![]()
#09 / #10 – The Firsts and Last Dances SOUNDTRACK / Michael
Bublé – Down with Love Dick ve veronica balo salonuna
giriyorken genç kız ilk defa gördüğü güzelliği inceliyordur, pırıl pırıl
ışıklar, kristallerin parladığı yemek masaları, ahşap zeminden çok şık bir dans
pisti ve smokinler içindeki orkestra ve şarkıcılarıyla göz alıcı bir balo
salonu önünde uzanıyorken veronica heyecanla gülümser “böyle bir okulda okuduğuma
inanamıyorum..” “geçen sene dibim düştüğünde ben de
öyleydim, iki hafta sonra alışırsın..” veronica gülerek dick’le beraber
yürüyorken bu akşamın davetli meleklerine hizmet için bekleyen garsonlardan
biri delikanlıya yaklaşır “senor sonneld, masanız hazır
efendim..” dick teşekkür ederek garsonu takip
ediyorken veronica da eteklerini hafifçe kaldırmış, topukları kaliteli döşeme
üzerindeki tok sesler çıkararak yürüyorken garson iki kişilik bir masanın
önünde durduğunda veronica ona çekilen iskemleye bakar, sonra dick’e dönerken
delikanlı gülümseyerek onun oturmasını bekliyordur, veronica oturduğunda dick
de ceketinin düğmesini açarak oturur ve garsona teşekkür ederken o uzaklaşırken
veronica’ya döner, genç kız oturduğu yerden etrafına bakıyorken dick’e
döndüğünde sorar “aslında bunu sormayı hiç
istemiyordum, ama dayanamayacağım..” dick gülerek neymiş o derken veronica
tabağın kenarıyla oynuyorken sorar “bu iki kişilik masa sen ve leigh
içindi, değil mi? yani ailelerimiz rezervasyonları yaptırdığı için-“ dick’in gülümsemesi sönerken veronica
derhal cümleyi yarıda kesip yenisine başlar “tamam sustum-bir daha onun hakkında
bir şey söylemeyeceğim, söz. Sadece merak ettim..” dick başını sallarken veronica kendini
suçlu hissediyor, hafifçe gülümseyerek masaya eğilerek delikanlıya yaklaşır “gülümse?” dick gülümserken veronica da inci dişlerini
göstererek gülümser, sonra kadehdeki suya bakarken ne kadar susadığını fark
eder ve hayatın özünü bulmuşçasına kadehi kafasına dikerken dick de ondan görüp
kendi kadehine uzanır.. “yine o meleklerden var bakın!” cora başının üstünde uçuşan küçük
kanatları gösterirken jonathan birini yakalar ve yanındaki kelebeğin ellerine
bırakırken cora titreyen kanatlara bakarak yürüyordur, jonathan masalarının
yerini öğrendikten sonra o tarafa doğru ilerlerken üç masa onlara ayrılmıştır,
nasıl oturmak istiyorlarsa öyle yerleşeceklerken jonathan annesine
teşekkürlerini bildirir, cora’nın iskemlesini çekerek genç kızın oturmasını
beklerken güzel kız elindeki meleği havaya bırakıp oturur, partneri de yanına
otururken herkes teker teker yerleşiyordur.. “çocuklar, bu corbin dorris.. zaten
sınıftan tanıyorsunuz..” liv’in masasındakiler kızıl çocuğa el
sallarken rose da yanındaki leonard’ı tanıştırır, diğer delikanlı da çok memnun
olmuşken kızlardan sonra onlar da yerlerine otururlar, jonathan ikisini uzaktan
uzaktan süzüyorken liv yan masada oturan owen ve eliza’ya bakarak gülümser,
owen da genç kıza dönerken o kadar sert bakmıştır ki liv’in gülümsemesi
solarken hızla başını önüne çevirir ve suyuna uzanırken yine bir kabahat
işlemiştir, biliyordur.. SOUNDTRACK / Edith
Piaf – Padam Padam “ah ilk dans..” veronica piste bakarken dick piste
doğru gelen arkadaşları daren ve miranda’yı gösterir “geçen sene de onlar açmıştı..” daren ve miranda büyük bir doğallıkla valslerine
devam ediyorken salonun bir ucundaki miss natalie büyük bir mutlulukla onları
izliyordur. veronica gülümserken dick ona bakar “biz de dans edeceğiz..” veronica delikanlıya dönerken güler “tabii ki edeceğiz, eğlenmeye geldik,
değil mi?” dick keyifle başını sallarken veronica
da güzel diyerek elini uzatır, delikanlı derhal ayağa kalkıp güzel partnerini
dansa kaldırırken veronica’nın kalbi deli gibi çarpıyor, ama bütün gece oturup
su içemeyeceğini de biliyor, bir cesaret vals için piste çıkıyordur.. “güzelliklerine bakın-tanrım..” nicole sanki kendi çocukları pistte
dans ediyormuş gibi dickie ve veronica’yı izliyorken duncan da ikisini
izliyordur. Veronica siyah eteği hafifçe yerleri öperek dönerken yanındaki
delikanlı da aynı zevk içinde dansı yönlendiriyordur, ikisi daren ve mirandayla
gülüşüyorken dickie veronicayı uzun bir dönüş sonrası geriye yatırır, genç kız
feryat ederken miranda onların haline gülüyor, daren o dans öyle mi yapılır
diyorken dick bu benim valsim diyerek veronicayı doğrultup tekrar
döndürmeye başlıyordur.. owen karşısında oturan faye’i
izliyorken genç kız masaya oturduğundan beri bir kez olsun dönüp bakmamıştır,
sürekli sam’le konuşup gülüyorken owen onun neden böyle yaptığını anlamıyordur,
neden eliza’yla gitmek durumunda olduğunu anlatmıştır, her şeyin liv’in başının
altından çıktığını da söylemiştir, ama faye yine de aynı soğukluktayken owen
eliza’nın sesini duyduğunda dalgın bakışlarını genç kıza çevirir “sam’le neden benim gitmediğimi merak
ediyor..” “ama neden olduğunu söyledim-“ “evet, liv’in yanlış yaptığını
söyledin, ama neden hala benimle geldin ona kızıyor..” “sana bunları kendisi mi söyledi?” eliza başını sallarken owen faye’e
bakar, nasıl bu kadar kaba olabileceğini aklı almıyorken tekrar eliza’ya döner “baloya zorunluluk için seninle
gelmedim eliza, istediğim için geldim-“ “benim için fark etmez owen, kimsenin
arası bozulsun istemem-“ “faye’in bozulduğunu anlayışla
karşılayabilirdim, ama böyle bir şeyi sana söylemesine anlam vermedim..” “kıskanmıştır..” “kıskanmasına gerek yok, kaba olmasına
da..” eliza bir şey söylemiyorken önüne
döner, owen o sırada ayağa kalkıp elini genç kıza uzatırken eliza başını
kaldırır “owen, gerçekten-“ “lütfen eliza..” eliza peki diyerek delikanlının elini
tutarken yan gözle faye’e bakar, sarışın kız da bir an onlara bakarken sonra
tekrar sam’e döner, eliza iç çekerek owen’la beraber piste yürürken faye sam’in
başının arkasından onların piste çıkışını izler.. SOUNDTRACK / Michael
Bublé – Nice ‘n Easy Yemek servisleri için müziğin tınısı
değişmişken sohbetlerin seslerine çatal ve bıçakların kaliteli porselenlerle
çarpışırken çıkardığı sesler karışıyordur.. Veronica önündeki eti keserken dick de
kendi etini kesmeye çalışıyordur, ilk lokmasını başarıyla hazırlayıp ağzına
atarken gözü yan masalardan birinde oturan düşes ve kont’a takılır, veronica da
onun nereye baktığını görmüş, delikanlıya dönerken söyleyecek bir şey düşünür,
sonra tabağındaki yemeklere bakarak bir şey uydurur “ben aslında vejeteryan olacaktım..” dick genç kızın sesiyle o tarafa
dönerken hmm?lar, veronica bir yudum su alırken konuşur “küçükken vejeteryan olacağım diye
tutturmuşum, şimdi nasıl etten ayrı kalırım bilmiyorum..” dick gülerken başını sallar “yemekte et olmayınca bana da yemekmiş
gibi gelmiyor-“ “değil mi? insan bir şeyler çiğnemek
istiyor, çok vahşice aslında..” “ama lezzetli..” veronica işte ona katılırken bir lokma
daha keser, dick sorar “ailen nerede yaşıyor veronica?” “satürndeler, senin?” “her yerdeler.. tatil köylerinin
olduğu her yerde bir süre yaşıyorlar..” “siz şu tatil köyleri olan sonneldlar
mısınız?” dick genç kızın hayretine gülerken
veronica hafifçe başını silkeler, delikanlı omzunu silkerken tabağındaki
sebzelerle oynuyordur “arkadaşlarımın ailesi evreni
yönetiyor, benim iki tuğladan tatil köyüm olmuş pek önemli değil.. seninkiler
ne iş yapıyor?” “annem ben 6 yaşındayken aramızdan
ayrıldı..” dick’in bütün hayat sevinci bir anda
kaybolurken veronica gülümser “önemli değil, gerçekten.. babam
keith, yazar-“ “keith perish?” veronica başını sallarken dick
heyecanla çatalını kaldırır “en son Mars’ta Maraton
kitabını okumuştum inanılmazdı, baban muhteşem!” veronica kocaman gülümserken dickie bir
an düşünür “en sevdiğim yeri şurasıydı-bak hala
hatırlıyorum, ki ben bazen adımı hatırlamam.. neydi-hah mars’ta yaşayan
nüfusun en fazla 19 yaşında olduğunu düşünürsek evrenin enerji deposunun güneş
olmadığı artık açık değil mi!? diyordu, kesinlikle hak vermiştim!” “o da bir şey mi, bir keresinde
aslında hepimizin bir kara delik içindeki garip yansımalar olduğunu söylemişti,
ve sadece 9 yaşındaydım, iki gece uyuyamamıştım.. baba biz kara delikte
miyiz!? diye geceleri korkar yanına giderdim..” “artık SKAP var, kara delikler heyecanlı
şeyler..” veronica gülerken konu aşmış
lenshaw’un öğrenci psikolojisi üzerindeki etkisine döner, dick zaten aşmış
lenshaw adını duyduğu anda kahkahayı basarken veronica da onunla beraber
gülüyor, ara sıra onlara bakan iki çift göz umurlarında olmuyordur.. “jaden?” jaden bakışlarını sohbet eden jesse ve
alexa’dan alıp yanındaki anna’ya döner, genç kız tek kaşını kaldırarak
delikanlıya bakıyorken fısıldar “niye izliyorsun?” “ne demek niye izliyorum?
Kuzenimi kolluyorum-“ “alexa kendi kendini kollar-“ “kollayamaz, herif kuzeninle
çıkıyorum dediğinde gözleri nasıl parladı sen görmedin-“ “ne yapacak jaden? Tecavüz mü edecek-“ “öldürürüm.” Anna gözlerini devirirken alexa onlara
dönerek ne fısıldaştıklarını sorar, anna bir şey yok diyorken tuvalete gitmeyi
teklif eder, alexa kabul ederek kalkar, ikisi uzaklaşırken jaden ve jesse göz
göze gelir, esmer delikanlı konuşur “bütün gece bizi mi izleyeceksin
morgan?” “gerekirse evet.” “korkma bir şey yapmam-“ “neden pislikmişsin gibi davranıyorsun-“ “neden alexa’nın sahibiymiş gibi
davranıyorsun-“ “ben onun abisi sayılırım-“ “aynı yaştasınız sanıyordum-“ “şimdi bana o durumu açıklattırma,
alexayla bizim aramızda aslında 10 yaş var, o yüzden eline koluna hakim ol-“ “bilezik üzerinde olduğu sürece
kontrolümü kaybetmem..” jesse’nin bakışları önündeki su dolu
kadehe dönerken jaden uzanıp arkadaşının bileğini yakalar “bir şey oldu, değil mi-“ “ne saçmalıyorsun-“ “anlarım, söyle ne oldu?” “öpüştük-“ “nasıl-“ “ayrıntısını mı anlatacağım!?” “bilezik var mıydı yok muydu?” “yoktu-“ “salak herif.” Jaden arkadaşının kolunu bırakırken
jesse niye salak olduğunu merak ediyordur, jaden itinayla açıklar “kızın ilk öpücüğünü ulu orta bir
sihir için harcamışsın, biraz daha aklına hakim olamadın mı-“ “ilk öpücüğü mü?” “çok mu şaşırdın? 15 yaşındayız.
Kendimi ayrı tutuyorum, ama alexa gidip önüne gelen her çocukla öpüşmüyor-“ “ilk ben mi öptüm?” jaden başını sallarken tabaktaki
havuçlardan birini ağzına atar ve kütür kütür parçalarken jesse masaya dönüp yanında
oturan alexa’ya bakar, genç kız gülümser ve kalkarken bıraktığı mendilini
tekrar kucağına koyarak tabağına döner, jesse onu bir an daha izleyip önüne
dönerken jaden nedense bir anda keyiflenmiş, anna’ya dans teklif ederek ayağa
kalkar.. “dans edecek miyiz?” “pistin ortasında düşüp kafanı yarma
riskini alıyorsan olur..” lonna boşver diyorken piz üzgün
olduğunu söyler, genç kız omzunu silkerken çoktan masanın altında
ayakkabılarını çıkarmıştır zaten, rahat rahat ayaklarını sallıyorken
karşısındaki cora ve jonathan’ı izliyordur. Jonathan bir şeyler anlattıkça cora
kıkırdıyorken lonna gözlerini devirerek ayakkabılarını giyer, sonra ayağa
kalkarken piz’e elini uzatır “düşersen de düşeceksin, hadi kalk..” piz peki diyerek genç kızın elini
tutar, ikisi beraber piste giderken anna jaden’le dans ediyor onlara gülümser,
lonna da gülümseyerek piz’in elini tutarken delikanlı da onu belinden
tutuyordur, bir veronalı olarak gayet kibar bir duruş sergiliyorken lonna
kaşını kaldırır “düşersen bile güzel düşersin..” “o kadar emin olma, yavaş yavaş adım
atalım..” lonna sırıtarak peki diyorken ikisi
rahat ritmle hafifçe dans ederek zaman geçiriyordur.. jaden piz’le dans eden lonna’ya ara
sıra gözü takılarak izliyorken anna fark etmiş, delikanlının çenesini tutarak
kendisine baktırır “oda arkadaşımı mı kesiyorsun?” “kim!?” “sen!” jaden hadi oradan diyorken anna güler,
jaden onu iterek kendinden uzaklaştırır ve döndürerek tekrar yanına alırken
anna daha da gülümser “dövüş dersinde oldu, değil mi?” “bir şey olmadı saçma saçma konuşma
anna-“ “ne saçması, hiç de değil.. bileziği
olmadan sana dokundu, senin için endişelendi, sen de venüs büyüsüne kapıldın-“ “benim kuzenim venüslü anna-“ “ama o kuzenin, onun bilinciyle ona
yaklaşıyorsun. Lonna tamamen yabancı-“ “çok da vahşi ve soğuk-“ “sana öyle geliyor, çok iyi bir kız-“ “ne yapayım? İlan-ı aşk mı edeyim?” anna gözlerini devirerek arkadaşının
omzuna vururken jaden onu hızla geriye yatırır, anna ayağı hafifçe kayarak
delikanlının koluna tutunurken ona dil çıkarır, jaden sırıtırken genç kızı
tekrar doğrultur ve dansa devam eder.. Büyük salonda bir anda ışıklar hafifçe
azalır ve pistin üzeri parlak bir spotla aydınlatılırken önceki danstan kalan
çiftler gülüşerek birer ikişer yerlerine dönmeye başlar. Orkestradan gelen
güçlü ritm herkesin içini titretiyorken masaya dönen jonathan cora’nın
oturmasına yardım ederek liv’e döner “swing, hadi bakalım dansçı annenin
kızı..” liv heyecanla gülümserken yanındaki
corbin’e döner, delikanlı ellerini kaldırarak bilmediğini söylüyorken liv
dudağını büker, o sırada yan masadan faye seslenir “sam biliyormuş!” sam gözleri büyüyerek faye’e
bakıyorken genç kız gülümseyerek delikanlıya döner “öğrenme zamanı gelmiş demek ki-“ “faye düşerim-“ “hiçbir şey olmaz, liv’den seni yönlendirmesini
iste, çok güzel dans eder..” sam yutkunarak ayağa kalkmış güzel
kıza bakıyorken liv elini sallayarak gelmesini işaret ediyordur, sam bir an boş
piste bakar, sonra ayağa kalkarken faye gülümser, delikanlı masayı bırakıp o tarafa ilerlerken liv de
dalga dalga uçuk turuncu etekleri içinde öne çıkmış, sam’e elini uzatırken
ikisi masaların arasından geçerek piste çıkarlar, bütün bakışlar o taraftayken
liv delikanlının elini tutar, sam de genç kızı kendine çekerek beline
sarılırken mırıldanır “gerçekten swing yapmayı bilmiyorum,
seninle dans edebilmek için çıktım.” Liv bir an donarken hemen sonra
gülümser ve sam’e göz kırparak kendini geri iter ve belindeki elden kurtularak
döner, sam yutkunurken liv biraz daha gülümser.. Yine bir kareografi
geliyor, heyecanlandım ve hayır, gerçekten swing yapmadım, görüdüğüm kadarıyla
kafamda oluşan sahneleri yazıyorum.. SOUNDTRACK / Jessica
Simpson – Swing With Me Liv hafifçe kalçasını sallayarak eteklerini
daha da dalgalandırıyorken sam onun sol elini tutmuş, sadece izliyordur, genç
kız kendi kendini döndürerek delikanlının göğsüne yapıştığında hızla fısıldar “elini tuttuğum anlarda beni döndür,
elini bırakıp üzerine geldikçe birer birer adımlarla geri kaç, ben gittikçe
üzerime gel..” sam boncuk gözleri büyüyerek başını
sallarken liv hafifçe kıvrılarak ondan ayrılır ve delikanlının elini bırakarak
ayak uçlarının üzerinde döner, elleri iki yanında hafifçe açık, her bir ayağını
ayrı ayrı yerdeki bir izmariti söndürüyormuş gibi salllıyorken sol ayağıyla sağ
kolunu hafifçe öne atar ve bir geri zıplarken sam gülümser, liv gülümseyerek
ona döner ve hızla adımlarla yaklaşırken iki elini uzatır, sam refleksle genç
kızı kendine çeker, liv onu ittirip tek elini bıraktığında sam diğer tutuşan
elleriyle genç kızı döndürür, liv’in etekleri dalga dalga bacaklarının
etrafında dönüyorken genç kız durduğunda sam onu tekrar kendine çeker ve hızla
arkaya eğerken liv’in simsiyah dalgaları yere değiyor, sol bacağı hafifçe
havaya kalkıyorken gülerek tekrar doğrulur, sam’e bakarak hafifçe başını
sallarken delikanlı da mutludur, genç kızı tekrar kendinden iterken liv onu
gerisin geri kendine çeker ve ikisi birbiri etrafında dönerek yer değiştirirken
liv delikanlının elini bırakır.. Sam adım adım geri geri gidiyorken liv
yine parmak uçlarında, kibar ayakkabıları ayaklarına çok şık bir kıvrım
veriyorken genç kız bir ayağının diğerinin önüne atıp eteğini sallayarak sam’e
yaklaşıyordur, delikanlı kendine söylendiği gibi geri geri adımlar atıyorken
liv ona sonunda yetiştiğinde ellerini delikanlının omuzlarına koyar ve
omuzlardan destek alarak zıplarken sam yine refleksle genç kızı tutmuş, ikisi
yine etraflarında dönerken sam liv’i yere bıraktığı gibi liv onu kendinden iter
ve elleri açarak etrafında dönerken sam onun uzattığı eli tutar, hızla
döndürerek kendine çekerken liv sağ taraflarına bir bakış atar, kalabalık
yüzlerinde şapsal bir gülümsemeyle ikisini izliyorken genç kız onlara göz
kırpar, sonra sam’e dönerken kalçasını geriye çıkararak delikanlıyı kendisinden
iter, parmağını sallayarak olmayacağını söylerken sam gülerek ellerini iki yana
açar, şarkının ikinci yarısında ikisinin tiyatroları başlarken liv eteklerini
savurarak arkasını döner.. Pistin sonuna doğru kalçasını sallayarak
yürüyen kızın arkasında gelen sam liv’i bu sefer belinden tutarak çevirir, liv
tam bir turla yine etekleri havalanarak dönerken saçları boynuna dolanarak
durur, büyük bir gülümsemeyle partnerini ödüllendirirken sam genç kızı belinden
tutarak arkaya yatırır, ama bu sefer olduğu gibi doğrultmazken liv eğildiği
yerden bir yarım daire çizerek doğrulur, sonra tekrar elleri tutularak geri
itilirken sam ona ne yapması gerektiğini söylemeye başlamıştır, liv itildiği
anda elleri hala tutulu bir şekilde ayaklarının altındaki döşemeyi ezerek
ayaklarını çeviriyor ve kalçasını kıvırarak eteklerini sallıyorken sam gülerek onu kendine çeker, ikisi yine
dönerek yer değiştirirken liv sesli bir şekilde gülerek boşta kalan elini iki
yana açar ve sallayarak kalçasını sallarken sam de artık ipin ucunu bırakmış o
da elini sallıyordur.. Liv gülerek tekrar sam’in kollarına
dönerken delikanlı onu göğsünün önünde yakaldığı gibi sağ tarafında geri
yatırır, liv başını geri atarak sol ayağını yine öne atarken gülüyordur, sam onu
döndürerek doğrultur, liv delikanlının ellerini bırarak ellerini birbirine
çarpar ve tekrar ona doğru hızla yürümeye başlarken sam gülerek geri geri
gidiyordur, şarkının son notasıyla liv kendini delikanlının kollarına bırakır,
sam onu tutarken şarkı biter, bir anlık sessizlikten sonra balo salonu
alkışlara boğulurken liv bir kahkaha atarak sam’e sarılır, delikanlı da gülerek
onu tutuyorken spot pistten çekilir, ışıklar geri dönerken liv ve partneri
izleyenlere selam vererek yerlerine ilerler ve müzik değişir.. Liv ve sam masalarına dönerken
jonathan elleri acırcasına alkışlıyordur “özlemişiz!” “andrea görseydi gurur duyardı liv!” “muhteşemdi liv!” liv gülmekten yanakları acıyarak yerine
otururken sam de faye’in yanındaki yerine dönmüştür, ikisi göz göze gelirken
faye delikanlıya göz kırpar, sam daha da gülümserken onun masasındakiler de onu
tebrik ediyordur, delikanlı kendiyle dalga geçerek iltifatları kendince kabul
eder.. SOUNDTRACK / Michael
Bublé – Sway Orkestra daha bilindik bir melodiye
geçmişken her yerden gülüşler ve keyifli sesler geliyordur, gülüşlerin en
şiddetlisi dick ve veronica’nın masasından geliyor gibiyken genç kız dick’in
anlattığı bir çocukluk hatırasına adeta katılarak gülüyordur, ellerini göğsüne
kapatarak nefes almaya çalışıyorken dick küçükken bir ara olduğu gibi yine şaşı
olmuş, annesinden dondurma istiyordur, veronica gözlerini kapatarak
delikanlının suratına bakmayı reddediyorken dick yerinden kalkıp genç kızın
yanına gelir, yüzünün önünde devam eder “dondurmaaaaa, dondurmaaa-“ “dick yapma-lütfen!” “ama dondurmaaa-“ veronica gözlerini açar ve gülerek
delikanlının ağzını eliyle kapatırken dick biraz daha devam eder, sonra onu
izleyen gözleri görebilmek için bakışlarını düzeltirken veronica hafifçe
gülümser, dick dudaklarını kapatan eli tutarak indirir ve yavaşça genç kıza
uzanırken veronica gözlerini kapatarak bu sefer geleceğini bildiğini öpücüğü
karşılıyordur.. ikisi yavaşça öpüşmüş, dick gözlerini
yavaşça açarak geri çekilirken dizleri üzerindedir, veronica da onun
çekilmesiyle alt dudağını hafifçe ısırarak gözlerini açarken dick onun
gözlerini görünce gülümser ve tekrar uzanıp dudaklarına hızlı bir öpücük
bırakıp çekilir, sonra yerden kalkıp iskemlesine geçerken veronica de ona doğru
dönerek gülümser “bu sefer hazırlıksız yakalanmadım..” “ben de öyle..” ikisi de gülerken veronica kadehinin
ince belini tutarak mırıldanır “o gün sana çarptığım için
şanslıyım..” “bence de, ya şuna çarpsaydın..” dick ilerde garsona çarpıp bardakları
yere döken piz’i işaret ederken veronica gülerek önüne döner “o piz, o da çok iyidir ayrıca öyle
söyleme..” “arkadaşınız olduğunu
bilmiyorum-tanrım, üzgünüm-“ “önemli değil, bizi de birbirimize
çarparken kim gördüyse gayet şapşal olduğumuzu düşünmüştür..” “ama değiliz, değil mi?” “değiliz, piz de değil..” dick tekrar özür dilerken veronica
yine önemli olmadığını söyler, dick yine de aptal gibi hissediyor ve bu gece
her yanlış tuşa bastığında yaptığı gibi su kadehine uzanır, başına dikip boş
olduğunu gördüğünde kaşlarını çatar, veronica gülerek ona kendinikini
uzatıyorken dick gayet ciddi, teşekkür ederek alır ve içer, ama ikinci
yudumdunda içinden bir kahkaha patlarken sular suratına sıçrar, veronica da
bunu görünce masanın yanından eğilip iki büklüm olarak bir kahkaha atar.. “uç kelebek uç!” jonathan kelebeğini sarı elbisesi
içinde habire etrafında döndürüyorken genç kız gülerek durur ve delikanlıya
yaslanarak başının döndüğünü söylerken jonathan gülümser “süper karizmamla başını döndürdüm
yine, değil mi?” cora başını sallarken gerçekten etrafı
dönüyordur, başını delikanlının omzuna yaslarken jonathan onu tutuyor, başını eğerek gözlerine
bakar “iyi misin?” “iyiyim, çok dans ettik sadece-“ “oturalım o zaman-“ “hayır-“ “dinlenirsin tekrar kalkarız kelebek,
hadi..” kelebek peki diyerek başını
kaldırırken jonathan genç kızın başını öperek belinden destek olur, ikisi
masaya dönerken lonna cora’nın sarhoş gibi yüzünü görünce kaşlarını çatar “ne oldu sana?” “başım döndü?” “aşktan mı?” cora kardeşinin omzuna vurarak
otururken jonathan ona bir bardak su doldurur, cora teşekkür ederek alırken bir
yudum içer, jonathan yine iyi olup olmadığını sorarken kelebek gerçekten iyi
olduğunu söyleyerek bir yudum daha su içer.. “ilk duyduğumda 6 yaşındaydım, sadece
korkup ağlamıştım. Çok heyecanlı zamanlarda değildi..” owen başını sallarken hafifçe
gülümser, eliza delikanlının ilgisine gözlerini devirirken başıyla faye’i
işaret et “dansa kaldır bari, ne söyleyeceksen
söylersin-“ “gerek yok-“ “var-“ “yok eliza, balodan sonra da konuş-“ “sam! Dans!” eliza ayağa kalkıp sam’e hadi hadi!
diyorken sam bu sefer hangi dans olduğunu soruyordur, ama itiraz etmeden
kalkarken eliza onu elinden tuttuğu gibi çekiştirerek piste götürür, faye ve
owen masada yalnız kalmışlarken birbirlerine bakarlar.. “kat! Kat! Kat!” dick başını arkadaşlarını olduğu
masaya çevirirken veronica da o tarafa bakar “ne yapıyorlar?” “şarkı söyletecekler, sanırım..” adı söylenen siyah saçlı, güzel kız
ellerini yüzüne kapatarak ısrarla hayır diyorken yanındaki daren onun ellerini
indirir ve kulağına bir şeyler fısıldarken katharine gözlerini kapatarak
gülümser, sonra delikanlıya dönüp dudaklarına bir öpücük bırakır, ikisi ayrılıp
katharine ayağa kalktığında ördeklerin masalarında büyük bir şamata kopuyorken
dick ve veronica da alkışlıyordur, katharine onlara bakarak sarışın delikanlıya
göz kırparken dick daha da gülümser, veronica da ona gülümserken sorar “hep böyle şarkı söyler mi?” dick başını sallarken katharine
profesörlerinin de alkışlarıyla orkestranın önünde sahneye çıkıyordur,
delikanlı veronica’ya dönerken açıklar “geçen sene de resmi yemeklerde ya da
balolarla katharine’i tutup sahneye atardık, sesi o kadar güzel ki..” “sesiyle ilgili bir gücü var mı?” dick şimdilik bilmediklerini
söylüyorken veronica sahnedeki kıza bakar, katharine mikrofonu ayarlayarak
arkadaşlarına gülümser biraz sonra büyük piyanonun tuşları ilk notlarını
vururken salon sessizleşir.. SOUNDTRACK / Katharine
McPhee – My Destiny Katharine gözleri kapalı, piyanonun
vuruşlarını dinleyerek bekliyorken olduğu yerde yavaşça sallanıyordur, zamanı
geldiğinde gözlerini açarak mikrofona yaklaşır, genç kızın usul sesi bütün balo
salonuna yayılıyorken veronica gülümseyerek tüylerinin diken diken olduğunu
hisseder, kollarını kendine çekerek dinlemeye devam ederken şarkı sürekli
yanlış yapsa bile her yolun sonunda o büyülü noktaya ulaşan bir kalbin
hikayesini anlatıyordur, güzel şarkının ilk nakaratında sahneye profesör
millard ve miranda çıkarken herkes alkışlıyor, sarışın güzel gülümseyerek genç
adamla dans ediyorken katharine keyifle şarkısını söylüyordur.. “dans?” veronica dick’e dönerken delikanlı
yanında eğilmiş, eli genç kızın hemen önünde duruyorken veronica yine o
heyecanı duyuyor, gülümseyerek onun eline tutunur, dick elindeki eli sımsıkı
tutarak genç kızı yanında piste götürüyorken yanlarından geçtiği masada düşesle
bir an göz göze gelir, ama bakışlarını veronica’ya çevirerek genç kızı bir iki
adım sonra kollarına alırken genç kız eteğini düzelterek elini delikanlının
koluna koyar, ikisi ilk adımlarını atarken katharine’in güzel sesi büyük
orkestrayla beraber balonun her köşesine dokunuyordur.. “eliza’ya neden öyle bir şey söyledin
faye?” “ne demişim?” owen genç kızın tavrına bakarken faye
tabağının kenarıyla oynuyordur “kötü bir şey söylemedim-“ “her zaman her şeyi beraber yapmak
zorunda değiliz-“ “ben öyle bir şey demedim owen-“ “elizayla zorunlu olduğum için gidiyormuşum
gibi bir izlenim vermişsin faye, sanki liv’in oyununu ona geri oynamak için
eliza’yı kullanıyormuşum gibi konuşmuşsun..” faye susarken gözlerini kaçırır, owen
hala ona bakıyorken devam eder “elizayla istediğim için geldim-“ “benimle gelmek istemiyor muydun?” “tabii istiyordum-“ “o zaman neden gelmedin?” bu sefer owen susarken faye isyan eder
gibi konuşuyordur, pistte dans eden insanları gösterir “hayatımın ilk bana ait balosu owen,
ben seninle gelmek istiyordum..” genç kız tekrar bakışlarını kaçırırken
owen yutkunur “faye, ben-“ “önemli değil, olan oldu artık. Olayın
elizayla da ilgisi yok, burada kenda olsa ve sen onunla bile gitsen ben yine
bozulurdum herhalde-“ “neden söylemedin?” “senin düşünmeni bekledim..” owen bakışlarının önündeki tabağa
indirirken faye başını kaldırır “en azından bir dansa kaldırabilirsin,
diğer masalarda kimse kalmadı..” owen başını kaldırıp boş kalan diğer
iki masaya bakar, sonra faye’e dönerken genç kız yine çok güzeldir, hafifçe
gülümserken owen ayağa kalkar, masanın etrafından dolaşıp elini ona uzatırken
faye tutarak kalkar, pembe etekleri arkasında dalgalanarak owen’ın yanında
piste yürürken biraz sonra parlak ahşabın üzerinde ilk adımlarını attıklarında
faye gülümser, owen da onun parlayan gözlerine gülümserken onları izleyen eliza
başının üzerindeki boşluğa bakar, sonra iç çekerek salonda başka bir noktayı
izlemeye devam ederken sam zaten corbin denen çocukla dans eden liv’i
izliyordur, eliza ve keera’ya aldırmaz.. eliza kızlar tuvaletinin kapısını iterek
içeri girerken aynanın önünde sarışın bir kız saçlarını düzeltiyordur, ikisi
aynadan göz göze gelirken sarışın kız gülümser, eliza musluklardan birinin
önüne gelip açar ve ellerini yıkarken sarışın kız konuşur “ne kadar güzel bir balo, değil mi?” eliza başını sallayarak öyle olduğunu
söylüyorken ellerini durularken aynada kendine bakıyordur, kahküllerine
üfleyerek gözlerinin önünden çekerken sarışın kız gülümser “ben heidi..” “eliza..” “saçların çok güzel eliza, kendi
renkleri mi?” “evet, teşekkür ederim..” genç kız ellerini kurularken heidi’nin
elbisesine bakar “senin de elbisen muhteşem..” “teşekkür ederim, annemle seçmiştik..” eliza hava tanrıçasının kızına
bakıyorken heidi gülümser ve arkasını dönerken elini uzatır “tanıştığımıza çok memnun oldum..” “ben de.. görüşürüz..” iki kız el sıkışarak ayrılırken heidi
tuvaletten çıkar, onun yanından faye içeri giriyorken iki sarışın birbirine
gülümser, eliza aynadan faye’e bakıp kahküllerini düzeltmeye devam ederken
sarışın kız yanında durmuş, mermere yaslanarak ona bakar “eliza, baloya gelmeden önce
söylediklerim seni kırdıysa özür dilerim..” “kırılmadım, önemli değil.. aranıza
girmek istemem zaten-“ “öyle bir şey yapmıyorsun...” eliza içinden zaten kim öyle bir
şey yapabilir ki diye düşünüyorken faye’e dönerek zoraki gülümser “aranızın düzelmesine sevindim..” “ben de öyle, owen’la küs olunca
çekilmez oluyorum..” eliza başını sallarken şöyle bir
etrafına bakar, işinin bittiğini anladığında faye’e döner “çıkıyorum, geliyor musun?” faye tuvalete gireceğini söylediğinde
eliza içerde görüşeceklerini söyleyip onu bırakır ve tuvaletten çıkarken
kapının önünde bekleyen owen’ı gördüğünde kaşlarını çatar “faye’i mi bekliyorsun?” “seni bekliyorum..” eliza hafifçe gülerek neden diye sorar,
owen onunla beraber yürürken cevaplar “baloya beraber geldik, son dansı da
beraber ederiz diye düşündüm-“ “öyle formalitelere pek takılmam ben
owen-“ “ben takılırım, gel..” eliza elinden tutularak götürülürken
biraz sonra kendini kurtararak owen’dan ayrılır “ciddiyim, gerek yok owen-“ “neden?” eliza bir an düşünürken keera da
tepesinde neden diye soruyordur, genç kız dişlerini gıcırdatarak elini başına götürür “başım ağrıyor, keera çok geveze-“ “bu akşam rahat bıraktığını
söylemiştin-“ “yine başladı, odaya gideceğim
sanırım-“ “daha balo bitmedi eliza-“ “bensiz de bitirebilirler merak
etme..” owen bir şey söylemeden ona bakıyorken
eliza hafifçe gülümser, sonra arkasını dönerek yürürken owen’dan diğerlerine de
söylemesini rica eder ve en yakın kapıdan bahçeye çıkarken balo salonunun
kapıları arkasından kapandığında genç kız rahat bir nefes alır.. SOUNDTRACK / Jon
McLaughlin – So Close Son dans için herkes birer ikişer
piste çıkıyorken sam faye’in neden hala ortalarda olmadığını merak ediyordur.
Etrafına bakarak beklerken owen diğer yanından gelerek omzuna dokunur “benim gitmem gerekiyor sam, faye’le
sen ilgilenir misin?” “ilgilenirim de nereye gidiyorsun?” “eliza kendini iyi hissetmiyormuş, onu
odaya bırakacağım-“ “o nerede? Nesi var?” “dışarda hava alıyor, hayaletleri
başını ağrıtmış..” sam owlarken owen başını
sallar, kumral delikanlı gitmesini söylerken owen teşekkür eder, sonra çıkışa
ilerlerken sam masada gerçekten tek başına kalmış, kollarını kavuşturarak
faye’in dönmesini bekler.. “umrumda değil keera, sus artık..” eliza çimlere basarak sinclair
binasına gidiyorken onun dışında hiç kimse binalarına dönüyormuş gibi
görünmüyordur, aksine, büyük sınıflardan bazı çiftler bahçenin bilinmeyen
köşelerinden geliyorken eliza onlara aldırmadan yürüyor, ama huzur bulamıyorken
keera sürekli konuşuyordur- “prensin kolunda geldim diye prens
benim değil, değil mi?” keera bu akşam için onu rahat bile
bıraktığını hatırlatırken eliza elini başının üstünde sallar “o zaman git-“ “gidemem, kendine
kötülük ediyorsun, insan ilk balosunu yarım bırakıp odaya çıkar mı, saf mısın
eliza?” “ben zaten baloları sevmem, ne gerek
vardı- yok giyin, süslen, çocuğun teki seni gelsin alsın-“ “çocuk değil o, prens-“ “ne fark eder!? ben prenses mi oldum
şimdi? Zaten bir prenses vardı, ben yer doldurdum-“ “kendine haksızlık ediyorsun..” “ediyorsam kendim ediyorum, lütfen
beni rahat bırak keera..” keera’nın sesi bu sefer kesilirken
eliza bir an durur, boşluğu dinlerken hiçbir şey duyamıyor, kaşlarını çatar “keera?” ses gelmezken eliza endişeyle
yutkunur, kendini bildi bileli hiç böyle bir sessizlikte kalmamışken genç kız
arkasını dönerek bütün araziye ışıklar yayan balo salonuna bakar, müziğin
sesini şimdi daha rahat duyabiliyorken bir an gözlerinin dolduğunu hisseder,
balosunu yarım bırakmıştır- “eliza!” genç kız sağ taraftan ona gelen owen’ı
görünce yutkunur ve göz yaşlarını geri iterken delikanlı yanına gelmiştir “gerçekten iyi değildin, yalnız
bırakmak istemedim..” eliza başını sallarken hafifçe
gülümser “gidip uyuyacağım-“ “eliza..” “efendim owen?” genç kız prense bakıyorken delikanlı
elini uzatır “faye onun ilk balosunu mahvettiğim
için bana kızgındı, seninkini de mahvetmek istemiyorum..” “etmiyorsun-“ “son dansını etmeden rahat etmem, hadi-“ “bahçedeyiz owen-“ “ne fark eder? formalitelere takmam
diyen sen değil misin?” eliza gülümseyerek başını eğerken
owen’ın eli hala havadadır, genç kız başını kaldırıp elini uzatırken delikanlı
gülümser, diğer eliyle de siyah kumaşın sardığı beli tutarken eliza yeşil
bahçenin ortasında, hayal meyal duyulan müzikle ilk balonun son dansına
başladığında önündeki prensi izliyor, gülümser.. “son dans başladı, geç kaldık..” veronica uzakta kalmış balo salonunu
gösterirken dickle yürüyüşe çıkmışlar, ama konuşurken zamanın nasıl geçtiğini
anlamamışlarken şimdi son dansın şarkısı duyulurken genç kız geç kaldıklarını
sanıyordur, biraz sonra dick ona belinden sarılıp elini eline alırken veronica
gülümser “geri dönmekten daha kolay,
haklısın..” “değil mi?” genç kız başını kaldırarak
delikanlının yüzüne bakarken dick gülümser “sağol veronica, çok güzel bir gece
geçirdim..” “ben de öyle..” ikisi bir an daha bakışırken veronica
gözlerini kaçırır, dick de derin bir nefes alarak ilerdeki açık alanı izlerken
ikisi yavaş adımlarla dans ediyordur, veronica başını delikanlıya biraz daha
yaklaştırırken onun parfümünü duyuyor, kendi kendine hafifçe gülümseyerek
gözlerini kapatır, balo salonundan gelen ses sihir gibi bahçenin her köşesine
yayılıyorken veronica biraz sonra saçlarında hissettiği bir öpüşle gözlerini
açar, başını geri çekerek dick’in gözlerine bakarken delikanlı aynı öpücüğü
genç kızın dudaklarına bırakmak için ona eğilir, ikisinin dudakları da
birbirini karşılarken adımlar durmuş, ama eller ayrılmamıştır.. “cora?” “efendim?” jonathan omzuna yaslanmış başa ve her
saniye renk değiştiren, eskiden sarı olup şimdi bakır rengi olmuş saçlara
bakıyorken konuşur “saçlarının rengi değişiyor..” cora başını kaldırıp bir tutam saçını gözünün
önüne getirerek bakarken rengi görünce iç çekerek başını tekrar yerine koyar “önemli değil-“ “neden değişti?” “regl olacağım..” jonathan ohlarken cora
gülümser, delikanlı yorgun kelebeğin yeni saçlarıyla oynuyorken cora
yorgunluğunun da sebebini böylece anlamış, gözlerini kapatarak müziği dinler.. “owen nerede sam?” sam faye’in sesiyle yarı uykulu
halinden uyanırken arkasını döner “eliza kendini iyi hissetmiyormuş, onu
odaya bırakmaya gitti..” faye ohlarken sam ayağa kalkar “dans edelim mi?” faye gülümserken liv’in olduğu masaya
bakar, genç kız yalnız başına oturuyorken faye sam’e işaret eder “yalnız kalmış..” sam liv’in gerçekten yalnız olduğunu
görünce etrafına bakar ve corbin kızılının nerede olduğunu görmeye çalışırken faye
onu kolundan hafifçe ittirdiğinde genç kıza döner “sen ne olacaksın?” “önümüzde daha çok dans olacak, hadi
sam..” sam gülümseyerek eğilir ve genç kızın
yanağına bir öpücük bırakırken faye gülümser, delikanlı onu bırakıp liv’in
yanında giderken tek başına meyve suyunu içen kız onu görünce gülümser, sam
biraz sonra elini uzatarak onu dansa kaldırırken liv diğer elini kalabalıkta
bir yerlere sallayarak muhtemelen corbin’in bir yerlerde uyuyakaldığını
anlatıyordur, sam gülerek onu piste çıkarırken ikisi birbirlerine
tutunduklarında faye boş kalmış masaya bakar, bir şey unutmadığını görürken
kendi balosunu kendi bitirerek çıkışa doğru ilerler.. faye serin bahçeye çıkıp sinclair
binasında doğru ilerlerken eliza için endişeleniyordur, owen onu bırakıp gittiyse
gerçekten bir şey olmuş olmadılır- “faye onun ilk balosunu mahvettiğim
için bana kızgındı, seninkini de mahvetmek istemiyorum..” “etmiyorsun-“ “son dansını etmeden rahat etmem,
hadi-“ “bahçedeyiz owen-“ “ne fark eder? formalitelere takmam
diyen sen değil misin?” ve eliza owen’ın kollarına girerken
faye kaşlarını çatar, eliza’nın hayaletleri genç kızı hiç de rahatsız ediyormuş
gibi durmuyordur. Owen ve o gayet güzel dans ediyorken eliza başını kaldırıp
delikanlıya gülümsediğinde faye arkasını döner ve tamamen başka bir yere
yürürken pembe eteğinin uçlarını elinde toplar, topuklu ayakkabıları ayağını
acıtırken onları da koparırcasına çıkarır, nemli çimlere basarak yürürken
nereye gittiği umrunda değildir.. veronica eteğini tutmuş,
ayakkabıları da diğer elinde salondaki
şarkıyı korkunç bir şekilde söyleyerek yürüyorken yanındaki delikanlı da
ceketini çıkarmış, o daha beter söylüyorken ikisi en yüksek notaya beraber
çıktıklarında ağaçlarda oturan kuşlar uçma ihtiyacı hisseder, veronica ve dick
gülerek birbirlerine tutunurken genç kız tuttuğu kravatı çekerek dick’in
dudaklarına dokunur, sonra bırakıp çekilirken yürümeye devam eder, ama dick
arkada kalmışken veronica onun gelmediğini fark ettiğinde arkasını döner “ne?” “bir şey oldu..” “ne oldu? Kuş mu kaka yaptı..” veronica delikanlının yanına dönerek
gömleğine bakıyorken dick onu izleyerek gülümsüyordur “şapşal..” veronica hayretle başını kaldırırken
dick sırıtır “beni öptün, koskoca bir ikinci sınıfı
kravatından çekip öptün..” “pullarınız mı döküldü senor?” dick daha da sırıtırken kaşlarını
kaldırır “şimdi böyle olduk demek..” “cicim saatleri bitti-“ “demek öyle, o zaman biraz koşmanın
vakti gelmiş..” “efendim?” “sen gıdıklanıyordun, değil mi?” “ne-kim-dick!” veronica üzerine gelen elleri iterek
geri çekilirken dick dondurmaaa diye bağırarak genç kıza saldırır,
veronica çığlık atarak koşmaya başlarken elindeki ayakkabılar sallanıyor, dick
de ceketini rüzgara savurarak arkasından koşuyorken genç kızın mutlu kahkahası
bahçenin uzak bir köşesinden içerilere süzülüyordur.. “sam faye nerede?” alexa’nın sorusuyla sam etrafına
bakarken faye ortalıklarda yoktur, liv de bakınıyorken jaden konuşur “owen’la gitmişlerdir-“ “owen elizayla gitti..” kurbağalar bir an dururken sam bakışları
üzerinde hissedip onlara döner “hayatletleri rahatsız etmiş, odasına
bırakmaya gitti..” bakışlar anlayış anıyla rahatlarken
anna esner “dövüşten sonra balo çok yorucu
oluyormuş onu anladık..” jaden genç kızı kolunun altına alıp sararken
odasına gitmek isteyip istemediğini sorar, anna lonnaya döner “sen de geliyor musun lonna?” “eh yapacak bir şey kalmadı, hadi..” anna jaden’la beraber kapıya dönerken
lonna ve piz de onları takip ediyordur. Dördü çıktıklarında rose ve leonard diğerlerinin
yanına gelmiştir, delikanlı liv’e döner “corbin’in midesi çok bulandığı için
odaya dönmüş liv, haber verememiş kusura bakma..” liv önemli değil derken omzunu
yanındaki sam’e yaslar, delikanlı gülümserken rose ve leonard binaya
döndüklerini açıklar, geride kalanlar son masadan kalkmak istemiyorken sakin
müzik son davetlileri dinlendiriyordur.. “alexa..” alexa jesse’nin fısıltısıyla başını o
tarafa eğerken delikanlı usulca konuşur “bugün seni düşünmeden öptüğüm için
üzgünüm..” alexa gülümserken önemli değil
diyordur, jesse itiraz ederek araya girer “önemli.. ilk öpücüğün öyle
olmamalıydı-“ alexa hızla delikanlıya dönerken mavi
gözleri donuk bakıyordur, mırıldanır “sen nerden biliyorsun-“ “jaden söyle-“ “jaden’a öpüştüğümüzü mü söyledin-“ “sordu-“ “ve sen söyledin?” “söylemesem dövecekti-“ “hiçbir şey yapamazdı..” alexa rahatsız olmuş, diğerlerine
döner “ben odaya gidiyorum, yarın görüşürüz,
iyi geceler herkese..” herkes bir anda gelen iyi gecelere
cevap verirken alexa iskemlesini iterek kalkar, jesse de onun arkasından
fırlarken diğerleri önce ikisinin arkasından bakar, sonra sohbete geri dönerken
salondaki masalar birer birer boşalıyordur.. “alexa, dursana-alexa!” alexa hızla yürüyorken jesse koşarak
ona yetişmiş, yanında yürürken yüzüne bakmaya çalışıyordur “neden bu kadar kızdın-“ “gidip yaptığım her şeyi jaden’a
yetiştirdiğin için!” “öyle bir şey yapmadım!” alexa bir anda durarak jesse’ye döner “o öpücük benimdi! Kimseye söylememen
gerekiyordu, özellikle de jaden’a!” “zorla söylettirdi!” alexa arghlayarak önüne dönüp
yürümeye devam ederken jesse yine koşup yetişir “özür dilerim, tamam mı-“ “değil! Hem ilk öpücüğümü çal, hem git
kuzenime yetiştir-“ “ilk öpücüğün olduğunu bilsem
yapmazdım!” genç kız hızla jesse’ye bakarken bu
sefer bakışlarında öfkeden çok hayal kırıklığı var gibidir, jesse tam
çözemezken kendini açıklama ihtiyacı hisseder “yani, öyle yapmazdım-yapardım,
ama bir anda kapının önünde-“ “sus jesse-“ “susamam, yanlış anladın!” alexa başını sallayarak yürümeye devam
ederken jesse gözlerini devirerek onu bilezikli kolundan tutup durdurur, sonra
bileğini kaldırarak boncukları işaret eder “bak bileziğin burada-“ “bırak kolumu-“ “bırakmam, öpeceğim.” “öpme. Bırak-“ alexa dudaklarının örtülmesiyle sesini
keserken jesse genç kızı kolunu tutmuş, ikisinin dudakları birbirine
bastırıyorken alexa’nın gerginliğiyle jesse genç kızın kolunu alarak omzuna
koyar, iki eliyle incecik belini tutarak bir adım kendine yaklaştırırken alexa
delikanlının gömleğini tutuyor, başını hafifçe sağa eğer, dudaklar biraz daha
birbirine geçerken alexa içinde bir şey havalanarak küçük bir nefes alır, jesse
onu duyduğunda yavaşça geri çekilirken genç kız mavi gözlerini açarak ona
bakar, delikanlı da esmer teninde parlayan yeşillerle ona bakıyorken yutkunur “böyle yapardım..” alexa başını sallarken jesse gülümser,
genç kız da belli belirsiz gülümserken elini çeker, tekrar eteğini toplayıp
arkasını dönerken başını eğerek çimlere bakıyor, bu sefer yavaş yürüyorken
jesse de ellerini ceplerine sokarak sessizce onu takip eder.. “hep böyle kalsa bu saçlar?” cora gülümseyerek michiou binasına
giriyorken konuşur “daha bir sürü rengi var..” jonathan neymiş onlar derken cora
merdivenleri çıkarken cevaplar “kızarsam siyah tutamlarım oluyor, çok
kızarsam simsiyah oluyorum. Sonra arada pembe ya da kırmızı tutamlarım çıkıyor
ama onların tam olarak ne zaman olduklarını henüz anlayamadım, bir de bakır
rengim var işte, en sık onu göreceksin..” “ben siyahı da merak ediyorum..” “o zaman kızdırman lazım..” “kıyamam..” cora gülümserken ikisi odanın kapısına
gelmişlerdir, genç kız arkasını dönerken iç çeker “çok güzeldi jonathan, teşekkür
ederim..” “bakır olmasaydın daha çok dans
ederdik..” “yine dans ederiz..” jonathan başını sallarken uçları
kıvrılmış bir tutam saçı alır, parmaklarının arasında oynarken cora onun eline
bakıyordur, biraz sonra başını delikanlıya çevirirken jonathan gülümser “yapabilir miyim?” cora pembeleşerek başını önüne eğerken
eteğiyle oynuyordur, hafifçe başını sallar, jonathan başını eğerek onun
gözlerini yakalarken cora derin bir nefes alarak ona bakar, delikanlı bir adım
daha atarak yaklaşırken cora yavaşça gözlerini kapatır, jonathan onu bekleyen
dudaklara eğilirken sarı kelebek hafifçe gülümseyerek ilk defa öpüşür.. “iyi geceler..” cora jonathan’a hafifçe el sallayarak
odasına girer ve kapıyı arkasından kapatıp kapalı kapıya yaslanırken ellerini
göğsünün üzerinde birleştirir, mutlu bir iç çekişle kapıdan ayrılırken sarı
etekleri içinde dönerek banyoya ilerler, kapalı kapıyı açarak içeri dalarken
küvetin kenarında oturan alexayla karşılaşınca iki kız da bir çığlık atar, cora
bu sefer korkudan elini göğsüne kapatırken alexa ayağa kalkmıştır “geldiğini duymadım!” “banyoda oturmuş ne yapıyorsun?!” alexa etrafına bakarken omzunu silker “hiç..” “bir şey mi oldu alexa?” alexa cıklarken cora da
alexa’nın yaptığı gibi küvetin kenarına oturur, alexayı da elinden tutup
oturturken sorar “jesse’yle kavga ediyordunuz-“ “etmiyorduk, tartışıyorduk..” “neden?” “öpüştüğümüzü jaden’a söylemiş-“ “öpüştünüz mü!?” alexa başını sallarken cora heyecanla
arkadaşının ellerini tutar “çok güzel bir şey bu!” “bileziğimi unuttuğum için aklı gitti,
ondan öpüştük..” “oh..” alexa yine başını sallarken cora yine
de gülümser “ama yine de öpüştünüz..” “sonra tekrar öpüştük..” “aman tanrım!” “bu sefer bileziğim kolumdaydı, odaya
gelmeden önce, salonun hemen dışında öptü..” cora mutlulukla gülümserken alexa
arkadaşına döner “çok garipti..” “biliyorum!” “nereden biliyorsun?” cora pembeleşerek bakışlarını
kaçırırken alexa hayretle gülerek arkadaşının kolunu sıkıştırır “jonathaaaannn!” “yapma şunu!” alexa awwlayarak kelebeğe
sarılırken iki venüs meleği de bu gece çok önemli bir şey yaşamış,
heyecanlarını küçük bir banyodaki küvetin kenarında paylaşırlar.. “owen çok kızdı mı?” sam başını sallarken liv üfleyerek
omuzlarını düşürür, saçlarını eliyle toplayarak sağ omzundan aşağı akıtırken
sam elleri ceplerinde, konuşmadan yürüyordur. Liv delikanlıya bakarak hafifçe
gülümser “senin bana sormaya geldiğini bilsem
öyle bir şey yapmazdım...” “bilemezdin, geç kaldım..” “bir yere mi gidiyorsun diye sordum
ama..” sam gülerek başını sallarken liv de
gülümseyerek önüne döner, gordon binası önlerinde görünüyorken genç kız derin
bir nefes alır “dans için teşekkür ederim sam, çok
eğlendim..” “ben de öyle, artık swing de
yapıyorum..” liv gülerek her şeyin bir ilki vardır
derken sam genç kızı parlayan mavi gözlerine bakıyor, içi eriyerek gülümser “liv..” “efendim?” “ben senden çok hoşlanıyorum..” genç kızın adımları teklerken ilk defa
bakışlarını kaçırır, önünde gittikçe yaklaşan binaya bakarken sam mırıldanır “bir şey söylemek ya da yapmak zorunda
değilsin, ama saklamak zor oluyordu artık.. yalan söyleyemiyorum biliyorsun..” “biliyorum..” sam başını sallarken ikisi bir süre
sessiz yürürler, binadan içeri girmeden liv sam’in kolunu tutarak durdurur “çok tatlısın sam, gerçekten.
Komiksin, akıllısın ve yalan söylemiyorsun, mükemmelsin resmen..” sam gülümseyerek başını eğerken
beklediği ama gelir “ama daha çok erken sanki, ne dersin?” “en azından senden uzak durmamı
istemedin-“ “saçmalama! Beraber çok eğleniyoruz,
neden öyle bir şey yapayım! O kadar insan arasından sen rezil olmayı bile göz
alarak benimle o sahneye çıktın, daha ötesi olabilir mi?” sam aslında olabilir demek istiyorken
yine sessiz kalır, liv gülümserken uzanarak delikanlının yanağına bir öpücük
bırakır “bundan sonra balolara gitmeden önce
ben gelip kontrol edeceğim, sen geç kalıyorsun..” sam gülerken liv de mutlulukla
gülümser, ikisi beraber kapıdan içeri girerken melekler yuvalarına dönüyordur.. “düşseydim ben sana gösterirdim
gıdıklamayı!” dick gülerek pierce kapılarından
giriyorken veronica çıplak ayaklarla koridorda yürüyordur, dick onun bir nefes
arkasından yürüyorken 15 numaranın önüne geldiklerinde veronica hafifçe
zıplayarak arkasını döner “bitti..” “tüh..” veronica da tühlerken gülümser
ve delikanlının gömleğine tutunarak dudaklarına uzanırken dick gülümseyerek
bücürünü öper, veronica geri çekilip kapıyı açarken sorar “yarın görüşürüz, değil mi?” “görüşürüz, iyi geceler..” veronica da gülümseyerek iyi geceler
dilerken el sallayarak içeri girer, dick arkasını dönüp çıkacakken veronica
tekrar koridora çıkmıştır “dick!” delikanlı arkasını dönerken bücür
sırıtıyordur “yarın sana dondurma alacağım..” “almazsan gıdıklarım!” “alırım, söz!” dick genç kıza göz kırparken veronica
yine hızla el sallayıp içeri girer ve kapıyı arkasından kapatırken dick ondan
kalan boşluğa gülümseyerek pierce binasından çıkar.. ![]() |


