SOUNDTRACK / Avril Lavigne – My World

#02 – One Week, One Heart

 

SOUNDTRACK / Avril Lavigne – My World

 

 

“jaden.. kapıyı aç-neden kapalı bu kapı? Jaden!?”

 

anna kapıya vurmaya devam ediyorken biraz sonra uykulu ve yabancı surat kapıyı açar

 

“evet, ne var?”

 

anna ve diğer kızlar bir adım gerilerken jesse kafasını kaşıyordur, arkasını dönerek yatakta kıçını devirmiş yatan jaden’a bakar

 

“dostum uyan, kapıda dört tane kız var, seni istiyorlar..”

 

jesse tekrar kızlara dönerken gülümser

 

“jaden yoksa benimle takılın kızlar..”

“gerek yok teşekkür ederiz..”

 

anna gözünü uyanmaya çalışan jaden’a dikmiş, kollarını da kavuşturmuşken jesse diğer kızlara bakıyordur, lonnayla göz göze geldiğinde bir an irkilirken genç kız öyle bir nefretle bakıyordur ki jesse erkek olduğundan utanırken kapıyı bırakarak içeri gider, elini sallayarak perdeleri açarken cora’nın sesi duyululur

 

“o yaptığın şey için yarın disipline gideceksin, farkındasın herhalde?”

 

jesse boş boş sarışın kıza bakıyorken cora gözlerini devirerek kurallar kitabı diye bir şey olduğunu hatırlatır, onlar bilezik takmak zorundayken böylelerinin etrafa güç saçtığından da dert yanarken lonna kardeşinin sırtını sıvazlar, o sırada jaden yatağından kalkmışken kızları içeri davet eder, anna etrafına bakıyorken açılmamış bavulları ve çıplak yatakları görür

 

“bu kadar saat ne yaptın jaden?”

“uyudum?”

 

anna arkadaşına ters ters bakarken alexa pierceların penceresinden görünen manzarayı inceliyordur, dört kulenin ortasında kurulmuş kocaman bir şehirdir okul sanki. Fakülteler ve yönetim binaları en ortadayken diğer yaşam ve eğlence alanları kendi aralarında bir komünitedir, bahçe zaten devasa büyüklükteyken ilerdeki orman sık ağaçlarla örülüdür, karşıdan görünen michiou binasıyla solundaki sinclair ve sağındaki gordon’u bağlayan köprüler ana baba günü gibidir, herkes güle koşa oraya buraya geçiyorken alexa gülümser, orta okuldakinden çok farklıdır her şey, genç kız gerçek yatılı okul böyle olmalı diye düşünürken cora yanına gelmiştir, mırıldanır

 

“aslında burası çok güzel..”

“değil mi? tamamen bize ait bir gezegen ve muhtemelen evrendeki en güvenli yer..”

 

cora başını sallarken usulca konuşur

 

“yine de arkadaşlarımı özlüyorum.. senelerce hep venüsteydim ben, hiç oradan çıkmadım, çıkmak da istememiştim.. ama şimdi marstayım, arkadaşlarımla telefonda bile istediğim zaman konuşamıyorum..”

“tek başına olmayı öğreniyorsun cora, inan bu her şeyden önemli.. bir şey olduğunda kendi kendine yetebilmek en büyük güç der annem hep.. o da çok dolaşmış, büyük annem ve büyük babam çok erken ölmüşler.. annem ve teyzem tek başlarına işlerini ve hayatlarını kurmuşlar, annem babamla evlenene kadar o kadar çok evren görmüş ki anlatsam saatler yetmez..”

 

cora gülümserken sorar

 

“annenle baban nasıl evlenmiş? Yani, bilirsin biz venüs kızları..”

 

alexa biliyorum derken mavi gözleri sevgi doludur

 

“aşık olarak evlenmişler, babam annem için doğru adammış..”

“sen saf bir venüs kızısın o halde..”

 

alexa başını sallarken cora lonnayı da göstererek konuşur

 

“biz öyle değiliz... annem 22 yaşında babamla tanışmış, onlar da aşık olmuşlar.. kendilerince.. ama gerçek aşk değilmiş.. biz çok sonra doğmuşuz..”

“ama hala güçleriniz var, değil mi?”

 

cora evet diyorken alexa önemli olan da o diyordur, ikisi de gülümserken anna şimdi de sinclair tarafına geçmeyi teklif eder, herkes ayaklanırken jaden da jesse’yi davet ediyordur, delikanlı itiraz etmez, ama önce lonna’nın çıkmasını beklerken arkasını kollamakta her zaman fayda vardır, en son o çıkar..

 

 

“hey! Dursanıza!”

 

nicole kapının önünden seslerini duyup takip için dışarı fırladığı gruba sesleniyorken jaden arkasını dönüp onu ve başka bir sarışın kızı görür

 

“unuttuk seni biz..”

“farkındayım!”

 

kızlar da nicole’ü duyunca dönerlerken alexa arkadaşına sarılır

 

“kızma, daha alışamadık..”

“kızmadım bu seferlik hadi bakalım.. millet..”

 

nicole yarısını tanımadığı millete bakıp yanındaki oda arkadaşını gösterir

 

“veronica perish, tanışın..”

 

kurbağalar yeni kızla tanışıyorken anna da nicole’e rosenthall’ları tanıştırıyordur, nicole pek memnun olurken gözünün ucunda dikilen jesse’ye döner

 

“ve sen?”

“jesse vasquez..”

“nicole Lysander..”

 

nicole elini uzatırken jesse gülümseyerek alır, sarışın kızın gamzeleri bir başka kıvrılırken alexa arkadaşının omzuna sarılıdığında aralarındaki bağ kopar, nicole kızlarla beraber sinclair tarafına sürükleniyorken jesse ve jaden onların arkasından takip ediyordur...

 

 

“bak bak şunun sevimliliğine bak!”

 

liv rose’u da alıp faye’in odasına gelmişken hepsi bir yandan oscar’ı sıkıştırıyordur, owen ve sam saatlerdir orada oturuyorken jonathan ortalarda görünmüyordur, birazdan michioaou ve pierce klanı da odaya girerken yatağında oturan eliza kalabalık içinde boğulduğunu hissediyordur

 

“kaç tanesiniz siz?”

“normalde 21 taneyiz, şimdilik ilk 7 burada..”

 

liv gayet şakıyarak cevap vermişken eliza yüzünü buruşturur, liv kaşlarını çatarken faye yeni gelenlerle kaynamış o sırada içeri jonathan ve duncan giriyorken heyecanlı lysander ellerini açar

 

“e sonunda! Okulu talan ettim!”

 

delikanlı içeri girerken duncan da onu takip ediyor, kendi kendini diğerlerine tanıştırıyorken jonathan yanında birinin olduğunu hatırlar, dönerek oda arkadaşına bakarken çocuk daha şimdiden kızlarla muhabbete başlamıştır, jonathan bir şey söylemeden önüne dönerken owen onun gıcıklığını anlamış, sorar

 

“oda arkadaşını sevmedin mi?”

“bir şey hissetmiyorum ben ona karşı, insan değil çünkü..”

“neymiş?”

“düzen manyağı iblisi..”

“öyle bir iblis yok concon..”

 

jonathan nicole’e bakıyorken göz ucuyla da duncan’ı kesiyordur

 

“yoksa da yaratmıştır bu, etraftaki iblis kalıntılarını toplamıştır, maksat boşa gitmesin.. israf.. lütfen..bir de nasııl kibar, kırılacak.. istemiyorsan gelme dedim, olmaz kabalık olurmuş, bana deseler canıma minnet, devrilir yatarım.. ama bu yatmaz, yatağı bozulur-”

“abarttın.. taş gibi çocuk.. gözleri nasıl güzel..”

 

nicole gülümseyerek duncan’a bakıyorken göz göze geldiklerinde daha da gülümser, duncan da kibarca gülümserken jonathan işte tam da bundan bahsediyordur, sinir olmaya devam eder...

 

 

“ben çok bir şey olacağını sanmıyorum, en fazla uyarı alırsın..daha birinci sınıfsın..”

 

49 numaralı sinclair odasında jesse’nin telekinetik enerjisiyle kapıları kapatıp perdeleri açma olayının etkileri konuşuluyordur, faye bir şey olmayacağını söyledikten sonra jonathan sorar

 

“ben daha ne olduğumu bilmiyorum gerçi, ama şimdi bir anda kafamdan havai fişekler çıkarsa cezaya mı kalacağım?”

 

herkes gülerken faye kitaptaki güçler kısmını açarak biraz daha inceler, maddeyi bulunca okuyarak açıklar

 

“gizli güçlerin bir anda ortaya çıkışı yönetime bildirilmezse suçtur diyor, ama hayır, cezaya kalmıyorsun.. sadece gidip ben bugün kafamdan havai fişek çıkardım öğretmenim diyeceksin..”

“yaparsam derim..”

 

concon kafasını kontrol ediyorken eliza konuşur

 

“her gücü olan cezaya kalsaydı ben sürekli zindanlarda falan olurdum muhtemelen..”

“hayatlerin vardı senin, değil mi?”

 

eliza jonathan’a başını sallarken liv ölüleri duymak nasıl bir şey diyordur, eliza açıklayacakken nicole atlar

 

“hayaletine dokunursan belki tekrar canlanır liv?!”

 

eliza kaşlarını çatarak liv’e bakıyorken genç kız açıklar

 

“küçükken ölü olan neye dokunsam can veriyormuşum.. ama hep çiçekler ya da ne bileyim çürümüş meyveler falandı.. ilk ve tek can verdiğim tek şey bu kurbağa..”

 

kurbağa vraklarken liv parmağındaki ufaklığa bir öpücük atar, eliza kurbağa bakıyorken liv devam eder

 

“ölü insanlara zaten dokunmuyorum, annem tanrıların mutlaka bir denge yaratmış olacağını söylüyor, o yüzden ben de ona buna dokunmuyorum.. ama birkaç kere ağaçtan düşmüş ezik elmaları kurtardığım oldu, itiraf ediyorum..”

 

eliza ilginç diyorken liv itiraz etmiyordur, kurbağa küçük pörtlek gözleriyle elizaya bakıyorken genç kız gözlerini kısarak hayvana bakar, kurbağa liv’in kafasına atlarken oscar da onun ani hareketini görünce liv’in kucağına zıplar, rose hayır oscar! diyorken kurbağa ve kedinin nasıl bir arada duracağı tartışılmaya başlar...

 

 

“claudine’i gördün mü nicole sen ondan haber ver..”

 

jonathan bilgi almak için yanıp tutuşuyorken nicole maalesef diyordur

 

“görürsem tutar kolundan getiririm, otur derim, evleniyorsun..bağlarız başını..”

 

jonathan hayallere dalarak faye’in yatağına uzanırken alexa gülüyordur, cora delikanlıya bakarak sorar

 

“aşık mı oldun?”

“aşk ne kelime- aşk yetmez benim claudinle olan bağımı anlatmaya.. o öyle bir şey ki ölüp onunla uzak diyarlarda yaşamak istiyorum-yuh! Buldum!”

 

jonathan yataktan fırlayıp liv’in ellerine yapışır

 

“claudine’e dokun! Bu dünyaya ait olsun, kraliçem yapayım onu-“

“abarttın, yokla kendini jonathan..”

 

jonathan yoklayacak benliği kalmadığını söylüyorken o yeşil gözler, o siyah saçlar gözünün önünden gitmiyordur, neden böyle olmuştur, aşk bu mudur? Bu kadar zor mudur? Delikanlı kaderine isyan ederken owen kafasına bir tane çaktığında sarsılır, ama sonra kafayı o tarafa uzatırken heyecanla vurulmasını talep eder

 

“vur hadi vur, belki beyin sarsıntısı geçirip ölürüm, mahşerde buluşuruz hayatımın aşkıyla!”

 

herkes artık kahkahalara boğulurken eliza bile gülüyordur, jonathan anlaşılamadığından dem vururken güzel claudine şimdi ne yapıyor diye düşünüyordur...

 

 

“yeşil..”

“kırmızı..”

“yeşil..”

“kırmızı-AAĞA YEŞ-KIRMIZI!”

 

kapının dışındaki nicole yeşil diyorken içerde sam’in karşısında oturan jonathan bütün hücrelerini kassa da üzerindeki kırmızı üniformaya yeşil diyemiyordur, sonunda pes ederek kendini yere atıp uzanırken sam gülümsüyordur

 

“en azından duvardan etki edemiyorum, o da güzel..”

 

nicole içer girerken saçlarını iki eliyle omzundan arkaya savurur

 

“tek ayak üstüne yalan söylerim.. mesela geçen sene-“

“HAYIR!”

 

kurbağalar bir anda atlarken nicole de boğazının düğümlenmesiyle olduğu yerde kalır, sam konuşmasını tavsiye etmezken nicole delikanlıya bakıyordur

 

“gerçekten tehlikelisin sen..”

 

sam masum masum gülümserken anna geçen sene ne oldu diyordur, jaden boşvermesini söylerken genç kız delikanlının kolunu çekiştirerek soruyor, jaden cevap vermiyorken anna sam’e sordurtma tehditlerini savuruyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Ashley Tisdale - Headstrong

 

 

“kimler varmış sinclair’de.. ünlü simalar görelim..”

“sen hiç ünlü değilsin, evet..”

“ben dış uzayım concon, buradakiler merkez masa dedikodularıyla kaynıyor.. bir tane tanrının nedimesini ayrı binaya koydular diye savaş çıkacakmış...”

 

nicole etrafına bakarak sinclair koridorlarında yürüyoken jonathan bir savaşımız eksik diyordur, owen korkmamasını söylüyorken duncan masa’nın en son savaş çıkaracağı yerin meleker okulu olduğunu belirtir, jonathan şimdi rahatlarken, corayla lonnanın yanına yanaşır

 

“nasıl gidiyor kızlar, bilezikler güzelmiş..”

 

cora gülümseyerek teşekkür ederken lonna elleri ceplerinde, dibindeki çocuğa dönerek sorar

 

“sen prens misin şimdi?”

“öyleyim evet, amcam kral aslında, ama annem prenses olduğu için oradan bir prenslik geçivermiş..”

 

lonna hmmlıyorken cora kardeşine bakar

 

“bir sorun mu var lonna?”

 

lonna bu soruyu insanları kendinden uzaklaştırma lonna! olarak almış, bir şey yok diyorken başını sağına çevirir, bir haftada büyüyen tanrıça heidi’yi gördüğünde aralık kapıdan şöyle bir içeri bakar, cora onu kolundan çekerken sırf masadan oldukları için insanların odasını gözetlememesini söylüyordur, lonna çekilirken jonathan kapıya  uzanıyordur, onu da jaden kulağından tuttuğu gibi çekerken kurbağalar keşif gezilerine devam ediyordur..

 

 

“pierce-yürüyün hadi pierce.. geç önden geç... claudine’in odasını bulacağım..”

 

jonathan milleti köprüye ittiriyorken renkler yavaş yavaş maviye kayıyor, biraz sonra pierce koridorlarına girdiklerinde jonathan gözlerini kapatır, nicole ne yaptığnı sorarken delikanlı cevaplar

 

“sevgilimin ruhunu okuyorum..”

“iyi, bitince haber ver. biz şu tarafa gidiyoruz..”

 

nicole ve diğerleri ayrılrken jonathan gözlerini açar, bir an etrafında tanıdık kimseyi göremezken sonra arkasını döner, kafalarını gördüğü gruba koşarak tekrar katılırken nicole çaktırmadan bu sabah gördüğü iki yakışıklının odalarını kestirmeye çalışıyordur..

 

 

“sevgilin..”

 

jonathan jesse’nin dürtmesiyle o tarafa bakarken açık kapılı odada claudine o kuzgun karası saçlarıyla eğilmiş, bavulunu boşaltıyordur, jonathan olduğu yerde genç kızı izliyorken claudine gülüyor, konuşuyor, oda arkadaşıyla konuşuyordur, oda arkadaşının da güzellikte ondan az kalır bir yanı yokken jonathan’ın gözü bu sefer de evangeline’e kayıyordur

 

“ne kadar güzeller- tanrım ödülün bu mudur?”

“savaş tanrısının kızı..”

“biri ölüm biri savaş.. acıların çocuğu mu olmalıyım?”

 

jesse gülerken jonathan onu bırakıp açık kapılı odaya ilerler, jesse ne yapıyorsun diyorken jonathan aldırmıyor, kapıyı tıklatarak gülümser

 

“bayanlar..”

 

iki siyah saçlı güzellik de o tarafa dönerken jonathan elinde olmadan kesik bir iç çekişle kendine gelir

 

“ben jonathan lysnder, oreon, luplex, kraliyet.. prens..”

 

claudine gülümsüyorken savaş tanrısının güzel kızı olanlara pek anlam veremiyordur, claudine uzanarak jonathan’ın havada can vermiş elini sıkarken delikanlı artık ölümden korkmuyordur, güzel kız gülümserken konuşuyor, ne kadar uzak bir yerden geldiklerini soruyorken jonathan çoook uzak diyordur, ikisi konuşurken dışardaki kurbağalar stratejik bölgelerden odayı gözlem altında tutarak kıkırdamalarını engellemeye çalışıyordur..

 

 

“kafalara dikkat!”

 

liv ve faye eğilirken owen havada uçuşan şeyleri gösterir, jaden zıplayıp bir tanesini yakalarken küçük melek kanatları hızla çırpınmaya devam ediyordur, faye kanatların altından sarkan ve sinclair kılıçlarının olduğu madalyonu gördüğünde gülümser

 

“binalar toplantı yapacaklar, bunlarla haber veriyorlar, baksanıza bir sürü var..”

 

herkes başını kaldırırken gerçekten de oradan buradan çıkan bir sürü küçük kanat uçuşuyordur, herkes uzanarak bir yerlerinden yakalamaya çalışıyorken mesajı almış olanlar çoktan binaların ortak odalarına doğru yola çıkmışlardır, faye ve cora da kendi gruplarına açıklıyorken dört binanın öğrencileri ilk defa gerçekten birbirlerinden ayrılarak binalarına dönüyorlardır..

 

 

SOUNDTRACK / Josh Groban – Cinema Paradiso

 

 

Faye ve eliza sinclair ortak odasına adımları attıkları anda tam bir asalet onları sararken siyahın ve bordonun gücü gerçekten de sinclair’in olması gerektiği gibi efsanevidir. Yerdeki halılar ve raflardaki battaniyeler aynı renkte ve bordoyken kitaplıktaki bordo ciltli kitaplar okunmak için bekliyordur, her köşede güneş evreninin başkanı senor willam sinclair’la ilgili bilgiler varken faye başını kaldırmış, görebildiği kadarını okuyor, elleri deri koltukların üzerinde geziyorken eliza ona oturduğu yeri işaret ettiğinde o tarafa ilerler, o sırada içeri bina başkanı profesör Dalton Millard giriyorken büyük sınıflar  şamata çıkarıyordur, birinci sınıflar hala biraz utangaç takılıyorken eliza yanındaki faye’e içeri giren köpeği gösterir

 

“marcus, o da profesör gibi ölüler tarafından..”

 

faye başını sallarken sarı köpek öğrenciler arasında dolaşıyordur, faye güzel hayvanın tüylerine parmaklarını dokundururken mırıldanır

 

“ölüler hakkında neler biliyorsun?”

“bir sürü gerekli gereksiz şey biliyorum..”

“profesör dalton’un binasında olduğum için şanslısın, bir şey olduğunda tereddüt etmeden ona gidebilirsin..”

 

eliza başını sallarken profesör herkesin tam olup olmadığını soruyordur, büyük sınıflar yine cevap verebiliyorken birinci sınıflar etraflarına bakanlar olarak ayırt edilebiliyordur, faye ve eliza birbirlerine bakarken gülümserler, en azından onlar tamdırlar, iki kız da bina başkanlarına dönerek dinlemeye devam ederler...

 

 

“binamızın kuralları var.. her binada olduğu gibi.. birinci sınıflar, sizin için en önemli kurallardan biri, diğer binalara girememektir.. şimdiye kadar girmiş olabilirsiniz, ancak şöyle bir durum var ki okul resmi olarak daha açılmadı.. yarın sabahtan itibaren tüm kurallar onca güçleriyle yürürlüğe girecekler.. bunlardan en önemlisi de her bina öğrencisinin sadece kendi binasına serbestçe girip çıkabilmesidir..diyelim ki piercea gitmek istiyorsunuz, yarından itibaren kapıdan içeri giremeyeceksiniz.. bunu yapabilmek için bir pierceın onayına ihtiyacınız olacak.. pierce binasında yapacağınız her şeyden onay veren pierce sorumlu olacağı için bu anlaşmalar oldukça dikkatli yapılır bunu da belirteyim..”

 

faye başını sallıyorken eliza yanında oturan bir diğer birinci sınıfın not alışını izliyordur, sonra faye’e dönerken gülümser

 

“sizinkiler sinclair’e girmek isterse sadece biz izin verebiliyoruz farkında mısın?”

 

faye de gülümserken başını sallar, eliza hiçbirine izin vermeyeceğini söylüyorken faye genç kızı omzundan ittirir, eliza hafifçe gülerken profesör devam ediyordur

 

“tekrarlıyorum, alt geçitler gece 10’dan itibaren herkese yasaktır.. köprülerse ilk üç sınıf için saat 10 ve 12 arasında isimli kullanıma açıktır, yer değiştirdiğiniz makinelerce kaydedilir.. 12’den sonra ise sadece dört ve beşinci sınıflar köprüleri kullanabilir”

 

herkes anladığını belirten kafa sallamalarla dinliyorken eliza yanındaki kızın notlarının iki sayfa olduğunu görerek kaşlarını kaldırıyordur...

 

 

Michiou’nun kırmızısı ortak odayı ısıtıyor, her yerde güzel tanrıça loret michiou’nun bilgileri ve binanın armasıyla süslü eşyalar duruyorken alexa farkında olmadan pembe tutamıyla oynayarak etrafa bakıyordur, o sırada içeri bina başkanı ve sihir profesörü Leti Joeyln giriyorken bütün michioular yüzlerinde güller açarak gülümsüyor, jonathan alexa’nın arkasından bu ne güzellik diyorken o kadar mutludur ki bu sefer içinden itiraz etmek gelmezken profesör leti kibarca gülümseyerek yerine oturuyordur...

 

 

gri beyaz ortak odada bütün gordonlar toplanmış, bina başkanlarını bekliyorken liv en önde kardeşiyle beraber oturmuş olan daren keaney’e bakıyordur, gülümseyerek rose’a döner

 

“asıl gordonlar önde oturuyor baksana.. ikisinin de annesi gerçek gordon..”

“evet! ben de francis binasında olsaydım ne hissederdim acaba diye bir düşündüm, beynim döndü..”

 

liv değil mi!? diyorken iki kız gülüşür, owen ve sam hançer figürlerine bakarak bir şeyler konuşuyorken anna ve lonna ophelia gordon’un bilgilerinin olduğu tablonun önünde bilgileri okudukça birbirlerine gösteriyorlardır, merkez masa üçüncü başkanının simgeleri her yerdeyken birazdan ortak odanın kapıları açılarak içeri bina başkanı ve aslen gordon kanından olan Diana Gordon girerken bütün erkekler bir an keskin maviler ve parlak sarılarla yerlerinde kalakalıyor, profesör gordon mevcudun tam olup olmadığını soruyorken olumlu cevap alarak gerçekten kendine ait olan binanın ortak odasında yerine oturuyordur...

 

 

“bizim başkan biraz problemliymiş..”

 

nicole neymiş derdi diye soruyorken jesse cevaplamaya yeltenir, ama o anda pierce ortak odasının kapısı patlayarak açılırken bina başkanı robert cudrow içeri girer, bugünün ne kadar lanet olduğundan bahsediyorken karanlık gözleri uykusuz kaldığını gösteriyor, eli kolu bir yerde durmuyorken kahve içemediğini söylediğinde büyük sınıflardaki kızlar bir anda ayaklanarak kahve getirmeye gidiyordur, nicole kaşlarını kaldırırken veronica yüzünü buruşturur, jaden sırıtıyorken arkasına yaslanır

 

“süper bir adam işte..”

“iksirden sınıf tekrarı yaptığında görüşeceğiz..”

 

jaden elini sallayarak geçiştirirken nicole görürüz diyerek yerine biraz daha yerleşiyordur..

 

 

“her binanın kendisiyle simgeleşen özellikleri var, biliyorsunuz.. buna göre de her binada bazı güçler daha yoğun olarak toplanıyor.. michioular olarak duygularımız ve hedeflerimiz bizi biz yapıyor, bu yüzden bu binada duygular hep daha yoğun olarak hissedilir..”

 

profesör leti bütün güzelliğiyle gülümserken genç michioular arasında bu duygu yoğunluğu meselesi uğultulu bir tartışma halini alıyordur, alexa ve cora iki venüs kızı olarak birbirlerine bakarlarken alexa heyecanla gülümser, cora da dudağını kemirerek gülümsüyorken jonathan çoktan duygu seli olmuştur, duncan enerjisi hiç bitmeyen oda arkadaşına gülümsüyorken jonathan bir an zorlasa duncan’ı bile seveceğini düşünüyordur, ama onun yerine miranda ve arkadaşı katharine’in tarafına doğru duygu aktarması yaparken michiouların kalpleri bir başka ritmde atıyordur..

 

 

“melekler kütüphanesi oldukça geniş, ancak her binanın kendine has özel kütüphaneleri var, gordon bunların en zengini.. özellikle miss tarafından bağışlanan kitaplar da dahil olmak üzere, gordon kütüphanesine başka öğrenci sokamıyor, ve o kütüphaneden kitapları dışarı çıkartamıyorsunuz..”

 

lonna bunu duyduğunda keyifle gülümserken sam enteresan olduğunu söylüyordur, liv ve rose’un da şikayeti yokken owen hançeri ne zaman kullancaklarını merak ediyordur, anna bilmediğini söylerken hepsi sessizce dinlemeye devam eder..

 

 

“okulumuzda bilerek ve isteyerek sihir yaratmak sertifika almadan yasaktır..”

 

jesse’nin keyfi kaçarken jaden genç adamın omzunu sıvazlar, profesör cudrow devam eder

 

“bu ne demek, bu şu demek: eğer sihir ruhunuzda ve siz onu farkında olmadan yapıyorsanız problem yok.. tıpkı bay bronwenın bana bakarak donumun rengini biliyor olması gibi..”

“adam şu noktada idolüm oldu.”

 

Jaden o noktaya parmağını basıyorken veronica gülümser, nicole gözlerini devirirken profesör claudine’in şimdi hepimizi alıp ölüler diyarını götürmesinin de bir kural ihlali olduğunu söylüyorken nicole hiç gerek olmadığını belirterek canlı kalmayı tercih ediyordur...

 

 

Sinclair başkanı bugün bahsedilecek şeylerin  bu kadar olduğunu söylüyorken derslerin yarın 9’da başlayacağı duyurulur, kahvaltı ve yemek saatleri de öğrenilmişken bu akşam resmi yemeğin olduğu duyurusu büyükler sınıflar tarafından mutlulukla karşılanıyor, birinci sınıfların çoğunun pek bir fikri olmuyorken faye gülümseyerek eliza’ya döner

 

“en çok akşam yemeklerini merak ediyordum..”

“ben de en çok onlardan kaçmaya çalışıyordum, birbirimizi bulmuşuz..”

 

faye içtenlikle gülerken eliza da yavaş yavaş yanındaki mutlu ruha alışıyordur, biraz sonra kafasında keera’nın akşam işleri olduğu sesini duyarken elini havaya savurur, keera her nerdeyse başka bir yere uçarken faye gülümser...

 

 

SOUNDTRACK / Celine Dion – One Heart

 

 

Kurbağalar ve arkadaşları daha önce kararlaştırıldığı gibi sinclair’in girişinde buluşmuşlarken alexa diğerlerine bakarak gülümser

 

“bu son rahat geçişlerimiz, yarın sabahtan sonra görüşmek için de izin alacağız..”

“bahçe ve diğer alanlar serbest, çok ihtyacımız olursa haberleşiriz..”

“ben seni nerede olsa bulurum yaşam pınarım, üzülme sen..”

 

jonathan liv’e sarılıyorken genç kız gülümser, rose ikisini izliyorken nicole en önemli soruyu sorar

 

“akşam neler giyiyoruz?”

 

kimseden kesin bir cevap gelmezken herkes bir diğerine bakarak kaş göz hareketleriyle bilmediğini söylüyordur..

 

 

“aslında çok komik, düşünsene ben birkaç ay önce miranda’nın kucağında oyun falan oynuyordum.. şimdi aynı okuldayız!”

 

liv ve rose gülüşürken ikisi de yan yana olan gardropların önünde duruyorlardır, liv askıları ittirerek bir şeylerin gözüne çarpmasını umuyorken rose bir tane askı çekerek liv’e gösterir

 

“bu olur mu sence? Çok süslü olmasın..”

 

liv önüne tutulan bej üstüne küçük çiçeklerle süslenmiş, tüy gibi hafif uzun elbiseye bakıyorken gülümser

 

“çok güzel bir şey rose, ne kadar kibar...”

 

liv parmaklarının arasından kayan kumaşa bakıyorken bir an sonra bir aydınlanma yaşar ve saçına tutturacak bir lastik toka aranırken konuşur

 

“bence tam böyle şeyler giymemiz lazım.. hem sonbahar hem de  sıcak olmalı.. bak seninkinin üstünde kızıllı mavili çiçekler var, hem de bej.. ben de seninki gibi ferah bir şeyler bulmalıyım..”

 

liv upuzun saçlarını tepesinden toplayarak gardrobunun adeta içine girerken askıların sağa sola çekilirken çıkardıkları sesler duyuluyordur. Rose kendi yatağına oturup takı kutusunu ters çevirerek  yatak örtüsünün üzerine dökerken oscar şıkırtıları duyar duymaz yatağa atlar, rose gülümseyerek kedisinin başını okşuyorken yanındaki elbiseye uygun bir takı bulmak için incik boncuklarını karıştırmaya başlar..

 

 

“bu ojeyi sevmedim ben..”

 

alexa parmağındaki garip renkli uçuk pembe ojeye bakar, yüzünü buruştururken cora da şöyle bir bakıp gerçekten olmadığını söylüyordur, alexa küçük oje şişesinin kapağını kapatırken asetonun nerede olduğunu sorar, cora etrafına bakıyorken göremiyordur

 

“ben çıkarmadım, sen mi çıkardın?”

“hayır.. ben sende vardır diye hemen ojelere daldım, yok mu şimdi aseton?”

 

cora ortalıkta görünmediğini söylüyorken alexa yataktan kalkar

 

“e gidip birilerine soralım öyleyse, ben bu ojelerle hiçbir şey yapamam..”

 

cora hadi gidelim diyorken ikisi odadan çıkarlar koridorlar yine cıvıl cıvılken alexa açık kapılara bakarak yürüyordur, biraz sonra miranda’nın odasını görürken gülümser, ilerlemeye devam eden cora’yı kolundan tutup geri çeker, cora geri adım atarak alexanın yanına dönerken alexa açık kapıyı tıklatır

 

“miranda?”

 

miranda gardrobun kapağının arkasından başını uzatırken alexa’yı gördüğünde gülümser

 

“alexa?”

 

alexa hatırlanmanın mutluluğuyla gülümserken miranda da elinde ne varsa bırakarak kapıya geliyordur

 

“sizden birilerini gördüğüme emindim, ne güzel sürpriz..”

 

iki kız hafifçe sarılırken miranda cora’yla da tanışır, sonra tekrar alexa’ya dönerken genç kıza şöyle bir bakar

 

“büyümüşsün..”

“evet, 3 sene kadar..”

 

miranda gülerken oda arkadaşı katharine ıslak saçlarını tarayarak banyodan çıkıyordur

 

“yine kim büyümüş-ah selam..”

 

miranda alexa’nın luplex grubundan arkadaşları olduğunu söyler, katharine çok memnun olurken cora da tanıştırılır, alexa onların da yataklarının üzerinin elbiselerle dolu olduğu gördüğünde mirandaya döner

 

“aslında bir şey istemek için odaları dolaşıyorduk, sizi görünce geldik..”

“iyi yaptınız, bu katta mısınız siz de?”

“evet 32’deyiz..”

 

miranda dibimizdesiniz diyorken cora gülümser, alexa asetonları olup olmadığını sorarken parmaklarındaki garip rengi gösterir, miranda gülerek eşyalarının arasına bakmaya gidiyorken katharine alexanın tırnaklarına bakıp o kadar da kötü olmadığını söylüyordur, kızlar birbirilerine ne renk giyeceklerini soruyorken miranda aseton kutusunu bulmuş, havada sallayarak getiriyordur...

 

 

“müdür çağırınca gelen dört armalı kanatların koleksiyonunu yapacağım, dolabta şurayı boş bıraktım..”

 

jesse boş bıraktığı alanı işaret ediyorken jaden güler

 

“eline koluna hakim olursan bir şey olmaz..”

“olamıyorum işte, sorun orada.. evde öyle alışmışım, aklımdan geçince yapıyorum..”

“kötü alıştırmışlar o zaman, kendine hakim olacaksın..”

“senin tuzun kuru tabii..”

“gayet yaş bir tuzum var, ne olacağımı bile bilmiyorum.. kafamdan havai fişekler patlarsa o zaman anlayacağız...”

 

jesse o biraz zor diyorken jaden hiçbir şey zor değildir der, sonra dolapta birbirine benzeyen 12 gömlekten bir tanesini çıkarırken jesse de aynı şeyi yapıyordur

 

“şunların farkını hiç anlamadım..”

“büyüyünce anlayacağız galiba.. şimdi millete rezil olmayayım diye giyiyorum, yoksa işim olmaz. Takarım bir tişört çıkarım..”

 

jesse öyle yapmayı teklif ederken jaden nicole’ün gazabını görmek istemeyeceğini söyler, jesse merak ettiğini söyleyerek sırıtırken jaden arkadaşına bir bakış atıp sonra pantolon seçmeye geri döner..

 

 

“yeşil?”

 

nicole sağ elindeki askıyı üzerine tutar, veronica diğerini işaret ederken diğer askı öne geçer

 

“mavi daha güzel sanki, bir daha yeşili tut..”

 

nicole bir daha yeşili tutarken diğer eliyle dolabı işaret eder

 

“daha koyusu da var bunun aslında, bak onu da göstereyim..”

 

nicole dolaba dönerken veronica makyaj aynasının önünde saçlarının uçlarını kıvırıyordur, nicole daha koyu bir yeşil elbiseyle alonanın arkasına geçerken genç kız aynadan nicole’e bakar

 

“bak bunun yakaları daha güzel, şöyle uzun bir kolyen varsa, ucundan tek taş olan, onu da takarsın...”

 

nicole askıyı bırakıp saçlarına ellerini sokarken toplasa mı açık bıraksa mı karar veremiyordur, veronica saç masasını teklif ederken nicole hmmlayarak aklında bulunduracağını söyler, sonra yataktaki elbiseye dönerek üzerindeki tişörtü çıkarırken sorar

 

“kiminle gideceğiz peki biz?”

“senin arkadaşların var, birini seçersin, asıl ben ne yapacağım?”

“benim arkadaşlarım bana bile yetmez, bence biz beraber gidelim..”

“sen jesseyle git..”

 

nicole elbiseyi başından geçirip saçlarını kurtarırken eteği kalçalarından aşağı çekiyordur, aynadan alonaya bakarak güler

 

“jaden beni öldürür, daha ilk günden..”

“duncan’la git o zaman..”

“jonathan çocuğu uykusunda boğar.. ben ilk bir hafta yalnız takılacağım, gerekirse boncuk dağıtırım..”

 

veronica güzel taktik diyerek gülüyorken aynanın başından kalkar, o da yatağın üzerine serilmiş parlak gri elbisesine ilerlerken pantolonunun düğmelerini açıyordur...

 

 

“bak en son bunu da şunun içinden geçiriyorsun veee.. işte bitti, kravat da böyle bağlandı..”

 

sam başını eğmiş, boynundaki kravatına bakıyorken faye sarı dalgalarını tek omzuna alarak aynanın karşısındaki owen’a ilerler, kırık beyaz elbisesinin tülleri döşemeye hafifçe değiyorken göğsünden beline kadar olan küçük beyaz boncuklar odanın göz yormayan ışığında parlıyordur, genç kız owen’ın arkasından gelip delikanlının gömleğini düzeltirken owen aynadan ona bakarak gülümser

 

“elbise çok yakışmış..”

 

faye mutlulukla gülümseyerek teşekkür ederken owen kendi kravatını bağlamış, siyah saçlarını eliyle düzeltiyorken faye de onun yanında eteklerini kontrol ediyordur, sam ikisinin arasından başını kaldırarak saçlarına bakıyorken faye sol tarafı biraz yatırmasını söyler, sam sol tarafı ezerek öldürürken faye gülüyor, owen da gülümseyerek kenara çekilip ortalarında sam için de biraz yer açar..

 

 

“olmadı bu galiba..”

 

jonathan düğüm yaptığı kravata bakıyorken duncan kendininkini bağlıyordur

 

“10 dakikadır olmuyor, evet..”

“gördüysen söyleyseydin..”

“bozmak istemedim..”

“şimdi hiç bozulmadım gerçekten..”

 

jonathan kravatı başından çıkarıp yatağa atarken bir başka kravat alır, duncan güzelim ipek kravatların acı çığlıklarını duyuyor gibiyken elini uzatır

 

“ver bağlayayım..”

“ben yaparım..”

“yapamıyorsun jonathan, izin ver yardım edeyim...”

“eninde sonunda öğreneceğim-“

“ben bağlarken izle o zaman-“

“benim boynumda bağlama..”

 

duncan iyi diyerek kravatı alır, kendi boynuna takarak aynaya dönerken jonathan da ona bakıyordur, delikanlı önce iki ucu birbirinin üstüne koyar, sonra kalın olanı diğerinin üzerine atar, attığı kalını incenin üzerinden çevirirken çevirdiğini yine kendi içinden sokar, jonathan’ın da bu arada gözü dönerken duncan bağladığı kravatı kendi boynundan çıkararak uzatır

 

“anladın mı?”

“evet, şimdi hepsini bağlayıp üst üste takacağım.. bu seferlik salla, sonra kendim çalışırım..”

 

duncan peki diyorken jonathan kravatı takıyordur, delikanlı bir yandan da duncan’ın bakışlarını hissediyorken aynadan göz ucuyla delikanlıya bakar, bir an kaşlarını çatarken sonra hatırlar

 

“ha pardon, teşekkür ederim duncancığım..”

 

duncan gülümserken jonathan da sırıtır, gömleğinin yakalarını düzelterek ceketine uzanırken duncan boynuna tek bir kez parfümü sıkıp kapağını kapatıyordur...

 

 

eliza odadan çıktığında koridorda birkaç çift dans denemeleri yapıyordur, genç kız sinclair bordosu straplez elbisesinin eteklerini tutarak dans edenlerden sıyrılır, kahverengi saçları dümdüz omzularına düşüyorken kaşlarını birazcık geçen kahküllerini düzelterek gordon tarafına giden alt geçit için merdivenlere açılan kapıyı iter, o sırada arkasından birisi adını seslenir, eliza o tarafa döner ve sam’i görürken kapıyı bırakıp o tarafa ilerler

 

“sizi almaya geliyordum..”

“tahmin ettik.. hep beraber inelim masayı öyle ayarlayalım dedik, hadi gel..”

 

eliza sam’in yanında ilerliyorken herkes elbiseleri ve takımları içinde parlıyordur, faye arkadaşının güzelliğini gördüğünde gülümser

 

“yemeklerden kaçıyorum diyene bakın, çok güzel olmuşsun eliza..”

 

eliza bordo kumaşın kapattığı dizlerini hafifçe kırar ve kibar bir reveransla teşekkür eder, sam ona kolunu uzatıyorken diğer kolunu da lonna’ya uzatır, genç kız göğüsleri beyaz, uzun etekleri parıltılı siyah pullarla bezeli elbisenin eteklerini tutarak delikanlının koluna girerken arkasını dönüp cora’ya bakar, alexayla ikisi jonathan’la beraber ilerliyorken alexa siyah etekleri dizlerinde hafif kabarık olan elbisesinin orasını burasını kontrol ediyor, sapsarı dalgaları yüzünün iki yanından tenine dokunuyorken owen’ın diğer kolundaki liv ona dönmüştür

 

“o kolyeyi arıyordum ben!”

 

alexa gülerek boynundaki kanatlı kolyeyi tutarken liv açık sarı elbisesinin eteklerini savurur, jaden gülüyorken anna grili yeşilli elbisesi içinde jaden’ın diğer yanındaki rose’la konuşuyordur, kahverengiler içindeki veronica ve kolundaki duncan yemek müziğiyle ilgili konuşuyorken nicole arkada kalan jesse’nin yanına gelmiştir

 

“biz kaldık...”

 

jesse gülümseyerek koyu yeşiller içindeki genç kıza kolunu uzatırken elbisenin yansıması yeşil gözleri parlayan nicole memnuniyetle kabul eder, ikisi yüzlerindeki gülümsemelerle diğerlerini takip ediyorken bütün binalar yavaş yavaş yeni senenin ilk akşam yemeği için odalarından ayrılıyordur...