“ee ne yapacağız

#12 – Meeting with the Parents

 

“ee ne yapacağız?”

 

herkes güneşli günde ilk tatil günlerinin tadını bahçede çıkarıyorken piz’in sorusuna liv’den yanıt gelir

 

“önce gruplara ayrılmamız lazım-“

“kimsenin bir fikri yok ki, nasıl ayrılacağız?”

 

liv bildiğini söylerken devam eder

 

“fikrimiz yokken ayrılmak daha bile iyi, grubumuzun çeşitliliğine göre hiç beklenmedik bir şey ortaya çıkar, ama alexa’nın bir fikri var mesela, önce o başlasın..”

 

herkes alexa’ya dönerken güzel venüs meleği gülümser

 

“ben annemle babamın tanışmasını bir masal haline çevireceğim, onun için iki tane oyuncuya ihtiyacım var-“

“ki biri sensin-“

“ben oynamak istemiyorum..”

 

herkes aaalarken genç kız güler

 

“senaryoyu yazacağım, şarkılarını söyleyeceğim, bir de üstüne oynayamam, çok fazla sorumluluk, bir kız, bir de erkeğe ihtiyacım var..”

 

liv seç o zaman derken alexa gülümser

 

“liv ve sam..”

 

herkesin yüzünde kocaman birer gülümseme olurken liv şaşkınca alexa’ya bakıyordur, tessa ve chris morgan’ın hikayesini gayet iyi biliyorken hafifçe yutkunarak sam’e bakar, delikanlının olanlardan pek haberi yokken alexa konuşur

 

“itiraz kabul edemem, ilk aklıma ikiniz geldiniz..”

“ben bir şey demedim zaten, liv?”

 

liv de sam’in tepkisi üzerine eli mahkum peki derken, alexa keyifle gülümser ve sırasını savarken geride kalanlar birbirlerine bakmaya devam eder..

 

 

“ben de buldum galiba!”

 

cora atılırken bakır buklelerini kulağının arkasına atar

 

“eski fransa’daki büyük zevk klüplerini biliyor musun-neydi, çok ünlü bir tanesi-“

Moulin Rouge-“

“evet! orada geçen kısacık bir müzikal parça hazırlayacağım, annem de eskiden böyle eski dönemlerin müzikallerinde rol almış-lonna ve jonathan’ı alıyorum, iki kıza daha ihtiyacım var, senaryo işi kolay ama dekorlarda yardıma ihtiyacım olacak-“

“ben ne olacağım?”

 

cora gülümseyerek jonathan’a döner

 

“sen klübün sahibi olacaksın, ben de en gözde kortezanın olacağım..”

 

jonathan bir an kilitlenip kalırken cora delikanlıya sokularak gülümser, jonathan keyifle sırıtarak genç kızı kavrarken jaden gayet sesli bir şekilde öksürerek dikkatleri çeker, lonna da corayı

çekerek yanına oturturken homur homur bir şeyler söylüyordur, kardeşi aldırmaz..

 

 

“ha sen klüplerde dans et, annem ikimizi de vurur-“

“bir şey demez, mutlu olur, hem oturup milletle sevişecek halim yok, düşünsene anneme gençliğinde o dört arkadaşıyla beraber tiyatroda olduğu günleri hatırlatacağız-“

“annem üzülecek cora-“

“üzülmez lonna, kendini unuttu senelerdir, ne kadar renkli bir kadındı, farkında değil misin?”

 

lonna iç çekerken bahanesiyle kalktığı su şişeleri elinde, tekrar kalabalığa dönerken cora gayet mutlu bir şekilde yerine oturur..

 

 

“evet ben de buldum, not alınsın..”

 

anna aynen not alıyorken nicole dizleri üzerinde doğrulur

 

“annemle babamı anlatacağım, güzel ve çirkin gibi olacak, zavallı babacığımın çektiği şeylerden sonra..”

 

kurbağalar geçmiş senelerin hikayelerini hatırlarken nicole devam eder

 

“veronica’yı alıyorum annem olarak, babam olarak da dick’i alacağım ve makyaj yapacak insanlara ihtiyacım var-“

“beni al!”

 

nicole memnuniyetle rose’u alırken yan odalarındaki ikinci sınıf bir kıza da gidip soracağını söyler, yemeklerde yaptığı göz makyajını beğenmiştir

 

“dick’i sembolik olarak başlarda çirkin göstermem lazım..”

 

veronica ters ters bakıyorken nicole bütün sevimliliğiyle gülümser, gamzesi cici bir çukur olurken yerine oturur..

 

 

“beni de not alır mısın anna?”

 

herkes owen’a bakarken anna gülümseyerek tabii diyordur, owen anlatır

 

“annemin, babamın ve teyzemin hikayesini anlatacağım..”

 

faye tepki vermeden dinliyorken owen önce ona bakar, sonra eliza’ya döner

 

“eliza annemi oynar mısın?”

“kraliçeyi mi?”

 

owen başını sallarken eliza bir an gülümser, sonra gülümsemesi bir ton solarak yan gözle faye’e bakarken bir şey söyleyecek olur, ama owen araya girer

 

“faye sen de latty olacaksın, kabul edersen tabii..”

 

faye sakin görünüyorken sessizce başını sallar. Anna ve diğerleri üçünü izliyorken genç kız sorar

 

“yazıyor muyum?”

 

üçü de başlarını sallarken liv konuşur

 

“sihir için tek bir hakkınız var, iyi düşünmeniz gerek..”

 

owen düşüneceğini söylerken faye konuşur

 

“amcan da hikayede olmalı..”

 

owen genç kıza bakarken faye başını sallar

 

“conrad olmadan ewan ve biana başlamazdı bile..”

 

owen başını sallarken liv temkinli bir şekilde ikisine bakıyordur, mırıldanır

 

“conrad kim olacak?”

“ben olurum, yaz anna...”

 

anna hiç sorgulamadan jaden’ın ismini yazarken daha fazla karakter eklenmeden sıradaki gruba geçilir..

 

 

“dekor konusunda yardıma ihtiyacın yok mu alexa?”

 

alexa jesse’ye dönerken gülümser

 

“aklında başka bir şey yoksa iyi olabilir, amcamın eski evinin bir kısmını inşaa etmemiz lazım ve bu arada bana bir tane gabriel ve bir tane de jaden lazım, şimdi hatırladım..”

 

jaden tühlüyorken anna kendi kendini oynamasına gerek olmadığını söylüyordur, piz jaden olmak için gönüllü olurken, duncan da gabriel için elini kaldırır alexa memnuniyetle not alınmasını söylerken anna yazıyordur, sonunda bir tek kendisinin kaldığını görürken güler

 

“stand up falan mı yapsam acaba?”

 

jaden tabii diyorken anna onu ittirerek kendi adını cora’nın müzikalinin altına yazar

 

“ama şarkı söylemem..”

“öyle olmaz-“

“imkanı yok, söylemem, rezil olursunuz-“

“peki o zaman ben birazdan bir ilan asarım..”

 

anna bak o güzel fikir diyorken cora yarın annesine anlatmak için sabırsızlandığını söylüyor, jonathan gülerek babasına bir zevk klübü sahibi olduğunu söylediğinde adamın yüzünün alacağı ifadeyi merak ediyordur..

 

 

öğleden sonra cora yurt panosuna oyununa iki kız oyuncu aradığını asmış, akşama doğru bir sürü insan kapısına gelmişken ilk kızı seçmek kolay olmuştur. Mya adında esmer, çıtı pıtı çok güzel şarkı söyleyen bir michiou ilk seçimleri olmuşken ikinci için cora bir türlü gelenleri beğenmiyordur. Halbuki jonathan hepsinin de çok güzel kızlar olduğunu söylemişken cora onu bir süreliğine dışarı atarak yanına lonna’yı almıştır, ama onun daha beter olduğu hemen sonra anlaşılmışken kardeşi o çok renkli oyunlarına rapçi kızın tekini seçmiştir, cora köpürüyordur

 

“biz burada şarkı söylemekten bahsediyoruz-“

“o da çok güzel söylüyordu-“

“rap yapıyordu lonna!”

“rap yasak mı cora!?”

“ben daha romantik bir şey olsun istiyordum-“

“hayır deseydin!”

“sen o kadar atladın ki üstüne bir şey diyemedim!”

 

lonna senin hatan o zaman diyerek işin içinden sıyrılırken akşam yemeği için hazırlanması gerektiğini söyler ve odasına dönerken cora daha ilk günden bir kayıp yaşamış, somurtarak yatağına girip yorganını başına çeker..

 

 

“cora?”

 

alexa akşam yemeğinden sonra elinde bir sandviç tabağıyla odaya döndüğünde corayı çalışma masasının ışığında harıl harıl bir şeyler yazarken bulmuş, içeri girip kapıyı kapatırken ışığı açmamıştır. Genç kız arkadaşının yanına gidip ne yaptığına bakarken cora beyaz kağıtlara renkli kalemlerle bir şeyler çiziyordur, konuşur

 

“sahnenin dekorlarını kafamda oturtmaya çalışıyorum-“

“daha çok erken-“

“değil, ben öyle iki üç kartonla dekor kurmayacağım, eksiksiz olmalı..”

 

alexa gülümserken cora tabaktaki sandviçin kokusunu almış, başını kaldırıp o tarafa bakar, alexa tabağı kendine çekerken konuşur

 

“bir daha sabahtan akşama kadar odaya kapanacak mısın?”

“gerekirse evet-“

“kimseyle konuşmadan?”

 

cora arkadaşına bakıp iç çeker

 

“ama canımı sıktı-“

“her canın sıkılınca yatağa girip yorganı kafana çekersen yandık..”

“iyi peki, açım hadi ver-“

“söz ver-“

“alexa-“

“söz ver cora!”

“söz! Hadi ver!”

 

alexa gülerek tabağı aç meleğin önüne koyar, cora ilk yarıma uzanacakken yarı yolda durur, alexa onun konuşmasına izin vermeden çantasından bir de kola çıkarıp önüne koyar, cora kocaman gülümseyerek teşekkür ederken alexa bir şey değil diyerek ışıkları açar..

 

 

SOUNDTRACK / Ashley Tisdale - Headstrong

 

 

Kurbağalar ilk Pazar sabahı kahvaltıdan sonra ölümüne kalabalık bahçeye çıkarken hepsi birilerini arar gözlerle etrafa bakıyordur. bazı meleklerin aileleri çoktan gelmişken kurbağaların grubundan kimsenin bir şeyi henüz gelmemiştir, liv parmak uçlarında yükselerek etrafa bakıyorken biraz sonra giriş tarafında Oreon arması olan bir araba gördüğünde kocaman gülümseyerek bağırır

 

“GELDİLER!”

 

ve genç kız o tarafa koşmaya başlarken diğerleri de heyecanla kapının önünde duran arabalara bakıyordur..

 

 

biana ewan’ın uzattığı eli tutarak arabadan çıkarken güvenlik görevlileri de gerekli yerlere geçiyordur. Genç kadın beyaz elbisesinin etekleri ılık mars rüzgarında uçuşarak kalabalık bahçeye bakıyorken çocukların arasından uçarcasına o tarafa koşan liv’i gördüğünde gülümser

 

“geldiğimizi görmüşler..”

“ilk kurbağa yine en önden koşuyor..”

 

ewan gülümseyerek andrea ve scott’a bakıyorken sarışın adam gülümser, andrea çoktan herkesi bırakıp kızına doğru gidiyorken bir an sonra liv uçarak annesinin boynuna atıldığında ilk melek annesine kavuşuyordur..

 

 

“anne..”

 

biana yakışıklı oğluna sımsıkı sarılarak saçlarını öperken owen annesini tutarak ezberlediği parfümün kokusunu alıyordur, gülümseyerek onu bırakırken ewan oğlunun kafasını tutarak kendine çevirir

 

“gözlerime bak..”

 

owen gülerek babasının gözlerine bakıyorken ewan da bir terslik olmadığını görmüş, biraz sonra gülümseyerek oğlunu kendine çeker, ilk göz bebeğini sımsıkı sarıyorken owen da babasının sırtına tutunuyordur..

 

 

“BABA!”

 

jonathan ve nicole yarış içinde babalarına doğru koşuyorken conrad gülerek kollarını açar. Önce nicole genç adamın üzerine atlarken jonathan onun saçını çekerek babasının diğer açık koluna sarılır, ama hemen sonra arkada onu bekleyen annesini görünce babayı unutup ona koşarken sienna da anne-oğulu bırakıp nicole ve conrad’ın yanına geçer..

 

 

“anne-“

“anne!”

 

jaden ve alexa aynı anda annelerine atılıyorken genç kız gözleri dolarak annesine sarılıyor, jaden da biricik annesini sımsıkı sarıyorken celine oğlunun saçlarını okşayarak boynundan sıcacık öper, sonra kendinden ayırıp gözlerinin içine bakarken jaden gülümsüyordur. O sırada gabriel oğlunu çekip kendine alırken jaden boynu sıkılarak gülüyorken gabriel oğlunun kafasını öperek sorar

 

“erkek adam önce babasına koşar!”

 

jaden gülerek babasının tutuşundan kurtulur, sonra dönüp ona da sımsıkı sarılırken gabriel gülümseyerek oğlunu tutuyor, celine gözleri dolarak ikisini izliyorken jaden arkasını dönüp onun yaşlı gözlerini görünce babasını itip tekrar annesinin kollarına döner, gabriel gözlerini deviriyorken diğer morgan üçlüsü de buluşuyordur..

 

 

“çok özledim sizi..”

 

alexa annesini bırakmak istemiyor, ama babasına da sarılmak istiyorken chris ona uzatılan kolu çekerek iki kızına da sarılır, tessa gözleri dolu dolu gülüyorken alexa da burnunu çekerek güler, üçü tekrar ayrılırken alexa bir eliyle annesini, diğeriyle babasını tutuyor, gülümser

 

“anlatacak o kadar çok şey var ki!”

“hemen başla tatlım, hadi gelin şuradaki banklara gidelim..”

 

chris karısıyla kızını önüne alarak bahçedeki tahta bankların birine götüyorken alexa okulunun  ne kadar güzel olduğundan başlayarak anlatıyordur..

 

 

herkes annesiyle babasına sarılmış, bağırışlar ve gülüşler bahçeyi dolduruyorken faye en arkadaki arabaya yürüyordur, babası en arkadaki güvenlik görevlileriyle konuşuyorken annesi o tarafa geliyordur, faye onu gördüğü anda gözleri dolarak adımlarını hızlandırır, biraz sonra koşarak cuslov’un açılan kollarına kendini atarken genç kadın biricik bebeğini tuttuğu anda faye ağlamaya başlıyordur..

 

 

calis kızının annesine sarılıp ağlamaya başladığını gördüğünde görevlileri azad eder, dönerek hızla o tarafa giderken cuslov bir şeyler mırıldanarak kızının altın saçlarını okşuyordur, faye annesinin omzunun arkasından babasının ona yaklaştığını görünce biraz daha ağlamaya başlar, calis cuslov’un belini tuttuğunda annesi kızını bırakır, faye baba diyerek genç adamın kollarına geçerken calis göğsüne sokulan bebeğini kendine sararak saklıyor, saçlarını öperek geçtiğini söylüyorken dante’nin sıkıntısının sebebi anlaşılmış, cuslov üzüntüyle babasının kollarındaki kalbi kırık meleğini izliyordur..

 

 

“bir tanem hadi anlat..”

 

faye içini çekerek gözlerini siliyorken annesiyle babası onu bahçenin daha sakin bir köşesine getirmiş, güneşli güzel günde ağaçların arasındaki bir bankta oturuyorlarken faye kucağındaki ellerine bakarak mırıldanır

 

“bir şey olmadı..”

“neden üzüldün?”

 

faye omuzlarını kaldırıp yavaşça tekrar indirirken cuslov kızının saçlarını okşayarak şakağına dudaklarını bastırır, faye annesinin ruhuyla gözlerini kapatırken cuslov da usulca kızını okuyor, calis ikisini izliyorken karısının mavi gözleri açıldığında ve dudakları faye’i bıraktığında hafifçe gülümseyerek iç çeker, sonra gülümsemesini silerek faye’e eğilirken güzel kız annesiyle göz göze geldiğinde yutkunur, cuslov onun saçlarını kulağının arkasına atıyorken sakin sesiyle konuşur

 

“büyüdükçe ve başka arkadaşlar edindikçe böyle şeylerle karşılaşacaksın tatlım. Yanlış anlayacaksın, üzüleceksin-“

“yanlış anlamadım anne..”

 

cuslov iç çekerek calis’e bakarken faye hala parmaklarını izliyordur, sarı saçları sol tarafından kucağına dökülüyorken calis cuslov’un dudaklarının owen  deyişiyle kızına döner

 

“neler olduğunu bana da anlatır mısın hayatım?”

“owen beni ilk balonun ortasında bırakıp başka bir kızla gitti..”

“neden böyle yaptığını söyledi mi?”

“kız hastaydı, ona eşlik edeceğini söyledi, ama ben arkalarından çıkıp odaya dönerken ikisi bahçede dans ediyordu baba..”

 

calis kızının ona dönen mavilerinde öfkeyi de görüyorken yavaşça başını sallar

 

“peki daha sonra owen’a ne kadar kırıldığını anlattın mı?”

 

faye yine önüne dönerek parmaklarıyla oynarken mırıldanır

 

“anlamıştır, iki gündür konuşmuyoruz..”

“bence konuşmalısınız faye-“

“istemiyorum baba-“

“owen senin en iyi dostun tatlım-“

“artık değil, elizayla daha dostlar.

“eliza?”

“oda arkadaşım, hasta olan kız..”

 

calis ohlarken cuslov dudaklarını büzerek kaşlarını çatıyordur, calis de kaşlarını kaldırırken faye ayağının ucuyla çimleri ittirerek sessizce oturuyordur..

 

 

“rose!”

 

liv annesiyle babasının önünden koşar adımlarla gidiyorken rose da onu bulmuş, gülümseyerek arkadaşının uzattığı eli tutar, ikisi de aynı anda anne ve babalarına dönerler

 

“liv ellen-“

“rose francis-“

“oda arkadaşım.”

 

iki kız da aynı anda birbirlerini tanıtırken anne ve babalar gülümsüyordur, kızlar da gülerek ortada dururken andrea rose’a elini uzatır

 

“tanıştığımıza çok memnun oldum rose..”

“ben de miss ellen..”

 

andrea genç kızı bırakıp bay ve bayan francis’e dönerken onlar da kızları gibi güler yüzlü insanlardır. Scott da rose’la tanışıp andrea’nın yanında sohbete katılıyorken liv ve rose dördünü izliyordur. liv annesinin gülümsediğini görünce onunla beraber gülümser ve yanındaki arkadaşının kulağına eğilir

 

“oldu galiba..”

 

rose da gülümseyerek başını sallarken andrea, rose’un annesi linda’ya eskiden sık sık satürne gittiğini söylüyor, güneş evrenini ne kadar özlediğinden bahsediyorken scott da thomas’la okulun ne kadar büyük olduğundan bahsediyor, çocukların güvenliklerini tartışıyordur..

 

 

“şu gelen arkadaşın mı eliza?”

 

eliza annesinin işaret etmesiyle arkasını dönerken babası da onlara doğru gelen Luplex eski kral ve kraliçeye bakıyordur, ikisinin önünde owen gülümseyerek eliza’nın yanında dururken genç kız önce ona, sonra anne ve babasına bakarken biana hafifçe gülümser, eliza bir an kraliçenin güzelliği önünde ne diyeceğini bilemezken ağzını açar, sonra dönerek annesine bakar

 

“anne, bu arkadaşım owen.. baba, owen.”

 

Bay ve bayan Gruniér delikanlının elini sıkıyorken owen da kendi ebeveynlerine döner

 

“anne, baba.. bu arkadaşım eliza..”

 

biana genç kızı elini sıkarken eliza sadece gülümser, ardından kralla el sıkışırken ewan genç kıza gülümsediğinde eliza bir an karşısında owen’ın gelecekteki halini gördüğünü hissederek biraz daha gülümser. Biraz sonra eliza, kral ve kraliçe’nin büyüsünden çıktığında büyükler kendi aralarında tanışıyordur, owen genç kızın kolunu tutarak dikkatini çekerken eliza bakışlarını konuşan dörtlüden çekip hafifçe irkilerek delikanlıya döner

 

“efendim?”

“sam’i gördün mü?”

“bir ara kendininkileri aramak için bizden ayrıldı, sonra ben de görmedim..”

 

owen başını sallayarak etrafına bakıyorken eliza hala ona bakıyordur, gülümser

 

“babana daha çok benziyorsun..”

 

owen kahverengi bakışlarını genç kıza çevirirken eliza gülümsüyordur, delikanlı da gülümseyerek bir an babasına bakar, genç adam şimdilik kral moduna geçmiş, mesafeli bir sohbet götürüyorken owen tekrar eliza’ya döner

 

“sen de anneme benziyorsun, güzel bir seçim yapmışım..”

 

eliza kraliçeye bakarak gülümserken bir an sonra aklına faye geldiğinde tekrar owen’a döner

 

“owen, faye ağlıyordu..”

“biliyorum..”

“kızı ağlattık..”

“biz bir şey yapmadık eliza-“

“bile bile gidip ağlatmadık tabii, ama kalbi kırılmış.. miss calis’liğine toz kondurmamak için de yaklaşmıyor, ben birazdan yanına gideceğim, daha fazla küs kalamam, canımı sıkıyor..”

 

owen tamam derken eliza hala ona bakıyordur

 

“sen gitmeyecek misin?”

“gideceğim tabii, calisleri ben de özledim-“

“lafı çarpıtma-“

“çarpıtmıyorum-“

“faye’den sıkıldın mı?”

 

owen bir an kalakalırken eliza ona bakıyordur, o sırada miss gruniér gençlere dönerek konuşur

 

“eliza, hayatım.. oda arkadaşınla ne zaman tanışacağız?”

 

eliza annesine dönerek gülümser

 

“şimdi, bak oradalar..”

 

eliza calislerin oturduğu bankı gösterirken herkes o tarafa döner, biana onlara eşlik etmeyi teklif ederken Gruniérler memnuniyetle kabul ederler, Biana ve eliza’nın annesi önden gidiyorken çocuklar en arkadan sessizce takip ediyorlardır..

 

 

“faye..”

 

faye biana’nın sesiyle başını kaldırırken eliza ve owen’ı da gördüğünde bir an durur, biana ona kollarını açarken faye gülümseyerek kalkar ve kraliçeye sarılırken biana genç kızın saçlarını okşayarak onu tutar, faye hafifçe iç çekerek onu bırakıp ewan’a dönerken genç adam calis prensesinin nasıl olduğunu soruyordur, faye iyi olduğunu söylerken biana yanlarındaki eliza’yı ve ailesini gösterir

 

“cuslov, nagel.. lütfen tanışın, Laila ve Richard Gruniér. Kızları eliza, faye’in oda arkadaşıymış..”

 

calisler gülümseyerek gruniérlerle tanışıyorken iki oda arkadaşı genç kız birbirlerine bakıyordur, ewan göz ucuyla gençleri izliyorken bakışmaların daha bir süre devam edeceğini anladığında büyüklere döner

 

“evrenler arası yolculuk çarptı galiba, oturacak bir yer bulmaya ne dersiniz?”

 

kralın teklifi memnuniyetle kabul edilirken ewan tekrar gençlere döner

 

“siz de bütün grubunuzu toplayıp teker teker bize katılın, tamam mı?”

 

owen babasına başını sallarken ewan oğlunun ensesini hafifçe sıkar, sonra onları bırakıp büyüklerle beraber uzaklaşırken gençler birbirlerine döner...

 

 

“seni üzecek tam olarak ne yaptım bilmiyorum faye, ama özür dilerim, lütfen artık konuşur musun?”

 

faye elizaya bakıyorken göz ucuyla owen’ı da süzer, sonra oda arkadaşına dönerken iç çeker

 

“bana yalan söylediğiniz için kızgınım-“

“yalan mı söyledik?! Ne zaman söyledik-ben söylemedim-owen sen mi söyledin?”

 

owen elizaya bakıyorken genç kız başını iki yana sallayarak bir cevap bekliyordur, delikanlı cevabı ona değil de asıl sorana vermek için faye’e döner

 

“sana yalan söylemedik faye-“

“balo akşamı sam’e eliza’nın hasta olduğunu söyleyip çıkmışsın owen-“

“hastaydım!”

“ikinizi bahçede dans ederken gördüm, nasıl hasta olduğunu bana söyler misin eliza?”

 

eliza sessizken owen onların bakışmasını kesmek için araya girer

 

“sadece bir danstı faye-“

“hasta olduğu için odaya kadar eşlik etmeni anlarım owen, ama bahçenin ortasında dakikalarca dans etmek için yalan söyleyip beni arkada bırakmanı, sonra da ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi yanıma yanaşmanı kaldıramam-“

“hiçbir şey olmadı çünkü!”

“ne demek olmadı!? Sana balomu mahvettiğini söyledim, sen de daha çok mahvetmek için oda arkadaşımla çekip gittin! Daha ne olsun-“

“ben zaten baloya elizayla gitmiştim faye.”

 

Faye bir an kaskatı kesilirken eliza şokla owen’a bakar, delikanlı duruşunu değiştirmiyorken faye dudaklarını birbirine bastırarak bir adım geri çekilir

 

“haklısın.. doğru.. onunla beraber geldiğin için her türlü yalanı söyleyip yine ona dönmen kabul edilebilir-“

“faye-“

“hayır eliza, owen haklı. Önceki iki gün için özür dilerim..”

 

eliza faye’in yalancı özründeki kırıklığı görüyorken sarışın kız bir an daha ikisine bakar, sonra dönüp uzaklaşırken eliza arkadaşı uzaklaştıktan sonra owen’a döner

 

“neden öyle bir şey söyledin owen-“

“çünkü söylenmesi gerekiyordu, o dansa ben seninle gittim eliza, faye’in seninle dans ettiğim için hiçbirimize kızmaya hakkı yok-“

“umrunda mı sanıyorsun!? Kör müsün sen? Resmen umrumda değilsin faye dedin, gözlerinin içine baka baka..”

 

owen itiraz etmiyorken eliza başını iki yana sallayarak saçlarını kulaklarının arkasına alır

 

“ikinizin arasında ne var bilmiyorum, ama ben ortanızda kalıp bütün senemi zehir etmek istemiyorum.. bizimkiler gittikten sonra faye bu akşam da duvar gibi olursa  gelip özür dileyeceksin, ben surat ya da trip kaldıracak kadar sorunsuz bir insan değilim, anladın mı?”

 

delikanlı başını sallarken eliza güzel diyerek onu orada bırakır ve başka bir tanıdık bulma umuduyla yürürken arkasında bıraktığı owen, sam’in sesini duyduğunda iç çekerek o tarafa döner..

 

 

jesse ve jaden annelerle babaları baş başa bırakmış, bahçe içinde bir keşif turuna çıkmışken alexa annesine yapışık bir şekilde onlara doğru geliyordur, jaden onlara el sallarken jesse genç kızın yanındaki tessa’ya bakıyor, kızına mı yoksa annesine mi hayran olsa bilemiyorken chris yeğeninin omzunu sıkarak yanına alır

 

“arkadaşınla tanışalım jaden..”

“jesse, bu amcam chris, eşi tessa.. alexa’nın annesiyle babası..”

 

chris delikanlının elini sıkarken jesse gülümser, tessa’ya dönüp güzel anneyle de el sıkışırken bir an yutkunur, alexa gülümseyerek onun yüzünü izliyorken ikis göz göze geldiğinde genç kız gülümser, jesse de kaşlarını kaldırarak gülümserken tessa, celine ve gabriel’in nerede olduğunu soruyordur, jaden oturdukları yeri gösterirken tessa yanından ayrılmayan kızını tutarak o tarafa yürür, chris de delikanlılara dikkatli olmalarını söyleyerek kızları takip ederken jesse onların arkasından bakıyor, derin bir nefes alır-

 

“boyu kadar muz görmüş maymun gibiydin..”

 

jaden gülüyorken jesse şakacı arkadaşına döner

 

“ben hiç o kadar güzel anne görmedim..”

“venüslü olunca bir başka oluyor tabii..”

 

jesse boyu kadar muzu uzaklara gitmiş bir maymun olarak başını sallarken jesse arkadaşını alarak grubun diğer kalanıyla karşılaşmayı umarak bahçede yürümeye devam eder..

 

 

alexa kendisi gibi annesinin yanından ayrılmayan annayla karşılıklı oturuyorken ikizlerin nerede olduğunu sorar, anna geride bir yeri işaret ederken alexa cora’yı görmüş, banktan çıkarak o tarafa koşar

 

“cora!”

 

cora onun sesini duyup arkasını dönerken kapı tarafını gösterir

 

“annemler şimdi geldi, neredesiniz?”

 

alexa oturdukları yeri işaret edip beklediklerini söylerken cora başını sallar, diğer yandan yanına gelmiş lonnayı tutarak kapıya koşarken alexa onların gittikleri yere bakar..

 

 

SOUNDTRACK / Gwen Stefani – Rich Girl (feat. Eve)

 

 

Cora ve lonna bahçenin girişinde durmuş arabalarına koşuyorken parlayan metalik gri arabanın sürücü kapısı açılır, şık topuklu ayakkabıları taşıyan uzun bacaklar dışarı çıkarken biraz sonra saçları platin sarısı, buz gibi beyaz tenli güzeller güzeli bir kadın arabadan inmiştir. Pahalı güneş gözlükleri ve belini sımsıkı sarıp dizlerine kadar inen siyah elbisesiyle rosenthall ikizlerinin annesi, güneş evreninde adı bir ve tek olan claudette’le anılan tek modacı gwen rosenthall etrafına bakıyorken biraz sonra iki kızının da ona doğru koştuğunu görünce gülümser, güneş gözlüklerini indirerek parlayan kahverengi gözlerini ortaya çıkarırken cora genç kadının boynuna atıldığında gwen de gülerek kızını tutar, diğer bebeğine de boşta kalan kolunu uzatırken lonna da annesinin beline sarılmıştır. Miss rosenthall iki kızının da melek saçlarını öperek parlayan gözlerine bakar ve sorar

 

“meleklerimin ilk haftası nasıldı?”

“çok güzeldi anne!”

“eh idare ettik..”

 

gwen iki zıt kutuba bakarak gülüyor, iki kızını da birer kolunun altına alıp uzun bacaklarıyla melekler okulu bahçesinde parlıyorken genç kadını görenler dönüp bir daha bakıyordur. gwen hiçbirine aldırmıyor, bugün bir moda şovunda ya da dergi çekiminde değil, sadece kızlarıyla beraberken cora arkasını dönüp park edilmiş arabalarına bakar, sonra annesine döner

 

“babam?”

“o biraz geç kalacak tatlım. Anlatın bakalım ben yokken neler oldu?”

 

cora gülümseyerek iç çeker ve lonna’ya bakarken pembe saçlı kız gözlerini devirir, gwen ne olduğunu soruyorken lonna annesine cora’nın bir sevgili bulduğunu söyler, gwen gözleri büyüyerek corasına bakarken genç kız yanakları pembe pembe olmuş, yüzünü elleriyle kapatarak gülüyordur..

 

 

“yuh!”

 

conrad yine ne var diyerek concon’un yuhladığı şeye dönüyorken latty ikisinin de düzgün konuşması gerektiğini söyleyerek o tarafa bakar, sonra conrad’ın kolunu tutarak sorar

 

“gwen rosenthall değil mi o? Hani şu modacı..”

“ben bile tanıdıysam öyledir ve ben modacıları nereden tanıyorum o bambaşka bir konu-concon, neden yuhladın ondan haber ver sen..”

 

concon sırıtarak babasına döner

 

“gwen rosenthall’ın sağ kolundaki kızı görüyor musunuz?”

 

conrad ve latty sarışın, çıtı pıtı, güzel kıza bakıyorken başlarını sallıyorlardır, jonathan keyifle konuşur

 

“o kız benim sevgilim.”

 

Latty hayretle küçük oğluna bakıyorken conrad keyifle gülerek concon’unun sırtını patpatlıyordur

 

“aferin evlat, çok güzel bir kız, öyle değil mi annesi?”

“öyle, öyle tabii-ne zaman?”

“ne demek ne zaman anne?”

“bir hafta da sevgili mi buldun oğlum?”

“evet?”

 

latty gözlerini deviriyorken jonathan babasının yanında durmuş, sarı kelebeğini izliyordur

 

“çok güzel değil mi baba?”

“öyle öyle, saçlar falan.. sarışın seviyorsun demek, concon’a bak sen latty!”

 

latty dakikalardır bakıyorken küçücük bebeği büyümüş de sevgili bile buluyordur, latty oğlunun saçlarını okşayarak gülümserken jonathan öne atılır

 

“gidip tanışalım-baba asker moduna girersen karizmama ek puan sağlarsın, anne sen olduğun gibi kal..”

 

jonathan annesinin yanağını yine çökertirken conrad bakışlarını sertleştiriyor, latty oğluna ve babasına gülerek iki koca bebeği takip ediyordur..

 

 

gwen iki kızının da oda arkadaşlarıyla tanışmış, anneler ve babalar da kaynaşmışken genç kadın şimdi tessayla venüsten bahsediyordur, ikisi koyu bir sohbetteyken alexa yanındaki cora’ya diğer taraftan gelenleri işaret eder, sarışın kız o tarafa dönüp jonathan’la beraber anne ve babasını gördüğünde gülümseyerek annesine döner, koluna dokunarak dikkatini çekerken gwen tessayla konuşuyordur

 

“tiyatrodan sonra venüsten ayrılmanın anlamı yok dedim, pardon tessa-efendim tatlım?”

“jonathan geliyor..”

 

gwen ohlayarak gülümser ve cora’nın bakıtığı yere dönerken luplex kraliyetinin ikinci basamağı onlara yaklaşıyordur, miss rosenthall gülümseyerek onlarla tanışmaya gelen konukları bekliyorken cora ayağa kalkmıştır, jonathan genç kıza elini uzatarak yanına alırken cora da annesine elini uzatır, genç kadın ayağa kalkarken jonathan ailesine döner

 

“anne, bu cora rosenthall, kız arkadaşım..”

 

cora çok memnun olarak her ikisiyle de tanışırken latty gwen’e döner

 

“miss rosenthall, latty flacil..”

“gwen rosenthall, memnun oldum prenses..”

 

latty de çok memnun olduğunu söylerken conrad da venüs güzeli modacı gwen rosenthall’la tanışmış, gayet de memnun olmuşken gwen jonathan’a döner

 

“jonathan..”

“miss rosenthall..”

 

prens jonathan miss rosenthall’ın elini kibarca öperek geri verirken gwen gülümseyerek teşekkür eder, o sırada elbisesinin gizli cebindeki telefon çalmaya başladığında genç kadın özür dileyerek diğerlerinin yanından ayılır, cora yalnız kalmışken ne diyeceğini bilmiyordur, sadece gülümseyerek sevimli bir şekilde orada dururken bankın diğer köşesindeki lonna kimsenin onu tanıştırmayacağını anlayınca latty ve conrad’ın yanına gelir, kendini tanıştırarak prensesle küçük bir sohbete girerken cora ve jonathan onları dinlemeye başlar..

 

 

“istersen evren başkanıyla toplantın olsun-ah ama çok pardon, çünkü evren başkanı da çocuklarını görmek için okula gelmiş.

 

Gwen bahçenin bir köşesinde köpürerek telefondaki kocasıyla konuşuyorken sinirle gülerek serbest elini beline koyar

 

“umrumda bile değil-cora ilk dakikada seni sordu david, bir daha soracak, ne dememi istersin hayır cora, baban beni terkettiği için artık sizi görmeyecek  mi diyeyim-belki de öyle demeliyim!”

 

genç kadın bir an sesini kontrol edemediğinin farkına vararak bahçede daha uzak bir köşeye doğru yürüyorken duyduğu bir şeyle yerinde kalakalır

 

“hayır david-hayır...kesinlikle hayır, bugünü mahvedemezsin, geleceksin. Geleceksin, kızlarınla güzel bir gün geçireceksin-tanrı aşkına bana bakmak zorunda bile değilsin!”

 

gwen karşı taraftan gelen bahanelerle başını iki yana sallıyorken boşta kalan elinin parmaklarını dudaklarına bastırır, kocası denecek adamın kızlarını nasıl bir kenara attığına on beş yıldır belki milyonuncu kez tanık oluyorken gözlerini kapatır, karşı tarafın mazaretleri bittiğinde kahverengi gözler tekrar açılır

 

“cehenneme kadar yolun var david.”

 

ve genç kadın telefonu kapatır, derin bir nefes alarak melekler okulunun geniş arazisine bakar...

 

bir derin nefes daha, telefonu tamamen kapatır...

 

son bir derin nefesle kendi kendine gülümser ve arkasını dönerek tekrar diğerlerinin yanına giderken kızlarına babalarının şimdi ve bir daha hiçbir zaman gelmeyeceğini söylemek için muhteşem bir zaman olduğunu düşünerek yürür..

 

 

“anne, bak bu oscar!”

 

liv rose’la beraber anneleri babaları odalarına çıkarmış, içeri girer girmez yatağın altından fırlayan oscarı eline alarak annesine gösteriyordur, andrea ve scott küçük beyaz kediye bakarken rose da liv’in kurbağasını annesiyle babasına gösterir

 

“liv ölü olan her şeye bir dokunuşuyla can verebiliyor anne. Kurbağasını da o diriltmiş biliyor musunuz?”

 

linda ve thomas küçük ağaç kurbağasına bakıyorken şaşkınca liv’e dönerler, genç kız gülümseyerek başını sallarken linda gülümser

 

“bu çok büyük bir güç liv..”

“evet miss francis, biliyorum.. annem ve babam beni her zaman gücümün sınırlarının farkında olarak büyüttü. Tanrılar bana böyle güç verdilerse mutlaka ilerde bir amacı olacak diye düşünüyoruz, ama şimdilik sadece çürümüş meyve ya da sebze yemediğimize seviniyorum!”

 

herkes gülüşürken andrea güzel kızının omuzlarını tutarak gülümser, scott gururla ellerini ceplerine sokarken kurbağa vraklıyor, oscar liv’in elinden yere atlayıp cam kafese koşuyordur..

 

 

“babası benden yakışıklı mı?”

 

veronica babasına gözlerini devirerek bahçede yürüyorken kızından biraz uzun boylu, güler yüzlü ve kel olan keith onu takip ediyordur, elini şöyle bir başına götürür

 

“oda arkadaşının babası zaten evrenler dalında bana tur bindirdi, gerçi saçı varsa zaten hükmen galip sayılıyor-“

“kimse senden yakışıklı değil baba, lütfen..”

 

keith güzel kızının saçlarını öperek kolunun altına alırken veronica sonunda sonneldları görmüş, babasının elinden tutarak o tarafa giderken dick de onları görünce oturduğu yerden ayağa fırlar

 

“hey!”

“dickie, bu babam keith perish.. baba, dickie sonneld, erkek arkadaşım..”

“çok memun oldum senor perish, kitaplarınız muhteşem..”

 

keith gülerek gözleri parlayan delikanlıya teşekkür eder, dick heyecanla annesine ve babasına dönerken felicine ve troy sonneld çoktan tanıştırılmak için ayağa kalkmıştır. Dickie annesine dönerek gülümser

 

“anne, baba.. veronica perish, kız arkadaşım..”

 

miss felicine genç kızın elini sıkarken gülümser

 

“hakkında çok güzel şeyler duyduk veronica, çok memnun oldum..”

“teşekkür ederim efendim..”

 

genç kız baba sonneld’la da el sıkışırken sarışın adam keith’e döner

 

“yeni kitabınızın basımı için kapışan yayınevi sahibi arkadaşlarım var senor..”

 

keith gülerek oteller zinciri sahibi troy sonneld’la el sıkışırken konuşur

 

“kimsenin canı yanmadığı sürece piyasayı ayakta tutan o kapışmalar oluyor zaten senor-“

“troy, lütfen.. çocuklarımız samimi olduğuna göre bizim hala senorlarda misslerde kalmamıza gerek yok, değil mi felicine?”

 

genç kadın tabii diyerek gülümserken sorar

 

“miss perish gelmiyor mu keith?”

 

dickie hızla veronica’ya bakarken unuttuğunu fısıldar, genç kız gülümseyerek önemli olmadığını söylerken keith onları duymamış, felicine’in sorusunu cevaplar

 

“karım Lea veronica 6 yaşındayken aramızdan ayrıldı..”

“ah tanrım, üzgünüm, sizi üzmek istemezdim..”

 

baba-kız hafifçe gülümseyerek önemli olmadığını mırıldanırken felicine üzüntüyle kocasına bakar, sonra gülümseyerek önünen dönerken az önce oturdukları masayı gösterir

 

“biraz oturalım mı-“

“anne siz oturun, biz içecek bir şeyler kapıp geliyoruz..”

 

dick onay için veronica’ya bakarken genç kız gülümser, ikisi beraber uzaklaşırken keith ve troy felicine’in ardından oturuyorlardır..

 

 

“iyisiniz değil mi tatlım?”

 

cora burnunu çekiyorken babasının neden durup da bugün evren dışına çıktığını anlamıyordur, telefonda bile konuşamamışlardır. Onun yanındaki lonna sakinliğini koruyorken annesine döner

 

“iyiyiz anne..”

 

gwen pembe saçlı kızına bakarken gözlerinde o çok nadir çaresiz bakışlarından biri vardır, lonna da sadece annesine gülümsediği gibi gülümserken uzanarak genç kadına sarılır

 

“bir dahaki tatilde görüşürüz.. babam da vakti olduğunda bizi arasın..”

“söylerim bebeğim, kendinize çok dikkat edin..”

 

lonna tamam diyerek ayrılırken gwen diğer meleğine döner

 

“cora, hadi gülümse meleğim..”

“babama çok kızdığımı söyle anne..”

“söylerim tatlım..”

 

cora da annesine sımsıkı sarılırken gwen gözlerini kapatarak gülümser, güzel meleğinin saçlarını öperek bırakırken konuşur

 

“jonathan’a da öpücüklerimi iletirsin, değil mi?”

“iletmez mi, bizzat öper-“

“lonna!”

 

lonna sırıtırken gwen de içtenlikle gülerek iki kızının saçlarını okşar

 

“sizi çok seviyorum, akıllı olun tamam mı? ve neyi unutmuyoruz?”

 

ikizler aynı anda temiz saçlar derken gwen gülümser

 

“aferin.. hafta içinde tekrar ararım sizi, olur mu?”

 

iki kafa da onaylayarak sallanırken gwen iki kızına da bir öpücük yollayıp arabasına döner, cora ve lonna onun arabaya girişini izliyorken gwen motoru çalıştırır, yola çıkmadan önce kısacık bir korna çalarak meleklerine tekrar hoşça kal derken lonna ve cora gülümseyerek annelerine el sallıyorlardır..

 

 

“birbirinize sahip olun!”

“okuldan dışarı çıkmayın..”

“arkadaşlarınızla iyi anlaşın..”

 

kurbağalar grup haline ayrılan ebeveynlerden gelen yönergelere başlarını sallıyorken herkes arabalara biniyordur, en son kral ve kraliçe binerken owen arabanın kapısını tutuyordur, biana oğluna döner

 

“faye’le aranızı bozmamaya çalışın tatlım, olur mu?”

“elimden geleni yapıyorum anne..”

“biliyorum hayatım, kendini üzme sakın..”

 

owen tamam derken biana oğlunun saçlarını öper ve dönüp arabaya girerken ewan da oğlunun ensesini sıkar

 

“seninle gurur duyuyorum evlat..”

“sağol baba, diğerlerine dikkat et..”

 

ewan gülümseyerek edeceğini söyler, sonra arabaya biner, owen kapıyı iterken Oreon arabaları teker teker uzaklaşıyordur, owen arkadaki gruba dönerken herkes tekrar bahçeye dağılıyordur, sam arkadaşını bekliyorken owen gülümseyerek delikanlının yanına gelerek onunla beraber sessizce yürür..