![]()
#05 – Pizzollo SOUNDTRACK / Nicholas
Hooper – Darkness Takes Over “yine mi zindan!?” jonathan taş duvarlarda sesinin
yankılanmasıyla susarken karanlık sanatlar dersi için girdikleri sınıfın iksir sınıfından
aşağı kalır yanı yoktur. Yine yüksek tavanlar ve daha soğuk bir
hava onları karşılarken süveter ya da ceket giymemiş olanlar titriyordur. Kimse
daha da içeri girmeye cesaret edemiyorken tepelerinden bir çığlık koptuğunda 30
kişi aynı anda geri çığlık atar ve bütün kafalar yukarı kalkarken siyah bir
şahin uçarak sınıfın tavanında dolaşıyordur. Tavanada dolaşanlar sadece cırtlak bir
kuşla kalmamış, oradan oraya giden yılanlar ve simsiyah şeyler sadece
kendilerinin bildikleri deliklere girip çıkıyorken herkes baştan ayağa diken
diken olmuş, duvarlardan sarkan zincirlere ve taşlardaki çiziklere bakıyordur. O sırada sınıfın arkasındaki bir kapı
ağır bir şekilde açılmaya başlamışken herkes yanında kim varsa onun koluna
sarılmış, ömürlerinin son dakikaları gibi bekliyorken kapıdan kısa boylu, kısa
siyah saçları ve siyah takım elbisesiyle porselen kadar beyaz yüzlü ve kocaman
kahvrengi gözleri olan bir kadın çıkar. Herkes hala birbirine tutunarak
bekliyorken kısa boylu kadın konuşur “derslerimizi ayakta yapmayacağız,
oturun lütfen..” taş odanın karanlığında herkes buranın
aslında bir sınıf olduğunu unutmuşken profesörün taşlardan yansıyan
sakin sesiyle kendilerine gelirler, herkes tutunduğu insanla beraber gidip
sıralara çökerken siyahlar içindeki minyon tipli kadın çok hafifçe gülümser.. “Leona Reame, profesör veya miss leona
olarak seslenebilirsiniz. Bu sene karanlık sanatlar dersinde beraber
olacağız-daha doğrusu dersi beraber atlatacağız desem daha doğru olur
sanırım..” kimse oturduğu yerden milim bile
kıpırdamadan dinliyorken miss leona devam eder “bu derste sizi ölüme en çok
yaklaştıran şeyleri öğreneceksiniz. Lanetler, işkenceler, acı, kan-“ jonathan’ın rengi her kelimede
çekiliyorken liv engel olamıyor, ama gözleri parlayarak dinliyordur, profesör
devam eder “ölüm ve acı bu kadar elinizin
altındayken sizin bunları sıcak ve güneşli bir sınıfta karşılamanız
beklenemezdi, yanılıyor muyum?” cevap vermek bile bir anda ölüm ve acıyla
ilişkilendirilmişken kimseden ses çıkmıyordur, kısa boylu kadın sivri topukları
taşlara vurarak yavaşça yürür ve konuşmaya devam eder “karanlık sanatları öğrenmeniz onları
her istediğiniz an uygulayabileceğiniz anlamına gelmez. Melekler okulunda kusursuz
karanlık büyücüler yetiştirmek için bu ders öğretilmiyor..” eliza gözlerini kısarak genç kadını
izliyorken miss leona karanlık bakışlarıyla sınıfı tarayarak devam eder “bu derste size lanet savurmayı değil,
size savurulan lanetten kendinizi nasıl korumanız gerektiğini
öğreteceğim. Okulda karanlık büyüleri sadece ben yapabilirim ve şimdiden
bilseniz iyi olur, canınızı acıtmaktan çekinmeyeceğim. Burada gördüklerinizle
gerçek hayatta karşılaştığınızda en az hasarı nasıl alacağınızı bilmelisiniz.
Duvara zincilerle bağlandığınızda nasıl kurtulacağınızı bile..” herkesin gözü zincilere takılırken
cora ürperek kollarını kendine dolar, profesör
zincileri bırakıp sınıfa dönerken yine buz gibi teninde parlayan gözleri
hafifçe kısılarak gülümser “başlayalım..” “zincirlere bağlanacağım, canım
yanacak, kanayacağım-annemi istiyorum ben..” jonathan beti benzi atmış bir şekilde
liv’e sokulurken genç kız arkadaşının başını tutarak yürüyordur, ama aklı başka
yerdeyken konuşur “ölüme en yakın olacağımız dersmiş-“ “ölürsem beni dirilt liv..” liv jonathan’ın başını patpatlarken
tamam diyordur, delikanlı rahatlarken arkasındaki cora gülümsüyor, lonna da bu
kadar karanlıktan sonra bile hala hayallerde olan kardeşinin kolunu dürterek
yürümeye devam ediyordur.. SOUNDTRACK / Aaliyah
– More Than A Woman “güzel bir şey görmek istiyorum, ışık
istiyorum..” Öğleden sonraki ilk ders için jaden bu
sefer gerçek insanlar için ayarlanmış sınıfa girerken mutludur. Biçim değiştirme
profesörleri güzeller güzeli Diana Gordon içeri adım atarken sarı küt saçları
aydınlık sınıfta parlıyordur, üzerindeki pantolon takımda tek bir hata yokken
jaden bunları incelerken daha da bir mutlu olmuş, sırasına abanarak yerleşir,
alexa kuzenin saçlarına bir fiske vurarak yanındaki sıraya çöker, Jonathan da
onun hemen arkasına oturuyorken alexa’nın sarı saçlarının arasından fısıldar “ophelia değil belki ama dianayla
evlenme olasılığım hala var..” alexa gözlerini devirerek jonathan’ın
kafasını iterken genç kızın yanındaki cora hafifçe gülerek jonathan’a bakar,
delikanlı ona göz kırparken yanına henüz oturan duncan’a dönerek ödünç kalem
istiyordur.. “biçim değiştirme çok güçlü bir
yetenektir ve eğer genlerinizde bunu taşımıyorsanız son seviyeye ulaşmanız çok
kolay olmaz..” owen bir an annesini ve babasını
düşünürken gülümser, diğerlerine göre bir element kıran çocuğu olarak bir adım
öndeyken miss gordon devam ediyordur “melekler okulunda olduğunuz sürece en
azından maddelerle sorunsuz bir şekilde uğraşabilmenizi hedefliyoruz, bunun
dışında aranızdaki üstün gizli yetenekleri de keşefedersek ne mutlu bize..” herkes gülümserken miss gordon da
gülümser, buz mavisi gözleri parlarken erkek nüfusu hülyalı bir iç çekişle
kızların dikkatini çeker, diana bunu görünce biraz daha gülümserken konuşur “ben ve benim türümde olan iblisler
empati ve etkilemede üstün güçlere sahiptir arkadaşlar. Evrensel pakt’a göre
güçlerimizi dengeyi korumak adına hep belirli bir sınır altında tutmak
durumundayız, ancak mars tamamen bir eğitim gezegeni olduğu için kuralları da
buna göre esneklik ve değişikliklere sahip. O yüzden ben güçlerimi melekler
okulu sınırlarında olduğum sürece sınırlamayacağım. Bununla nasıl baş
edeceğiniz ya da bir şeyler kapacağınız size kalmış. Şimdi lütfen not
defterlerinizi açın ve söylediğim kitap isimlerini not alın..” kızlar derhal defterlerini açıyorken
erkekler ellerindeki kalemlerle oynayarak miss gordon’ın her adımını takip
ediyordur.. SOUNDTRACK / Hans
Zimmer – Davy Jones Biçim değiştirme dersi kızlar
tarafından sayfa sayfa notlarla sona ermişken günün son dersi fizik ötesidir.
Sinclair bina başkanı dalton millard’ın sınıfına girilirken sıralar ya da
tahtalar yerine ortak odalardaki gibi rahat koltuklar her yerdedir. Tek fark,
bu oda biraz daha soğukken bu da anlaşılabilir bir şeydir zira senor dalton
ölüdür- “hiç hayalet bir öğretmenim
olmamıştı..” eliza liv’in heyecanına gülümserken
etrafını inceliyordur, konuşur “en güzel sınıfımız bu olacak
sanırım.. koltuklar, yumuşak halılar.. müziğimizle köpeğimiz bile var..” genç kız tekli kırmızı bir koltuğun
önünde yatmış marcus’un yanında gider, eğilip şimdilik sadece onun görebildiği
güzel hayvanın altın tüylerini okşarken diğerleri de yerlerine yerleşiyordur,
faye köpekle oynayan eliza’ya bakarak sorar “marcus olabilir, ama müzik nereden
çıktı eliza?” eliza marcus’u sıkıştırmaya devam
ediyorken arkasını döner “ne demek nereden çıktı? Müzik
kutusunu duymuyor musunuz?” herkes başını iki yana sallıyorken
eliza kaşlarını çatar “deli miyim ben?” “ölülerle konuşuyorsun-“ eliza jesse’ye aldırmadan tepesinde
dolaşan hayaletine döner “keera sen duyuyor musun?” keera evet derken eliza gülümser “o da duyuyormuş..” “ben de duymak istiyorum susun.” Jonathan ellerini kaldırarak herkesi
sustururken yine de hiçbir şey duyamıyordur, arkalarındaki koltuklara otururken
muhabbet eden kızlara dönüp ters ters bakarken kızlar da ona bakar, owen
concon’u kolundan tutup önüne çevirirken eliza bir an irkilerek kapıya doğru
bakar, müzik kutusunda duyduğu ses bir anda güçlenmiş, aynı anda da senor
dalton kapıda görünmüşken genç kız yutkunarak gülümser “muhteşem bir şey bu..” marcus eliza’nın elinden kurtularak
sahibine ilerlerken dalton’un dokunmasıyla onu daha önce görmeyenler de görmeye
başlamış, hayret dolu sesler duyuluyorken dalton millard gülümseyerek sınıfa
dönük koltuklardan birine oturuyordur.. “ben dalton millard, bir çoğunuzla
sinclair bina toplantısından tanışıyoruz, değil mi?” genç adam gülümseyişine sınıftan
yanıtlar geliyorken dalton marcusun kafasını severek konuşmaya devam eder “bana profesör millard, senor millard
ya da senor dalton diyebilirsiniz, senor dalton terchimdir. Başınız derde
girerse bana sesinizi duyurmak için dalton şeklinde de bağırabilirsiniz, arkamı
dönüp bakarım..” herkes gülerken genç adam da
gülümsüyordur, köpeğinin başını tutarak sınıfa bakar “herkes marcus’u görebiliyor mu?” bütün kafalar sallanırken diğer
derslerin aksine gerçekten konuşarak evet diyenler de vardır, dalton başını
sallarken ellerini köpeğin üzerinden çektiğinde marcus bir an normal gözlere
görünmez olur, genç adam “şimdi göremiyoruz profesör!” “nereye gitti?”lere
cevaben konuşur “onun sahibi olarak size görünmemesini
istedim, normal şartlarda marcus kendini bir hayalet olarak korumaz, o yüzden
ben izin verdiğim sürece marcus’u hepiniz görebilirsiniz.” Kafalar sallanıyorken tek tük haalar
duyuluyordur, dalton keyifle arkasına yaslanırken marcus tekrar görünür
olmuştur, profesör sorar “ben sınıfa girmeden önce aranızda
marcus’u görebilen var mıydı?” sınıfta tek bir el kalkarken dalton
eliza’ya döner “adınız miss?” “eliza gruniér, senor dalton..” “marcus’u nasıl görebiliyorsunuz miss
eliza?” “ben doğduğumdan beri hayaletleri duyabiliyorum
ve korumasız olanları görebiliyorum. Marcus da sizin korumanız altında olmadığı
sürece bana görünebilir..mi?” dalton hafifçe gülerken başını sallar “doğru, az önce de söylediğim gibi
hayvanların kendine has çok güçlü korunmaları yoktur, sizin gibi güçleri olan
herkes marcus’u benim korumadığım her zamanda görebilir-“ “peki siz bize nasıl görünüyorsunuz
profesör?” dalton jonathan’a dönerken elini
kaldırır “bir dahaki sefere bu eli havada
görmek istiyorum senor.. senor?” “lysander, profesör. Özür dilerim..” “affedilniz senor lysander ve benim
size nasıl göründüğüm sorusunun cevabı ölüm tanrıçasının iziniyle şeklinde
cevaplanabilir.” Sınıf düşünceli bir sessizliğe
bürünmüşken eliza senor dalton’u izliyor, bütün hayaletleri susmuş, keera da huzurluyken
genç kızın zihninde sadece sınıfa girdiğinden beri duyduğu müziğin gücü
yankılanıyordur.. “şimdi herkesin marcus’a dokunmasını
istiyorum..” sarı köpek tüm sınıfı dolaşırken
herkes büyük bir sevgiyle sarı tüyleri okşuyor, köpek yanlarından geçip
giderken sallanan kuyruğuna dokunuyordur. Marcus dönüp dolaşıp liv’in önüne
geldiğinde genç kız sarı köpeğe bakıyor, ama dokunmaya korkuyorken profesör
sorar “bir sorun mu var?” liv mavi bakışlarını profesöre
kaldırarak tereddüt içinde konuşur “profesör ben ölü şeylere dokunduğumda
diriltebiliyorum, marcus’a dokunursam-“ “adınız miss?” “liv.. ellen.” “liv..” liv marcus’tan olabildiğince uzak
durmaya çalışıyorken dalton genç kızın yanındaki bir koltuğa oturur “elini bana verir misin liv?” liv gözleri büyüyerek elini uzatırken
dalton tereddüt etmeden genç kızın elini tutar, liv hızla bir nefes alırken
dalton kaşlarını kaldırarak hafifçe gülümser “ilginç.. şimdiye kadar hangi ölü
şeyleri dirilttin liv?” “kurbağamı.. onun dışında çürük meyvelerle
kurumuş yapraklar ve bitkiler.. daha önce hiç ölü bir insana dokunmamıştım-“ “ben tam olarak insan sayılmam ve
gerçekten güzel bir noktadayız..” dalton genç kızın elini geri verirken
gülümser, sonra marcus’u göstererek konuşur “cesetlerle hayaletler çok farklı
şeylerdir arkadaşlar. Liv kurbağasının ölmüş bedenine dokunduğunda onu
diriltebilir, fakat ben ya da marcus artık ceset değil ruhlarımızın birer
yansıması olduğumuz için tek bir dokunuşla dirilemeyiz. Belki gerçekten ölü
bedenlerimize dokunuluyor olsaydı o zaman ruhlarımız gerçek bedenlerine
çağırılarak dirilebilirdi, ama bu noktada ne benim ne de marcus’un geri
dönebileceğimiz bir bedeni kaldığını zannetmiyorum..” sınıfta birkaç yüz buruşturulurken
dalton güler “doğanın dengesi.. fakat insan ve
hayvanların aksine bitkiler için bu kural geçerli değil, neden?” sınıfta eller kalkarken dalton birine
söz verir “çünkü bitkilerin ruhu yoktur..” “doğru cevap. Sinclair’e 10 puan..” soruyu cevaplayan delikanlı bordo
siyah kravatını düzeltirken sırıtıyordur, dalton devam eder “Bitkiler tamamen maddesel olarak var
olurlar, o yüzden miss ellen hiçbir zaman çürük bir meyve ya da sebze
yemeyeceği için oldukça şanslı..” herkes gülerken dalton da gülümseyerek
liv’e döner, genç kız rahatlamış, iki eliyle marcusun kafasını tutarak
çenesinin altından güzel köpeği severken sarı kuyruk mutlulukla sallanıyordur.. “siz gidin ben yetişirim..” faye tamam diyerek diğerleriyle
beraber gidiyorken eliza boşalan sınıfın içinde marcus’la beraber oturan
profesörün yanına gelir “senor dalton, bir soru sorabilir
miyim?” genç adam mavi gözleri parlayarak
gülümserken başını sallar ve karşısındaki bir koltuğu işaret eder “tabii eliza, otur lütfen..” eliza otururken ellerini bacaklarının
üzerinde birleştirir “ben derse girdiğimden beri bir müzik
duyuyorum, ama benden başka kimse duyamıyor..” dalton bir an kaşlarını çatarken yine
parmakları marcus’un tüylerinde hareket etmeye devam ediyordur “müziği tanımlayabilir misin?” “ilk başta çok usul bir müzik kutusu
gibiydi, o sırada sınıfta siz yoktunuz. Sonra bir anda müzik o kadar güçlendi
ki irkildim, bir baktım ki kapıdan siz giriyorsunuz.. bakın şimdi sınıf boş ve
müzik yine müzik kutusunun o usul melodisine döndü..ben mi kafamdan uyduruyorum
senor?” dalton dinlerken başını sallıyor,
hafifçe gülümser “uydurmuyorsun eliza, gerçekten odada
bir müzik kutusu var. benim diğer ruhları kontrol etmek için koyduğum bir kutu.
Ders sırasında hayaletlerin sürekli gelip gitmemesi, sizi rahatsız etmemesi
için onların kapılarına koyulmuş bir kilit gibi düşün.. ben yakınında olduğumda
kapılar daha fazla zorlandığı için müziğin tınısı yükseliyor olmalı..” eliza büyük bir ilgiyle dinliyorken
sorar “keera-yani benim gözetmen hayaletim de
çok huzurlu olduğunu söylüyordu..” “gözetmen hayaletin mi var?” eliza başını sallarken gülümser “keera ben doğduğumda beri benimle
beraber. Bana ulaşmaya çalışan hayaletlerin önündeki resepsiyon gibi bir şey, o
olmadığı zaman ortalık çok gürültülü oluyor, ama bu derste keera da dinlenmiş..
müzik kutusu sayesinde olmalı..” dalton başını sallarken eliza daha da
gülümser “teşekkürler senor. Herhangi bir sorum
olduğunda cevaplayacak birinin olduğunu bilmek çok güzel..” “rica ederim eliza.. hem biz de bunun
için para alıyoruz..” “ölüler diyarında para geçiyor mu?” dalton keyifli bir kahkaha atarken
eliza da gülümser, kahverengi saçlarını kulaklarının arkasına atarken marcus
tek bir havlamayla onların sohbetine katılmaya çalışıyordur.. SOUNDTRACK / Avril
Lavigne – Anything But Ordinary “hadi geç kalacağız!” cora alexa’nın kolundan
çekiştiriyorken genç kız gitar çantasını sırtına takarak cora’nın elinden
tutar, ikisi odadan çıkarken cora saatine bakarak daha da telaşlanıyordur “15 dakikamız kaldı!” “15 dakikada kampüsün diğer ucuna
koşarız sakin ol cora!” cora gülerek adımlarını yavaşlatırken
alexa gitarı diğer koluna alır “lonna da müzik klübüne gelir diye
düşünmüştüm..” “o en başta mızmızlanır, sonra gelir.
Biz gidip herkesle tanışalım da sonra lonna’nın patavatsızlığından hiç
arkadaşımız kalmama riskine girmeyelim..” alexa gülerken cora’nın kolunu sıkar “kardeşin için öyle şeyler söyleme-“ “senin kardeşin olmadığı için
anlamıyorsun!” “jaden da kardeşim sayılır-“ “olmaz! Öz olması lazım.” Alexa peki diyerek yürümeye devam
ediyorken cora tekrar saatine bakar ve adımları yine hızlanırken alexa feryat
ederek sırtındaki gitarla çekiştiriliyordur.. “sen niye onlarla gitmedin?” “insanlarla tanışmayı sevmem de
ondan..” anna gözlerini devirirken lonna omzunu
silkiyordur, ikisi gordon binasında ikinci kata inerken liv ve rose’un odasının
kapısı açıktır, iki genç kız da yataklarında oturmuş konuşuyorken lonna içeri
girdiği gibi oscar’ı rose’un elinden alıp mıncıklamaya başlar, beyaz kedi her
yanından seviliyorken rose gülerek yarım kalan lafını bitirmek için liv’e döner “sonra da bana ne dedi dinle: ben
aslında kedilermizin değil ikimizin çiftleşmesini istiyorum bebeğim.” Liv gülerek elini ağzına kapatırken
rose yanakları kızararak başını sallıyordur “daha önce hiç bu kadar utanmamıştım!” “kimmiş o?” rose anna’ya dönerken cevaplar “orta okulda bana takılan bir çocuk..” “yaratıcı bir teklif olmuş, kedi
gerçekten onun muydu?” rose gülerek lonna’ya evet diyorken
liv kendini yatağına bırakmıştır “bana kimse böyle bir teklifle
gelmedi..” kızlar awwlarken liv gülerek
ellerini yüzüne kapatıyordur, kurbağa vraklayarak kapalı ellerin üzerine
atlarken anna işte sevgilin! diyerek genç kızın bacağını
çimdikliyordur.. “kitap listelerim faye’de kalmış, sen
de sinclair’e gelir misin?” nicole yüzünü bastırdığı yastıktan bir
hayır homurdanırken veronica güler ve kapıyı kapatıp en azından yemeğe kadar
genç kızı rahat bırakırken hızlı adımlarla pierce’dan sinclair’e geçen köprüye
ilerliyordur, yolda gördüğü tanıdıklara selam verirken köprüden geçip
sinclair’e girdiğinde koridorda sola döner, ama biraz hızlı dönmüş olacak,
biriyle kafa kafaya girerken alnını tutarak geri çekilir. Diğer kazazede de
aynı durumdayken delikanlı bir yandan da veronica’nın kolunu tutuyordur, sorar “iyi misin? çok sert çarptık..” “iyiyim sanırım-sen?” “hala adımı hatırlıyorum..” veronica alnını sıvazlayarak gülerken
boşta kalan elini uzatır “çok özür dilerim, veronica perish...” “dickie sonneld, dick de olur.. ve
önemli değil, pierce’dan buraya sinclairlere kafa atmak için mi geldin?” veronica gülerek elini alnından
indirir, mavi beyaz kravatını tutarak sarışın delikanlının arkasındaki kapıları
gösterir “arkadaşımdan bir şey almak için
gelmiştim, önüme sen çıkınca-“ “bir kafa atayım dedin..” veronica gülerek başını eğerken dick
de gülüyordur, genç kızın sol kolunu tutarak ondan sıyrılırken konuşur “tanıştığımıza memnun oldum veronica,
kafam şişerse buz için pierce’a uğrarım..” “tamam-özür dilerim!” dick uzaklaşırken elini sallar ve
önemli olmadığını bağırırken veronica kendi kendine gülerek faye ve eliza’nın
odasına yönelir.. veronica alnını ovarak faye’in
kapısını tıklatır, aralık kapıdan bir evet duyulurken veronica içeri
girer. Eliza akşam yemeği için üzerini değiştirmiş, saçlarını topluyorken
veronica’yı görünce gülümser “kitap listesini unutmuşsun evet, faye
belki gelirsin diye bıraktı..” “faye nerede?” “sence?” veronica gülerek owen derken
eliza gözlerini devirerek başını sallar. Veronica listeye bakıyorken eli hala
alnındadır, hafifçe yüzünü buruştururken eliza genç kızın elini çeker “ne var alnında?” “gelirken bir çocukla çarpıştık..” “iri bir şey miydi?” “değildi..” eliza sarı saçları geri iterek genç
kızın alnına bakıyorken veronica konuşur “dick sonneld..” “koridorun sonunda kalıyorlar
biliyorum.. birinci sınıf, masadakilerin arkadaşlarından..” veronica hmmlarken eliza
saçları bırakır, sarı perçemler tekrar yerine düşerken eliza veronicayı
döndürerek odadan çıkarıyordur “hadi size gidelim, sonra da yemek,
çok acıktım ben..” “nicole’ü enkaz halinde bıraktım-“ “bütün gün cırcır öterse enkaz da olur
moloz da, gidelim hadi yürü..” veronica koridora çıkarken en uçtaki odaya
bakar, eliza onu tekrar köprüye doğru döndürürken genç kız önden yürümeye
başlar.. “açım aç, anlıyor musunuz-nerede bu
kızlar?” jonathan alexa ve cora’nın kapılı
kapısına asılırken duncan omzunu silker “nasıla yemeğe gelirler-“ “kızları yolda kapmasınlar da..” “bilezikleri var-“ “nedir ki o boncuklar, çekerim pıt
diye çıkar..” duncan gözlerini devirirken jonathan
gerçekten çekse ne olur onu düşünmeye başlar.. “nicole kalk-“ “sen kalk-ne var?” nicole yattığı gibi başını kaldırırken
eteği, gömleği, her şeyi buruşmuştur, genç kız ağzını şapırdatarak doğrulurken
veronica kravatını çözüyordur, eliza kapıyı kapatıp veronicanın yatağına
otururken nicole ona bir an dik dik bakar, eliza da ellerini yana açarak ne
var!? duruşuyla cevap verirken nicole başını silkeleyerek banyoya
giriyordur, veronica şapşalın haline gülerek eteğini çıkarır.. “iniyoruz biz!” nicole ve veronica’nın odasından
cırtlak bir tamam duyulurken jaden gülerek jesse’ye döner, delikanlı yanından
geçen üçlü bir kız grubunu kesiyorken jaden’ın kolunu dürtmesiyle evrene döner “gidiyor muyuz?” “yürü hadi yürü..” “ne!?” jaden arkadaşına bari kapının önünde
yapmamasını söylüyorken jesse bir şey yapmadığını iddia ederek onu takip eder.. lonna en önde restorana giriyorken arkasından
anna, liv ve rose takip ediyordur. Kızlar etraflarını izleyerek masalarına
giderken bir anda arkalarında bir şeyler devrilir, bütün restoranı bir telaş
alırken liv parmaklarını üzerinde yükselerek yerdeki baygın çocuğa bakıyordur,
rose’un koluna yapışır “çocuk bayıldı!” “nerede!?” rose da sağa sola sallanarak görmeye
çalışıyorken anna ortada durmamalarını söylüyordur. Görevlilerin geçmesi için
millet kenara çekiliyorken lonna sedyeye alınıp götürülen çocuğa ve onun
arkasından şaşkın şaşkın bakan kızı izler, sonra tekrar önüne dönerken bu sefer
de diğer yandan bir şeyler devrilmiştir, ayaktakiler yine irkilirken herkes o
tarafa döner.. “pardon-geçebilir miyim-par-peki..” açık kumral saçları perçem perçem mavi
gözlerine dökülen delikanlı restoranın kapısından girmeye çalışıyorken sonunda
ona aldırmayanların arasındaki boşluktan bir yer bulmuş, içeri doğru
süzülüyordur, o sırada yanındaki masaya bir delikanlının tutunamaması ve yere yığılmasıyla su dolu bardaklar
devrilip bir tanesi de olaya tanık olan delikanlının bacak arasına dökülürken
mavi bakışlar büyük bir bıkkınlıkla ıslak pantolona bakıyor, eller yan masadan
bir peçete almaya çalışıyorken peçete yerine masa örtüsünü tutup çektiğinde
oradakiler de delikanlının üzerine boca olur. Kırık bardaklar, tabaklar ve
gümüş çatal bıçaklar arasında kendi haline lanet okuyan delikanlı sinirle
gülüyorken biri arkasından bağırır “HEY PİZZALO, YİNE ALTINA MI
YAPTIN?” Lebranco Pizzollo adındaki delikanlı son
derece yaratıcı lakabını duyunca arkasına bile dönmezken kırıkların
arasından kurtulmaya çalışıyordur, o sırada biri onu kolundan çekip bir masaya
oturtur ve o anda kafasının üzerinden bir çatal uçup yere düşerken piz dehşetle
sivri uçlara bakıyor, onu kolundan çeken pembe saçlı kız çatalı atanlara bağırıyorken
restoranın kapısından miss natalie girerek ellerini birbirine vurur “sessizlik!” karmaşa kapıdan başlayarak yavaş yavaş
son bulurken herkes birbirini iterek masalarına dönüyor, miss natalie eteğini
tutarak kibar birkaç adımla kırıklardan kurtulup masaların arasında yürüyorken
piz’in oturduğu masanın yanına gelir “bay pizzollo iyi misiniz?” piz şaşkın bakışlarını profesöre
kaldırırken başını sallar “iyiyim miss natalie, teşekkür
ederim..” miss natalie gülümseyerek delikanlının
omzunu hafifçe sıkar, sonra yoluna devam ederken delikanlının yanındaki pembe
saçlı kız konuşur “ölüyordun..” piz bu sefer yanındaki kıza dönerken
lonna az önce kafasına saplanacak olan çatalın şokuyla boş boş sırıtan
delikanlıya bakıyordur.. “ben lonna, bunlar da arkadaşlarım
liv, rose ve anna-“ “teşekkür ederim..” lonna lafının kesilmesiyle susarken
piz yutkunarak çatalı gösterir “çatal için..” “önemli değil, ensene saplanıp kanlar
içinde masaya yığılmandan iyidir..” delikanlının gözleri büyürken lonna
sırıtır ve masadaki bir bardak suyu ona uzatır, piz teşekkür ederek alıp kafaya
dikerken oreon masaları yavaş yavaş doluyordur, her gelen piz’e şöyle bir
bakıyorken delikanlı su bardağından gözlerini kaldırarak geçenleri izliyordur.. bir süre sonra delikanlının arkasından
bağırıp çatalı atan grup miss natalieyle beraber restorandan çıkmışken olayı
görenleri bir dedikodu dalgası almıştır. Fısıltı içinde kalan sol tarafta
oturan oreon takımı yemeklerini bekliyorken jonathan elini masaya koyarak yeni çocuğa
döner “pizza’dan başka bir şey bulacak kadar
akıllanana kadar miss danielle’in yanında kalsınlar.. iyi gelir..” kumral delikanlı gülümserken yanındaki
liv konuşur “piz, nerede yaşıyorsun?” “veronalıyım..” liv’in gözleri parlarken biz de luplex’teniz
diyerek ne kadar yakın olduklarını söylüyordur. O sırada laf claire ve
flasler’den açılırken piz biraz utangaç, başını sallar “hepinizi tanıyorum aslında..” jonathan bak görüyor musun! diye
millete gösteriyorken nicole delikanlının kolunu çimdirir, jonathan etinin bir
parçasını o noktada feda ederken acıyla kendini yanındaki cora’ya yapıştırır,
genç kız bir an irkilirken jonathan şimdi de koluna tutunduğunda cora yavaşça
lokmasını yutar, doğal olmaya çalışarak piz’in masadakileri nerelerde gördüğünü
dinlemeye odaklanmaya çalışır.. “bir şey yapmadık.. gitarım olduğu
için bana biraz bir şeyler çaldırdılar-“ “bu akşam da bize çalacaksın,
michiou’dayız..” jonathan akşamın planını yapmışken
alexa gülerek kabul ediyordur, jonathan yanındaki cora’ya döner “sana ne yaptırdılar sarı kelebek?” cora sarı kelebek olmuş,
gülümserken hafifçe omzunu silker “bir şey yaptırmadılar-“ “nasıl yaptırmadılar, enstrumanı
olmayanlara birer parça şarkı söylettiler..” cora derhal kızarıyorken alexa’nın
kolunu sıkıştırıyordur, diğer sarışın gülüyorken jonathan yine atlamıştır “çalgıcı var, şarkıcı var, e akşam
parti var o zaman!” ikinci masa da küçük çapta bir şamata
çıkarıyorken cora utanarak başını eğiyordur, lonna onun neden utandığını çok
iyi biliyorken göz ucuyla kardeşinin jonathan’a nasıl baktığını izliyor,
hafifçe iç çekerek onları kendine haline bırakıp piz’in nasıl şanssızlık
tılsımıyla doğduğunu, hatta 13 numarada kaldığını öğreniyordur.. ![]() |


