Rhea dilinde misafirlerin geldiği haber veriliyorken iki yana koşan kızların arasından bir tanesi eteklerini toplayarak kraliçenin karşısına gelir, dizlerini bükerek eğilir ve tekrar doğrulurken odette gülümsüyordur

 

“her şey hazır mı thea?”

“evet efendim, misafirlerimiz ne zaman yemek ister?”

 

odette arkadaki kalabalığa bakarken herkes kocaman bir grup halinde durmuş, çıtları çıkmadan etrafta çalışan insanları izliyordur. Avlunun uzak köşelerinden birinde kocaman bir çeşme başında su dolduran kızlar duruyorken colm bir iki tanesiyle göz göze gelip kıkırdadıklarını görünce kaşlarını kaldırır, kızlar eteklerini toplayarak testileri kaldırıp uzaklaşırken colm onların arkasından bakıyor, hafifçe gülümserken delialona onun yüzünü tutup kendine çevirdiğinde derhal ciddileşir ve eğilip genç kadını öperken odette konuşuyordur

 

“önce odalarına gidip üzerlerini değiştirmek isterler thea. Kızlardan bir kaçını yanıma yolla, herkesi odalarına götürsünler..”

 

thea hemen efendim diyerek koşuştururken odette üzerindeki hafif ve havadar elbisenin eteklerini tutarak arkasını döner

 

“hepinize uygun giysiler hazırlattım.. Rhea’da kalacaksanız bize benzeyeceksiniz.. şu kravatları istemiyorum mesela..”

 

edward kravatını tutarken wusla gülümsüyordur, o sırada kral lucas kraliçesinin yanına gelmişken odette genç adamın kolunu tutarak öne çıkarır

 

“erkekler, buna benzeyeceksiniz..”

 

herkes lucas’ın altındaki koyu kahverengi pantolona, üzerindeki bej rengi gömleğe ve el yapımı deri yeleğine bakıyorken genç adam boynuna bağlı, gömleğinin içinde duran fularını düzelterek gülümser, odette tekrar onun yanına gelirken kendi eteklerini tutarak etraflarında döner

 

“bayanlar, siz de bana..”

 

kraliçenin kemik rengi şile bezinden elbisesinin eteklerindeki işlemeler güneşte ışıldıyorken delora ellerini çırpıyordur

 

“çok güzel çok! Harikasın odette!”

 

iki genç kadın sarılırken odette heyecanla gözleri parlayarak konuklarına döner, o sırada thea’nın yolladığı kızlar gelmişken hepsinin yüzü gülüyordur. Odette konukları işaret ederek konuşur

 

“herkesi odalarına yerleştirin, bir istekleri olursa da derhal yerine getirilsin.. thea!”

 

thea derhal kraliçesinin yanında biterken odette çeşme başındaki kızların testileriyle oynayan minikleri gösterir

 

“sen çocuklarla ilgilen..”

 

thea derhal o tarafa giderken çeşme başındaki kızlar ufaklıklarla eğleniyordur, onların gülüşleri duyulurken odette küçük gruplar halinde asıl saraya sokulan arkadaşlarının arkasından bakarak gülümser, o sırada belinde bir el hissederken başını hafifçe kaldırarak yanındaki abisine bakar

 

“buraları hatırlıyor musun?”

“her şeyi..”

 

odette gözleri dolarak abisine sarılırken conrad da onu tutarak saçlarının güzel kokusunu içine çeker sonra başından öperek bırakırken sorar

 

“mason nerede?”

 

odette hiç sorma diyerek yürüyorken conrad sormuş olduğunu hatırlatır, ikisi mason hakkında konuşarak saraya girerken lucas kapıdaki görevlilerle konuşarak yemekleri getiren köylülerin girişlerini ayarlıyordur..