![]()
#03 – One Step At A Time SOUNDTRACK / Dean
Martin – Ain’t That A Kick In The Head Bütün öğrenciler mis gibi kokan gecede
yeşil çimlerden melekler restorantına doğru yürüyorken gece kızların
elbiseleriyle pırıl pırıl ve rengarenktir. Genç ruhların kahkahaları ve küçük sohbetleri
bütün bahçede yayılıyorken kurbağalar arkadaşlarıyla beraber etraflarına
bakarak yürüyorlardır, hepsi restoranta girdiklerinde göz alabildiğine yüksek
tavana bakarlar, camsız pencerelerin içeri aldığı hafif hava müzikle beraber
adeta dans ediyorken sağlarından bir garson büyük gruba yaklaşır, owen garsonu
gördüğünde o tarafa döner “16 kişiyiz..” garson tabii senor diyerek bir an
etrafına bakar, sonra lütfen takip etmelerini söyleyerek restorantın içlerine
doğru yürürken liv owen’ın koluna hafifçe asılarak sorar “hepimiz bir masaya sığabilecek
miyiz?” “evde yirmi kişi sığıyoruz...” “orası saray..” “burası da melekler okulu liv, mutlaka
uzaktan geldiğimizi görünce genişleyen masaları bile vardır..” liv gülerken faye gerçekten var
diyordur, diğerleri de şaşmayacaklarını söylüyorken garson gençlere tam 16
kişinin rahatça sığabileceği yuvarlak masayı gösterir, melek kanatlarının
süslediği zarif yemek takımları ve kristallerle süslü masa pırıl pırıl
parlıyorken herkes bir anda bu özen karşısında kibar olma ihtiyacı hisseder,
delikanlılar kızlara iskemlelerini tutuyorken etekleri incecik parmaklarının
arasında olan kızlar teşekkür ederek oturuyordur, garson birazdan tekrar
geleceğini söyleyerek uzaklaşırken herkes etrafta bir şeyleri seçip birbirine göstererek
ilk yemeklerini yiyecekleri yere alışmaya çalışıyordur... “bundan sonra 16 kişi bir anda
çökmeyelim derim ben..” “kaçlı kaçlı ayrılalım?” “ikişer...” “bence dörder..” “sen benim masamda oturma owen..” owen jonathan’a su dolu kadehini
kaldırarak bir yudum alıyorken karşıdaki delikanlı gülüyordur, nicole onların
arasına girer “hem böylece daha çok insanla
tanışabiliriz, şimdi bu kadar kocaman bir grupken kim bizim yanımıza gelecek?” “hiç kimse, amaç orada..” nicole ve cora lonna’ya ters ters bakıyorken
pembe topuzunu parmaklarıyla düzelten kız omuzlarını silker “benim için fark etmez, tek başıma da
bıraksanız otururum..” alexa hiç öyle şey olur mu diyorken
lonna gülümser, garson onların hazır olduğunu görmüş olacak, yanında bir başka
garsonla iki koldan büyük masanın menülerini dağıtıyorken herkese bir taraftan
da ne içmek istediklerini soruyordur... liv kadehindeki taze meyve kokteylini
yudumlarken hafif müzikle sağa sola sallanıyordur, önünde açık duran menüdeki
isimlere bakıyorken rose’un koluna dokunarak bir tanesini gösterir “bu nasıldır sence?” “ben de ondan alacağım, bak hem
sebzesi var hem tavuğu, ama ben bir de kızarmış patates istiyorum..” liv benim de canım çekti diyorken faye
ne çektiğini sorar, ikisi birden kızarmış patates derken faye aiyliyordur,
jonathan kızlara bu kadar acı çektirenin ne olduğunu merak ederken sorar,
patates cevabını alırken güler “niye birisi canınızı çıkartıyormuş
gibi sesler çıkarıyorsunuz, isteyin getirsinler..” liv olmaz öyle diyorken dalga dalga
siyah saçlarını omzularından geriye atarak sesini inceltir “yeşil zamazingolu kızarmış ördek,
elf şarabıyla sote edilmiş minik venüs domatesleri ve ha bir de patates
kızartması lütfen mi diyeyim? Git hamburgercide yer der adam içinden..” “içinden ne derse desin, açım ben,
patates istiyorum, üstelik tırla para veriyorum, kızartsın getirsin..” jonathan isyanları oynuyorken rose
güler, jonathan o arada herkese mutlaka patates kızartması istemelerini
söylüyorken kendisi sadece kızartma yiyecektir, zamazingoyla işi yoktur,
menüsünü kapatıp önüne bırakır ve beklemeye başlar... SOUNDTRACK / Michael
Bublé – La Vie En Rose “19..20...21..22-ah bir saniye daha
tutsaydın benim rekorumu kıracaktın, yazık oldu..” jonathan saatini masaya koyarken bıçağı
sam’den alıp diğerlerine uzatır “burnumun üstünde bıçağı 23 saniyeden
fazla tutarım diyen?” nicole o bıçağı alıp şimdi başka bir
yerde tutacağını söylüyorken jonathan neresi olduğunu merak ediyordur, nicole
gözlerini devirirken concon kafasıyla nicole’ün kafasını itiyordur, genç kız
gülüyorken yemekler gelir. herkese birer tane de patates kızartması gelmişken
jonathan’ın önüne sadece koca bir tabak patates kızartması konulur, garson
büyük bir şişe ketçap da bırakırken prens lysander çok teşekkür eder, ketçabı
sallayarak açar, bir güzel altın sarısı patateslerin üzerine sıkarken herkes
yemeklerinin yanında gelen sarı çubukları büyük bir keyifle yiyor, jonathan
nicole’ün kızartmalarına da ketçap sıkıyorken genç kız üzerine sıçrarsa bıçağın
nereye gideceğini öğreneceğini söylüyordur, jonathan sırıtır... “duramıyor yerinde.. hadi kalk, gel..” jonathan kalkarak liv’e elini
uzatırken güzel kız büyük bir istekle kabul eder, kucağındaki mendili
iskemlesine bıkarak kalkarken diğer masalardan da herkes birer ikişer
kalkıyordur, jonathan liv’i sahneye çıkartıp şöyle bir etrafında çevirir, sonra
kendine çekerek belinden tutarken ikisi hatasız adımlarla dans ediyordur,
jonathan sanki az önce burnunda bıçak tutan delikanlı o değilmiş gibi adımlar
atıyorken liv’i hafifçe iter, genç kız omuzlarını sallayarak küçük adımlarla
jonathan’a geri dönerken delikanlı gülüyor, eşini tekrar kollarına alarak
dönmeye devam ederken masada onları izleyenler biana ve andrea’yı
anıyorlardır.. “martin geldi..” veronica hangi martin diyerek etrafına
bakıyorken nicole okulun ilk gününden beri kızların gözüne kestirdiği 5. sınıf
yakışıklı delikanlının oturduğu masayı gösterir, veronica gülümserken nicole iç
çeker “onunla aynı binadayız biz..” “ve daha bir sürü pierce..” nicole hayallerini yıkan kalpsize
bakıyorken sorar “sen pierce’ın hangi özelliğisin.. biz
kalbiyiz-“ “ben mantığıyım.. Çocuğun—daha doğrusu
artık adam olmuş, adamın peşinde büyük sınıf fıstık gibi kızlar pervane oluyor
dönüp sana mı bakacak?” “olamaz mı?” “olur, rüyanda..” “kabasın jaden..” “gerçekçiyim ben hadi yemeğini
bitir..” nicole sen bitir diyerek veronicaya
dönerken gece boyunca bir daha jaden’la konuşmayacağını söylüyordur, delikanlı
gözlerini devirirken birazdan anna kolunu tuttuğunda o tarafa döner “ne yaptım şimdi ben?” “kaba davrandın-“ “gerçekleri söylüyorum-“ “nicole çok güzel bir kız, tanrıçalara
taş bile çıkarır-“ “ben çirkin mi dedim..” “bazen çok odun oluyorsun jaden-“ “sana ne yaptım!?” “bir şey yapmadın sus.” “anna-“ “sus jaden. Sinirlerim bozuldu..” jaden peki diyerek susarken anna
tabağındaki sebzeleri çatalla deliyordur, zaten soğuyup büzüşmüş sebzeler
kendilerinden geçmişken masada dansa kaldırılmamış tek kız olan anna da onları
deştikçe daha acınası oluyorlardır... “izninizle ben lavaboya gitmeliyim..” danstan dönenler tabii diyorken anna
kucağındaki mendili tabağının içine atarak kalkar, jaden yemeklerin üzerini
örten kumaş parçasına bakıp sonra lonna’ya döner “ne oldu buna?” “kime?” “anna’ya diyorum, oda arkadaşına.. bir
şey mi dedin?” “ben ne diyeceğim?” jaden bilmiyorum derken lonna
delikanlının suratına bakıyordur “neden kızı hiç dansa kaldırmadın?” “efendim?” “dans diyorum, hani son iki saattir
milletin kalkıp sahnede yaptığı şey-“ “anna dans etmeyi sevmez-“ “kim demiş? Ben bile kalktım..” “kiminle?” “owen.. kibarlık oluyor bunun adı
jaden, zorlamak gibi olmasın ama..” jaden önüne dönerken lonna iskemlesini
geri iterek kalkar, eteğini toplayarak annanın arkasından tuvaletlere doğru
giderken jaden elindeki bıçakla tabağındaki artıkları ittiriyordur.. SOUNDTRACK / Ella
Fitzgerald – Not For Me “anna-pardon geçebilir miyim? Anna..” lonna tuvalette süslenen kızları
geçerek kabinlerin kapılarını çalıyordur “anna burada mısın?” biraz sonra karşı sıradan bir kabinin
kapısı açılır, lonna annayı görürken genç kız kaşları çatık, meymenetsiz bir
ifadeyle muslukların tarafına gider, aynaya bakmadan ellerini yıkarken lonna
yanına gelip duvara yaslanır “jaden’a hayvanlık ettiğini
söyledim..” “söylemeseydin..” “söylemesem anlamazdı..” “anlamasın, böyle böyle öğrenecek..” anna tek kullanımlık küçük havlulardan
birini alıp ellerini kurular, sonra kirli kutuya elini uzatırken kapak açılır
havlu içine atılınca tekrar kapanırken anna lonna’ya döner “fazla kalabalık olduk..” “istemezsen gideriz..” anna gülümserken lonna da güler “ne demek istediğini anladım, ama ne
yapacaksın? Hepsi arkadaşlarınız..” “geçen sene orta okulda sadece üçümüz
vardık, alexa, ben ve jaden.. o zaman süper arkadaşlardık, bu sefer nedense uzaklaştığını
görüyorum.. yaz tatillerinde hep böyle oluyor aslında, ama okula dönünce yine
ben anna oluyorum, anlıyor musun? Şimdi ailesi de koca bir grup halinde gelince
yapabileceğim bir şey kalmadı..” lonna başını sallarken anna iç çekerek
aynaya bakar “kızmak da istemiyorum, sonuçta onlar
ailesi-“ “alexa haricinde değil aslında..” “hepsi öyle.. kanları olmasa bile
ruhları bağlı hepsinin..” “senin ne farkın var?” anna bilmediğini söylüyorken canı
sıkılmıştır işte “evden çok uzakta olduğum içindir.. bir
anda böyle binalar, kurallar.. her şey üst üste geldi-“ “bir de dansa kalkamadın..” anna gülümser, lonna arkadaşının
kolunu tutarak tuvaletten çıkarırken dans etmenin aslında o kadar da bir
numarasının olmadığını söylüyordur... SOUNDTRACK / Michael
Bublé - Sway “aslında ayağına basacak gibiydim, ama
çocuk prens tabii manevrası-ANNA DİKKAT!” anna daha neye dikkat diyemeden
üzerine karşı kapıdan çıkan bir çocuk çıkarken genç kız dengesini kaybeder, ama
aynı anda tutulup duvara yapıştırılırken yutkunur, üzerine çıkan çocuğun
kimliği duvarın şiddetiyle birleştiğinde anna gözleri büyüyerek nefesini tutar,
karşısındaki 5. sınıf Martin masmavi gözleriyle ona bakıyorken lonna yerinde
kazık yemiş gibi ikisine bakıyordur.. “pardon.. çok özür dilerim, gerçekten..
nasıl çıktığıma bakmadım..” “oldukça atılgan bir çıkıştı
gerçekten-“ Martin gülerken lonna’ya dönerek
cevaplar “daha çok panik çıkışıydı.. Martin,
Pierce binasındanım..” lonna bildiğini söylerken cevaplar “lonna rosenthal.. gordon..” martin gülümseyerek anna’ya döner “anna, cohen..” delikanlı tekrar özür dilerken incinip
incinmediğini soruyordur, anna incinmekten bir hayli uzakken başını iki yana
sallar ve iyi olduğunu söylerken birazdan karşısındaki adamın dans
teklifini duyduğunda incinmemiş beyni yerinde döner, lonna’dan garip bir ses
gelirken anna ve martin ona bakarlar, genç kız balıkla ilgili bir şeyler
zırvalıyorken martin tekrar annaya döndüğünde lonna elini kolunu sallayarak
kabul etmesini söylüyordur, anna olur derken martin gülümser, ikisi
uzaklaşırken anna arkasına döner, lonna yumruklarını havaya kaldırırken
arkadaşı dudaklarını ısırıyordur, biraz sonra onların arkasından lonna masaya
adeta koşarken melekler okulu cidden eğlenceli bir yerdir.. “az önce kim üzerimize düştü tahmin edin..” jonathan müdür stevens diyorken lonna
gözlerini devirir “hayır.. martin hudson. Daha
doğrusu anna’nın üzerine düştü..” nedense bu cümlenin gidiş yönü
jaden’ın tam sağ kulağıyken genç kız pisti işaret eder “şimdi de dans ediyorlar, genç
adamların özürü böyle oluyormuş..” herkes o tarafa dönerken pierce’lı
martin anna’yı almış, güle konuşa dans ediyordur, jaden onları izliyorken lonna
göz ucuyla delikanlıya bakıyordur... “nefret ediyorum senden!” nicole masaya gelen anna’nın üzerine
adeta atlıyorken anna gülerek eski yerine oturuyordur, jaden ona bakıyorken
anna ona bir şey söylemeden önüne döner, liv nasıldı diye soruyorken anna
gülerek onun da bizim gibi bir çocuk olduğunu söylüyor, ama kimse inanmıyorken
anna kısa saçlarını kulaklarının arkasına koymaya çalışarak gülümsüyordur.. “anna biraz yürüyelim mi?” anna önündeki brownieyi çatallamış,
ama lokması yarım kalmışken jaden’a döner “tatlımı yedikten sonra yapamaz
mıyız?” “olur..o zaman yaparız..” jaden tekrar önüne dönerken anna
lokmasını ağzına atar, jaden’ın orada rahatsızlıktan kıvrandığını biliyorken
bir tarafı acımasız bir zevk alıyordur, ama genç kız yine de çatalını
bırakırken jaden’ın omzuna tutunarak ayağa kalkar “biz biraz yürüyeceğiz..” “dönecek misiniz?” “bilmem, duruma bakarız.. siz
takılın..” anna iskemlesinden sıyrılırken jaden
da hemen arkasından kalkar, ikisi restoranttan çıkarken alexa arkalarından
bakıyordur, lonna’ya dönerken genç kız bilmediğini işaret eder, alexa
gülümserken çilekli dondurmasından bir kaşık daha alıp sam’in anlattığı
hikayeyi dinlemeye devam eder.. SOUNDTRACK / Everybody
Else – Button for Punishment Anna çimlere ayaklarını süre süre
yürüyorken jaden da yanında, belki biraz arkasında, takip ediyordur. Anna onun
konuşmayacağını anladığında başını o tarafa çevirir “ben martin’le dans ederken üzüldün
mü?” “neden üzüleyim?” “benim yeni arkadaşlarım oluyor, artık
sana ihtiyacım kalmıyor diye..” jaden yürümeyi bırakırken anna da
durur, delikanlı çocukluk arkadaşına bakıyorken anna artık çocuk değil, gayet
güzel ve alımlı bir genç kız olmuştur, hafif rüzgar üzerindeki ince elbisenin
eteklerini dalgalandırıyorken jaden benliğini geri alarak sorar “sen öyle mi hissediyorsun? Sana
ihtiyacım yok gibi mi geliyor?” “bilmiyorum..” “hadi anna, gerçekten böyle düşünüyor
olamazsın.. ben ne zaman seni ihmal ettim-“ “bütün yaz, dün, bugün, akşam,
yemekte..” jaden susarken anna iç çeker “hiçbir zaman hep bana diyen bir insan
olmadım, ama bugün nedense her şey bir anda çok battı jaden. Odaya gelip kapıyı
çaldığım zaman sen açmadın, hareket bile etmedin.. jesse asıldığında
hoşlanmadığımı bildiğin halde sesini çıkarmadın, ama nicole’le beraber çıkarken
dönüp dönüp arkana baktın.. rose gayet bir başkasıyla gidebilirdi, sen sadece
beni alabilirdin, benimle konuşabilirdin, günümün nasıl geçtiğini sorabilirdin,
uçakta gidip jonathan’la oturmak yerine benim yanıma gelebilirdin..” delikanlı kendini dipsiz bir çukura
düşüyor gibi hissediyorken anna devam eder “onlar sen olmadan da birbirlerine yetiyorlar,
ama benim sadece jaden’ım var. o da beni bırakınca ben gerçekten yalnız kalıyorum.. onları sevme demiyorum, ama
beni unutma.. ben kızdığımda anla, ben ne yaptım demek yerine beni dansa
kaldır, gönlümü al.. büyüdükçe odunlaşan erkeklerden olma, lütfen.. masa’nın
tanrılarında ya da gordonlarında, piercelarında çok özel olan bir şey yok ve
onlar benim çocukluktan arkadaşım değiller..” jaden başını sallıyorken anna daha
fazla uzatmadan delikanlıya ilerler ve sımsıkı sarılırken jaden da onu tutuyordur,
mırıldanır “bu kadar dikkat ettiğini
düşünmemiştim..” “ben de..” ikisi de hafifçe gülerken jaden
hafifçe geri çekilir, arkadaşının şakağını öperek kolunun altına alırken
restorana dönmek yerine bahçede yürümeye devam eder, anna itiraz etmiyorken jaden
gününün nasıl geçtiğini sorduğunda gülümseyerek cevaplar.. “yorulduuummm...” liv yürümeye çalışıyorken owen genç
kızı tutarak destek olur, liv onun koluna sarılarak başını omzuna yaslarken
faye de yanlarından geliyordur, genç kız oldukça huzurlu görünüyorken liv sorar “yarın sabah 9’da ders için nasıl
kalkacağız?” “saat kuracağız..” “ben kapatırım..” “liv n’olur kapatma..” liv gülerek rose’a bakarken genç kız o
kapatırsa asla kalkıp kendinin bir daha kurmayacağını söylüyordur, liv o zaman
yandık derken jonathan herkesin önüne geçmiş, geri geri yürüyorken yeni bir
teklif getirir “hepinizi ben uyandırırım..” “sen diğerlerinin binasına
giremiyorsun..” jonathan duncan’ın hatırlatmasıyla
yüzünü buruştururken alexa gel bizi uyandır diyordur, cora da gülümserken
concon önüne dönerek uyanmamaya karar verdiğini söyler, herkes gülerken lonna o
zaman sevgilini nasıl göreceksin dediğinde jonathan bu sefer de uyumamaya karar
vermiştir, tekrar onlara dönüp ışıklı restoranı izleyerek geri geri yürümeye
devam eder.. SOUNDTRACK / Avril
Lavigne – Freak Out “alexa.. alexa hadi uyan.. alexaaa..
ALEXA!” alexa cora’nın bağırışıyla yerinden
fırlarken saçları suratına yapışır, iki eliyle sarı telleri yüzünden çekiyorken
yutkunur “ödümü patlattın..” “yarım saattir 7 kere gelip gittim,
hadi kalk artık..” “kalktım tamam, saat kaç?” “yedi buçuk.. daha giyinip kahvaltıya
gideceğiz..” alexa üflerken dünkü neşeli kız şimdi
lanetin önde gidenidir, kamburu çıkmış bir şekilde banyoya giderken cora
gardroptan üniformasını çıkartıyordur.. “owen, sam, uyanın!” “liv, rose, saat çalıyor hadi!” anna ve lonna sabahın köründe uyanmış,
zaman farkı ilk gün için işlerine yaramışken birazdan 26 ve 27 numaranın
kapıları açılıp çoktan gülümseyen yüzleri karşılarında gördüklerinde anna
erkeklerin, lonna kızların odasına girerek uyandırma operasyonuna başlar.. “midem bulanıyor benim veronica..” nicole banyodan çıkıyorken suratı
sapsarıdır, veronica kravatını bırakıp arkadaşına ilerlerken nicole yatağa
oturur “bütün gece uyuyamadım zaten,
luplex’le burasının zamanı çok farklı..” genç kız ağzındaki acı tada yüzünü
buruşturuyorken veronica onun yanına oturur “bir şeyler atıştırırsan geçer belki,
şöyle koca bir bardak portakal suyu, serin serin..” nicole olabilir diyorken veronica
gülümseyerek kalkar, gardroptan nicole’ün üniformasını çıkarıyorken konuşur “hem ilk gün heyecanından da olmuş
olabilir, benim de başım ağrıyordu biraz, sonra sen kalkınca geçti..” nicole gülümserken arkadaşının elinden
askıyı alır, veronica pencereleri açıyorken güneşi her zaman erken doğan
gezegende kuşlar cıvıldıyordur.. “günaydın..” “günaydın..” eliza ve faye gülümseyerek banyoda
yerlerini değiştirirken faye yatağını toplamaya başlıyordur, eliza yüzünü
yıkıyorken faye pencereleri açar, eliza içeri dönüp gardrobu açıyorken
üniformasını çıkarır, askı elindeyken yatağını gördüğünde kaşlarını çatar, faye
genç kızın elinden askıyı alıp kendi yatağına koyarken eliza yorganı
havalandırır, faye de gardroptan kendi askısını çekerken eliza yatağın örtüsünü
sererek keera’ya günaydın diyordur... “kızlar..” jonathan ve duncan alexa’yla cora’yı
merdivenlerde görürken gülümser, kızlar onlara günaydın diyerek öne düşerken
ilk katın geniş koridorlarından yürüyerek bahçeye çıkıyorlardır.. “kalk geç kaldık-kalk!” jaden jessenin yorganını çekip yere
atarken kendisi banyoya girer, jesse yorganı boşvermiş, yastığına biraz daha
sarılarak uyurken jaden sifonu çeker, sonra hızla elini yüzünü yıkayıp banyodan
çıkarken jesse’nin hala uyuduğu gördüğünde yatağın başını tutup sallar,
titreyen yatakta uyuyan jesse yastığı alıp kafasına kapatırken jaden sırıtır “kalk hadi, bu saatten sonra uyuduğun
uyku da fayda etmez..” jesse yastığın altından homurdanıyorken
olduğu yerde dönerek kendini yere bırakır, sonra sürünerek banyoya giderken
jaden askıdan gömleğini alıyordur, pantolonu da oralarda bir yerdeyken
delikanlı kafasını dolaba sokarak aramaya devam eder.. SOUNDTRACK / Jordin
Sparks – One Step at a Time “bizimkileri görebiliyor musun?” faye etrafına bakıyorken eliza biraz
daha ilerleyerek masaların arasından etrafı gözlüyordur, dün akşamki şıklık
şimdi yerini ferah bir rahatlığa bırakmışken beyaz örtülü masalarda gece
elbiseleri değil üniformalı öğrenciler oturuyordur, tabaklar zamazingo değil,
rengarenk omletlerle doluyken kadehlerin yerini bardaklar almış, çay ve kahve
kokuları her yerdeyken eliza bir şey bulamamış olarak faye’in yanına döner “gelmemişler galiba-“ “geldik, en azından michioular geldi..
birinci başkanla ikinci başkan, bak nasıl uygun!” jonathan faye’in yanağını öper,
eliza’yı da alıp açık büfe tarafına giderken duncan faye’e gülümseyerek
günaydın diyordur, birazdan 3. başkan gordonlar ve 4. başkan pierceların
binasından kurbağalar kahvaltıya teşrif ederken jesse esneyerek sadece kahveyle
beslenmek istiyordur.. “ders programları çıksın..” kağıtlar haşır huşur masaya konulurken
sam ucu çaya giren kağıdı peçeteyle siler, herkes kendi programını okuyorken bu
sefer iki masa halindelerdir, jonathan arkadaki masadan geriye yaslanır “hepimizi B’deyiz değil mi? bir
yamukluk olmasın..” owen başını sallarken ilk derslerinin
rehberlik olduğunu görünce sınıf öğretmenlerinin ismine de bakar “natalie lingrad, davranış profesörü aynı
zamanda sınıf öğretmenimizmiş..” arka masadan bir yandık duyulurken
owen gülümser “güzel aslında, en iyi şekilde
yararlanmış olacağız..” “ama sürekli tetikte olacağız, elimiz
kolumuz nerede olursa sınıfın da eli kolu orada olmuş gibi bir şey olacak..” “hepiniz prensessiniz, sizin için çok
kolay olacak..” liv’le beraber bütün kızlar
gülümserken owen dersleri incelemeye devam ediyordur, sam SKAP’ı işaret
ediyorken aşmış profesör lenshaw’ın bu kadar şeyi nasıl bildiği ve aslında kaç
yaşında olduğu soruları ortalıkta dönmeye başlıyordur.. “Pazartesi canımı çıkartıyor, derslere
bak..” jonathan yerinden kalkıp programı iki
masanın önünde de yorumlamaya başlar “davranışla önce kazık gibi
duracaksın, sonra matematik gelecek beynin hoplayacak, ama yetmez az önce kazık
gibi durmuştun şimdi o halde konuşup yazmayı öğreniyorsun diksiyon ve yazım
teknikleriyle, onları öğrendin mi? haydi kalk gidelim evren bilgisi alalım,
gerçi bak bunu biz güzel yaparız luplex tayfası.. bizim kadar dolaşan yok
pek..” herkes aynı fikirde olurken jonathan
devam eder “sonra da eski tarih geliyor, aramızda
bir geçmişten gelen olsaydı..” “melanie burada olsaydı ona
sorardık..” faye doğru diyorken alexa liv’e sorar “en son neredeydi?” “1985’ten gelmişti, bir hafta kaldı
sonra tekrar oraya döndü..” luplex dışından olanlar ne olduğunu
anlamıyorken liv ortaya açıklar “melanie bizim zaman gezgini
ablamız..” anlayan sesler duyulurken jaden sınav
zamanı gelince transa falan geçip melanie’yi çağırırız diyordur, anna gülerken
konuşur “belki gelecekte söylemişizdir, zor
bir zamanda gelip yardım edecektir..” herkes bunun üzerine daha da bir
umutlanırken anna portakal suyunu içerek diğer günlere de göz atıyordur.. “saat kaç?” “8:45.” Jonathan ellerini birbirine sürterken
ayağa kalkar, onunla beraber diğerleri de kalkıyorken owen çantasından
çıkardığı defter ve kağıtları topluyordur. Sam çayının son yudumunu da içerken
fincanı bırakır, faye ve kızlar önden gidiyorken jaden anna’nın arkasındadır,
genç kız yürüyorken yanındaki lonna sol taraftaki masayı işaret eder, anna
başını çevirip martin’i ve arkadaşlarını gördüğünde gülümser, delikanlı da
biraz sonra onunla göz göze gelirken anna hafifçe ona el sallar, delikanlı da
gülümseyerek başıyla selam verirken anna göğsüne yasladığı dosyasına sarılarak
yürümeye devam eder, jaden hala onu takip ediyorken arkasını dönüp pierce’lının
oturduğu masaya bakar, sonra önüne dönerken ilk derslerin başlamasına dakikalar
kalmıştır.. “yuh! Bizim saray kadar sınıf..” jonathan ilerliyorken alexa da başını kaldırıp
yüksek tavanlı sınıfı inceliyordur, faye onun yanından geçerken jonathan’a o yuhlardan
kurtulması gerektiğini söyler, delikanlı omzunu silkerken B sınıfının dört
renkten öğrencileri yerlerini bularak melekler okulundaki ilk dersleri için
yerleşiyordur.. ![]() |


