![]()
#08 – The First Ball SOUNDTRACK / Brad
Paisley – She Said Yes “kahvaltıya gelirsin herhalde..” veronica hala uyuma numarası
yapıyorken nicole gözlerini devirir “ben çıkıyorum, uyanınca gel..” yataktaki kızdan yine ses çıkmazken
nicole kapıyı çekip çıkar, hemen sonra veronica’nın gözleri açılırken genç kız
iç çekerek yattığı yerde sırt üstü döner.. “açım, deli gibi açım hem de!” liv koşudan dağılmış saçlarını tekrar
topluyorken restorana doğru gidiyordur, çabuk bir kahvaltıdan sonra duş
düşünülürken onun arkasındaki sam nefes nefese, owen’ın elindeki şişeyi alıp
kafasına diker. Owen gülümsüyorken faye ve onun üzerinde yorgunluktan eser
yoktur, liv faye’in tuttuğu gibi restorana sokarken sam şişedeki son damlayı da
içip boş plastiğe büyük bir üzüntüyle bakıyordur.. veronica yatakta bir süre düşündükten
sonra aptallığı bırakması gerektiğine karar vermiş, sonsuza kadar
kaçamayacağını da biliyor, giyinerek restorana inmişken diğerlerini görebilmek
için etrafına bakıyordur, faye ve liv’i masada görürken o tarafa ilerlemeye
başlar, o sırada uzaktan dick’in ona seslendiğini duyunca bir an duraklar,
sonra arkasını dönerken delikanlıyı beklerken dick de koşudan dönüyor,
eşofmanları ve dağılmış saçlarıyla veronicaya bakıyorken konuşur ““günaydın, hey-“ delikanlı kolunun tersiyle yüzünü
silerken gülümseyerek arkasındaki arkadaşını gösterir “sabah sabah koşuya zorlandım da..” veronica konuşmuyor, başını sallarken
dickie ona bakarak bir an ne diyeceğini bilemez, restauran ise çevrelerinde aktif
bir şekilde dönüp durmaktayken veronica da çevreye bakıyordur, sonra başını
sallar, dönerek uzaklaşırken dick’in arkasından geldiğinin farkında, ama yine
de yürümeye devam eder.. “veronica-“ veronica bıkkın bir ifadeyle ona
dönerken dick konuşur “istemiyorsun, tamam-“ dick döner ve uzaklaşırken veronica
yüzünü buruşturur, uzanarak delikanlıyı kolundan yakalar ve çevirirken konuşur “öyle bir şey demedim dickie,-“ dick ona dönerken cevaplar “bak, sadece.. bu ara çok
hareketliyiz, okul açıldı, ikinci sınıf olduk, bir yandan leigh beni aldattı,
ayrıldık derken seni öptüm, sonra sen kayboldun, ben diğerlerinin disiplin
soruşturmasını takip ettim falan,-“ veronica ona bakıyorken dickie iç
çekerek ellerini düşürür, sonra konuşur “sana chrisi yollamalıydım..” genç kız kaşlarını çatar, dickie
açıklar “en yakın arkadaşım.. benim kafamı
benden daha iyi tanıyor..” “beni neden öptüğünü de biliyor mu?” dickie hızla ona bakarken veronica
dudağını ısırır, sonra bırakarak konuşur “aklın karışmıştı, doğru..” dickie onu izliyorken cevaplar “sana umut vermek istemem veronica,
ben rüyalardaki sevgililer gibi değilim.. aklım bir karış havadadır, daren
kadar zeki değilim, ya da tanrılardan biri kadar güçlü de değilim.. biz normal
erkekler bazen coşup öpebiliyoruz.. onlar kontrollü, yapmazlar..” veronica başını sallarken kendinin de normal
bir kız olduğunu düşünüyordur, karşısındaki dickie iç çekerken mırıldanır “ama seninle arkadaşlığa devam etmek isterim..
benden kaçmanı istemiyorum-“ “kaçmıyordum-“ “güzel o zaman.. devam et..
maceralarım daha yeni başlıyor, dickie ve kırık kalbi-“ delikanlı ellerini kaldırır,
gülümserken veronica da hafifçe gülümser, dick onun çenesini hafifçe parmağıyla
kaldırır, mırıldanır “binada görüşürüz..” veronica başını sallar, onun
tüylerinin diken diken olmasından haberi olmayan delikanlı dönerek yürürken
kükrer “chris!” ilerdeki bir çocuk o tarafa dönerken
dickie ona koşar, delikanlıyı kolundan restorandan çıkarırken veronica ikisini
izler, derin bir nefes alırken faye ve liv’in nereye kaybolduğunu görmek için
tekrar etrafına bakar.. veronica yüzünde güller açarak masaya
dönerken dünkü tutukluğu kaybolmuş, nicole’ün yanına oturarak herkese günaydın
der, herkes de geri günaydın yollarken nicole jonathan’a döner “ilk ders tanrılar, cupid iddiasını
unutmadık..” jonathan portakal suyu boğazına
kaçarak öksürürken gülüyordur, başını sallarken cora gülümseyerek delikanlının sırtına
hafifçe vuruyordur. Onlar orada birbirlerini kurtarırken nicole yanındaki
veronicaya hafifçe omzunu vurur “gördüm..” “neyi gördün?” “anladın sen..” veronica gülümserken mırıldanır “arkadaş olmayı çok isterim dedi..” “güzel başlangıç..” “strese sokma beni nicole, sakın!” “ben bir şey mi dedim!? Sen kaçtın
durmadan, kaçmasan belki dün söylemişti-“ “dün sürekli koşturmuş, yumruklama
olayından sonra soruşturmalarla falan uğraşmış..” nicole anladığını söylüyorken
gülümsüyordur, veronica masanın altından arkadaşını bacağına vurarak
gülümserken muhabbet concon’un cupidliğine dönüyordur.. SOUNDTRACK / Hitoshi
Sakimoto – The Place of Gods Tanrılar sınıfı adına uygun bir
biçimde altın varaklı koltukları, rahatlatıcı müziği ve ruhani havasıyla
öğrencileri karşılıyorken jonathan cora’yla beraber gidip en öndeki koltukların
birine oturur, arkasını dönüp diğerlerine göz kırparken nicole ve veronica
sınıfta diğer tanıdıklara da jonathan’ın nadide sorusunu anlatıyordur, Ceres
Masası görevlisi profesörleri Karl Frode içeri girerken herkes yüzlerinde hafif
bir gülümsemeyle beklemeye başlar.. “Tanrılar ve inanışlar dersine hoş
geldiniz. Sizin gibi genç bir nüfusun inançları henüz yeni oturmaya başlamışken
ben burada size yol göstermek ve açıklayıcı olmak için bulunuyorum..” genç kafalar sallanırken profesör
frode inanışların nasıl toplumdan topluma fark gösterdiğini, din ve inanış
kavramlarının nasıl birbiriyle bağ içinde olduğunu ve sosyolojik yaklaşımları anlatırken
kafalar bir an önce bitmesini istermiş gibi sallanıyordur. Profesör biraz da
asıl güç ve ona hizmet eden diğer tanrılardan bahsederken çok tanrılı bir çok
sistemin olduğundan söz eder, lafı bittiğinde durup biraz düşünmelerine izin
verirken arka koltuklardan jaden’ın öksürmesi duyulduğunda jonathan yerinde
kıpırdanır, ama elini kaldırmazken ikinci olarak da jesse’nin öksürmesi
duyulur. Profesör frode öksüren öğrencilerine bakıyorken biraz sonra önünde bir
el kalktığında delikanlıya döner “evet, bir soru mu var?” “evet profesör..” “önce isimlerimizi söyleyelim..” “jonathan lysander..” profesör başını sallarken jonathan
çenesini kaşıyarak yanındaki cora’ya bakar, genç kız hafifçe gülümserken
jonathan tekrar profesöre döner “benim merak ettiğim bir şey var
profesör..” “nedir bay lysander?” “ben küçüklüğümden beri hep cupid
olmak istemişimdir-“ sınıftan gülüşmeler yükselirken
profesör ellerini kaldırarak sessiz olmalarını ister, sonra tekrar jonathan’a
dönerken başını sallayarak devam etmesini ister, delikanlı laf bir kere
ağzından çıktığı için konuşur “ben cupid olmak için ne yapabilirim
profesör?” sınıf bu sefer kahkahalara boğulurken
profesör frode kaşlarını çatarak gülen öğrencilerine bakar, sonra cevap
bekleyen jonathan’a dönerken delikanlı kaşlarını kaldırarak hafifçe gülümser.. dersin sonuna kadar profesör frode
büyük bir ciddiyetle tanrılık ve melekliğin bir meslek olmadığını ve büyüyünce
tanrı olabilmek gibi bir kavramın
normal insanlar için geçerli olmadığını anlatmışken jonathan her kelimesine
büyük bir anlayışla başını sallamış, arada üzüntüyle iç çekmişken jaden arkada
gülmemek için dudaklarını ısırmaktan parçalamıştır.. dersten çıkılıp sınıftan uzaklaşıldığı
anda herkes rahat rahat gülerken jonathan hepsinin kafasını kıracağını söylüyordur,
jesse kendisinin kaşındığını hatırlatırken jonathan o anda ne için bu kadar
rezillik yaptığını hatırlar ve alexayla beraber yürüyen cora’ya dönerken genç
kız da onu görmüş, gözleri büyüyerek yerinde durur “ne?” “ne demek ne, sordum işte..” cora endişeyle alexa’ya bakıyorken
genç kız ellerini kaldırır ve bir şey yapamayacağını söylerken jonathan genç
kıza yaklaşıyordur, cora bir adım geri atarken jonathan kaşını kaldırır, cora
gözlerini devirerek yanağını çevirirken jonathan güler ve genç kızın başını
tutup yanağını hafifçe öperken cora gülümser, diğerleri şamata çıkarıyorken
jonathan cora’yı kolunun altına alıp sıradaki iddia’nın ne olduğunu
soruyordur.. SOUNDTRACK / Guster
- Demons “senin dersin nicole..” nicole yumruklarını sıkarak kendi alanı
olan iblisler sınıfına girerken bu sefer o ön sıralara doğru yürüyordur,
veronica da onu takip ederken diğerleri de rastgele bir yerlere kurulmuştur,
herkes yerleştikten bir süre sonra profesör reba evans ve parlak kızıl
saçlarıyla gülen yüzü içeri girerken herkes gülümseyerek dikleşir.. “hoşgeldiniz çocuklar, ben reba evans.
İblisler dersini bundan böyle beraber işleyeceğiz.. aramızdaki kimler iblis,
hemen onları görelim..” sınıfta bir çok kişinin eli kalkarken
nicole de gülümseyerek onların başını çekiyordur, miss reba gülümserken başını
sallar “ben de bir iblisim, okuldaki bir çok
profesör ve öğrenci gibi. İblisler insanlar kadar eski türlerdir çocuklar. Yeni
dünya savaşı ve pakttan önce her ne kadar gizli ve zor yaşamlar sürmek zorunda
kalsalar da günümüzde milyonlarca tür iblis diğer bütün türlerle uyumlu ve
rahat bir yaşam içinde hayatını sürdürebiliyor..” herkes yaşadıkları zamana içlerinden
bir kez daha şükrederken miss reba iblislerin kan, cinsiyet, organ, yetenek ve
kemik farklılıklarına göre sınıflandırıldığından bahseder ve bu sene fiziksel
özelliklere yoğunlaşacaklarını söylerken elini şık pantolonunun ceplerine
sokarak öğrencilerine bakar “her sene başında sorduğum bir soruyu
size de soracağım..” herkes dikkat kesilirken miss reba sorar “yeni dünya savaşından önceki çağda en
çok sayıda bulunan iblis hangisiydi?” sınıfın yarısından çoğunun elleri
havaya kalkarken miss reba gülerek konuşur “bu sene çok istekli öğrencilerim var,
çok güzel! İlk defa cevaplayacak herkes isimlerini söylesin lütfen-evet arkadan
ikinci sıradaki güzel kız..” esmer güzeli sadie gülümserken
cevaplar “sadie townsend.. vampiler,
profesör..” “çok güzel sadie, pierce’a 10 puan..” sadie gülümserken miss reba
vampirlerin öyle bir çağda, güneşi engelleyecek hiçbir engelin olmadığı ve kan
sağlayacak nüfusun çok az olduğu bir zamanda bile vampir nüfusunun nasıl o
kadar fazla olduğunu sorar, bu sefer kaşlar çatılarak bakışlar düşüncelere
dalarken kısa bir süre sonra anna’nın eli kalktığında miss reba genç kıza söz
verir “anna cohen. İnsanlarla yaptıkları
anlaşmalar sayesinde hayatta kaldılar, profesör..” Miss reba’nın gözleri parlarken anna
devam eder “vampirler güçlüydüler, diğer
yaratıklarla dövüşebilirlerdi, ama dediğiniz gibi onları güneşten koruyacak
hiçbir şey yoktu, o yüzden saklanmalıydılar, ama nereye?” miss reba gülümserken sınıfta anna’yı
dinleyen diğer yüzlere bakar, anna da dinleniyor olma fikrini seviyor,
hikayesine devam eder “aynı zamanda o çağda yaşayan insan
topluluklarının elinde vampirlerin ihtiyacı olan bir şey vardı, kan. O dönemde
onlardan daha güçlü olan diğer yaratıklara karşı kendilerini korumak için belki
de kendilerine en yakın olan türle bir anlaşmaya girdiler. Kanlarının karşılığında
vampirler onları koruyacaktı, insanlar da gün ışığı sırasında vampirleri
saklayacaktı. Böylece eski dünyanın en eski antlaşması yapılmış oldu..” miss reba onaylayarak başını sallarken
konuşur “çok güzel anna. Gordon’a 20 puan..” anna gözleri parlayarak dikleşirken
yanındaki jaden kaşlarını kaldırarak gülümsüyordur, miss reba bu ilk anlaşmayla
ilgili kendisi de birkaç şey anlatırken defterler açılıyor, kalemler ellere
alınıyordur.. SOUNDTRACK / Gnarls
Barkley - Crazy “haftada iki saat olan tek ders var,
onun da profesörü deli..” jesse SKAP sınıfında yerine geçerken
aşmış lenshaw hepsinden daha önce gelmiş, tahtayı milyonlarca şeyle
doldurmuşken her maddenin başında koordinatlara benzer şeyler vardır. Herkes
yerleştikten sonra profesör her zamanki heyecanıyla arkasını döner “haftanın son günü, herkes nasıl?” herkes iyi olduklarını mırıldanırken
arka sıralarda gordon üniformalı kızıl bir delikanlı oturmadan önce sorar “siz nasılsınız profesör?” “iyiyim corbin, çok iyiyim, sorduğun
için teşekkürler..” corbin yerine otururken profesör
tahtadaki listeye döner “bugün evrendeki en önemli kara
delikleri öğrenceğiz, herkes tahtadaki listeyi defterlerine geçirebilirse çok
güzel olur, kitabınızda bazı şeyler eksik verilmiş..” herkes hızla not alıyorken bazıları
küçük yazıları okumakta zorlanıyordur, duncan elini kaldırarak sol üstteki
beşinci kelimeyi sorarken profesör tahtaya bakar “perabolik yazıyor- yazımın
bozukluğu için özür dilerim-“ “profesör neden bilgisayarla girmediniz?” “birkaç kez denedim ama karakter
sınırına takıldık jaden, bir dahaki derse düzelteceğim, şimdilik böyle idare
edelim-evet siz yazmaya devam ederken aranızdan biri bana geçen ders verdiğim
kara delik tanımını tekrarlar mı?” herkes büyük bir şevkle yazı yazmaya
devam ediyorken hiçbir el kalkmıyordur, aşmış lenshaw onları beklemeden birine
söz verir “nicole, sen tekrarlar mısın?” nicole hızla başını kaldırırken o
kadar göz temasından kaçınmasına rağmen yine o seçilmiştir, rahatsızca
kıpırdanarak defterinde ilk dersin sayfasını bulurken göz ucuyla okuyarak
cevaplar “Kara Delik uzayda maddenin çok küçük
bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir.” “evet doğru, başka ne tür özellikleri
vardır, devam edelim nicole..” nicole tanımı okumaya devam
eder “Kütle çekimi o kadar güçlüdür ki, ne
ışık ne madde ne de her hangi diğer bir informasyon onun "olay
ufkundan" uzaklaşamaz. Bu yüzden görünmez ve sadece kara bir delik olarak
belirir.” Profesör başını sallıyorken ellerini
açarak kendisi devam eder “kara delik, adı üstüne kara bir
deliktir, peki bu kadar kara ve güçlü olan bir şeyi biz nasıl
belirleyebiliyoruz? Uzaya çıkıp etrafımıza baktığımızda işte orada!
Dememiz mümkün değil, fakat kara deliklerin yerini belirlemekte kullanılan çok
önemli bir şeyden bahsetmiştim, neydi?” anna’nın eli kalkarken profesör
lenshaw hızla genç kıza söz verir “evet anna-“ “Kara deliklerin gözlemlenmesine
yardımcı olan çevresine verdiği etki ve yaydığı X-ışınlarıdır, profesör-“ “çok doğru, mükemmel-gordon’a 7 puan!
Kara delikler kaça ayrılıyordu-dört! Biri bana hemen bunları saysın” profesör tekrar bir kurban arıyorken
nicole şokla veronicaya döner ve fısıldar “benim puanım!?” “sen okudun, o cevapladı-“ “en azından defterimde nerede olduğunu
biliyordum!” veronica gözlerini devirirken nicole
homurdanarak tahtadakileri geçirmeye devam ediyordur, arkadan biri profesörün
yardımlarıyla dört tip kara deliği sayıyorken sözü bittiğinde aşmış lenshaw
ellerini birbirine vurarak sinclair’e de bir 6 puan verip tahtaya döner.. derslerde
verilen bilgilerin çoğunluğu wikipedia veya vikipedi’den alınmış olacak. Başka
bir kaynak kullandığımda dipnotlarla onları da belirteceğim. Verilen bilgilerin
% 100 kesin olmadığını da her zaman aklımızda bulunduralım. “çok yemeyeyin dövüşeceksiniz..” herkes owen’ın sözünü dinleyerek
tabağına hafif şeyler alırken delikanlının yanındaki sam sorar “sen dövüşüyor muydun?” “babamla amcam jonathan ve beni
çalıştırırdı. Profesör Lesley kadar iyi dövüşemeyiz belki, ama biraz daha rahat
oluruz umarım..” “benim kıçıma tekmeyi basacaklar o
zaman..” owen gülerek bir dilim ekmek alır ve
sam’e döner “sınıfın yarısıyla bütün gün
berabersin zaten, yavaş vururuz merak etme..” sam çok teşekkür ederken owen
arkadaşını omzundan tutarak masaya götürüyordur, diğerleri de tabaklarıyla
beraber çökerken anna daha üstlerini değiştireceklerini söyleyerek biraz daha
hızlı olmalarını hatırlatır.. SOUNDTRACK / Bond
- Scorchio yemekten sonra herkes dövüş salonunun
ilgili odalarında üzerlerini değiştirmişken herkes binasının renklerini taşıyan
eşofmanlarıyla içeri girerken herkes kolunu bacağını çekiştirerek bir şekilde
ısınmaya çalışıyordur.. jonathan owen’ı nasıl benzeteceğini
ayrıntılarıyla anlatıyorken jaden delikanlının ensesine bir tane geçirir,
concon ona kalkan eli havada yakalayıp bükerken jaden kolunun kırılmaması için
kıvranıyordur, jesse gülerken owen yeterli olduğunu söyler. jonathan
delikanlının kolunu bırakırken profesör michael lesley içeri giriyordur, bütün bakışlar genç adama dönerken olimpos’un savaş
meleği mavi gözleri parlayarak sınıfının önüne gelir “eksiğimiz var mı?” sınıftakiler birbirlerine bakarak
başlarını iki yana sallarken profesör güzel diyerek başını sallar “bu derste kitap yok arkadaşlar, bu demek
oluyor ki bu dersin kesin konulmuş kuralları da yok. Herkesin içindeki yeteneğe
ve güce bağlı olarak dövüş stili ve kendini koruma teknikleri değişiklik
gösterebilir. Bildiğiniz gibi ben bir savaş meleğiyim ve olimposta savaş
tanrısı adına çalışıyorum, ancak melekler okulu sınırları içinde sizin
sınırlarınızı size zarar vermeden en iyi şekilde zorlayacak profesör
olacağım..” herkes genç adamın güçlü duruşunu
izliyorken profesör lesley devam eder “ders boyunca hepinizle teker teker
ilgileneceğim. Melekler okulundan mezun olduğunuzda hem kendinizi hem de
çevrenizdekileri koruyacak kadar uyanık ve güçlü olacağınızı umuyorum..” bazı yüzlerde endişe dalgaları
dolaşıyorken profesör sakince konuşmaya devam eder “bazılarınızın uzun zamandır
dövüştüğünü, ya da tekniği olmasa bile güçlü olduğunu biliyorum. Diğer
profesörlerinizin aksine ben hepinizin geçmişi hakkında daha çok bilgi
sahibiyim. Jonathan ve owen lysander..” delikanlılar profesöre dönerken
michael onları yanına davet eder “küçük yaştan beri babalarınızın
ikinizi de eğittiğini biliyorum, doğru mu?” owen ve jonathan başlarını sallarken
michael gülümser, sonra tekrar sınıfa dönerken cora’yı işaret eder “cora rosenthall, nicole Lysander’le
beraber öne çıkar mısınız?” cora ve nicole birbirlerine bakarak
hafifçe gülümser ve diğerlerinden bir adım öne çıkarken profesör cora’yı işaret
ederek konuşur “daha önce hiç dövüşmemiş..” genç adam sonra nicole’e döner “gücü oldukça yüksek ama teknik açıdan
bir eğitimi yok, o da cora kadar az tecrübeli..” kızlar başlarını sallarken profesör
gülümser “bunları söylememin sebebi birinizin
diğerinden daha iyi ya da kötü olduğunu göstermek değil, aksine doğru teknik ve
iç güdülerin yönlendirilmesiyle cora’nın bile bir gün gelip beni yenebilecek kadar
iyi olacağını anlatmak..” genç kızın gözleri parlarken profesör
yanındaki iki delikanlıya döner “jonathan sen yerine dönebilirsin,
owen’la biraz çalışalım..” jonathan peki diyerek yerine dönerken
owen profesöre döner, ikisi karşılıklı duruyorken micheal konuşur “şimdi sana farklı yönlerden
saldırmayı deneyeceğim owen, önce yavaş ve basit darbelerle başlayacağım ve
gittikçe hızlanacağım. Senden bana olabildiğince seri bir şekilde karşılık
vermeni istiyorum..” owen başını sallarken michael da başını
sallar sonra geri dönüp bir iki adım atıp uzaklaşırken bir an sonra eğilerek
owen’a doğru bir tekme savurduğunda delikanlı hızla yere çöker, profesörün
tekmesi başının üzerinden bir yarım daire yaparak tekrar yere basarken owen
tekrar ayağa kalkar, şimdi de bir yumruk geliyorken delikanlı heyecanla sol
kolunu kaldırarak yumruğu engeller, michael çok güzel diyerek devam
ederken owen hafifçe gülümseyerek yavaş başlayan darbeleri engellemeye devam
eder.. “arkanda!” owen sınıfın bağırmasıyla arkasına
dönerken michael dönerek delikanlının yüzünen bir tekme savurur, owen dakikalar
sonra bacaklarının artık uyuşmasıyla tekrar yere eğilecek gücü bulamazken
kendini bu sefer geri iterek kollarının üzerinde ters bir takla atar ve yere
düşerken michael onun dengesizliğinden faydalanarak delikanlının üzerine eğilir
ve yumruğunu tam çenesinin altına dokundurarak dururken owen nefes nefese
kalmış, gülerek pes ederken michael ayağa kalkıp delikanlıya elini uzatır, owen
tutunarak kalkarken profesör delikanlının omzunu sıkarak sınıfa döner “ilk ders için oldukça iyiydi, şimdi
biraz da deneyimsiz olan biriyle çalışalım, cora..” cora yüzünü buruşturarak öne çıkarken
michael gülerek bir şey olmayacağını söyler ve elini uzatarak genç kızı
arkadaşlarının arasından yanına alırken cora yutkunarak savaş meleğinin
karşısına geçer.. SOUNDTRACK / Christina
Aguilera - Fighter “canını acıtmayacak kadar hafif
darbelerle sana saldıracağım cora, ama hızlı olacağım. Reflekslerinin ne kadar kuvvetli
olduğunu görmen için bunu yapıyoruz.. nereden saldıracağımı tahmin etmeye çalış
ve bir şekilde sana dokunmama engel ol, tamam mı?” cora başını sallarken micheal genç
kızın bacaklarını işaret eder “bacaklarını biraz arala, ellerini de
belinin hizzasında havada tut ve kontrollü ol..” cora söylenenleri yaparak bekliyorken
profesör sağ elini genç kızın yüzüne savurur, cora başını hızla sağa çevirerek
sol elini kaldırırken gözlerini kapatmıştır- “gözlerini aç cora, devam-“ cora gözlerini açarak bu sefer de
belinin sol tarafına gelen bir darbeyi kolunu indirerek engellerken michael bu
sefer genç kızın bacaklarına doğru bir tekme savurur, cora küçük bir çığlık
atarak havaya zıplarken tekme altından geçip gitmiştir. Genç kızın ayakları
tekrar yere basarken micheal da doğrulmuştur, bu sefer kolunu hızla cora’nın
başına doğru savururken cora yine kısık bir feryatla eğilir, profesör sıradaki
darbe için saniye bile atlatmıyorken cora bir oraya bir buraya kıvrılıyor,
elleri ve kolları hareket ettikçe kolundaki bileziğin boncukları birbirine
değiyorken micheal genç kızın bileğini tutar, bileziği çıkarıp genç kızın
kardeşine atarken cora gözleri büyüyerek genç adama bakar “ama prof-“ “boncuklar benden önce senin canını
yakar, daha iyi olduğun zaman takmana izin vereceğim-geliyor-“ cora bağırarak başını indirirken
micheal gülerek savurduğu kolunu kendine çeker, lonna elindeki bileziği sıkarak
kardeşini izliyorken erkekler parlayan gözlerle sarı at kuyruğu her eğilip
kalkışında savrulan venüs kızını izliyordur.. cora bir süre sonra darbelerin nereden
gelebileceğini tahmin etmeye başlamış, en azından kolunu indirdiğinde tekrar
nereye kaldırması gerektiğini anlamışken saçı başı dağılmıştır, ama şimdi
bağırmak yerine her kurtuluşunda gülüyorken micheal son kez genç kızın karnına
doğru ellerini savurur, cora gülmekle çığlık arası bir ses çıkararak geri
zıplarken michael ellerini beline koyarak doğrulur, derin nefeslerle göğsü inip
kalkıyorken cora elleriyle yüzüne yapışan saçları geri iter “bitti mi!?” “bitti, dinlenebilirsin-“ “süperdi!” cora gülerek yerine geçiyorken lonna
genç kıza bileziğini uzatıyordur, cora teşekkür ederek takarken michael
rosenthall ikizlerinden ikincisini çağırır “lonna, bileziğini çıkar ve gel..” lonna ikiletmeden derhal bileziği çıkarır,
cora’ya verip michael’ın karşısına geçerken profesör derin bir nefes alır,
sonra gülümseyerek pembe saçlarını sımsıkı tepesinden toplamış kıza döner “seninle daha değişik bir şey yapalım
lonna. bu sefer sen bana saldır..” lonna sırıtırken michael gülerek
sınıfa döner “bu sefer biraz daha açılmanız
gerekecek çocuklar..” sınıf zevkle daha geniş bir alana
yayılıyorken lonna parmaklarını kütürdeterek boynunu gerer ve profesöre bakarak
alt dudağını ısırarak hafifçe öne eğilir, michael az önce cora’yı getirmeye çalıştığı pozsiyona
kendisi gelmiş, ellerini gard alarak dururken lonna geri geri gidiyordur,
herkesin gözü genç kızdayken lonna biraz sonra hızla michael’a doğru koşmaya
başlar ve genç adamın tam önünde zıplayarak bir tekme savururken michael hızla
sol tarafa düşer ve tekrar doğrulurken lonna kollarını gererek profesöre bakıp
gülümser.. “düşünerek saldır lonna!” michael oraya buraya savrulan
yumruklardan kaçıyorken lonna son yumruğu da boşa gidince ağrıyan kollarını
kendine çekerek bir an durur, michael da nefes nefese onu bekliyorken genç kız
sol kolunu ovuyordur “uyuştu..” “çünkü kontrolsüzce savuruyorsun, boşa
gideceğini hesaba katmıyorsun. Öyle olduğunda da ben hem kaçıyorum, hem de
senin kendi kendini yormanı izliyorum..” lonna kollarını iki yanına indirip
sallarken michael gülümseyerek genç kızı yanına alır ve sınıfa döner “ikinci dersten önce biraz dinlenin,
birkaç kişiyi daha bugün göreceğiz..” herkes başlarını sallarken michael
lonnaya kollarını germesini söyleyerek bırakır, genç kız başının arkasından
kollarını büküp geriyorken diğerlerinin yanına gider, diğer kolunu
kaldıracakken biraz fazla savurup jaden’ın suratını tokatladığında hızla
delikanlıya döner “yüzüne mi geldi-iyi misin?” jaden yanağını tutuyorken lonna onun
elini tutup çeker, yanağına dokunup sağına soluna bakarken jaden genç kızı
izliyordur, lonna da onun gözlerine bakarken jaden hafifçe gülümser, genç kız
kaşlarını çatarken cora ikisinin yüzünün arasında lonna’nın bileziğini
sallandırır, lonna gözlerini devirerek boncukları kapıp koluna takar, sonra
arkasını dönüp uzaklaşırken jaden kaşlarını kaldırarak genç kızın arkasından
bakar.. “bitti!” cora Cuma’nın son dersinden çıkarken
ellerini birbirine vurur ve serin rüzgar zıplayıp dövüşmekten kızarmış
yanaklarına gelirken gözlerini kapatır, o sırada alexa genç kızı kolundan
çekiştirirken michiou’ya doğru sürüklüyordur “terliyiz hasta olacağız, hadi odaya-“ “ama çok sıcak-“ “terlisin dedim, hadi..” cora tamam diyerek zıp zıp koşup
binasına girerken alexa da gülerek onu takip ediyordur. Herkes Cuma günü son
derslerden sonra büyük bir keyifle binalarına dönüyorken melekler rengarenk ve
cıvıl cıvıldır.. SOUNDTRACK / Christina
Aguilera – Come On Over “..ve ilk haftanın sonunda
bütün meleklerimiz açılış balomuza davetliymiş. Balo salonunda yerleriniz
siz ve eşleriniz için rezerve edilmiş olacaktır. Katılmamayı seçerseniz
rezervasyon iptali için şu şu numarayı arayın ve aç kalmamak için de restorana
gidin.. bu kadar..” lonna panodan aldığı kağıdı tekrar
yerine koyarken annayla beraber odaya dönüyorlardır “neden eşle gidiyoruz? Tek başıma
gidince içeri almayacaklar mı?” anna gülerken lonna ciddi olduğunu
söylüyordur, arkadaşı odaya girerken açıklar “gerçek hayatta bu tip balolara eşli
gitmek adettendir, şimdiden onu aşılamaya çalışıyorlar ve elimizde bir sürü
erkek var, seç birini..” lonna yüzünü ekşitirken anna
gardrobunu açarak elbiselerine göz gezdirmeye başlar, o sırada bina melekleri
çanlarını çalarak balo’yu diğer bir koldan haber veriyordur.. “ben bu akşam uyurum diye
düşünmüştüm..” owen maalesef diyorken sam yatağına
uzanır, tavanı izliyorken owen eşofmanlarını çıkarak banyoda kirliler için
hazırlanmış göze atar “ben duşa giriyorum-“ “owen?” “efendim sam?” “liv’e baloya benimle gitmesini teklif
etsem ne der?” owen gülümsüyorken sam başını yataktan
kaldırarak arkadaşına bakar, delikanlı konuşur “arayıp sorman gerek, belki başkasına
söz vermiştir-“ “vermiş midir?” “bilmiyorum sam, arayıp sorman
gerek..” sam inleyerek tekrar yerine yatarken owen
banyoya girer ve kapıyı kapatır. Yatağındaki sam başını çevirip komodindeki
telefona bakarken küçük rehber de yanında duruyordur. Tek yapacağı açıp yan
odanın telefonunu bulmaktır-yoksa direkt yüz yüze mi sormalıdır? Delikanlı
bilmiyorken bir süre daha tavanı izlemeye karar verir... “sen jesse’yle mi gideceksin-“ “veronica sana bizden erkek yok, izin
vermiyorum! Aç, ara hadi!” nicole elindeki telsiz telefonu
veronica’nın göğsüne bastırırken genç kız şokla arkadaşına bakıyordur “ne-nasıl-arayamam ben!” “ararsın, açacaksın en güzel sesinle dickie,
canım, bu akşam-“ “canım demem!” “ne dersen de! Erkeğim de bir
şey de-“ “nicole delisin sen-“ “hadi, ben banyoya giriyorum,
çıktığımda yaptım nicole! diyeceksin..” nicole itirazları duymamak için kendini
banyoya atıp kapıyı kapatırken veronica elindeki telefona bakar.. “alo, ben veronica perish, dickie
sonneld’la görüşebilir-oh dick, selam..” genç kız odanın içinde dört dönüyorken
at kuyruğunun ucunu kıvırıp duruyordur “iyiyim, sen?” dick de karşı taraftan iyi olduğunu
söylemişken veronica güler, sonra çok güldüğünü düşünüp derhal somurturken
konuşur “şey.. ben şeyi soracaktım, bu akşam
saat sekizde varmış, balo varmış yani.. biliyorsun, tabii biliyorsun,
sen sonuçta geçen sene de gittin..” veronica duvarlara dönüp yüzünü
buruşturuyorken kendine ne yaptığını soruyordur, o sırada karşıdan dick bu
akşam onunla gitmek isteyip istemediğini sorarken veronica fazlasıyla rahatlar “çok güzel olur! yani-çok
sevinirim-ben de onun için aramıştım zaten, yani sen sormasan-” genç kız derin bir nefes alırken dick
karşı tarafta güler, veronica da gülerken delikanlı onu iki saat sonra
odasından alacağını söyler, veronica görüşürüz diyerek telefonu kapatırken
telsizi hastalıklı bir yaratıkmış gibi yatağa fırlatır, sonra banyo kapısına
dönerk yumruklarken banyoya bir şeyler yere düşer, veronica yüzünü
buruştururken gülüyordur “yaptım nicole!” nicole içerden bir çığlık atarak
aferin diyorken biraz sonra havluya sarınarak dışarı çıkar ve sularını etrafa
damlata damlata derhal elbise seçmeleri gerektiğini söylüyorken veronica ona
ayak uydurmaya çalışır.. sam bir süre daha düşündükten sonra
yataktan kalkar, yüz yüze sormaya karar vermiş, kapıya gidip açarken aynı anda kapıya
gelmiş liv eli havada kalarak şaşkınlıkla sam’e bakar “hey!” “hey-“ “bir yere mi çıkıyordun?” sam başını sallarken nedense sana
geliyordum diyememiştir, liv onun sessizliğinden faydalanarak şöyle bir
içeri bakar, banyodan gelen sesleri duyarken sam’i dışarı çekerek odanın
kapısını kapatır, sam genç kızın gözlerine bakıyorken liv gülümseyerek ona
döner “senden bir şey isteyeceğim, biraz
garip gelebilir-“ “gelmez, nedir?” “bu akşam faye’i sen baloya götürür
müsün?” sam içinde bir yerlerde bir şeylerin
düşüp paramparça olduğunu hissederken parçaları yutar ve sorar “owen ne olacak?” “owen’a elizaya sormasını
söyleyeceğim-“ “neden?” “faye’le ikisi baloya giderse herkes
onların çift olduklarını düşünecek, bütün sene kimse yanlarına yaklaşmayacak-“ “sen kiminle gideceksin?” liv bir an duraklarken sonra koridorun sonundaki odayı işaret eder “corbin az önce oda arkadaşıyla gelip
rose’la bana teklif ettiler, biz de kabul ettik-“ “corbin’le gidiyorsun yani?” liv başını sallarken sorar “sen faye’e sorar mısın?” sam belli belirsiz başını sallarken
liv güneş gibi gülümser “süpersin sam! Owen bir şey demez
merak etme..” sam yine başını sallarken liv onun
koluna arkadaşça vurarak tekrar odasına dönerken rose ona halledip halletmediğini
soruyordur, kapı kapandığında kızların sesi kesilirken sam yüzü düşerek odaya
geri döner.. “kim gelmiş?” owen banyodan çıkmış, pantolonunu
giyiyorken sam’in yüzünden düşen bin parçadır, owen kaşlarını çatarken sam
yatağa oturuyordur, cevaplar “liv..” “ne dedi ki sen bu kadar üzüldün?” “faye’i baloya benim götürüp
götüremeyeceğimi sordu-“ “ne?” “evet, sen de eliza’yı
götürecekmişsin-“ “ne zamandan beri?” “bilmiyorum owen-“ “liv kiminle gidiyormuş?” “corbin denen çocukla..” sam kalkıp üzerindeki tişörtü
çıkarırken owen onun isteksiz hareketlerini izliyordur, konuşur “liv bazen ne yaptığının farkına
varmaz sam-“ “liv bir şey yapmadı ki, açıkça gelip
benden bir şey istedi.. ben yarım saattir o yatakta sürünmeyip kalksaydım..” delikanlı iç çekerken owen onun omzunu
sıkar “faye’i arayıp sor, hayır
demeyecektir, ben de eliza’yı arayacağım-“ “liv söylemeden ararsan benim
söylediğimi anlar-“ “anlamaz, ben belki eliza’yla gitmek
istiyorum, olamaz mı?” sam hafifçe gülümserken owen telefonu alır,
faye’in odasının numarasını çevirirken sam dolabından annesinin özenle seçtiği
smokinini çıkarıyordur.. “hey owen.. iyiyim, sen?.. eliza?
Tabii..” faye hafifçe kaşlarını çatar, sonra
banyoya dönerek açık kapıdan başını uzatır “eliza, owen seninle konuşmak
istiyor..” eliza aynadan faye’e bakarak kaşlarını
kaldırır “owen? Benimle?” faye başını sallarken eliza şaşkınca
telefonu eline alır “evet?” faye odaya geri dönerken eliza içerden
benimle mi!? diye sorduğunda faye açıkça kaşlarını çatarak gardrobun
önüne gelip elbiselerine bakar.. “alo, duncan? Selam, ben nicole..” nicole veronica’ya bakarak göz
kırparken genç kız uzun ve parlak siyah elbisesini başından aşağı doğru
indiriyordur. Nicole daha giyinmemiş, iç çamaşırları içinde aynaya bakarken
telefonla konuşmaya devam eder “bu akşam baloya beraber gidelim mi?..
süper, sekizde beni kapımızdan alırsın, görüşürüz..” nicole
telefonu kapatıp yatağa geri atarken burnunun üzerindeki kızarıklığı tanımlamak
için aynaya yaklaşır, veronica sanki az önce bir çocuğa çıkma teklif etmemiş
gibi rahat duran arkadaşını izlerken gülerek başını iki yana sallar.. “seninki garanti, sus-“ lonna anna’yı azarlayarak çalan kapıyı
açıyorken karşısında piz’i gördüğünde bir an şaşırır, içerden anna giyindiğini
bağırırken lonna kapıyı biraz daha kapatarak kendini kalan aralığa sıkıştırır “n’aber piz?” “iyilik lonna, şeyi soracaktım..” “neyi?” “baloya, beraber gidelim mi?” “masa örtülerini çekip tabakları
devirecek misin?” piz gülerek söz veremeyeceğini
söylüyorken en azından kafasına bıçak uçarsa lonna’nın onu koruyabileceğini
umuyordur, genç kız sırıtarak tamam derken piz sekizde görüşeceklerini söyler,
sonra michiou köprüsüne doğru dönerken lonna arkasından seslenir “neden telefonla aramadın?” piz arkasını dönüp geri geri yürürken
cevaplar “öyle yapacaktım ama elimden düşüp
kırıldı..” lonna gözlerini devirirken piz
ellerini iki yana açıp dudağını büker, o sırada arkasındaki birine çarpıp
onunla beraber yere devrilirken lonna gülerek odaya giriyor, piz kendini ve
düşen kızı yerden kaldırmaya çabalıyordur.. “duncan’la gidecekmiş..” jesse nicole’ün odasından eli boş bir
şekilde dönerken jaden kahkahalara boğuluyordur, jesse ona üzerinden çıkarttığı
tişörtü fırlatırken jaden elinin tersiyle kumaşı iter “yalnız mı kaldın şimdi?” “kim? Ben? Yalnız?” jesse hah!larken jaden şanslı
kızın kim olduğunu sorar, jesse sırıtırken cevaplar “kuzenin..” jaden hızla jesse’ye dönerken
delikanlı ellerini kaldırıyordur “kötü bir şey demedim-“ “nicole seni idare ederdi ama-“ “ne demek idare ederdi, canavar
mıyım ben-“ “öyle demek istemedim-“ “her ne demek istediysen istedin,
hangi kıza çıkma teklif edeceğimi sana sormayacağım-“ “çıkmıyorsunuz baloya gidiyorsunuz-“ “her neyse..” jaden dişlerini gıcırdatırken jesse
onu geçerek banyoya girer.. “kapı!” “giyiniyorum-“ “ben de giyiniyorum-“ “sen daha az çıplaksın!” cora öfleyerek kapıya gider ve
üzerindeki mavi elbisenin açık fermuarını arkasından tutarak kapıyı açarken
jonathan genç kıza gülümser “kelebek?” cora kocaman gülümserken jonathan
içeri bakıyordur, alexa bağırarak banyoya kaçarken jonathan sırıtır, cora onu
ittirerek dışarı çıkarken jonathan genç kıza ve gözleriyle aynı renk mavi
elbisesine bakar “baloya beraber gidiyoruz, değil mi?” cora başını iki yana sallarken
jonathan’ın ifadesi donar “kim!? Şu çocuk mu-şu yan odadaki,
değil mi?” jonathan yumruğuyla beraber yan odaya
gidecekken cora gülerek onu yarı yolda kolundan yakalar “şaka yaptım, gel-beraber gidiyoruz..” jonathan yine gülümserken genç kızın
arkadaki eline gözleri takılır “ne tutuyorsun?” “fermuarımı..” “yardım?” cora mavi gözleri parlayarak yavaşça
arkasını döner, jonathan genç kızın elinin bıraktığı yerden fermuarı tutar,
yavaşça belinin kıvrımından başlayarak yukarı çekerken cora kapıyı izliyordur,
jonathan’ın elleri çekilirken genç kız arkasını döner “teşekkür ederim..” jonathan gülümseyerek önemli değil
diyorken cora delikanlının pırıl pırıl kahverengi gözlerine bakıyordur, sonra
dudağını ısırarak gülümser ve kapıyı açıp odaya girerken akşam görüşeceklerini
mırıldanır, jonathan onun arkasından el sallarken kapı kapandığında kendi
kendine gülümseyerek odasına döner.. “efendim?” alexa küpesinin teki elinde, telefona cevap
verirken karşıdan jesse’nin sesini duyduğunda bir an duraklar “nicole-oh, anladım.. tabii..
görüşürüz..” alexa telefonu kapatıp yerine koyarken
cora kim olduğunu soruyordur, alexa gülümseyerek arkasını döner “jesse, balo için aramış..” cora da gülümserken alexa aynaya
dönerek diğer küpesini de takar ve dalga dalga olmuş saçlarının arasından pembe
tutamını düzeltirken kırık pembe elbisesi içinde kendini izler.. SOUNDTRACK / Michael
Bublé – Crazy Little Thing Called Love Veronica odanın kapısı tıklatıldığında
saate bakar, sonunda zamanın geldiğini görünce hızla nicole’e döner, arkadaşı
onun altın saçlarını düzeltip tekrar
kapıya çevirir ve geri çekilirken veronica derin bir nefes alarak açar,
karşısındaki dick mavi gözleri parlayarak gülümsüyor, üzerindeki siyah takım’ın
altında simsiyah spor ayakkabıları görünüyorken veronica da gülümser “çok şıksın dick..” “sen de çok güzel görünüyorsun
veronica..” veronica siyah eteklerini hafifçe
düzeltirken dick genç kıza kolunu uzatır “gidelim mi miss perish?” “tabii senor sonneld..” veronica gülerek delikanlının koluna
girerken kapıyı çekmek için arkasını döner, nicole’le göz göze gelirken genç
kız gülümser, dickie de ona el sallarken veronica kapıyı kapattığında delikanlının
bakışları genç kıza döner, tekrar parlayan mavi gözlere bakıp elbisesinin
kıvrımlarını görürken önüne dönerek kalabalık koridordaki çiftlere katılır.. faye kapıyı açıp owen ve sam’i
gördüğünde gülümser, gül pembesi elbisesiyle ve asil topuzuyla sam’e yönelirken
owen’a hiçbir şey söylemeden delikanlıyla beraber odadan ayrılır, owen bir an
kaşlarını çatarken odadan diğer genç kız çıktığında o tarafa döner, eliza uzun
kahverengi saçlarını dümdüz yapmış, kahkülleri kaşlarını kapatarak kahverengi gözlerine
düşüyorken üzerindeki siyah elbise beyaz teninde parlıyor, dudakları doğal bir
kırmızıyla yüzünde dikkat çeken tek yer olarak parlıyorken owen da smokini
içinde hafifçe gülümser “çok güzelsin eliza..” eliza bir an kalakalırken güzel
olduğunu duymak garip gelmiştir, yukardan keera tepki vermesini söylerken genç
kız gülümser “sağol, sen de çok... prenssin.” Owen gülerek genç kıza kolunu
uzatırken eliza kabul eder ve kapıyı çekerek koridora çıkarken yan odadaki
kızlar owen’a bakıyordur, delikanlı onlara selam vererek yürürken eliza bir
haftadır kızların hiçbiriyle konuşmamış, şimdi arkasını dönüp bakıyorken kızlar
bir şeyler fısıldaşarak odalarına döndüklerinde eliza da önüne döner ve prensin
kolunda yoluna devam eder.. Jonathan ve cora buluşmuşlar, kapı
önünde birbirlerine iltifatta bulunuyorken onların arkasından jesse gelmiştir,
jonathan’ın omuzunu parmaklayarak yol isterken jonathan yan gözle delikanlıya
bakar, sonra cora’yı koluna alarak koridora çıkarken genç kız alexa’ya
gittiklerini seslenir, içerden tamam cevabı gelirken onlar çekildiklerinde
jesse kapıda bekliyordur, alexa onu gördüğünde gülümser, yanına gelip
çıkacakken jesse genç kızın gözlerine, saçlarına, tenine, omzularına,
elbisesinin göğüsleriyle birleştiği yere bakar ve eğilerek dudakların örterken
alexa gözleri büyüyerek kapının kolunu sımsıkı tutar.. Jesse dudaklarının altındaki kızı
öpüyorken içi tatlı bir sihirle doluyor, elleri yumuşacık ve küçük yüzü
kavrıyorken alexa bir şeyler söylemeye çalışıyordur, jesse aldırmayarak bir an
geri çekilir, sonra tekrar yavaşça güzel dudakları öperken alexa başını geri
çekerek delikanlıyı omuzlarından geri iter “bileziğim-bileziğimi
unutmuşum-tanrım..” genç kız geri dönerek odaya girerken
jesse açık kalmış ağzını kapatıp yutkunarak arkasından bakıyordur, alexa
bileziği koluna takıp geri dönerken elini delikanlının yüzüne sallar “taktım, bitti-hadi..” “o kadar çabuk mu oluyor-yani.. ben..” “15 yaşında elimden daha fazla kontrol
gelmiyor, üzgünüm jesse, gerçekten..” delikanlı başını sallarken biraz sonra
kendine gelmiş, derin bir nefes alarak dikleşir, sonra kolunu alexaya uzatırken
genç kızı gülümseyerek kabul eder, ikisi yürüyorken alexa göz ucuyla yanındaki
yakışıklı yüze bakar ve dudaklarını birbirine bastırarak yürümeye devam eder.. piz ve jaden da anna ve lonna’yı
odalarından almış, pembe saçlı kız yeşil, dizlerine kadar tiril tiril bir
elbisenin içindeyken ayağındaki şık topuklularla gayet rahat görünüyordur, anna
ona bakarken gülümser “ayakkabılar acıtmadı mı hala?” lonna hayır derken alışkın olduğunu
söyler “annem 6 yaşımızdan beri bizi olur
olmadık balolara götürür, 10 yaşından beri topuğu olan ayakkabılar giyiyorum-bu
kadar yüksek değil tabii..” genç kız ayağını kaldırıp yine yeşil
olan pabuçlarının topuğuna bakarken piz ona batırmamasını söyler, lonna
gülerken dördü gordon binasından çıkıp rengarenk meleklerin balo salonuna doğru
yürüdüğü bahçeye çıkarlar.. ![]() |


