SOUNDTRACK / Edmundo Ros & His Orchestra – The Wedding Samba

#17 – Five Years, Cheers

 

SOUNDTRACK / Edmundo Ros & His Orchestra – The Wedding Samba

 

 

“kız olursa dolores, erkek olursa Antonious koyun, en büyük isteğim..”

 

colm gülerek eidan’ın söylediği isimleri de aklına not ediyorken vien kalbi kanatlanarak kocasının gittikçe tekrar parlamasını izliyordur. Damat onların yanında isim beğeniyorken gelin dört bir yandan sarılmış, bu süprizi kimlerin bildiğini açıklıyordur

 

“Lucinda, vien doğal olarak-“

“ewan yine en son öğreniyor, doğal olarak..

“senin çocuğun olsa ilk sana söylerdim ewan..”

 

ewan kaşlarını kaldırarak sırıtırken delialona genç adamın koluna vurarak gülüyordur. Lucinda onların mutluluğuna elindeki kadehi kaldırarak bir yudum alıyorken delia da onun elini tutarak her şey için teşekkür ediyordur..

 

 

“KARIMI GÖREN VAR MI!?”

 

colm salonun ortasında bağırdığında herkes etrafına bakar, delialona sonunda bir yerden çıkarılırken colm hahlayarak karısına ilerler, genç kadının uzattığı elleri tutarak onu bir köşeye çekerken delia mutluluktan başı dönüyor, kocasına yaslanarak genç adamın uzun boyuna başını kaldırıp gözlerinin içine bakıyordur

 

“ben de kocamı arıyordum..”

 

colm eğilerek güzeller güzeli gelinin dudaklarını öperken delia onun yüzünü tutuyordur. İkisi ayrıldıklarında colm daha nefesleri birbirinden kopmadan konuşur

 

“Edward Nathan Pulvu..”

 

delialona nefesini tutarak gözlerini açarken colm onun gözlerine bakıyor, gülümser

 

“vien söyledi, erkekmiş..”

“balayında söyleyecektim!”

“bu sefer de ben seni yakaladım..”

 

delialona gülümserken colm onun saçlarını omuzlarından geri iterek usulca sorar

 

“ismi beğendin mi?”

Edward Nathan Pulvu..

“biz hangisini kullanalım?”

 

delialona gözleri dolarak bilmediğini söylüyorken colm onun belini sararak kendine yaslar

 

“sen kızınca edward! dersin, ben de kulağını çekerken derim..”

“evet, ama çok kızmayalım, uysal anne baba olalım colm..”

“kafamı bozarsa kızarım, otorite lazım..”

edward!

edward!!”

“sen daha güzel söyledin, ben bir şunu deneyeyim-nathan!

“sen de onu daha güzel söyledin..”

 

delialona gözleri hala dolu dolu, ama gülerek başını kocasının göğsüne yaslarken colm onun başını tutarak bebekleriyle neler yaşayacaklarını anlatıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Lullaby

 

 

5 sene sonra..

 

“Mars maymunu muz yedi.”

 

Faye bugün öğrendikleri cümleyi defterinden annesine gösteriyorken cuslov çok güzel diyerek küçük kızının saçlarını öpüyordur. Faye gurur duyarak koşar ve defterini babasına da gösterirken daha ilkokula başlamamış olan dante babasının kucağında ne dediğini anlamadığı yazılara bakıyordur, sorar

 

“ben ne zaman okula gidicem?”

“seneye dante..”

“seneye ne zaman olacak baba?”

 

calis oğluna bakarak bu soruya nasıl bir cevap vereceğini düşünüyorken faye defterini ondan geri almış, tekrar masaya dönerek rengarenk kurşun kalemlerinden birini seçerek öğretmeninin verdiği ilk ödevine başlıyorken annesi ve babası kardeşine seneyenin ne zaman olduğunu anlatıyordur..

 

 

“mars maymunu..şey.. mars maymun-u.. TERS DÖNDÜ!”

 

conrad bir kahkaha atıyorken jonathan da güler, sienna gözlerini devirerek defteri ufaklığın elinden alırken elindeki havuç dilimleri dolu kaseyi ortalarına koyar. Jonathan bu sefer sienna’ya dönerek deftere bakıyorken genç kadın defterde yazan şeyi gösterir

 

“buraya kadar oku bakalım jonathan..”

“mars maymunu..”

“güzel, sonraki..”

“maaa..”

 

sienna başını iki yana sallayınca jonathan fikrini değiştirir

 

“mooo-“

“hayııırr, bir daha..”

“muuuu-huz. Muz.”

 

Sienna aferin diyerek ufaklığın kafasını kendine çekerken jonathan sıradaki kelimeyi okuyordur-

 

“yedi! Mars maymunu muz yedi! Çok kolay jonathan!”

 

jonathan nicole’e pis bir bakış atarken sienna bir daha abisinin lafını kesmemesi için küçük kızı uyarır

 

“abim değil ki o benim, aynı yaştayız..”

 

conrad başını sallıyorken sienna ona aldımaz ve ne olursa olsun birisi konuşurken sözün kesilmemesi gerektiğinden bahseder. Annesini duyan brittany yerden kalkıp koltukta abisinin yanına atlarken jonathan onun devirdiği havuç kasesinin arkasından babasına bakarak yüzünü buruşturur..

 

 

“anne, benjamin oyuncak fasulyelerimi döktü!”

 

liv evde koşarak mutfağa girer ve annesine dert yanarken ondan iki yaş küçük benjamin de ablasının peşinden koşarak elindeki fasulyeleri her yana saçmaya devam ediyordur. Küçük sarışın adam yarı yolda babasının kollarında havaya kalkıp omuzlara çıkarken scott saçlarının arasına giren fasulyelere aldırmıyor, başının üzerindeki oğlanla gidip masaya otururken andrea salatayı ortaya koyarken babasının tepesindeki küçük scott kopyasına bakar

 

“benjamin bir daha ablasının fasulyelerini dağıtmayacak, değil mi bebeğim?”

“dağıtıcam!”

ben!

 

benjamin babasının sesiyle bir anda sus pus olurken liv gülümser ve keyifle yerine oturup annesinin önüne koyduğu çorba kasesine bakarken mırıldanır

 

“ben fayeleri özledim, ne zaman gideceğiz?”

 

andrea da yerine otururken scott’a bakıyor, genç adam bir parça ekmeği kafasına sarılmış oğluna veriyorken kızına bakarak gülümser

 

“yarı yıl tatilinde gidiyoruz..”

 

andrea güzel yüzü aydınlanarak gülümserken liv de heyecanlanmış, masaya biraz daha yaslanır

 

“söz mü?”

“söz.”

 

Küçük kız gözlerinden mutluluk fışkırarak kaşığını eline alırken benjamin elindeki ekmeğini kemirerek babasının omuzlarında yaylanıyordur..

 

 

“en önce faye okudu, sonra nicole, sonra ben ve jonathan..”

 

owen ve babası oreon’daki eski kaptan crash mutfağına giriyorken biana kenda’nın eline iki kase dondurma vermiş, babasıyla abisini işaret ederek onlara vermesini söylerken küçük kız avuçlarına zor sığan kaselerle yürür ve birini babasına, birini abisine uzatırken ewan kaseyle beraber kızını da dondurma gibi yemek için kucağına alıyor, owen annesinden kaşık istiyorken biana onun akıllı kafasını öperek oğlusuna bir kaşık veriyordur..

 

*****

6 sene sonra..

 

“nathan! Kenda’nın tokasını ver, şimdi!”

 

nathan annesine aldırmadan elindeki tokayla oreon koridorlarında koşuyorken kenda da simsiyah upuzun saçları arkasından savrularak onun peşinden gidiyordur

 

“geç kalıyoruz nathan-DELIA, VERMİYOR!”

 

kenda koridorun ortasında durup kollarını kavuştururken nathan hala koşuyor, sonunda bir köşeden jonthan üzerine atlayınca ikisi de yere yapışıyorken jonathan tokayı onun elinden kapıp kenda’ya atar. Genç kız havada yakalayıp gülerek teşekkür ederken saçlarını topluyor, orta okulun ilk günü için sonunda hazır, koşarak tekrar odasına dönüyorken jonathan nathan’ın üzerinden kalkıp kendi üniformasının yamulmuş gömleğini çekiştirerek daha da yamultuyordur-

 

“bittin sen concon.”

 

Jonathan küllerinden yeniden doğan nathan’ı gördüğü anda fırlayıp bütün hızıyla koşmaya başlarken nathan da onun arkasından fişek gibi atılıyordur..

 

*****

 

“BİR DAHA OKULA FALAN GİTMEM!”

 

jonathan çantasını bir köşeye fırlatıp eve girerken latty açtığı kapıyı tutarak bütün hıncını döşemelerden çıkaran oğlunun gidişini izliyordur. Conrad da içeri girerken yanındaki nicole gözlerini devirerek latty’e döner

 

“kızın birine çıkma teklif etti, reddedilince böyle oldu..”

 

latty owlarken nicole omzunu silkerek kızın zaten çirkin bir şey olduğunu söyler. Latty gülümserken nicole’ün yanındaki brittany babasına dönmüş, ne zaman gideceklerini soruyordur. Conrad onu sarı ve uzun at kuyruğundan tutarak zaptederken latty’e bakar

 

“halledebilecek misin?”

 

latty gülerek başını sallarken conrad yakalarını silkerek genç kadına uzanır ve yanağından öperek çekilirken nicole ve brittany de latty’e el sallayarak babalarını takip eder. Üçü beraber arabalarına binip okuldan sonra ikinci durak olan evlerine dönerken latty kapıyı kapatıp pek dertli oğluna seslenir..

 

*****

 

 

“ALLISON! ANNE ALLISON BENİM KOTUMU ALMIŞ-“

“ALMADIM ANNE!”

 

alexa kardeşinin odasına koşturarak son anda yüzüne çarpan kapıyla gerilerken tessa neler olduğunu sorarak merdivenleri çıkıyordur, alexa, allison’ın kapısını yumruklayarak kotunu istiyorken son yumruğu da koyup annesine döner

 

“zaten kaç zamanda bir eve geliyorum! Her geldiğimde bu salak-“

“alexa! Kardeşine salak demeyeceksin demedim mi?”

“AMA ANNE!”

“Allison, aç kapıyı tatlım-“

“anne ben almadım!”

“almadıysan aç kapıyı ally?”

 

kapı hala açılmıyorken saçındaki pembe tutamı sinirle kulağının arkasına atan alexa kapıyı gösterir

 

“almış işte! En sevdiğim kotum o benim! Onsuz okula falan dönmem yarın-ALLISON AÇ KAPIYI!“

 

alexa tekrar kapıya saldırıyorken tessa yüzünü buruşturarak yapmamasını söylüyor, onların gürültüsüne alt kattan chris de çıkıyorken alexa bu sefer de babasına kotunun derdini yanıyordur. İçerden ally’nin almadım!ları geliyorken alexa’nın yalancı! suçlamaları tessa’nın alexa!larına karışıyordur..

 

*****

 

sizin melekler okulu sonuçlarınız geldi mi?”

“hayır, senin?”

annem bir iki güne gelir diyor-bak, ben gelmeden gelirse hemen arayacaksın faye!”

 

faye gülerek tamam diyorken telefonun diğer ucundaki liv odada başka kimler var diye sorar. Faye etrafına bakarak owen, jonathan, nicole, kenda, dante ve brittany’nin isimlerini sayarken biraz sonra telefonu ortalarına tutar ve liv’in hepsine iyi geceler bağırışı duyulurken odadakiler de gülerek hep bir ağızdan iyi geceler diliyordur. Faye telefonu tekrar kendi kulağına alarak konuşurken kenda esnediğinde brittanyle ikisi kalkarak diğerlerine iyi geceler diler. O sırada faye telefonu kapatıyorken kenda sorar

 

“liv ne zaman geliyormuş?”

“yarın okuldan çıkınca andrea’yla beraber direkt Luplex’e uçacaklarmış, daha fazla bekleyemem dedi-“

“beklemesin zaten, özledik..”

 

owen da jonathan’a katılıyorken kenda ve brittany abilerini de öperek odadan çıkarlar, kapı onların arkasından kapanırken orta okulun son günü gibi bu kadar önemli bir günde tek ikinci lig luplex kurbağası olarak odada kalan dante ona dönen bakışlarla gözlerini devirir

 

“iyi, gittik. Annemlere söyleyeceğim, gelip yatırsın sizi..”

 

faye kardeşinin arkasından bir yastık atıyorken dante gülerek başını eğer ve kapıyı açıp dışarı kaçarken jonathan da utanmadan esneyen nicole’e bir yastık atıyordur..

 

*****

“olmaz! Dur, açmıyoruz!”

 

jaden elindeki melekler okulu armalı zarfla beraber kollarından tutularak salona sürüklenirken birinci lig kurbağalar zarflarıyla beraber alexalarda toplanmış, herkes heyecanla zarfların açılacağı anı bekliyorken jaden konuşur

 

“anna gidiyormuş..”

“gerçekten mi?!”

“süper!”

“biz de gidiyoruzdur umarım!”

 

her kafadan bir ses çıkıyorken alexa kendi zarfını kaldırıp sallar

 

“hadi ben başlıyorum!”

 

herkesin dikkati alexa’ya dönerken allison da ablasının arkasından eğilmiş, ikisinin de sarı saçları birbirine giriyorken iki çift mavi göz açılan zarftan çıkan mektuptaki yazıyı okuyordur. Alexa daha bitirmeden allison çığlığı basarak zıplar

 

“GİRMİŞ!”

“GİRMİŞİM!”

 

kurbağalar Mars’taki en seçkin lise olan melekler okuluna girebilmiş ilk üyelerini alkışlıyorken allison ve alexa gülerek birbirlerine sarılıyordur..

 

 

“veeee.. veee beklenen an!”

 

jonathan havaya kaldırdığı kağıda tek gözü kapalı bir şekilde bakıyorken bir an okuyamaz, kağıdı indirip doğru düzgün okurken bir an sonra evet diyerek yumruğunu havaya kaldırır

 

“onun için de bir alkış koparken delikanlı ellerini birbirine sürterek yerine oturuyordur..

 

 

“girememişim ben..”

 

nicole omuzlarını düşürerek koltuğa çökerken jonathan yerinden fırlamıştır

 

“ne demek girememişim, nerede yazıyor o saçmalık-“

“bak, burada..”

 

nicole jonathan’a kağıdı uzatmış, delikanlı okumak için başını eğdiğinde kağıdı onun suratına çarpar. Jonathan irkilerek kağıdı nicole’ün elinden kaparken genç kız gülerek şaka yaptığını söyler. Korkulu gözler yine gülüyorken ikinci lysander de melekler okuluna kapağı atıyordur..

 

 

sayın owen lysander-prens ya, bak sayın falan-“

“seninki de sayındı..”

 

jonathan pehlerken okumaya devam ediyor, kabul edildiğini görünce kağıdı omzundan geriye atar

 

“sanki başka bir şey olabilirmiş gibi, girmiş işte..”

 

herkes gülerek alkışlıyorken owen yere düşen kabul mektubunu alarak jonathan’ın kafasına geçiriyordur..

 

 

faye ve liv ellerindeki kabul mektuplarını sallayarak birbirlerine sarılıyorken onların bağırış çağırışları arasında jaden sonunda kendi zarfını açıyordur. İçinden bir ses giremedeğini söylüyorken delikanlının gözleri satırlarda dolaşıyordur. Yanında oturan kardeşi emily onun yüzüne bakarak okumasını bekliyorken sarı saçlarını kulaklarının arkasına alıyordur. jaden bitirdiğinde başını kaldırıp genç kıza bakar, emily hafifçe yüzünü buruştururken jaden güldüğünde onun da kahverengi gözleri bir anda aydınlanır ve atılarak abisine sarılırken onların sevincini gören diğerleri de daha önceki kutlama bitmeden diğeri için bağırış çağırışa başlıyordur..

 

 

“Luplex kurbağalarından ilk grubun Melekler Okulu’na başlaması şerefine!”

 

Lucinda büyük yemek odasında kadehini kaldırıyorken yıllar sonra herkes ilk defa aynı masada yemek yiyor, çocuklarının hayatındaki en önemli adımlardan birini kutluyorken yüzler gülüyor, yıllar önceki acıların izleri hiçbirinde görünmüyorken kadehler hem şu anda burada olanlar, hem de olmasa da bulutların arasından onları izleyenler için kalkıyordur

 

Şerefe!

 

THE END of CRASHING TO PINK.

 

Nereden nereye diyerek hayretle geldiğim noktaya bakıyorum :) Bu seferki varış noktası hem geçmiş, hem de gelecekte açık uçlar bırakmış, onun heyecanını taşıyarak büyümüş, daha olgun bir nokta gibi görünüyor. Buraya kadar gelmiş olan herkese teşekkürler, Pink of Luplex’te görüşmek üzere..

 

19.04.08 – 00:05