SOUNDTRACK / Cristian Castro – Dos Amantes

#10 – Where Did Daddy Go?

 

SOUNDTRACK / Cristian Castro – Dos Amantes

 

 

Mason tekrar eve cisimlendiğinde yere yığılır, ama bu sefer nazik kollar onu tutarken genç adam gözlerini açtığında korkudan aklını kaçıracak gibi bakan latty’i görür, inleyerek kendini prensesin kollarına bırakırken latty onunla beraber yere çökerek yaralı adamın başına sarılır..

 

 

“mason gözlerini aç.. mason..”

 

latty dakikalardır kollarındaki adamla konuşuyor, ama mason hareket etmiyorken genç kadın gözleri dolarak göğsüne yaslanmış başı kaldırır, kapalı gözlere bakarak açılmasını fısıldıyorken mason acıyla inlediğinde latty titrer, kucağına düşmüş eller üzerindeki elbiseyi sıkarken latty rahatlayarak genç adamın başını tekrar kendine yaslar, dudaklarını sarı saçlara bastırırken mason en güçlü tanrının darbelerini yemiş, ama yine de nefes alabiliyorken biraz sonra kollarından çekildiğini hissettiğinde gözlerini aralar-

 

“biraz yardım etmen gerek mason, tek başıma yapamam.. hadi..”

 

genç adam tek elini latty’den alarak yere bastırır, zorlukla dizlerini yerden kaldırırken latty onu hemen yanlarındaki koltuğa atar, mason inleyerek yumuşak yastıklara uzanırken latty yanında yere çökmüş, eliyle onun çenesini tutarak yüzündeki yaralara bakıyordur, mason onun elini tutarak başını iki yana sallarken fısıldar

 

“kısa sürede iyileşirim, bir şey yapmana gerek yok..”

 

latty genç adamın çenesini bırakarak elini tutarken diğer eliyle sarı saçları okşuyor, kalbi hala saatler önce boş evdeki tılsımı bulduğu gibi hızlı çarpıyorken önünde yatan adamın hırıldayan nefeslerini dinliyordur..

 

 

“bana bak.”

 

Conrad ormana çevirdiği bakışlarını tekrar ares’e odaklarken savaş tanrısı onun yüzünü tutarak çene kemiklerini sıkar

 

“cedis’in oğlu bana burada esir olduğunu söyledi..”

 

ares lysander’in gözlerindeki pırıltıyı görürken anlayacağını anlamış, adamın yüzünü bırakarak yandaki baygın adama bakar

 

“bu kim?”

“liam.. o da benim gibi..”

 

ares conrad’ın kısık sesiyle ona bakar, sonra arkasını dönerek maynard’a bakar

 

“adamları sarayıma getirin, cedis’i de öldürün..”

 

hainlik tanrısının bakışları donarken çöktüğü yerden atılacak olur, ama siyah kanatlar görüşünü kapatırken evren üzerinden silinmeden önce gördüğü tek şey ares’in baş meleğinin gözleri olur..

 

 

“ares’i gördüm...”

 

latty daldığı yerden uyanarak mason’a bakarken genç adamın yüzü iyileşmiş, sadece dudaklarında ince çatlaklar varken latty onun gözlerine bakarak sorar

 

“bu kadar hırpaladıktan sonra bir şey oldu mu?”

 

mason başını iki yana sallarken gözlerini kapatır, latty dizleri üzerinde yükselerek genç adamın yüzünün önüne gelirken mason tekrar mavileriyle ona baktığında genç kadın mırıldanır

 

“ama yaptın, gidip onunla yüzleştin-“

“daha önce de yapmıştım..”

 

latty susarken mason anlatır

 

“conrad cedis’le anlaşmadan önce, ares’ten yardım istemiştim.. kabul etmedi. O gün de bütün kemiklerim kırılmıştı, bugün de aynı şey oldu.. conrad dönmeyecek latty. Bitti..”

 

prensesin gözleri dolmuşken mason uzanarak onun yüzünü tutar

 

se pina-

“hayır, sus.”

 

Latty parmaklarını genç adamın dudaklarına bastırırken başını iki yana sallar, mason bir daha konuşmadan dururken latty elini çekerek tekrar yere çöker..

 

 

Conrad yüksek tavanları ve buz gibi havasıyla savaş tanrısının sarayındayken asıl odalar böyleyse zindanların ne olduğunu tahmin edemiyordur. Taş odada iki yataktan başka bir şey yokken conrad kendi yatağında oturuyor, karşıdaki yatakta liam yatıyorken genç adam dudağı patlamış, yanağı yarılmış adama bakıyorken iç çeker, o sırada kapı açılıp maynard içeri girerken conrad oturduğu yerde dikleşir-

 

“conrad..”

“micheal..”

 

genç adam hafifçe gülümserken conrad alnını ovarak başını eğer, michael karşısında duruyorken konuşur

 

“ares istediğiniz zaman dönebileceğini söyledi, ben götüreceğim..”

“o nerede?”

“savaşta..”

 

conrad başını sallarken sorar

 

“orada ne kadar zaman geçti?”

“bir seneye yakın..”

 

conrad derin bir nefes alırken yine liam’a bakar

 

“onu da götüreceğim..”

 

michael diğer yatakta yatan adama bakar, sonra tekrar conrad’a dönerken omuzlarını kaldırır

 

“bir sakıncası olacağını sanmıyorum..”

 

conrad gülümserken micheal başını sallar, komutan lysander kalkıp arkadaşının yatağına giderken savaş meleği onları bekliyordur..

 

 

latty mason’ın yalnız kalacağından emin olmuş, oreon yerine saraya dönmüşken delora ofisten çıkıyordur

 

“neredeydin?”

“mason’la beraberdim..”

“iyi mi?”

 

latty başını sallarken delora daha fazla soru sormaz, arkadaşının koluna girerek merdivenleri tırmanmaya başlar-

 

“latty..”

 

latty delora’nın kolunu sıkarak arkasını dönerken conrad’ı ve yanında şu an yüzlerini umursamadığı iki adamı görünce kalbi durur, delora da trabzanlara tutunuyorken conrad kollarındaki liam’ı micheal’a bırakır ve bir adım atarken hemen sonra latty üzerine atladığında conrad gözlerini kapatmış, ona sarılan kadını sımsıkı tutuyordur..

 

 

biana artık gözlerinin kapandığını hissediyorken bir an sonra yatağında yatan ewan gözlerini açar ve bir hamle yaparak ayağa kalkmak isterken o kadar gücü yok, tekrar yatağa yığılırken biana onun başına geldiğinde genç adam ağlıyordur

 

“burada..burada biana-“

“ewan sakin-“

“conrad, döndü..”

 

biana gözleri büyüyerek kocasına bakıyorken genç adam ağlıyor, belki de hayatında ilk defa için için ağlıyor, karısının ellerini tutar

 

“kalkamıyorum..”

 

biana hızla bir nefes alarak kocasına sarılır ve destekleyerek doğrulturken ewan ayaklarını yataktan çıkarıp yere basabildiğinde bianaya döner, genç kadın dolmuş gözlerle gülümseyerek dudaklarını genç adamın şakağına bastırır ve bir an sonra ikisi de ortadan kaybolurken yatağın başındaki yeşil ışık sönerek hastanın gittiğini merkeze haber verir..

 

 

ewan ve biana sarayın ortasında belirirken biana latty’e sarılmış conrad’ı görünce bir an dengesini kaybeder, kollarındaki ewan da onunla beraber yere çökerken michael onları görmüş, conrad’ın koluna dokunurken genç adam latty’ı bırakır ona bakar, sonra işaret edilen yere dönerken kardeşini gördüğünde kolları latty’den ayrılır, bütün yüzü bembeyaz, ağlayarak gülen kardeşine atılırken bir an sonra diğer lysander de belirdiğinde conrad bağırarak ona atılan odette’i tuttar, üçü yere çökerek birbirlerine sarılıyorken biana ewan’ı ailesine bırakarak elleri üzerinde geri çekiliyordur..

 

 

“MASON!”

 

latty conrad’dan ayrıldığı anda kendini bu eve atmışken koridorda koşarak yatak odasına girer, ancak uyuyabilmiş olan mason onun bağırışıyla ayağa fırlarken latty gülüyor, ağlıyor, yine gülüyor, atılarak ona sarılır

 

“DÖNDÜ! DÖNDÜ-ARES’İN MELEĞİYLE DÖNDÜ!”

 

mason gök mavi gözleri büyüyerek latty’i tutarken elleri genç kadının elbisesine asılı, öylece nefes almaya çalışıyordur..

 

 

conrad kardeşlerini tutuyorken tüm acıları uçup gitmiş, ikisi de koskoca insanlar, ama şimdi iki çocuk gibi abilerine sokuluyorlarken conrad ağlalayarak ikisinin de başını öpüyor, dizlerinin altındaki soğuk mermerler umrunda değilken biraz sonra sırtına bir el dokunduğunda genç adam kafasını çevirir, mavi gözler şokla ona bakıyorken conrad’ın kardeleşlerini tutan kolları gevşer, ewan ve odette de mason’a bakıyorken abileri onları bırakıp ayağa kalktığında ikisi sımsıkı sarılıyor, odette daha da ağlayarak ewan’ın kucağına düşüyordur. conrad onun için ikinci kez yasaklı olduğu yere giren, ares’in yumruklarını yiyen, o güçsüzken farkında olmadan hep onu kurtaran arkadaşına, kardeşine sarılıyorken mason conrad’ın ensesini sıkıyor, mavi gözleri dolarak yaşlar süzülüyorken yavaş yavaş haberi alanlar saraya dönüyor, conrad onların seslerini duydukça mason’ı daha da sıkıyorken karanlık tanrının aydınlık oğlu da onu bırakmıyordur..

 

 

conrad herkesle ağlaşarak sarılmışken michael vien’le beraber liam’ı götürmüş, onların dışında kimse olduğu yerden ayrılmıyorken kimsenin conrad varken antrenin ortasında sonsuza kadar dikilmeye itirazı yoktur. Conrad’ın gözleri sienna’yı arıyorken biraz sonra duyduğu çığlıkla başını merdivenlere çevirir

 

“BABA!”

 

jonathan annesinin kucağından atlayıp babasına koşarken conrad son kalesi de yıkılmış dizlerinin üstüne yere çöker, yokluğunda büyümüş oğlunun üzerine atlamasına izin verirken jonathan babasının boynuna sarıldığı gibi bir kahkaha atıyor

 

“BABA NEREYE GİTTİ?!”

“hiçbir yere oğlum, hiçbir yere.. geldim..”

 

jonathan babasının üzerine tırmanırken genç adamın uzamış sakallarına dokunuyor, kahverengi ayısıyla ilgili bir şeylerler söylüyorken conrad oğlunun yüzüne, gözlerine, kocaman yanaklarına bakıyor, bıcır bıcır sesini duyarak gülümsüyorken küçük kafayı çekerek öper, jonathan bağırarak gülerken conrad sonsuza kadar bırakmayacakmış gibi oğluna sarılıyordur..

 

 

conrad jonathan’ı bırakmamış, ufaklık da babasına tırmanmış bir vaziyette sesini çıkarmıyorken genç adam sonunda sarılacak insanlar bittiğinde sorar

 

“sienna nerede?”

 

bakışlar bir anda bir şeyler saklama haline geçerken conrad başını iki yana sallar

 

“hemen şimdi konuşmazsanız birini döveceğim, sienna nerede?”

 

arkadan gelen vien cevaplar

 

“oreon’da, yoğun bakımda-“

“neden?”

“hamile, senin çocuğuna. Ewan seni bulmak için onu kullandı-“

“NE!?”

 

vien bir şey daha söyleyecekken conrad elini kaldırır

 

“tamam sus, yeter.. oreon’a götürün beni-“

“conrad yaralısın-“

“UMRUMDA GİBİ Mİ GÖRÜNÜYOR VIEN!? ARACI HAZIRLATIN!”

 

conrad oğluyla beraber bahçeye inerken delora derhal koşuşturuyor, yakınlarda bekleyen aracın saray alanına inmesi emrini veriyorken conrad sızlayan bacaklarına aldırmadan açık alana yürüyordur..

 

 

conrad oreon’a adım attığı asansörlere koşuyorken jonathan babasının boynuna tutunmuş, kıkırdıyordur. Conrad onun başını öperek asansöre girerken biraz sonra kapılar kapanır, genç adam bunların ışınlanan türünü icat etmeleri gerektiğini düşünüyorken birkaç saniye sonra kapılar yoğun bakım sektörüne açılırken conrad jonathan’ı yere indirir, onlar yürürken önlerine bir hemşire çıkar

 

“efendim bu şekilde odaya giremezsiniz, steril değil..”

 

conrad küfrederek dururken jonathan başını babasına kaldırmıştır, genç adam da dönüp ona bakarken ellerini açar, jonathan önüne dönüp hemşireye dil çıkarırken genç kadın birilerini çağırıyor, o birileri gelerek astronot giysisi gibi bir şey getiriyorken conrad yüzünü buruşturur-

 

“banyoya girmeniz uzun zaman alır, bunu giyin..”

 

conrad tutulan kıyafete kollarını sokarken ayaklarını da geçirir, arkadaki görevli fermuarları çekiyorken genç adama bir de maske verilir, conrad çekip alır ve suratına takarken hemşireye döner

 

“oğluma göz kulak olun.”

“tabii efendim..”

 

hemşire jonathan’ın elini tutarken conrad üzerindeki saçmalıkla beraber sienna’yı pencereden gördüğü odaya girer, kapı arkasından kapanırken jonathan hala hemşireye dil çıkarıyordur, genç kadın cıklayarak gülümser..

 

 

SOUNDTRACK / Aaron Zigman – Love Theme

 

 

Conrad odaya girmiş, yataktaki sienna’nın solgun tenini ve baş ucundan sarkan kan torbasını görmüşken iç çekerek yanında duran iskemleye oturur, üzerindeki kıyafet hışırdarken genç adam bir an elini nereye koyacağını bilememiştir, öylece dururken sienna usulca nefes alıyor, kalp atışları küçük bipler olarak odada duyuluyorken conrad iç çeker..

 

Vien sienna hamile demiştir, onun çocuğuna, o olmadan..

 

Conrad nasıl böyle bir şey olacağını anlayamıyorken, içindeki o garip heyecanı da silemiyordur. Güzel hava kıranın elleri karnının üzerinde duruyorken conrad uzanarak genç kadının ellerinin üzerine kendi elini koyar, kaba kumaşlar iki narin eli örterken conrad rüzgarının yüzüne bakar, yaşil gözler titreyerek açılırken conrad yerinde biraz daha öne çıkarak genç kadının elini kendi elinin içine alır

 

“sienna?”

 

sienna yutkunarak kurumuş boğazından kısık bir ses çıkarır

 

“conrad?”

“benim..”

conrad?”

 

conrad genç kadının titreyen sesine gülümserken sienna gözleri daha açılarak başını genç adama çevirir

 

“buradasın.. biliyordum, gitmedin.. buradaydın-“

 

hava kıranın kaşları çatılırken dudaklarını ıslatarak sorar

 

“neden üzerinde onlar var?”

“seni hasta etmemek için..”

 

sienna kaşlarını daha da çatarken o anda nerede olduğunu farkeder ve dudaklarından küçük bir oh çıkarken conrad iskemleyi çekerek yatağa yaklaşır, genç kadının elini iki elinin içinde tutarak kendine çekerken sienna hafifçe gülümseyerek ona bakıyordur

 

“ne zaman gideceksin?”

“efendim?”

“birazdan uyanacağım..”

“sienna rüya görmüyorsun..”

 

genç kadın biraz daha gülümseyerek gözlerini kapatır ve başını sallarken conrad üzüntüyle kaşlarını çatmış, rüyada olduğunu sanan sienna’nın elini maskenin üzerinden öperken genç kadın gözlerini tekrar açar

 

“her uyuduğumda yanıma geliyorsun.. ne zaman gerçekten döneceksin?”

“döndüm sienna, buradayım-uyumuyorsun, inan bana..”

 

sienna başını iki yana sallayarak mırıldanır

 

“öyle söyleme conrad, bir gün inanacağım.. o zaman hiç uyanmak istemezsem nicole ne yapar?”

“sienna lütfen, tatlım inan bana, buradayım. Benim, döndüm. bak..”

 

conrad maskesini indirerek yaralı yüzünü gösterirken eliyle çenesindeki morluğu işaret eder

 

“bak bunu ares’in meleği yaptı.. rüyanda olsam suratım dağılmış olarak gelmem, değil mi? ya da bu saçma sapan şeyi giymem-“

“conrad yapma-“

“yaparım! Geldim sienna! Döndüm-hey! Hayır, uyuma-sienna!”

 

sienna gözlerini sımsıkı kapatmış, belki burada uyursa diğer tarafta gerçekten uyanacağını düşünüyorken, conrad sterili de, yoğun bakımı da boşvermiş, üzerindeki giysinin fermuarını kopararak ellerini hışırtılı kumaştan kurtarır, sienna’nın yüzünü tutarak kendine çevirirken konuşur

 

“sienna gözlerini aç-“

“hayır, bırak beni-“

 

genç kadın dudaklarının örtülmesiyle çırpınmayı bırakırken hızlanmış kalp atışları yavaş yavaş sakinleşiyordur, conradın dudakları genç kadının ağzını aralayarak tadı içeri sızarken sienna inleyerek makinelere bağlı ellerini kaldırır, yavaşça yüzünün önündeki başı tutarken conrad kendini genç kadının dudaklarına daha da bastırdığında sienna gözlerini açar, tuttuğu başı geri çekerek dudaklarını kurtarırken conrad ona bakıyor, fısıldar

 

“benim..”

“sensin..”

 

genç adam başını sallarken sienna’nın alnı kırışarak gözleri doluyor, biraz sonra güzel rüzgar yaşlarını döküyorken conrad rahatlamış, eğilerek onun alnını öper, ipek saçlarına parmaklarını sokarken sienna onun boynuna tutunmuş, sarsılarak ağlıyordur..

 

 

“conrad?”

 

ikisi ne kadar zamandır bilmiyorlar, öylece bakışıyorlarken conrad sienna’nın sesine hmmlar, genç kadın yaşlı gözleriyle gülümserken fısıldar

 

“hamileymişim..”

 

conrad başını sallarken gülümser, sienna onun yaralı yüzünde parmaklarını gezdiriyorken sorar

 

“neden yıkanmadın?”

“yeni geldim..”

“neredeydin?”

“hiçbir yerde..”

 

sienna gülümserken conrad onun elini alarak avcunun içini öper, sienna içinin titreyerek gözlerini kapatırken mırıldanır

 

“hissediyor musun?”

“neyi?”

“bebeği..”

 

conrad sarsıntıdan düşünememişken bir an durur, tek elini sienna’nın karnına koyarken genç kadın gülümser, conrad da onun güvenine gülümserken hissediyordur, oradadır, kendi canından bir parça, gittikçe büyüyorken conrad iç çekerek konuşur

 

“nasıl oldu?”

 

hava kıranın yeşil gözleri açılırken başını conrad’a çevirir

 

“bilmiyorum.. kimse bilmiyor-bebeğimi öldürmek istediler conrad..”

“kim?”

“herkes.. karanlık dediler, conrad’dan olamaz dediler-“

“ama benim, artık biliyoruz.. ve karanlık da değil, annesi gibi apaydınlık sienna..”

 

sienna gözleri dolarak gülümserken titrek bir nefes alır

 

“çok yorgunum..”

“kan kaybetmişsin..”

 

sienna’nın bakışları gölgelenirken conrad konuşur

 

“ewan bana ulaşmaya çalışıyordu-“

“bebeğimi öldürecekti-“

“çaresizdi sienna..”

 

genç kadın gözlerini kapatıp başını diğer yana çevirirken conrad onun hala korktuğunu biliyor, biraz daha iyileştiğinde konuşmaya karar verir ve eğilerek genç kadını sıcacık boynundan öperken sienna yutkunur, conrad onun elini de tekrar bebeğinin üzerine koyar ve eğilip ikisini öperken sienna hafifçe gülümseyerek uykuya dalar..

 

 

conrad üzerindeki zırıltıyı çıkarıp kapının dışındaki çöpün içine sokuştururken vien jonathan’la beraber oraya geliyordur

 

“konuşabildiniz mi?”

 

conrad başını sallarken oğluna kollarını uzatır, jonathan uzanan kollara tutunarak zıplarken yine babasının üzerine tırmanır. Conrad vien’e dönerek sorar

 

“bebek nasıl olabilir vien?”

 

vien bilmediğini söylüyorken lucinda’nın sesi duyulur

 

“conrad..”

 

genç adam o tarafa dönerken güzel nobes gülümseyerek oraya geliyordur

 

“iyi misin?”

“çenemdeki ağrı beynime baskı yapıyor, ama ölmem herhalde..”

 

lucinda gülerek güzel diyorken jonathan parmağının ucuyla babasının yüzüne dokunuyordur, conrad başını çekerek cıklarken oğlu güler, conrad tekrar lucinda’ya dönerken konuşur

 

“bebekle ilgili ne biliyorsun lucinda..”

“aslında bugün bir fikrim oldu..”

 

vien ve conrad ilgiyle ona bakıyorken lucinda saçlarını tek eliyle geri atarak anlatır

 

“sienna sen gitmeden önce de hamileydi, ama bebek ruhunu senden aldığı için gelişemedi, bekledi. Babasının tekrar döneceğini hissettiğindeyse-“

“ruhuna kavuştu..”

 

lucinda başını sallarken devam eder

 

“Rhea ruhani bir boyut conrad, siz üç kardeş nasıl birbirinize bağlıysanız çocuklarınız da size bağlı..”

 

conrad jonathan’a bakarken oğlu esniyordur, genç adam gülümseyerek küçük kafayı öper ve tekrar lucinda’ya döner

 

“o halde her şey yolunda, çünkü ben de hissedebiliyorum, sienna’yı daha fazla üzmeyin.. doğduğunda şeytani bir şey çıksa bile ben hallederim-“

“ama-“

ki çıkmayacak. Çocuğumun ne olduğunu anlayabilirim vien, merak etme..”

 

genç kadın başını sallarken conrad gülümser

 

“artık gidip uyuyabiliriz..”

“uykum geldi baba..”

 

conrad oğluna sarılarak eve gittiklerini söylerken concon da babasına sokulmuş, ikisi uzaklaşırken vien ve lucinda rahat bir nefes alarak birbirlerine gülümser..

 

 

“uyuyacakmışız..”

 

conrad ve jonathan saraydan içeri girerken yollarına çıkanlar derhal çekilir, latty gülümseyerek ona el sallayan oğluna geri el sallarken concon babasıyla beraber yukarı çıkıyordur-

 

“banyo yap conrad..”

 

conrad homurdanarak basamakları tırmanmaya devam ediyorken latty mutlulukla iç çekerek arkasını döner, ana salonda tek kalan mason da kapıda ona bakıyorken genç kadın gülümser

 

“başardın..”

 

mason hala inanamıyor, başını sallarken latty onun yanına gelmiş elini tutar

 

“rüya değil, rahatlayabilirsin-“

“babamı öldürdüler..”

 

latty’nin bakışları donarken mason başını sallar

 

“hissettim, yok oldu. başka hiçbir zaman hissetmedim, ama yok olurken neredeyse gördüm. Bağımız koptu-“

“iyi misin-“

“iyiyim çok iyiyim. Umarım ona ait olan parçam da ölmüştür-“

“mason-“

“istemiyorum latty, onun olan hiçbir şeyi istemiyorum-“

“güçlerin senin. Sana verilmiş, cedis’e ait değiller. Onlar olmasa conrad’ı nasıl kurtaracaktın?”

 

mason bir an durur, sonra gülümserken mırıldanır

 

“yaptım, değil mi?”

 

latty gülerken yaptın diyordur, mason da gözleri parlayarak daha da gülümserken latty uzanarak onu yine dudaklarının yanından öper, genç adam durgunlaşırken prenses geri çekilmeden belini tutar, latty parmaklarının ucunda kalırken mavi gözlere bakar

 

“dinlenmen lazım.. hepimizin dinlenmesi lazım-“

“artık sürekli geri geleceğim, seni beklememe gerek kalmadı biliyorsun, değil mi?”

 

latty başını sallarken mason onun dudaklarına bakarak gülümser

 

“güzel.. iyi geceler prenses..”

“iyi geceler mason..”

 

genç adam elini çekerken latty ayaklarının üzerinde alçalır, bir an sonra mason da ortadan kaybolurken prenses gülümser, saçlarını eliyle toplayarak ensesinden kaldırırken boş kalmış koridorlara bakar, sonra merdivenlere yönelirken 10 aydır ilk defa gerçekten uyuyacaktır, saçlarını bırakarak trabzanları tutarken adım adım merdivenlerden çıkar..

 

 

ertesi gün conrad gücünü toplamış, herkesten önce kalkarak bahçeye inmişken içinde sanki bir şeyleri unuttuğu hissi vardır, ne olduğunu düşünerek yürürken başını kaldırıp tek bir tane olan güneşe bakarak gülümser, o anda unuttuğu şey aklına gelirken genç adam küfrederek güler ve geri döner..

 

Liam.

 

 

“marla!”

 

genç kadın elbisesinin kuşağını bağlayarak alt kattaki hizmetli odalarının tarafından çıkıyorken conrad’ı görünce gülümser

 

“evet efendim?”

“dün buraya benimle gelen bir adam vardı, nereye götürdüler?”

“miss vien onun için üst katta bir oda açtı efendim, orada uyuyor..”

“hala mı uyuyor?”

 

marla başını sallarken conrad peki diyerek teşekkür eder, sonra onu geçip basamakları ikişer üçer çıkarak yukarı koşarken adam uyandığında yüzünün alacağı ifadeyi kaçırmaması gerekiyordur, daha da hızlanır..

 

 

conrad liam’ın odasından girip kapıyı arkasından örterken yataktaki genç adam yüzüstü dönmüş, muhtemelen gece nerede olduğunu anlayacak kadar aklı yerine gelmemişken yumuşak yer yüzü görünce kendini salmıştır. Conrad gülümseyerek kollarını kavuştururken bir an nasıl yapsa da uyandırsa düşünür, sonra aklına gelince sırıtırken bir anda bağırır

 

“PAPAĞAN!”

 

liam onun sesini duyduğu anda yattığı yerden kalkarken elini soluna atar, ama her zaman papağan kovalamaya kullandığı sopası yerine eli gece lambasına çarparken genç adam kaşlarını çatarak yarı açık gözlerini o tarafa çevirir

 

“bu ne be?!”

“günaydın..”

 

liam şimdi de o tarafa dönerken conrad’ı insan gibi giyinmiş bulduğunda gözlerini ovuşturur, yavaş yavaş etrafında olan şeyler oturmaya başlarken genç adam gözlerini tamamen açabildiğinde içinde yattığı yatağa bakar, sonra yine conrad’a dönerken gözleri parlayarak gülümser sonra bir küfür bağırırken conrad da gülüyor, sessiz olmasını, çocukların uyuduğunu söylüyorken liam bir tane de sessiz küfür savurarak ellerini birbirine vurur..

 

 

“dostum, dönmüşüz!”

 

conrad başını sallarken liam örtüleri iterek yataktan kalkar, bacaklarındaki kumaşa bakarken bir anda zevkten öldüğünü sanar, elleri yırtık olmayan yumuşak kumaşta gidip gelirken conrad’a döner

 

“gerçek pijama!”

“en pahalısından..”

“köpek herif-neredeyiz-dur söyleme, neydi adı kortex miydi?”

“luplex-“

“hah orası, dostuuummm!”

 

liam zevkten dans edecek gibi duruyorken balkon kapısını kapatan perdeleri çeker, tüller uçarak iki yana ayrılırken liam kapıları açarak kendini balkona atar, bahçeyi ve ilerdeki gölle ormanı görünce bir küfür daha ederek gülerken conrad ellerini indirerek gülümsüyor, 23 senedir ev yüzü görmemiş arkadaşının yanına gider..

 

 

“bunların hepsi senin mi!?”

“sayılır, kardeşim kral-“

“HAYVAN HERİF!”

 

conrad sesini alçaltmasını söylerken liam sırıtarak önüne döner, bir süre daha etrafı izleyerek hiç de saf temiz olmayan havayı içine çeker, şehrin kokusunu hissedebiliyorken zevkten yumruklarını sıkar ve taş parmaklıklardan aşağı sarkarken bahçedeki devasa masayı kahvaltı için hazırlayan hizmetçileri görür, bir ıslık tutturup tekrar odaya dönerken conrad’ı falan boşvermiş, kendini tekrar yatağa atarak tavanı izler, sonra bir anda başını kaldırırken onu izleyen conrad’a bakar

 

“yarın kıçıma tekmeyi basmayacaksın, değil mi?”

“evren bülteniyle aranan bir suçlu değilsen, hayır.”

 

liam tühlerken conrad maalesef diyordur, liam gülerek tekrar uzanırken konuşur

 

“ağlayabilirim..”

“yapmazsan ikimiz için de güzel olur-“

“ağlamak istiyorum-“

“gerçekten gerek yok liam-“

 

ama liam onu dinlemeden ağlamaya başlarken conrad elini yüzüne kapatarak balkonun kapısına yaslanır..