“mason kimmiş

#06 – The Sacrifice of Conrad

 

“mason kimmiş?”

 

sienna üzerindeki elbiseyi inceleyerek andrea’nın odasındaki yatağa oturuyorken konuşur

 

“bilmiyorum, conrad’la odette konuşurken duydum..”

“başka bir kardeş olmasın da..”

 

sienna gülerek eteklerini düzeltirken andrea da üzerindeki kumaşın hafifliğine bakıyordur

 

“yok gibi..”

“el dokumasıymış..”

“büyülü bile olabilir..”

 

genç kadın omuzlarındaki incecik askılara dokunurken bej kumaşın içindeki sarı sırmalar pırıl pırıldır, sienna da eteğinin ucundaki işlemelere bakıyorken açık kapıları vurulur, ikisi de o tarafa dönerken thea gülümseyerek onlara bakıyordur

 

“liv ve nicole hazır miss..”

 

andrea çok teşekkür ederken thea başını eğer ve sağ odadaki kızlara işaret ederken biraz sonra iki ayrı kucakta iki melek görünür. Liv ve nicole, biri siyah biri sarı, ikisi de gözleri parlayarak taşındıkları kucaklardan inerken ayaklarındaki minik pabuçlar yumuşacık, üzerlerindeki rengarenk çiçekli elbiseler tam onlara göreyken nicole saçlarının arasındaki sarı sırmalara bakıyor, parmaklarına yapışan pırıltıları meraklı gözlerle inceliyorken biraz sonra annesi önünde eğildiğinde güzel gözler gülümser, sienna kızının elini tutarak tekrar doğrulurken andrea liv’in saçlarını göstererek anlattığı şeyleri dinliyordur

 

saç cidek dattı! Güze ane!”

 

andrea kızının saçını toplamak için takılan çiçeklerin güzelliğine bakıyorken liv de başını eğip sallayarak annesine gösteriyordur. Andrea güzeller güzeli kızının başını öperek ellerini tutarken liv zıplıyor, andrea her adımda onu iki elinden tutup kaldırarak yürüyorken nicole de kendi kendine zıplayarak önden çıkıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Scorchio

 

 

“gel, tanışmanı istediğim biri var..”

 

conrad bunu söyledikten sonra ewan’ı tuttuğu gibi saraydan çıkarmış, avludan geçirip duvarların etraflarını dolaştırmış, sonra da çayırın ortasında gelip durmuşken ewan başını kaldırıp hiç sönmeyecekmiş gibi parlayan güneşe bakar, deri yeleğinin yakalarını tutarak conrad’a dönerken konuşur

 

“otlara bakmaya mı geldik?”

 

conrad elini kaldırıp sessiz olmasını ve beklemesini söylerken ewan saçlarını karıştırarak etrafına bakıyor, ilerde bir çobanın küçük bir tepeden keçileriyle indiğini gördüğünde gülümser, o sırada sağ tarafında bir ışık çakarken genç adam irkilerek o tarafa döner. Sarışın bir adam üzerindeki ceket ve gömlek bir hastalıkmış gibi çekiştirerek yürüyor, Rhea dilinde küfürler ediyorken ikisinin önünden geçip gider, ama yarı yolda anında durup arkasını dönerken mavi gözleri kocaman, önünde dikilen iki lysander’e bakar ve az önce mırıldandığı küfürler büyüyüp bir kahkahaya karışırken conrad da gülüyor, sarışın adam, mason shaw, genç adama atılıp sımsıkı sarılıyorken ewan kaşlarını kaldırmış, kiminle tanışması gerektiğini daha da merak etmeye başlar..

 

 

mason hala ortak evren diline geçmemiş, Rheaca bir şeyler bağırıyorken conrad onu anlıyor, o bağırdıkça gülüyorken o da cevap verir, ikisi ewan’ı unutmuşlarken sonunda genç adam öksürerek dikkat çekmeye karar verir, conrad mason’ı omzundan yakalayıp kardeşine çevirir

 

“ewan, bu mason shaw.. benim colm’um..”

 

ewan gülümserken mason ewan’ı da uzattığı elinden çekerek sarılır

 

“sen beni hatırlamıyorsun farkındayım, ama önemli değil! Deandra!

 

ewan bütün kemikleri sıkılıyorken arada gülmeye çalışıyor, conrad’a bakarak kaşlarını çatarken abisi açıklar

 

Deandra, hoş geldin demek..Kehran diyeceksin, teşekkür et..”

 

mason ewan’ı sıkmayı bırakıp omuzlarından tutarak suratına bakarken ewan kaşlarını kaldırır

 

kehran?”

reho.. reho, sapasağlamsınız ya, gerisi önemli değil-biraz daha gelmeseydiniz ben gelecektim, iyi zamanlama..”

 

mason ewan’ı da omzundan tutup yanına çekerken conrad mason’ın kafasını tutuyordur

 

“nereledeydin?”

“dünya’ya indim, merkez masa’yla görüşüyordum-“

“merkez masa sizin varlığınızı biliyor mu?!?”

 

ewan ve conrad aynı şaşkınlıkla mason’a dönerken sarışın adam kaşını kaldırır

 

“merkez masa’nın bilmediği bir şey mi var? kıçınızı kaldırıp acaba bizimkiler yaşıyor mu diye araştırsaydınız-“

“hayatta kalmaya çalışıyorduk-“

“haberim bile yoktu?!”

 

conrad ve mason ewan’a bakarken luplex kralı şimdi geldiği yerin küçük oğlanı olmuş, saf saf bakıyorken bir şeyler homurdanarak öne düşer ve biana’yı bulmak istediğini buyururken conrad ve mason onu oynamaya yollamış, ikisi tekrar birbirlerine dönerken conrad sorar

 

“hala dışarı sadece sen mi çıkıyorsun?”

“ben ve odette, ama o sadece size uğruyor.. diğerleri dış evrenlerden kaçıyor. yine savaş istemiyorlar, o yüzden kimsenin işine karışmadan sessiz sakin yemeklerini yapıp hayvanlarını otlatıyorlar..”

 

conrad başını sallarken mason gülerek onun sırtına vurur

 

“anlatacak bir çuval şeyin var lysander! Kurtulamazsın artık!”

 

conrad kurtulmak isteyen kim diyorken ikisi büyük bir keyifle kaleye doğru yürürler..

 

 

“mason gelmiş, conrad’la berabermiş..”

“mason kimmiş?”

“ne bileyim görmedim..”

“görelim..”

 

delora ashley ve latty’i alarak keşif turuna çıkmışken ashley kollarını kavuşturmuş, arkadan arkadan takip ediyordur, latty de elbisesinin belindeki kuşağı sıkıyorken omuzlarındaki askılardan sırtına dökülen gümüş örgüler asil kandan olduğunu gösteriyordur. Delora asil kanı elinden çekiştirerek avluya çıkarırken latty etrafına bakarak  jonathan’ın nerede olduğunu görmeye çalışıyordur, o sırada sebzeleri yerleştiren adamların yanından thea’yla birlikte bağırarak çıkan ufaklığı görünce gülümser. Concon babasını görmüş, tüm gücüyle oraya koşuyorken mason’ın yanındaki conrad yere çömelir, küçük oğlu onun kollarına atlayıp havaya yükselirken latty onları izliyor, delora’nın kolunu dürter

 

“mason..”

 

delora o tarafa dönüp conrad’ın yanındaki sarışın ve güçlü genç adamı gördüğünde kaşları kalkar

 

“rhea’nın erkek nüfusundan luplex’e aktarım yapacağım-conrad!”

 

latty delora’nın bir anda ileri atılmasıyla irkilirken o da gülerek takip ediyordur, delora onların yanına vardığında gülümseyerek mason’a döner

 

“delora nobes..”

“mason shaw, siz şu evlenecek olan miss nobessiniz değil mi?”

 

delora pırıl pırıl gülümseyerek başını sallarken mason genç kadının elini kaldırarak öper

 

“yazık olmuş miss, sizi daha önce görmüş olsam-“

 

mason kafasına bir şaplak yerken delora hızla conrad’a bakar

 

“karışma sen.”

KAĞIŞMA!

 

conrad suratına bağıran oğluna dönerek burnunu ısırıyorken jonathan çığlık atıyordur-

 

“conrad çok bağırtma, boğazı ağrıyor..”

 

babası annenin talimatina uyarak oğlunu bağırtmayı bırakırken jonathan yere inmek istiyordur, conrad onu bıraktığı gibi ufaklık annesinin uzun eteklerine yapışırken küçük ayakları latty’nin ayağının üzerine konarak minik kollar genç kadının bacağına dolanır

 

gej!

 

latty gülerek bir adım atarken conrad konuşur

 

“latty flacil, luplex prensesi, jonathan’ın annesi..”

 

latty başını kaldırdığında mason’la göz göze gelirken gülümser ve elini uzatır

 

“memnun oldum bay-“

“mason, lütfen.. ben de memnun oldum majesteleri..”

 

latty önünde eğilerek selam veren adama bakarken gülümser, sonra eğilerek jonathan’ı kucağına alırken delora’ya döner

 

“odette bizi bekliyor delora..”

 

delora başını sallayarak tekrar conrad ve mason’a döner ve sonra görüşeceklerini söyleyip latty’nin arkasına takılırken mason bir süre onların arkasından bakar, sonra conrad’a döner

 

“çocuğunun annesiyle evlenmedin mi?”

“uzun hikaye..”

 

mason bütün zamanların onlara ait olduğunu söylüyorken conrad gözlerini devirerek öne düşer, mason da sırıtarak arkasından takip ederken Rhea çalışmaya devam ediyordur..

 

 

“sofranız için en güzel elmalardan reçeller getirdim kraliçem..”

 

orta yaşlı bir kadın eteklerini toplayarak elindeki sepeti yere koyar ve üzerine kapattığı bezi açıp içindeki elma reçeli dolu kavanozları gösterirken odette gülümser, ona uzatılan bir tanesini alıp kapağını açar, mis gibi tatlı elmaları koklarken mmlayarak teşekkür eder

 

“sağol meridha, sizin de sofranız hiç boş kalmasın..”

 

ve kraliçe yanında bekleyen yaverlerine bakar, adamlardan biri küçük bir kese parayı meridha’ya uzatırken kadın çok teşekkür ederek ayağa kalkar ve hızlı adımlarla kabul odasından çıkarken odette yanında oturan ewan ve biana’ya döner

 

“daha binbir çeşit elmalı tatlı, börek çörek gelecek.. elma rhea’da çok bereketli bir meyvedir, bugün zamanımız olursa sizi bahçelere götürelim..”

 

odette lucas’a bakarak ayarlanabilir mi diye soruyorken kabul odasının kapısı tekrar açılarak kapıdaki yaverlerden biri içeri koşar

 

“efendim, Jezabel geldi..”

 

odette ve lucas’ın lafı yarıda kesilirken kral konuşur

 

“ne istiyormuş?”

“o da kendi sofrasından bir şey sunmak istemiş efendim..”

 

lucas odette’e dönerken kraliçe Rhea’nın kara büyücüsünün ne sunacağını merak ediyor, arkasını dönüp mason’a bakar

 

“sen jezabel’i de, getirdiği şeyi de al gel mason..”

 

genç adam başını sallayarak durduğu yerden iner ve yaverin önünden geçip odadan çıkarken lucas’ın diğer yanında oturan conrad öne eğilir

 

“ters bir şey yaparsa saçından tutup karşı duvara savururum..”

“zaten seni görmek için geliyordur, istediğin yap..”

 

conrad bir şeyler homurdanarak önüne dönerken odanın yan tarafındaki koltuklarda dizilmiş olanların arasından eidan konuşur

 

“conrad’la ne işi varmış?”

 

conrad başını çevirip su kırana bakarken eidan susması gerektiğini anlamış, arkasına yaslanır, o sırada kapılar açılıp içeri önde mason, arkada uzun boylu ve incecik, simsiyah saçları beline kadar uzanan bir genç kız girerken conrad dişlerini sıkıyor, yan taraftan izleyenlerin de kaşları kalkıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams – Burning the Past

 

 

Siyah saçlı güzel büyücü mason’ın arkasından sakin adımlarla geliyorken üzerindeki siyah kumaşın altından teni görünüyor, güzelliği herkesin aklını başından almak için açıkça gözler önüne seriliyorken genç kız mason’ın ona dönmesiyle durur

 

“aç sepetini jezabel..”

 

genç kız hafifçe gülümseyerek koluna taktığı sepeti çıkarır, üzerindeki siyah paçavrayı çekerek mason’a ne getirdiğini gösterirken genç adam kaşlarını çatar, elini uzatarak sepetin içindeki gümüş hançeri kavrar ve kaldırır. Jezabel onu izliyorken başka kimseden ses çıkmıyordur, mason’ın buz mavileri genç kıza dönerken jezabel başını eğer

 

“efendi lysander’e hediye..”

“hangisine? Elimde 3 tane lysander var jezabel..”

“conrad, efendim..”

 

mason kaşını kaldırarak conrad’a döner, elindeki hançeri göstererek başıyla arkasındaki kızı işaret ederken conrad gözlerini devirerek elini kaldırır, gelmelerini işaret ederken mason hançeri tekrar sepetin içine koyarak jezabel’in önünden çekilir, genç kız açılan yolda küçük adımlarla atarak yürüyorken mason onun giydiği kumaşın arkasını gördüğünde kaşlarını kaldırarak elini ensesine koyar ve her adımda kıvrılan güzel kalçayı izlerken jezabel conrad’ın önüne gelmiş, elindeki sepeti genç adamın ayaklarının önüne bırakır. Conrad onu izliyorken bir an başını kaldırıp sağ tarafta oturan kalabalığa bakar ve siennayı görürken hava kıran ona bakmıyor, yerde eğilmiş büyücüyü izliyordur. Conrad tekrar jezabel’e döndüğünde konuşur

 

“başını kaldır..”

 

genç kız başını kaldırıp koyu kahverengi gözleriyle conrad’a bakarken hafifçe gülümser, genç adam yutkunurken jezabel sepetini işaret eder

 

“sizin için en güçlü efsunlarla kutsadım..”

 

conrad sepete eğilirken jezabel elini çeker, conrad ondan gelen keskin tarçın kokusunu duyarken bakışlarını genç kızın gözlerine kaldırmış, gümüş hançere dokunduğu anda kaşlarını çatarken jezabel gülümser, o anda conrad içinin kaydığını hissederken gözleri kapanmadan önce tek hissettiği şey bütün benliğini kaplayan tarçın kokusu olur..

 

 

ewan jezabel’in sepeti conrad’ın ayaklarının önüne bırakmasını izliyor, yanındaki biana’ya eğilerek fısıldar

 

“bu kızı hatırlıyorum galiba..”

 

biana hmmlarken ewan hafifçe gülümser, o sırada conrad hançere uzanmış, jezabel’in gözlerine  bakarak bir an sonra olduğu yere yığılırken ewan atılmış, ama daha kimsenin kılının kıpırdamasına fırsat kalmadan jezabel’le birlikte conrad’ın bedeni siyah bir buhar olup havaya karışmışken etraf keskin bir tarçın kokusuyla dolmuş, herkes ayağa fırladığında kabul odası büyük bir karmaşaya düşmüştür..

 

 

“BEN BİR ŞEY HİSSETMEDİM-OLSA HİSSEDERDİM! BENİM İŞİM BU!”

 

mason bağırıyorken ewan şu anda içi boş olan sepeti tekmeleyerek ellerini saçlarından geçiriyordur

 

“ARANIZDA BİRİSİ BİLE JEZABEL’İN YERİNİ BULAMIYOR MU?!”

 

odette bütün gücüyle bir şeyler hissetmeye çalışıyorken yapamıyor, başı dönerek sendelerken lucas onu tutarak ewan’a döner

 

“yaptığı şey kendi büyüsü olamaz! Olsa mason’ın hissetmesi gerekirdi-“

“MASON’I DA ÖLDÜRMEDEN ÖNCE BİRİSİ BANA BUNUN NASIL OLDUĞUNU AÇIKLASIN!”

 

telaşlı fısıltılardan başka hiçbir ses duyulmuyorken ewan biana’ya döner

 

“bir şeyler yap!”

“yapacağız sakin ol! Aklını topla, conrad’ı hissediyor olman gerek-“

“HİSSEDEMİYORUM O YÜZDEN DE AKLIMI KAÇIRACAĞIM-BÜYÜCÜLERİNİZ NEREDE?!”

 

odette lucas’ın kollarına yaslanarak yerine oturuyorken yaverlerine köydeki büyücülerin hepsini buraya toplamasını söyler ve başını tutarak kocasına yaslanırken gözleri bir kenara fırlatılmış boş sepette, bütün ruhu acıyarak gözlerini kapatıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams – Terms

 

 

Conrad sanki yıllardır rüzgarla sürüklenmiş, sonunda sırtı bir yere değdiğinde gözlerini aralarken üzerine eğilmiş jezabel’i gördüğünde irkilir. Güzel kız saçlarını omzundan geriye atarak conrad’a biraz daha yaklaşırken elleriyle genç adamın yüzünü kavramış, gözlerinin içine bakar

 

Deandra e Avalon, Conrad..”

 

conrad kaşlarını çatarak genç kızın yüzüne bakıyorken jezabel onun dudaklarına eğilir ve tarçın tadı genç adamın dudaklarına bulaşırken conrad başını yana çevirir, eliyle büyücü kızı üzerinden itip doğrulurken gördüğü şeyle başının döndüğünü hissediyor, ellerini üzerinde oturduğu çimlere bastırarak yutkunur..

 

 

Conrad’ın yattığı çimlerin bitimi sarp kayalıkların eteğine varıyorken kayalıkların heybetli karanlığı üzerinde 3 ayrı ayın parladığı gökyüzüne dokunuyordur. Etrafta titreyen bir aydınlık varken conrad başını kaldırıp ilk defa bu kadar yakında gördüğü 3 gezegene bakar, hiçbirinin nereye ya da hangi zamana ait olduğunu bilmiyorken biraz sonra arkasından boynuna dolanan ellerle tüyleri diken diken olarak ayağa fırlar, onun bıraktığı yerde oturan jezabel bütün güzelliğiyle ona bakıyorken siyah kumaş karnına kadar aralanmış, siyah saçlar gri aydınlıkta parlıyorken conrad yutkunur

 

“nereye getirdin beni?”

“ait olduğun yere-“

“zırvalamayı kes jezabel, neresi burası?”

 

genç kız eteklerini toplayarak yerden kalkarken konuşur

 

“Avalon, antlaşmanın biteceği yer..”

“ne antlaşması-tesida..”

 

conrad en büyük küfürlerden birini savurmuş, jezabel’in gözlerine bakıyorken genç kız gülümser

 

“Cedis yolda..”

cedis? Cedis-kahrolası, 400 sene oldu hala mı antlaşma?”

 

jezabel cevap vermeden genç adama doğru yürürken conrad elini kaldırır

 

gerda te voyan jezabel[1], yaklaşırsan zarar veririm.. çekil.”

 

Genç kız olduğu yerde kalırken conrad derin bir nefes alarak önüne döner, sağ bileği sızlamaya başlamışken genç adam kaşlarını çatarak asırlar önce Cedis’in dokunduğu yeri ovmaya başlar..

 

 

Rhea dilinde konuşulan her şeyi kendim uyduruyorum, başka dillere kelime ve yapı olarak benzerliği tamamen tesadüf. İçgüdüsel cümleler kuruyorum, yapısının anlaşılması çok zor olmayacak. Örnek: Gerda te voyan = uzakta dur. Te voyan = uzakta, gerda = durmak, dikilmek olarak düşündüm. Te = içinde, yanında, in/on/at gibi bir ek olacak. Daha çok cümle kuruldukça ortak kelimeler ortaya çıkacak. Eğlenceli olacağını düşünüyorum. Basit şeyleri karakterler aralarında konuşarak anlamlarını ortaya çıkarmadıkça, deandra’nın conrad tarafından hoş geldiniz olarak açıklanarak çevrilmesi gibi bir durum olmadıkça, dipnot olarak vereceğim zaten, anlamaya çalışmak istemeyen kopya çekebilir.

 

 

SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams – The Battle of Kerak

 

 

Asırlar önce, karanlık bir savaş...

 

CONRAD! NE GERDA TUAN!”[2]

 

delikanlı geri adımlar atarak rakibinden uzaklaşmaya çalışıyorken biraz sonra üzerine sallanan mızrak kalın zırhından içeri girdiğinde haykırarak dizleri üstüne düşer, onun hemen önünde az önce ona bağırarak uyaran arkadaşı mızrağın ikinci darbesiyle aralarına girerken parlak bir ışık yerdeki conrad’ın gözlerini yakar, delikanlı başını çevirerek yüzünü korurken biraz sonra etrafındaki çemberde herkes yere yığılmış, az önceki kör edici ışığın sahibi sarışın başka bir delikanlı conrad’ın yanına eğilir

 

“bana bak! Aç gözlerini!”

 

conrad göz kapaklarını hafifçe aralayarak karşısındaki mason’a bakıyorken sarışın delikanlı conrad’ın kafasını tutmuş, sıktığı dişlerinin arasından konuşur

 

“acıyı unut, iyileşeceksin-“

“çok acıyor-“

“sadece sıyırdı conrad, unut, acıyı at.. yapabilirsin..”

 

conrad yutkunarak elini kanayan yere koyarken mason ona bakıyor, etraflarındaki haykırışlar arasında kanlı bir savaş dönüyorken kral’ın askerlere geri çekilmelerini söyleyen emri Rhea’nın tepelerinde yankılandığında mason omuzlarını düşürerek conrad’ı sımsıkı tutar ve bir an sonra ikisi de ortadan kaybolduklarında onların boş bıraktığı yerden büyük bir grup atlı geçerek siperlere çekiliyordur..

 

 

mason conrad’ın bakıldığı odanın kapısının önünde dört dönüyor, bir sürü asker yanından geçip gidiyorken kalede yıllardır askerlerden başka kimse yaşamıyordur. Savaş her devam ettiği gün Rhea daha da güçsüzleşiyorken daha çocukluktan yeni çıkmış delikanlılar da zırhlara sarıldığında savaş tamamen büyük bir karanlık halini almıştır. O neredeyse çocuk yaşta olan erkeklerden iki tanesi de mason ve conradken sarayın şifacısının oğlu mason az önce neredeyse öldürülecek olan kral’ın oğlunun kapısının önünde bekliyordur. Saatlerdir içerden kimse çıkmamışken mason artık kafayı yiyecek, kapıyı iterek açıp içeri girerken annesi arkadaşının başında, gözleri kapalı, dudaklarından mason’ın yarım yamalak anladığı kelimeler çıkarak onu iyileştirmeye çalışıyordur. Mason baygın yatan arkadaşına bakar, kanayan yaranın üzeri kalın bezlerle kapatılıp sarılmış, yaşından daha büyük gösteren güçlü beden şimdi rengi çekilmiş bir şekilde yatıyorken sadece 16 yaşında bu kadar büyük yaralar almak zorunda olan bir delikanlıyla, kendine tanrıların verdiği güçlerin hepsini düşünmeden yaralı yatan arkadaşına verebilecek bir başka delikanlı aynı odada, nefes alıyordur..

 

 

“fazla konuşturma..”

 

mason başını sallarken annesi oğlunun saçlarını okşayarak odadan çıkar, mason kapı kapanınca yatağın başına biraz daha eğilirken conrad’a fısıldar

 

“hey.. lysander?”

 

conrad cevap vermiyorken mason yine dener

 

“conrad? Hadi.. duyduğunu biliyorum, bebeklik yapma..”

 

kralın oğlunun gözleri titriyorken mason gülümser, mavi gözleri aydınlanırken conrad kendi kahverengi bakışlarını gösterdiğinde mason dikleşir

 

“bak, ölmedin.. ben demiştim..”

 

conrad hafifçe gülümserken mason yatağın yanında dizleri üzerine çöker

 

“baban bir süre çıkmanı istemiyor-“

“çıkmak zorundayım-“

“değilsin.. yeterince güçlü değilsin, göz göre göre öleceksin, sonra gelip seni iki kere öldürmek zorunda kalacağım.. yat.”

 

Conrad zaten acısından başka bir şey yapamıyorken başını çevirerek mason’a bakar

 

“yeterince güçlü değilsem kardeşlerimi nasıl koruyacağım?”

 

mason zerre kadar üzgün ya da pişman değil, göğsünü gerer ve zırh gibi bir sesle konuşur

 

“ben koruyacağım-“

“herkesi sen koruyamazsın-“

“nasıl koruyamazmışım? İstediğim zaman istediğim yere gidebiliyorum, daha 6 yaşında en kara büyüleri yeniyordum. Elimin tek bir hareketi yüz kilometre ötedeki bir adamı bile paramparça eder-

“herkesle baş edemezsin-“

“edebildiğim kadarıyla ederim! Seni bir mızrak öldürüyordu conrad, bir mızrak. Bu kadar mı basit her şey-“

“ben savaşmak zorundayım mason, kralın oğluyum ben, en büyük oğluyum.. babama bir şey olursa o taht benim olacak. Bir bana bu haberle geldiğinde ben burada yatıyor olamam-“

“evet, çamurların arasında kan kusuyor olursun.”

 

Conrad ağzını kapatarak dişlerini sıkarken mason yatağa tutunarak ayağa kalkar

 

“kapına kilit vurdurturum-“

“ben bir yol biliyorum..”

“kilit için mi?”

 

conrad başını yana eğerek mason’a bakıyorken ayaktaki delikanlı kaşlarını çatar

 

“ne için?”

“güçlü olmak için..”

“nasıl olacakmış o?”

“cedis’le anlaşacağım-“

“ben de olimpos’a çıkıp zeusla tavla oynayacağım-“

“ben şaka yapmıyorum, jezabel’le konuştum-“

“o yaratıkla ne konuştun!? Ne zaman konuştun!?”

 

conrad yüksek sesle gözlerini kapatırken mason sesini kontrol etmeyi aklına not ederek tekrar yatağın yanına çöker

 

“jezabel’in ruhu lanetli, ondan hiçbir iyilik çıkmaz conrad-“

“o da bizim gibi bir çocuk-“

“asla büyümeyecek bir çocuk! Lanetli o conrad! Ruhu o güzel bedenin içinde çürüyecek, en büyük ızdırapları çekecek-“

“cedis’e beni ancak o götürebilir-“

“cedis’e gitmeyeceksin-“

“gideceğim!”

 

conrad doğrulmaya çalışırken mason onu omuzlarından tutarak geri yatırır

 

“ciğerlerin yerinden çıkacak, yat..”

 

conrad geri yatarken mason onun üzerine eğilmiş, maviler kahverengileri eziyorken delikanlı konuşur

 

“kapına kilit vuracağım-“

“MASON!”

 

mason conrad’ı dinlemeden odadan dışarı çıkarken ağır kapı kapandığında conrad yarasını tutarak doğrulmuş, ama engellemeye gücü kalmamışken acıyla tekrar yatağa düşer..

 

 

meyihl..[3]

 

conrad yarasının üzerinde dolaşan eli kaldırırken jezabel delikanlının gözlerine bakar, conrad da ona bakıyorken konuşur

 

“hiç de meyihl değil, inan.. oldukça çirkin..”

 

jezabel eğilerek sargıların üzerinden yarayı öperken conrad iç çekerek genç kızın saçlarını tutar, jezabel başını tekrar kaldırdığında usul bir yılan gibi kıvrılarak conrad’a sokulur, bacaklarını delikanlının bacaklarına dolarken conrad genç kızın bacaklarından süzülen siyah kumaşlara bakıyordur, yutkunarak ona bakan kahverengi gözlere dönerken jezabel sorar

 

“kapın neden kilitli?”

“mason..”

“onlar beni durduramaz..”

“biliyorum..”

 

jezabel gülümserken conrad bu kadar şeytani bir şeyin nasıl böylesine güzel olduğunu merak ediyor, gerçekten nefes alan bir insana değil de, bir kabuğa bakıyormuş gibi genç kızı incelerken jezabel elini delikanlının boğazında dolaştırarak konuşur

 

“cedis seni görmeyi çok istiyor..”

“karşılığında ne isteyecek?”

“hiçbir şey..”

“ne isteyecek?”

 

jezabel daha da gülümserken conrad ciddidir, genç kız elinin altındaki pürüzlü deriyi hissediyorken kralın oğlunun karanlık gözlerine bakar

 

“seni..”

“beni?”

 

genç kız başını sallarken usul sesiyle açıklar

 

“kabul edersen zamanı geldiğinde güçlerin askeri olacaksın.”

“ne zaman?”

“cedis sana anlatacak..”

 

conrad başını sallarken jezabel sorar

 

“kabul edecek misin?”

“ailemi korumak için gerçekten bana yardım edebilecekse, edeceğim..”

 

jezabel gözleri büyük bir şeytanlıkla parlayarak gülümserken conrad sorar

 

“sen beni ona götürdüğün için ne alacaksın?”

“seni..”

 

conrad oturduğu yerde hafifçe geri çekilirken jezabel konuşur

 

“her şey bittiğinde beni de kurtarmış olacaksın-“

“ve sen beni mi alacaksın-“

“aslında sen beni alacaksın, senin olacağım..”

 

conrad yutkunurken jezabel güzel göğüsleri inip kalkarak nefes alıyor, elleri delikanlının yüzünü kavrayarak dudaklarına uzanıyorken conrad nasıl bir büyünün altında olduğunu bilmiyor, ama aldırmadan ağzını aralayarak büyücü kızın öpüşünü karşılıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams – Terms

 

 

Karlarla kaplı, uçsuz bucaksız bir arazinin ortasında biri siyah ve narin, diğeri kahverengi ve güçlü iki genç duruyorken kahverengi olan etrafına bakarak yanındaki siyahlı genç kıza döner

 

“nerede?”

“gelecek, sabırlı ol..”

 

conrad sesini keserek beklerken biraz sonra buz gibi bir rüzgar eserek karları savurur, hemen ardından uzun boylu ve haşmetli, esmer bir adam hiç yoktan varolurken conrad ve jezabel önlerinde duran Cedis’e bakarlar..

 

 

“lysander, gelmişsin..”

“geleceğim demiştim..”

 

cedis başını sallarken karların üzerinde yürüyor, ama adımlarının izi kalmıyordur. Conrad onu izleyerek bekliyorken esmer adam bakışlarını ona çevirerek konuşur

 

“sana Rhea’da şimdiye kadar kimsenin sahip olmadığı büyük bir güç vereceğim, ama karşılığını da isteyeceğim..”

 

conrad başını sallar ve karşılığın ne olduğunu sorduğunda cedis cevaplar

 

“kardeşini bana getireceksin, ewan’ı..”

 

conrad kaşlarını çatarken hızla dönüp jezabel’e bakar, genç kız konuşmuyorken başını eğmiş, cedis’le göz göze gelmemeye çalışıyordur. Conrad tekrar cedis’e dönerken konuşur

 

“karşılığında beni istediğini sanıyordum?”

“önceki kararım öyleydi, ama sonra düşündüm de..”

 

conrad adamın ne düşündüğünü çok merak ediyorken cedis onu daha fazla merakta bırakmadan konuşur

 

“sana verdiklerimin karşılığı daha büyük olmalı.. sana güç ve cesaret vereceğim lysander, önünde kimse duramayacak. Savaşlar çocuk oyuncağı olacak..”

 

conrad tanrıların her katından kovulmuş, kara büyücülerin kurban ettikleriyle hayatta kalan cedis’e bakıyorken karanlık adam konuşur

 

“sen de bana mutlak olanı vereceksin, akasha’yı..

“asla.”

“öyleyse hepinizin ölümü tatmasında bir sakınca yok-“

“beni al. Ailemi kurtaracak kadar güçlendikten sonra sana döneceğim, askerin olacağım-“

“sence bir askere daha ihtiyacım var mı?”

“aydınlık taraftan kendi isteğimle kendimi sana adıyorum, bundan daha büyük bir güç bulabilir misin?”

 

cedis başını sallarken hafifçe gülümser

 

“güce ihtiyacın olabilir, ama zekaya yok lysander..”

 

conrad’ın ifadesi değişmezken cedis yeni şartlarını söyler

 

“benden bir parça alacaksın. Gücünü ve aklını nasıl kullanacağın sana kalmış. Zamanlar ve boyutlar arasında gidip gelebileceksin. Bileğinin kuvveti herkesi titretecek, ta ki titretmesine ihtiyaç kalmayana kadar..”

“ne demek istiyorsun?”

“sana ihtiyaçları olduğu sürece güçlerin hakimi olacaksın lysander. İşin bittiğinde seni almaya geleceğim-“

“işimin bittiğini nereden bileceksin? Ailemin bana her zaman ihtiyacı olacak..”

“umarım..”

“bu kadar büyük bir riski neden alıyorsun?”

“çünkü ailene güveniyorum..”

 

conrad kaşlarını çatarken cedis delikanlıya yaklaşmış, elini kaldırarak onun sağ bileğini tutarken konuşur

 

“herkes gün gelir unutulur ve karanlığa düşer conrad. Hayatın boyunca bunu yaşayacaksın, insanlar sana bağlanacak, sen de onlara..ama onlar kendi karanlıklarını yendiklerinde seni üzerlerinden attıkları gölgelere bırakacaklar, işte o zaman işinin bittiğini anlayacaksın..”

 

delikanlı derin nefesler alıyorken kulakları uğulduyor, gözleri yavaş yavaş kararmaya başlıyorken cedis’in tutuşu en sıkı haline geldiğinde conrad kendinden geçerek soğuk karlara yığılıyordur..

 



[1] “uzakta dur.”

[2] “conrad! Yakında durma!”

[3] “güzel..”