“aşmış profesörün dersi var

#07 – A Kiss

 

 

“aşmış profesörün dersi var..”

 

nicole başını sallarken öğlen yemeğinden sonra büfeden meyve beğenmeye çalışıyordur, veronica yeşil bir elmaya uzanırken devam eder

 

“..çok merak ediyorum aslında o kadar şeyi hayatına nasıl sığdırmış o adam-“

“çok kolay, kara deliklere girip çıkmaktan psikolojisi bozulmuş, onu düzelteyim derken psikoloji öğrenmiş, çok fazla ders çalıştığı için insanlardan soyutlanmış, eh hadi bir de onu düzelteyim derken sosyoloji araya girmiş, arkadaşlarıyla bu sefer de çok dolaşınca e bu dolaştığımız yerleri tanımadan geçmeyelim diyerek kazmaya başlamışlar, al sana arkeoloji. Sosyoloji, kara delikler, arkeoloji ve psikoloji, evet bir şey kalmamış, SKAP budur.”

 

veronica gülerek bir tane de muz alıp çantasına atıyorken nicole meyvelerle doymayacağını söyleyerek tatlıların tarafına yöneliyordur..

 

 

“ve.. psikoloji..”

 

profesör nicholas lenshaw tahtayı boydan boya kaplayan ders adının son kelimesini de yazıp geri çekilirken kalemi bırakıp ellerini birleştirir, heyecanlı bir gülümsemeyle sınıfa bakarken konuşur

 

“ilk dersimde daha dehşet dolu yüzler gördüğüm için bu sefer hazırlıklıyım. Korkmanızı gerektirecek bir ders değil bu, aksine çok heyecanlı ve maceralı bir ders olacak, kara delikler arkadaşlar! Daha ne kadar iyi olabilir?”

 

profesör ellerini açarak sınıftan onay beklerken en önde oturan anna jaden’ın yanında heyecanla gülümsüyor, kalemini çoktan eline almış bekliyorken jaden hiperaktif profesöre bakıyordur, aşmış lenshaw devam eder

 

“önce kara delikler nedir, en önemlileri hangileridir, en çok hangi bölgelerde görülür bunlarla başlayacağız.. sonra sosyal olgulara geçeceğiz, bu kadar büyük bir evrenin insanların akıllarında bıraktığı izler ve gelişen perspektiflere beraber psikolojiye de bir adım atmış olacağız, hemen sonrasında kara deliklerden sonra en sevilen kısım gelecek arkadaşlar arkeoloji! Uzayın derinliklerinden ayaklarımızın altındaki topraklarda yatan hazinelere uzanacağız, sizin de benim kadar heyecanlı olduğunuzu umuyorum..”

 

sınıf oradan oraya yürüyen profesörü takip etmekten bir hal olmuşken ön sıralarda konuşlanmış kafalar sürekli sallanıyordur, dersin müdavimleri şimdiden belli olmuşken o müdavimlerin en heyecanlısının yanında oturan jaden kaşlarını kaldırarak arkasını döner, piz’le beraber oturan jesse elindeki kalemi kulağının arkasına atıp defterini kapatırken ellerini kaldırır, jaden da başını sallarken aşmış lenshaw kara delikler konusunda biçim değiştirme profesörleri diana gordon’un da çok deneyimli olduğunu söylemiş, bilginin paylaşarak çoğaldığını ekleyerek yine kara deliklerin nasıl muhteşem şeyler olduğuna dönüyorken jaden kafasını kaşıyarak anna’nın defterindeki notlara bakıyordur..

 

 

“yastıklar!”

renkli yastıklar!”

 

skap’ın koşuşturmasından beyinler yumuşak şeylere verilecek tepkilerin ayarını şaşırıyorken liv ve rose Empati sınıfının renklerini gördüklerinde kendilerinden geçmişlerdir. Herkes ayakkabılarını çıkararak belki de en rahat sınıfa giriyorken bu güzel sınıfın bir o kadar güzel profesörü Lisa Dione sapsarı saçları ve mavi gözleriyle beraber içeri giriyordur, o da ayakkabılarından kurtulmuş, sınıfı karşısına alacak şekilde bir pufun üzerine otururken herkes yerine yerleştiğinde gülümser

 

“empati ve cisimlenme dersine hoş geldiniz çocuklar, ben profesörünüz lisa dione. Bu sene dersimizi empati ağırlıklı işleyeceğiz. hepinizin SKAP’tan çıkarak buraya geldiğini biliyorum..”

 

her kafadan bir ses çıkarken miss dione gülümser ve ellerini kaldırarak anladığını belirtir

 

“hepinizin profesör lenshaw’un enerjisiyle savrulduğunu biliyorum, ama empati dersi için rahatlık ilk kuralımız. Bu yüzden ayakkabılarımız yok, puflarımız var..”

 

herkes üzerlerine oturdukları puflara ve rengarenk yastıklara sevgiyle yaklaşıyorken kimse ayakkabısını aramıyordur. Miss dione herkesin yavaş yavaş gerginliklerini attığını hissedebiliyorken devam eder

 

“empati, karşınızdakinin veya dünyanın diğer ucunda bulunan kişinin duygularını ve düşüncelerini kendi içindeymiş gibi hissetmek demektir.. Bu güce sahip olan bir çok iblis türü vardır, ama en önemlisi sizin de tahmin edeceğiniz üzere empati iblisleridir..”

 

herkes oturduğu yerden büyük bir rahatlıkla dinliyorken miss dione devam eder

 

“empatiyle karıştırılan bir çok güç göreceksiniz, bunlardan en önemlisi düşünceleri okumaktır. Zihin okuma empatiyle aynı teraziye konulduğunda daha hafif kalacaktır, sizce bunun nedeni ne olabilir?”

 

düşünceli yüzler renkerin arasında birbirlerine bakıyorken faye’in eli kalkmıştır, miss dione genç kıza söz verdiğinde faye konuşur

 

“zihin okumak duyguları empati kadar içten hissetmemizi sağlamaz..”

“çok doğru.. adınız miss?”

“faye calis, profesör..”

“miss calis’in de genlerinde empatiye yakın bir güç olduğunu söyleyebilirim, doğru mu faye?”

 

faye gülümseyerek başını sallarken cevaplar

 

“annem bir ruh özü uzmanı.”

 

Miss dione başını sallarken faye’in işaret ederek konuşur

 

“ruh özü uzmanlığı da empatinin bir başka koludur, dersimizin süresi boyunca hepsini teker teker işleyeceğiz. Ailesinde empatiyle ilgili güçler barındıran başka kimler var?”

 

birer ikişer parmaklar kalkarken miss dione herkese sırasıyla söz verip bunların neler olduğunu öğrenerek empati kavramı içinde nerede durduklarını kısaca açıklıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Jordin Sparks – One Step at a Time

 

 

“Çarşamba son dersler favorim olacak!”

 

liv akşam yemeği servis edildiğinde teşekkür eder ve empati’nin güzelliğinden bahsederken rose bu akşam onların masasında oturan faye’e döner

 

“fizik ötesinde eliza vardı, empati’de de sen yardım edersin faye, değil mi?”

“ben de annemden ve teyzemden bildiğim kadarıyla yaşıyorum, ama bildiğim bir şey olursa tabii yardım ederim..”

 

rose gülümserken meyve suyunu yudumluyordur, faye tavuğunu kesiyorken nicole merkez masa ördeklerinin masasındaki kargaşayı işaret eder

 

“yine bir şeyler oluyor-“

“aman hiç eksik kalma, hemen öğren!”

 

nicole arka masadaki jaden’a bir peçete atıyorken tekrar kızlara döner

 

“bahse girerim yine bir skandal kopacak, çok hareketli olacak tanrım bayılıyorum bu okula! baksana veronica senin düşes miranda’nın sevgilisiyle özel masaya geçmiş!”

 

veronica şöyle bir o tarafa döner, hemen sonra diğer masada şaşkınca oturan dick’e bakar, sonra tekrar önüne dönerken nicole okulda bir dedikodu klubü falan olup olmadığını soruyordur, en yakının gazetecilik olduğunu öğrenince veronica’nın koluna asılır

 

“fotoğrafçılığı boşver beraber gazeteciliğe girelim!”

 

veronica dalgınca olur diyorken nicole bunu da ayarlamanın hazzıyla tekrar sohbete dönüyor, veronica sessizce yemeğini yiyorken ördeklerin masasında tartışma devam ediyordur..

 

 

“en bomba fotoğrafları sen çekersin, ben haberini yazarım, lonna sen de bir şey yap!”

“ben o gazetelerin alınmaması için okulda imza toplarım..”

 

nicole gözlerini deviriyorken gülüyordur, üçü de gülüşerek pierce binasından çıkıp gordon’a yürüyorken nicole veronica’nın kolunu tutar

 

“seninki tam karşıda-şimdi bakma!”

 

veronica son uyarı geç kaldığını için başını çevirmiş, derin nefesler alarak o tarafa yürüyen dick’i gördüğünde kızlara döner

 

“siz gidin ben sonra gelirim-“

“aferin! Hadi koş!”

 

veronica kızları bırakır, ama koşmadan dick’in yanına giderken kızlar ikisine bakıyordur, delikanlı elini kaldırarak onları da selamlarken nicole lonna’yı tüm itirazlarına rağmen kuytu bir köşeye çekerek ikisini izlemek için stratejik bir şekilde konumlandırır..

 

 

“iyi misin? yüzün çok kötü görünüyor..”

 

dick iç çekerken mırıldanır

 

“kötü olduğundandır, veronica erkek arkadaşın var mı?”

 

veronica afallarken bu sorunun bir anda hangi damdan düştüğünü bilmiyor yanağını kaşıyarak cevaplar

 

“yok? neden?”

“öyle kalsın..”

 

veronica kaşlarını çatarak daha da merak ederken dick yürümeye devam ediyordur, genç kız da delikanlıyı takip ederken ipin ucunun düşese dokunduğunu biliyor, daha da meraklanarak sorar

 

“neden? ne oldu dickie?”

 

 dick iç çekerken ileriyi izleyerek yürüyor, cevaplar

 

“sanırım kız arkadaşım beni bir kont için terk etmek üzere..”

 

veronica tahminleri doğru çıktığında içinden bir an duraklar, sonra ohlayarak üzüldüğünü söylerken dick ona dönerek konuşmaya başladığında bir an irkilir, ama dick kendi derdinde, hızla anlatıyordur

 

“aslında anlamalıydım, seninle çarpıştım, tokuştum, ama sevgilim bir kelime bile etmedi! herkes, herkes bir şey söyledi! miranda leigh izin veriyor mu dedi, katharine senin tehdit olduğunu söyledi, chris bile laf etti! ama benim sevgilim, düşesim, tek kelime bile etmedi! hatta jacob sırtımı sıvazladı!”

 

veronica gittikçe karmaşıklaşan durumda nerede durduğunu bilmiyor, kendisi hakkında konuşulanlar her şeye tuz biber olmuşken genç kız bir şey sormak zorunda olduğunu hissederek usulca konuşur

 

 

 “çarpıştık diye mi?”

dick arghlar ve yürümeye devam ederken veronica arkasından yürüyor, doğru düzgün bir cevap alana kadar da geri dönmeye niyeti yok, konuşur

 

“dickie, problem nedir anlamadım ama, sevgilin seni terk ediyorsa gerçekten üzgünüm, aşarsın eminim, yakışıklı bir çocuksun-“

 

aynı anda dick döner ve iki adım atarak ona eğilirken veronica yüzünün kavranmasıyla donmuş, dudakları örtülmüşken başını ona kaldırır..

 

 

veronica öpülüyor, gerçekten öpülüyor, daha dün tanıştığı çok yakışıklı bir çocuk tarafından ay ışığında öpülüyor, bütün düşüncelerini bir anda kaybediyorken dick geri çekildiğinde veronica kapattığını bile bilmediği gözlerini açar, ay ışığında büyümüş mavi bakışlar dick’in mavileriyle buluşurken delikanlı fısıldar

 

“bu bir tehditti..”

 

veronica hafifçe yutkunurken maviler birbirinden ayrılmamıştır, ama dick bir adım geri atarken derin bir nefes alarak ellerini ceplerine sokar

 

“özür dilerim.. kafam karışık, kendimi tutamadım,-“

 

veronica başını sallar, dickie de başını sallarken onu izler, sonra tekrar özür dilerken dönerek binasına doğru uzaklaşırken onun yeterince uzaklaştığını gören nicole saklandıkları delikten fırlayarak veronica’ya atılır

 

“öpüştünüz! Tanrım-taş gibi bir 2. sınıfla öpüştün!”

 

veronica konuşamıyorken nicole genç kızın titreyen ellerine bakarak awwlar, sonra arkadaşına sarılırken veronica yutkunarak nicole’e tutunur..

 

 

“düşes kont için onu bırakacakmış-“

“jacob millrein, miranda’nın sevgilisi! Bak ben demedim mi!?”

 

lonna nicole’e gözlerini devirirken kızlar meclisi veronicaların odasında toplanmış, yılın ilk öpücüğünün tüm ayrıntıları dinleniyorken veronica hala bir rüyada gibi konuşmaya devam eder

 

“bana sevgilim var mı diye sordu-“

“tanrım muhteşem-“

“NICOLE BİR SUS!”

 

nicole itirazlar karşısında iki elini de sıkıca ağzına kapatırken veronica hala titreyen ellerine bakarak sinirle güler

 

“aslında ne demek istediğini anladım, ama bir anda eğilip öpünce.. bilmiyorum..”

 

nicole’ün ellerinin altından kısık bir feryat duyulurken veronica’nın yanındaki faye genç kızın omzularına sarılarak gülümser

 

“çok yakışıklı bir çocuk gerçekten-“

“owen kadar olmasın-“

“owen’dan biraz daha yakışıklı olabilir..”

 

kızlar meclisinden büyük bir ooo! yükselirken sonunda veronica da gerçekten gülerek faye’in elini tutar ve dudağını ısırarak son bir saattir yaptığı gibi o öpüş anını tekrar tekrar kafasında yaşamaya devam eder..

 

 

“kafam karışık dedi nicole..”

 

nicole uykusunun arasında veronica’nın sesini duyduğunda gözlerini açar, arkadaşı da karşı yatakta yan dönmüş, eli yastığının altında ona bakıyorken fısıldar

 

“özür diledi, kendini tutamadığını söyledi..”

“ama ondan önce bu bir tehditti demeyi bilmiş-“

“sevgilisi terk etmiş, üzgündü... düşesim dedi..”

“ama seni öptü veronica..”

“orada başka bir kız olsaydı belki-“

“inan ben olmayı dilerdim, ama yoktum, değil mi? sen vardın, seni öptü. Ne kadar kafası karışık olursa olsun ortada bir öpücük var..”

 

veronica iç çekerken bir süre sonra yine fısıldar

 

“yarın görürsem ne yapacağım?”

“gidip bu sefer de sen dudaklarına yapışacaksın-“

“nicole!”

 

nicole gözlerini kapatarak uykuyla gülümserken mırıldanır

 

“yarın görüştüğünüzde anlarız veronica, ama ben umutluyum..”

“ya yüzüme bakmazsa-“

“öyle bir şey olamaz-“

“ya olursa!?”

“olursa gider dizini tekmelerim, çok güzel adam döverim. Görmüş olursun-“

“dalga geçiyorsun sen benimle!”

 

veronica sırtını dönüp yatarken nicole gülerek yorganını iter, yataktan inip veronicanın yatağına çıkarken sarışın kızı sarsarak küsmemesini söylüyordur, veronica omzunu silkerken nicole geçip yanına yatınca yalancıktan kapattığı gözlerinin arkasından gülümsediğinde barışırlar..

 

 

SOUNDTRACK / Britney Spears – Cinderella

 

I'm sorry just tryin' to live my life

don't worry, you're gonna be alright, but cinderella’s got to go..

 

 

“arka masaya-“

“ama nicole-“

“arka masaya owen!”

 

owen gözlerini devirerek bütün erkeklerin atıldığı arka masaya dönerken nicole heyecanla alexa’nın koluna geri yapışır

 

“ben neden duymadım bunları! E sonra ne oldu devam!”

 

alexa ellerini sallayarak dün gece duyduklarını kafasında oturtmaya çalışıyorken tabaklara alınmış kahvaltılar yarımdır, herkes michiou binasında dün akşam dönüp duran dedikoduları dinliyorken alexa devam eder

 

“söylediklerine göre miranda gece çok geç odaya gelmiş, profesör millard’la berabermiş-“

“eh aileden sayılır..”

 

herkes kafalarını sallarken alexa elleriyle masada bir noktayı göstererek konuşur

 

“bahçenin şu tarafında dün gece dolaşanlardan aldığımız haberlere göre de kont millrein’in suratı itinayla dağıtılmış..”

“hadi canım!”

 

nicole gözleri parlayarak masanın o köşesine bakıyorken alexa başını sallıyordur, yanındaki cora araya girer

 

“michiou çalkalandı resmen..”

“düşesle ilgili bir şey söylediler mi?”

 

kızların bakışları hızla veronica’ya dönerken alexa cevaplar

 

“leigh’i gören olmamış pek, yemek ortasında çıkıp gitmiş zaten-“

“biz gittikten sonra olanları anlatmadın!”

 

alexa cora’nın hatırlatmasıyla aaalarken nicole ayrıntıların bu kadar umarsızca atlanmasından büyük bir üzüntü duyarak bıçağını iki michiou’ya tehditkar bir biçimde sallıyordur, alexa gülerek bıçağı indirirken anlatır

 

“tanrılardan bir tanesi, adını bilmiyorum ama şey-“

“o gözleri boncuk gibi olan çocuk-“

“nasıl taş!”

 

kızlar bir an iç çekerken lonna gözlerini devirerek tostunu ısırıyordur, alexa devam eder

 

“sen kalk, gidip millrein’e hesap sor.. bazıları çaktı iki tane oturttu yerine diyorlar, ama başka açıdan görenler de elini bile kaldırmadı diyor..”

“kızım çocuk tanrı!”

 

herkes şiddetle bu açıklamayı destekliyorken nicole daha başka ne var diyordur, alexe ve cora düşünürken veronica önüdeki kasede yüzen mısır gevreklerini izliyordur..

 

 

“miranda geldi..”

 

nicole’ün işaretiyle herkes kapıya bakarken merkez masa grubu restorana giriyordur, dün akşamki malum olayın kahramanları ortada görünmüyorken veronica yutkunarak kahvaltısına döner, genç kızın yanındaki faye ona yaklaşarak mırıldanır

 

“bir şey olmaz veronica, merak etme..”

 

veronica başını sallarken bugün saçlarını basit bir tokayla sıkı sıkı toplamış, en az dikkati çekmeye çalışıyorken nicole arkasına yaslanmış, 10 masa arkadaki konuşmaları duymaya çalışıyordur

 

“duyamıyorum..”

“onlar evrenin diğer ucunda da ondan, otur yemeğini ye hadi..”

 

nicole liv’in yönlendirmesiyle masaya daha yakın bir konuma gelirken yüzünü asar

 

“duymam lazım, ajan koymalıyım aralarına.. hayır gidip çocuklardan birine asılayım diyorum, korkuyorum..”

“bir şey yaparsa çakarsın tokadı yüzü yamulur nicole..”

 

nicole tabii diyorken lonna sırıtır

 

“her köşeden bir sepelio/hava kıran kırması kız çıkmıyor-“

“hey! Öyle ulu orta sepelio falan deme..”

 

liv bir şey olmaz diyorken nicole omzunu silkerek yine de şimdilik çelik bilek olarak bilinmek istemiyor, normal bir kız olarak flört etmek istiyordur..

 

 

“geldiiiii..”

 

nicole’ün ikinci alarmıyla yine başlar kalkarken bu sefer dickie sonneld içeri giriyordur, veronica bir an gerginleşirken faye masanın altından genç kızın bacağını dürter

 

“sakin..”

 

veronica delikanlının arkadaşlarıyla tekrar buluşmasını izliyorken dudağını kemiriyordur, o sırada nicole elini genç kızın yüzüne doğru sallar

 

“mars’tan veronica’ya...”

 

genç kız bir an uyanıp nicole’e dönerken konuşur

 

“doydum ben..”

 

sonra kaşığını bırakıp peçetesiyle ağzını siler ve masadan kalkıp yine uzak kapıların birine giderken nicole’ün eli havada kalmış, arkadaşının arkasından bakıyordur, sonra o da rüyasından uyanıp tabaktaki tostunu kapar ve veronica’nın arkasından koştururken masada kalan kızlar birbirlerine bakıyorlardır, omuzlar silkilir ve kahvaltı devam eder..

 

 

“adamın suratına koymuş yumruğu, basmış tekmeyi.. ağzından kan gelmiş, yan odadaki carson yemin etti..”

 

jonathan da michiou’daki dedikoduları başka bir bakış açısından anlatıyorken bu ağızdan kan gelme olayında jaden’ın bir sorusu vardır, sorar

 

“hep beraber mi girişmişler, yoksa teker teker mi vurmuş? Şimdi ben sana bir çaksam mesela, o kadar etki etmez-“

“tanrı yumruğu dostum, tek başına olsa kaç yazar..”

 

jaden jesse’ye başını sallıyorken duncan yudumladığı çay fincanını indirerek konuşur

 

“o da var aslında, biz yemekten ayrıldığımızda tanrılardan bir tanesi masaya gidip millrein’e ağzının payını vermiş-“

“o da geçirmiş bir tane diye duydum..”

 

duncan onun kesin olmadığını söylüyorken jonathan kesindir diyerek lafı kesip atar, sonra o tanrının nasıl disiplinin köşesinden döndüğüne girer, araya tanrıların torpilli olup olmadığı meselesi atılırken erkekler kısmında da kahvaltı şiddetle sürüyordur..

 

 

“veronica-hey-kızım dursana, V!”

 

veronica hızla yürümeye devam ediyor, ciddi anlamda kaçacak delik arıyorken nicole ona yetişip kolunu yakalar ve ağzındaki tostu çıkarırken konuşur

 

“neden kaçıyorsun bir anlasam?”

“yüzüme bile bakmayacak, biliyorum. Giderken özür diledi, kendini kontrol edemedi, hataydım ben sadece-“

“saçmalama-“

“saçmalamıyorum! Benim onların arasında olduğumu düşünebiliyor musun nicole!?”

“sen bizim aramızdasın veronica, çok pardon ama biz de onlar kadar ünlü sayılırız-“

“ama onlar-onlar-bilmiyorum, sadece şimdi yüzleşmek istemiyorum, tamam mı?”

“tamam, peki-ama koşma, boğazımda kaldı, gel sınıfa gidelim..”

 

veronica sessizce nicole’ü takip ederken ikisi boyut ve evren sınıfına doğru yürürler..

 

 

“abartma jonathan-“

“ne abartması, duyduklarımı anlatıyorum. Çocuk geldi mi? hayır. Ölmüş bile olabilir, aşırı kan kaybı ya da tanrı çarpması..”

 

cora öyle şeyler söylememesini rica ederken jonathan genç kızı elinden tuttuğu gibi kalabalıktan ayırır, ikisi öne geçerek sınıfa doğru yürürken yanı boş kalan alexa gülümseyerek arkalarından bakıyordur, diğer yanına döndüğünde elizanın kulağındaki kulaklıkları görür, genç kız bir de şarkı mırıldanıyorken alexa elini sallar, eliza kulaklıkları çıkarır

 

“bir şey mi oldu?”

“olmadı da, neden müzik dinliyorsun?”

 

eliza başının üzerindeki boşluğu işaret eder ve kulaklılarını kaldırıp gösterir

 

“keera bugün sürekli diğer tarafla kavga ediyor, ancak bunlar onun sesini engelliyor, rahatsız olduysanız çıkarırım ama sorun değil-“

“önemli değil, tak hadi.. derse girene kadar rahatla en azından..”

 

eliza teşekkür ederek kulaklıkları geri takarken şarkıyı tekrar söylemeye başlar, duymamasına rağmen alexa’ya doğru dans ederken ikisi gülüyor, akademik binadan içeri girerler..

 

 

boyut ve evrenlerden sonraki ders sinema dersiyken herkes büyük sinema salonuna girmiş, rahat koltuklardan kendine yer beğeniyorken owen ve sam de merdivenleri iniyorlardır, owen faye’in saçlarını görünce o tarafa ilerlerken genç kız onu görmüş, yanındaki koltuktan çantasını kaldırıyordur, o sırada diğer yandan liv’in sesi duyulur

 

“faye buraya gelsene!”

 

faye bir an liv’e bakar, sonra owen’a dönerken delikanlı gitmesini söylüyordur, faye gülümsyerek kalkıyorken ikisinin ortasında kalmış olan eliza kulağındaki kulaklıklarla olanları izliyordur, faye uzaklaşırken owen başını eğip eliza’ya bakar, genç kız ona el sallayıp boş kalmış koltuğu gösterirken owen onun yanına çöker, çantasını da faye’in boş koltuğuna atarken eliza hareketli bir şarkıyı mırıldanıyordur, owen ona bakarken gözünü kırparak kulakları gösterir

 

“neden?”

“efendim?”

“kulaklıklar diyorum-“

“duymuyorum!”

“kulaklıkları-“

“duymuyorum owen!”

 

owen kulaklıkları çekip çıkarırken eliza güler

 

“inadına yapıyordum..”

“farkındaydım, neden kulaklıklar?”

“keera diğer tarafla kavga ediyor, aramıza set çekiyorum..”

 

owen anladığını söylerken kulaklıklardan hala şarkının sesi geliyordur, delikanlı bir tanesini alıp kulağına takarken hafifçe başını sallar, eliza onu izliyorken sorar

 

“beğendin mi?”

“idare eder..”

“majestelerine beğendiremedik, ne büyük keder-ver kulaklığımı..”

 

owen gülerek küçük siyah şeyi geri uzatırken eliza alarak kulağına takar, biraz daha yüksek sesle söylerken owen elini koltuğun yanında tıpırdatarak ritm tutuyor ve salonun dolmasını izliyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Daft Punk – Digital Love

 

 

“bilgisayar! Yüce luslo, kokusu bile güzel..”

 

jonathan laboratuvardaki bilgisayarlardan birinin monitörüne sarılmışken bilgisayar sınıf nüfusuna göre teker teker açılıyordur, herkes yavaş yavaş kendi bilgisayarlarının başına geçerken profesör clay ollen onları izliyordur.

 

Jaden kendi bilgisayarının başına oturup bir şeyler açmaya, oynamaya çalışıyorken anna onun eline vurur, delikanlı ne var diyorken genç kız profesörü işaret ettiğinde jaden fareyi bırakır, ellerini kucağına indirerek dinlerken profesör konuşur

 

“gördüğüm kadarıyla herkes bilgisayarlara çabuk alıştı..”

 

bilgisayar başındaki yüzler gülerken profesör de turuncu kıvırıcık saçlarıyla gülümser

 

“ben clay ollen, sizin de isimlerinizi zaman geçtikçe teker teker öğreneceğimi umuyorum..”

 

sınıftan gülüşmeler yükselirken genç adam her bilgisayarın karşısında öylece geçmiş öğrencilere bakıyordur, sorar

 

“kimler daha önce bilgisayar kullandı?”

 

sınıfın yarısından fazlasının elleri kalkarken jonathan yanında oturan cora’nın elinin kalkmadığını görür, hayretle bakarken genç kız gülümseyerek hafifçe omzunu silker, profesör havadaki ellerle kalkmayan elleri eşleştireceğini söylüyorken jonathan cora’nın yanından ayrılmıyordur..

 

 

profesör eşleştirmeleri tamamlamış, büyük projektör ekranının önünden geçmişten günümüze bilgisayarları gösteriyorken piz çenesini eline yaslamış, dinliyordur, ara sıra yanındaki veronicaya bakıyorken genç kız ekrana bakmıyor, fareyi oylece oradan oraya sürükleyerek monitörde boş yerlere tıklıyorken piz başını biraz daha eğerek onun görüş alanına girer, mavi gözler monitörden kayıp ona bakarken delikanlı gülümser, veronica da gülümserken piz başıyla profesörü işaret eder, veronica hafifçe yüzünü buruştururken piz kaşlarını çatar, genç kız başını iki yana sallarken piz anlayışla gülümser, sonra önüne dönerken veronica iç çekerek fareyi bırakır ve büyük ekrana bakmaya başlar..

 

 

“veronica hasta mı nicole?”

 

nicole öğlen yemeği için bir şeyler alıyorken yanındaki piz’e bakar

 

“değil, neden?”

“bilgisayar dersinde çok dalgındı, yemeğe de gelmedi..”

 

nicole sadece başını sallarken piz tabağının kenarını hafifçe kazıyordur

 

“özel bir şeyse üzerine gitmek istemem..”

 

nicole yine başını sallarken boncuk gibi yeşil gözleriyle piz’e bakıp hafifçe gülümser

 

“özel, ama hasta değil merak etme..”

 

piz sevindiğini söylerken nicole onun boş tabağına bakar

 

“yemek mi seçiyorsun sen?”

 

piz yüzünü buruştururken nicole ne verseler yiyen bir çelik bilek, delikanlının tabağını onun elinden kapar, piz büfeden kaşık kaşık dolan yemekleri görürken gözleri büyür

 

“hepsini yiyemem-“

“yiyemediğini ben yerim..”

 

piz şöyle bir yanındaki kıza bakarken o kadar yemesine rağmen hala bir top olup yuvarlanmıyordur, her şeyi yerli yerindeyken nicole dolmuş tabağı ona uzatır, parmağına bulaşmış birazını da yalarken kendi tabağını da alır

 

“hadi gidelim..”

 

piz peki diyerek öne düşerken tabak çok ağırdır, ama delikanlı sesini çıkarmaz..

 

 

“sen bu tarafa otur nicole..”

“neden?”

 

nicole hiç saf değil, arkasını dönüp görmemesi gereken yere bakarken kont millrein ve düşesin ördeklerin masasına ilerlediğini görür ve liv’i iterek tam o tarafa karşı otururken liv gözlerini deviriyordur..

 

 

rızalarını almaya gelmiş herhalde, çok lazım.. terbiyesiz..”

 

nicole kendi kendine durumu yorumlarken dick düşesle konuşuyordur, yüz ifadesi gayet tatsızken nicole gülümser

 

“aferin, hiç gardını indirmedi..”

“nicole yemeğini yesene-“

“sus, kendini odasına kapatmış bir arkadaşım var benim-“

“veronica mı?”

 

kızlar masadaki tek tük erkek nüfusuna dönerken hepsi sus pus olmuştur, nicole başını iki yana sallarken elini onların önünde şöyle bir sallar

 

“siz anlamazsınız, yemek yiyin.. bak, 10 dakikamız kaldı..”

 

piz ve duncan birbirine bakarken nicole gözlerini kısarak yapmayı bilmediği halde dudak okumaya çalışıyordur..

 

 

eski edebiyat’ta elizabeth culley ne kadar eskilere gidileceğinden bahsetmiş, okunacak eserleri sıralamışken hepsinin kütüphanede bulunabileceğini söylemiştir. Bütün isimler not alınırken  liv defterinin üzerine düşen bir kağıt parçasıyla başını kaldırır, kağıdın geldiği yöne bakıp sam’i görürken delikanlı az önce gönderdiği kağıdı işaret ediyordur, liv gülümseyerek alırken gözü profesörde, katlanmış küçük notu açarak okur

 

“sabah koşusuna davet edildim.”

 

Liv daha da gülümserken kalemini alıp küçük kağıdın altına kendisi de bir şeyler sıkıştırır, sonra tekrar büzüştürüp dikkatlice sam’in sırasına atarken delikanlı kağıdı alır, Liv tekrar notlarına geri dönmüşken sam büzüşmüş kağıdı açar, altındaki nota bakarken gülümser

 

“ne kadar hızlısın göreceğiz..”

 

 

“odaya gidiyorum ben, akşam belki inmem..”

 

veronica bitkiler dersinden sonra diğerlerinden ayrılırken nicole öfleyerek onu takip ediyordur. Erkekler neler döndüğünü pek kavrayamasa da kızlar bakışlarıyla anlaşıyorlardır, eliza düğüm olmuş kulaklıklarını çözerken konuşur

 

“hafta sonu herkesin ailesi geliyor mu?”

“benimki kesin değil..”

 

herkes duncan’a bakarken delikanlı açıklar

 

“babamın neptünde bir tanıtım  kongresi var-“

“baban ne iş yapıyordu duncan?”

 

duncan faye’e dönerek cevaplar

 

“yapay zeka ürünlerine yazılım üretiyor. Daha çok evde kullanılan robotlara yazılım yapıyor..“

“bak aklıma dax geldi..”

 

oreon takımı awwlarken jonathan hafta sonu beyaz metal torbası da gelir mi merak ediyordur, faye büyük ihtimalle hayır diyorken piz dax kim diye sorduğunda her kafadan bir ses çıkmaya başlar..