SOUNDTRACK / The All-American Rejects – Move Along

#11 – Sports and Good News

 

SOUNDTRACK / The All-American Rejects – Move Along

 

 

“kelebek! Alexa!”

 

jonathan kapıya vuruyorken duncan biraz daha yavaş vurmasını söyler, bugün o kadar erken kalkmak zorunda değillerdir, delikanlının yanındaki piz de ilk dersin boş olduğunu hatırlatırken, Jonathan bir şey olmaz diyerek vurmaya devam eder, biraz sonra eli havada kalmış, alexa saçı başı dağınık bir şekilde kapıyı ardına kadar açar ve boş boş kapıdaki delikanlılara bakarken üzerindeki pijaması yamuk duruyordur, sorar

 

“ne var?”

“uyanın hadi-“

“bugün Cumartesi, dün bütün gece topuklularla koşturan siz değildiniz-“

“hadi hadi, daha çok giyeceksiniz onları alışın! Kelebek, uyuyor musun aaa!”

 

jonathan kelebeğin yatağına oturup hala bakır rengi saçlarla oynarken alexa esneyerek duncan ve piz’i de içeri çeker ve kapıyı kapatırken ilk posta kurbağalar Cumartesi gününe uyanmıştır..

 

 

“günaydın..”

 

eliza banyodan çıkan faye’e günaydın diyerek yatağında esniyorken faye de usul bir günaydın mırıldanır, spor dersi için eşofmanlarını dolaptan alıyorken eliza bir an ona bakar, sonra omzunu silkerek yataktan kalkıp banyoya girerken faye hızla üzerini giyinip bir an önce odadan çıkmak istiyordur..

 

 

nicole gayet enerjik bir şekilde restorandan içeri girerken her binanın renkleri yine kımıl kımıl ortalıkta dolaşıyordur, genç kız veronicanın kolunu sallayarak ne yemek istediğini sorarken veronica etrafına bakınıyordur

 

“sen ne yersen ben de ondan yerim-dick’i görebiliyor musun?”

 

nicole bu sorunun üzerine arkadaşının kolunu bırakıp uzaklaşırken veronica gülerek onu takip ediyordur

 

“artık soramayacak mıyım?”

“sen de sevgilisi olup sürekli onlar hakkında konuşan, herkesi unutup canım cicim sürekli aşk böcekleri haline geçen kızlardan olacaksan sorma-“

“öyle değilim ben!”

dick’i görebiliyor musuuunnn-“

“ben öyle mi dedim-“

“evet buradayım, buyrun.”

 

Veronica ve nicole arkalarını dönüp sarışın delikanlıyla karşılaşırken dick sinclair renkleri içinde kızlara gülümser

 

“günaydın, nasıl gidiyor?”

 

veronica çok iyi derken nicole genç kızın yanında büfeye göz atan yakışıklı suratı izliyordur, bir an ağzı açılırken veronica onun kolunu çimdiklediğinde uyanarak önüne döner, dick veronicaya bir peynir çeşidi gösterip ne olduğunu soruyorken genç kız denemeleri gerektiğini söyleyerek bir parça alıyordur..

 

 

veronica ve dick tabaklarını almış, masalara doğru nicole’ü takip ediyorlarken bir noktaya geldiklerinde dururlar, dick kendi arkadaşlarının olduğu masaya bakıyor, veronica’da nicole’ün gittiği tarafa bakıyorken ikisi biraz sonra birbirlerine dönerler dick konuşur

 

“sonsuza kadar iki kişilik masalarda oturamayız..”

“aynı fikirdeyim..”

“önce kim?”

“bilmem.”

“ben hiç bilmem, sen seç..”

“ben dün sizinkilerle dans ettim, sen bize gel..”

 

dick olur derken veronica gülümser ve öne düşüp delikanlıyı arkadaşlarının yanına götürürken dick bücürlerin masalarına doğru ilerler..

 

 

“arkadaşlar, tanışın, dickie sonneld..”

 

arkadaşlar kafalarını kaldırarak sarışın delikanlıyla tanışırken dickie toplamda iki masa olan grubun isimlerinin hepsini duyar, sonra da bir güzel unuturken zaman geçtikçe alışacağını düşünerek veronicanın yanındaki iskemleye oturur. Bir süre kimseden ses çıkmazken arka masadaki bir iskemle çekilir ve liv tabağıyla beraber dick’in olduğu masaya geçerken gülümser

 

“selam dick, nasıl gidiyor?”

“çok iyi.. liv-liv’di değil mi?”

 

liv doğru olduğunu söyleyerek portakal suyundan bir yudum alıp sorar

 

“bir şey sormam lazım, sen ikinci sınıfsın, bilirsin..”

 

dick derhal bilirkişi moduna girerken liv gülümser

 

“hangi sporu seçersek en az düşeriz onu merak ediyorum..”

 

dick gülerek cevaplar

 

“at seçmeyeceksin o zaman-“

“onu zaten attım, korkarım ben, belki seneye..”

“basketbol seçebilirsin, boyun uzun.. voleybol olabilir-“

“topsuz bir şey olsun...”

“yüzme o zaman..”

 

liv bak işte onu sevmişken hem su insanın canını attan düşmek kadar acıtmaz, hem de tekniğini geliştirirse yazın göldeki yarışlarda öne geçebilirdir, gülümser

 

“güzel, yüzme oldu o zaman.. sen ne seçeceksin?”

“bilmem, geçen sene basketboldum, bu sene başka bir şey alırım, ama bilmiyorum-“

“chris ne seçecekmiş?”

 

dick veronicaya dönerek cevaplarken masadakiler de onları dinliyordur, chris’in seçimi tartışıldıktan sonra jonathan araya girer

 

“ben kara delik sörfü falan varsa onu seçmek istiyorum, aşmış lenshaw giriyordur..”

 

masadan kahkahalar yükselirken dick başını iki yana sallar

 

“öyle bir şey yok maalesef, hem zaten SKAP’tan sonra bir de Cumartesi günü kara delik çekmek istemezsin-“

“aa olur mu hiç öyle şey! HEYECAN! AKTİVİTE! ADRENALİN!”

 

jonathan’ın gözleri profesör gibi fıldır fıldır dönerken cora adamın aslında çok iyi bir insan olduğunu mırıldanır, concon kelebeğin sesiyle sakinleşirken başını sallar

 

“bu okula geldiğine göre zaten süper bir adamdır, ona bir şey demiyorum, ama çok heyecanlı, kara delik gibi beynimi çekiyor bazen..”

 

dick de aynı fikirde olduğunu söylerken conconla ikisi beyinlerinin nasıl çekildiği konusunda küçük bir uygulamalı anlatım gerçekleşitirdiklerinde iki masadan da gülüşmeler duyuluyordur..

 

 

Geç yapılan kahvaltıdan sonra herkes kendi grubuna yapışmış bir halde beden eğitimi dersine gidiyorken owen diğerlerinden ayrılıp faye’in yanına gelir

 

“ne seçeceksin?”

“daha karar vermedim..”

 

owen karşıdan bir soru gelmemesiyle sessiz kalırken faye en önden spor alanına giriyordur, owen’ın gelip gelmemesine aldırmazken delikanlı  kaşlarını çatarak geriye düşer, hemen sonra eliza yanında biterken konuşur

 

“sabah suratıma bile bakmadı, sana arkamdan gelme dedim ben-“

“ne alakası var-“

“çok alakası var, yine kıskançlık krizlerine girdi-“

“faye krize girmez eliza?”

 

eliza peki diyerek delikanlıyı bırakır ve diğerleriyle beraber spor alanına girerken owen her şeyin neden bu kadar karmaşık olduğunu sorgulayarak kalabalığı takip eder..

 

 

bütün okul spor alanında toplanmışken büyük alanın ortasına bembeyaz eşofmanıyla beden eğitimi profesörleri hannah cortnam çıkmıştır. Genç kadın seçmeli spor alanlarını tanıtmış, en bir, en fazla iki tane seçebileceklerini söylemişken her birinin ayrı alanları olduğunu söylemiş ve yönlendirmeleri vermişken herkes seçtiği sporun alanına doğru yöneliyordur..

 

“tabii ki okçuluk seçeceğim, cupidlik yolunda ilk adım..”

 

jonathan okçuluğun yapıldığı alana bir göz atarken kelebeğe döner

 

“sen ne istiyorsun cora?”

“odaya gidip yatmak istiyorum, karnım ağrıyor jonathan..”

 

delikanlı genç kızı kolunun altına alarak kendine yaslarken cora bir eli karnını ovuyor, diğeri conconun beline sarılıyken mırıldanır

 

“ben de seninle geleyim, lonna futbol istedi..”

“ne işi varmış futbolda-“

“lonna erkeklerin işine karışmaya bayılır, enerjisini atması lazım..”

 

jonathan peki derken cora başını delikanlının omzuna yaslayarak ağır aksak yürümeye devam eder..

 

 

“eskrim falan istemem-“

“owen mutlaka gelmeniz lazım dedi..”

 

eliza ısrarla istemediğini söylüyorken o mis gibi fitnessına gidecektir, takacaktır müziğini, makinesinde koşacaktır falan, ama sam hala ısrar ediyorken ellerini iki yana açar

 

“ben çok mu meraklıyım gidip iğne gibi kılıçlarla dövüşçülük oynamaya-“

“sen de gitme o zaman-“

“olmaz, arkadaşıma destek olmam lazım..”

 

eliza yaşaran gözlerini elinin tersiyle silerken gözlerini devirir

 

“miss calis’le prensin arasında marulla domates olacağız haberin olsun-“

“geliyorsun yani?”

“sırf o iğne gibi kılıcı senin gözüne sokmak için-yürü..”

 

sam sırıtarak yürürken eliza da onu takip ediyor, ikisi owen’a yetişirken miss calis yine önden önden gidiyordur..

 

 

nicole ve veronica voleybol için diğer kızlardan ayrılırken liv ve rose koşuşturarak yüzme havuzlarının olduğu bölüme gelmişlerdir. Büyük sınıflar çoktan kocaman havuza atlayıp bir ileri bir geri yüzüyorken hocaları düdükleri ve kronometreleriyle süreleri ölçüyor, atlayışları ve kulaçları düzeltiyorken liv heyecanla gülümser

 

“çok güzel olacak rose, balık gibi bütün gün suyun içinde!”

 

rose gülümseyerek derin bir nefes alır ve havuzun klor kokusu içine dolarken ikisi de kayıtlarını yaptırıp mayolarını almak için soyunma odalarına koşturur..

 

 

“kayıtlarınızı yaptırdıktan sonra şort ve takım atletlerini almak için soyunma odalarında toplanın..”

 

herkes futbol koçunu onaylayarak kayıtların yapıldığı masalara yönelirken lonna pembe saçlarını sımsıkı toplayarak kuyruğunu iki yana açarak biraz daha sıkar ve hızlı adımlarla sıranın önlerine doğru geçerken arkasından birini omzuna dokunduğunda arkasını döner, jaden ona bakıyorken lonna onu şöyle bir süzer

 

“fitnessa gitmiyor musun sen?”

“o jesse..”

“karıştırmışım..”

 

ve genç kız tekrar önüne dönerken jaden gülümseyerek çenesini kaşır, sonra biraz daha yaklaşarak konuşur

 

“neden futbola geldin?”

“spor?”

“voleybol da spor?”

kız sporu demek istedin sanırım..”

 

jaden itiraz etmezken lonna gözlerini deviriyordur, arkasını döner

 

“çok güzel futbol oynarım morgan, benden bir şeyler kaparsan mutlu ol..”

 

jaden hoholarken lonna kaşını kaldırarak önüne döner, sıra ona gelmişken genç kız kayıt için ismini söyler..

 

 

anna ve alexa binicik alanına girdiklerinde ahırlarındaki bölmelerinde duran birbirinden farklı atlar samanlarını çiğniyor, seyisler omuzlarındaki eyerlerle oraya buraya gidiyorken büyük sınıflar çoktan giyinmiş, taytları ve çizmeleriyle atlarının yanına gidiyorken alexa başını sağına çevirdiğinde çok güzel al bir at görür, gülümseyerek o tarafa ilerlerken kuyruğu ve yeleleri simsiyah, tüyleri kızıl bir kahverengi olan at sakince ağzındaki samanı çiğniyordur. Alexa asil hayvanın kara gözlerine bakarken at kişnediğinde bir adım geriler, anna da yanına gelmişken karşılarından bir seyis kızların yanına gelir

 

“kayıt oldunuz mu kızlar?”

“şimdi gideceğiz, bu at çok güzelmiş, adı nedir?”

“kestane..”

 

alexa gülümserken kestane önündeki çuvaldan biraz daha saman alır, alexa elini kaldırırken seyise bakar

 

“dokunabilir miyiz?”

 

genç adam tabii diyerek kestane’ye önce kendisi dokunurken konuşur

 

“kestane en sakin atlardan biridir, birinci sınıf mısınız?”

 

alexa kestanenin gözlerinin ortasındaki yeri okşarken annayla beraber başını sallar, seyis gülümserken kestane’nin yelesinin hemen altına hafifçe vurarak elini çeker

 

“kayıt işleri bittikten sonra beni bulursanız kestane’yle çalışmaya başlarsınız..”

 

alexa kocaman gülümserken seyis anna’ya bakar

 

“bir tane daha böyle sakin bir atım var, şu iki yandaki kır olanı görüyor musun?”

 

anna başını çevirerek siyahlı beyazlı tüyleri olan ata bakarken seyis konuşur

 

“onun da adı kül, kestane kadar sakindir, bazen biraz fazla sakindir, ama ilk öğrenenler için hiç zorluk çıkarmaz.. ikinize onları vereceğim..”

 

anna gülümseyerek teşekkür ederken alexa genç kızın koluna girerek kayıtların yapıldığı tarafa ilerler..

 

 

“ben bu kızların hepsini döverim, bacaklara bak, çırpı gibi..”

 

nicole yanından geçip giden üst sınıf kızların dedikodusunu yapıyorken veronica ona susmasını söyleyerek yürüyordur, ikisinin arkasından duncan takip ediyorken nicole erkekler takımın olduğu yeri işaret eder

 

“seninkiler orada duncan..”

 

duncan tamam diyerek o tarafa ilerlerken veronica nicole’e döner

 

“kovsaydın?”

“gayet güzelce nerede kayıt olacağını gösterdim, ne yaptım ki?”

“dün akşam da bir şey söylemedin, ne oldu?”

hiçbir şey. Bütün gece havadan sudan konuştuk, bir kere dans ettik mi onu bile hatırlamıyorum-“

“o kadar mı sıkıcı?”

 

nicole listeye ismini yazıp imzasını atıyorken omzunu silker

 

“başkasıyla oturup konuşsa o kadar sıkıcı olmaz belki ama bana göre değil-“

“jesse’yi de ektin yok yere..”

“onun gözü alexa’da, hiç başkasına aşık olan erkekle uğraşamam.. bir dahakine piz’i deneyeceğim..”

 

veronica gülerek ismini yazdığı kalemi bırakırken nicole yanından geçen bir tane daha tahta bacaklıya pis pis bakar, sonra yürümeye devam ederken veronica onu takip ediyordur..

 

 

eliza sam’le beraber eskrim arenasına girerken kapı dışında isimlerini çoktan vermiş oldukları için kalabalığa karışırlar. Eğitmenleri çoktan eskrim’in ne olduğunu anlatmaya başlamışken owen ve faye aralarında birkaç adam bırakarak dinliyor, eliza ve sam de onların ortalarında duruyorken beyazlar içindeki adam anlatmaya devam eder

 

“eskrim üç tür silahla yapılır: Flöre, epe ve kılıç..”

“üçünü bir arada mı kullanıyormuşuz?”

 

eliza gülerken sam hayatında epe falan tutmadığını söylüyordur, o sırada eğitmenin elinde bir epe görünürken genç adam açıklamaya devam eder

 

“epe olarak adlandırılan silah, 1,1 metre uzunluğunda, ucunda küçük bir düğme ve çan biçiminde bir koruyucusu bulunan ince bir silahtır. En çok 500 gram ağırlığında olabilir. Eskrimi öğrenmede de epe kullanılır. Epenin ucundaki yaylı noktanın rakibin gövdesine bastırılmasıyla sayı kazanılır. Her iki oyuncu da aynı anda bu vuruşu yaparsa, sayıyı atak üstünlüğü olan kazanır..”

“bayanlar önden demek istedi..”

 

sam gözlerini devirirken eliza epeyi tutuyormuşçasına parmağıyla delikanlıyı belinden dürter, sam sola kaçarken eliza dik dik eğitmene bakan owen’a doğru eğilir

 

“biraz daha uzaklaş, kokunu falan almasın..”

 

owen elizaya şöyle bir bakar sonra tekrar önüne dönerken genç kız başını iki yana sallayarak eğitmenin anlattıklarına döner

 

“Vuruşlar yalnızca gövdeye yapılır, kol ve bacaklara ya da başa değen vuruşlar kural dışı sayılır.”

“olmadı.. gözüne sokacaktım..”

 

sam sırıtırken eliza kollarını kavuşturarak dinlemeye devam eder

 

“Karşılaşmalarda eskrimci kısa, hızlı adımlarla ileri-geri hareket eder. Hücum durumundaysa kol, gövde ve bacaklarının hamle denen açılımıyla rakibini dürter. Savunmada ise rakibin hücumunu savuşturarak vuruş hakkı kazanmaya çalışır. Doğrudan yapılan hamleler rakibi tarafından kolayca savuşturulacağı için, eskrimcinin aldatıcı hareketlerle rakibini şaşırtacak hareketler yapması gerekir..”

 

sam ellerini kollarını sallarken eliza elini ağzına kapatarak gülüşünü itiyordur, sağ taraflarından faye’in sessiz olmalarını söyleyen fısıltısı duyulurken sam ve eliza genç kıza dönerler, bir söylemeden sadece bakarlarken faye de onlara bakar sonra tekrar önüne dönerken eliza kaşlarını çatarak eğitmenin anlattıklarını dinlemeye devam eder..

 

 

“ilk hafta duruşlar ve tekniklerle çalışacağız, silahlara geçmemiz birkaç dersi alacak..”

 

hepsi başlarını sallarken büyük sınıflar gerideki arenalarda çalışmaya başlamışlardır bile, birinci sınıflar veya ilk defa alanlar dinlemeye devam eder

 

“Flöre, epeden daha keskin ve ağır bir silahtır. Epede dürtüşler yalnızca silahın ucuyla yapılır ve giyside iz bırakabilir. Karşılaşma genel düello kurallarıyla yapılır ve özel sınırlamalar yoktur. Rakibin herhangi bir yerine yapılan dürtüş puan olarak değer kazanır. Aynı anda yapılan vuruşlar iki tarafa da sayı kazandırır..”

“benim istediğim bu demek ki..”

 

eliza elinde bir flöre tutuyormuş gibi bileğini çevirerek ileri hamle yaparken sam parmağıyla genç kızın flöresine vurur, eliza cıklarken sırada son silah vardır. Eğitmenin elinde zarif bir kılıç parlarken eliza ve sam ellerini indirerek genç adamı dinler

 

“Kılıç, hem dürtme, hem de kesme silahı olarak kullanılır. Rakibin belden yukarısına kılıcın ucuyla ya da kenarlarıyla yapılan vuruşlar sayı kazandırır..”

 

başlar sallanırken gümüş kılıç ellere geçer, üzerindeki sinclair arması dikkati çekerken eliza gülümseyerek sam’e gösterir

 

“benim sporum, baştan yeniksin..”

 

sam gülerek gümüş kılıcı eline alır, kaldırıp şöyle bir bakar, sonra owen’a uzatırken delikanlı kılıcı tutarak parmaklarını dibinden ucuna doğru yavaşça çıkarır, sinclair armasına bakarak kılıcı yanındakine verirken başını eğerek sağ tarafta kollarını kendine dolamış, ayağının ucuyla yerde bir şeyleri ittiren faye’e bakar, sonra tekrar doğrularak önüne dönerken eliza ve sam kendi hallerindedir, onlara aldırmazlar..

 

 

jonathan cora’yla beraber okçuluk eğitmeninin önünde duruyorken genç kadın elindeki okların, yayların ve ilerdeki hedefin özelliklerini anlatıyordur

 

“Her ok hedefte vurduğu yere göre puan alır. Bir ok halkaları ayıran çizginin tam üzerine saplanmışsa daha yüksek olan puanı alır..”

“bak sevdim bu kuralı, ben koysam böyle koyardım..”

 

cora concon’a gülümserken eğitmenleri tekrar konuşur

 

“kayıtlarınızı yaptırdıysanız adınıza düzenlenecek yayınızı ve oklarınızı girişten alabilirsiniz.. lütfen ellerinizde yüzük, bileklerinizde de bileklik olmamasına dikkat edin.. venüs bilekliği olanlar bilekliklerini ayak bileklerine veya boyunlarına geçirebilirler.. çektiğinizde uzayacaktır, sadece boncukların arası açılır.. burdan lütfen..”

 

cora jonathan’la beraber yürüyorken bileziğini çeker, gerçekten de bilezik boncukların arası açılarak genişlerken cora yeni kolyesini boynundan geçirir, önündeki jonathan elini arkasına uzatırken cora tutarak onu takip eder..

 

 

SOUNDTRACK / Jordin Sparks – One Step at a Time

 

 

“hiçbir şey yapmadık biz, siz?”

 

cora diğerlerine bakıyorken kimse bir şey yapmamıştır, eşyalar alınmış, dolaplar belirlenmiş, belki birkaç kişiyle tanışılmışken sıradaki ve haftanın son dersi sanat dersidir. Birinci ve ikinci sınıflar büyük salona yönlendirilmişken herkes kendine birer koltuk bulup yerleşir. Kısa bir süre sonra resim profesörleri Vanessa Rima, müzik profesörü Luke McDavis ve sinema profesör Mary Ingram sahneye çıktığında herkes oturduğu yerde dikleşerek üç profesöre bakar..

 

 

“hoş geldiniz çocuklar.. birinci sınıflar, ben profesör luke.. müzikten sorumluyum..”

 

birinci sınıflar şişman, güleryüzlü adama bakarlarken profesör luke mikrofonunu kontrol eder, sonra elleri belinde, devam eder

 

“ikinci sınıfların bildiği üzere, geçen seneki üçüncü ve dördüncü sınıflar ilk defa ortak bir proje gerçekleştirmişler ve okul çapında oldukça büyük yankı uyandıran bir festivale dönüşmüştü..”

“ikinci sınıf olmak varmış..”

 

alexa jesseyle beraber herkese şşştlerken merak ediyordur, dinler, o sırada ikinci sınıflar gülümseyerek koltuklarında yayılıyorlarken profesör luke devam eder

 

“bunu rotasyonlu yapacağımıza geçen sene karar vermiştik, bu seneki piyango birinci sınıflara vurdu..”

“haydi bakalım..”

 

jonathan ellerini kucağına koyarak arkasına yaslanırken cora sessizce gülerek merakla profesör luke’u izliyordur, o sırada miss natalie lingrad geç kaldığı için özür dileyerek içeri girer, diğer iskemleye kibarca otururken gülümseyerek öğrencilere bakar, profesör luke aldırmamış, devam eder

 

“ikinci sınıflar bu projeye katılmak konusunda serbestler, geçen seneki dördüncü sınıflar gibi.. ancak eğer katılırlarsa, bu notlarına yansıyacak, bunu belirteyim..”

“el mahkum katılacaklar demek oluyor, yaşadın veronica.. her neyse bu yapacağımız şey..”

 

veronica nicole’e gülümserken profesör devam eder

 

“birinci sınıflar içinse bu tamamen mecburi.. sanat dersinizin genel notu bu ödevden çıkacak, geliştirmek için kocaman bir döneminiz var..”

“hocam bir neyi geliştireceğimizi söyleyseydiniz de ben burada meraktan can vermeseydim..”

 

jaden ve jesse de concon’a katılırken onların fısıltıları arasında miss natalie çantasını kenara bırakmış, sırası gelmiş olacak, kalkarken ellerini birleştirerek yürüyor, gülümser

 

“sanat derslerimizin davranış dersinde öğrendiklerinizle, diğer dersleri de kullanmak isterseniz kullanabileceğiniz bir projeden bahsediyoruz.. bu proje sonunda hepiniz bireysel ya da grupsal, ama hepiniz bir şey yapmak koşuluyla dönem sonu festivalinde bunu diğer öğrencilerimize ve velilere sunacaksınız..”

“yetenek şovu mu?”

“süper!”

“gereksiz..”

 

cora kardeşinin koluna vuruyorken jaden koltuğuna yayılarak homurdanır

 

“yeteneğim yoksa bakacak mıyım öyle?”

“sende yetenek ne gezer zaten jaden-“

“kırarım kafanı tırtıl..”

 

jonathan jaden’ın uzakta olmasını fırsat bilerek elini kolunu sallarken büyük salonu bir uğultu almıştır, miss natalie ellerini kaldırırken o etki edemez, profesör luke güm diye ayağını yere vururken herkes irkilerek susar, miss natalie ayrıntısıyla anlatmaya başlar..

 

 

“genel olarak bir gösteriden bahsediyoruz, içinde minicik gösterileri barındıran..”

 

kafalar hala karışıkken miss natalie şöyle anlatayım diyerek döner, sahnede yürürken profesör luke oturmaya gitmiştir, şık topuklar sahnede yürüyorken miss natalie cümlelerini kurmuş, konuşur

 

“gösterimizin bir teması var.. bu temaya uygun olarak hepiniz bir şey çıkartmakla yükümlüsünüz.. isterseniz dans edersiniz, isterseniz tiyatro yaparsınız.. ama bir sahne ürünü olmak zorunda.. sahne sanatları konusunda miss ingram sizlere yardımcı olacak, sahneye kurulacak şeylerde miss rima tarafından yardım alacaksınız, müziklerinize de senor luke yardım edecek..”

 

hepsi dinliyorken miss natalie devam eder

 

“ne yapmak istediğiniz size kalmış.. ama hepinizin bir şey yapması gerekiyor.. ne yapabilirsiniz? minik bir dans gösterisi mi yapacaksınız? şarkı mı söyleyeceksiniz? müzik mi çalacaksınız? ne yapacaksanız yapın, sahnedekilerle sahne arkasındakiler her zaman olacaktır..”

 

kafalar düşüncelerle doluyorken miss natalie konuşur

 

“sahneye çıkacak olanların uygulaması bu olacak elbette, onun üzerinden notlanacaklar.. ama gösterinizin dekorunu hazırlamak, müziklerini hazırlamak, kareografi, yönetmenlik, senaryo yazımı, oyunun gerçekçi olması, akıcılık, bunların hepsi diğer sanatlardır, her şey sahne üzerinde olmaz, oraya gelene kadar çok adım aşılır..”

 

kaşlar çatılmışken miss natalie gülümser

 

“evet, kiminiz sahneye çıkacak, kiminiz gerideki ağacı hazırlayacak, kimisi müzikleri, kimisi senaryoyu yapacak.. bir grup çalışmasından bahsediyoruz.. isterseniz tek başınıza hazırlayın, isterseniz bütün sınıf bir araya gelerek tek bir gösteri sunun, ama hepiniz aktif olarak çalışın, tek kuralımız bu..”

 

parmaklar çıtlatılıyor, minik fısıltılar duyuluyorken miss natalie sahnenin diğer tarafına yürüyor, onlara bakarak devam eder..

 

 

“ikinci sınıflar melekler okulunda sizden bir kat daha deneyimli.. onları gösterinize katabilir ya da onlardan referans alabilirsiniz.. hepsi size ettikleri yardımlar kadar not alacaklar.. bununla amacımız her sınıf meleğinin sadece kendi sınıfını değil, kendinden büyükleri de, küçükleri de bilmesi.. bizim okulumuz bir sürü küçük kanadı içinde barındırsa da, topluluktan oluşan kocaman bir çift kanadı çırpar..”

 

hafif gülümsemeler oluşuyorken miss natalie de gülümseyerek devam eder

 

“böylece büyük sınıflarla iletişiminiz de artacak.. büyükler, bir küçük sınıf size gelirse reddetme şansınız yok.. küçükler sizleri seçecekler..”

 

küçüklerden hafif gülüşler duyuluyorken nicole yanındaki veronica’ya eğilir

 

“tiyatro yaparız, sen prenses olursun dick de prens-“

“tabii..”

“gidip oyunuma seçersem reddetme şansı yok-“

“nicole yapma..”

 

nicole sırıtırken veronica lütfen diyordur, nicole henüz karar verme aşamasında olduğunu söylerken miss natalie gülümseyerek devam eder

 

“bir büyük, birden fazla küçüğe yardım edebilir.. diğer kurallara gelince, ve evet kurallarımız da var..”

 

herkes dikleşirken iş ilginçleşmeye başlar, miss natalie cici cici gülümserken onlara bakar..

 

 

“modern bir çağda yaşıyoruz, farkındayım.. isterseniz elinizdeki asayı sallayarak ya da sallandırtarak her şeyi bir günde halledebilirsiniz, ama kurallar bu noktada devreye giriyor..”

 

dikkatler toplanmışken miss natalie ciddileşerek açıklar

 

“hazırlayacağınız şeylerde dekor olsun, müzik olsun, diğer her türlü araç gereç, ne olduğu fark etmiyor, sihir kullanmak yasak arkadaşlar.. her şeyi kendi ellerinizle yapacaksınız, biz oyunlarınızı denetlemiyoruz, ama gösteri gecesi oyununuz sihir bariyerlerinden geçirilecek, bunları aşacağınızı düşünmeyin, eğer bir sihir bulunursa bütün oyun diskalifiye olur..”

“çok tatsız..”

 

liv daha şimdiden kimsenin kuralları bozmamasını tembihlerken herkes tarafından bu kural anlayışla karşılanır, sihir yoktur tamam, miss natalie devam eder

 

“ancak, bu kuralın tek bir istisnası var.. o da oyununuzun içinde sahnede yapılması maddi olarak imkansız bir şey varsa, diyelim illa ki birden deli gibi yağmur yağması ve rüzgarlar esmesi gerekiyor, oyununuzun içinde tek bir sihir kullanma hakkınız var.. bunun için de miss leti’yle konuşacaksınız, gereken sihir oyununu size o sağlayacak, siz yapmayacaksınız..”

“çok stratejik olmamız lazım, tanrım, sürekli düşüneceğiz..”

 

rose gülümserken liv oturduğu yerde biraz daha öne gelerek dinlemeye devam miss natalie gülümseyerek konuşur

 

“diğer kuralı zaten söyledim, grubunuzdaki herkes bir şeyler yapacak.. haftalık olarak ilerleme raporlarınızı biz dördümüzden birine, en çok hangisi oyununuzda varsa ona ileteceksiniz.. raporlar gerekli, sonra suratınıza çarpacağız..”

“rapor olmasa şaşarım..”

jaden, oturdu.”

 

Anna hayali raporunu yazıyorken jaden genç kızın ellerini ittirerek dinlemeye devam eder

 

“gruplarınızı kurduğunuzda bir başkanınız olacak, oyununuzdan o sorumlu olacak.. grubun sayısı, başkanı, hepsi size kalmış.. ama başkanlarınızı ve grup listenizi yarın akşama kadar bana getireceksiniz, ben onaylayacağım.. her ay belirli aralıklarla provalar yapılacak..”

 

kafalar sallanır, miss natalie konuşur

 

“gelelim gösterinin temasına.. diğer bir kural, oyununuzun bu tema çevresinde olması..”

 

herkes dikleşirken miss natalie gülümser..

 

 

“temamız aslında oldukça basit, çok kolaylıkla bir şey bulabileceğinizi düşündüğümüz bir tema..”

 

meraklı suratlar miss’e bakıyorken miss natalie açıklar

 

“gösterinizin teması, içeriği, konusu, herhangi bir şeyi ailenizi temsil edecek..”

 

kaşlar çatılır, bir sessizlik olurken miss natalie ellerini açarak konuşur

 

“aileniz, anneniz ya da babanız, veya soyunuz.. bu üçüyle alakalı bir şeyi anlatacaksınız bizlere.. yaşanmış bir olay olabilir, tarihiniz olabilir, geleceğiniz olabilir.. ailenizin nasıl bir şey olduğu, veya neler olabileceği.. bu seneki birinci ve ikinci sınıfların tümünün ailesi bu gösteriyi teker teker kadro olsa bile kaldıracak ailelere sahip..”

 

herkes hafifçe gülerken alexa’nın gözleri parlıyordur

 

“ben ne yapacağımı buldum..”

 

liv genç kıza gülümserken rose ne olduğunu soruyordur, alexa sonra anlatırım diyerek tekrar önüne dönerken miss natalie gülümser

 

“gösteriyi izleyecek velilerin hepsinin gözlerini dolduracaksınız.. unutmayın, ailenizle ilgili bir yaşanmışlık, ya da onu açıklayan bir şey.. şarkı, tiyatro, dans, ya da oyun..”

 

hepsi düşünceli, miss natalie’ye bakarken genç kadın gülümser

 

“şu anda aklınıza bir şey gelmiyor olabilir, ama biraz zaman bırakın.. evet, serbestsiniz, dağılabilirsiniz..”

 

bir anda uğultu başlarken profesörler de kalkarak sahneden inerler..