![]()
#06 – Strange Magic of Young Love “sarı kelebek demek, hadi
bakalım..” jaden sırıtarak jonathan’ın sırtını
sıvazlıyorken delikanlı gözlerini deviriyordur. Ön saflarda yürüyen erkek
grubundan jesse şöyle bir arkasına bakar, bir an için daha uzakta yürüyen
kızlar grubundan cora’yla göz göze gelirken hiçbir şey olmamış gibi önüne döner “çok fena izliyor dostum, bitmiştir..” “kim kimi izliyor, delirtmeyin adamı-“ “hadi oradan tırtıl, sanki bilmiyor,
rol yapıyor bana..” jonathan jaden’ın beline dirseğini
geçirirken ellerini kaldırır “iyi ki güzel bir şey söyledik-“ “dün akşam da öpücük istedin..” jonathan bu sefer owen’a elini
kaldırırken prens lysander gülümseyerek kuzeninin bileğini tutar “sevgi böceği olan sensin, kelebeğini
de buldun-“ “siz mi öğretiyorsunuz buna-ben
faye’le dalga geçiyor muyum-nasıl adisin.” Owen ellerini kaldırarak yorum
yapmıyorken jonathan söylene söylene yerini değiştirip onları dinleyen piz’in
yanına geçer, kolunu kendi gibi michiou olan delikanlının omzuna atar “sen benim halimden anlarsın piz, bir
ara dertleşelim..” piz gülerek olur diyorken
diğerleri dertli böceğin haline vahlıyordur.. “neden ben de taş gibi birinci
sınıflara çarpamıyorum!?” herkes nicole’e jesse’yi hatırlatırken
genç kız elini havaya sallar “evlenecek halim yok, onun da gözü
fıldır fıldır zaten-“ “ne zaman gördün-“ “her zaman- daha doğrusu diğer
çocukları kesmekten zaman bulduğum zaman- bugün o düşen çocuk var ya, bir göz
var, luslo aşkına bakmaya doyamazsın!” veronica gülüyorken liv ne ara çocuğun
gözünü gördüğünü soruyordur, nicole meslek sırrı diyerek göz kırparken rose
kıkırdıyordur. O sırada öndeki gruptan jesse arkasını dönerken cora da o tarafa
bakar, delikanlı tekrar önüne döndüğünde alexa oda arkadaşını biraz daha
kendine çeker “gözün devamlı o tarafta..” “değil..” “hadiii..” “alexa, zaten utandırdın beni-“ “ben mi!? sesini duyduktan sonra ben
varlığımdan utandım cora delirdin mi?” cora yine pembeleşerek gülüyorken
alexa arkadaşının koluna girer “sarı kelebek şarkı söyleyecek-“ “alexa!” alexa gülerek yine ne!?
diyorken cora başını diğer tarafa çevirip ötekilerin konuşmasını dinliyor,
pembe yanaklarıyla aklı sıra tavır koyuyordur, alexa gülümser.. “ses-ses..kontrol.. oldu bu..” jaden karaoke makinesinin mikrofonunu
ayarlamış, kırmızı michiou ortak odasında yerine koyuyorken onları gören
kitaplılar kütüphane girişine gidiyor, vakit geçirenler yastıklarını ve
battaniyelerini alarak daha sık aralıklarla diziliyorken anna etraflarının
doluşunu izliyor, yanına çöken jaden’a döner “daha ikinci günden şamatanın hasını
yapıyoruz farkında mısın?” “kötü bir şey mi yapıyoruz? Miss leti
izin verdikten sonra konser bile veririm..” “konser gibi oldu zaten, millet
etrafımızı sardı resmen..” jaden kalabalıklaşan ortak odaya bakıyorken
gülümser, sonra yan dönerek annanın bacaklarına uzanırken genç kız da hafifçe
arkaya kaykılır, bir elini delikanlının başına, diğerini göğsüne koyarken
jonathan mikrofonu alarak ortalık yere çıkıyordur.. “bayanlar baylar, michiou binasının
seçkin öğrencileri-“ diğer binalardaki arkadaşlardan
uğultular yükselirken jonathan gülerek elini sallar “yani melekler okulunun nadide
melekleri-“ bu sefer de alkışlar yükselirken
jonathan çok teşekkür ederek sakinleşmelerini söyler, ses son bir ıslıkla kesilirken
miss leti de ortak odaya girmiştir, jonathan gülümseyerek bina başkanlarına el
sallarken güzel profesörü takdim eder “başkanımız miss leti de buradalar..” herkes bir de onu alkışlarken genç
kadın pırıl pırıl gülümseyerek herkese el sallar, sonra tekrar jonathan’ı
işaret ederken delikanlı devam eder “bu akşam burada toplanmamızın sebebi
yine biricik bir michiou olan ve bilmeyenler, ama öğrenmek isteyenler için 32
numaralı odada 1 alana 2.si bedava şeklinde ikamet eden, alexa morgan ve cora
rosenthall’ın sanatsal yeteneklerini sergileme talepleridir..” kızlardan bir aaa yükselirken
jonathan düzeltir “benim bitmek tükenmek bilmeyen
ısrarlarımdır aynı zamanda- ne desem beğendiremiyorum..” jonathan mikrofonu uzaklaştırarak
hafifçe öksürür, kalabalıktan kıkırdamalar ve fısıltılar duyuluyorken jonathan
elini alexa ve cora’ya uzatır “en önce venüs’ün ilk meleği alexa
morgan geliyor, gitarıyla geliyor bakın boş da gelmiyor..” alexa gülümseyerek jonathan’ın yanına
gelirken delikanlı onun için hazırlanmış kırmızı pufu gösterir, genç kız
teşekkür ederek oturur, bağdaş kurarak gitarını da kucağına alırken sessizlik
sağlanmış, herkes altın sarısı saçlarındaki pembe tutamla parlayan kızın
şarkısını bekliyordur.. SOUNDTRACK
/ Avril Lavigne – When You’re Gone (Acoustic) alexa gitarının tellerine vurmaya
başladığı anda kafalar yavaş yavaş sallanmaya başlar, genç kızın yumuşak
sesiyle şarkı girince jaden yattığı yerden gülümsüyordur, başını biraz daha
kaldırarak anna’ya bakarken genç kız da alexa’ya eşlik ediyordur, kucağındaki
delikanlıya gülümser.. Diğer tarafta jonathan cora’yla liv’in
arasına oturmuş, kızların ellerini tutarak sağa sola sallanıyorken alexa
gülümseyerek devam ediyordur. O sırada içeri müzik profesörleri Luke McDavis de
giriyorken siyahi ve uzun boylu iri adam sevimli gülümsemesiyle miss leti’yi
selamlar, genç kadın gülümseyerek alexa’nın ne kadar güzel söylediğinden
bahsediyorken senor mcdavis başını sallıyordur, ikisi müzik klubünden
bahsederken alexa bir yandan gitarını tıngırdatıyor, diğer taraftan başıyla
senor mcdavis’i işaret eder, cora jonathan’ın eline tutunarak arkasını dönerken
genç adamı gördüğünde gülümser, senor mcdavis de genç kıza başıyla selam
verirken cora keyifle önüne döner. Alexa ön saflarda onunla beraber
şarkıyı söylenlerle sallanıyorken sarı saçları yüzünün iki yanından omuzlarına
akıyordur, mavi gözleri pırıl pırılken ara sıra gülümsediğinde öndekiler de
onunla gülümsüyordur. Faye owen’ın omzuna başını yaslamış,
mırıl mırıl şarkıya eşlik ediyorken diğer yanındaki sam de dizlerini kendine
çekmiş, mavi gözleri alexa’nın sol tarafındaki liv’e takılmış, öylece
bakıyordur. siyah saçları sırtını okşayarak şarkıyı söyleyen liv arada gülerek
rose’a bir şeyler söylüyorken sam de o güldükçe gülümsüyordur, delikanlı bunun
farkında değil, ama owen yarım saattir onu izliyorken hafifçe gülümseyerek
önüne döner.. Lonna yerde oturmuş, sırtını da anna
ve jaden’ın kapladığı koltuğa vermişken ayaklarını yere vurarak ritm tutuyor,
başını hafifçe sallayarak eşlik ediyorken anna bacağıyla hafifçe omzuna
dokununca başını arkaya eğer “evet?” “sen ne zaman katılacaksın?” “hiçbir zaman?” “hep banyoda mı söyleyeceksin?” lonna gözlerini devirerek başını
düzeltir, anna genç kızın omzunu bir kez daha dürterken lonna sesini biraz daha
yükselterek şarkıyı söylemeye başlamış, gülümser. Alexa son birkaç notayla şarkısını
bitirdiğinde ortak oda alkışlamaya başlarken genç kız kocaman gülümseyerek
ayağa kalkar, eğilip herkesi selamlarken başını kaldırdığında sarı saçları savrulur.
alexa bir elinde gitarı, diğeriyle saçını düzelterek jonathan’la yer
değiştiriyorken delikanlı zıplayarak tekrar ortaya çıkar, alkışlar söner.. “şimdi asıl yetenek geliyor-“ “hey!” jonathan alexa’ya dil çıkarırken genç
kız güler, jonathan sırıtarak kalabalığa dönerken eliyle cora’yı işaret eder “şarkımız ayarlandı, solistimizi
bekliyoruz, cora rosenthall!” cora utana sıkıla kalkarken jonathan
genç kızı yarı yolda elinden tutarak çeker, oreon erkekleri ıslık ve alkışlarla
tam gaz destek veriyorken neyi alkışladıklarını jonathan biliyordur, uygun bir
zamanda kafalarını kıracakken şimdilik cora’ya döner “heyecan var mı?” cora yüzüne uzatılan mikrofona
gülümseyerek ufacık bir sesle konuşur “biraz-“ “hiç gerek yok! Biz bizeyiz-değil
miyiz?” ortak odadan yine alkışlar bağırışlar
yükselirken miss leti de mutlulukla parlıyordur, o da alkışlarken cora
gülümseyerek sarı buklelerini kulaklarının arkasına alır, jonathan elindeki
mikrofunu genç kızın eline verir, sonra yanağına bir öpücük bırakıp yerine
dönerken cora o kısacık anda kalakalır, hemen sonra giren müzikle kendini
toparlarken gözleri kesinlikle jonathan’ın tarafına dönmüyordur. Alexa yanına
oturan jonathan’ın kolunu sıkarak bir şeyler fısıldıyorken delikanlı bir
sırrını açıklamış gibi gülümseyerek ensesini ovuyordur, sarı kelebeği izlemeye
başlar.. SOUNDTRACK
/ Christina Aguilera – What a Girl Wants (Video Version) Cora’nın o küçücük sesinden sonra
şarkıya girişi milletin hayretiyle karşılanıyorken genç kız sadece öndeki
birkaç kişiyle göz teması kuruyordur, yavaş yavaş söylemeye devam ederken alexa
oturduğu yerde kıvırlarak jonathan’a bir omuz atar, delikanlı düşen çenesini
kapatırken alexa sırıtarak dans etmeye devam ediyordur.. “sarı kelebeğin başka renkleri de varmış,
sese bak..” anna gülümsüyorken livlerin tarafından
şarkıya büyük katılım gerçekleşiyordur, nakarat hep bir ağızdan söyleniyorken
cora sonunda o tarafa bakma cesaretini kazanmış, keyifle şarkısına devam
ediyorken lonnayla göz göze gelir, kardeşi ona gülümserken cora da ikizine göz
kırparak kalçasını sağa atar ve sözleri söylemeye devam ederken jonathan olduğu
yerde kendini arkaya bırakır.. “bak dinle dinle, kızlar neler
istiyormuş onu anlatıyor, kalk!” jaden ve owen jonathan’ı kaldırıyorken
delikanlı, kalabalığı coşturmuş, nakaratı onlar hallederken arada şarkıya
kıvraklık katan kıza bakıyordur “çiğ çiğ yiyecek beni-“ “canavar sanki, melek gibi kız..” jonathan zayıf bir ses çıkarırken
duncan hafifçe öksürerek sol tarafından delikanlının yanına eğilir “bileziği çekip çıkarsan ne olur?” jonathan’ın gözleri büyür, kalbi 3 kat
daha hızlı atarken cora saçlarını attırarak elini kaldırır ve herkesle beraber
şarkıyı söylerken alexa genç kızın yanına atlamış, ikisi beraber söylüyorken
şarkıyı söylemeyenler ritme uygun alkışlarıyla eşlik ediyordur.. şarkı bittiğinde cora nefes nefese
gülümser ve alkışlara kibar bir reveransla karşılık verip yine bütün
sevimliliğiyle yerine dönerken jonathan oturduğu yerden ayağa fırlamıştır, cora
bir adım gerilerken delikanlı yutkunur, cora bu sefer çekinmeden gülümserken
jonathan kaşını kaldırır, cora bileğindeki boncuklu bileziği çekip bırakarak
yerine otururken oturanlardan bir ooo yükseliyordur, jonathan gülerek
kafasını kaşırken cora ayaktaki delikanlıya bakarak yerine yerleşir.. saat çok geç olmadan eğlenceye bir
nokta konulmuş, miss leti’ye çok teşekkürler edilerek yarın erkenden derslere
yetişebilmek için herkes uykuya gönderilmişken alexa cora’nın arkasından odaya
girip kapıyı kapattığı anda cora küçük bir çığlık atarak alexa’nın üzerine
atlar, genç kız gülerek arkadaşını tutuyorken cora hızla geri çekilip konuşur “ne olacak şimdi- sen benim halimi
gördün mü!? Resmen ben değildim orada şarkı söyleyen-“ “şarkıyı boşver sen, bilezik hareketi
muhteşemdi!” cora zevkle gülerken alexa da
gülüyordur “ilk çiftimiz hayırlı olsun, iki günde
birbirinizi buldunuz-“ “çift falan olmadık!” “nasıl olmadınız!? Ben bileziğimi
jaden’a doğru öyle çekip bıraksam ensest olurdu-“ “alexa!” “yani mesela!” cora arkadaşını yatağına itip banyoya
girerken alexa gülerek yatağına düşer “jonathaaaaannn-“ “sus duyacak!” “JONATHAANNN-“ “ALEXA!” “iki kat aşağıda nasıl
duysun-JONATHAAAN!” cora banyoda bir çığlık atarken alexa
kahkahalarla yataktan kalkarak kot pantolonun düğmelerini çözmeye başlar.. SOUNDTRACK
/ Christina Aguilera – Love Will Find a Way Alexa ertesi sabah kelebek gibi uçan
cora’nın seslerine uyanırken gülümser, esneyerek kollarını gererken cora bir
şarkı mırıldanarak aynanın karşısında saçlarını yapmaya uğraşıyordur. Alexa
yataktan kalkıp komodinin üzerindeki ince pembe tacını arkadaşına uzatır “açık bırak, bunu tak..” cora itiraz etmeden derhal alıp
söyleneni yaparken önündeki saçlar geriye gidince gözleri açılmış, bakışları
maviş maviş parlarken uzun sarı bukleler beyaz gömleğinin üzerinden
dökülüyordur. Genç kız aynada dişlerini de kontrol edip çekilirken kravatını
aramaya başlar.. “nicole hadi kalk-geç kalıyor hadi..” nicole mızmızlanırken veronica geç
kalmadıklarını biliyor, gardroptan üniformaları çıkarıyorken nicole diğer
tarafına dönüp uyumaya devam ediyordur. “o uyuduğun uyku değil, işkence
ediyorsun kendine, hadi-“ veronica’nın gözü aynada alnındaki
hafif morluğa takılırken genç kız kaşlarını çatar, aynaya biraz daha yaklaşıp
kendine bakarken mırıldanır “kalk hadi kafam morarmış..” “aşk moru o..” veronica yorgandan kafasını çıkarmış
kıza döner “iş aşk meşk olunca üç gün uyumazsın,
değil mi?” “çabuk tanımışsın aferin..” veronica gülerek genç kızın yorganını çekiyorken
nicole feryat ederek geri almaya çalışıyordur “sen kahvaltıya in, bana da bir şeyler
al hatta-“ “odaya getirip ağzına da vereyim mi
lokma lokma-“ “oluuur-“ “kalk nicole!” “n’olur veronica! N’olurn’olurn’olur?” veronica aldığı yorganı tekrar yatağa
atar “iyi peki, hadi git banyoya gir-“ “saçlarım çok kirli mi?” nicole aynadan saçlarının durumuna
bakarken beğenmez, homurdanarak banyoya giderken veronica tekrar alnına bakar,
sonra saçlarını hafifçe gözünün önüne atıp yataktaki üniformaya dönerken
banyodan açılan duşun sesi geliyordur.. veronica sabah kahvaltısı için
restorana inmiş, iki tabağı aynı şekilde doldurup eline almışken sabah
trafğinde masasına gitmeye çalışıyordur. Birinci sınıflar olarak bücürler
geçişlerde öncelikliyken genç kız önünden geçtiği bir delikanlının ona
seslenmesiyle başını kaldırır, dick’i görünce gülümser “başın nasıl oldu?” dick o kadar belli oluyor mu diye
eliyle kontrol ederken veronica kaşlarını çatar, dick ohlarken açıklar “laf açmak için dedin! pardon, iyiyim evet-“ “bir şey mi oldu? oldu değil mi-özür
dilerim-“ dickie panik olmuş kızın tabaklarını
düzeltirken cevaplar “bir şey olmadı veronica.. ben odun
gibiyim, bozuldum-“ “ama-“ dickie mavi gözlere gülümserken
cevaplar “iyiyim, gerçekten..” veronica emin olamıyorken o sırada
büyük masada iskemleler çekiliyordur, az önce dick’in yanında olan kız dönerek
onların olduğu tarafa bakar, dickie ona geldiğini işaret ederken veronica
dönerek o tarafa bakar, sonra tekrar delikanlıya bakarken konuşur “gitmen gerekiyor, bir de geç kalma
benim yüzümden-“ veronica onu geçerken dickie geri döner, onun
elinden bir tabağı alarak yürürken konuşur “başka birini daha süper güçlerinle
düzleştirmeden seni oturtayım, giderim..” veronica hafifçe gülümser, ama bir şey
söylemezken dickie bücürü takip eder.. “burası-“ dickie tabağı boş iskemlelerden birine
bırakır, sonra ona dönerken konuşur “iyiyim veronica, tamam mı? kendini
üzme, birazdan başım başka sebeplerden darbe alacak-“ veronica kaşlarını çatarken dick gülümser,
görüşürüz diyerek onu geçer, kendi masalarına giderken veronica dönerek ona
bakar, delikanlı enerjik bir top, masaya geldiğinde demin yürüdüğü kız başını
yukarı kaldırarak ona bir şeyler söyler, dickie eliyle başını işaret eder sonra
gülerken eğilerek kızı öper, kız da eli onun saçlarında, onu tutarken dickie
ondan ayrılıp çoktan ayrılmış yerine, onun yanına oturur, konuşurken veronica
önüne döner.. “geldim!” nicole şampuan kokan saçlarını
savurarak otururken tabağındaki güzelliklere bakar “acıkmışım farkında olmadan-millet
nerede?” veronica bilmediğini söylüyorken
nicole omuzlarını silker “zaten öyle çok kahvaltıcı bir grup
değiliz-nereye bakıyorsun sen?” genç kız daha cevabı beklemeden
arkasını döner ve veronica’nın baktığı yerde çelik kafa dickie sonneld’ı, sarı
saçlarını, mavi gözlerini ve pek yakışıklı gülümsemesini görürken kaşını
kaldırarak önüne döner “olgun erkeklerle ilgileniyoruz-“ “ilgilenmiyorum, sevgilisi var
üstelik-“ “bak bak, hemen bilgileri
toplamışız..” “ben bir şey yapmadım, az önce
öpüştüler..” nicole tekrar arkasını dönüp kıza
alıcı gözüyle bir kez daha bakarken veronica kolundan çekerek onu önüne
döndürür “çok baktın, yeter-“ “sen o kızı cebinden çıkarırsın!” “kızın kim olduğunu biliyor musun
sen?” “kimmiş?” “carminelli düşesi-“ “düşesini yesinler!” “yemesinler- ayrıca kimsenin
sevgilisinde gözüm yok benim, nereden çıktı şimdi bu muhabbet? ye o
tabağındakileri, ne zorluklarla aldım ben onları, hadi..” nicole peki diyerek yemeğine bakar,
sonra tam arkasını tekrar dönecekken veronica yüzüne bir peçete attığında
gülerek çatal ve bıçağını alıp adam gibi kahvaltısını etmeye başlar.. “ilk ders sihir, miss leti’yi
göreceğiz yine!” liv mutlulukla gülümserken ders
programını dosyasına koyar, asasının orada olup olmadığını da kontrol ederken
orada olduğunu görünce rahatlar. Rose onu bırakıp meyvelerin olduğu tarafa
gittiğini söyler, liv tamam diyerek dönüp bir tabak alacakken ondan önce
uzanmış sam’in eline çarpar, ikisi de özür dileyerek ellerini çekerken sam
gülümseyerek liv’e öncelik verir “geldiğini görmedim bile.. owen
nerelerde?” “bilmem, sabah kalktığımda çıkmıştı..” “faye’le koşuya çıkmışlardır-“ “koşuya mı çıkıyorlar?” liv büfeden biraz zeytin alıyorken
başını sallar “owen’ın da, faye’in de babası
fiziksel güçlerine çok dikkat ederler, taş gibidirler. Çocuklarını da
alıştırdılar.. saraydayken her sabah dördü koşuya çıkardı, şimdi ikisi
kaldılar.. yollarını da belirlemişlerse her sabah çıkarlar artık..” sam başını sallayarak dinliyorken liv
biraz da peynir alıyordur, mırıldanır “sana neden sormamış onu anlamadım,
ayıp etmiş-“ “önemli değil-“ “elbette önemli! Owen’la faye’i biraz
azarlayacağım zaten, yapışık ikiz gibiler! Hadi bizim yanımızda anlıyoruz, ama
okulda yapmamaları lazım..” “beraber olmaktan hoşlanıyorlarsa ne
diyebilirsin ki?” “ben de zaten ayrılın, bir daha
görüşmeyin demeyeceğim, ama bazen ikisi beraberken insan kendini yabancı gibi
hissediyor, ki onlar benim kardeşim
gibiler, ben bile bunu söylüyorsam-bir dakika, ben bunları neden söylüyorum?” sam gülerken liv de şaşkınlıkla
delikanlıya bakar, sonra kiminle konuştuğunu hatırlarken gülümser “sana yalan söyleyemiyorduk, doğru..” “zor durumda bırakmak istemezdim..” liv bir tane de kutu süt alırken başını
iki yana sallar “kötü bir şey söylemiyorum zaten, ben
de jonathan’la çok iyi anlaşırım mesela, ama sürekli ona yapışık
dolaşmıyorum..” “güzel bir şey..” liv bir an duraklarken sam de ağzından
çıkanı fark ettiğinde bir an durur, yan gözle genç kıza bakarken liv
gülümsüyordur, sam elindeki maşayla ekmekleri inceliyorken hafifçe gülümser,
konuşmaması şimdilik onun yararına olacakken liv de soru sormaz, tabağını
uzatarak iki dilim de o isterken sam en güzel dilimleri seçerek genç kızın
tabağına bırakır.. SOUNDTRACK
/ Darren Hayes – Strange Magic sihir dersine miss leti bütün
güzelliği ve parıltısıyla girmiş, sihirden ve bu sene nasıl daha kontrollü
olmaları için asa kullanmaları gerektiğinden bahsetmişken herkes elindeki
asaları düzgün tutmaya çalışıyordur. Miss leti sırayla herkesin tutuşunu
kontrol ediyorken profesör yanından ayrıldıktan hemen sonra liv yan sıradaki
faye’e eğilir “sabah göremedik, koşuda mıydınız?” faye başını sallarken bileğini hafifçe
döndürerek asanın ucunun havada süzülüşünü izliyordur, mırıldanır “babam koşmayı bıraktığımızı duyarsa
üzülür-“ “neden sam’i davet etmediniz?” faye liv’e dönerken siyah saçlı kız
tek kaşını kaldırarak asasını faye’e doğru sallar “yine yabancı ortamlara karşı savunma
mekanizmasına geçtiniz-“ “geçmedik..” “hem de nasıl geçtiniz. Gören yüz
yıllık evli çift sanacak, annemle babam bile bu kadar beraber değiller-“ “owen benim ikinci yarım gibidir liv-“ “owen gitsin demiyorum zaten, ama lisenin kuralı olarak sen artık kızlarla
takılacaksın, bırak owen da erkeklerle erkek gibi takılsın-“ “liv-“ “liv miv yok, yabani olacaksınız,
istemiyorum.. herkes senin ne kadar tatlı olduğunu görsün, hava atmam lazım. En
büyük kızlar biziz, bizim yapışık dolaşmamız lazım, owen gitsin.” Faye gülümserken miss leti’nin nerede
olduğuna bakar, sonra tekrar liv’e dönerken başını sallar “tamam, ama sabah koşularını vermem-“ “biz de geliyoruz, benim babam senin
babanı döver..” “o biraz zor..” liv bir an düşünüp sonra doğru
derken faye gülüyordur, sarışın genç kızın yüzü aydınlanıyorken liv ha şöyle
diyerek asasına döner, miss leti
kitaplarındaki ilk birkaç sayfayı okuyarak sihirin kapsamlı tanımını
bilmelerini isterken herkes kafalarıyla birlikte asalarını da sallayarak
onaylar.. “sabah yediklerim şimdi uçup gitmiş
gibi..” jonathan midesini yokluyorken cora
çantasından çıkardığı küçük kurabiyeleri pakediyle birlikte delikanlıya uzatır “yanına atıştıracak bir şeyler al
bundan sonra..” jonathan pakedi alırken genç kıza bir
bakış atar, cora gülümserken delikanlı pakedi açıp içinden bir kurabiye alır ve
cora’ya uzatırken genç kız teşekkür ederek alıyordur, o sırada aralarına jesse
atlarken delikanlı davranış sınıfına giden yolda önündeki kızlara bakarak
konuşur “havada aşk kokusu var sanki-“ “kurabiye o, al ye..” jonathan iki üç tane kurabiyeyi
jesse’nin ağzına tıkarken delikanlı gülerek ısırıyordur, ama jonathan
lanetleyip vermiş olacak bir an sonra jesse öksürmeye başlarken jaden’ın
yanındaki alexa jesse’ye yetişerek sırtına vurur, jesse nefesini geri
kazanıyorken alexa jonathan’a yavaş olmasını söylüyordur, tekrar jesse’ye döner “iyi misin?” jesse başını sallarken alexa gülümser
ve sınıfın kapısına girdiklerinde önden girerken jesse genç kızın sarı
saçlarını takip ederek sınıfa girer.. “her zaman dik duruyoruz, sırtları
göreyim..” miss natalie kız-erkek şeklinde
yerleşimi yapılmış sıraların arasında yürüyorken jaden omzularını arkaya atarak
dik durmaya çalışıyordur, delikanlının yanındaki anna onun omuzlarının
üzerindeki kamburu yok etmeye çalışıyorken miss natalie de yanlarına gelmiştir “karnını biraz içeri çekersen hiç çaba
sarfetmeden dik durursun jaden, dene bakalım..” jaden bütün nefesiyle beraber karnını
içeri çekerken fişek gibi dikleşir, ama bu sefer de nefes alamıyorken miss nataline
başını iki yana sallar “nefes almaya devam, ama göğüsten,
karından değil.. göğüsten nefes, karın içeri, omuzları geri.. mükemmel..” profesör gülümseyerek jaden’ın
duruşunu onaylar ve diğer sıralara doğru devam ederken delikanlı en fazla 15
saniye dayanabilmiş, kambur ve karından nefes hemen sonra geri dönerken anna
gözlerini devirerek en dik haliyle ellerini sırasının üzerinde
birleştiriyordur.. “dik mi dursam, hayatımı mı devam
ettirsem bilemedim..” “o kadar da zor değil-“ “sen prenssin, sen dik dur..” jaden owen’ı dışlarken prens lysander
gülümseyerek yürüyen grupta biraz arkalara düşer, faye’in yanına gelirken
sarışın kızı hapsetmiş olan liv owen’a bakar “sen arkadaşlarının yanına gitsene
owen, bak piz ve sam çok enteresan bir sohbetteler..” “özel bir şey mi konuşuyordunuz?” “evet, çok özel..” owen peki diyerek özür dileyip sam ve
piz’in yanına giderken liv onun arkasından bakıyordur, sonra faye’e dönerken
sarışın kız gülümser “yazık ama-“ “yazık falan değil, erkekliğini unuttu
çocuk. Dik dur diyorsun duruyor, git diyorsun gidiyor, gel diyorsun geliyor..
bak jaden’a şimdi ters bir şey söylesem beni sırtına alıp koridorları
arşınla-HAYIR! JADEN!” jaden liv’in söylediklerini duymuş,
dönerek genç kızın beline sarılırken liv eteğim! diye bağırarak kendini
kurtarmaya çalışıyordur, lonna miss natalie’nin şimdi onları göreceğini
söylerken jaden derhal liv’i bırakır, koluna da bir yumruk yerken lonna
sırıtarak önüne döner.. B sınıfı Blake Fulce’nın güneş
evreninin Oreon’u olan Merkez Masa’nın dersine giriyorken bakışlar sınıfta
asılı olan dört portededir. Nicole mavi gözleri porteden bile kalabalığı delip
geçecek olan Julian Pierce’ı göstererek kızlara göz kırpar “kimin binası en yakışıklı?” veronica gözlerini devirerek
arkadaşını sıraların birine itiyorken nicole senor pierce’ın nasıl taş
olduğundan bahsediyordur. O sırada faye ve eliza evren başkanı senor
sinclair’in portresine bakıyorken sarışın adamın duruşu tam bir başkana yakışır
derecede güçlü, masmavi gözleri tüm zamanları görmüş gibi insanın içine
bakıyordur, eliza faye’in kolunu tutarak mırıldanır “James Sinclair merkez masa
derslerinden birine gelebilirmiş, tanışmayı çok isterim..” “babam senor’un nasıl zeki ve güçlü
bir lider olduğundan bahseder her zaman, lenarta zamanlarında çok iyi ilişkiler
içine girmişler-“ “ah tanrı aşkına bazen senin kim
olduğunu unutuyorum, sus hadi otur..” faye gülerek yerine otururken eliza
sinir olmuş, senor sinclair’in portesine bakarak yerine çöküyordur. Onların
arkasından michiou’nun melekleri giriyorken alexa Lorenia Michiou’nun
portresine bakarak gülümser “gerçek hali bin kat daha güzel-“ “gördün mü!?” alexa başını sallarken jaden annayla
beraber yanlarındadır, sırıtır “çocuklarıyla bile oynadık..” “jacquelyn seneye geliyor jaden..” jaden’ın gözleri parlarken alexa
gülüyordur, anna yan taraftan lincoln’u hatırlatırken alexa’nın gülüşü bir an
donar, ama cora’nın kolunu sıkmasıyla tekrar yerine gelirken dudağını ısırarak
ilerdeki sıraların birini gösterir “oturalım hadi, profesör derse
başlamak üzere-“ “lincoln.. ah lincoln o gözlerin-“ “jaden kafanı kırarım. Yaparım..” jaden sırıtarak jesse’nin yanına
çökerken arkadan gelen liv Opal’in portesini görünce işte idolüm diyerek rose’u
kolundan çekiştirerek portreye bakan sıraların birine yürüyordur.. “geçen seneki dersimde bir öğrencimin
verdiği tanımı hiç değiştirmeden size de veriyorum arkadaşlar..” profesör fulce’nin arkasındaki tahtada
merkez masanın tanımı belirirken profesör yazılanları bütün sınıfa okur “4 kişinin yönettiği, milyonlarca
kişinin çalıştığı, evren birliğini sağlayan ve bu birliğin düzenini koruyan
organa, diğer boyut ve gezegenlerdeki temsilcilikleriyle birlikte tüm
organizmasına Merkez Masa denir.” Herkes dersin ilk tanımı defterlerine
not alıyorken profesör fulce devam eder “Güneş evreninin en yükse basamağı
merkez masa’dır arkadaşlar. Başka evrenlerde de bu yapıya benzeyen değişik
yönetim biçimleri görülebilir, örnek verebilecek olan var mı? herkes güneş
evreninden değil, değil mi?” başlar iki yana sallanırken profesör
gülümseyerek öğrencilerine bakıyordur, kararsız eller havaya kalkmaya
çalışıyorken ortadaki sıraların birinden anna’nın kolu havaya kalkar, profesör
genç kıza söz verdiğinde anna cevaplar “Dış uzayda Merkez Masa yapısına
benzer olarak Oreon Yüksek Kurulu örnek gösterilebilir..” profesör başını sallarken doğru
olduğunu söyler ve ekler “Evrenimiz miss-“ profesör tekrar anna’ya dönerek
konuşur “sorulara cevap vermeden önce
adlarımıza da söyleyelim, hem benim hem de sınıf için kolaylık olur, miss?” “anna cohen, profesör..” profesör yine başını sallar ve elleri
pantolonun cebinde, sanki ders anlatmıyor da sınıftaki 30 kişiyle sohbet
ediyormuşçasına devam eder “miss anna’nın da dediği gibi evren
bir bütün olarak iki parça halinde görülebilir. Merkez Masa dersinde şu anda
Mars’ın da içinde bulunduğu güneş evreninin yönetimini yürüten organizmanın
parçalarını işleyeceğiz..” herkes başını sallarken profesör tek
elini cebinden çıkararak merkez masa başkanlarından bahsetmeye başlıyor, bu
sırada defterler ve kalemler açılarak notlar alınmaya başlıyorken Sinclair,
Michiou, Gordon ve Pierce portreleri durdukları yükseklikten öğrencileri
izliyordur.. ![]() |


