![]()
#07
– Terms Of A New Friendship “NEREDEYDİN!?” conrad mason’ı iterek kardeşlerinin odasına
giriyorken arkadaşı da onu takip ediyordur “conrad ne yaptın?” “hiçbir şey yapmadım-ewan..” odada küçük kardeşi odette’le beraber oturan ewan
oyuncakları bırakıp abisine bakarken ayağa kalkar “ne oldu?” “gidiyoruz-“ “gitmicem!” conrad yerdeki küçük kıza bakıyorken odette kocaman
kahverengi gözleri dolmuş, samanla dolu bebeğini göğsüne bastırarak abisine
bakıyordur “annemi çağır!” “annem de gitmemizi istiyor odette hadi-“ “hayır! ANNE!” odette’in bağırışıyla mason kapıyı örterken conrad’ı
kolundan tutup kendine çevirir “niye onları götürüyorsun-“ “cedis ewan’ı istiyor-“ “cedis kim?!” conrad yanında dikilen 8 yaşındaki çocuğa bakıp
susmasını söylerken ewan endişeli, kızgın, abisinin koluna bir yumruk geçirir,
sonra dönüp odette’in yanına çökerken 6 yaşındaki küçük kız abisine
sokuluyordur, mason onlara aldırmadan conrad’ın kolunu çekiştirir “neden?” “cedis’le görüştüğüm için suratımı dağıtmayacak
mısın?” “bana yalan söylediğin için suratını dağıtırdım, ama
değmez-“ “mason-“ “neden ewan’ı istiyor conrad?” conrad iç çekerek arkadaşına bakarken konuşur “akasha’yı istiyor.. ewan, beşinci element..” mason yerdeki çocuklara bakıp tekrar conrad’a döner “nereye götüreceksin-“ “güneş evrenine-“ “orada da savaşlar var conrad-“ “oradaki insanlar ewan’ın ne olduğunu bilmeyecek,
onun peşinde koşmayacaklar-“ “cedis seni takip eder-“ “edemez, güneş evrenine girmesi yasak-“ “sana giremediği yerlere kaçman için mi o güçleri
verdi? Hiç sanmıyorum-“ “ewan’ı burada bırakırsam anlaşmanın şartlarına
uymayacak, biliyorum-“ “ne için anlaştınız-“ “önemli değil-“ “conrad-“ “mason buradan çıkmamıza yardım etmen gerek, kalenin
dışına çıkmalıyım..” mason bir an sessiz kalır, sonra başını iki yana
sallayarak iç çeker ve konuşur “kralın üç çocuğunu izinsiz kale dışına çıkardığım
için kellemi uçururlar-“ “babam sana dokunmaz-“ “öleceksiniz-“ “ölmeyeceğiz. Çıktığımız anda gideceğim-“ “ne zaman döneceksin?” conrad buna cevap vermezken mason mavi gözleri
büyüyerek arkadaşına bakar “ne zaman döneceksiniz?!” “hiçbir zaman-“ “AİLENİ KORUMAK NEREDE KALDI?!” “onları sen koruyacaksın, hatırladın mı?” mason bunun üzerine conrad’ın suratına bir yumruk
geçirirken bağırır “GEBERİP GİTMEMİZ UMRUNDA DEĞİL, DEĞİL Mİ?” conrad yüzünü tutarak arkadaşına bakıyorken konuşur “yapabileceğimin en iyisi bu mason, ölmeyeceksiniz,
sen hepimizden güçlüsün-“ “o kadar güçlü olsaydım tanrı olurdum!” “neredeyse olacaktın-“ “BABAM TANRI KATLARINDAN KOVULMASAYDI, DEĞİL Mİ!?” conrad bir şey söylemeden başını eğerken mason
gözleri dolarak başını iki yana sallar “ben babam gibi değilim-“ “değilsin, biliyorum. Sen aydınlıksın mason, annen
gibi.. ama güçlerinin sınırı babanı bile geçiyor, herkesi sen kurtarabilirsin-“ “yapamam, hepimiz öleceğiz..” conrad dişlerini sıkarak başını iki yana sallar “ölmeyeceksiniz..” “öleceğiz ve sen burada olmayacaksın..” mason gözlerinden yaşlar süzülerek arkadaşına bakarken
conrad fısıltıyla bir şeyler söyleyerek arkadaşını çeker ve sımsıkı sarılırken
mason dişlerini sıkarak onu tutuyor, biraz sonra yutkunarak ayrılırken ewan ve
odette’e bakıyor “gezmeye gidiyoruz-“ “ANNE!” “ODETTE!” “gelmicem!” conrad bildiği bütün küfürleri ediyorken ewan’a
bakar “sen gelmek zorundasın..” “annem, babam?” “ewan sen akashasın, bütün evrenler senin.. annemle
babam hep seninle olacak..” ewan gözleri dolarak abisine bakarken conrad onun
başını tutarak kendine eş gözlere bakar “hiç yanından ayrılmayacağım..” “söz mü?” “söz.” Ewan peki diyerek başını sallarken conrad onu
mason’ın yanına yollar, sonra dönüp odette’i oturduğu yerden kaparken küçük kız
bağırıyor, ama conrad aldırmadan onu kollarına sararak odadan çıkıyorken mason
en önden çıkıp yolu açıyordur.. “KOŞ! KOŞ!” conrad kolundaki odette’le yeteri kadar hızlı
koşamıyorken mason ewan’ın kolunu tutuyor, dördü avludan çıkıp duvar
kenarlarından yürüyorken şimdiye kadar birkaç yavere yalan söyleyip avluya
kadar gelebilmişler, ama şimdi karşılarına biri çıkarsa mason direkt
öldürülecekken pek umrundaymış gibi görünmüyordur “şu köşeyi de döndüğümüzde-tesida! Leando[1],
leando!” conrad odette’le beraber aynen geri dönerken mason da
ewan’ı çekip yanına alır, duvarın kuytu bir köşesinde yanlarından geçen
atlılara bakıyorlarken sürü bittiğinde mason başını eğerek ilerdeki boş alana
bakar, sonra elini sallayarak gelmelerini işaret ettiğinde odette abisinin
kolunu çeker “abi gitmeyelim-“ “odette, lütfen sus..” odette sessizce ağlıyorken conrad onun gözlerine
bakıyor, küçük gözler de yaşlarının arasından ona yalvarıyorken conrad mason’a
döner “mason, odette’i al..” “ne?” “al, odette’i al, onu götürmüyorum-“ “neden?! Delirdin mi-kızı ölüme mi bırakacaksın-“ “ona iyi bakacaksın. Saklanmanız gerekirse beraber
saklanın. İkiniz için döneceğim-“ “conrad yapma-“ “yapmak zorundayım mason-“ “sırf ağlıyor diye bana mı bırakacaksın-“ “ewan’la ikimiz birbirimizi korururz ama odette çok
masum-“ “abi, gitmemiz gerekiyor-“ conrad ewan’a bakarken 8 yaşında, ama 80 yaşında
kadar olgun bakışlar onu izliyordur, conrad kardeşiyle gurur duyarak
gülümserken odette’i yere indirir, küçük kız bu sefer de abisinin bacaklarına
sarılırken conrad yere çömelir “mason’la kal. O ne diyorsa onu yap odette, her şey
bittiğinde geri döneceğiz-“ “nereye gidiyosun?” “uzağa prenses, ama geleceğiz, tamam mı?” odette gözleri yaşlı, conrad’ı bırakıp iki adım geri
atarak mason’ın bacaklarına yaslanırken sarışın delikanlı hala inanamıyor,
yutkunur “gerçekten yapacaksın..” “yapacağım, ama geri geleceğim.. belki o zamana
kadar babanla barışırsınız-“ “cehennem donduğunda.” Conrad başını sallayarak mason’a bir kez daha
sarılırken delikanlı da onu sımsıkı tutar “Liara[2],
conrad..” “Liamo[3],
mason..” iki arkadaş birbirinden ayrılır, conrad ewan’ı
alarak saklandıkları duvarın kenarından dönüp açıklığa çıkarken artık kaleyle
bağları kalmamış, bir an sonra conrad ewan’ı iyice kendine çekerek sardığında
ikisi de gözlerini kapatır ve ortadan kaybolurken duvarın arkasından onları
izleyen mason başını eğerek bacaklarına yaslanmış küçük kıza bakar.. SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams –
Better Man Conrad soluk aydınlığın altında
oturuyor, sızlayan bileğini ovuyorken cedis hala ortalarda yoktur, genç adam
jezabel’e bakarak konuşur “askeri olmayı kabul etmeyeceğim..” jezabel’in durgun bakışları bir anda
alev alarak hızla conrad’a dönerken, genç adam devam eder “kurtulamayacağını önceden bil
istedim-“ “yapamazsın, söz verdin-“ “tutmazsam ne olur? Öldürür mü?” “ölmek mi istiyorsun?” “onun dediğine gelirsek bana zaten
kimsenin ihtiyacı yok, ölsem de umurlarında olmaz, neden ömrümü şeytanın tekine
hizmet ederek geçireyim-“ “peki ya senin dediğine gelirsek
lysander?” conrad cedis’in sesine dönerken adam
hala aynı adam, hala aynı karanlık ve sessizlikle karşısında duruyordur, conrad
oturduğu yerden kalkarken bileğini bırakır “benim dediğime gelirsek hala bana
ihtiyacı olan ailem beni gelip buradan kurtaracak-“ “seni öldürürsem kurtarılacak bir şey
kalmaz ama, değil mi?” “can alamazsın cedis, bilmiyor muydum
sanıyorsun?” cedis’in karanlık bakışları iki dipsiz
kuyu olmuşken conrad konuşur “kendi işini kendin gördüğün anda
cezaların en büyüğünü alırsın, saklanamazsın, ölürsün-“ “kendi işimi kendimin göreceğini kim
söyledi?” cedis jezabel’e bakarken genç kız
conrad’a döner ve ellerini kaldırıp saldıracak olurken conrad’dan bir anda
yayılan karanlık onu sarsarak kendinden geçirir, genç kız bilinçsizce yere
yığılırken conrad cedis’e döner “pek fazla seçeneğimiz varmış gibi
görünmüyor, sanırım ikimiz de oturup bekleyeceğiz-“ “seni bulamayacaklar lysander, izin
vermeyeceğim-“ “oğlunun arkadaşım olduğunu unuttun
galiba cedis-“ “sen de onun benim oğlum olduğunu
unuttun conrad.” Conrad için söylenenler hiçbir şey
ifade etmiyorken genç adam rahat görünüyordur, cedis onu öldürmek istediği
bütün varlığından anlaşılarak conrad’ı süzüyorken konuşur “sonsuzluğa kadar bekleyeceksin-“ “ömrüm uzun, sen verdin..” “Avalon’da sonsuza kadar yaşamanın ne
olduğunu anladığında aynı şeyleri söyleyemeyeceksin lysander, ama emin ol ki
ayaklarıma kapanıp merhamet istediğinde-“ “ki o hiçbir zaman olmayacak-“ “basit kelimelerle beni köşeye
kıstırabileceğini mi düşünüyorsun conrad?” “senin karmaşık kelimelerinin hiçbir
boka yaramadığını düşünürsek, evet.” cedis iğrentiyle karışık bir
gülümsemeyle karşısındaki genç adama bakıyorken, conrad konuşur “güce belki, ama zekaya hiç ihtiyacın
yok diyen sen değil miydin cedis? Büyüdükçe daha da akıllandım sanırım, ne
dersin?” “kendi kendini öldürecek kadar aptal
olmamana güveniyorum lysander..” conrad kollarını kavuşturarak ona
bakıyorken cedis hafifçe başını eğerek son kez konuşur “Liamo, conrad..” “Liara, cedis.” Cedis başka bir şey söylemeden siyah
bir buluta karışıp ortadan kaybolurken conrad onun bıraktığı boşluğa bakar,
sonra başını yerdeki jezabel’e çevirip bir an ne yapacağını düşünürken en
akıllıca şey arkasını dönüp gitmektir, genç adam kararını uygular.. SOUNDTRACK / James Newton Howard – I’m
Sorry Mason saatler sonra kendini odasına
kapatmış, önce batan, sonra hiçbir şeyden habersiz doğan günü izlemişken sadece
düşünmüştür. Conrad’ın nerede olabileceği, yine nereye gittiği- “cedis-cedis-ODETTE! CEDIS!” mason odasından fırladığı gibi
koridorda koşarak merdivenlerden iniyorken herkesin geceyi geçirdiği kabul
odasına girer, içerde sadece ewan varken mason boşlukla kalakalmış, etrafına
bakar “herkes nerede?” ewan onun sesiyle arkasını dönerken
konuşur “bazılarını luplex’e yolladım, burada
kalanlar nerede bilmiyorum..” “sen yalnız başına ne yapıyorsun?” ewan kendi kendine gülerek hiçbir
şey derken mason içeri giriyordur “conrad’ın neden ortadan kaybolduğunu
biliyorum..” ewan kaşlarını çatarken mason onun
yanına gelmiş, yeni doğan güneş ikisinin de yüzünü aydınlatıyorken mason
konuşur “conrad seni alıp götürmeden önceki
herhangi bir şeyi hatırlıyor musun?” “seni bile hatırlamıyordum mason,
nedir?” “cedis.. conrad seni Rhea’dan
kaçırmadan önce cedis’le bir anlaşma yaptı-“ “cedis?” “cedis asırlar önce tanrıların
katından kovulmuş karanlık bir güç, aynı zamanda benim babam..” ewan daha da kafası karışırken başını
hafifçe silkeleyerek elini kaldırır “conrad’ı baban mı kaçırdı?” “conrad cedisle bir anlaşma yaptı. Ona
ulaşabilmek için de jezabel’i kullandı..” “nasıl bir anlaşma bu?” “şartlarını bilmediğim bir anlaşma-“ “ama babanın onu kaçırdığını
biliyorsun-“ “o benim babam değil ve bu işte onun
parmağı olduğuna eminim.. cedis seni istiyordu ewan, akasha’yı. Conrad seni o
yüzden buradan kaçırdı, savaşta öleceğinden korktuğu için değil. Cedis seni bu
evrenin dışında hiçbir yerde takip edemez, çünkü sürgün bir tanrı. İkiniz de
aynı gün buraya döndünüz, onun sınırlarına girdiniz-“ “o halde beni neden almadı!? Neden
conrad’ı aldı?! Saçmalık. Bambaşka bir sebep de olabilir-“ “değil-“ “o zaman bana abimin nerede olduğunu
söyle mason! Biliyor musun!? Gidip onu babanın cehenneminden kurtarabilecek
misin?!” mason cevap vermiyorken ewan ellerini
açmış, gözleri bir cevap için yalvarıyordur “cevap ver!” “nereye götürdüğünü bilmiyorum-“ “babanı hissedemiyor musun-“ “O BENİM BABAM DEĞİL!” ewan çenesini kapatarak dişlerini sıkarken
mason burnundan soluyordur, o sırada içeri odette girerken ikisini birbirine
saldıracak gibi bulduğunda hızla yürüyerek aralarına girer “ne yapıyorsunuz!?” “conrad’ı babasının kaçırdığını
söylüyor-“ mason ewan’a bir hamle yaparken odette
ellerini kaldırarak genç adamı omuzlarından tutar “mason, sakin ol.. conrad’ın cedis’le
ne ilgisi var?” mason mavi bakışlarını önündeki genç
kadına indirirken konuşur “conrad şu anda sahip olduğu güçlerini
cedis’le yaptığı bir anlaşmadan sonra aldı, ailesini kurtarabilmek içindi..
sonra cedis’in ewan’ın peşinde olduğu ortaya çıktı, conrad da güçlerini
kullanarak onu buradan kaçırdı, seni de bana bıraktı-“ “ne anlaşması?” “bilmiyorum odette! bilmiyorum, ne
için anlaştıklarını, neden ewan yerine conrad’ı aldığını, nereye götürdüğünü,
nerede olduğunu-hiçbir şeyi bilmiyorum!” mason ellerini saçlarından geçirerek
arkasını dönerken odette güçsüz, sırtını arkasındaki abisine yaslar, ewan onu
tutarken odette gözleri dolmuş, mırıldanır “mason, bilmek zorundasın..” mason başını iki yana sallayarak yere
çökerken odette onu izliyor, usulca konuşur “eğer gerçekten cedis onu aldıysa
hiçbirimiz bir şey yapamayız, ancak sen-“ “yapamam odette-“ “o senin baban!” mason hızla kraliçeye bakarken odette
çaresiz, bütün gece uyumamış, vücudunda tek bir güç damlası bile kalmamış bir
halde ewan’ı bırakarak mason’a ilerler, yanında yere çöküp ellerini tutarken
konuşur “senin için ne kadar zor olduğunu
biliyorum-“ “yapabilsem yapmaz mıyım sanıyorsun? Yapamıyorum
odette. o adam benim babam olabilir, ama beni reddediyor, varlığımı, gücümü,
hayatımı reddediyor, ona ulaşamam..” odette ağlıyorken güçsüz, mason’a
uzanarak genç adamın kollarına girerken usulca fısıldar “bir yolu olmalı..” sienna yanıbaşında uyuyan kızının saçlarını
okşuyorken kendisi bir dakika bile gözlerini kırpmamıştır. Hava kıranın duruşu
sakin, ama kafası sürekli çalışıyorken bilinmedik bir yere, tahmin edilmedik
bir şekilde kaçırılmış bir adamın nasıl bulunabileceğini düşünüyordur. Gün
batımından doğumuna kadar aklına tek bir yol bile gelmemişken kafasındaki
sorular ve endişeler beynini kemiriyordur. Genç kadın neden her şeyin mutlaka bir
şekilde tepek taklak olması gerektiğini anlamıyorken aylardır sonunda doğru bir
adım attığını düşündüğü anda her şeyi elinden alınmıştır. Conrad gitmiş,
çaresizlik ve eli kolu bağlanmışlık hissi bütün gücüyle geri dönmüşken sienna
yorgun hissediyor, daha hiçbir şey yapmadan bitkin düşmüş, gözleri dolarak
kızının yanına uzanırken bebeğinin sakin nefesleri bile huzurlu gelmiyordur.. Latty kucağında uyuyakalmış
jonathan’la pencerenin karşısında oturuyorken küçük oğlu onun göğsüne uzanmış,
ufak nefesleri saatlerdir latty’nin duyduğu tek şey olmuşken genç kadın oğlunu
bırakmaya korkuyordur. Yerinden kalkıp yatağına yatırmaya, dokunmayı bıraktığı,
ondan ayrıldığı ilk anda kaybolmasından korkuyor, babası gibi bir anda
gitmesini istemiyordur. Genç kadın dudaklarını yumuşacık
kahverengilere bastırır ve bebeğinin kokusuyla doğan günü izlerken hayatında
ilk defa conrad’ın nerede olduğunu bilmiyor, ilk defa düştüğünde onu kaldıracak
adamın yokluğunu tüm benliğiyle hissediyorken birkaç hafta önce bir nişan
yüzüğü taşıyan boş parmağına bakar ve iç çekerek oğluna biraz daha sarılırken
yeni günde ne olacağını düşünüyordur.. SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams – A
New World Conrad ne kadar zaman geçtiğini
bilmeden yürümüş, yeşillikleri bırakıp kayalıkların eteğine gelmişken o arada
yüzlerce kez başka bir yere cisimlenmeyi, uçmayı, yok olmayı denemiş, ama
başarılı olamamıştır. Genç adam, Jezabel’i devirecek kadar gücü varken kaçacak
kadar olmadığını anladığında Avalon’un sadece bir buluşma yeri değil, aynı
zamanda bir zindan olduğunu da fark etmiştir. Genç adam güneşin doğup doğmayacağının
belli olmadığı zindanda yürürken kayaklıklara tırmanmayı düşünmüyor, taşlık
olan etekten yürümeye devam ederken neye ulaşmayı umduğunu bile bilmiyor,
sadece yürüyordur. Bir süre sonra yemek ve suya ihtiyacı olacağı gerçeğini bir
süredir göz ardı etmiş, ama yavaş yavaş bir şeyler bulmanın zamanı geliyorken
conrad burada ne kadar zaman geçireceğini düşünmeye başladığını fark ettiğinde
gözleri sığınacak bir yer ve su kaynağı aramaya başlar.. Conrad bütün gün yürümüş, sonunda
gökteki üç ay kaybolup yerini üç güneş almışken genç adam en azından aydınlık
olduğu için mutlu olmuştur, ama şimdi de fazlasıyla sıcak yüzünden daha çok su
kaybediyordur ve dolaştığı zindanın yakınlarında şırıl şırıl akan tertemiz bir
dere olmadığı için de ne kadar yürümesi gerektiğini kestiremiyordur, yakında
bulacaktır biliyordu- “neler oluyor-hey-kahrolası.” Conrad bir anda ayağının altındaki
çimlerin kuruyup toprağın içine girişini, kayalıkların yerini devasa kum
tepelerinin alışını izlerken güneşin ışıkları sanki teninde cızıdırmaya başlar.
Genç adam etrafında dönerek az önceki yeşilliğin uçsuz bucaksız bir çöl oluşunu
izlerken yapabildiği tek şey küfretmek olur.. Conrad kumların ortasına oturmuş,
kızgın güneşin altında ne yapacağını düşünüyordur. Bu şekilde beklerse
terlemekten eriyecektir. Kafasını koruyacak bir şey bulamazsa güneş
çarpmasından beyni kaynayacak, su bulamazsa da organları kuruyup içinde
buruşacaktır. Genç adam bir an gerçekten ölebileceğini düşünürken yutkunur ve
ayağa fırlayarak boynuna bağladığı şile bezi fuları çeker, kumaşı başından
bağlayıp burnunun hemen altından dolaştırarak boynuna kadar dolarken en azından
bir süre güneş direkt beynine vurmayacaktır. Conrad kumaşın serbest ucunu
ensesinden içeri sokarken kemik rengi değil de siyah olmasını dilemiştir, bir
süre sonra beyaz kumaş güneşi daha çok yansıtıp gözlerini yakmaya
başlayacaktır, ama şimdilik elde olanlar yetinmesi gerekiyorken dönerek tekrar
etrafına bakar, kumdan başka hiçbir halt göremezken omuzlarını düşürerek bir
yöne doğru yürümeye başlar.. Conrad artık kesinlikle bir damla suya
ihtiyacı olduğunu düşünüyorken nefesleri kurumuştur. Ağzına bağladığı kumaş
olmasa ciğerlerinin kumla dolduğuna yemin edecekken her yanı terden
sırılsıklamdır. Genç adam ıslak olduğuna şükrediyorken bir daha terleyemediği
zaman olacakları düşünemiyordur, o yüzden hala terleyebilecek kadar suyu varken
yerine yenisi koyması gerekiyordur. Genç adam kafasında sürekli su dönerek
yürümeye devam ederken ilerde gördüğü kum tepelerinden bir tanesi oldukça garip
görünüyordur. Conrad bir iki adım sonra onun bir kum tepesi değil de bir deve
olduğunu görünce adımlarını hızlandırır. Gevşek kumlar ayağının altından
kayarak onu yavaşlatıyorken conrad sonunda devenin yanına vardığında hayvanın
dinleniyor değil de ölü olduğunu görüp tekrar bir küfür savururken gözü
hayvanın arka tarafına düşmüş heybeye takılır. Genç adam heyecanla o tarafa
geçip heybeyi yırtarcasına açarken içinden sadece keskin bir hançer çıktığında
bir kuru nefes daha vererek başını eğer.. Kendini öldürmeyecektir.. SOUNDTRACK / James Newton Howard – Deer
Hunting Conrad bir süredir elindeki hançeri
çevirerek ölü devenin yanında oturuyor, ara sıra dönüp hayvanın bezmiş suratına
bakıyorken en son dönüşünde kaşlarını çatar, başını biraz daha eğerek ölü
hayvanın etrafına göz atarken hala böcekler ya da sinekler görünmüyordur.
Conrad devenin henüz kokmadığını da fark ederken yerinden kalkar ve biraz
yürüyüp devenin karnının önüne gelirken elindeki keskin hançere bakar, sonra
yüzünü buruşturarak eğilir ve hançeri devenin karnına saplayıp derin bir yarık
açarken içerden çıkan kokuyla bir küfür daha eder.. Conrad sanki asırlardır ölü bir
devenin organları içinde yaşıyor, açtığı yarıktan hayvanın ne kadar işe yaramaz
parçası varsa çıkarıyorken sonunda midesine ulaştığında artık kokudan bayılacak,
ama yapması gerekiyor, hançeri hayvanın dört yüzlü midesinin ilk boğumuna
saplayarak orada da bir delik açar. Deveye daha önce yedirilen ot ve samanlar
hayvanın midesinin ilk yüzünde daha sindirilmeden duruyorken conrad bir an
zavallı deveye ona da biraz bıraktığı için teşekkür etmek ister. Yarığı biraz daha büyüterek tamamen zararsız,
kendi suları içinde duran öğütülmüş yiyecek yığınına bakarken midesi bulanmış,
ama şu anda bundan daha temiz ve yakın bir su kaynağı bulamayacakken
elini ıslak yığının içine daldırır, elinin çukuruna dolan suyu alıp içerken
midesi kalkmış, ama şu an lezzetten çok ölmemeyi düşünüyorken biraz daha içerse
birkaç saat daha yürüyecek sıvısı olacaktır. Komutan lysander asırlar içinde
binlerce savaş atlatmış, dış uzayın el değmemiş bütün topraklarını dolaşmış,
böcekten yılana kadar her şeyi yemiş bir adamken şimdi bu suyu içmek zorunda
olması çok da acınacak bir durum değildir. Genç adam bu sefer iki elini ıslak
yığına daldırırken avuçlarına dolan suyu nefes almadan içiyor, eline su
gelmediği anlarda bir avuç yığını ağzına sıkarak onun bile suyunu
çıkarıyordur.. Yaşayacaktır.. Conrad sonunda bu kadar suyun
yeterli olduğunu düşünmüş, hayvanın organlarını bırakıp bu sefer derisine dadanmışken
güneş her zaman tepesinde olmayacaktır. Birkaç saat sonra kızgın top kum
tepelerinin arkasında kaybolduğunda conrad saatlerdir küfür ettiği sıcağın buz
gibi bir ayaza çevireceğini biliyor, sıcak kalması için bir battaniyeye
ihtiyacı varken şu andaki en güzel battaniye önünde duruyordur. Genç adam dikkatle elindeki keskin
hançeri kullanarak deriyi kemiklerden ayırıyorken kendini kaplayacak kadarını
delmeden ayırdığında gülümser. Ayırdığı kalın tüylü battaniyeyi derisi yukarı
gelecek şekilde kumlara sererken tepesindeki güneş sanki ona yeni battaniyesini
kullanması için fırsat veriyor, hızla alçalırken conrad kaşlarını çatarak
başını yukarı kaldırır, güneşin beyazından mavisi görünmeyen gökyüzü şimdi
çelik gibi bir griye dönmüşken conrad bir anda suratına vuran buz gibi rüzgarla
başını eğer ve az önce deri pabuçlarından ayaklarını yakan kumum şimdi
kırıklarla dolu bir buz yığınına döndüğünü gördüğünde elindeki hançeri sıkarak
anında buharlaşan nefesiyle burnundan soluyordur.. SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams –
Terms Conrad soğuktan titreyen çenesini
dişlerini sıkarak durdurmaya çalışıyorken elindeki sadece hançeri kalmış,
saatlerce kızgın güneş altında yüzdüğü battaniyesi de kaybolup gitmişken genç
adam bütün hücreleri soğuktan sızlayarak buzların üzerinde yürüyordur.
Parmaklarının uçları sızlıyor, kendini kasmaktan sırtına var karnına kramplar
giriyorken genç adam yumruklarını sıkarak bağırır “CANIN CEHENNEME CEDIS!” conrad hızlı ama küçük nefesler
alıyorken soğuk hava ciğerlerini yakıyordur, genç adam bir şekilde ısınması
gerektiğini biliyor, ama nasıl olacağını bilmiyorken kollarını sallamaya
başlar, biraz sonra bacaklarını da hareket ettirirken sonunda biraz olsun nasıl
ısınacağını anlamış, hızla buzların üzerinde koşmaya başlarken dengesini bulmak
da ayrı bir güç gerektiriyordur, genç adam soğuktan çok ona konsantre olurken
sonsuza kadar böyle koşması gerekse bile yapacaktır.. conrad sonunda gücü tükenerek buzların
üzerine yüz üstü düşerken buz gibi soğuk yorgun kaslarına keskin bıçaklar gibi
batıyordur. Genç adam inleyerek yerden kalkarken buna daha fazla nasıl
dayanacağını bilmiyor, acilen onu ısıtacak bir şey bulması gerekiyorken dişleri
birbirine çarparak yürümeye devam eder, belki ilerde ölmüş bir kutup ayısı
bulabileceğini düşünüyorken etrafında buzdan başka hiçbir halt olmadığını
gördüğünde kendi kendine bir kahkaha atar, her adımda biraz daha buz
görünüyorken genç adam gülüyor, kendi haline gülüyor, bu kahrolası buzlukta
ölürse kolay kolay çürümeyeceğine gülüyor, güldükçe ciğerleri yanıyorken biraz
sonra öksürerek dizleri üzerinde yere düştüğünde küfreder, elleri buzlara
yapışırken genç adam gözleri dolarak iki büklüm olmuş, birinin gerçekten onu
arıyor olmasını umuyorken ellerini buzdan kaldırarak tekrar ayağa kalkar.. “pes ediyor musun lysander?” conrad arkasından gelen sesi duymuş,
ama başını çevirmiyor, konuşur “neden pes edeceğim? Hayatımın
tatilini yapıyorum. Bir gün çayır, bir gün çöl, ertesi gün buz.. tek isteğim
bir çift kayak..” conrad sesi titreyerek bu kadar uzun
bir cümleyi iki katı zamanda kurmuş, kendi bile kendini dinlemekten sıkılmışken
kapanan gözlerini açarak bir adım daha atar, o anda cedis önünde belirirken
conrad başını kaldırarak ona bakıyor, çenesi titreyerek konuşur “beni kendin öldürmezsen asla ölmeyeceğim
cedis, boşuna bekleme..” “senin ölmeni istemiyorum lysander,
askerim olacaksın, bana hizmet edeceksin-“ “rüyanda..” cedis conrad’ın yanında yürümeye devam
ediyorken genç adam durmuş, cedis de onunla beraber durmuşken conrad hiçbir yere
ait olmayan tanrıya bakıyor, bir şey söyleyecekken sesinin nereye gittiğini
merak eder ve kaşlarını çatarak yere yığılırken sert soğuk onu tutuyordur.. conrad kulaklarının uğultusuyla
gözlerini açtığında duyduğu uğultunun kendinden değil, arkasında yattığı
şelaleden geldiğini gördüğünde irkilerek tamamen uyanır. Bütün bedenini
uyuşturan soğuk gitmiş, onun yerine mis gibi kokan bir şelale ve üzerinde
yattığı yosun tutumuş kayalıklar gelmişken conrad bir an nerede durduğuna
bakar, sonra düşmemeye çalışarak doğrulurken önünde akan şelalelin köpüklü
sularından başka hiçbir şey göremiyordur. Üzerinde durduğu kayalıkların biraz
daha ucuna gelerek aşağı bakarken eğer suya atlarsa ne olacağını bilmiyor, ama
sürekli burada duramayacağından da eminken derin bir nefes alır ve önünden akan
köpüklü suları yararak kendini aşağı bırakırken üzerinde durduğu asıl
yüksekliği görüp altındaki suya düşmeden önce tüm gücüyle bağırır.. SOUNDTRACK / James Newton Howard – Can
They Do That conrad dibine kadar daldığı sulardan
başını çıkararak nefes alırken bir an kendini toparlar, sonra gözlerini silerek
etrafına bakarken gülümser. En son cedisle konuşup sonra kendini kaybettiğini
hatırlıyor, o konuşmadan sonra böyle bir yere düştüğüne göre adam gibi laflar
ettiğini düşünüyorken içinde durduğu ılık suyu gerçekten hissetmeye başlamış,
gözlerini kapatarak bir an zevkle inler. Sonra bir kulaç atarak kıyıya doğru
yüzmeye başlarken içinde cedis’i yenmiş olduğu hissi vardır. Nedendir bilinmez
bir şekilde daha özgür hissediyorken elini kıyıdaki otların üzerine basıp sudan
çıktığında gözü ilerdeki meyve ağaçlarına takılır, conrad gülerek keyifli bir
küfür savururken her yanından sular damlayarak ağaçlara koşar.. conrad ağaçlardan sarkan kıpkırmızı elmalara
bakıyorken heyecanla bir ses çıkartır, sonra çıkarttığı ses kendisi gülerken
bir dal elmaya bile bu kadar muhtaç olduğuna inanamıyor, uzanıp bir tanesini
koparırken etrafına bakar. Rhea’ya dönmüş olabilir midir? Genç adam belki özgür
hissediyor, ama bu kadar çabuk kurtulabileceğini düşünmüyorken elindeki elmaya
bakar, burununa götürerek koklarken biraz sonra bir ısırık alacağı anda
elindeki kırmızı meyve uçar, conrad hızla dönüp elmanın uçtuğu yere bakarken
yemeğinin ortasında bir okla ağaca saplandığını gördüğünde öfkeyle diğer yöne
döner ve ilerde elindeki ok ve bir tane daha yayla ona bakan siyahi adamı
gördüğünde bütün nefretiyle, ikinci bir kez düşünmeden o tarafa atılır- “YAKLAŞMA!” conrad tabii ki söyleneni
dinlemiyorken çöllerdeki develer ve buzlardan sonra şimdi de yemeklerine ok
atan herifin teki başına kalmıştır. Conrad bunu haklayabileceğini düşünüyorken
az önce bağıran adam şimdi elindeki oku ona doğrultmuş, conrad kaşlarını
çatarken ok bir an sonra yayından çıktığında conrad gözleri büyüyerek kendini
yere atar, ok başının üstünden geçip giderken conrad yerdeki otlara tutunarak
ayağa kalkıp bir adım ötedeki adamın üzerine atılır, ama o daha elini
uzatamadan adam ortadan yok olurken conrad boşluğa sarılmış, sendeleyerek
küfreder.. ![]() |


