SOUNDTRACK / David Lanz - Dream of the Forgotten Child

#09 – Facing the War

 

SOUNDTRACK / David Lanz - Dream of the Forgotten Child

 

 

“jonathan yavaş koş!”

 

latty oğlunun arkasından bağırmış, taş alandan çimlere geçişini ve nicole’ün yanına çöküp oyuncaklara dadandığını görünce onları rahat bırakır, artık çocuklar eskisi kadar düşmüyor, ilk seri kurbağalar iki yaşlarına basmak üzereyken bir ay önce ikinci serinin ilk kurbağası dante doğmuştur. Şimdi bütün gözler onun üzerindeyken latty de tecrübeli anneler sınıfına girmiş, cuslov’a yardım ediyordur.

 

Prenses flacil çocukların güvende olduğundan emin, marla’yı başlarına bırakıp saraya giriyorken sienna ve vien ofisten çıkıyor, sienna ağlayarak merdivenlere koşuyorken latty kaşlarını çatarak onun arkasından bakar, sonra vien’e dönerken ne olduğunu sorar

 

“bugün test sonuçları geldi, sienna hamile latty..”

 

latty gözlerini kırpıştırarak vien’e bakarken genç doktor ellerini açarak başını iki yana sallar

 

“bilmiyorum, nasıl oldu, neden oldu-bilmiyorum-“

“sienna biriyle mi beraber-“

“değil, 10 aydır conrad’dan başka kimseyle beraber olmadı-“

“vien 10 ay oldu, conrad’dan hamile olsa çoktan anlamış olmamız gerekirdi ve conrad’ın çocuğunu ben de doğurdum, normaldim, değil mi?”

 

vien başını sallarken yine de anlamadığını söyler

 

“çocuğun gerçekten conrad’dan olup olmadığını anlamak için testler yapmam gerekiyor, ama izin vermiyor..”

 

latty iç çekerek merdivenlere bakarken vien konuşur

 

“conrad’la ilgisi olmasa bile araştırmamız gerek, conrad gittikten sonra ilk birkaç ay çok fazla büyü yaptı, onların etkisiyse zaman geçmeden yok etmemiz gerek-“

“ya gerçekten conrad’ın bebeğiyse, ama yine de yok edilmesi gerekiyorsa?”

 

vien buna cevap vermezken latty genç kadının kolunu hafifçe sıkar ve merdivenlere yönelerek yukarı çıkarken vien şakaklarını ovarak ofise geri döner..

 

 

“sienna?”

 

latty aralık kapıdan içeri girerken sienna sarsılarak ağlıyor, elleri göğsünde, kesik nefesler alıyorken latty’nin sesini duyduğunda o tarafa döner

 

“hamileymişim-nasıl  10 ay! Kimseyle beraber olmadım-“

“biliyorum, sakin ol-“

 

sienna olamayacağını söylüyor, elleri titreyerek ağlıyorken latty yanına oturduğunda ağlaması durmuş, nefes nefese genç kadına döner

 

“ya bir işaretse-“

“sienna lütfen-“

“o hala orada bir yerlerde latty! YA BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTİYORSA-“

“sienna, sakin ol-sienna!”

 

latty onu itekleyen kadının kollarını tutarak durdururken sienna başını iki yana sallıyordur

 

“neredeyse bir sene olacak, neden hala dönmedi?”

 

latty gözleri dolarak conrad’ın artık dönmeyeceğini fısıldarken sienna hayır diyordur, dönecektir, oradadır, biliyordur. Hava kıran usul fısıltılarla bebeğinin babasının döneceğini söylüyorken latty onu tutarak sakinleşmesini bekliyordur..

 

 

latty sienna uyuduktan sonra odadan çıkmış, kapıyı yine aralık bırakmışken arkasını dönüp merdivenlere gidecekken bir anda önünde ortaya çıkan mason’la geriler, elini göğsüne bastırarak az önce yerinden çıkan kalbini sakinleştirmeye çalışırken mason özür diler

 

“haberi alınca hemen gelmek istedim-“

“biraz fazla hemen olmadı mı?”

 

mason yine özür dilerken latty onu kolundan tutarak merdivenlere götürür, mason itiraz etmiyorken sorar

 

“sienna nerede?”

“uyuyor-mason, çocuk conrad’ın olsa bile yok edilmesi gerekebilir. Cedis’in izi varsa-“

“onu kontrol etmek için geldim, gerekirse ben yok edeceğim..”

 

latty büyük bir üzüntüyle genç adama bakıyorken mason charlize’in o gün söylediği şeylerden sonra herkesle bağını kesmiş, sürekli başka evrenlerde dolaşıyorken bugün sienna’nın haberi alındığında latty ona haber vermiştir. Mason da ilk defa çağrıldığı bir yere geliyorken geliş sebebi yine aylardır kaçtığı şey, yine babasıyken genç adam en azından bu sefer bir şeyler yapabileceğini hissediyordur

 

“sen bir adamın 10 ay ortadan kaybolup hala bir kadını hamile bırakabileceğine inanıyor musun?”

“eğer cedis için hizmet ediyorsa-“

“o zaman o adam conrad değildir, charlize’in ne dediğini biliyorsun..”

 

latty bildiğini söyleyerek başını sallarken mason o halde tartışmaya gerek yok diyordur, latty iç çekerken mason siennanın kapısına bakar

 

“uyandığında tekrar haber verin-“

“ewan’ı görmeyecek misin?”

“beni görmek istemez-“

“mason yanılıyorsun-“

“yanılmıyorum latty. Beni bir tek sen görüyorsun, hep öyle olacak. Ewan conrad’ı kurtarmaya çalışmadığımı sanıyor-“

“çalışıyor musun?”

 

mason mavi gözleri bulutlanarak latty’e bakarken genç kadın da ona bakıyordur

 

“olimpos’a gidebilirsin-“

“sienna uyanınca bana haber verin latty, iyi geceler.”

 

Ve mason ortadan kaybolurken latty eli havada kalarak önüdeki boşluğa bakar..

 

 

SOUNDTRACK / Cristian Castro – Dos Amantes

 

 

Mason birkaç saat sonra latty’den haber almış, cebindeki tılsımı susturarak ortak kullandıkları eve dönmüşken latty her seferinde nereye ve neden gelmesi gerektiğini söyleyen bir not bırakıyordur. Mason anahtarını çevirerek dairenin kapısını açtığında notu değil de latty’nin ta kendisini bulduğunda hareketleri yavaşlayarak içeri girer

 

“neden kendin geldin?”

“sana rahatça söylemem gereken şeyler var da ondan..”

 

mason kapıyı kapatarak anahtarları bir kenara koyarken dinlediğini söyler, latty onun hareketlerini izliyorken genç adam üzerindeki siyah deri montu çıkarıyor, latty’nin hala konuşmadığını fark ettiğinde ceketi koltuğa bırakıp genç kadına bakar

 

“evet?”

“neden olimpostan kaçıyorsun-“

 

mason elini kaldırarak latty’i sustururken genç kadın mason’ın eline vurarak konuşmaya devam eder

 

“sen bir sefer olsun cesaretini toplayıp olimposa çıkmadığın için hepimiz acı çekiyoruz! Daha ne kadar anlayışlı olacağım!? Ewan seni görmek istememekte haklı, hiç çaba gösteriyor musun?! Cevap ver mason!”

 

mason cevap yerine lattynin bileğini tutarak kendine çekerken genç kadın boşta kalan eliyle onu omzundan iter

 

“cevap istiyorum, kaba kuvvet değil-“

“ne zamandan beri conrad’ı geri istiyorsun!?”

 

latty şokla ona bakıyorken mason genç kadının kolunu bırakıp geri çekilir

 

“conrad onun oldu, cedis’in..gitti-“

“SEN DE CEDIS’İN DEĞİL MİSİN MASON?!”

“latty sakın-“

“sakınacak bir şey yok, neden kendine de acı çektiriyorsun-“

“OLİMPOS BENİ KABUL ETMEZ-“

“GİTMEYİ DENEDİN Mİ!?”

 

mason susarken latty uzanarak onun yüzünü elleri arasına alır, mavi gözler sert ama korkuyla bakıyorken latty konuşur

 

“sen onun dönmesini istemiyor musun? Jonathan’ın babasını görmesini, odette’in gülmesini, ewan’ın etrafına sardığı kabuktan çıkmasını-“

“istiyorum..”

“o zaman? Kaybedecek bir şey yok-“

“ben oraya ait değilim..”

 

latty daha fazla söyleyecek bir şeyi kalmamış, mason’ın yüzünü bırakarak çekilirken genç adam atılır

 

“gitme..”

“ne yapayım? Kalıp boşuna nefesimi mi yorayım mason, istemiyorsan yapma..”

 

mason sessiz, başını eğerken latty bir adım daha atarak ona yine yaklaşır

 

“başaramazsan, kovulursan, istenmezsen de önemli değil. Şu andaki halinden iyi olacaksın, herkes olacak.. ortada duran olasılık hepimizi öldürüyor mason, görmüyor musun?”

 

sarışın baş sallanırken latty ellerini genç adamın başına koyar, mason da latty’nin belini tutarak kendine çekerken genç kadının elinin altındaki baş yavaşça kalkar, ikisi birbirine bakarken latty mason’ın kollarında tüy gibi hafif, elleri yavaşça genç adamın boynuna kayarken mason ona uzanır, ikisinin dudakları birbirine dokunurken latty gözlerini kapatır..

 

 

mason kollarındaki kadını sakince öpüyorken latty de iki eliyle rüya gibi mason’ın boynuna tutunuyor, ikisi sadece dudakları değerek öpüşüyorken genç kadın yüzünü hafifçe geri çekerken mason’ın masmavi gözleri açılır, latty yutkunarak derin denizlere bakıyor gibi mason’a bakıyorken fısıldar

 

“gitmeliyim, ewan buraya geldiğimi öğrenirse-“

“bundan sonra hep kendin gel..”

 

latty gülümseyerek genç adamın yüzünü tutar ve eğilerek dudaklarının hemen yanını öperken mason aralık dudaklarından nefes alır, latty geri çekilirken genç adamın elleri belinden çözülüyordur. Prenses kahverengi dalgalarının kokusu arkasında kalarak kapıdan çıkarken mason bir an havada kalan sıcaklıkla ayakta kalır, sonra kendini arkasındaki koltuğa bırakırken ellerini gözlerine bastırarak sessizlik içinde kendiyle başbaşa kalır..

 

 

“neredeydin?”

 

latty kendine özel arabasından çıkıyorken ewan’ı maynard’ın merdivenlerinin başında görünce bir an durur, sonra şoföre dönerek teşekkür ederken prensesin kapısı kapatılıyor, genç kadın ceket pantolon takımının kısa ceketi elinde, ipek gömleği usul rüzgarda dalgalanarak merdivenleri çıkıyorken konuşur

 

“çocuk esirge kurumunun yemeğine katılacağımı söylemiştim..”

“yemek 6’da başlıyordu, geç kalmışsın..”

“ertelendi ewan, posta sana ulaşmamış olmalı..”

 

latty gülümseyerek ewan’ın kolunu tutar ve onu da çevirerek içeri girerken biana büyük salondan çıkıyordur, ewan’ın kolundaki latty’i görünce bir an endişelenir, ama kardeşi gülümseyerek hafifçe başını sallarken biana da bozuntuya vermez, ewan’a dönerek owen’ın biraz ateşi olduğunu söylerken kral lysander 10 ay içinde sadece karısı ve oğlu için yumuşamış, yine kahverengi bakışlarında başka bir ışık belirirken biana marla’nın da yukarda olduğunu söyleyerek merdivenleri gösterir...

 

 

SOUNDTRACK / Missy Higgins – All For Believing

 

 

ewan owen’ın yanında bir süre kalmış, ufaklık uykuya daldıktan sonra marla prensin yanında kalıyor, kral oğlunu bırakarak bir kat aşağı inmişken sienna’nın kapısının önüne geldiğinde kapıyı tıklatır, içerden ses gelmediğinde genç adam yavaşça kolu çevirerek kapıyı açar ve ses çıkarmadan içeri girerken kapıyı arkasından kapatır..

 

 

akasha yatağında uyuyan hava’ya yaklaşırken genç kadın birinin odada olduğunu hissetmiş, yavaşça arkasını dönerken ewan’ı gördüğünde gözleri daha da açılır

 

“ewan ne yap-“

 

genç kadın ağzının kapatılmasıyla gözleri büyüyerek susarken biraz sonra ewan’ın diğer elinin karnına bastırdığını hissettiğine çırpınmaya başlar, ama üzerindeki adam onu yatağa bastırıyorken sienna karnından bir şeyin çekildiğini hissediyor, acıyla feryat ederken ağzındaki el sesini boğuyor, ewan’ın buz gibi bakışları içini donduruyorken genç kadın biraz sonra acıyla kendinden geçtiğinde ewan gözlerini kapatır..

 

 

biana owen’a bakmak için yatak odasından çıkıyorken ewan’ın da hala orada olduğunu tahmin ediyor, sımsıkı topladığı saçlarını açarak koridorda yürüyorken bir an sonra yerlerin zangırdadığını hissettiğinde olduğu yerde kalır. Genç kadının elleri saçlarını bırakarak duvarları tutarken sarsıntı daha da artıyor, taşlar uğulduyorken biana hızla owen’ın kapısına koşar ve açıp içeri dalarken marla owen’ı çoktan yataktan çıkarmış, ikisi uzun komodinin yanında yere çökmüşken biana o tarafa koşar, oğlunu marla’dan alıp genç kadını da yerden kaldırırken üçü odadan çıkarlar..

 

 

“neler oluyor!? Liv!”

 

andrea odasından fırlamış, scott da arkasından koşuyorken ikisi liv’in odasına gelmiş, ama dorian onlardan önce davranarak küçük kızı dışarı çıkarıyorken andrea’ya döner

 

“ewan!”

“ewan mı!? tanrım..”

 

andrea scott’a liv’i almasını söyler, genç adam kızını dorian’dan alarak ikisinin üst kata çıkmasını izlerken liv korkuyla babasına tutunmuş, çıtı çıkmıyordur..

 

 

“EWAN!”

 

dorian sienna’nın odasından girdiği anda yataktaki ewan’a atılırken genç adam onu hissetmiş, elini kaldırarak yatağın etrafında bir zırh oluştururken dorian şokla ona bakıyor, bağırır

 

“EWAN YAPMA!”

 

ewan konuşmuyor, tepki vermiyor, sienna’dan başka hiçbir yere bakmıyorken elleri conrad’ın bir parçasının olduğu karnın üzerinde, o can parçasını taşıyan hava kıran ise ölü gibi yatıyordur-

 

“dorian alevler-“

 

dorian biana’nın sesiyle o tarafa dönerken genç kadın başını sallar, o anda binbir damlaya ayrılarak ewan’ın oluşturduğu zırhın üzerine yağarken dorian da zırhın dışını en güçlü alevlerle kaplamış, bir an sonra ewan ve siennanın içinde olduğu küre hafif bir buharla dolar, hemen sonra biana onların yanında belirirken ewan’ı sırtından tuttuğu gibi bir köşeye atar, genç adam sırtı duvara çarptığı anda yere düşerek kan kusarken dorian ona atılıyor, andrea sienna’nın başına çöküyorken biana yıllardır akasha’ya karşı gelmemiş, güçsüzce eğilerek yatağın başına tutunuyordur..

 

 

birkaç saat sonra çocuklar hariç herkes oreon’a taşınmış, hepsi sağlık departmanının bir köşesinde sabahlıyorken sienna’nın durumu ewan’dan daha ağırdır. Genç kadının kanaması durmuyorken vien bütün geceyi onun başında geçirmiş, genç kadının kaybettiği kanı yerine koymaya uğraşıyorken hava kıranın rengi çekilmiş, hala bebeği taşıyıp taşımadığı bilinemiyordur. Vien bir parça daha kan alarak teste sokarken eidan odaya girer, sienna’nın yanındaki yatağa oturarak kolunu açarken vien onu görmemiş, kan değerlerine bakıyordur-

 

“vien, kan vereceğim..”

 

vien kocasının sesine dönerken başını iki yana sallar

 

“daha fazla alamam eidan, şimdiye kadar iki kez verdin-“

“her yanım su, benden daha çok sıvısı olan bir adam yok, aldığını saniyesinde yerine koyuyorum-“

“eidan senin de hayatını tehlikeye atamam-“

“o benim arkadaşım! yapabileceksem geri kalmayacağım, hadi vien..”

 

o sırada test sonuçlarının çıktısı alınırken saatlerdir bir şey göstermeyen kan şimdi konuşmaya karar vermiş, vien gözleri büyüyerek hamileliğin hala sürdüğünü görüyorken eidan ne olduğunu soruyordur, karısı gözleri dolu, gülerek kocasına gidiyorken elinin tersiyle yüzünü siler

 

“hala hamile-aç kolunu..”

 

eidan kolunu biraz daha sıyırırken karısının ağlamasını izliyordur. vien ağlıyor, ama elleri titremeden iğneyi eidan’ın koluna sokarken genç adamı omuzlarından iterek yatağa yatırır, sonra dönüp gidecekken eidan onun elini yakalar

 

“yanımda kal..”

 

vien ağlayarak döner ve yatağa otururken eidan onu elinden kendine çekiyor, göğsüne yatırarak başını tutuyorken kendi bebeği hala gelemeyen vien başkasının yavrusunun canı için ağlıyordur..

 

 

Latty ewan’ın odasından girer ve bir bardak suyu ablasına uzatırken evrendeki en güçlü su kıran bile kuruyabiliyor, usulca teşekkür ederek bardağı alır. Biana bir yudum alırken latty yanında duruyor, solgun yüzüyle uyuyan ewan’a bakıyordur

 

“bir şey görebilmiş midir?”

“ikisi de ölebilirdi latty-“

“ama ewan conrad’ın bir parçasına dokundu biana-“

 

biana elini kaldırarak kardeşini sustururken elindeki bardağı indirir

 

“hepimizin hayatını tehlikeye attı, düşünmeden hareket etti-“

“çünkü kardeşi kayıp! sen beni kurtarmak için gezegenleri yok ettin.”

 

Biana nefesi kesilerek latty’e bakıyorken genç kadın hala ewan’ı izliyordur

 

“bir şeyler yapmaya ihtiyacı vardı. Kendisi ölüp yerine conrad gelse bile mutlu olurdu..”

 

latty bakışlarını ablasına çevirdiğinde biana ağlıyor, yaşlar yanaklarından süzülüyorken latty onun önünde diz çöker ve uzanarak genç kadına sarılırken biana ilk defa ne yapacağını bilmiyor, ewan’ı bir kez daha kaybederse ne olacağını kestiremiyorken sımsıkı kardeşine tutunur..

 

 

mason elindeki tılsımı sıkarak eve giriyorken gözleri latty’i arıyordur, ama genç kadın gelmemiş, yerine her zamanki gibi masada bir not duruyorken mason uzanarak kağıdı alır, hızla okur ve bittiğinde tekrar masaya bırakırken mavi gözleri avcundaki tılsıma bakıyor, biraz sonra o da mektubun yanında masaya düşüyorken mason ortadan kaybolur..

 

 

SOUNDTRACK / Ewan McGregor & Jose Feliciano – El Tango De Roxanne

 

 

mason bir an sonra üzerine düştüğü sert taşlarla can acısından inlerken düştüğü yerde onu gören iki zırhlı asker genç adamı kollarından tutarak kaldırır, üçüncü bir asker önüne geçip dururken elindeki kılıcı genç adamın çenesinin altında tutuyor, konuşur

 

“savaş tanrısının sarayına gelişinin sebebi nedir yarım kan?”

 

mason burnundan hızlı nefesler alıyorken gözü arkadaki siyah demirlerin çevrelediği saraydadır, genç adam konuşmuyorken çenesinin altındaki kılıç derisine biraz daha battığında mason gözlerini kapatır, hemen sonra kılıcın da, onu tutan kolların da yok olduğunu hissederken yavaşça gözlerini tekrar açar ve karşısında duran savaş tanrısı ares’i gördüğünde yutkunarak dikleşir..

 

 

“cedis’in oğlu beni ziyarete gelmiş, kapıda karşılamamak olmazdı..”

 

ares mason’ın etrafında yürüyorken mavi gözler onu takip ediyordur. Savaş tanrısı genç adamın önüne geldiğinde konuşur

 

“baban için af dilemeye geldiysen geç kaldın mason.”

“babamın nerede olduğunu sormak için geldim..”

 

ares ilgiyle ohlarken biraz sonra ifadesi tekrar sertleşir ve gözleri kararırken önünde onunla adeta dalga geçen yarım kanın boğazını tutarak olimposları gökleri kadar mavi ama asla o göklere ait olmamış gözlere bakar

 

“önemsiz sorularını cevaplayacak kadar boş zamanım varmış gibi mi görünüyor?”

 

mason dişlerini sıkarken elini boğazını tutan bileğe geçirir, ares kaşlarını çatarak ona karşı çıkan yarım kana bakıyorken biraz sonra tüm gücüyle onu sarayın demir kapılarından içeri atarken mason sırtı sert toprağa değdiğinde gözlerini karanlık gökyüzüne diker, öfkeli savaş tanrısının sınırlarına girdiğini anlıyorken ares de onun arkasından kendi topraklarına bastığında demir kapılar arkasından kapanıyordur..

 

 

“ayağa kalk.”

 

Mason avuçlarını taşlara geçirerek kendini ayağa kaldırırken ares konuşur

 

“sırf baban bana bağlı olduğu için canın çektiği her an buraya gelemezsin yarım kan-“

“sen bana cevap verene kadar geleceğim-“

“her gün beğenmediğim sorularla gelirsen her gün canını yakarım.”

“cedis nerede ares?”

 

ares yine sevmediği bir soru duymuş, elini savurarak mason’ı bahçede daha uzak bir köşeye sürüklerken kendisi taşları ezerek yürüyordur

 

“kendi cehenneminde, sen de mi gitmek istiyorsun?”

“ona kendini adayanları nerede tutuyorsun?”

 

ares yerdeki adamı güldüğünde ilerdeki sarayın duvarları zangırdarken mason titreyen bilekleriyle yine yere tutunur ve zorlukla doğrulurken ares boynunu gererek ona bakar

 

“cehennemdeki bir tanrıya tapanların yeri de cehennemdir mason. Dersine iyi çalışmamışsın, siniri bozuyorsun..”

 

ares genç adama atılacakken mason elini kaldırır, ares bir anda ortaya çıkan kalkana çarparak gerilerken öfkesi bütün göğü inleten bir gök gürültüsüyle kulakları çınlatır.

 

“NE CÜRETLE BANA KARŞI KOYARSIN!”

 

Mason elini indirmiyor, gözleri parlayarak savaş tanrısına bakıyorken konuşur

 

“cedis dostumu esir tutuyor-“

“cedis kimseyi esir tutamaz!”

“AMA TUTUYOR! KRALIN LYSANDER’İN OĞLUNU! CONRAD’I!”

 

ares tüm nefretiyle mason’a bakıyorken cedis’in oğlu elini indirir, kalkan kaybolurken ares yine de ona yaklaşmamış, mason bunu fırsat bilerek ona bir adım atarken konuşur

 

“conrad için sana geldiğim günü hatırlıyor musun-“

“elbette hatırlıyorum!”

“senden alamadığım gücü conrad cedis’ten aldı-“

“conrad kendini ona adadıysa bunun adı esir tutmak olmuyor yarım kan, kelimelerine dikkat et-“

“CONRAD ORADA ESİR! BANA YERİNİ SÖYLE, BEN GİDECEĞİM! SENDEN BAŞKA BİR ŞEY İSTEMİYORUM ARES, SÖYLE!”

 

ares ona bağıran bir yarım kanın canını bu kadar uzun bir süre bağışladığı için kendiyle gurur duyuyor, ama artık sabrı tükeniyorken kaldırdığı yumruğunu sıktığında mason boğazını tutarak kaybolan nefesi için ağzını açar, ares onun büyüyen gözlerine bakıyorken derinlerden gelen bir sesle konuşur

 

“hainlik tanrısını olimpostan sürdüğüm gün oğluna dokunmamam asırda bir görülecek merhamet anlarımdan biriydi. Eğer bir gün karşıma gelip bana böyle meydan okuyacağını bilsem onu da gözümü kırpmadan öldürürdüm, ama hiçbir şey için geç değil..”

 

mason dizleri üzerine çökerek olmayan havayla ciğerlerini doldurmaya çalışıyorken ares onun önünde duruyor, yumruğunu açarak bir anda içine dolan nefesle kafası düşen sarışın adamın saçlarını tutar

 

“cedis elinde kalan güçlerle istenmeyen bir şey yaptığı anda haberim olur ve gerçekten esir tutulan bir adam varsa ben gider ellerimle onu oradan alırım-“

“var-“

“SUS! Bunların hiçbiri sana benim karşıma gelip meydan okuma hakkını vermez, şimdi geldiğin gibi defol ve bir daha olimpos’a adımını atma-“

 

mason kurumuş boğazından aradığı kelimeleri çıkarmaya çalışıyorken ares onun kafasını iterek bırakır, sonra ortadan kaybolurken mason acıyla gözlerini elinin altındaki taşlara tutunur..

 

 

SOUNDTRACK / James Newton Howard – Darkseeker Dogs

 

 

Conrad derin uykusundan bir anda gözlerini açarken derinlerden gelen bir uğuldama duyuyordur, yattığı yaprakların üzerinden kalkıp direklerin birine sapladığı hançerini alır, bambudan evinin kapısını iter ve kumsala çıkarken liam da kendi evinden çıkmış, okları ve yayı elindeyken conrad’a bakar

 

“geldiler..”

 

conrad elindeki hançeri daha da sıkarak ormanın başladığı karanlığa dönerken dikleşir..

 

 

conrad ağaçlık tarafa yaklaşıyorken liam arkasından geride durmasını bağırıyordur, ama conrad dinlemiyor, onlara yaklaşan uğultuya gidiyorken bir an sonra sık dalların arasından siyahlı bir adam üzerine atladığında conrad elindeki hançeri kaldırarak ona saldıran adamın boğazına saplar, siyahlı adam önünde yere yığılırken conrad başını kaldırır. Uğultunun kaynağı tüm hızıyla onlara doğru geliyorken genç adam bir değil, belki bin tane siyahlı ve kılıçlı adamı gördüğünde geriye adımlar atarak açığa çıkar..

 

 

liam hayatında hiç bu kadar hızlı olmamış, okları sırasıyla farklı köşelerden fırlatıyorken her köşeye gidişi sadece bir an aldığı için daha bir ok yere inmeden diğeri havada süzülüyordur. Conrad okların birer ikişer hedeflerine saplandığını görüyorken liam’ın daha ne kadar oku olduğunu bilmiyor, kendisi kollarını, bacaklarını ve hançerini kullanarak üzerine atılanları haklıyordur, ama siyahlı adamlar sanki karanlıktan besleniyor, birisi düştüğü anda arkadan beş tanesi çıkıyorken conrad daha ne kadar dayanabileceğini kestiremez olmuş, bir tane daha adamı boynundan tutuğu gibi karnına hançeri saplar ve çıkarır, adam önünde yere düşerken conrad bir an onun ensesindeki dövmeyi görmüş, gözleri daha da açılarak ağzı aralanırken sağından gelen bir adam onu yere devirdiğinde dişlerini sıkarak sırt üstü döner..

 

 

“LIAM!”

 

liam’dan cevap yerine conrad’ın etrafındaki kalabalığa ok yağarken genç adam okların geldiği kaynağı göremiyor, ama yine da bağırır

 

“ARES’İN ADAMLARI BUNLAR!”

 

conrad bunun ardından bir an liam’ı görür gibi olurken ona saldıran bir başka siyahlı ensesinden bir ok yiyordur, conrad üzerine düşen adamı tutarken liam yanında belirmiştir

 

“NEDEN BAHSEDİYORSUN?!”

“DÖVME! DÖVMEYİ TANIYORUM!”

 

liam conrad’ın gösterdiği, kendi okunun tam ortasından girdiği dövmeye bakarken kaşlarını çatar, conrad heyecanla gülerken liam başını iki yana sallayarak ortadan kaybolur, hemen ardından oklar tekrar yağmaya başlarken conrad elindeki adamı bırakmış, karşıdan gelenlere karşı savaşmamaya karar vermişken elindeki hançerle beraber yere itildiğinde acıyla gözlerini kapatır..

 

 

“conrad! Conrad.. BEYİNSİZ HERİF UYAN!”

 

conrad liam’ın bağırışıyla gözlerini açarken kollarını kendine çeker ve o anda iki ağacın arasında halatlarla kollarından bağlandığını görürken hızla sağındaki liam’a döner

 

“neler oldu?”

“sen süt kuzusu gibi yere yığıldın, sonra beni yakaladılar! Kafayı mı yedin sen!?”

 

conrad hayır diyerek başını iki yana sallar-

 

“ESİRLER!”

 

conrad ve liam ortak adlarının çağırıldığını duyduklarına sesin geldiği yere dönerler, tam karşılarında uzun boylu, geniş omuzlu ve simsiyah kanatlarının göğe yükseldiği baş savaş meleği maynard dururken conrad yumruklarını sıkmış, öne atılır

 

“MICHAEL!”

 

savaş meleğinin kanatları kapanarak yok olurken liam şokla başını çevirir ve saçmalamakta sınırları zorlayan conrad’a bakarak kaşlarını çatar..

 

 

maynard koyu mavi gözleriyle ona bağıran adama bakıyorken yavaş adımlarla conrad’a yaklaşır, conrad haftalardır gerçekten burada kurtulabileceğini hissediyor, heyecanla yine öne çıkarken konuşur

 

“michael beni hatırlıyor musun-“

 

conrad daha lafı bitmeden suratına hayatında yediği en büyük yumruğu yerken liam yüzünü buruşturur. Maynard öfkeli bakışlarıyla önündeki adama bakıyorken ona o isimle hitap edebilme cüretini kimin gösterdiğini bilmiyordur. Karşısındaki adamın yüzü ona michael diyenlerin hiçbirine benzemiyorken conrad dudaklarından kan sızarken konuşur

 

“conrad..lysander-lenarta’da..beraber..”

 

genç adam ağzına dolan kanı tükürürken maynard onu izliyor, gözlerini kısar

 

“kimim dedin?”

 

conrad başını tekrar kaldırırken konuşur

 

“conrad lysander. Luplex orduları komutanı..”

 

liam’ın gözleri büyürken maynard pek etkilenmiş gibi durmuyordur, hafifçe gülümser, sonra arkasındaki askerlerine dönerek ellerini açarken tekrar conrad’a baktığında konuşur

 

“dersine iyi çalışmışsın esir, ama benim tanıdığım conrad senin gibi soluk benizli kızıl herifin teki değildi..”

 

conrad gözleri büyüyerek kasılırken maynard onun suratına bir yumruk daha geçirerek geri iter, sonra liam’a ilerlerken conrad ikinci posta kanı tükürerek küfreder...

 

 

SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams - Terms

 

 

Conrad dakikalardır Liam’ın işkence çekişini izliyorken ayda bir aresin adamlarının neden geldiğini anlamıştır: Cedis’e kendini verenleri de onlar cezalandırıyordur. Conrad onların gözünde aynı adam olmadığını biliyor, elleri bağlı ve vücudu hayatının en ağır yaralarıyla doluyken nasıl tersini kanıtlayacağı konusunda hiçbir fikri yokken liam acıyla bir kez daha bağırdığında conrad gözlerini yumar-

 

“MAYNARD! BIRAKIN.”

 

Conrad hızla gözlerini açarken karşısında duran savaş tanrısını ve onun ayaklarının dibinde eğilmiş cedis’i görürken gözleri büyüyerek yutkunur..

 

 

Liam acıyla çoktan kendinden geçmişken conrad kalan son gücüyle olanları izliyordur. Ares maynard’ı ve askerlerini geri çekmiş, önce esirleri incelemişken sonra ayaklarının dibindeki cedis’e döner. Hainlik tanrısı yere eğilmiş, ama tapınmak için değil, ares’in rızası olmadan ona bakmayacağı için öyle duruyorken o da bir mahkumdur, bu da conrad ve liam’ı iki kat daha aşağı mahluklar yapıyorken ares konuştuğunda conrad derin bir nefes alarak savaş tanrısının sesini dinler

 

“cedis yüzüme bak.”

 

Sürgün tanrının başı sonunda kalkarken bakışları hiç de ezik bir adanmışlıkla bakmıyordur, aksine büyük bir kinle parlıyorken ares ona aldırmadan konuşur

 

“esirlerin gerçek yüzlerini göster..”

 

cedis kılını bile kıpırdatmıyorken ares elini havada savurur, yerdeki tanrı ağzından çıkan kanla sola savrulurken ares başını kaldırarak ağaçlara bağlı adamlara bakar, soldaki beyaz tenli kumral bir adam, sağdaki de soluk, kızıl bir herifken ares bunlardan hangisinin conrad olduğunu bilmiyor, kahrolası cedis’in kuralları kendi cehenneminde ares’in önünde duruyorken savaş tanrısı başını eğerek yerdeki yasaklı tanrıya bakar

 

“esirlerin üzerindeki kilidi kaldır-“

“burası bana ait ares, cezalandıracaksan devam et, ama esirler benim. Göremezsin.”

 

Ares bütün öfkesiyle yerdeki tanrıya uzanır ve yakalarından tuttuğu gibi adamı yerden kaldırırken iki tanrı da güçlü, ikisi de uzun, ama biri diğerinin efendisiyken savaş tanrısı mahkumuna bakarak konuşur

 

“esirlerini göremeyebilirim, ama tek bir hareketimle üçünüzün de canını alırım. Esirlerin yüzü canından kıymetli mi cedis?”

 

cedis dişlerini sıkıyorken karanlık gözleri arese bakıyor, bir an sonra arkalarında duran maynard’ın gözleri büyürken ares de ağaçlarda bağlı adamlara bakıyor, solda duran kızılın gerçekten lysander olduğunu görünce tuttuğu cedis’i bir kağıt parçasıymış gibi bir kenara fırlatır, sonra conrad’a ilerlerken genç adam korkuyla geri çekiliyordur..