SOUNDTRACK / Blue – Signed, Sealed, Delivered I’m Yours

#12 – One Week To The End

 

SOUNDTRACK / Blue – Signed, Sealed, Delivered I’m Yours

 

 

“çek-ipi çek! İP, CONRAD İP!”

 

liam uçurtmanın ipini conrad’ın elinden alıp doğru şekilde çekiyorken yarım saattir havada can verecek gibi sallanan rengarenk uçurtma düzelmiş, upuzun kuyruğu rüzgarda salınıyorken liam’la beraber başlarını kaldırmış, havaya bakan ufaklıklar gülüyordur. Nicole ellerini çırparak uçurtmayı işaret ediyorken birazdan belinden sarılıp havaya kaldırıldığında çığlığı basar, conrad küçük kızı omzuna alıp uçurtmaya biraz daha yaklaştırırken concon babasının paçalarını çekiştiriyordur, liam gülerek uçurtmayı kontrol etmeye çalışıyorken başını indirir, o sırada delora ve annesi lucinda bahçeye iniyorken liam bir an elindeki uçurtmanın kontrolünü kaybeder, ip gevşemiş, renkli uçurtma deli gibi sağa yalpalıyorken çocukların bağırmasıyla liam kendine gelir, ipi çekerek uçurtmayı tekrar düzeltirken conrad onun nereye baktığına bakmış, delora ve lucinda’yı muhtemelen yine düğün planları yaparken görmüş, tekrar liam’a dönerken sırıtır

 

“hangisine bakıyorsun?”

“efendim?”

“az önce aklın gitti-“

“aklım falan gitmedi, uçurtma uçurmak zor iş-“

“delora evleniyor biliyorsun..“

“çeneni kıracağım-“

“ama lucinda dersen-“

“sonra da burnunu kıracağım-“

“hak veriyorum aslında, nobeslerin en güzeli-“

“en sonunda kafanı da kırıp bırakacağım.”

 

Conrad gülerken liam cevap vermemiş, eğilerek uçurtmanın ipini liv’in eline verirmiş gibi yapar, küçük kız büyük bir heyecanla liam’ın elleri üzerinden uçurtmayı tutuyorken owen ve jonathan büyük bir dikkatle onu izliyor, yanlarındaki faye de gülerek liv’in uçurduğu uçurtmaya bakıyorken liam gülerek küçük kızın başını öpüyor ve bahçede tur atan anne ve kızını izliyordur..

 

 

Conrad ve liam uçurtma saatini bitirmiş, çocukları marla’ya bırakmışken liam conrad’ın kapanmak bilmeyen çenesini kırma isteğini bastırmaya çalışıyordur, ikisi tatlı tatlı kavga ederek yürürken bahçenin ortasında mason belirdiğinde conrad o tarafa seslenir

 

“MASON! BU TARAFA!”

 

mason conrad’ın sesini duymuş, o tarafa ilerlerken gömleğininn kollarını kıvırıyordur

 

“latty’i gördün mü?”

“latty’i ne yapacaksın?”

 

mason bir an duraklarken conrad gayet doğal bir soru sormuştur, mason da aynı doğallıkla omzunu silker

 

“hiçbir şey, sordum..”

“iyi, gel sana bir şey göstereceğim..”

 

conrad genç adamın ensesini tutarak yürürken mason ve liam selamlaşıyor, conrad’ın uyduları olarak yollarına devam ediyorlarken latty saraydan çıkmış, hızla merdivenleri iniyorken arabası kapıda onu bekliyordur, prenses katılacağı müze açılışı için giydiği koyu kahverengi elbisesinin eteklerini düzelterek bahçeye indiğinde ilerden o tarafa doğru gelen mason’ı ve yanındakileri görür, sarışın adam onu görünce gülümserken latty de içinde bir yerlerde zıplayan şeye şaşırarak gülümser ve dalga dalga saçlarını sırtından akıtarak arabaya binerken conrad mason’ı tam tersi bir yere götürüyor, genç adam bir an daha arkasına bakıp götürüldüğü yere dönüyordur..

 

 

ewan oreon’a gitmek için aşağı iniyorken oreon’dan onu almak için gelmiş araçtan sienna ve tessa çıkıyordur, genç kadın kapıdaki adamı görünce refleksle elini karnına götürerek ewan’a bakarken genç adam ceketinin yakalarını düzelterek onların yanına gelir

 

“sienna, ne sana, ne de bebeğe zarar vermeyecektim-“

“sana güvenmiyorum ewan-“

“üzgünüm..”

 

sienna başını iki yana sallayarak tessa’nın elini tutarken iki genç kadın kraldan sıyrılır, yavaşça merdivenleri çıkarken ewan içi sıkılarak araca biner..

 

 

“sienna maynard’a döndü..”

“biliyorum, gel..”

 

dorian ofisten içeri girip kapıyı kapatırken ewan masanın yanında duruyor, elindeki dosyaları bırakır, ateş kıran ona geliyorken ewan ona elini uzatır, dorian gözlerini devirerek cebindeki tılsımı çıkarır ve ewan’ın eline verirken genç adam gülümser

 

“bir şey yapmayacağım..”

“sağol..”

 

dorian bir haftadır yaptığı gibi yine ofisteki yerine oturur ve ewan’ın güçlenmesine adanan vakti geçirmeyi beklerken ewan bilgisayarının başına geçmiş, ekranda bir şeyleri inceliyorken tutkunun tılsımını elinde döndürüyordur, kırmızı yakut pırıl pırılken dorian yutkunarak ona bakar, ewan da tılsımı görmüş, irkilerek kolyeyi masaya bırakır

 

“bilerek olmadı-“

“biliyorum..”

“buna bir çözüm bulmamız gerekiyor, sana her dokunduğumda alev alırsan yandık..”

 

dorian kaşını kaldırırken ewan tılsımı tekrar eline alarak kalkar, dorian bütün tüyleri diken diken olarak oturduğu yere biraz daha yerleşirken ewan yanına gelmiştir

 

“kalk marcell..”

“emir verme kısmına geçtik, mükemmel..”

 

ewan sırıtırken dorian kalkmış, bir an sonra ensesinden tutularak dudaklarına saldırılırken genç adam ensesine uzanan kolu tutarak dengesini bulur, ewan onun ağzını zorla açarak dilini içeri daldırırken dorian gözlerini kapatmış, yine parmak uçlarının ısındığını hissediyor, ewan’ın ağzına bir şeyler mırıldanır, ewan o mırıltının üzerine dilini bastırırken dorian genç adamın yakasını yumruğunun içine alır, tüm gücüyle onu geri iterken ewan sadece başını çekmiş, önünde kendini kontrol etmeye çalışan ateş kırana bakar

 

“kontrolünü geri al marcell-“

“çekil-“

“geri al-“

“yanacaksın çekil-“

“geri-“

 

ewan bir an sonra yine yere yapışırken dorian yine alev almış, ama bir an sonra tekrar sönerken tanrıya şükür bütün giysileri yerindedir, ewan rahatlarken dorian ellerine bakıyordur, tekrar ewan’la göz göze geldiğinde hafifçe gülümser

 

“oldu sanırım..”

“bir dahaki sefere beni yere itmeden yaparsan daha mutlu olacağım-“

“bir dahaki sefer olmayacak, iyileştin. Tılsımı ver..”

 

ewan yerden kalkarken tılsımı dorian’a fırlatır, ateş kıran havada yakalayıp cebine atar ve kapıya ilerlerken araksından ewan acıyla haykırdığında hızla arkasını döner, masaya yaşlanmış adam sırıtıyorken dorian gözlerini devirerek önüne döner, kapıyı açıp dışarı çıkarken ewan gülümser..

 

 

favian herkesin işlerine dönmesinden sonra sarayda dolaşıyorken latty dönene kadar yapacak bir şeyi yoktur, delora’nın bıraktığı davetli listelerine bakmak için ofise girerken içerdeki biana’yı görünce şaşırmış kaşlarını çatar

 

“sen neden oreon’a gitmedin?”

“kendimi iyi hissetmiyorum..”

 

favian içeri girip kapıyı kapatırken biana ona bakıyor, gülümser

 

“iyiyim, canım sıkkın sadece..”

 

favian geçip genç kadının önünde otururken sorar

 

“ewan’la ilgili mi?”

“zor bir seneydi favian-“

“zor bir senenin sıkıntısıyla diğerini ayıracak kadar çok yanında kaldım..”

 

biana’nın bakışları  gölgelenirken favian başını iki yana sallar

 

“öyle demek istemedim, geçmişe dönme..”

“ewan onu öldürmek istediğimi düşünüyor..”

“istiyor musun?”

“favian, lütfen..”

 

genç adam ellerini açarak kendini savunur

 

“gayet basit bir soru sordum, istiyor musun-“

“elbette istemiyorum!”

“güzel, bunu ona da söyle..”

“o kadar basit değil.. ona güvenmediğimi de düşünüyor..”

“güveniyor musun?”

 

biana cevap vermezken favian ona bakıyor, hafifçe başını eğerek cevap beklediğini gösterir, genç kadın başını eğerken favian kaşlarını çatar

 

“ewan senin kocan, hayatın. Ona güvenmiyor musun?”

“ben de öyle olduğu için daha kolay olacak sanıyordum..”

“asıl problem nedir?”

“bazen kendimi özlüyorum favian.. ama zaman içinde o kadar çok şey olmuşum ki hangisinin gerçek ben olduğunu unuttum.. kral’ın istemediği kızı mıyım? Ewan’ın aşık olduğu kadın mıyım? Gezegenleri hiç düşünmeden yok eden şeytan mıyım-“

“sen şeytan olmadın biana-“

“oldum.. troova için olmasa bile sadece sana yaptıklarım bile yeter favian-“

“ben seni bağışladım..”

herkes bağışladı, ama ben kendimi bağışlayabildim mi bilmiyorum. Ewan’a güvenecek kadar, kendimi tam anlamıyla ona teslim edecek kadar bağışladım mı?”

“o zaman neden evlendiniz? Neden owen var? bunlar güven değil mi biana?”

“onlar aşk favian. Aşkımız varken yalnız değildik, şimdi evliyiz ve bir çocuğumuz, bir krallığımız var, ama yalnızız..”

 

favian buna karşılık bir şey bulamamışken biana iç çekerek arkasına yaslanır

 

“dergilerde canımı sıkan şeyler görüyorum, ewan ve benimle ilgili.. en son okuduğum dergide ewan ve benim bir resmimizi ayırıp ortasına buzdan bir duvar koymuşlar..”

 

favian kaşlarını kaldırarak hmmlarken biana başını koltuğuna yaslamış, hafifçe gülümser

 

“bu kadar doğru haber verdiklerini bilselerdi gurur duyarlardı..”

“ama bilmemeliler, değil mi?”

 

biana başını sallarken favian da aynı şekilde gülümser

 

“ben ilgilenirim..”

“halkı alevlendirmeye gerek yok..”

“alevlenseler ne olur?”

“kimin tarafında olacaklarına emin olamıyorum..”

 

favian başını sallarken ayağa kalkar, biana teşekkür ederken genç adam görevi olduğunu söyleyerek dışarı çıkar, kapı arkasından kapanırken biana yine yalnız kalmış, gözlerini kapatarak bir süre başını dinler..

 

 

“neredeydin?!”

 

delora akşamüzeri elinde bir dosya kadar kağıtla eve dönmüş, dosyanın kenarından renkli not kağıtları taşıyorken favian sabahtan  beri tek arkadaşı olmuş telefonla beraber genç kadının yanına gelir, soru soran dudaklarını öpüp elinden dosyayı alırken cevaplar

 

“dergi ve gazetelere göz dağı veriyordum..”

“işe yaradı mı?”

“son 2 saattir bir tanesinin editörüne ulaşmaya çalışıyorum, kraliçeden daha iyi saklandığı kesin..”

 

delora gülümserken hangisi olduğunu sorar

 

Rouge. Editör sarah morton..”

 

delora’nın dudakları büzüşürken favian gelinlik modellerinin olduğu dosyayı kapatarak kaşını kaldırır

 

“nedir o yüz ifadesi?”

“Rouge’a kadar ulaştıysak yandık demek. Onu ben hallederim, senin başka konuşman gereken yer varsa onlara devam et..”

“önce bianayla görüşeceğim, sonra devam ederim-ayrıca gelinliği boşverip beyaz dantel bir iç çamaşırı takımıyla gelirsen evrenin en mutlu adamı olurum-“

“34. modeli görmeden konuşma-hey!”

 

delora gülerek dosyayı nişanlısının elinden alırken ofisi işaret eder

 

“git işini yap, gece yatakta benimsin..”

 

favian mmmlarken delora gülerek onun yüzünü iter ve merdivenlere yönelirken favian da telefonuyla beraber ofise girer..

 

 

delora dosyalarıyla beraber dante’nin yatak odasına girerken ufaklık annesinin kucağında uyukluyor, cuslov yeni beslenmiş oğlunun sırtını okşuyorken delorayı görünce gülümser, delora da güzel ablasının karşısındaki pufa oturup dosyayı kucağına koyar ve minnacık sarı kafanın uykulu suratına bakarken gülümser

 

“benim de bir gün bundan bir tane olacak mı?”

“olcak tabii tatlım, neler getirdin?”

 

delora dosyasını şöyle bir gösterir, sonra tekrar kucağına koyarken usulca konuşur

 

“asıl mesele gelinlik değil.. Rouge dergisinin editörüne ulaşamıyoruz, sarayla ilgili dedikoduları kaldırmaları gerekiyor..”

“Rouge’dan önce kendi aramızda bazı şeyleri yoluna koymamız gerekiyor-“

“editöre ulaşmak daha kolay cuslov, inan. Sarah morton üniversite’de sizin dönemden değil miydi?”

“bir alt dönem..”

“o zaman arkadaşça bir telefon açarsan-“

“sarah benim arkadaşım sayılmaz, ama ortak birini bulabilirim..”

“kim?”

“samantha chambers..”

“samantha? Samantha samantha mı?”

 

cuslov gülerek başını sallarken delora dosyanın arasındaki kalemi çıkararak elini sallar

 

“numara lazım, aramalıyım..”

“rehberde olmalı, hatırlamıyorum-“

samantha, idolüm-“

“hey!”

“yani eskiden.

 

Cuslov kaşını kaldırarak başını sallarken delora sırıtır, dante çoktan uykuya dalmışken genç kadın yeğenine havadan bir öpücük atar, ablasını da altın sarılarından öperek çıkarken heyecanlı adımlarla merdivenleri iner..

 

 

SOUNDTRACK / Anastacia – Love Is A Crime

 

 

Ertesi gün Maynard kapıları siyah bir arabayı karşılıyor, ama açılmıyorken kapıdaki görevli şoförün olduğu tarafa bakıyor, bir işaret bekliyorken arka tarafın penceresi yavaşça iner ve sarışın bir kadın gülümseyerek kapıdaki genç adama bakar

 

“Samantha Chambers, Cuslov Nobe-Calis’le randevum var..”

 

genç adam yeşil gözleri parlayan genç kadına başını sallarken gözlerini ondan alamıyor, el yordamıyla kapının düğmesini bulur ve sakarca basarken demir kapılar aralanmaya başlar, arabadaki samantha teşekkür ederek büyülenmiş gibi duran genç adama göz kırpar ve penceresi tekrar yükselerek kapanırken araba hareket ederek açık kapılardan saraya girer, görevli oturduğu kabin penceresinden eğilerek arabanın arkasından bakar..

 

siyah araba sarayın merdivenlerinin önünde durmuşken şoför hızla arabadan iner, arkadan dolaşıp samantha’nın kapısını açarken genç kadın üzerindeki kırmızı elbisenin eteklerini sıyırarak bacağını dışarı çıkarır, ikinci sütun da onu takip ederken şoförün uzattığı eli tutar ve ince topukları üzerinde dururken genç adama gülümser

 

“teşekkürler steven, aradığımda burada hazır olacaksın, değil mi?”

 

steven büyük bir şevkle başını sallayarak tabii miss chambers diyorken samantha memnun, başını sallar ve elini genç adamdan alarak dar eteğini üzerine oturtur, ayakkabıları gibi gümüş pırıltılar saçan çantasını da kolunun altına alarak merdivenleri çıkarken kapıdan koşturarak dışarı çıkan delorayı gördüğünde olduğu basamakta durur, hafifçe gülümseyerek genç kadını şöyle bir süzerken delora ellerini açarak açık mavi elbisesiyle kendi etrafında döner, tekrar samantha’yla göz göze geldiğinde kırmızılı kadın kaşını kaldırmış başını sallar

 

“hiç fena değil..”

 

delora gülümserken bir iki basamak inerek samantha’nın yanına gelmiş, iki kadın hafifçe sarılarak selamlaşırken samantha içeri bakarak sorar

 

“kucağındaki bebeğin ağzına bir biberon dayayarak aşağı inerse giderim, umarım bunu açıkça hatırlatmışsındır..”

“yaptım, hatta biberonları yaktım, bebeği de başka bir boyuta yolladım..”

 

samantha gülerek harika diyorken sivri topuklar saraydan içeri girdiğinde büyük salondan cuslov çıkıyordur, samantha ilk görüşte bebek olup olmadığına  bakar, üzerinde gri pantolon ve kusursuzca oturmuş beyaz gömlek de kabul edilebilir derecedeyken ne yazık ki annelik havası her yerdedir, genç kadın iç çekerek arkadaşına ilerlerken cuslov gülümsüyor, genç kadına sarılıp geri çekilirken konuşur

 

“ne eksik kalmış?”

“çocuk doğurmadan önce birkaç önerim olabilirdi ama o gemi çoktan kaçmış hayatım..”

 

samantha giden geminin arkasından el sallarken delora gülüyordur

 

“sizi başbaşa bırakıyorum, bir şeye ihtiyacınız olursa-“

“ablanın bavulları ve bir de özel jet?”

 

delora ablasına bakarak uygun olup olmadığını soruyorken cuslov gözlerini devirerek elini sallar ve gitmesini söylerken delora cıvıldayarak uzaklaşır, samantha çoktan ana salona girmiş, yüksek tavanlı pahalı odada beğendiği koltukların birine oturmuşken o bacak bacak üstüne atar ve çantasını yanındaki sehpaya bırakırken cuslov da gülümseyerek onun karşısına geçer..

 

 

“hayatım söylediğin şeyi senin mantığın alıyor mu?”

 

samantha, cuslov bir fincan çay içerken kendisi bir kadeh beyaz şarap istemiş, zira bahçeden gelen çocuk bağrışmalarını ancak o şekilde izole edebilmişken şimdi ikisi asıl meseleyi tartışırken genç kadın pek mutlu görünmüyordur, kadehini çantasının yanında sehpaya koyarak devam eder

 

“Rouge için bütün halka ilişkiler işlerini ben yapıyorum, galalar, partiler, reklam kampanyaları.. ona gidip kral ve kraliçe hakkında bugünden sonra hiçbir şey yazmasan çok mutlu olurum tatlım diyemem, anlatabiliyor muyum? Ben de işlerime karışılmasını sevmem, hatta bu karışmak bile değil, açık açık ona ne yapması gerektiğini söylemek.. inan bana ne sen, ne ben ve tahmin edersin ki sarah bu tip bir şeye pabuç bırakmayız. İstemene bile şaşırdım..”

 

samantha’nın bu sözleri karşısında başkası olsa kendini ömür boyu suçlu hissederek özür dileyecekken cuslov tam tersini yapar, fincanını tabağıyla birlikte bir kenara bırakarak ellerini dizlerinin üzerinde kenetleyerek gülümser

 

“ne demek istediğini çok iyi anlıyorum samantha, ama durumun sosyal olarak ne kadar kritik olduğunu sen de görüyorsun. Biana’nın gelişinden başlayıp ewan’ın değişmesi, conrad’ın ortadan kaybolması, doğan çocuklar, daha doğmamış çocuklar..

 

samantha cümlenin ortasında bir yerlerde tekrar kadehine uzanmışken cuslov ona bakarak devam eder

 

“sarayın en başında olanların ilişki problemleri sadece bir parça dedikodu olarak kalmıyor, yarın magazin sayfalarından siyasi gazetelere geçecek, oradan gezegen meclislerine konu olacak, yönetim değişikliği istemine kadar gidebilir-“

“ve bunu kim engelleyebilir? Kral ve kraliçe daha yatak odalarında anlaşmaya varamamışken benim evrenimi yönetmelerini istemem. Yatakta yoksan kapakta olursun hayatım, kural bu..”

 

cuslov iç çekerek başını sallarken samantha onu izliyor, bir yudum daha şarap aldıktan sonra kadehi indirerek konuşur

 

“ama senin için bir istisna yapabilirim sanırım.. her ne kadar o çocukları doğurarak beni hayal kırıklığına uğratsan da-“

“çocukların olduğunda anlayacaksın, üstelik calis’le evlenmemi isteyen de sendin..”

“ben evlenmenizi istedim, çünkü yan yana güzeldiniz.. soyunuzu devam ettirmeniz konusunda bir fikir belirtmemiştim, her neyse. Asıl konumuz senin hayatını nasıl bir seferde çöpe attığın değil..”

 

cuslov gülümseyerek tekrar fincanını eline alırken samantha devam eder

 

“sarah ile  konuşacağım, ama hiçbir şeyi garanti edemem, ve emin ol ki onun senden daha güçlü savları olacaktır-“

“beni ona tercih mi edeceksin?”

“bana ne verdiğine bağlı tatlım? Hoşuma giden bir şey göremedim henüz..”

“öyle bir şey olduğunda ilk senin haberin olacak sam, söz..”

 

samantha hıhlayarak kadehini sehpaya bırakır, o sırada içeri marla’nın elini tutarak faye girerken küçük kızın sesiyle iki sarışın da o tarafa döner

 

“anne, uf oldu..”

 

faye dizindeki çizikleri gösteriyorken marla önemli bir şey olmadığını, ama yine de annesini istediğini söylerken cuslov genç kadına gülümser ve kızını yanına çağırırken faye marla’nın elini bırakarak pat pat annesinin yanına yürür, beyaz elbisesinin etekleri tozlanmışken küçük kız onların hiçbirine aldıracak kadar büyük değil, sadece annesini istiyorken cuslov ona uzanan kolların altından tutarak küçük prensesini kaldırıp bacaklarına oturtur

 

“ne oldu bebeğim, göster..”

“uf..”

 

faye dizini işaret ederken cuslov hafifçe kaşınmış gibi duran kızarmış deriye bakıyordur, eğilerek ufacık bacağı öperken faye parmağını kemiriyor, gülümser, annesi de onun yeşil gözlerine gülümseyerek saçlarını öper, sonra uzun süredir onları izleyen samantha’ya bakarken genç kadın kollarını kavuşturmuş, gözlerini devirir

 

“senin kadar güzel olmasa bir saniye dayanmazdım..”

 

cuslov gülerken faye daha önce görmediği kadına döner

 

“teğze?”

 

samantha’nın gözleri büyürken şokla cuslov’a bakar

 

“çocuklarına düzgün şeyler öğret cuslov, teyze nedir?!”

“teğze..”

 

samantha şoktan ağzı açılarak küçük kıza bakar ve hemen sonrasında konuşur

 

“teyze değil hayatım sam, sam.

“sem.”

 

Samantha şimdi oldu diyerek başını sallarken faye başını çevirip annesine bakar, cuslov da gülümeyerek sam diyorken faye elini ağzından indirerek başını annesinin göğsüne yaslar, samantha’ya da kaçamak bir gülüş gösterirken sarışın kadın kadehini elinde sallıyor, küçük kıza göz kırpar ve hemen sonra bir şey olmamış gibi şarabını yudumlar..

 

 

SOUNDTRACK / Justin Timberlake – Pose (Feat. Snoop Dogg)

 

 

“hoş geldiniz miss chambers!”

 

samantha, Rouge dergisi ofislerinin girişindeki heyecanlı sekretere şöyle bir el sallayıp içerilere ilerlerken kolunun altındaki çantayı sol eline alır ve kalçasıyla aynı ritme salladığı kollarıyla koridorun sonundaki buğulu cam kapıların önüne gelir, sağ kanadı çekerek içeri girerken içerde onu bekleyen dergi editörü gülümseyerek ayağa kalkar

 

“hangi rüzgar seni buralara attı?”

“fazlasıyla sıcak bir rüzgar, ofisiniz çok sıcak, makyajım elbisemden aşağı akacak..”

 

Rouge dergisinin çok zor ulaşılan editörü sarah morton mavi gözleri parlayarak gülümserken samantha’yla ikisi hafifçe sarılır, samantha ondan ayrılıp soğuk olduğunu umduğu deri koltukların birine otururken sarah da kıvırcık sarı saçlarını bir kalemle toplayarak onun karşısına oturur

 

“hoşuma gitmeyecek bir şey söyleyecektin, nedir?”

 

samantha hiç memnun değil, dudaklarını hafifçe büzerek başını sallar ve konuşur

 

“cuslov’la beraberdim, nobes. Üniversiteden hatırlarsın..”

 

sarah gülerken ellerini açar

 

“üniversiteye ne gerek var, kadın bizi yönetiyor..”

“her neyse.. benden bugün seninle görüşüp dergideki kraliyet dedikodularını kaldırmanı istememi rica etti..”

“yanında bir şişe de en kalitelisinden şampanya ister miymiş?”

 

sarah öğreneceğini öğrenmiş, kalkarak yine masasını başına geçerken samantha yine bacak bacak üstüne atarak koltuğun koluna yaslanır ve sol taraftaki büyük masa başında oturan arkadaşına döner

 

“ben de aynı şeyi söyledim, ama bir kez söz vermiş bulundum-“

“haberleri kaldıracağıma mı?”

“elbette hayır! seninle konuşacağıma..”

“konuştuk, ben hayır dedim, bitti. Başka bir şey?”

 

samantha hafifçe omzunu silkerken tırnaklarına bakıyordur, konuşur

 

“en azından kral ve kraliçeyle ilgili olanları kaldırabilirsin..”

 

sarah iç çekerek ellerini masaya koyar, kolundaki gümüş bilezikler şıkırdarken mavi gözlerinin üzerindeki gümüş farı da pırıl pırıldır, ama bakışları o kadar memnun bir pırıltıyla bakmıyorken genç kadın konuşur

 

“bugün kral ve kraliçeyle ilgili haberleri kaldıracağım, yarın ne olacak? Aldığım reklamları mı denetleyecekler? Can sıkıntısından daha iyi bir sebeple gelmedikleri sürece o haberler orada olacak, düşünmem gereken bir tirajım ve ödemem gereken bir kiram var samantha..”

“haklısın tatlım, ben de aynı şeyleri söyledim..”

 

sarah ellerini açarak o halde hala neden konuşuyoruz bakışıyla genç kadına bakarken samantha eteğinin uçlarını düzelterek saçlarını hafifçe geriye atar

 

“ama bu işler nasıldır bilirsin, önce magazin haberleri, sonra siyasi gazeteler, sonra seçimler, savaşlar, gereksiz can sıkıntısı.. herkes için..”

“yani?”

“kraliyetle ilgili haberleri kes demiyorum, ben bizzat takip ediyorum, ama biraz daha sarah gizemi koyulabilir. Bilirsin, çıplak dolaşmak yerine derin dekolteyi tercih etmek gibi bir şey bu..”

 

sarah gülerek gözlerini devirirken samantha da gülümser

 

“haklıyım, kabul et..”

pekala, tamam. Ayrıca çırıl çıplak dolaşmak dekolte kullanmaktan daha zordur, işimi kolaylaştırdılar..”

“bunu onların bilmesine gerek yok, değil mi?”

 

sarah tabii diyerek başını sallarken samantha gülümser, sonra saatine bakarak öğlen yemeği zamanının geldiğini görürken elini sallayarak ayağa kalkar

 

“hadi kalk, gidiyoruz. Muhteşem bir restoran biliyorum, geçen ay açılışlarını düzenledim, özel müşteri kartımı kullanmadan kapanırlarsa yazık olur..”

 

sarah kalkıp çantasını alıyorken kaşlarını çatar

 

“hani muhteşemlerdi..”

“ilk bir ay herkes muhteşemdir hayatım, hadi yürü..”

 

sarah gülerek her ayı ilk ayı kadar muhteşem olan arkadaşını takip eder..

 

 

“sarah, kapak onayı bekliyor!”

 

sarah asistanının uzattığı not kağıtlarını alıp yoluna devam ederken önünde yürüyen grafikerlerden bir tanesi elinde iki tane büyük karton tutuyordur, ikisi de birbirinden kötüyken sarah yüzünü buruşturarak gözlüklü genç adama bakar

 

“daha iyisini yapabilirsin brandon..”

 

genç adam başını indirerek kapaklara bakarken iç çeker ve iki kartonu birbirine çarparak uzaklaşırken sarah onun arkasından bakıyor, ofisinin kapısını açıp içeri girerken masasında oturan başka birini görünce kaşlarını kaldırarak kapıda durur

 

“yönetici katında bilmediğim bir tamirat mı var?”

 

masada oturan genç adam kendine ait olmayan dosyaları bir kenara bırakırken hafifçe gülümser

 

“geçen ay okuduğum bir editör yazısından öğrendiğim şeyleri uyguluyorum, yanlış hatırlamıyorsam şöyle diyordu, yüksek katlarda oturan yöneticiler alt katları dolaşan tünellerde ne olduğunu görmek istediklerinde tek yapmaları gereken kafalarındaki kaskın lambasını açmak olmalı.

 

Genç adam kafasındaki hayali kaskın ışığını açarken küçük bir klik sesi çıkarır, sarah ilgiyle onu izliyorken gülümser

 

“en azından okunup hatırlanıyorum, bu da bir şeydir..”

 

masa başındaki yakışıklı adam kalkar, ellerini koyu gri takımının ceplerine sokarken konuşur

 

“kapak haberini değiştirmişsin, nereye gitsem hayatından bezmiş suratlar gördüm, nedenin sorsam cevap alacak mıyım?”

 

sarah gözlerini kısarak bir an düşünür, sonra cıklarken genç adam gülümser

 

“çalışanları öldürüp beni yeni insanlar işe alma zahmetine sokmadığın sürece-“

“öyle bir zahmete girilecekse de ben gireceğim zaten, değil mi?”

 

genç adam göz kırparak başını sallarken sarah mesajı almış, yalandan bir selam çakar ve masanın diğer tarafından dolaşıp Rouge’un da bir parçası olduğu medya grubunun sahibi genç adamın boş bıraktığı yere otururken başını adama kaldırır

 

“başka bir şey?”

“dekoltene bayıldım, görüşürüz morton..”

 

sarah bluzünü biraz daha yukarı çekiştirerek önüne bakarken adam ofisten çıkar, sarah kendi kendine bir şeyler mırıldanırken telefondan asistanının sesi duyulur

 

“miss cynthia ikinci hatta sarah..”

“sağol elliot, hey cynthia..kimseyi öldürmedim hayır, bay ego buradaydı-medya grubunun sahibine cinsel taciz davası açarsam ne kadar kazanırım..tahmin etmiştim.. dekolteme laf etti bugün de..olur, akşam geçerken alırım.. sen de-tamam, açılacaksa dava senin..ben de tatlım, görüşürüz..”

 

sarah gülerek telefonu kapatırken kapısı bir hışımla vurulur, sarah irkilerek kaşlarını çatar ve girilmesini söylerken brandon az önceki kartonlarla içeri girmiş, bu iki kapağa da nasıl hayatını adadığını anlatmaya başlar..

 

 

SOUNDTRACK / Ella Fitzgerald – Have Yourself A Merry Little Christmas

 

 

1 hafta sonra...

 

Güneş döngüsünü yaşayan dış uzayda sene sonu yaklaşmış, yılbaşı heyecanı yavaş yavaş kendini gösteriyorken bir hafta önce ılık esen rüzgar şimdi herkese hırkalarını giymelerini söylüyordur.

 

Maynard her sene olduğu gibi antredeki en büyük yılbaşı ağacının gelmesini bekliyorken bu sene saray dışına çıkmak gibi bir plan yoktur. Herkes olduğu yerden memnun, birbirlerine olabildiğince yakın olmak istiyorken bu düşüncede tek bir istisna var gibdir: biana ve ewan..

 

Kral ve kraliçenin arasında soğuk rüzgarlar estiğini herkes biliyor, ama güneş battığında ikisi de yine aynı odaya giriyorken kimse sorunun gerçek boyutunu bilmiyordur. Yatak odasındaki gizli ikinci odanın varlığından sadece bir iki kişi haberdarken o odanın gerçekten kullanıldığını kimse tahmin etmiyordur.

 

Her evlilikte sorunlar olabilirdir ve eğer bu evlilik bir kral ve kraliçeye aitse ikisini ayırmak için küçük kavgalardan ve ayrı odalardan daha güçlü şeyler gerekiyordur..

 

 

Delora siyah hırkasının önünü kapatarak kollarını kendine sararak bahçeye iniyorken görevliler büyük ağacı getiren arabanın etrafına toplanmış, dallara zarar vermeden etrafındaki halatları açıyordur. Genç kadın onların yanından geçip elindeki postalarla ona doğru gelen uşağa gülümser ve uşağın içeri gitmesine gerek kalmadan postalar kraliyet elçisine ulaşırken delora zarfları ve kağıtları teker teker inceliyorken bahçede yürüyordur. Zarflardan birinin üzerindeki ROUGE logosunu gördüğünde kaşlarını kaldırarak ilgiyle kağıdı yırtar ve içindeki kartı çıkarıp okurken dönerek saraya ilerler..