![]()
#16 - Changes “herkes nerede?” Yoldan geçen görevli conrad’ın
sorusuyla dururken eliyle koridorun sonundaki toplantı odasını gösterir “herkes orada efendim. Bay mason da
burada.” Conrad mason’ın bu kadar erken saatte oreon’da
ne yaptığını merak ederek görevliyi bırakır ve toplantı salonuna ilerlerken
kapıyı açıp içeri girdiğinde bütün başlar ona döner “neyi tartışıyoruz?” “Lysanderler olarak Rhea’ya
taşınmayı..” Conrad’ın ifadesi donuklaşarak latty’e
bakarken genç kadın başını sallar.. “Lucas tahtı bırakcağını açıklamış.” “ve?” “ve Ewan ya da senin geri dönüp başa
geçmenizi istiyoruz.” Conrad’ın bakışları mason’a dönerken
yüz ifadesi serttir. Mason fikrinin beğenilmediği biliyor, yine de açıklamak
için devam eder “siz geri dönmezseniz meclis yönetimi
ele alacak-“ “iyi yapar.” “ve toprakların yarısını elden
çıkaracak.” “neden?” “ülkedeki açları beslemek için.” Conrad güzel diyerek kardeşinin yanına
otururken kollarını kavuşturarak arkasına yaslanır “ne istiyorlarsa yapsınlar. Odette’in
ölümünden sonra Rhea’yla hiçbir bağımız kalmadı-“ “Conrad-“ “conrad falan yok mason. Ewan’ın da şu
ana kadar önüme atlayıp itiraz etmemesinden anladığım kadarıyla o da istemiyor.
O halde Lysanderler olarak dönmüyoruz.” Latty, Conrad konuşurken mason’ı
izliyor, genç adamın mavi gözleri büyük bir hayal kırıklığıyla arkadaşına
bakıyorken genç kadın conrad’ın lafını bitirmesiyle konuşur “sen de buraya gel mason.” Bu sefer bütün başlar prensese
dönerken genç kadın mason’la göz gözedir, konuşmaz.. “Rhea benim evim Latty, bırakamam-“ “ne için? Bir parça toprak için mi-“ “Luplex’in bir parça toprağını
boşverip Rhea’ya gelmeni istediğimde sen de bana aynı şeyi söyluyorsun-“ Latty başını iki yana sallarken
konuşur “Toprak beni buraya bağlamıyor,
insanlar bağlıyor Mason-“ “o insanların da benim için bir iyilik
yapmasını istedim, ama olmadı Latty-“ “seni hiçe saydığımı mı düşünüyorsun
mason?” Mavi bakışlar conrad’a dönerken masa
başında oturan genç adam konuşur “sadece arkadaşım olduğun için
buradaki bütün hayatımı bırakıp yıllardır unuttuğum bir krallığın başına
geçmemi mi istiyorsun?” “Rhea senin kanın Conrad-“ “RHEA BENİM HİÇBİR ŞEYİM DEĞİL! RHEA
BİR CESET! ADI HER AKLIMA GELDİKÇE BANA KARDEŞİMİN ÖLÜSÜNÜ HATIRLATAN BİR KABUS!” Oda conrad’ın susmasıyla bir anda ölüm
sessizliğine bürünürken genç adam eliyle çenesini sıvazlayarak başını iki yana
sallar “Ben Rhea’dan yıllar önce ayrıldım,
bıraktım, devam ettim-“ “bizim için döneceğini söyledin.” Conrad bakışları donarak mason’a
bakarken genç adam konuşur “odette’i bana bıraktığında bizim için
döneceğini söyledin conrad. Yalan mıydı?” “odette öldü.” “ben hala yaşıyorum.” Conrad gözleri dolarak başını eğerken
yanındaki ewan uzanarak abisinin kolunu tutar ve mason’a dönerek daha sonra bu
konuşmaya devam edeceklerini söyler. Mason daha başka bir şey beklemeden bir an
sonra ortadan kaybolurken conrad başını iki yana sallayarak yapamayacağını
fısıldıyordur.. SOUNDTRACK /
Carrie Underwood – I’ll Stand by You Nothing you confess could make me love
you less... “gitmek zorunda değiliz. Hayır
diyorsan hayırdır conrad.” Ewan abisinin kolunu sıvazlayarak
konuşuyorken herkes odadan çıkmış, sadece iki lysander kafa kafaya vermiş
oturuyorken conrad başını kaldırarak kardeşine bakar “yapamam. Rhea’nın adını duyduğumda
bile aklıma gelen tek şey önümde yatan ceset oluyor. Şimdi gidip o boş
koridorlarda, odette’in kokusunun olduğu odalarda nasıl yaşarım? Lucas bile
onsuz yapamıyorken ben nasıl yaparım?” ewan başını sallayarak conrad’a
sarılırken abisi de onu tutuyor, kardeşinin sırtını sıkarken mırıldanır “mason’a bile bakamıyorum..” conrad kardeşinin hafifçe iç çektiğini
duyarken onu bırakmadan konuşmaya devam eder “söz verdim. Onlar için döneceğime söz
verdim, ama odette önümde öldü. Mason yapayalnız, görebiliyorum, ama yanımda
kalmasını söyleyemiyorum..” “odette kokulu odalardan biri de
mason, değil mi?” conrad cevap vermezken ewan abisi
omuzlarından iterek onunla yüz yüze gelir “yapmak istemediğin hiçbir şeyi yapmak
zorunda değilsin, ne dersen de, ne yaparsan yap ben seni seveceğim. Hala bir
kardeşin var conrad, yalnız değilsin.” “sen her zaman vardın..” ewan hafifçe gülümseyerek başını
sallarken conrad başını eğerek gözlerini siler “odette seni benden daha çok
severdi..” ewan için odette’le yaşadığı zamanlar
buğulu birer masaldan ibaret olduğu için genç adam conrad’ın acısını
paylaşamadığını hissediyor, bir yerlerde her zaman bir şey eksik kalıyorken
onun içi abisi kadar kavrulamıyordur. Ewan bunu daha önce kimseye itiraf
etmemiş, kendi kendine fark ettiğinde bile içi acıyorken conrad her seferinde
odette ve onun içinde olduğu bir andan bahsediyordur. Ewan her seferinde ona
zamanında anlatılmış güzel bir hikayenin izlerini tekrar hatırlıyor gibi
hissediyorken odette’in ölümünün üzerinden geçen 9 ay onun yaralarını sarmış,
ama conrad’ı her gün daha da kanatmıştır. “benim kadar canın yanmıyor,
biliyorum..” ewan irkilerek odağını oturturken
conrad ona bakıyor başını sallar “odette senin kardeşin, evet, ama
benim kadar değil. Biliyorum ewan, kendini kötü hissetme-“ “conrad ben asla-“ conrad parmağını dudaklarına götürerek
ewan’a susmasını işaret eder, kardeşi daha fazla konuşmazken conrad onun
kafasını severek ayağa kalkar “iyi olacağız, ama önce mason’ı görmem
gerek...” “latty’e sor..” conrad kaşlarını çatarken ewan hafifçe
gülümser, conrad kapıyı göstererek ağzını açarken bir şey sormak ister “ikisi, mason.. latty?” “senin yokluğunda sürekli
beraberlerdi.” “mason buraya çok sık gelmediğini
söyledi..” “latty ona gidiyordu..” “senin kimseyi bir yere göndermediğini
sanıyordum..” “latty’nin nereye gittiğini hep
bildim, o kadar saf değilim..” conrad tek kaşını kaldırırken ewan
ayağa kalkar “prenses ikimize de kalmayacak
komutan, üzgünüm.” Conrad tabii diyerek dışarı
çıkarken ewan da gülümseyerek onu takip ediyordur.. “latty mason’ı nerede bulabilirim?” latty elindeki dosyalarla masasını
başında duruyorken hafifçe omzunu silker “bilmiyorum? Rhea?” “rhea’dan başka?” latty cevap vermeden conrad’a bakıyor,
genç adamın gözlerinde bir şeyler arıyorken conrad inatla bir şey
söylemiyordur. Latty yine bilmediğini söylediğinde conrad gülümser “evin anahtarını alabilir miyim?” “kimin evi?” “senin ve mason’ın..” latty’nin bakışları donarken conrad
elini ona uzatarak masaya ilerler “ewan da biliyor..” “neyi?” “anahtar latty, lütfen..” genç kadın bir an daha conrad’a bakar,
sonra bakışları genç adamın uzanmış eline inerken az önce gerginleşen omuzları gevşer,
prenses iç çekerek elini açar, bir an sonra elinde tek bir anahtar belirirken
genç kadın onu aynen conrad’a uzatır “ben çağırmadan gelmez..” conrad oolarken latty gözlerini
devirerek eliyle kapıyı gösterir “sen sadece eve git, nerede olduğunu
nasılsa ewan’ın peşime taktığı adamlar biliyordur-“ “76 Coroner Yolu..” “aynen öyle, ben çağıracağım..” conrad gülümseyerek latty’nin yüzüne
uzanır ve sağ eliyle genç kadının küçücük yüzünü tutarken latty de onun elini
tutarak mırıldanır “birbirinizi öldürmeyin..” conrad başını iki yana sallarken
latty’i başından çekerek saçlarını öper ve geri çekildiğinde arkasını dönerek
hızla odadan çıkarken latty mason’a yalan söylediği için ne olacağını düşünerek
kasasındaki sakladığı tılsımı almaya döner.. eidan elindeki telefonla alt kattaki
odaların birinden çıkarken vien’i kapıda onu bekliyor görünce tekrar odaya geri
bir adım atar “ne zamandan beri buradasın?” “sienna’yla konuştuğunu anladığımdan
beri. Neden oreon’a gelmiyorsun eidan, herkes seni görmek istiyor..” eidan başını iki yana sallayarak
odadan çıkar ve karısını geçerek merdivenlere giderken vien de onu takip
ediyordur “böyle kaçarak asla acını
aşamayacaksın sevgilim, lütfen-“ “ne yapayım vien? Gidip dorian’la sabah
kahvesi mi içeyim. Franco’nun olmadığı odalarda oturup varlığını zerre kadar
takmadığım adamlarla muhabbet mi edeyim-“ “sonsuza kadar annenin evinde
saklanamazsın eidan. Üzgünüm. Kimsenin seni üzmek istemediğini biliyorsun, ama
birinin bunu sana söylemesi gerek.” Eidan’ın bakışları sertleşmişken vien
bir iki basamak daha inerek onun yanına gelir “beni kabuğumdan çıkaran sendin eidan,
şimdi aynı kabuğu kendi etrafına sardın. Yunuslarla konuşan adam gitti, yerine
dört duvarı arkadaş edinmiş bir adam geldi. Franco böyle olmanı istemez-“ eidan cümlenin geri kalanını dinlemeye
dayanamadan arkasını dönüp basamakları inmeye devam ediyorken vien inatla
arkasından geliyordur “franco’dan bahsetmeyi yasaklayarak
onun acısını unutmayacaksın eidan. Kendi kendine yalan söylüyorsun!” “konuşmak istemiyorum vien-“ “aylardır susuyoruz! Korkuyorum eidan!
Kızgın mısın? üzgün müsün? Anlat, konuş, ağla, bağır! Kevin’in ilişki
problemleri ya da norah’nın keklerinin yumuşaklığını tartışarak bir ömür
geçiremeyiz! Yeterince inkar ettin artık kabullenip kaybınla yüzleşmen gerek-“ “SEN DAHA ÖNCE HAYATINDAKİ TEK DOSTUNU
KAYBETTİN Mİ!?” “BEN AİLEMİ KAYBETTİM EIDAN!
YAPAYALNIZ BÜYÜDÜM!” eidan gözleri dolarak mutfağa girerken
onların bağırışını duyan norah ellerini kurulayarak hızla bahçe kapısından
dışarı çıkıyordur. Eidan ona bir şey söylemezken vien kocasının yanına gelmiş,
onu kollarından tutarak kendine çevirir “bana bak! Franco’nun senin için ne
kadar önemli olduğunu biliyorum. Onsuz yarım kaldığını da biliyorum, ama ben
buradayım. İkimiz beraber buruş buruş olana kadar beraber olacağız. Franco
senin yalnız kalmanı ister miydi sanıyorsun? Değilsin. Franco’nun gittiğini
kabul edip geri dön eidan, lütfen...” eidan yine farkında olmadan ağlıyorken
vien de onunla ağlıyor, genç adamın yüzünü tutarak acıyla parlayan mavi
gözlerine bakar “ben kocamı çok özledim.
aradaki duvarları kaldır eidan, bırak içeri gireyim-” eidan karısının yüzünü tutarak
dudaklarına eğilirken vien ona sarılıyor, ikisi ağlayarak öpüşüyorken bahçe
kapısından içeriyi gözetleyen norah rahatlayarak elindeki bezi bırakıp önündeki
çimlere çöküyordur.. mason evin kapısını açıp karşısında
conrad’ı gördüğünde bir an olduğu yerde kalır. Koltukların birinde oturan conrad
yavaşça ayağa kalkıyorken mason anahtarını çıkararak kapıyı tutuyordur. İkisi
karşılıklı, hiçbir şey söylemeden duruyorken conrad mason’a ilerler, kollarını
açarak genç adama sarılırken mason gözlerini kapatarak boştaki eliyle dostunun
sırtına tutunur.. “baba!” liv annesinin açtığı kapıdan içeri
koştururken babası elindeki işleri bırakıp oturduğu iskemleyi çevirerek ona
koşan kızını yakalar. Liv babasının kollarında havaya kalkıyorken andrea
gülümseyerek kapıyı kapatır, ince topukları parkede ses çıkararak yürürken 10
ay önce kahverengi olan saçları şimdi daha koyu, uzun dalgalar şimdi kısa
perçemler olmuş, genç kadının ensesinin hemen üzerinde bitiyorken ela gözleri
siyah perçemlerinin arasından parlıyordur. Scott kızının yanaklarını öperek
saçlarını düzeltirken liv babasının kravatıyla oynuyordur, biraz sonra
annesinin masadaki kağıtlara bakarken çıkardığı
ses dikkatini çekmiş, o tarafa bakarken andrea okuduğu bir kağıdı
kaldırarak scott’a gösterir “bu nedir scott?” “istifam..” andrea yutkunarak elinde tuttuğu
kağıda bakar ve tekrar okurken kocasının isminin altındaki imza hala tazedir.
Genç kadın kağıdı indirerek masaya koyarken iç çekerek scott’a bakar “burayı bırakırsan ne yapacaksın?” “herhangi bir şey, daha fazla
dorian’ın yüzünü görerek çalışamam andrea-“ “scott daha kaç kere söyleyeceğim-“ “biliyorum. İkisi aynı adam
değil, ama yine de aynılar. Olmuyor andrea, çok denedim. Aylardır deniyorum,
eskisi gibi olamam-“ “doooriaaan..” scott kardeşinin öldüren adamın ismini
şarkı gibi söyleyen küçük kızına bakıyorken liv gözlerinin içi gülerek babasına
bakar, ölümü bilmeyen mavi gözler pırıl pırıl parlıyorken scott buz mavisi
gözleri dolarak dudaklarını kızının başına yaslar, çaresiz bakışları karısına
kalkarken andrea yorgun, arkasındaki iskemlelerin birine oturur... Lumore Merkez Hastanesi, Venüs “çok üzgünüm bay morgan, bebeği
yaşatamadık..” gabriel gözlerini kapatarak elini
alnına bastırıyorken chris koluna giren karısının elini tutuyordur. Celine
gabriel’in saçlarını okşayarak doktora bakarken sorar “cameron nasıl?” “anstesizinin etkisinden çıktığında
daha iyi olacak. Sezeryan için açtığımız bölge birkaç gün ağrı verebilir, onun
dışında her şey yolunda..” celine başını sallayarak teşekkür
ederken gabriel başını kaldırır “ne zaman görebiliriz?” “uyandığı zaman hemşirenin size haber
vermesini söyleyeceğim..” gabriel başını sallarken tekrar başını
eğer, celine doktora tekrar teşekkür ederken beyaz önlüğü içindeki genç adam
uzaklaşıyor, arkasında yeğenlerini daha ilk nefesini alamadan kaybetmiş
morganları bırakıyordur.. “dorian nerede göreniniz var mı?” ewan bütün oreon’u talan etmiş,
sonunda kontrol odasındaki kameraların başında oturan görevlilere soruyorken ikinci sıradaki bir
görevli elini kaldırır “biraz önce odasına döndü efendim..” “güzel, ben içeri girince kameraları
kapatın..” “tabii efendim.” Ewan kontrol odasından çıkarken
kapılar arkasından kapanır, genç adam geçitlerin birine girerek eskiden bütün element kıranlara ayrılmış,
şimdi sadece dorian’ın kaldığı kata gitmek için kapıları kapatacak düğmeye
basar.. Ewan kapıyı tıklatarak karşıdan cevap
beklerken üçüncü vuruşunda da ses gelmeyince açarak içeri girer ve yatakta,
başını ellerinin arasında tutarak oturan ateş kıranı gördüğünde yatağa ilerler “marcell?” dorian’dan usul bir hmm
duyulurken biraz sonra genç adamın yanında yatak alçaldığında ateş kıran
ellerini indirirerek harıl harıl yanan şöminenin aydınlattığı duvara bakar “iyiyim.. halsizim, ama iyiyim..” ewan da rahatlayarak başını sallarken dorian
ona dönmüş, sorar “gidecek misin?” “nereye-oh, Rhea.. hayır.” dorian rahatlar ve başını sallayarak
önüne dönerken mırıldanır “gidersen ben de gitmek zorunda
kalırım-“ “senin o adam olmadığını herkes biliyor artık dorian-“ “o halde neden kimse yüzüme
bakamıyor?” ewan sessiz kalırken dorian kendi
kendini yanıtlar “ruhum o adam olmayabilir, ama yüzüm
o. Ellerim, bakışım, sesim-“ “herkese kendi gözlerimi veremem..” ateş kıran yine ewan’a dönerken genç
adam devam eder “gözlerimi veremem, ama onlar da seni
benim gibi görene kadar kalacağım..” “ya hiç olmazsa?” “ben buradayım..” dorian başka bir şey söylemeden yine
önüne dönerken ewan da onunla beraber duvara bakıyor, ateşin aydınlattığı odada
iki gölge duvara vuruyordur.. SOUNDTRACK /
Fariborz Lachini – Autumn In My Heart “hadi uyu tatlım, daha çok erken..
hadi bebeğim..” cuslov, dante’nin beşiğinin başında
oturmuş, yavaş yavaş sallıyorken küçük adam bütün gece uyumamış, annesinin üzüntüsü
bir gece onu, bir gece faye’i huzursuz edip ayakta tutuyorken cuslov kendinden
nefret etmeye başlamıştır. Çocuklarıyla daha çok vakit geçirmek, kardeşinin
acısını biraz olsun kendi evlatlarında eritebilmek için aylar önce tüm hayatını
bırakıp calis’le beraber şehir dışındaki bu eve taşınmışlardır. Hiçbir şey cuslov’un istediği gibi
gitmiyorken genç kadın bazen oreon’u
bıraktığı için pişman oluyor, annesini yalnız bıraktığı için üzülüyor, ama
delorasız orada nefes alamayacağını biliyorken annesinin nasıl hissettiğini
düşünüp ona yakın olamadığı için tekrar üzülüyordur. Genç kadın aylardır kendi
girdabında dönüp duruyorken bir yerde, bir şekilde tekrar ayağa kalkacağını
düşünüyordur, ama yattığı yer her gün altında kayıyor, durmak genç kadının kalbini
hareket etmekten daha çok yoruyordur. Cuslov uyumayı reddeden oğlunu
yataktan kaldırıp kucağına alırken dante’nin küçük elleri annesinin omzunda,
mavi gözleri uykuyla arada kapanıp tekrar açılıyorken sürekli bir şeyler
mızırdanıyordur. Cuslov oğlunun saçlarını öperek uyku kokan odadan çıkar ve
evin aydınlık koridorundan salona girerken açık televizyonun karşısında,
göğsünde uyuyan kızıyla beraber uyuyakalmış kocasını görünce kalbi bir an olsun
hafifler, o da oğluyla beraber onların karşısındaki koltuğa otururken
calislerin evinde televizyonun usul sesiyle iki calis uyuyor, diğer ikisi
birbirini avutuyordur.. Cuslov sonunda uyuyan dante’yi
yatağına bırakıp tekrar salona dönmüşken kocasının yanına oturmuş, kıpırdamadan
genç adamın yüzünü, boynunu, faye’i tutan ellerini izliyorken yavaşça onun
saçlarına uzanır. İnce uzun parmaklar sarı saçların üzerinde düzensizce
dolaşıyorken calis göz kapakları titreyerek gözlerini açar, derin bir nefes
alarak cuslov’un yüzüne bakarken kucağındaki kızı da rüyasında hafifçe
irkilerek küçük elleriyle babasına biraz daha tutunur. Cuslov güzel bebeğinin
elini işaret parmağıyla okşuyorken calis karısını izliyor fısıldar “dante uyudu mu?” cuslov başını sallarken calis onun
parlayan gözlerine bakıyor, izlediği gözler birazdan faye’i bırakıp ona
dönüyorken cuslov konuşur “geri dönmek istiyorum nagel. Oreon’a,
annemin yanına..” calis tüm sevgisiyle gülümserken
cuslov gözleri dolarak kocasına uzanır, ikisi sessizce öpüşüp ayrılırken faye
uykusunda başparmağını ağzına götürmeye çalışıyor, ama babası hafifçe onun
elini çekip daha da sarılıyorken küçük melek yine uykusuna dönüyordur.. ertesi gün cuslov ve calis özel
araçlarıyla oreon kapılarına kilitlenmişler, şimdi kapılar açılıp bembeyaz lobi
önlerine seriliyorken genç kadın kucağındaki dante’yle birlikte tekrar oreon’a
ayak bastığında karşısında onu bekleyen annesini görür. İki nobes’in de gözleri
dolu, ikisi de birbirini bütün ruhlarıyla özlemiş, elleri uzanarak birbirine
tutunurken arkalarından gelen calis kucağında onları izleyen faye ile birlikte
gülümser.. “dorian?” andrea yanındaki liv’le birlikte ateş
kıranın kapısını tıklatmış, içerden cevap gelmesini bekliyorken küçük kız da
minik eliyle kapıya vuruyordur “doryan!” kapı bir an sonra liv’in sesine açılırken
dorian görünür, liv aralık kapıyı iterek genç adamın bacaklarına dolanırken
dorian andrea’ya bakıyordur “gidiyorsunuz..” toprak kıran başını sallarken genç
adam sorar “luplex’ten ayrılacak mısınız?” “scott bir süre neptün’de vakit
geçirirse daha kolay iş bağlantıları bulabileceğini söyledi, o yüzden oraya
gideceğiz..gitmeden liv’in seni görmesini istedim..” dorian başını sallayarak bir teşekkür
mırıldanırken yere eğilir ve küçük kızı belinde tutarak mavi gözlerine bakarken
liv onun kollarına tutunmuş, konuşur “biz gidiyoz..” “geri gelecek misin liv?” liv başını kaldırarak annesine
bakarken andrea gülümseyerek başını sallar, liv de kocaman gülerek dorian’ın
boynuna atlarken ateş kıran kollarındaki yaşamı tutuyor, küçük kız
minnacık kollarının yettiğince genç adama sarılıyorken, dorian onu tutup
beraber kalktıklarında liv gülerek ayaklarını sallar “sen de gel doryan!” “ben burada seni bekliyorum liv..” “neden?” dorian gülümserken mavi gözler ateş
kıranın yüzünü inceliyor, küçük eller gözüne giren saçları çekiyordur, annesine
dönerek sorar “anne neden doryan gelmesin?” “dorian burada yaşıyor hayatım, biz
başka bir yerde yaşayacağız..” “neden?” andrea gülümseyerek kızının başını
öperken liv sorusu cevapsız kalmış, yine dorian’a döner “gelicem ben doryan, bekle..” dorian başını sallarken liv uzanarak
onu yanağından minnacık öper, hemen sonra ayakları yere basarken küçük kız
annesine elini uzatır, andrea onun elini tutarak dorian’a dönerken konuşur “kendine iyi bak dorian..” “sen de öyle andrea, ona da iyi bak..” ateş kıran minik kızı işaret ediyorken
her zaman yaşından bir iki adım ilerde olan liv gülerek ona el sallar. Anne ve
kız biraz sonra dönerek koridorda uzaklaşırken dorian hayatından kopan bir
parçaya daha bakıyor, sessizce içeri dönerek kapısını kapatır.. SOUNDTRACK /
Tonic – Lemon Parade 6 ay sonra.. “ya bayılırsa?” “bir şey olmaz-“ “kocamı daha kocam olmadan öldürürsem
ne olacak melanie?” melanie, delialona’nın saçlarını
düzeltip dantellerle örülmüş duvağını yüzünün önüne indirirken genç kadını
omuzlarından tutarak gülümser “colm taş gibi bir adam, hiçbir şey
olmaz korkma-“ melanie cümlesinin sonunda sesi
çatlayarak ellerini gözlerine kapatır ve başını eğerken delialona gülerek
arkadaşının ellerini tutar “şimdi ikimiz de oturup ağlarsak ben
bu odadan çıkmam mel..” melanie burnunu çekerek başını
kaldırırken gözlerinin altını parmaklarıyla hafifçe siler, sonra kocaman
gülümseyerek önündeki güzeller güzeli geline bakarken sesi titreyerek delialona’ya
ne kadar güzel olduğunu söyler.. “geldim..” lucinda odadan içeri girerken
delialona ve melanie burunlarını çekerek ona bakıyor, ikisinin de suratları
ağlamaktan kızarmışken lucinda şokla iki gözleri iki çeşme ağlayan kızlara
bakıyordur “ne yapıyorsunuz?” “ağlıyoruz! Çok güzelmişim!” lucinda gülerek delia’nın yanına
çökerken kendi uçuk pembe elbisesinin etekleri yerdeki yumuşak halıyı
öpüyordur. Genç kadın oreon’un ilk göz ağrısı bebeğinin duvağını açarak güzel
yüzünü elleri arasına alırken konuşur “çok çok güzelsin delialona, ama böyle
ağlarsan gelinliğinin üzerinde maskara lekeleriyle evleneceksin tatlım..” delia daha da ağlayarak lucinda’ya
sarılırken ikinci annesi onu sımsıkı tutuyor, kuzgun karası saçlarını okşayarak
geçtiğini söylüyorken delia titreyen sesiyle mırıldanır “bizi görüyorlar mıdır? Annemler?” “eminim görüyorlardır delia..” “ben babamın kolunda yürüyecektim
lucinda-“ delia içini çekerek hıçkırıklara
boğulurken lucinda dizlerini yere bastırarak delialona’yı daha da sarar.
melanie onlara bakarak ağlıyorken lucinda da yanaklarından süzülen iki damlayı
hissettiğinde derin bir nefes alarak geri çekilir ve delia’nın yüzünü tutarak
kendine baktırırken genç kızın bütün makyajı akmış, mavi gözleri kocaman birer
kan çanağına dönmüşken bu haliyle bile melekleri kıskandıracak kadar güzeldir.
Lucinda delora’nın masumiyetini şimdi önünde ağlayan gelinin gözlerinde
görüyorken kalbinin en ucunda bir yer ağrıyarak konuşur “senin mutluluğun hepimizin ihtiyacı
olan şey delia. Hadi gözlerini sil bebeğim, colm seni bekliyor..” delialona son damla yaşlarını da
akıtarak başını sallarken lucinda onu yanağından öperek çekilir ve doğrulup
genç kadına elini uzatırken delia tutarak kalkar. Melanie hemen atılarak
gelinin eteklerini düzeltirken lucinda dresuardan bir kağıt mendil çekmiş,
delia’nın yüzündeki akmış makyajı temizliyordur.. lucinda oreon’un göz alabildiğine
büyük tören salonunda iki taraflı dizilmiş konukların arasından yürüyerek
cuslov’un yanındaki yerine geçiyorken bembeyaz orkideler süslü salonun en
ucundaki merdivenlerin başında colm ve ewan rahibin yanında bekliyordur. Biraz
sonra usul bir müzik girerek lucinda’nın ardından kapanan kapılar tekrar
açılırken faye ve liv el ele açılan kapıların arasından çıkarak yürüyor, iki
küçük kızın gülüşleri herkesin yüzünü aydınlatıyorken melanie onların
arkasından takip ediyor, iki yandaki konuklara gülümseyerek sonunda heyecandan
ölecek olan damata göz kırparak yerine geçiyorken birazdan gelini karşılayan
müzik girdiğinde herkes nefeslerini tutarak kapıda belirenlere bakıyodur.. SOUNDTRACK /
Westlife – I Do Delialona tamamı zarif dantellerle
süslü gelinliği içinde, ikinci babası olan Calis’in kolunda içeri giriyorken
elindeki bembeyaz güllerden buketi genç kadının gülüşü kadar parlak görünüyordur.
Her küçük adımda delialona kalbinin daha da hızlandığını kulaklarında
duyuyorken calis’in kolunu biraz daha sıkı tutarak yürümeye devam eder.
Gelinliğin etekleri genç kadının her adımında yere sürünerek onu takip
ediyorken calisle ikisi yolun sonuna geldiklerinde genç adam güzel kızının
elini alarak colm’un eline verir ve genç adamın omzunu sıkarak yerine dönerken
delialona güzel yüzünü örten duvağının arkasından colm’a gülümser. Genç adam
onun masmavi gözlerinde asılı kalmış yaşları görüyorken tuttuğu elleri
kaldırarak öper. Delia daha da gülümseyerek bakışlarını rahibe çevirirken
beyazlar içindeki adam ikisine bakarak gülümser.. “..tanrının ve sevdiklerinin önünde,
hayatının sonuna kadar eşin olarak kabul ediyor musun?” colm bütün kalbiyle evet diyerek
başını sallarken konuklardan mutlu sesler geliyordur. Rahip gülümseyerek geline
dönerken önemli soruyu sorar “sen, Delialona Regan, bu genç adamı
hastalıkta ve sağlıkta, zenginlikte ve yoksullukta, tanrının ve sevdiklerinin
önünde, hayatının sonuna kadar eşin ve doğacak çocuğunun babası olarak kabul
ediyor musun?” colm gözleri büyüyerek rahibe bakarken
yaşlı adam bakışlarıni delialona’dan çekmiyor, cevabı bekliyorken colm nefesi
kesilerek karşısındaki genç kadına bakar, o anda ikisinin de gözleri buluşurken
delialona başını sallar “evet, ediyorum..” colm gözleri dolarak gerçekten mi?
diye fıslıdar, delia ona da başını sallarken tek elini indirerek karnının
üzerine koyar. Colm gülen gözlerinde yaşlarla rahibe dönerken konuşur “baba oluyorum! Hadi rahip, söyle
artık!” “ben de sizi herkesin huzurunda karı
ve koca ilan ediyorum. Gelini öpebilirsin colm-“ colm daha lafın bitmesini beklemeden
delialona’nın duvağının altına girer ve genç kadını kendine çekerek dudaklarına
yapışırken bütün salon alkışlarla inliyor ve iki senedir duyulmayan bir ıslık
sesi eidan’ın parmaklarının arasından patlıyorken yeni evlenen çifti alkışlayan
vien yanındaki kocasının bir anda geri dönmüş coşkusuna gözleri dolarak
gülümsüyordur.. ![]() |


