SOUNDTRACK / Will Smith – Wild Wild West

#11 – Seperate Rooms In A Palace

SOUNDTRACK / Will Smith – Wild Wild West

 

 

kısa bir süre sonra liam ikisinin de işkencesini sonlandırmış, iki üç hıçkırıktan sonra ağlaması bitmişken suratını yastığına silerek yataktan kalkmış, odadaki üç kapıdan hangisinin banyo olduğunu öğrenip kendini oraya kapatmışken conrad onu iki saat kadar yalnız bırakmış, tekrar geri döndüğünde liam belindeki havluyla üç kapıdan ikincisi açmış, kendi odası kadar bir oda da kıyafet bulmuşken dans ederek askılar arasında gidip geliyor, gömleklere ve ayakkabılara bakıyorken kapıdaki conradı görünce ayakkabıların tekini conrad’a fırlatır

 

“dostum bunlar kaç para biliyor musun sen!?”

“kız gibisin-“

“23 sene sen de aynı donla dolaşsaydın sen de kız gibi olurdun-şunlara bak..”

 

liam bir çift boxer’ı kaldırıp sallar

 

“..deniz tuzundan keçe gibi olmamış donlar, ütülü gömlekler, parçalanmamış ayakkabılar!”

 

conrad gülerek elindeki ayakkabıyı yere atar, sonra gömleklerden birini çekip liam’ın eline tutuşturur, bir de pantolon çekip verirken liam hala iç çamaşırlarına bakıyordur, conrad bir tane de çamaşır çekip ona verirken liam odadan çıkıyor, ayakkabıları arkadan getirmesini söylüyorken conrad gülerek bir çift de ayakkabı çeker ve liam’ı takip eder..

 

 

liam üzerindeki giysilerle gerçek bir aynaya bakıyorken temiz saçlarına ve traş olmuş suratına bakıyordur, gülümseyerek conrad’a döner

 

“jilet gibi oldum, ama açım-“

“görmek istediğin birileri var mı liam?”

“aile gibi mi?”

 

conrad başını sallarken liam cıklar

 

“bir yaşlı amcam vardı, o da ölüp gitmiştir. Tanıdığım başka kimsenin de beni hatırladığını sanmıyorum, ayrıca hey, ben saraydayım onlar kim bilir hangi köydeler. Yemek ne zaman?”

 

conrad gülümseyerek şimdi diyorken liam ellerini birbirine vurur

 

“gidelim o halde, kraliçeyle kralı ne zaman göreceğiz?”

“şimdi..”

“dostum sen acayip havalı bir adammışsın, sopaları katledince şüphelenmiştim, ama tebrikler!”

 

liam conrad’ın sırtına vurarak odadan çıkarken conrad garip bir şekilde kendiyle ve sahip olduklarıyla ilk defa gurur duyarak odadan çıkar..

 

 

conrad ve liam saraydan çıkarken liam’ın adımları yavaşlamış, koskoca masada yıllardır görmediğinden daha fazla insan varken genç adam bir an yutkunarak conrad’ın kolunu tutar

 

“dostum bunlar çok kalabalık-“

“hepsi çok havalıdır merak etme, gel..”

 

liam yürürken hangisinin kral olduğunu sorar, conrad masanın başında oturan yorgun adamı gösterirken liam neden bu kadar baygın olduğunu sorar, conrad gülümser

 

“beni bulmaya çalışıyormuş..”

 

liam şu mesele derken conrad başını sallar ve diğerlerinin yanına geldiklerinde sesini yükseltir

 

“millet! Herkes tanışsın, liam-“

 

conrad’ın lafı yarıda kalmış, genç adamın soyadını bilmiyor, yanındaki adama bakar, liam sırıtarak millete bakıyorken conrad’ın ona baktığını görünce o tarafa döner

 

“ne?”

“soyadın nedir?”

“oh tabii, douglas-“

 

liam masadakilere dönerek elini kaldırır

 

“liam douglas, çok memnun oldum..”

 

herkes gülümserken nicole de el sallamak ister ama aynı anda meyve suyu dolu bardağını devirirken liam gördüğü anda bir anda küçük kızın iskemlesinin yanında var olur, düşen bardağı anında tutarak düz çevirirken gülen yüzlerin kaşları kalkmış ve büyümüşken liam gülümseyerek bardağı küçük kızın eline veriyordur, nicole kıkırdarken liam ona bakan gözlere döner ve doğrularak conrad’a bakarken arkadaşı açıklar

 

“liam hızlıdır, çok hızlıdır..”

 

liam gülümseyerek başını sallarken elini ceplerine sokmuştur, o sırada ewan’ın yanındaki güzeller güzeli esmer bir kadın konuşur

 

“hoş geldiniz bay douglas, ben kraliçe biana lysander, oturun lütfen..”

 

liam hafifçe eğilerek selam verirken biana gülümser, liam’ın yanında bir iskemle boşaltılırken genç adam teşekkür eder ve eidan’ın yanına otururken su kıran onun omzunu sıkarak çay fincanının doldurulması için arkada bekleyen hizmetçi kıza elini kaldırır..

 

 

“neredensin liam?”

 

liam sıcacık çayından bir yudum almış, sıcak su dışında bir şey içebildiği için ayrıca bir zevk duyuyorken yanındaki eidan’ın sesiyle o tarafa döner

 

“troova..”

 

eidan’ın kaşları kalkarken karşısında oturan franco’ya bir bakış atar, liam da o tarafa bakıp franco’nun da suratının yamulduğunu görünce kaşlarını çatar

 

“yanlış bir şey mi söyledim?”

“yoo..”

“o zaman nedir bu?

 

liam kaşını gözünü kaldırarak boynunu büker, gözünü kırpıp kafasıyla yanındaki işaret ederken franco güler, eidan da ensesini kaşırken konuşur

 

“troova birkaç sene önce tuzla buz oldu desem?”

kader derim. Gidip arayacağım kimse yoktu, ama yazık olmuş.. büyük bir olay mıydı?”

 

eidan başını sallarken franco da öyle olduğunu söylüyor, sonra liam’dan yanındaki ekmek sepetini istiyorken konu değişiyordur..

 

 

“ben odada olacağım, yiyecek kadar gücüm yok..”

 

ewan masaya tutunarak ayağa kalkarken conrad ona bakıyordur, biana da ayaklanmış, kocasının koluna girerken ewan onun elini tutarak çeker

 

“kendim giderim biana-“

“merdiven-“

“kendim giderim-sonra görüşürüz..”

 

masadaki herkes bir şekilde onaylar, ewan arkasını dönüp yavaş adımlarla eve dönerken biana onu izleyerek yerine oturuyor, ewan içeri girdikten sonra tekrar önüne dönüyorken conrad onların arasında duran kocaman buzdan duvarı fark etmiş, bir şey söylemeden yerinden kalkar ve ewan’ın arkasından giderken masadakiler usulca sohbet etmeye devam ediyordur..

 

 

conrad’ın iki adımına karşılık ewan ancak bir adım atıyorken abisi birazda gelip kolunu tuttuğunda ewan da ona tutunur, conrad onun soluk renkli yüzüne bakıyorken sorar

 

“yine komaya girmeyeceksin, değil mi?”

 

ewan başını iki yana sallarken conrad onu asansörün önüne getirmiştir-

 

“evin içinde asansörden nefret ediyorum, bırak merdivenleri çıkayım-“

“10 senede odana ulaş diye mi? sanmıyorum..”

 

conrad düğmeye basıp beklerken ewan başını tutarak duvara yaslanır, eli hala abisinin kolundayken kapılar açıldığında conrad onu içeri sokar

 

“bebek yüzünden mi?”

“her şey yüzünden..”

 

conrad sessiz kalırken en üst kata geldiklerinde kapı açılır, ewan önden bir hamle yaparken conrad izin verir. Kral önden yürüyorken bir an olduğu yerde durur, başını tutarak iki büklüm olurken conrad genç adamın sırtını tutuyor, onunla aynı hizaya eğilir

 

“ewan birini çağırmamı ister misin-“

“dorian-dorian’ı çağır..”

 

conrad başını sallar, odanın kapısı uzak gelmiş, ewan’ı tutarak duvarın kenarına oturturken genç adam başına giren ağrıyı itmek için derin nefesler alıyordur. Conrad’ın merdivenlerden inen hızlı adımları duyuluyorken ewan onları adım olarak değil, kafatasına vurulan çekip darbeleri gibi duyuyor, inleyerek iki eliyle başını biraz daha sıkar..

 

 

“ewan..”

 

ewan başını kaldırıp dorian’ı gördüğünde duvara tutunarak doğrulur, conrad da ateş kıranın arkasında duruyorken ewan ona bakar

 

“sen gidebilirsin conrad, iyiyim-“

“bir şey olursa-“

“iyiyim dedim, dorian’a ihtiyacım vardı, aldım, iyiyim. Diğerlerinin yanına dön..”

 

conrad peki diyerek yanlarından ayrılırken ewan dorian’a bakar, bir şey demeden arkasını dönüp ağır adımlarla odasına giderken başı hala uğulduyordur, kapıyı açıp içeri girerken dorian’ın onu takip ettiğini biliyor, kapıyı açık bırakır..

 

 

“iyi misin?”

 

ewan başını iki yana sallarken dorian kapıyı itiyor, kapandıktan sonra ellerini cebine sokarak olduğu yerde beklerken ewan yatağa uzanmış, sağ elini gözlerine kapatarak konuşur

 

“kıranlar beni ittikleri sürece iyi olmayacağım..”

 

dorian kaşlarını çatarak yatağa doğru bir adım atarken ewan gözlerini ovuyor, devam eder

 

“sienna benim varlığımı bile istemiyor, saraya döndüğünde daha kötü olacak.. bir de biana var..”

 

ateş kıran olduğu yerde bir şey söylemeden dinliyorken ewan aklını toplamaya çalışıyordur, elini indirerek tavana bakarken konuşur

 

“bebeği kullandığım gün beni öldürecekti-“

“korumaya çalışıyordu-“

öldürecekti. Son anda tuttu dorian.. koruyacak olsa kan kusmazdım, değil mi? biana da farkında, ama konuşmuyoruz.”

“ne demeye çalışıyorsun?”

“biana benim karım olabilir, ama gücüne güvenmiyorum.”

 

Dorian cebine soktuğu ellerini çıkarırken ewan yataktan kalkıyordur, bir an için gözleri kararırken başını silkeleyerek ayağa kalkar

 

“ne olursa olsun biana bir kez kendini kaybetti, kraliçe olması tamamen aydınlık ve iyi bir güç olduğu anlamına gelmiyor-“

“zindana mı kapatacaksın crash-ewan..”

 

ewan hafifçe gülümserken dorian aldırmadan devam eder

 

“bunun benimle ne ilgisi var?”

“benim olan bir tek sen varsın, ben gücümü toplayana kadar biana’yı izle..”

 

dorian tepki göstermezken ewan onun yanından geçerek banyoya gidiyordur, bir an yolda dururken kaşlarını çatarak arkasını döner

 

“ne yapıyorsun?”

“hiçbir şey?”

“bir şey yapıyorsun..”

 

dorian ellerini açarak bir şey olmadığını gösterir, ewan onu dinlemeden yanına ilerler ve elini genç adamın cebine sokarak yakut ateş tılsımını tutar, ama elini geri çekmezken dorian ona bakıyor, kralın gözleri kararmışken bir an sonra kendine ait olanın dudaklarına uzandığında ateş kıran kasılarak kapanmayan karanlık gözlere bakar..

 

 

SOUNDTRACK / Republic – Stop & Stare

 

 

 

ewan biraz sonra ateş kıranı ensesinden tutarak ağzını açarken dorian ona izin verdiğinde yorgun adam gözlerini kapatır, dorian’ı iterek yatağın ayağına yaslarken ateş kıran onun başını tuttuğunda ewan elini onun cebinden çıkarır, altın tılsımın zinciri parmaklarından akıyorken akasha ateşin gücünü emiyordur, alevler karşı çıkmıyorken tılsımın kırmızı yakutu ewan’ın parmaklarının arasında parlar..

 

 

dorian şimdi bir şeyler yaptığını biliyor, ewan’ın nefesi kendi ciğerlerine doluyorken ateş kıran genç adamın başını tutarak kontrolü eline alır, biraz sonra cebindeki elin çıktığını hissediyorken parmak uçlarında başlayan ateşi hissediyor, ewan onun nefesine dokundukça dorian daha da ısınıyorken biraz sonra neden ısındığını anlamış, hızla gözlerini açarak ewanı tüm gücüyle omuzlarından geri iter, genç adam yere düşerken dorian da yataktan uzaklaşmış, bir anda bütün vücudu alev alırken ewan nefes nefese, önündeki alevden adama bakıyor, avcundaki tılsımı sıkmaya devam ediyorken dorian gözlerini kapatmış, ellerini yumruk yaparak sakinleşmeye çalışıyorken başaramıyordur. Alevden göz kapaklarını açarak tekrar ewan’a bakarken konuşur

 

“tılsımı bırak..”

 

ewan avcunu açıp tılsımı yere bırakırken dorian elini uzatır, altın zincir ve ucundaki tılsım ateş kıranın alevlerine karışırken biraz sonra alevler yok olmuş, dorian üzerindeki yanık kumaş parçalarıyla yere çökerken tılsım sapasağlam, genç adamın elinde duruyordur. Dorian kolunun üzerine yapışmış, gömleğinden kalan son parçayı derisinden koparıp yere atıyorken yer yer yapışmış kumaşlar dışında üzerinde bir şey kalmamıştır. Ewan onu izliyorken dorian başını kaldırıp ona baktığında genç adam uykusundan uyanmış, ayılarak onun yanına gelir, dorian’ın kumaşları çektiği yerdeki yanıklara elini bastırırken dorian acıyla gözlerini kapatak mırıldanır

 

“bir daha haber vermeden üzerime saldırma-“

“neden böyle oldun?”

“benim yerime sen kontrol ettin..”

 

ewan bir parça kumaşı daha çekiyorken dorian konuşur

 

“ben sadece bir bedenim, kendim kontrol etmediğim sürece ateş bir dahaki sefere derimi de eritebilir, dikkat et-hey-hey!”

 

ewan dorian’ın göğsündeki bir yere elini koyarken ateş kıran acıyla dişlerini sıkar, ewan onun yüzünü izliyorken elinin altındaki deri iyileşiyordur..

 

 

dorian ewan’ın eşofmanlarından birini giymiş, üzerine bir tişört geçiriyorken ewan yerdeki kumaş parçalarına bakıyordur, ayağının ucuyla onları iterken dorian eli kapının kolunda, konuşur

 

“biana konusunda emin misin?”

 

ewan başını sallarken dorian onun hayal kırıklığını da görmüş, ama o konuda bir şey söylemezken konuşur

 

“bir şey görürsem söylerim..”

“sağol dorian..”

 

dorian başını sallayarak dışarı çıkarken ewan kapanan kapıya bakar, derin bir nefes alarak içine dolmuş gücü hissederken hafifçe gülümser..

 

 

conrad akşam olana kadar ortalıkta dolaşmış, ewan’ın artık odadan çıkmayacağını anlamışken üzerine gitmemeye karar verir, zaten geldiğinden beri problemden başka bir şey görmemişken gün boyunca yine bir şeyleri unuttuğunu hissederek dolaşmıştır. O unutulan şey biraz sonra delialona’nın kolunda saraydan içeri girerken delia conrad’ı görmüş, gülümser

 

“liam bana hatıralarınızı anlatıyordu conrad..”

 

conrad liam’a bir bakış atarken genç adam sırıtır, conrad da gülerek delia’ya dönerken genç kadın saçlarını geriye atar ve o anda conrad o elde parlayan bir şey görür, delia’nın elini yarı yolda kendine çekerek bakarken genç kadın ohlar, conrad ona bakarken tuttuğu eli sallar

 

“nedir bu?”

“nişan yüzüğüm..”

“ne zaman nişanlandın sen?”

“2 ay önce..”

 

conrad tekrar yüzüğe dönerken delia yukardan inen colm’u görmüş, gözleriyle geri dönmesini işaret eder-

 

“hey colm!”

 

conrad liam’ın sesiyle arkasını dönerken delia şokla gülerek liam’a bakıyordur, genç adam gülerek ne olacağını merak ettiğini söylüyorken conrad uygulamalı örnekle colm’u gidip merdivenlerden aşağı çeker, boynuna sarılıp başını ezer gibi eğerken konuşur

 

“neden bana kimse bir şey söylemiyor-“

“kötü bir niyetimiz yoktu-conrad boynum kırılacak-“

“delora’yla diğeri de evlendi mi?”

“hayır-“

“daha ne beklediler?!”

“seni?!”

 

conrad colm’un boynunu bırakır, genç adam doğrulurken boynunu ovuyor, önünde gülümseyen conrad’a bakarak kaşlarını çatar

 

“kızdın sanmışt-“

 

colm bir an sonra conrad tarafından sımsıkı sarılırken kolları iki yana açılır, biraz sonra gülerek o da genç adamın sırtına vururken conrad ayrıldığında merdivenlerden yukarı bağırır

 

“DELORA! HANGİ DELİKTEYSEN ÇIK, YANIMA GEL!”

 

colm gülüyorken conrad dönerek nişanlılara bakar, delia maviş gözleri parlayarak colm’una tutunuyorken conrad başını iki yana sallayarak liam’a işaret eder

 

“deli bunlar..”

“senden deli olmasınlar..”

 

conrad yine gülerken merdivenlerden delora görünür

 

“dante uyuyor neden bağırıyorsun conrad-“

 

adı geçen conrad bir an sonra basamakları tırmanıp delora’ya sarılırken genç kadın feryat ederek ayakları yerden kesilir

 

“düşüreceksin-conrad!”

 

delora gülerek conrad’ın omuzlarına tutunuyorken biraz sonra ayakları tekrar yere bastığında geri çekilir

 

“ben de seni seviyorum!”

“beni mi beklediniz?”

 

delora bir an neler olduğunu anlayamazken hemen sonra bakışları yumuşadığında gözleri dolar ve başını sallarken conrad küçük nobes’in başını tutarak saçlarını öper, delora ona sarılırken favian saraya girmiş, liam’a neler olduğunu soruyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Missy Higgins – The Sound of White

Like a freeze-dried rose, you will never be what you were to me in memory.

 

 

“aşağıdaki gürültü nedir?”

“conrad delora’yla hasret gideriyor...”

 

ewan yattığı yerden başını sallarken biana odaya girmiş, yavaşça kapıyı örter, ayağındaki topukluları çıkarıp bir kenara bırakırken elbisesinin fermuarını açarak yatağa geliyor, yumuşak kumaş bacaklarından süzülerek yerde kalıyorken genç kadın örtülerin altına girerek kocasının yanına kıvrılır

 

“ewan?”

 

genç adam gözleri kapalı, bir hım? mırıldanır, biana onun yüzünü parmaklarıyla tekrar çiziyorken sorar

 

“bir şeyler mi oluyor?”

 

ewan başını iki yana sallarken biana parmaklarını genç adamın dudakları üzerine bırakmış, usul nefesin parmak uçlarına vurmasını hissediyorken gözleri kapalı gözlerinin gerisini görmeye çalışıyordur, ama ewan gözlerini açmıyorken biana uzanarak parmaklarının dokunduğu dudakları öper, usul bir karşılık almış, ama gerisi gelmemişken genç kadın geri çekilir, ewan gözlerini açmadan hafifçe dudaklarını ıslatırken biana eli genç adamın göğsünde, onun yanındaki yastığa başını koyar..

 

 

biana ne kadar zaman sonra uykuya daldığını bilmiyor, ama elinin altındaki beden hareket edince gözlerini açarken ewan onun elini yatağa bırakarak kalkıyordur. Biana gözlerini açarak başını kaldırırken sorar

 

“iyi misin?”

“iyiyim, hava alacağım.. sen uyu-“

“ewan yalnız-“

“yalnız kalabilirim biana, sen uyu.”

“neden beni itiyorsun? Ben sana ne yaptım?”

 

ewan olduğu yerde yataktaki kadına bakıyorken simsiyah saçları yastığına dokunan kadın bütün güzelliğiyle ona bakıyordur, genç adamın içi burkulurken bütün her şey onların elindedir, her şeye sahiptirler, ama bunların hiçbiri olmadan önce, hiçbir şeyleri yokken oldukları ewan ve biana değildirler artık. Genç adam bunu iki gün önce, kardeşini aramak için yapabileceği tek şey de elinden canı pahasına alındığında anlamışken biana’nın anlamamış olması daha çok canını yakıyordur. Kralın karanlık kahverengileri kraliçeyi izliyorken genç adam dizini yatağa bastırarak biana’nın yüzüne yaklaşır

 

“itmiyorum, sadece hava alacağım..”

 

biana başını sallarken ewan uzanarak genç kadını öper, ikisinin dudakları bir an birbirinde asılı kalırken ewan usulca son bir kez daha karısını öper, sonra yataktan çekilerek kapıya giderken biana onun gidişini izliyor, kapı ewan’ın arkasından kapandığında az önce öpülen dudaklarını ısırarak yorganına tutunur..

 

 

1 hafta sonra..

 

“raporları oreon’a ulaştırın, 4. sektörü kapatsınlar..”

 

görevli ewan’dan kağıtları alır, sonra dönerek çıkacakken ofiste oturan biana’ya bakar, kraliçe de başını salladıktan sonra görevli dönerek dışarı çıkar, kapı kapandığında ewan biana’ya döner

 

“son günlerde çok ilginç bir şey fark ettim biana..”

“nedir?”

“ne zaman sen yanımdayken birine bir şey yapmasını söylesem, herhangi bir şey, senden bir şekilde onay alınmadan işler ilerlemiyor, bunun neden böyle olduğunu sorabilir miyim?”

 

biana ewan’a bakıyorken ikisinin kahverengi bakışları kesişmiş, kral cevabını bekliyorken kraliçe konuşur

 

“özel bir sebebi yok, saygılarından olmalı-“

benim verdiğim bir emir senin onayın olmadan uygulanmıyor, her raporda gerekli olmasa bile senin imzan var-“

“sistem artık bu şekilde işliyor ewan-“

“NEDEN KRALIN EMİRLERİ TEK ELDEN İŞLEMİYOR?”

 

biana ewan’ın yükselen sesiyle susarken ewan kavga etmek ya da sadece bağırmak için bağırmamış, asıl cevabı almak için soruyu hatırlatmışken biana oturduğu koltuğun kollarını tutarak ayağa kalkar

 

“gerçekten bilmek istiyorsan söyleyeyim. Kraliyet kanı bana ait, eskiden olduğu gibi kral kraliçeden önce gelmiyor, bu yüzden de kraliyetin verdiği her emir kraliyetin asıl sahibinden onay alıyor..”

 

ewan dişlerini sıkıyorken biana masaya yaklaşarak kocasının önünde eğilir

 

“canını sıkmak istemiyorum ewan, beni yapmak zorunda bırakma..”

“emredersiniz kraliçem.”

 

Biana ellerini masaya vurarak doğrulurken geri çekilir

 

“neden böylesin!?”

“sen neden böylesin!?”

“nasılım?! Nasılım ewan?!  Nedir problem-“

“BENİ ÖLDÜRECEKTİN!”

 

biana bir adım daha geri atarken ewan da ayağa kalkmıştır, masayı tutarak ayakta duruyorken biana gözlerini kısar

 

“ne dediğini kulağın duyuyor mu-“

“gayet iyi duyuyor. O gün sienna’yı kurtarmak için beni öldürecektin. Farkında değil miyim sanıyorsun? Gücünü kontrol edemedin, düşünmedin bile! Geldin, bana karşı çıktın, zırhımdan içeri girdin ve bana zarar verdin-“

“bebeği öldürecektin ewan?!”

“ÖLDÜRMEYECEKTİM KAHROLASI! ÖLMEYECEKTİ! BİR KEZ OLSUN BENİM DOĞRU BİR ŞEY YAPMIŞ OLACAĞIMI DÜŞÜNEMİYOR MUSUN!? NEDEN BENİ EZİP GEÇMEK İÇİN ELİNE GEÇEN HER FIRSATI KULLANIYORSUN-“

“HAYAL GÖRÜYORSUN EWAN! NELER SÖYLÜYORSUN-“

“DOĞRULARI!”

 

biana öfkeden gözleri dolarak parmaklarını dudaklarına bastırırken ewan masanın etrafından dolaşarak onun yanına gelir, kollarından tutarak gözlerine bakarken konuşur

 

“kabul et, farkındaydım de.. biliyordum, ama engel olamadım de biana..”

 

genç kadın başını iki yana sallarken ewan onun ellerini tutarak dudaklarına bastırır ve başını eğerken biana ellerini ondan çekerek geriye bir adım atar

 

“sienna’ya zarar verecektin, kendine zarar verecektin.. conrad’ı bulmak için gözün kararmıştı, eriyip gidiyordun. Sonunda bebek ortaya çıktığında onu feda ederek-“

“sana yüzlerce defa bana güvenmeni söyledim-“

“KENDİNİ KAYBEDEBİLİRDİN! BEN NASIL OLDUĞUNU BİLMİYOR MUYUM SANIYORSUN!?”

“BEN SANA NE OLURSA OLSUN GÜVENDİM!”

 

biana başını iki yana sallayarak arkasını döner ve kapıyı açıp dışarı çıkarken antredeki latty onu görmüş, dakikalardır içerden gelen sesleri de duyuyor, kaşlarını çatarak ofisten içeri bakacakken ewan kapıyı çarparak kapatır...

 

 

“bebek ölmeyecekti de, herkesle barış bitsin bu olay! Neden olay çıkartıyorsun!?”

“sen karışma conrad!”

 

ewan şimdi de yanına gelen conrad’ı azarlıyor, olanlara kimsenin aklının erebileceğini düşünmüyorken abisi sinirlenmiştir

 

“bana bak ewan-“

sen karışma conrad.

 

Conrad ewan’ı pataklamak istese de sesini çıkartmaz, derin bir nefes alarak sakinleşirken ellerini kaldırır

 

“sakinim. Çok sakinim. Aylarca tanrıların zindanlarında kalmış olmam beni hiçbirinizden üstün yapmaz. Sakinim.”

 

Ewan gözlerini devirerek abisini kendine çekip sarılırken conrad onun sırtına vurarak ensesini sıkar

 

“senin kötü bir şey yapmayacağını ben biliyorum, ama o kıran kafalarınız yüzünden siz anlamıyorsunuz.”

 

Genç adam geri çekilirken salak kardeşinin yüzüne bakar

 

“ne yapacaksan bağırmadan yap, ayrıca git oğlunla ilgilen. İkiniz de varlığını unuttunuz.”

 

Ewan yutkunarak bu konuda hatalı olduğunu inkar etmiyorken conrad başıyla kapıyı işaret eder, kardeşi ikiletmeden dışarı çıkarken conrad da bir gün gerçekten kaçacağını söyleyerek onu takip ediyordur..

 

 

Ewan bahçede oğlunu arıyorken owen faye’le beraber bir köşede oturmuş, diğer üçü koşturup kendilerinden geçiyorken ikisi sessizce birbirlerinin oyuncaklarına bakıyordur. damla çikolata gözler babasını görünce küçük adam çimlere tutunarak ayağa kalkar, küçük bacaklarıyla koşarak babasına giderken ewan oğluna sarılarak kaldırır

 

“ne yapıyorsunuz owen?”

“oyuncaklar bakıyoyuz..”

 

faye de sarı saçlarını küçük elleriyle gözlerinden çekip ewan’a bakarken genç adam gülümser, küçük kız da bebeklerin birine uzanırken gülümser, owen babasıyla birlikte yere otururken ewan onların oyuncaklarını göstermelerini izliyor, her parçayı büyük bir ilgiyle inceliyorken prens owen arabasını çimlere atarak ilerlemesini bekliyordur..

 

 

biana odasında oturamamış, dışarı çıkıp oğlunu bulmak istemişken bahçeye çıkan merdivenleri iniyordur, şöyle bir etrafına bakarak önce nicole ve jonathan’ı görür, sonra ilerde marla’yla beraber kurbağanın peşinden koşan liv ve faye’i bulurken ilerdeki göle doğru baktığında ewan ve yanındaki kısacık oğlunu görür, iç çekerek son basamağı da iner ve göle doğru yürürken arkasından biyanalayarak koşan jonathan’a gülümseyerek el sallar, ufaklık yarı yolda yine nicole’ün peşine koşarken biana onları geçerek ewan ve owen’ın yanında durur, genç adam onu görmüş, ama o tarafa dönmemişken owen başını kaldırmış, annesine bakıyordur

 

“anne balık yok..”

 

biana oğlunun yanına eğilirken owen onun omzunu tutarak gölü işaret ediyordur, bugün neden balıkların olmadığını soruyorken annesi onların suyun ortalarında yüzdüğünü söyler, owen neden diye soruyorken biana suyun orada daha soğuk ve güzel olduğunu söylüyordur, ewan onların yanından uzaklaşırken owen babasının gittiğini görmüş, arkasından seslenir

 

“baba!”

 

ewan dönüp oğluna bakarken evi gösterir

 

“eve gidiyorum, geliyor musun?”

“ama balık geliyse?”

 

ewan biana’ya bakarken genç kadın oğlunun yanağını öperek gülümser

 

“karanlık oluyor, balıklara yarın bakarız, olur mu? hadi bebeğim..”

 

owen balıkları yarına bırakıp annesinin boynuna sarılıyorken biana gülümseyerek oğlunu kaldırır, küçük bacaklar iki yandan sarkıyorken biana geri dönerek saraya yürüyor, ewan onların arkasından bakıyorken iç çekerek parmağındaki alyansla oynuyordur..

 

 

biana olaysız geçen bir akşam yemeğinden sonra owen’ı yatırmış, yatak odasının kapısını açık bırakarak dışarı çıkar, hemen yandaki kraliyet yatak odasına girerken yatağın solunda, normalde hiç kullanılmayan kapı açılmış, içerdeki ikinci gizli yatak odasının ışığı yanıyordur. Biana sakin adımlarla giderek kapının yanında dururken ewan yatağın üzerine attığı yastıkları bırakarak ona bakar

 

“bu gece burada yatacağım..”

 

biana başını sallarken eli alyansını çeviriyor, bakışları kocasının hareketlerini takip ediyorken ewan yatakla işini bitirdiğinde kapıya gelir, biana’nın alyansının olduğu eli alarak yüzüğe bakarken genç kadın da başını eğmiş, usulca bir nefes alır, o anda ikisinin de bakışları birbirine kalkarken ewan konuşur

 

“daha sonra konuşuruz..”

 

genç kadın başını sallayarak elini çeker ve arkasını dönüp kendi odasına dönerken ewan bir an daha onu izleyip kendi odasının kapısını örter..