![]()
#09 – Facing the War SOUNDTRACK / David Lanz - Dream of the
Forgotten Child “jonathan yavaş koş!” latty oğlunun arkasından bağırmış, taş
alandan çimlere geçişini ve nicole’ün yanına çöküp oyuncaklara dadandığını görünce
onları rahat bırakır, artık çocuklar eskisi kadar düşmüyor, ilk seri kurbağalar
iki yaşlarına basmak üzereyken bir ay önce ikinci serinin ilk kurbağası dante
doğmuştur. Şimdi bütün gözler onun üzerindeyken latty de tecrübeli anneler
sınıfına girmiş, cuslov’a yardım ediyordur. Prenses flacil çocukların güvende
olduğundan emin, marla’yı başlarına bırakıp saraya giriyorken sienna ve vien
ofisten çıkıyor, sienna ağlayarak merdivenlere koşuyorken latty kaşlarını
çatarak onun arkasından bakar, sonra vien’e dönerken ne olduğunu sorar “bugün test sonuçları geldi, sienna
hamile latty..” latty gözlerini kırpıştırarak vien’e
bakarken genç doktor ellerini açarak başını iki yana sallar “bilmiyorum, nasıl oldu, neden
oldu-bilmiyorum-“ “sienna biriyle mi beraber-“ “değil, 10 aydır conrad’dan başka
kimseyle beraber olmadı-“ “vien 10 ay oldu, conrad’dan hamile
olsa çoktan anlamış olmamız gerekirdi ve conrad’ın çocuğunu ben de doğurdum,
normaldim, değil mi?” vien başını sallarken yine de
anlamadığını söyler “çocuğun gerçekten conrad’dan olup
olmadığını anlamak için testler yapmam gerekiyor, ama izin vermiyor..” latty iç çekerek merdivenlere bakarken
vien konuşur “conrad’la ilgisi olmasa bile
araştırmamız gerek, conrad gittikten sonra ilk birkaç ay çok fazla büyü yaptı,
onların etkisiyse zaman geçmeden yok etmemiz gerek-“ “ya gerçekten conrad’ın bebeğiyse, ama
yine de yok edilmesi gerekiyorsa?” vien buna cevap vermezken latty genç
kadının kolunu hafifçe sıkar ve merdivenlere yönelerek yukarı çıkarken vien
şakaklarını ovarak ofise geri döner.. “sienna?” latty aralık kapıdan içeri girerken
sienna sarsılarak ağlıyor, elleri göğsünde, kesik nefesler alıyorken latty’nin
sesini duyduğunda o tarafa döner “hamileymişim-nasıl 10 ay! Kimseyle beraber olmadım-“ “biliyorum, sakin ol-“ sienna olamayacağını söylüyor, elleri
titreyerek ağlıyorken latty yanına oturduğunda ağlaması durmuş, nefes nefese
genç kadına döner “ya bir işaretse-“ “sienna lütfen-“ “o hala orada bir yerlerde latty! YA
BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTİYORSA-“ “sienna, sakin ol-sienna!” latty onu itekleyen kadının kollarını
tutarak durdururken sienna başını iki yana sallıyordur “neredeyse bir sene olacak, neden hala
dönmedi?” latty gözleri dolarak conrad’ın artık
dönmeyeceğini fısıldarken sienna hayır diyordur, dönecektir, oradadır,
biliyordur. Hava kıran usul fısıltılarla bebeğinin babasının döneceğini
söylüyorken latty onu tutarak sakinleşmesini bekliyordur.. latty sienna uyuduktan sonra odadan
çıkmış, kapıyı yine aralık bırakmışken arkasını dönüp merdivenlere gidecekken
bir anda önünde ortaya çıkan mason’la geriler, elini göğsüne bastırarak az önce
yerinden çıkan kalbini sakinleştirmeye çalışırken mason özür diler “haberi alınca hemen gelmek istedim-“ “biraz fazla hemen olmadı mı?” mason yine özür dilerken latty onu
kolundan tutarak merdivenlere götürür, mason itiraz etmiyorken sorar “sienna nerede?” “uyuyor-mason, çocuk conrad’ın olsa
bile yok edilmesi gerekebilir. Cedis’in izi varsa-“ “onu kontrol etmek için geldim,
gerekirse ben yok edeceğim..” latty büyük bir üzüntüyle genç adama
bakıyorken mason charlize’in o gün söylediği şeylerden sonra herkesle bağını
kesmiş, sürekli başka evrenlerde dolaşıyorken bugün sienna’nın haberi
alındığında latty ona haber vermiştir. Mason da ilk defa çağrıldığı bir yere
geliyorken geliş sebebi yine aylardır kaçtığı şey, yine babasıyken genç adam en
azından bu sefer bir şeyler yapabileceğini hissediyordur “sen bir adamın 10 ay ortadan kaybolup
hala bir kadını hamile bırakabileceğine inanıyor musun?” “eğer cedis için hizmet ediyorsa-“ “o zaman o adam conrad değildir,
charlize’in ne dediğini biliyorsun..” latty bildiğini söyleyerek başını
sallarken mason o halde tartışmaya gerek yok diyordur, latty iç çekerken mason
siennanın kapısına bakar “uyandığında tekrar haber verin-“ “ewan’ı görmeyecek misin?” “beni görmek istemez-“ “mason yanılıyorsun-“ “yanılmıyorum latty. Beni bir tek sen
görüyorsun, hep öyle olacak. Ewan conrad’ı kurtarmaya çalışmadığımı sanıyor-“ “çalışıyor musun?” mason mavi gözleri bulutlanarak
latty’e bakarken genç kadın da ona bakıyordur “olimpos’a gidebilirsin-“ “sienna uyanınca bana haber verin
latty, iyi geceler.” Ve mason ortadan kaybolurken latty eli
havada kalarak önüdeki boşluğa bakar.. SOUNDTRACK / Cristian Castro – Dos Amantes Mason birkaç saat sonra latty’den
haber almış, cebindeki tılsımı susturarak ortak kullandıkları eve dönmüşken
latty her seferinde nereye ve neden gelmesi gerektiğini söyleyen bir not
bırakıyordur. Mason anahtarını çevirerek dairenin kapısını açtığında notu değil
de latty’nin ta kendisini bulduğunda hareketleri yavaşlayarak içeri girer “neden kendin geldin?” “sana rahatça söylemem gereken şeyler
var da ondan..” mason kapıyı kapatarak anahtarları bir
kenara koyarken dinlediğini söyler, latty onun hareketlerini izliyorken genç
adam üzerindeki siyah deri montu çıkarıyor, latty’nin hala konuşmadığını fark
ettiğinde ceketi koltuğa bırakıp genç kadına bakar “evet?” “neden olimpostan kaçıyorsun-“ mason elini kaldırarak latty’i
sustururken genç kadın mason’ın eline vurarak konuşmaya devam eder “sen bir sefer olsun cesaretini
toplayıp olimposa çıkmadığın için hepimiz acı çekiyoruz! Daha ne kadar
anlayışlı olacağım!? Ewan seni görmek istememekte haklı, hiç çaba gösteriyor
musun?! Cevap ver mason!” mason cevap yerine lattynin bileğini
tutarak kendine çekerken genç kadın boşta kalan eliyle onu omzundan iter “cevap istiyorum, kaba kuvvet değil-“ “ne zamandan beri conrad’ı geri
istiyorsun!?” latty şokla ona bakıyorken mason genç
kadının kolunu bırakıp geri çekilir “conrad onun oldu, cedis’in..gitti-“ “SEN DE CEDIS’İN DEĞİL MİSİN MASON?!” “latty sakın-“ “sakınacak bir şey yok, neden kendine
de acı çektiriyorsun-“ “OLİMPOS BENİ KABUL ETMEZ-“ “GİTMEYİ DENEDİN Mİ!?” mason susarken latty uzanarak onun yüzünü
elleri arasına alır, mavi gözler sert ama korkuyla bakıyorken latty konuşur “sen onun dönmesini istemiyor musun?
Jonathan’ın babasını görmesini, odette’in gülmesini, ewan’ın etrafına sardığı
kabuktan çıkmasını-“ “istiyorum..” “o zaman? Kaybedecek bir şey yok-“ “ben oraya ait değilim..” latty daha fazla söyleyecek bir şeyi
kalmamış, mason’ın yüzünü bırakarak çekilirken genç adam atılır “gitme..” “ne yapayım? Kalıp boşuna nefesimi mi
yorayım mason, istemiyorsan yapma..” mason sessiz, başını eğerken latty bir
adım daha atarak ona yine yaklaşır “başaramazsan, kovulursan, istenmezsen
de önemli değil. Şu andaki halinden iyi olacaksın, herkes olacak.. ortada duran
olasılık hepimizi öldürüyor mason, görmüyor musun?” sarışın baş sallanırken latty ellerini
genç adamın başına koyar, mason da latty’nin belini tutarak kendine çekerken
genç kadının elinin altındaki baş yavaşça kalkar, ikisi birbirine bakarken
latty mason’ın kollarında tüy gibi hafif, elleri yavaşça genç adamın boynuna
kayarken mason ona uzanır, ikisinin dudakları birbirine dokunurken latty
gözlerini kapatır.. mason kollarındaki kadını sakince
öpüyorken latty de iki eliyle rüya gibi mason’ın boynuna tutunuyor, ikisi
sadece dudakları değerek öpüşüyorken genç kadın yüzünü hafifçe geri çekerken mason’ın
masmavi gözleri açılır, latty yutkunarak derin denizlere bakıyor gibi mason’a
bakıyorken fısıldar “gitmeliyim, ewan buraya geldiğimi
öğrenirse-“ “bundan sonra hep kendin gel..” latty gülümseyerek genç adamın yüzünü tutar
ve eğilerek dudaklarının hemen yanını öperken mason aralık dudaklarından nefes
alır, latty geri çekilirken genç adamın elleri belinden çözülüyordur. Prenses
kahverengi dalgalarının kokusu arkasında kalarak kapıdan çıkarken mason bir an
havada kalan sıcaklıkla ayakta kalır, sonra kendini arkasındaki koltuğa
bırakırken ellerini gözlerine bastırarak sessizlik içinde kendiyle başbaşa
kalır.. “neredeydin?” latty kendine özel arabasından
çıkıyorken ewan’ı maynard’ın merdivenlerinin başında görünce bir an durur,
sonra şoföre dönerek teşekkür ederken prensesin kapısı kapatılıyor, genç kadın
ceket pantolon takımının kısa ceketi elinde, ipek gömleği usul rüzgarda
dalgalanarak merdivenleri çıkıyorken konuşur “çocuk esirge kurumunun yemeğine
katılacağımı söylemiştim..” “yemek 6’da başlıyordu, geç
kalmışsın..” “ertelendi ewan, posta sana ulaşmamış
olmalı..” latty gülümseyerek ewan’ın kolunu
tutar ve onu da çevirerek içeri girerken biana büyük salondan çıkıyordur,
ewan’ın kolundaki latty’i görünce bir an endişelenir, ama kardeşi gülümseyerek
hafifçe başını sallarken biana da bozuntuya vermez, ewan’a dönerek owen’ın
biraz ateşi olduğunu söylerken kral lysander 10 ay içinde sadece karısı ve oğlu
için yumuşamış, yine kahverengi bakışlarında başka bir ışık belirirken biana
marla’nın da yukarda olduğunu söyleyerek merdivenleri gösterir... SOUNDTRACK / Missy Higgins – All For
Believing ewan owen’ın yanında bir süre kalmış,
ufaklık uykuya daldıktan sonra marla prensin yanında kalıyor, kral oğlunu
bırakarak bir kat aşağı inmişken sienna’nın kapısının önüne geldiğinde kapıyı
tıklatır, içerden ses gelmediğinde genç adam yavaşça kolu çevirerek kapıyı açar
ve ses çıkarmadan içeri girerken kapıyı arkasından kapatır.. akasha yatağında uyuyan hava’ya
yaklaşırken genç kadın birinin odada olduğunu hissetmiş, yavaşça arkasını
dönerken ewan’ı gördüğünde gözleri daha da açılır “ewan ne yap-“ genç kadın ağzının kapatılmasıyla
gözleri büyüyerek susarken biraz sonra ewan’ın diğer elinin karnına
bastırdığını hissettiğine çırpınmaya başlar, ama üzerindeki adam onu yatağa
bastırıyorken sienna karnından bir şeyin çekildiğini hissediyor, acıyla feryat
ederken ağzındaki el sesini boğuyor, ewan’ın buz gibi bakışları içini
donduruyorken genç kadın biraz sonra acıyla kendinden geçtiğinde ewan gözlerini
kapatır.. biana owen’a bakmak için yatak
odasından çıkıyorken ewan’ın da hala orada olduğunu tahmin ediyor, sımsıkı
topladığı saçlarını açarak koridorda yürüyorken bir an sonra yerlerin
zangırdadığını hissettiğinde olduğu yerde kalır. Genç kadının elleri saçlarını
bırakarak duvarları tutarken sarsıntı daha da artıyor, taşlar uğulduyorken
biana hızla owen’ın kapısına koşar ve açıp içeri dalarken marla owen’ı çoktan
yataktan çıkarmış, ikisi uzun komodinin yanında yere çökmüşken biana o tarafa koşar,
oğlunu marla’dan alıp genç kadını da yerden kaldırırken üçü odadan çıkarlar.. “neler oluyor!? Liv!” andrea odasından fırlamış, scott da
arkasından koşuyorken ikisi liv’in odasına gelmiş, ama dorian onlardan önce davranarak
küçük kızı dışarı çıkarıyorken andrea’ya döner “ewan!” “ewan mı!? tanrım..” andrea scott’a liv’i almasını söyler,
genç adam kızını dorian’dan alarak ikisinin üst kata çıkmasını izlerken liv
korkuyla babasına tutunmuş, çıtı çıkmıyordur.. “EWAN!” dorian sienna’nın odasından girdiği
anda yataktaki ewan’a atılırken genç adam onu hissetmiş, elini kaldırarak
yatağın etrafında bir zırh oluştururken dorian şokla ona bakıyor, bağırır “EWAN YAPMA!” ewan konuşmuyor, tepki vermiyor,
sienna’dan başka hiçbir yere bakmıyorken elleri conrad’ın bir parçasının olduğu
karnın üzerinde, o can parçasını taşıyan hava kıran ise ölü gibi yatıyordur- “dorian alevler-“ dorian biana’nın sesiyle o tarafa
dönerken genç kadın başını sallar, o anda binbir damlaya ayrılarak ewan’ın
oluşturduğu zırhın üzerine yağarken dorian da zırhın dışını en güçlü alevlerle
kaplamış, bir an sonra ewan ve siennanın içinde olduğu küre hafif bir buharla
dolar, hemen sonra biana onların yanında belirirken ewan’ı sırtından tuttuğu
gibi bir köşeye atar, genç adam sırtı duvara çarptığı anda yere düşerek kan
kusarken dorian ona atılıyor, andrea sienna’nın başına çöküyorken biana
yıllardır akasha’ya karşı gelmemiş, güçsüzce eğilerek yatağın başına
tutunuyordur.. birkaç saat sonra çocuklar hariç
herkes oreon’a taşınmış, hepsi sağlık departmanının bir köşesinde sabahlıyorken
sienna’nın durumu ewan’dan daha ağırdır. Genç kadının kanaması durmuyorken vien
bütün geceyi onun başında geçirmiş, genç kadının kaybettiği kanı yerine koymaya
uğraşıyorken hava kıranın rengi çekilmiş, hala bebeği taşıyıp taşımadığı
bilinemiyordur. Vien bir parça daha kan alarak teste sokarken eidan odaya
girer, sienna’nın yanındaki yatağa oturarak kolunu açarken vien onu görmemiş,
kan değerlerine bakıyordur- “vien, kan vereceğim..” vien kocasının sesine dönerken başını
iki yana sallar “daha fazla alamam eidan, şimdiye
kadar iki kez verdin-“ “her yanım su, benden daha çok sıvısı
olan bir adam yok, aldığını saniyesinde yerine koyuyorum-“ “eidan senin de hayatını tehlikeye atamam-“ “o benim arkadaşım! yapabileceksem
geri kalmayacağım, hadi vien..” o sırada test sonuçlarının çıktısı
alınırken saatlerdir bir şey göstermeyen kan şimdi konuşmaya karar vermiş, vien
gözleri büyüyerek hamileliğin hala sürdüğünü görüyorken eidan ne olduğunu
soruyordur, karısı gözleri dolu, gülerek kocasına gidiyorken elinin tersiyle
yüzünü siler “hala hamile-aç kolunu..” eidan kolunu biraz daha sıyırırken
karısının ağlamasını izliyordur. vien ağlıyor, ama elleri titremeden iğneyi
eidan’ın koluna sokarken genç adamı omuzlarından iterek yatağa yatırır, sonra
dönüp gidecekken eidan onun elini yakalar “yanımda kal..” vien ağlayarak döner ve yatağa
otururken eidan onu elinden kendine çekiyor, göğsüne yatırarak başını
tutuyorken kendi bebeği hala gelemeyen vien başkasının yavrusunun canı için
ağlıyordur.. Latty ewan’ın odasından girer ve bir
bardak suyu ablasına uzatırken evrendeki en güçlü su kıran bile kuruyabiliyor,
usulca teşekkür ederek bardağı alır. Biana bir yudum alırken latty yanında
duruyor, solgun yüzüyle uyuyan ewan’a bakıyordur “bir şey görebilmiş midir?” “ikisi de ölebilirdi latty-“ “ama ewan conrad’ın bir parçasına
dokundu biana-“ biana elini kaldırarak kardeşini
sustururken elindeki bardağı indirir “hepimizin hayatını tehlikeye attı,
düşünmeden hareket etti-“ “çünkü kardeşi kayıp! sen beni
kurtarmak için gezegenleri yok ettin.” Biana nefesi kesilerek latty’e
bakıyorken genç kadın hala ewan’ı izliyordur “bir şeyler yapmaya ihtiyacı vardı. Kendisi
ölüp yerine conrad gelse bile mutlu olurdu..” latty bakışlarını ablasına
çevirdiğinde biana ağlıyor, yaşlar yanaklarından süzülüyorken latty onun önünde
diz çöker ve uzanarak genç kadına sarılırken biana ilk defa ne yapacağını
bilmiyor, ewan’ı bir kez daha kaybederse ne olacağını kestiremiyorken sımsıkı
kardeşine tutunur.. mason elindeki tılsımı sıkarak eve
giriyorken gözleri latty’i arıyordur, ama genç kadın gelmemiş, yerine her
zamanki gibi masada bir not duruyorken mason uzanarak kağıdı alır, hızla okur
ve bittiğinde tekrar masaya bırakırken mavi gözleri avcundaki tılsıma bakıyor,
biraz sonra o da mektubun yanında masaya düşüyorken mason ortadan kaybolur.. SOUNDTRACK / Ewan McGregor & Jose
Feliciano – El Tango De Roxanne mason bir an sonra üzerine düştüğü
sert taşlarla can acısından inlerken düştüğü yerde onu gören iki zırhlı asker
genç adamı kollarından tutarak kaldırır, üçüncü bir asker önüne geçip dururken
elindeki kılıcı genç adamın çenesinin altında tutuyor, konuşur “savaş tanrısının sarayına gelişinin
sebebi nedir yarım kan?” mason burnundan hızlı nefesler
alıyorken gözü arkadaki siyah demirlerin çevrelediği saraydadır, genç adam
konuşmuyorken çenesinin altındaki kılıç derisine biraz daha battığında mason
gözlerini kapatır, hemen sonra kılıcın da, onu tutan kolların da yok olduğunu
hissederken yavaşça gözlerini tekrar açar ve karşısında duran savaş tanrısı
ares’i gördüğünde yutkunarak dikleşir.. “cedis’in oğlu beni ziyarete gelmiş,
kapıda karşılamamak olmazdı..” ares mason’ın etrafında yürüyorken
mavi gözler onu takip ediyordur. Savaş tanrısı genç adamın önüne geldiğinde
konuşur “baban için af dilemeye geldiysen geç
kaldın mason.” “babamın nerede olduğunu sormak için
geldim..” ares ilgiyle ohlarken biraz sonra
ifadesi tekrar sertleşir ve gözleri kararırken önünde onunla adeta dalga geçen
yarım kanın boğazını tutarak olimposları gökleri kadar mavi ama asla o göklere
ait olmamış gözlere bakar “önemsiz sorularını cevaplayacak kadar
boş zamanım varmış gibi mi görünüyor?” mason dişlerini sıkarken elini
boğazını tutan bileğe geçirir, ares kaşlarını çatarak ona karşı çıkan yarım
kana bakıyorken biraz sonra tüm gücüyle onu sarayın demir kapılarından içeri
atarken mason sırtı sert toprağa değdiğinde gözlerini karanlık gökyüzüne diker,
öfkeli savaş tanrısının sınırlarına girdiğini anlıyorken ares de onun
arkasından kendi topraklarına bastığında demir kapılar arkasından
kapanıyordur.. “ayağa kalk.” Mason avuçlarını taşlara geçirerek
kendini ayağa kaldırırken ares konuşur “sırf baban bana bağlı olduğu için
canın çektiği her an buraya gelemezsin yarım kan-“ “sen bana cevap verene kadar
geleceğim-“ “her gün beğenmediğim sorularla
gelirsen her gün canını yakarım.” “cedis nerede ares?” ares yine sevmediği bir soru duymuş,
elini savurarak mason’ı bahçede daha uzak bir köşeye sürüklerken kendisi
taşları ezerek yürüyordur “kendi cehenneminde, sen de mi gitmek
istiyorsun?” “ona kendini adayanları nerede
tutuyorsun?” ares yerdeki adamı güldüğünde ilerdeki
sarayın duvarları zangırdarken mason titreyen bilekleriyle yine yere tutunur ve
zorlukla doğrulurken ares boynunu gererek ona bakar “cehennemdeki bir tanrıya tapanların
yeri de cehennemdir mason. Dersine iyi çalışmamışsın, siniri
bozuyorsun..” ares genç adama atılacakken mason
elini kaldırır, ares bir anda ortaya çıkan kalkana çarparak gerilerken öfkesi
bütün göğü inleten bir gök gürültüsüyle kulakları çınlatır. “NE CÜRETLE BANA KARŞI KOYARSIN!” Mason elini indirmiyor, gözleri parlayarak
savaş tanrısına bakıyorken konuşur “cedis dostumu esir tutuyor-“ “cedis kimseyi esir tutamaz!” “AMA TUTUYOR! KRALIN LYSANDER’İN
OĞLUNU! CONRAD’I!” ares tüm nefretiyle mason’a bakıyorken
cedis’in oğlu elini indirir, kalkan kaybolurken ares yine de ona yaklaşmamış,
mason bunu fırsat bilerek ona bir adım atarken konuşur “conrad için sana geldiğim günü
hatırlıyor musun-“ “elbette hatırlıyorum!” “senden alamadığım gücü conrad
cedis’ten aldı-“ “conrad kendini ona adadıysa bunun adı
esir tutmak olmuyor yarım kan, kelimelerine dikkat et-“ “CONRAD ORADA ESİR! BANA YERİNİ SÖYLE,
BEN GİDECEĞİM! SENDEN BAŞKA BİR ŞEY İSTEMİYORUM ARES, SÖYLE!” ares ona bağıran bir yarım kanın
canını bu kadar uzun bir süre bağışladığı için kendiyle gurur duyuyor, ama
artık sabrı tükeniyorken kaldırdığı yumruğunu sıktığında mason boğazını tutarak
kaybolan nefesi için ağzını açar, ares onun büyüyen gözlerine bakıyorken
derinlerden gelen bir sesle konuşur “hainlik tanrısını olimpostan sürdüğüm
gün oğluna dokunmamam asırda bir görülecek merhamet anlarımdan biriydi. Eğer
bir gün karşıma gelip bana böyle meydan okuyacağını bilsem onu da gözümü
kırpmadan öldürürdüm, ama hiçbir şey için geç değil..” mason dizleri üzerine çökerek olmayan
havayla ciğerlerini doldurmaya çalışıyorken ares onun önünde duruyor, yumruğunu
açarak bir anda içine dolan nefesle kafası düşen sarışın adamın saçlarını tutar “cedis elinde kalan güçlerle
istenmeyen bir şey yaptığı anda haberim olur ve gerçekten esir tutulan bir adam
varsa ben gider ellerimle onu oradan alırım-“ “var-“ “SUS! Bunların hiçbiri sana benim
karşıma gelip meydan okuma hakkını vermez, şimdi geldiğin gibi defol ve bir
daha olimpos’a adımını atma-“ mason kurumuş boğazından aradığı
kelimeleri çıkarmaya çalışıyorken ares onun kafasını iterek bırakır, sonra
ortadan kaybolurken mason acıyla gözlerini elinin altındaki taşlara tutunur.. SOUNDTRACK / James Newton Howard –
Darkseeker Dogs Conrad derin uykusundan bir anda
gözlerini açarken derinlerden gelen bir uğuldama duyuyordur, yattığı yaprakların
üzerinden kalkıp direklerin birine sapladığı hançerini alır, bambudan evinin
kapısını iter ve kumsala çıkarken liam da kendi evinden çıkmış, okları ve yayı
elindeyken conrad’a bakar “geldiler..” conrad elindeki hançeri daha da
sıkarak ormanın başladığı karanlığa dönerken dikleşir.. conrad ağaçlık tarafa yaklaşıyorken
liam arkasından geride durmasını bağırıyordur, ama conrad dinlemiyor, onlara
yaklaşan uğultuya gidiyorken bir an sonra sık dalların arasından siyahlı bir
adam üzerine atladığında conrad elindeki hançeri kaldırarak ona saldıran adamın
boğazına saplar, siyahlı adam önünde yere yığılırken conrad başını kaldırır.
Uğultunun kaynağı tüm hızıyla onlara doğru geliyorken genç adam bir değil,
belki bin tane siyahlı ve kılıçlı adamı gördüğünde geriye adımlar atarak açığa
çıkar.. liam hayatında hiç bu kadar hızlı
olmamış, okları sırasıyla farklı köşelerden fırlatıyorken her köşeye gidişi
sadece bir an aldığı için daha bir ok yere inmeden diğeri havada süzülüyordur.
Conrad okların birer ikişer hedeflerine saplandığını görüyorken liam’ın daha ne
kadar oku olduğunu bilmiyor, kendisi kollarını, bacaklarını ve hançerini
kullanarak üzerine atılanları haklıyordur, ama siyahlı adamlar sanki
karanlıktan besleniyor, birisi düştüğü anda arkadan beş tanesi çıkıyorken
conrad daha ne kadar dayanabileceğini kestiremez olmuş, bir tane daha adamı
boynundan tutuğu gibi karnına hançeri saplar ve çıkarır, adam önünde yere
düşerken conrad bir an onun ensesindeki dövmeyi görmüş, gözleri daha da
açılarak ağzı aralanırken sağından gelen bir adam onu yere devirdiğinde
dişlerini sıkarak sırt üstü döner.. “LIAM!” liam’dan cevap yerine conrad’ın
etrafındaki kalabalığa ok yağarken genç adam okların geldiği kaynağı göremiyor,
ama yine da bağırır “ARES’İN ADAMLARI BUNLAR!” conrad bunun ardından bir an liam’ı
görür gibi olurken ona saldıran bir başka siyahlı ensesinden bir ok yiyordur,
conrad üzerine düşen adamı tutarken liam yanında belirmiştir “NEDEN BAHSEDİYORSUN?!” “DÖVME! DÖVMEYİ TANIYORUM!” liam conrad’ın gösterdiği, kendi
okunun tam ortasından girdiği dövmeye bakarken kaşlarını çatar, conrad
heyecanla gülerken liam başını iki yana sallayarak ortadan kaybolur, hemen
ardından oklar tekrar yağmaya başlarken conrad elindeki adamı bırakmış, karşıdan
gelenlere karşı savaşmamaya karar vermişken elindeki hançerle beraber yere
itildiğinde acıyla gözlerini kapatır.. “conrad! Conrad.. BEYİNSİZ HERİF
UYAN!” conrad liam’ın bağırışıyla gözlerini
açarken kollarını kendine çeker ve o anda iki ağacın arasında halatlarla
kollarından bağlandığını görürken hızla sağındaki liam’a döner “neler oldu?” “sen süt kuzusu gibi yere yığıldın,
sonra beni yakaladılar! Kafayı mı yedin sen!?” conrad hayır diyerek başını iki yana
sallar- “ESİRLER!” conrad ve liam ortak adlarının
çağırıldığını duyduklarına sesin geldiği yere dönerler, tam karşılarında uzun
boylu, geniş omuzlu ve simsiyah kanatlarının göğe yükseldiği baş savaş meleği
maynard dururken conrad yumruklarını sıkmış, öne atılır “MICHAEL!” savaş meleğinin kanatları kapanarak
yok olurken liam şokla başını çevirir ve saçmalamakta sınırları zorlayan
conrad’a bakarak kaşlarını çatar.. maynard koyu mavi gözleriyle ona
bağıran adama bakıyorken yavaş adımlarla conrad’a yaklaşır, conrad haftalardır
gerçekten burada kurtulabileceğini hissediyor, heyecanla yine öne çıkarken
konuşur “michael beni hatırlıyor musun-“ conrad daha lafı bitmeden suratına
hayatında yediği en büyük yumruğu yerken liam yüzünü buruşturur. Maynard öfkeli
bakışlarıyla önündeki adama bakıyorken ona o isimle hitap edebilme cüretini
kimin gösterdiğini bilmiyordur. Karşısındaki adamın yüzü ona michael
diyenlerin hiçbirine benzemiyorken conrad dudaklarından kan sızarken konuşur “conrad..lysander-lenarta’da..beraber..” genç adam ağzına dolan kanı tükürürken
maynard onu izliyor, gözlerini kısar “kimim dedin?” conrad başını tekrar kaldırırken
konuşur “conrad lysander. Luplex orduları
komutanı..” liam’ın gözleri büyürken maynard pek
etkilenmiş gibi durmuyordur, hafifçe gülümser, sonra arkasındaki askerlerine
dönerek ellerini açarken tekrar conrad’a baktığında konuşur “dersine iyi çalışmışsın esir, ama
benim tanıdığım conrad senin gibi soluk benizli kızıl herifin teki değildi..” conrad gözleri büyüyerek kasılırken
maynard onun suratına bir yumruk daha geçirerek geri iter, sonra liam’a
ilerlerken conrad ikinci posta kanı tükürerek küfreder... SOUNDTRACK / Harry Gregson Williams -
Terms Conrad dakikalardır Liam’ın işkence
çekişini izliyorken ayda bir aresin adamlarının neden geldiğini anlamıştır:
Cedis’e kendini verenleri de onlar cezalandırıyordur. Conrad onların gözünde
aynı adam olmadığını biliyor, elleri bağlı ve vücudu hayatının en ağır
yaralarıyla doluyken nasıl tersini kanıtlayacağı konusunda hiçbir fikri yokken liam
acıyla bir kez daha bağırdığında conrad gözlerini yumar- “MAYNARD! BIRAKIN.” Conrad hızla gözlerini açarken
karşısında duran savaş tanrısını ve onun ayaklarının dibinde eğilmiş cedis’i
görürken gözleri büyüyerek yutkunur.. Liam acıyla çoktan kendinden geçmişken
conrad kalan son gücüyle olanları izliyordur. Ares maynard’ı ve askerlerini
geri çekmiş, önce esirleri incelemişken sonra ayaklarının dibindeki cedis’e
döner. Hainlik tanrısı yere eğilmiş, ama tapınmak için değil, ares’in rızası
olmadan ona bakmayacağı için öyle duruyorken o da bir mahkumdur, bu da conrad
ve liam’ı iki kat daha aşağı mahluklar yapıyorken ares konuştuğunda conrad
derin bir nefes alarak savaş tanrısının sesini dinler “cedis yüzüme bak.” Sürgün tanrının başı sonunda kalkarken
bakışları hiç de ezik bir adanmışlıkla bakmıyordur, aksine büyük bir kinle
parlıyorken ares ona aldırmadan konuşur “esirlerin gerçek yüzlerini göster..” cedis kılını bile kıpırdatmıyorken
ares elini havada savurur, yerdeki tanrı ağzından çıkan kanla sola savrulurken
ares başını kaldırarak ağaçlara bağlı adamlara bakar, soldaki beyaz tenli
kumral bir adam, sağdaki de soluk, kızıl bir herifken ares bunlardan hangisinin
conrad olduğunu bilmiyor, kahrolası cedis’in kuralları kendi cehenneminde
ares’in önünde duruyorken savaş tanrısı başını eğerek yerdeki yasaklı tanrıya
bakar “esirlerin üzerindeki kilidi kaldır-“ “burası bana ait ares,
cezalandıracaksan devam et, ama esirler benim. Göremezsin.” Ares bütün öfkesiyle yerdeki tanrıya
uzanır ve yakalarından tuttuğu gibi adamı yerden kaldırırken iki tanrı da
güçlü, ikisi de uzun, ama biri diğerinin efendisiyken savaş tanrısı mahkumuna
bakarak konuşur “esirlerini göremeyebilirim, ama tek
bir hareketimle üçünüzün de canını alırım. Esirlerin yüzü canından kıymetli mi
cedis?” cedis dişlerini sıkıyorken karanlık
gözleri arese bakıyor, bir an sonra arkalarında duran maynard’ın gözleri
büyürken ares de ağaçlarda bağlı adamlara bakıyor, solda duran kızılın
gerçekten lysander olduğunu görünce tuttuğu cedis’i bir kağıt parçasıymış gibi
bir kenara fırlatır, sonra conrad’a ilerlerken genç adam korkuyla geri
çekiliyordur.. ![]() |


