SOUNDTRACK / Brad Paisley – She Said Yes

#08 – The First Ball

 

 

SOUNDTRACK / Brad Paisley – She Said Yes

 

 

“kahvaltıya gelirsin herhalde..”

 

veronica hala uyuma numarası yapıyorken nicole gözlerini devirir

 

“ben çıkıyorum, uyanınca gel..”

 

yataktaki kızdan yine ses çıkmazken nicole kapıyı çekip çıkar, hemen sonra veronica’nın gözleri açılırken genç kız iç çekerek yattığı yerde sırt üstü döner..

 

 

“açım, deli gibi açım hem de!”

 

liv koşudan dağılmış saçlarını tekrar topluyorken restorana doğru gidiyordur, çabuk bir kahvaltıdan sonra duş düşünülürken onun arkasındaki sam nefes nefese, owen’ın elindeki şişeyi alıp kafasına diker. Owen gülümsüyorken faye ve onun üzerinde yorgunluktan eser yoktur, liv faye’in tuttuğu gibi restorana sokarken sam şişedeki son damlayı da içip boş plastiğe büyük bir üzüntüyle bakıyordur..

 

 

veronica yatakta bir süre düşündükten sonra aptallığı bırakması gerektiğine karar vermiş, sonsuza kadar kaçamayacağını da biliyor, giyinerek restorana inmişken diğerlerini görebilmek için etrafına bakıyordur, faye ve liv’i masada görürken o tarafa ilerlemeye başlar, o sırada uzaktan dick’in ona seslendiğini duyunca bir an duraklar, sonra arkasını dönerken delikanlıyı beklerken dick de koşudan dönüyor, eşofmanları ve dağılmış saçlarıyla veronicaya bakıyorken konuşur

 

““günaydın, hey-“

 

delikanlı kolunun tersiyle yüzünü silerken gülümseyerek arkasındaki arkadaşını gösterir

 

“sabah sabah koşuya zorlandım da..”

 

veronica konuşmuyor, başını sallarken dickie ona bakarak bir an ne diyeceğini bilemez, restauran ise çevrelerinde aktif bir şekilde dönüp durmaktayken veronica da çevreye bakıyordur, sonra başını sallar, dönerek uzaklaşırken dick’in arkasından geldiğinin farkında, ama yine de yürümeye devam eder..

 

 

“veronica-“

 

veronica bıkkın bir ifadeyle ona dönerken dick konuşur

 

“istemiyorsun, tamam-“

 

dick döner ve uzaklaşırken veronica yüzünü buruşturur, uzanarak delikanlıyı kolundan yakalar ve çevirirken konuşur

“öyle bir şey demedim dickie,-“

 

dick ona dönerken cevaplar

 

“bak, sadece.. bu ara çok hareketliyiz, okul açıldı, ikinci sınıf olduk, bir yandan leigh beni aldattı, ayrıldık derken seni öptüm, sonra sen kayboldun, ben diğerlerinin disiplin soruşturmasını takip ettim falan,-“

 

veronica ona bakıyorken dickie iç çekerek ellerini düşürür, sonra konuşur

 

“sana chrisi yollamalıydım..”

 

genç kız kaşlarını çatar, dickie açıklar

 

“en yakın arkadaşım.. benim kafamı benden daha iyi tanıyor..”

“beni neden öptüğünü de biliyor mu?”

 

dickie hızla ona bakarken veronica dudağını ısırır, sonra bırakarak konuşur

 

“aklın karışmıştı, doğru..”

 

dickie onu izliyorken cevaplar

 

“sana umut vermek istemem veronica, ben rüyalardaki sevgililer gibi değilim.. aklım bir karış havadadır, daren kadar zeki değilim, ya da tanrılardan biri kadar güçlü de değilim.. biz normal erkekler bazen coşup öpebiliyoruz.. onlar kontrollü, yapmazlar..”

 

veronica başını sallarken kendinin de normal bir kız olduğunu düşünüyordur, karşısındaki dickie iç çekerken mırıldanır

 

“ama seninle arkadaşlığa devam etmek isterim.. benden kaçmanı istemiyorum-“

“kaçmıyordum-“

“güzel o zaman.. devam et.. maceralarım daha yeni başlıyor, dickie ve kırık kalbi-“

 

delikanlı ellerini kaldırır, gülümserken veronica da hafifçe gülümser, dick onun çenesini hafifçe parmağıyla kaldırır, mırıldanır

 

“binada görüşürüz..”

 

veronica başını sallar, onun tüylerinin diken diken olmasından haberi olmayan delikanlı dönerek yürürken kükrer

 

“chris!”

 

ilerdeki bir çocuk o tarafa dönerken dickie ona koşar, delikanlıyı kolundan restorandan çıkarırken veronica ikisini izler, derin bir nefes alırken faye ve liv’in nereye kaybolduğunu görmek için tekrar etrafına bakar..

 

 

veronica yüzünde güller açarak masaya dönerken dünkü tutukluğu kaybolmuş, nicole’ün yanına oturarak herkese günaydın der, herkes de geri günaydın yollarken nicole jonathan’a döner

 

“ilk ders tanrılar, cupid iddiasını unutmadık..”

 

jonathan portakal suyu boğazına kaçarak öksürürken gülüyordur, başını sallarken cora gülümseyerek delikanlının sırtına hafifçe vuruyordur. Onlar orada birbirlerini kurtarırken nicole yanındaki veronicaya hafifçe omzunu vurur

 

“gördüm..”

“neyi gördün?”

“anladın sen..”

 

veronica gülümserken mırıldanır

 

“arkadaş olmayı çok isterim dedi..”

“güzel başlangıç..”

“strese sokma beni nicole, sakın!”

“ben bir şey mi dedim!? Sen kaçtın durmadan, kaçmasan belki dün söylemişti-“

“dün sürekli koşturmuş, yumruklama olayından sonra soruşturmalarla falan uğraşmış..”

 

nicole anladığını söylüyorken gülümsüyordur, veronica masanın altından arkadaşını bacağına vurarak gülümserken muhabbet concon’un cupidliğine dönüyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Hitoshi Sakimoto – The Place of Gods

 

 

Tanrılar sınıfı adına uygun bir biçimde altın varaklı koltukları, rahatlatıcı müziği ve ruhani havasıyla öğrencileri karşılıyorken jonathan cora’yla beraber gidip en öndeki koltukların birine oturur, arkasını dönüp diğerlerine göz kırparken nicole ve veronica sınıfta diğer tanıdıklara da jonathan’ın nadide sorusunu anlatıyordur, Ceres Masası görevlisi profesörleri Karl Frode içeri girerken herkes yüzlerinde hafif bir gülümsemeyle beklemeye başlar..

 

 

“Tanrılar ve inanışlar dersine hoş geldiniz. Sizin gibi genç bir nüfusun inançları henüz yeni oturmaya başlamışken ben burada size yol göstermek ve açıklayıcı olmak için bulunuyorum..”

 

genç kafalar sallanırken profesör frode inanışların nasıl toplumdan topluma fark gösterdiğini, din ve inanış kavramlarının nasıl birbiriyle bağ içinde olduğunu ve sosyolojik yaklaşımları anlatırken kafalar bir an önce bitmesini istermiş gibi sallanıyordur. Profesör biraz da asıl güç ve ona hizmet eden diğer tanrılardan bahsederken çok tanrılı bir çok sistemin olduğundan söz eder, lafı bittiğinde durup biraz düşünmelerine izin verirken arka koltuklardan jaden’ın öksürmesi duyulduğunda jonathan yerinde kıpırdanır, ama elini kaldırmazken ikinci olarak da jesse’nin öksürmesi duyulur. Profesör frode öksüren öğrencilerine bakıyorken biraz sonra önünde bir el kalktığında delikanlıya döner

 

“evet, bir soru mu var?”

“evet profesör..”

“önce isimlerimizi söyleyelim..”

“jonathan lysander..”

 

profesör başını sallarken jonathan çenesini kaşıyarak yanındaki cora’ya bakar, genç kız hafifçe gülümserken jonathan tekrar profesöre döner

 

“benim merak ettiğim bir şey var profesör..”

“nedir bay lysander?”

“ben küçüklüğümden beri hep cupid olmak istemişimdir-“

 

sınıftan gülüşmeler yükselirken profesör ellerini kaldırarak sessiz olmalarını ister, sonra tekrar jonathan’a dönerken başını sallayarak devam etmesini ister, delikanlı laf bir kere ağzından çıktığı için konuşur

 

“ben cupid olmak için ne yapabilirim profesör?”

 

sınıf bu sefer kahkahalara boğulurken profesör frode kaşlarını çatarak gülen öğrencilerine bakar, sonra cevap bekleyen jonathan’a dönerken delikanlı kaşlarını kaldırarak hafifçe gülümser..

 

 

dersin sonuna kadar profesör frode büyük bir ciddiyetle tanrılık ve melekliğin bir meslek olmadığını ve büyüyünce tanrı olabilmek  gibi bir kavramın normal insanlar için geçerli olmadığını anlatmışken jonathan her kelimesine büyük bir anlayışla başını sallamış, arada üzüntüyle iç çekmişken jaden arkada gülmemek için dudaklarını ısırmaktan parçalamıştır..

 

dersten çıkılıp sınıftan uzaklaşıldığı anda herkes rahat rahat gülerken jonathan hepsinin kafasını kıracağını söylüyordur, jesse kendisinin kaşındığını hatırlatırken jonathan o anda ne için bu kadar rezillik yaptığını hatırlar ve alexayla beraber yürüyen cora’ya dönerken genç kız da onu görmüş, gözleri büyüyerek yerinde durur

 

“ne?”

“ne demek ne, sordum işte..”

 

cora endişeyle alexa’ya bakıyorken genç kız ellerini kaldırır ve bir şey yapamayacağını söylerken jonathan genç kıza yaklaşıyordur, cora bir adım geri atarken jonathan kaşını kaldırır, cora gözlerini devirerek yanağını çevirirken jonathan güler ve genç kızın başını tutup yanağını hafifçe öperken cora gülümser, diğerleri şamata çıkarıyorken jonathan cora’yı kolunun altına alıp sıradaki iddia’nın ne olduğunu soruyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Guster - Demons

 

 

“senin dersin nicole..”

 

nicole yumruklarını sıkarak kendi alanı olan iblisler sınıfına girerken bu sefer o ön sıralara doğru yürüyordur, veronica da onu takip ederken diğerleri de rastgele bir yerlere kurulmuştur, herkes yerleştikten bir süre sonra profesör reba evans ve parlak kızıl saçlarıyla gülen yüzü içeri girerken herkes gülümseyerek dikleşir..

 

 

“hoşgeldiniz çocuklar, ben reba evans. İblisler dersini bundan böyle beraber işleyeceğiz.. aramızdaki kimler iblis, hemen onları görelim..”

 

sınıfta bir çok kişinin eli kalkarken nicole de gülümseyerek onların başını çekiyordur, miss reba gülümserken başını sallar

 

“ben de bir iblisim, okuldaki bir çok profesör ve öğrenci gibi. İblisler insanlar kadar eski türlerdir çocuklar. Yeni dünya savaşı ve pakttan önce her ne kadar gizli ve zor yaşamlar sürmek zorunda kalsalar da günümüzde milyonlarca tür iblis diğer bütün türlerle uyumlu ve rahat bir yaşam içinde hayatını sürdürebiliyor..”

 

herkes yaşadıkları zamana içlerinden bir kez daha şükrederken miss reba iblislerin kan, cinsiyet, organ, yetenek ve kemik farklılıklarına göre sınıflandırıldığından bahseder ve bu sene fiziksel özelliklere yoğunlaşacaklarını söylerken elini şık pantolonunun ceplerine sokarak öğrencilerine bakar

 

“her sene başında sorduğum bir soruyu size de soracağım..”

 

herkes dikkat kesilirken miss reba sorar

 

“yeni dünya savaşından önceki çağda en çok sayıda bulunan iblis hangisiydi?”

 

sınıfın yarısından çoğunun elleri havaya kalkarken miss reba gülerek konuşur

 

“bu sene çok istekli öğrencilerim var, çok güzel! İlk defa cevaplayacak herkes isimlerini söylesin lütfen-evet arkadan ikinci sıradaki güzel kız..”

 

esmer güzeli sadie gülümserken cevaplar

 

“sadie townsend.. vampiler, profesör..”

“çok güzel sadie, pierce’a 10 puan..”

 

sadie gülümserken miss reba vampirlerin öyle bir çağda, güneşi engelleyecek hiçbir engelin olmadığı ve kan sağlayacak nüfusun çok az olduğu bir zamanda bile vampir nüfusunun nasıl o kadar fazla olduğunu sorar, bu sefer kaşlar çatılarak bakışlar düşüncelere dalarken kısa bir süre sonra anna’nın eli kalktığında miss reba genç kıza söz verir

 

“anna cohen. İnsanlarla yaptıkları anlaşmalar sayesinde hayatta kaldılar, profesör..”

 

Miss reba’nın gözleri parlarken anna devam eder

 

“vampirler güçlüydüler, diğer yaratıklarla dövüşebilirlerdi, ama dediğiniz gibi onları güneşten koruyacak hiçbir şey yoktu, o yüzden saklanmalıydılar, ama nereye?”

 

miss reba gülümserken sınıfta anna’yı dinleyen diğer yüzlere bakar, anna da dinleniyor olma fikrini seviyor, hikayesine devam eder

 

“aynı zamanda o çağda yaşayan insan topluluklarının elinde vampirlerin ihtiyacı olan bir şey vardı, kan. O dönemde onlardan daha güçlü olan diğer yaratıklara karşı kendilerini korumak için belki de kendilerine en yakın olan türle bir anlaşmaya girdiler. Kanlarının karşılığında vampirler onları koruyacaktı, insanlar da gün ışığı sırasında vampirleri saklayacaktı. Böylece eski dünyanın en eski antlaşması yapılmış oldu..”

 

miss reba onaylayarak başını sallarken konuşur

 

“çok güzel anna. Gordon’a 20 puan..”

 

anna gözleri parlayarak dikleşirken yanındaki jaden kaşlarını kaldırarak gülümsüyordur, miss reba bu ilk anlaşmayla ilgili kendisi de birkaç şey anlatırken defterler açılıyor, kalemler ellere alınıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Gnarls Barkley - Crazy

 

 

“haftada iki saat olan tek ders var, onun da profesörü deli..”

 

jesse SKAP sınıfında yerine geçerken aşmış lenshaw hepsinden daha önce gelmiş, tahtayı milyonlarca şeyle doldurmuşken her maddenin başında koordinatlara benzer şeyler vardır. Herkes yerleştikten sonra profesör her zamanki heyecanıyla arkasını döner

 

“haftanın son günü, herkes nasıl?”

 

herkes iyi olduklarını mırıldanırken arka sıralarda gordon üniformalı kızıl bir delikanlı oturmadan önce sorar

 

“siz nasılsınız profesör?”

“iyiyim corbin, çok iyiyim, sorduğun için teşekkürler..”

 

corbin yerine otururken profesör tahtadaki listeye döner

 

“bugün evrendeki en önemli kara delikleri öğrenceğiz, herkes tahtadaki listeyi defterlerine geçirebilirse çok güzel olur, kitabınızda bazı şeyler eksik verilmiş..”

 

herkes hızla not alıyorken bazıları küçük yazıları okumakta zorlanıyordur, duncan elini kaldırarak sol üstteki beşinci kelimeyi sorarken profesör tahtaya bakar

 

perabolik yazıyor- yazımın bozukluğu için özür dilerim-“

“profesör neden bilgisayarla girmediniz?”

“birkaç kez denedim ama karakter sınırına takıldık jaden, bir dahaki derse düzelteceğim, şimdilik böyle idare edelim-evet siz yazmaya devam ederken aranızdan biri bana geçen ders verdiğim kara delik tanımını tekrarlar mı?”

 

herkes büyük bir şevkle yazı yazmaya devam ediyorken hiçbir el kalkmıyordur, aşmış lenshaw onları beklemeden birine söz verir

 

“nicole, sen tekrarlar mısın?”

 

nicole hızla başını kaldırırken o kadar göz temasından kaçınmasına rağmen yine o seçilmiştir, rahatsızca kıpırdanarak defterinde ilk dersin sayfasını bulurken göz ucuyla okuyarak cevaplar

 

“Kara Delik uzayda maddenin çok küçük bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir.”

“evet doğru, başka ne tür özellikleri vardır, devam edelim nicole..”

 

nicole tanımı okumaya devam eder

 

“Kütle çekimi o kadar güçlüdür ki, ne ışık ne madde ne de her hangi diğer bir informasyon onun "olay ufkundan" uzaklaşamaz. Bu yüzden görünmez ve sadece kara bir delik olarak belirir.”

 

Profesör başını sallıyorken ellerini açarak kendisi devam eder

 

“kara delik, adı üstüne kara bir deliktir, peki bu kadar kara ve güçlü olan bir şeyi biz nasıl belirleyebiliyoruz? Uzaya çıkıp etrafımıza baktığımızda işte orada! Dememiz mümkün değil, fakat kara deliklerin yerini belirlemekte kullanılan çok önemli bir şeyden bahsetmiştim, neydi?”

 

anna’nın eli kalkarken profesör lenshaw hızla genç kıza söz verir

 

“evet anna-“

“Kara deliklerin gözlemlenmesine yardımcı olan çevresine verdiği etki ve yaydığı X-ışınlarıdır, profesör-“

“çok doğru, mükemmel-gordon’a 7 puan! Kara delikler kaça ayrılıyordu-dört! Biri bana hemen bunları saysın”

 

profesör tekrar bir kurban arıyorken nicole şokla veronicaya döner ve fısıldar

 

“benim puanım!?”

“sen okudun, o cevapladı-“

“en azından defterimde nerede olduğunu biliyordum!”

 

veronica gözlerini devirirken nicole homurdanarak tahtadakileri geçirmeye devam ediyordur, arkadan biri profesörün yardımlarıyla dört tip kara deliği sayıyorken sözü bittiğinde aşmış lenshaw ellerini birbirine vurarak sinclair’e de bir 6 puan verip tahtaya döner..

 

 

derslerde verilen bilgilerin çoğunluğu wikipedia veya vikipedi’den alınmış olacak. Başka bir kaynak kullandığımda dipnotlarla onları da belirteceğim. Verilen bilgilerin % 100 kesin olmadığını da her zaman aklımızda bulunduralım.

 

 

“çok yemeyeyin dövüşeceksiniz..”

 

herkes owen’ın sözünü dinleyerek tabağına hafif şeyler alırken delikanlının yanındaki sam sorar

 

“sen dövüşüyor muydun?”

“babamla amcam jonathan ve beni çalıştırırdı. Profesör Lesley kadar iyi dövüşemeyiz belki, ama biraz daha rahat oluruz umarım..”

“benim kıçıma tekmeyi basacaklar o zaman..”

 

owen gülerek bir dilim ekmek alır ve sam’e döner

 

“sınıfın yarısıyla bütün gün berabersin zaten, yavaş vururuz merak etme..”

 

sam çok teşekkür ederken owen arkadaşını omzundan tutarak masaya götürüyordur, diğerleri de tabaklarıyla beraber çökerken anna daha üstlerini değiştireceklerini söyleyerek biraz daha hızlı olmalarını hatırlatır..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Scorchio

 

 

yemekten sonra herkes dövüş salonunun ilgili odalarında üzerlerini değiştirmişken herkes binasının renklerini taşıyan eşofmanlarıyla içeri girerken herkes kolunu bacağını çekiştirerek bir şekilde ısınmaya çalışıyordur..

 

jonathan owen’ı nasıl benzeteceğini ayrıntılarıyla anlatıyorken jaden delikanlının ensesine bir tane geçirir, concon ona kalkan eli havada yakalayıp bükerken jaden kolunun kırılmaması için kıvranıyordur, jesse gülerken owen yeterli olduğunu söyler. jonathan delikanlının kolunu bırakırken profesör michael lesley içeri giriyordur, bütün  bakışlar genç adama dönerken olimpos’un savaş meleği mavi gözleri parlayarak sınıfının önüne gelir

 

“eksiğimiz var mı?”

 

sınıftakiler birbirlerine bakarak başlarını iki yana sallarken profesör güzel diyerek başını sallar

 

“bu derste kitap yok arkadaşlar, bu demek oluyor ki bu dersin kesin konulmuş kuralları da yok. Herkesin içindeki yeteneğe ve güce bağlı olarak dövüş stili ve kendini koruma teknikleri değişiklik gösterebilir. Bildiğiniz gibi ben bir savaş meleğiyim ve olimposta savaş tanrısı adına çalışıyorum, ancak melekler okulu sınırları içinde sizin sınırlarınızı size zarar vermeden en iyi şekilde zorlayacak profesör olacağım..”

 

herkes genç adamın güçlü duruşunu izliyorken profesör lesley devam eder

 

“ders boyunca hepinizle teker teker ilgileneceğim. Melekler okulundan mezun olduğunuzda hem kendinizi hem de çevrenizdekileri koruyacak kadar uyanık ve güçlü olacağınızı umuyorum..”

 

bazı yüzlerde endişe dalgaları dolaşıyorken profesör sakince konuşmaya devam eder

 

“bazılarınızın uzun zamandır dövüştüğünü, ya da tekniği olmasa bile güçlü olduğunu biliyorum. Diğer profesörlerinizin aksine ben hepinizin geçmişi hakkında daha çok bilgi sahibiyim. Jonathan ve owen lysander..”

 

delikanlılar profesöre dönerken michael onları yanına davet eder

 

“küçük yaştan beri babalarınızın ikinizi de eğittiğini biliyorum, doğru mu?”

 

owen ve jonathan başlarını sallarken michael gülümser, sonra tekrar sınıfa dönerken cora’yı işaret eder

 

“cora rosenthall, nicole Lysander’le beraber öne çıkar mısınız?”

 

cora ve nicole birbirlerine bakarak hafifçe gülümser ve diğerlerinden bir adım öne çıkarken profesör cora’yı işaret ederek konuşur

 

“daha önce hiç dövüşmemiş..”

 

genç adam sonra nicole’e döner

 

“gücü oldukça yüksek ama teknik açıdan bir eğitimi yok, o da cora kadar az tecrübeli..”

 

kızlar başlarını sallarken profesör gülümser

 

“bunları söylememin sebebi birinizin diğerinden daha iyi ya da kötü olduğunu göstermek değil, aksine doğru teknik ve iç güdülerin yönlendirilmesiyle cora’nın bile bir gün gelip beni yenebilecek kadar iyi olacağını anlatmak..”

 

genç kızın gözleri parlarken profesör yanındaki iki delikanlıya döner

 

“jonathan sen yerine dönebilirsin, owen’la biraz çalışalım..”

 

jonathan peki diyerek yerine dönerken owen profesöre döner, ikisi karşılıklı duruyorken micheal konuşur

 

“şimdi sana farklı yönlerden saldırmayı deneyeceğim owen, önce yavaş ve basit darbelerle başlayacağım ve gittikçe hızlanacağım. Senden bana olabildiğince seri bir şekilde karşılık vermeni istiyorum..”

 

owen başını sallarken michael da başını sallar sonra geri dönüp bir iki adım atıp uzaklaşırken bir an sonra eğilerek owen’a doğru bir tekme savurduğunda delikanlı hızla yere çöker, profesörün tekmesi başının üzerinden bir yarım daire yaparak tekrar yere basarken owen tekrar ayağa kalkar, şimdi de bir yumruk geliyorken delikanlı heyecanla sol kolunu kaldırarak yumruğu engeller, michael çok güzel diyerek devam ederken owen hafifçe gülümseyerek yavaş başlayan darbeleri engellemeye devam eder..

 

 

“arkanda!”

 

owen sınıfın bağırmasıyla arkasına dönerken michael dönerek delikanlının yüzünen bir tekme savurur, owen dakikalar sonra bacaklarının artık uyuşmasıyla tekrar yere eğilecek gücü bulamazken kendini bu sefer geri iterek kollarının üzerinde ters bir takla atar ve yere düşerken michael onun dengesizliğinden faydalanarak delikanlının üzerine eğilir ve yumruğunu tam çenesinin altına dokundurarak dururken owen nefes nefese kalmış, gülerek pes ederken michael ayağa kalkıp delikanlıya elini uzatır, owen tutunarak kalkarken profesör delikanlının omzunu sıkarak sınıfa döner

 

“ilk ders için oldukça iyiydi, şimdi biraz da deneyimsiz olan biriyle çalışalım, cora..”

 

cora yüzünü buruşturarak öne çıkarken michael gülerek bir şey olmayacağını söyler ve elini uzatarak genç kızı arkadaşlarının arasından yanına alırken cora yutkunarak savaş meleğinin karşısına geçer..

 

 

SOUNDTRACK / Christina Aguilera - Fighter

 

 

“canını acıtmayacak kadar hafif darbelerle sana saldıracağım cora, ama hızlı olacağım. Reflekslerinin ne kadar kuvvetli olduğunu görmen için bunu yapıyoruz.. nereden saldıracağımı tahmin etmeye çalış ve bir şekilde sana dokunmama engel ol, tamam mı?”

 

cora başını sallarken micheal genç kızın bacaklarını işaret eder

 

“bacaklarını biraz arala, ellerini de belinin hizzasında havada tut ve kontrollü ol..”

 

cora söylenenleri yaparak bekliyorken profesör sağ elini genç kızın yüzüne savurur, cora başını hızla sağa çevirerek sol elini kaldırırken gözlerini kapatmıştır-

 

“gözlerini aç cora, devam-“

 

cora gözlerini açarak bu sefer de belinin sol tarafına gelen bir darbeyi kolunu indirerek engellerken michael bu sefer genç kızın bacaklarına doğru bir tekme savurur, cora küçük bir çığlık atarak havaya zıplarken tekme altından geçip gitmiştir. Genç kızın ayakları tekrar yere basarken micheal da doğrulmuştur, bu sefer kolunu hızla cora’nın başına doğru savururken cora yine kısık bir feryatla eğilir, profesör sıradaki darbe için saniye bile atlatmıyorken cora bir oraya bir buraya kıvrılıyor, elleri ve kolları hareket ettikçe kolundaki bileziğin boncukları birbirine değiyorken micheal genç kızın bileğini tutar, bileziği çıkarıp genç kızın kardeşine atarken cora gözleri büyüyerek genç adama bakar

 

“ama prof-“

“boncuklar benden önce senin canını yakar, daha iyi olduğun zaman takmana izin vereceğim-geliyor-“

 

cora bağırarak başını indirirken micheal gülerek savurduğu kolunu kendine çeker, lonna elindeki bileziği sıkarak kardeşini izliyorken erkekler parlayan gözlerle sarı at kuyruğu her eğilip kalkışında savrulan venüs kızını izliyordur..

 

 

cora bir süre sonra darbelerin nereden gelebileceğini tahmin etmeye başlamış, en azından kolunu indirdiğinde tekrar nereye kaldırması gerektiğini anlamışken saçı başı dağılmıştır, ama şimdi bağırmak yerine her kurtuluşunda gülüyorken micheal son kez genç kızın karnına doğru ellerini savurur, cora gülmekle çığlık arası bir ses çıkararak geri zıplarken michael ellerini beline koyarak doğrulur, derin nefeslerle göğsü inip kalkıyorken cora elleriyle yüzüne yapışan saçları geri iter

 

“bitti mi!?”

“bitti, dinlenebilirsin-“

“süperdi!”

 

cora gülerek yerine geçiyorken lonna genç kıza bileziğini uzatıyordur, cora teşekkür ederek takarken michael rosenthall ikizlerinden ikincisini çağırır

 

“lonna, bileziğini çıkar ve gel..”

 

lonna ikiletmeden derhal bileziği çıkarır, cora’ya verip michael’ın karşısına geçerken profesör derin bir nefes alır, sonra gülümseyerek pembe saçlarını sımsıkı tepesinden toplamış kıza döner

 

“seninle daha değişik bir şey yapalım lonna. bu sefer sen bana saldır..”

 

lonna sırıtırken michael gülerek sınıfa döner

 

“bu sefer biraz daha açılmanız gerekecek çocuklar..”

 

sınıf zevkle daha geniş bir alana yayılıyorken lonna parmaklarını kütürdeterek boynunu gerer ve profesöre bakarak alt dudağını ısırarak hafifçe öne eğilir, michael  az önce cora’yı getirmeye çalıştığı pozsiyona kendisi gelmiş, ellerini gard alarak dururken lonna geri geri gidiyordur, herkesin gözü genç kızdayken lonna biraz sonra hızla michael’a doğru koşmaya başlar ve genç adamın tam önünde zıplayarak bir tekme savururken michael hızla sol tarafa düşer ve tekrar doğrulurken lonna kollarını gererek profesöre bakıp gülümser..

 

 

“düşünerek saldır lonna!”

 

michael oraya buraya savrulan yumruklardan kaçıyorken lonna son yumruğu da boşa gidince ağrıyan kollarını kendine çekerek bir an durur, michael da nefes nefese onu bekliyorken genç kız sol kolunu ovuyordur

 

“uyuştu..”

“çünkü kontrolsüzce savuruyorsun, boşa gideceğini hesaba katmıyorsun. Öyle olduğunda da ben hem kaçıyorum, hem de senin kendi kendini yormanı izliyorum..”

 

lonna kollarını iki yanına indirip sallarken michael gülümseyerek genç kızı yanına alır ve sınıfa döner

 

“ikinci dersten önce biraz dinlenin, birkaç kişiyi daha bugün göreceğiz..”

 

herkes başlarını sallarken michael lonnaya kollarını germesini söyleyerek bırakır, genç kız başının arkasından kollarını büküp geriyorken diğerlerinin yanına gider, diğer kolunu kaldıracakken biraz fazla savurup jaden’ın suratını tokatladığında hızla delikanlıya döner

 

“yüzüne mi geldi-iyi misin?”

 

jaden yanağını tutuyorken lonna onun elini tutup çeker, yanağına dokunup sağına soluna bakarken jaden genç kızı izliyordur, lonna da onun gözlerine bakarken jaden hafifçe gülümser, genç kız kaşlarını çatarken cora ikisinin yüzünün arasında lonna’nın bileziğini sallandırır, lonna gözlerini devirerek boncukları kapıp koluna takar, sonra arkasını dönüp uzaklaşırken jaden kaşlarını kaldırarak genç kızın arkasından bakar..

 

 

“bitti!”

 

cora Cuma’nın son dersinden çıkarken ellerini birbirine vurur ve serin rüzgar zıplayıp dövüşmekten kızarmış yanaklarına gelirken gözlerini kapatır, o sırada alexa genç kızı kolundan çekiştirirken michiou’ya doğru sürüklüyordur

 

“terliyiz hasta olacağız, hadi odaya-“

“ama çok sıcak-“

“terlisin dedim, hadi..”

 

cora tamam diyerek zıp zıp koşup binasına girerken alexa da gülerek onu takip ediyordur. Herkes Cuma günü son derslerden sonra büyük bir keyifle binalarına dönüyorken melekler rengarenk ve cıvıl cıvıldır..

 

 

SOUNDTRACK / Christina Aguilera – Come On Over

 

 

..ve ilk haftanın sonunda bütün meleklerimiz açılış balomuza davetliymiş. Balo salonunda yerleriniz siz ve eşleriniz için rezerve edilmiş olacaktır. Katılmamayı seçerseniz rezervasyon iptali için şu şu numarayı arayın ve aç kalmamak için de restorana gidin.. bu kadar..”

 

lonna panodan aldığı kağıdı tekrar yerine koyarken annayla beraber odaya dönüyorlardır

 

“neden eşle gidiyoruz? Tek başıma gidince içeri almayacaklar mı?”

 

anna gülerken lonna ciddi olduğunu söylüyordur, arkadaşı odaya girerken açıklar

 

“gerçek hayatta bu tip balolara eşli gitmek adettendir, şimdiden onu aşılamaya çalışıyorlar ve elimizde bir sürü erkek var, seç birini..”

 

lonna yüzünü ekşitirken anna gardrobunu açarak elbiselerine göz gezdirmeye başlar, o sırada bina melekleri çanlarını çalarak balo’yu diğer bir koldan haber veriyordur..

 

 

“ben bu akşam uyurum diye düşünmüştüm..”

 

owen maalesef diyorken sam yatağına uzanır, tavanı izliyorken owen eşofmanlarını çıkarak banyoda kirliler için hazırlanmış göze atar

 

“ben duşa giriyorum-“

“owen?”

“efendim sam?”

“liv’e baloya benimle gitmesini teklif etsem ne der?”

 

owen gülümsüyorken sam başını yataktan kaldırarak arkadaşına bakar, delikanlı konuşur

 

“arayıp sorman gerek, belki başkasına söz vermiştir-“

“vermiş midir?”

“bilmiyorum sam, arayıp sorman gerek..”

 

sam inleyerek tekrar yerine yatarken owen banyoya girer ve kapıyı kapatır. Yatağındaki sam başını çevirip komodindeki telefona bakarken küçük rehber de yanında duruyordur. Tek yapacağı açıp yan odanın telefonunu bulmaktır-yoksa direkt yüz yüze mi sormalıdır? Delikanlı bilmiyorken bir süre daha tavanı izlemeye karar verir...

 

 

“sen jesse’yle mi gideceksin-“

“veronica sana bizden erkek yok, izin vermiyorum! Aç, ara hadi!”

 

nicole elindeki telsiz telefonu veronica’nın göğsüne bastırırken genç kız şokla arkadaşına bakıyordur

 

“ne-nasıl-arayamam ben!”

“ararsın, açacaksın en güzel sesinle dickie, canım, bu akşam-“

canım demem!”

“ne dersen de! Erkeğim de bir şey de-“

“nicole delisin sen-“

“hadi, ben banyoya giriyorum, çıktığımda yaptım nicole! diyeceksin..”

 

nicole itirazları duymamak için kendini banyoya atıp kapıyı kapatırken veronica elindeki telefona bakar..

 

 

“alo, ben veronica perish, dickie sonneld’la görüşebilir-oh dick, selam..”

 

genç kız odanın içinde dört dönüyorken at kuyruğunun ucunu kıvırıp duruyordur

 

“iyiyim, sen?”

 

dick de karşı taraftan iyi olduğunu söylemişken veronica güler, sonra çok güldüğünü düşünüp derhal somurturken konuşur

 

“şey.. ben şeyi soracaktım, bu akşam saat sekizde varmış, balo varmış yani.. biliyorsun, tabii biliyorsun, sen sonuçta geçen sene de gittin..”

 

veronica duvarlara dönüp yüzünü buruşturuyorken kendine ne yaptığını soruyordur, o sırada karşıdan dick bu akşam onunla gitmek isteyip istemediğini sorarken veronica fazlasıyla rahatlar

 

“çok güzel olur! yani-çok sevinirim-ben de onun için aramıştım zaten, yani sen sormasan-”

 

genç kız derin bir nefes alırken dick karşı tarafta güler, veronica da gülerken delikanlı onu iki saat sonra odasından alacağını söyler, veronica görüşürüz diyerek telefonu kapatırken telsizi hastalıklı bir yaratıkmış gibi yatağa fırlatır, sonra banyo kapısına dönerk yumruklarken banyoya bir şeyler yere düşer, veronica yüzünü buruştururken gülüyordur

 

“yaptım nicole!”

 

nicole içerden bir çığlık atarak aferin diyorken biraz sonra havluya sarınarak dışarı çıkar ve sularını etrafa damlata damlata derhal elbise seçmeleri gerektiğini söylüyorken veronica ona ayak uydurmaya çalışır..

 

 

sam bir süre daha düşündükten sonra yataktan kalkar, yüz yüze sormaya karar vermiş, kapıya gidip açarken aynı anda kapıya gelmiş liv eli havada kalarak şaşkınlıkla sam’e bakar

 

“hey!”

“hey-“

“bir yere mi çıkıyordun?”

 

sam başını sallarken nedense sana geliyordum diyememiştir, liv onun sessizliğinden faydalanarak şöyle bir içeri bakar, banyodan gelen sesleri duyarken sam’i dışarı çekerek odanın kapısını kapatır, sam genç kızın gözlerine bakıyorken liv gülümseyerek ona döner

 

“senden bir şey isteyeceğim, biraz garip gelebilir-“

“gelmez, nedir?”

“bu akşam faye’i sen baloya götürür müsün?”

 

sam içinde bir yerlerde bir şeylerin düşüp paramparça olduğunu hissederken parçaları yutar ve sorar

 

“owen ne olacak?”

“owen’a elizaya sormasını söyleyeceğim-“

“neden?”

“faye’le ikisi baloya giderse herkes onların çift olduklarını düşünecek, bütün sene kimse yanlarına yaklaşmayacak-“

“sen kiminle gideceksin?”

 

liv bir an duraklarken  sonra koridorun sonundaki odayı işaret eder

 

“corbin az önce oda arkadaşıyla gelip rose’la bana teklif ettiler, biz de kabul ettik-“

“corbin’le gidiyorsun yani?”

 

liv başını sallarken sorar

 

“sen faye’e sorar mısın?”

 

sam belli belirsiz başını sallarken liv güneş gibi gülümser

 

“süpersin sam! Owen bir şey demez merak etme..”

 

sam yine başını sallarken liv onun koluna arkadaşça vurarak tekrar odasına dönerken rose ona halledip halletmediğini soruyordur, kapı kapandığında kızların sesi kesilirken sam yüzü düşerek odaya geri döner..

 

 

“kim gelmiş?”

 

owen banyodan çıkmış, pantolonunu giyiyorken sam’in yüzünden düşen bin parçadır, owen kaşlarını çatarken sam yatağa oturuyordur, cevaplar

 

“liv..”

“ne dedi ki sen bu kadar üzüldün?”

“faye’i baloya benim götürüp götüremeyeceğimi sordu-“

“ne?”

“evet, sen de eliza’yı götürecekmişsin-“

“ne zamandan beri?”

“bilmiyorum owen-“

“liv kiminle gidiyormuş?”

“corbin denen çocukla..”

 

sam kalkıp üzerindeki tişörtü çıkarırken owen onun isteksiz hareketlerini izliyordur, konuşur

 

“liv bazen ne yaptığının farkına varmaz sam-“

“liv bir şey yapmadı ki, açıkça gelip benden bir şey istedi.. ben yarım saattir o yatakta sürünmeyip kalksaydım..”

 

delikanlı iç çekerken owen onun omzunu sıkar

 

“faye’i arayıp sor, hayır demeyecektir, ben de eliza’yı arayacağım-“

“liv söylemeden ararsan benim söylediğimi anlar-“

“anlamaz, ben belki eliza’yla gitmek istiyorum, olamaz mı?”

 

sam hafifçe gülümserken owen telefonu alır, faye’in odasının numarasını çevirirken sam dolabından annesinin özenle seçtiği smokinini çıkarıyordur..

 

 

“hey owen.. iyiyim, sen?.. eliza? Tabii..”

 

faye hafifçe kaşlarını çatar, sonra banyoya dönerek açık kapıdan başını uzatır

 

“eliza, owen seninle konuşmak istiyor..”

 

eliza aynadan faye’e bakarak kaşlarını kaldırır

 

“owen? Benimle?”

 

faye başını sallarken eliza şaşkınca telefonu eline alır

 

“evet?”

 

faye odaya geri dönerken eliza içerden benimle mi!? diye sorduğunda faye açıkça kaşlarını çatarak gardrobun önüne gelip elbiselerine bakar..

 

 

“alo, duncan? Selam, ben nicole..”

 

nicole veronica’ya bakarak göz kırparken genç kız uzun ve parlak siyah elbisesini başından aşağı doğru indiriyordur. Nicole daha giyinmemiş, iç çamaşırları içinde aynaya bakarken telefonla konuşmaya devam eder

 

“bu akşam baloya beraber gidelim mi?.. süper, sekizde beni kapımızdan alırsın, görüşürüz..”

 

nicole telefonu kapatıp yatağa geri atarken burnunun üzerindeki kızarıklığı tanımlamak için aynaya yaklaşır, veronica sanki az önce bir çocuğa çıkma teklif etmemiş gibi rahat duran arkadaşını izlerken gülerek başını iki yana sallar..

 

 

“seninki garanti, sus-“

 

lonna anna’yı azarlayarak çalan kapıyı açıyorken karşısında piz’i gördüğünde bir an şaşırır, içerden anna giyindiğini bağırırken lonna kapıyı biraz daha kapatarak kendini kalan aralığa sıkıştırır

 

“n’aber piz?”

“iyilik lonna, şeyi soracaktım..”

“neyi?”

“baloya, beraber gidelim mi?”

“masa örtülerini çekip tabakları devirecek misin?”

 

piz gülerek söz veremeyeceğini söylüyorken en azından kafasına bıçak uçarsa lonna’nın onu koruyabileceğini umuyordur, genç kız sırıtarak tamam derken piz sekizde görüşeceklerini söyler, sonra michiou köprüsüne doğru dönerken lonna arkasından seslenir

 

“neden telefonla aramadın?”

 

piz arkasını dönüp geri geri yürürken cevaplar

 

“öyle yapacaktım ama elimden düşüp kırıldı..”

 

lonna gözlerini devirirken piz ellerini iki yana açıp dudağını büker, o sırada arkasındaki birine çarpıp onunla beraber yere devrilirken lonna gülerek odaya giriyor, piz kendini ve düşen kızı yerden kaldırmaya çabalıyordur..

 

 

“duncan’la gidecekmiş..”

 

jesse nicole’ün odasından eli boş bir şekilde dönerken jaden kahkahalara boğuluyordur, jesse ona üzerinden çıkarttığı tişörtü fırlatırken jaden elinin tersiyle kumaşı iter

 

“yalnız mı kaldın şimdi?”

“kim? Ben? Yalnız?”

 

jesse hah!larken jaden şanslı kızın kim olduğunu sorar, jesse sırıtırken cevaplar

 

“kuzenin..”

 

jaden hızla jesse’ye dönerken delikanlı ellerini kaldırıyordur

 

“kötü bir şey demedim-“

“nicole seni idare ederdi ama-“

“ne demek idare ederdi, canavar mıyım ben-“

“öyle demek istemedim-“

“her ne demek istediysen istedin, hangi kıza çıkma teklif edeceğimi sana sormayacağım-“

“çıkmıyorsunuz baloya gidiyorsunuz-“

“her neyse..”

 

jaden dişlerini gıcırdatırken jesse onu geçerek banyoya girer..

 

 

“kapı!”

“giyiniyorum-“

“ben de giyiniyorum-“

“sen daha az çıplaksın!”

 

cora öfleyerek kapıya gider ve üzerindeki mavi elbisenin açık fermuarını arkasından tutarak kapıyı açarken jonathan genç kıza gülümser

 

“kelebek?”

 

cora kocaman gülümserken jonathan içeri bakıyordur, alexa bağırarak banyoya kaçarken jonathan sırıtır, cora onu ittirerek dışarı çıkarken jonathan genç kıza ve gözleriyle aynı renk mavi elbisesine bakar

 

“baloya beraber gidiyoruz, değil mi?”

 

cora başını iki yana sallarken jonathan’ın ifadesi donar

 

“kim!? Şu çocuk mu-şu yan odadaki, değil mi?”

 

jonathan yumruğuyla beraber yan odaya gidecekken cora gülerek onu yarı yolda kolundan yakalar

 

“şaka yaptım, gel-beraber gidiyoruz..”

 

jonathan yine gülümserken genç kızın arkadaki eline gözleri takılır

 

“ne tutuyorsun?”

“fermuarımı..”

“yardım?”

 

cora mavi gözleri parlayarak yavaşça arkasını döner, jonathan genç kızın elinin bıraktığı yerden fermuarı tutar, yavaşça belinin kıvrımından başlayarak yukarı çekerken cora kapıyı izliyordur, jonathan’ın elleri çekilirken genç kız arkasını döner

 

“teşekkür ederim..”

 

jonathan gülümseyerek önemli değil diyorken cora delikanlının pırıl pırıl kahverengi gözlerine bakıyordur, sonra dudağını ısırarak gülümser ve kapıyı açıp odaya girerken akşam görüşeceklerini mırıldanır, jonathan onun arkasından el sallarken kapı kapandığında kendi kendine gülümseyerek odasına döner..

 

 

“efendim?”

 

alexa küpesinin teki elinde, telefona cevap verirken karşıdan jesse’nin sesini duyduğunda bir an duraklar

 

“nicole-oh, anladım.. tabii.. görüşürüz..”

 

alexa telefonu kapatıp yerine koyarken cora kim olduğunu soruyordur, alexa gülümseyerek arkasını döner

 

“jesse, balo için aramış..”

 

cora da gülümserken alexa aynaya dönerek diğer küpesini de takar ve dalga dalga olmuş saçlarının arasından pembe tutamını düzeltirken kırık pembe elbisesi içinde kendini izler..

 

 

SOUNDTRACK / Michael Bublé – Crazy Little Thing Called Love

 

 

Veronica odanın kapısı tıklatıldığında saate bakar, sonunda zamanın geldiğini görünce hızla nicole’e döner, arkadaşı onun altın saçlarını düzeltip  tekrar kapıya çevirir ve geri çekilirken veronica derin bir nefes alarak açar, karşısındaki dick mavi gözleri parlayarak gülümsüyor, üzerindeki siyah takım’ın altında simsiyah spor ayakkabıları görünüyorken veronica da gülümser

 

“çok şıksın dick..”

“sen de çok güzel görünüyorsun veronica..”

 

veronica siyah eteklerini hafifçe düzeltirken dick genç kıza kolunu uzatır

 

“gidelim mi miss perish?”

“tabii senor sonneld..”

 

veronica gülerek delikanlının koluna girerken kapıyı çekmek için arkasını döner, nicole’le göz göze gelirken genç kız gülümser, dickie de ona el sallarken veronica kapıyı kapattığında delikanlının bakışları genç kıza döner, tekrar parlayan mavi gözlere bakıp elbisesinin kıvrımlarını görürken önüne dönerek kalabalık koridordaki çiftlere katılır..

 

 

faye kapıyı açıp owen ve sam’i gördüğünde gülümser, gül pembesi elbisesiyle ve asil topuzuyla sam’e yönelirken owen’a hiçbir şey söylemeden delikanlıyla beraber odadan ayrılır, owen bir an kaşlarını çatarken odadan diğer genç kız çıktığında o tarafa döner, eliza uzun kahverengi saçlarını dümdüz yapmış, kahkülleri kaşlarını kapatarak kahverengi gözlerine düşüyorken üzerindeki siyah elbise beyaz teninde parlıyor, dudakları doğal bir kırmızıyla yüzünde dikkat çeken tek yer olarak parlıyorken owen da smokini içinde hafifçe gülümser

 

“çok güzelsin eliza..”

 

eliza bir an kalakalırken güzel olduğunu duymak garip gelmiştir, yukardan keera tepki vermesini söylerken genç kız gülümser

 

“sağol, sen de çok... prenssin.”

 

Owen gülerek genç kıza kolunu uzatırken eliza kabul eder ve kapıyı çekerek koridora çıkarken yan odadaki kızlar owen’a bakıyordur, delikanlı onlara selam vererek yürürken eliza bir haftadır kızların hiçbiriyle konuşmamış, şimdi arkasını dönüp bakıyorken kızlar bir şeyler fısıldaşarak odalarına döndüklerinde eliza da önüne döner ve prensin kolunda yoluna devam eder..

 

 

Jonathan ve cora buluşmuşlar, kapı önünde birbirlerine iltifatta bulunuyorken onların arkasından jesse gelmiştir, jonathan’ın omuzunu parmaklayarak yol isterken jonathan yan gözle delikanlıya bakar, sonra cora’yı koluna alarak koridora çıkarken genç kız alexa’ya gittiklerini seslenir, içerden tamam cevabı gelirken onlar çekildiklerinde jesse kapıda bekliyordur, alexa onu gördüğünde gülümser, yanına gelip çıkacakken jesse genç kızın gözlerine, saçlarına, tenine, omzularına, elbisesinin göğüsleriyle birleştiği yere bakar ve eğilerek dudakların örterken alexa gözleri büyüyerek kapının kolunu sımsıkı tutar..

 

 

Jesse dudaklarının altındaki kızı öpüyorken içi tatlı bir sihirle doluyor, elleri yumuşacık ve küçük yüzü kavrıyorken alexa bir şeyler söylemeye çalışıyordur, jesse aldırmayarak bir an geri çekilir, sonra tekrar yavaşça güzel dudakları öperken alexa başını geri çekerek delikanlıyı omuzlarından geri iter

 

“bileziğim-bileziğimi unutmuşum-tanrım..”

 

genç kız geri dönerek odaya girerken jesse açık kalmış ağzını kapatıp yutkunarak arkasından bakıyordur, alexa bileziği koluna takıp geri dönerken elini delikanlının yüzüne sallar

 

“taktım, bitti-hadi..”

“o kadar çabuk mu oluyor-yani.. ben..”

“15 yaşında elimden daha fazla kontrol gelmiyor, üzgünüm jesse, gerçekten..”

 

delikanlı başını sallarken biraz sonra kendine gelmiş, derin bir nefes alarak dikleşir, sonra kolunu alexaya uzatırken genç kızı gülümseyerek kabul eder, ikisi yürüyorken alexa göz ucuyla yanındaki yakışıklı yüze bakar ve dudaklarını birbirine bastırarak yürümeye devam eder..

 

 

piz ve jaden da anna ve lonna’yı odalarından almış, pembe saçlı kız yeşil, dizlerine kadar tiril tiril bir elbisenin içindeyken ayağındaki şık topuklularla gayet rahat görünüyordur, anna ona bakarken gülümser

 

“ayakkabılar acıtmadı  mı hala?”

 

lonna hayır derken alışkın olduğunu söyler

 

“annem 6 yaşımızdan beri bizi olur olmadık balolara götürür, 10 yaşından beri topuğu olan ayakkabılar giyiyorum-bu kadar yüksek değil tabii..”

 

genç kız ayağını kaldırıp yine yeşil olan pabuçlarının topuğuna bakarken piz ona batırmamasını söyler, lonna gülerken dördü gordon binasından çıkıp rengarenk meleklerin balo salonuna doğru yürüdüğü bahçeye çıkarlar..