![]()
#12 – Meeting with the Parents “ee ne yapacağız?” herkes güneşli günde ilk tatil
günlerinin tadını bahçede çıkarıyorken piz’in sorusuna liv’den yanıt gelir “önce gruplara ayrılmamız lazım-“ “kimsenin bir fikri yok ki, nasıl
ayrılacağız?” liv bildiğini söylerken devam eder “fikrimiz yokken ayrılmak daha bile
iyi, grubumuzun çeşitliliğine göre hiç beklenmedik bir şey ortaya çıkar, ama
alexa’nın bir fikri var mesela, önce o başlasın..” herkes alexa’ya dönerken güzel venüs
meleği gülümser “ben annemle babamın tanışmasını bir
masal haline çevireceğim, onun için iki tane oyuncuya ihtiyacım var-“ “ki biri sensin-“ “ben oynamak istemiyorum..” herkes aaalarken genç kız güler “senaryoyu yazacağım, şarkılarını
söyleyeceğim, bir de üstüne oynayamam, çok fazla sorumluluk, bir kız, bir de
erkeğe ihtiyacım var..” liv seç o zaman derken alexa gülümser “liv ve sam..” herkesin yüzünde kocaman birer
gülümseme olurken liv şaşkınca alexa’ya bakıyordur, tessa ve chris morgan’ın
hikayesini gayet iyi biliyorken hafifçe yutkunarak sam’e bakar, delikanlının
olanlardan pek haberi yokken alexa konuşur “itiraz kabul edemem, ilk aklıma
ikiniz geldiniz..” “ben bir şey demedim zaten, liv?” liv de sam’in tepkisi üzerine eli
mahkum peki derken, alexa keyifle gülümser ve sırasını savarken geride
kalanlar birbirlerine bakmaya devam eder.. “ben de buldum galiba!” cora atılırken bakır buklelerini
kulağının arkasına atar “eski fransa’daki büyük zevk
klüplerini biliyor musun-neydi, çok ünlü bir tanesi-“ “Moulin Rouge-“ “evet! orada geçen kısacık bir müzikal
parça hazırlayacağım, annem de eskiden böyle eski dönemlerin müzikallerinde rol
almış-lonna ve jonathan’ı alıyorum, iki kıza daha ihtiyacım var, senaryo işi
kolay ama dekorlarda yardıma ihtiyacım olacak-“ “ben ne olacağım?” cora gülümseyerek jonathan’a döner “sen klübün sahibi olacaksın, ben de
en gözde kortezanın olacağım..” jonathan bir an kilitlenip kalırken
cora delikanlıya sokularak gülümser, jonathan keyifle sırıtarak genç kızı
kavrarken jaden gayet sesli bir şekilde öksürerek dikkatleri çeker, lonna da
corayı çekerek yanına oturturken homur homur
bir şeyler söylüyordur, kardeşi aldırmaz.. “ha sen klüplerde dans et, annem
ikimizi de vurur-“ “bir şey demez, mutlu olur, hem oturup
milletle sevişecek halim yok, düşünsene anneme gençliğinde o dört arkadaşıyla
beraber tiyatroda olduğu günleri hatırlatacağız-“ “annem üzülecek cora-“ “üzülmez lonna, kendini unuttu
senelerdir, ne kadar renkli bir kadındı, farkında değil misin?” lonna iç çekerken bahanesiyle kalktığı
su şişeleri elinde, tekrar kalabalığa dönerken cora gayet mutlu bir şekilde
yerine oturur.. “evet ben de buldum, not alınsın..” anna aynen not alıyorken nicole
dizleri üzerinde doğrulur “annemle babamı anlatacağım, güzel ve çirkin
gibi olacak, zavallı babacığımın çektiği şeylerden sonra..” kurbağalar geçmiş senelerin
hikayelerini hatırlarken nicole devam eder “veronica’yı alıyorum annem olarak,
babam olarak da dick’i alacağım ve makyaj yapacak insanlara ihtiyacım var-“ “beni al!” nicole memnuniyetle rose’u alırken yan
odalarındaki ikinci sınıf bir kıza da gidip soracağını söyler, yemeklerde
yaptığı göz makyajını beğenmiştir “dick’i sembolik olarak başlarda
çirkin göstermem lazım..” veronica ters ters bakıyorken nicole
bütün sevimliliğiyle gülümser, gamzesi cici bir çukur olurken yerine oturur.. “beni de not alır mısın anna?” herkes owen’a bakarken anna
gülümseyerek tabii diyordur, owen anlatır “annemin, babamın ve teyzemin
hikayesini anlatacağım..” faye tepki vermeden dinliyorken owen
önce ona bakar, sonra eliza’ya döner “eliza annemi oynar mısın?” “kraliçeyi mi?” owen başını sallarken eliza bir an
gülümser, sonra gülümsemesi bir ton solarak yan gözle faye’e bakarken bir şey
söyleyecek olur, ama owen araya girer “faye sen de latty olacaksın, kabul
edersen tabii..” faye sakin görünüyorken sessizce
başını sallar. Anna ve diğerleri üçünü izliyorken genç kız sorar “yazıyor muyum?” üçü de başlarını sallarken liv konuşur “sihir için tek bir hakkınız var, iyi
düşünmeniz gerek..” owen düşüneceğini söylerken faye
konuşur “amcan da hikayede olmalı..” owen genç kıza bakarken faye başını
sallar “conrad olmadan ewan ve biana
başlamazdı bile..” owen başını sallarken liv temkinli bir
şekilde ikisine bakıyordur, mırıldanır “conrad kim olacak?” “ben olurum, yaz anna...” anna hiç sorgulamadan jaden’ın ismini
yazarken daha fazla karakter eklenmeden sıradaki gruba geçilir.. “dekor konusunda yardıma ihtiyacın yok
mu alexa?” alexa jesse’ye dönerken gülümser “aklında başka bir şey yoksa iyi
olabilir, amcamın eski evinin bir kısmını inşaa etmemiz lazım ve bu arada bana
bir tane gabriel ve bir tane de jaden lazım, şimdi hatırladım..” jaden tühlüyorken anna kendi kendini
oynamasına gerek olmadığını söylüyordur, piz jaden olmak için gönüllü olurken,
duncan da gabriel için elini kaldırır alexa memnuniyetle not alınmasını
söylerken anna yazıyordur, sonunda bir tek kendisinin kaldığını görürken güler “stand up falan mı yapsam acaba?” jaden tabii diyorken anna onu ittirerek
kendi adını cora’nın müzikalinin altına yazar “ama şarkı söylemem..” “öyle olmaz-“ “imkanı yok, söylemem, rezil
olursunuz-“ “peki o zaman ben birazdan bir ilan
asarım..” anna bak o güzel fikir diyorken cora
yarın annesine anlatmak için sabırsızlandığını söylüyor, jonathan gülerek
babasına bir zevk klübü sahibi olduğunu söylediğinde adamın yüzünün alacağı
ifadeyi merak ediyordur.. öğleden sonra cora yurt panosuna
oyununa iki kız oyuncu aradığını asmış, akşama doğru bir sürü insan kapısına
gelmişken ilk kızı seçmek kolay olmuştur. Mya adında esmer, çıtı pıtı çok güzel
şarkı söyleyen bir michiou ilk seçimleri olmuşken ikinci için cora bir türlü
gelenleri beğenmiyordur. Halbuki jonathan hepsinin de çok güzel kızlar olduğunu
söylemişken cora onu bir süreliğine dışarı atarak yanına lonna’yı almıştır, ama
onun daha beter olduğu hemen sonra anlaşılmışken kardeşi o çok renkli
oyunlarına rapçi kızın tekini seçmiştir, cora köpürüyordur “biz burada şarkı söylemekten
bahsediyoruz-“ “o da çok güzel söylüyordu-“ “rap yapıyordu lonna!” “rap yasak mı cora!?” “ben daha romantik bir şey olsun
istiyordum-“ “hayır deseydin!” “sen o kadar atladın ki üstüne bir şey
diyemedim!” lonna senin hatan o zaman diyerek
işin içinden sıyrılırken akşam yemeği için hazırlanması gerektiğini söyler ve
odasına dönerken cora daha ilk günden bir kayıp yaşamış, somurtarak yatağına
girip yorganını başına çeker.. “cora?” alexa akşam yemeğinden sonra elinde
bir sandviç tabağıyla odaya döndüğünde corayı çalışma masasının ışığında harıl
harıl bir şeyler yazarken bulmuş, içeri girip kapıyı kapatırken ışığı
açmamıştır. Genç kız arkadaşının yanına gidip ne yaptığına bakarken cora beyaz
kağıtlara renkli kalemlerle bir şeyler çiziyordur, konuşur “sahnenin dekorlarını kafamda
oturtmaya çalışıyorum-“ “daha çok erken-“ “değil, ben öyle iki üç kartonla dekor
kurmayacağım, eksiksiz olmalı..” alexa gülümserken cora tabaktaki
sandviçin kokusunu almış, başını kaldırıp o tarafa bakar, alexa tabağı kendine
çekerken konuşur “bir daha sabahtan akşama kadar odaya
kapanacak mısın?” “gerekirse evet-“ “kimseyle konuşmadan?” cora arkadaşına bakıp iç çeker “ama canımı sıktı-“ “her canın sıkılınca yatağa girip
yorganı kafana çekersen yandık..” “iyi peki, açım hadi ver-“ “söz ver-“ “alexa-“ “söz ver cora!” “söz! Hadi ver!” alexa gülerek tabağı aç meleğin önüne
koyar, cora ilk yarıma uzanacakken yarı yolda durur, alexa onun konuşmasına izin
vermeden çantasından bir de kola çıkarıp önüne koyar, cora kocaman gülümseyerek
teşekkür ederken alexa bir şey değil diyerek ışıkları açar.. SOUNDTRACK / Ashley
Tisdale - Headstrong Kurbağalar ilk Pazar sabahı
kahvaltıdan sonra ölümüne kalabalık bahçeye çıkarken hepsi birilerini arar
gözlerle etrafa bakıyordur. bazı meleklerin aileleri çoktan gelmişken
kurbağaların grubundan kimsenin bir şeyi henüz gelmemiştir, liv parmak
uçlarında yükselerek etrafa bakıyorken biraz sonra giriş tarafında Oreon arması
olan bir araba gördüğünde kocaman gülümseyerek bağırır “GELDİLER!” ve genç kız o tarafa koşmaya başlarken
diğerleri de heyecanla kapının önünde duran arabalara bakıyordur.. biana ewan’ın uzattığı eli tutarak
arabadan çıkarken güvenlik görevlileri de gerekli yerlere geçiyordur. Genç
kadın beyaz elbisesinin etekleri ılık mars rüzgarında uçuşarak kalabalık
bahçeye bakıyorken çocukların arasından uçarcasına o tarafa koşan liv’i
gördüğünde gülümser “geldiğimizi görmüşler..” “ilk kurbağa yine en önden koşuyor..” ewan gülümseyerek andrea ve scott’a
bakıyorken sarışın adam gülümser, andrea çoktan herkesi bırakıp kızına doğru
gidiyorken bir an sonra liv uçarak annesinin boynuna atıldığında ilk melek
annesine kavuşuyordur.. “anne..” biana yakışıklı oğluna sımsıkı
sarılarak saçlarını öperken owen annesini tutarak ezberlediği parfümün kokusunu
alıyordur, gülümseyerek onu bırakırken ewan oğlunun kafasını tutarak kendine
çevirir “gözlerime bak..” owen gülerek babasının gözlerine bakıyorken
ewan da bir terslik olmadığını görmüş, biraz sonra gülümseyerek oğlunu kendine
çeker, ilk göz bebeğini sımsıkı sarıyorken owen da babasının sırtına
tutunuyordur.. “BABA!” jonathan ve nicole yarış içinde
babalarına doğru koşuyorken conrad gülerek kollarını açar. Önce nicole genç
adamın üzerine atlarken jonathan onun saçını çekerek babasının diğer açık
koluna sarılır, ama hemen sonra arkada onu bekleyen annesini görünce babayı
unutup ona koşarken sienna da anne-oğulu bırakıp nicole ve conrad’ın yanına
geçer.. “anne-“ “anne!” jaden ve alexa aynı anda annelerine
atılıyorken genç kız gözleri dolarak annesine sarılıyor, jaden da biricik
annesini sımsıkı sarıyorken celine oğlunun saçlarını okşayarak boynundan
sıcacık öper, sonra kendinden ayırıp gözlerinin içine bakarken jaden
gülümsüyordur. O sırada gabriel oğlunu çekip kendine alırken jaden boynu
sıkılarak gülüyorken gabriel oğlunun kafasını öperek sorar “erkek adam önce babasına koşar!” jaden gülerek babasının tutuşundan
kurtulur, sonra dönüp ona da sımsıkı sarılırken gabriel gülümseyerek oğlunu
tutuyor, celine gözleri dolarak ikisini izliyorken jaden arkasını dönüp onun
yaşlı gözlerini görünce babasını itip tekrar annesinin kollarına döner, gabriel
gözlerini deviriyorken diğer morgan üçlüsü de buluşuyordur.. “çok özledim sizi..” alexa annesini bırakmak istemiyor, ama
babasına da sarılmak istiyorken chris ona uzatılan kolu çekerek iki kızına da
sarılır, tessa gözleri dolu dolu gülüyorken alexa da burnunu çekerek güler, üçü
tekrar ayrılırken alexa bir eliyle annesini, diğeriyle babasını tutuyor,
gülümser “anlatacak o kadar çok şey var ki!” “hemen başla tatlım, hadi gelin
şuradaki banklara gidelim..” chris karısıyla kızını önüne alarak
bahçedeki tahta bankların birine götüyorken alexa okulunun ne kadar güzel olduğundan başlayarak
anlatıyordur.. herkes annesiyle babasına sarılmış,
bağırışlar ve gülüşler bahçeyi dolduruyorken faye en arkadaki arabaya
yürüyordur, babası en arkadaki güvenlik görevlileriyle konuşuyorken annesi o tarafa
geliyordur, faye onu gördüğü anda gözleri dolarak adımlarını hızlandırır, biraz
sonra koşarak cuslov’un açılan kollarına kendini atarken genç kadın biricik
bebeğini tuttuğu anda faye ağlamaya başlıyordur.. calis kızının annesine sarılıp
ağlamaya başladığını gördüğünde görevlileri azad eder, dönerek hızla o tarafa
giderken cuslov bir şeyler mırıldanarak kızının altın saçlarını okşuyordur,
faye annesinin omzunun arkasından babasının ona yaklaştığını görünce biraz daha
ağlamaya başlar, calis cuslov’un belini tuttuğunda annesi kızını bırakır, faye baba
diyerek genç adamın kollarına geçerken calis göğsüne sokulan bebeğini kendine
sararak saklıyor, saçlarını öperek geçtiğini söylüyorken dante’nin sıkıntısının
sebebi anlaşılmış, cuslov üzüntüyle babasının kollarındaki kalbi kırık meleğini
izliyordur.. “bir tanem hadi anlat..” faye içini çekerek gözlerini
siliyorken annesiyle babası onu bahçenin daha sakin bir köşesine getirmiş,
güneşli güzel günde ağaçların arasındaki bir bankta oturuyorlarken faye kucağındaki
ellerine bakarak mırıldanır “bir şey olmadı..” “neden üzüldün?” faye omuzlarını kaldırıp yavaşça
tekrar indirirken cuslov kızının saçlarını okşayarak şakağına dudaklarını
bastırır, faye annesinin ruhuyla gözlerini kapatırken cuslov da usulca kızını
okuyor, calis ikisini izliyorken karısının mavi gözleri açıldığında ve
dudakları faye’i bıraktığında hafifçe gülümseyerek iç çeker, sonra
gülümsemesini silerek faye’e eğilirken güzel kız annesiyle göz göze geldiğinde
yutkunur, cuslov onun saçlarını kulağının arkasına atıyorken sakin sesiyle
konuşur “büyüdükçe ve başka arkadaşlar
edindikçe böyle şeylerle karşılaşacaksın tatlım. Yanlış anlayacaksın,
üzüleceksin-“ “yanlış anlamadım anne..” cuslov iç çekerek calis’e bakarken
faye hala parmaklarını izliyordur, sarı saçları sol tarafından kucağına
dökülüyorken calis cuslov’un dudaklarının owen deyişiyle kızına döner “neler olduğunu bana da anlatır mısın
hayatım?” “owen beni ilk balonun ortasında
bırakıp başka bir kızla gitti..” “neden böyle yaptığını söyledi mi?” “kız hastaydı, ona eşlik edeceğini
söyledi, ama ben arkalarından çıkıp odaya dönerken ikisi bahçede dans ediyordu
baba..” calis kızının ona dönen mavilerinde
öfkeyi de görüyorken yavaşça başını sallar “peki daha sonra owen’a ne kadar kırıldığını
anlattın mı?” faye yine önüne dönerek parmaklarıyla
oynarken mırıldanır “anlamıştır, iki gündür
konuşmuyoruz..” “bence konuşmalısınız faye-“ “istemiyorum baba-“ “owen senin en iyi dostun tatlım-“ “artık değil, elizayla daha
dostlar.” “eliza?” “oda arkadaşım, hasta olan kız..” calis ohlarken cuslov
dudaklarını büzerek kaşlarını çatıyordur, calis de kaşlarını kaldırırken faye
ayağının ucuyla çimleri ittirerek sessizce oturuyordur.. “rose!” liv annesiyle babasının önünden koşar
adımlarla gidiyorken rose da onu bulmuş, gülümseyerek arkadaşının uzattığı eli
tutar, ikisi de aynı anda anne ve babalarına dönerler “liv ellen-“ “rose francis-“ “oda arkadaşım.” iki kız da aynı anda birbirlerini
tanıtırken anne ve babalar gülümsüyordur, kızlar da gülerek ortada dururken
andrea rose’a elini uzatır “tanıştığımıza çok memnun oldum
rose..” “ben de miss ellen..” andrea genç kızı bırakıp bay ve bayan
francis’e dönerken onlar da kızları gibi güler yüzlü insanlardır. Scott da rose’la
tanışıp andrea’nın yanında sohbete katılıyorken liv ve rose dördünü izliyordur.
liv annesinin gülümsediğini görünce onunla beraber gülümser ve yanındaki
arkadaşının kulağına eğilir “oldu galiba..” rose da gülümseyerek başını sallarken
andrea, rose’un annesi linda’ya eskiden sık sık satürne gittiğini söylüyor,
güneş evrenini ne kadar özlediğinden bahsediyorken scott da thomas’la okulun ne
kadar büyük olduğundan bahsediyor, çocukların güvenliklerini tartışıyordur.. “şu gelen arkadaşın mı eliza?” eliza annesinin işaret etmesiyle
arkasını dönerken babası da onlara doğru gelen Luplex eski kral ve kraliçeye
bakıyordur, ikisinin önünde owen gülümseyerek eliza’nın yanında dururken genç
kız önce ona, sonra anne ve babasına bakarken biana hafifçe gülümser, eliza bir
an kraliçenin güzelliği önünde ne diyeceğini bilemezken ağzını açar, sonra
dönerek annesine bakar “anne, bu arkadaşım owen.. baba,
owen.” Bay ve bayan Gruniér delikanlının
elini sıkıyorken owen da kendi ebeveynlerine döner “anne, baba.. bu arkadaşım eliza..” biana genç kızı elini sıkarken eliza
sadece gülümser, ardından kralla el sıkışırken ewan genç kıza gülümsediğinde
eliza bir an karşısında owen’ın gelecekteki halini gördüğünü hissederek biraz
daha gülümser. Biraz sonra eliza, kral ve kraliçe’nin büyüsünden çıktığında
büyükler kendi aralarında tanışıyordur, owen genç kızın kolunu tutarak
dikkatini çekerken eliza bakışlarını konuşan dörtlüden çekip hafifçe irkilerek
delikanlıya döner “efendim?” “sam’i gördün mü?” “bir ara kendininkileri aramak için
bizden ayrıldı, sonra ben de görmedim..” owen başını sallayarak etrafına
bakıyorken eliza hala ona bakıyordur, gülümser “babana daha çok benziyorsun..” owen kahverengi bakışlarını genç kıza çevirirken
eliza gülümsüyordur, delikanlı da gülümseyerek bir an babasına bakar, genç adam
şimdilik kral moduna geçmiş, mesafeli bir sohbet götürüyorken owen tekrar
eliza’ya döner “sen de anneme benziyorsun, güzel bir
seçim yapmışım..” eliza kraliçeye bakarak gülümserken
bir an sonra aklına faye geldiğinde tekrar owen’a döner “owen, faye ağlıyordu..” “biliyorum..” “kızı ağlattık..” “biz bir şey yapmadık eliza-“ “bile bile gidip ağlatmadık tabii, ama
kalbi kırılmış.. miss calis’liğine
toz kondurmamak için de yaklaşmıyor, ben birazdan yanına gideceğim, daha fazla
küs kalamam, canımı sıkıyor..” owen tamam derken eliza hala ona
bakıyordur “sen gitmeyecek misin?” “gideceğim tabii, calisleri ben de
özledim-“ “lafı çarpıtma-“ “çarpıtmıyorum-“ “faye’den sıkıldın mı?” owen bir an kalakalırken eliza ona
bakıyordur, o sırada miss gruniér gençlere dönerek konuşur “eliza, hayatım.. oda arkadaşınla ne
zaman tanışacağız?” eliza annesine dönerek gülümser “şimdi, bak oradalar..” eliza calislerin oturduğu bankı gösterirken
herkes o tarafa döner, biana onlara eşlik etmeyi teklif ederken Gruniérler
memnuniyetle kabul ederler, Biana ve eliza’nın annesi önden gidiyorken çocuklar
en arkadan sessizce takip ediyorlardır.. “faye..” faye biana’nın sesiyle başını kaldırırken
eliza ve owen’ı da gördüğünde bir an durur, biana ona kollarını açarken faye
gülümseyerek kalkar ve kraliçeye sarılırken biana genç kızın saçlarını
okşayarak onu tutar, faye hafifçe iç çekerek onu bırakıp ewan’a dönerken genç
adam calis prensesinin nasıl olduğunu soruyordur, faye iyi olduğunu söylerken
biana yanlarındaki eliza’yı ve ailesini gösterir “cuslov, nagel.. lütfen tanışın, Laila
ve Richard Gruniér. Kızları eliza, faye’in oda arkadaşıymış..” calisler gülümseyerek gruniérlerle
tanışıyorken iki oda arkadaşı genç kız birbirlerine bakıyordur, ewan göz ucuyla
gençleri izliyorken bakışmaların daha bir süre devam edeceğini anladığında
büyüklere döner “evrenler arası yolculuk çarptı
galiba, oturacak bir yer bulmaya ne dersiniz?” kralın teklifi memnuniyetle kabul
edilirken ewan tekrar gençlere döner “siz de bütün grubunuzu toplayıp teker
teker bize katılın, tamam mı?” owen babasına başını sallarken ewan
oğlunun ensesini hafifçe sıkar, sonra onları bırakıp büyüklerle beraber
uzaklaşırken gençler birbirlerine döner... “seni üzecek tam olarak ne yaptım
bilmiyorum faye, ama özür dilerim, lütfen artık konuşur musun?” faye elizaya bakıyorken göz ucuyla
owen’ı da süzer, sonra oda arkadaşına dönerken iç çeker “bana yalan söylediğiniz için kızgınım-“ “yalan mı söyledik?! Ne zaman
söyledik-ben söylemedim-owen sen mi söyledin?” owen elizaya bakıyorken genç kız
başını iki yana sallayarak bir cevap bekliyordur, delikanlı cevabı ona değil de
asıl sorana vermek için faye’e döner “sana yalan söylemedik faye-“ “balo akşamı sam’e eliza’nın hasta
olduğunu söyleyip çıkmışsın owen-“ “hastaydım!” “ikinizi bahçede dans ederken gördüm,
nasıl hasta olduğunu bana söyler misin eliza?” eliza sessizken owen onların
bakışmasını kesmek için araya girer “sadece bir danstı faye-“ “hasta olduğu için odaya kadar eşlik
etmeni anlarım owen, ama bahçenin ortasında dakikalarca dans etmek için yalan
söyleyip beni arkada bırakmanı, sonra da ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi
yanıma yanaşmanı kaldıramam-“ “hiçbir şey olmadı çünkü!” “ne demek olmadı!? Sana balomu
mahvettiğini söyledim, sen de daha çok mahvetmek için oda arkadaşımla çekip
gittin! Daha ne olsun-“ “ben zaten baloya elizayla gitmiştim
faye.” Faye bir an kaskatı kesilirken eliza
şokla owen’a bakar, delikanlı duruşunu değiştirmiyorken faye dudaklarını
birbirine bastırarak bir adım geri çekilir “haklısın.. doğru.. onunla beraber
geldiğin için her türlü yalanı söyleyip yine ona dönmen kabul edilebilir-“ “faye-“ “hayır eliza, owen haklı. Önceki iki gün
için özür dilerim..” eliza faye’in yalancı özründeki
kırıklığı görüyorken sarışın kız bir an daha ikisine bakar, sonra dönüp
uzaklaşırken eliza arkadaşı uzaklaştıktan sonra owen’a döner “neden öyle bir şey söyledin owen-“ “çünkü söylenmesi gerekiyordu, o dansa
ben seninle gittim eliza, faye’in seninle dans ettiğim için hiçbirimize kızmaya
hakkı yok-“ “umrunda mı sanıyorsun!? Kör müsün
sen? Resmen umrumda değilsin faye dedin, gözlerinin içine baka baka..” owen itiraz etmiyorken eliza başını
iki yana sallayarak saçlarını kulaklarının arkasına alır “ikinizin arasında ne var bilmiyorum,
ama ben ortanızda kalıp bütün senemi zehir etmek istemiyorum.. bizimkiler
gittikten sonra faye bu akşam da duvar gibi olursa gelip özür dileyeceksin, ben surat ya da trip
kaldıracak kadar sorunsuz bir insan değilim, anladın mı?” delikanlı başını sallarken eliza güzel
diyerek onu orada bırakır ve başka bir tanıdık bulma umuduyla yürürken
arkasında bıraktığı owen, sam’in sesini duyduğunda iç çekerek o tarafa döner.. jesse ve jaden annelerle babaları baş
başa bırakmış, bahçe içinde bir keşif turuna çıkmışken alexa annesine yapışık
bir şekilde onlara doğru geliyordur, jaden onlara el sallarken jesse genç kızın
yanındaki tessa’ya bakıyor, kızına mı yoksa annesine mi hayran olsa
bilemiyorken chris yeğeninin omzunu sıkarak yanına alır “arkadaşınla tanışalım jaden..” “jesse, bu amcam chris, eşi tessa..
alexa’nın annesiyle babası..” chris delikanlının elini sıkarken
jesse gülümser, tessa’ya dönüp güzel anneyle de el sıkışırken bir an yutkunur,
alexa gülümseyerek onun yüzünü izliyorken ikis göz göze geldiğinde genç kız
gülümser, jesse de kaşlarını kaldırarak gülümserken tessa, celine ve gabriel’in
nerede olduğunu soruyordur, jaden oturdukları yeri gösterirken tessa yanından ayrılmayan
kızını tutarak o tarafa yürür, chris de delikanlılara dikkatli olmalarını
söyleyerek kızları takip ederken jesse onların arkasından bakıyor, derin bir
nefes alır- “boyu kadar muz görmüş maymun
gibiydin..” jaden gülüyorken jesse şakacı
arkadaşına döner “ben hiç o kadar güzel anne
görmedim..” “venüslü olunca bir başka oluyor
tabii..” jesse boyu kadar muzu uzaklara gitmiş
bir maymun olarak başını sallarken jesse arkadaşını alarak grubun diğer
kalanıyla karşılaşmayı umarak bahçede yürümeye devam eder.. alexa kendisi gibi annesinin yanından
ayrılmayan annayla karşılıklı oturuyorken ikizlerin nerede olduğunu sorar, anna
geride bir yeri işaret ederken alexa cora’yı görmüş, banktan çıkarak o tarafa
koşar “cora!” cora onun sesini duyup arkasını dönerken
kapı tarafını gösterir “annemler şimdi geldi, neredesiniz?” alexa oturdukları yeri işaret edip
beklediklerini söylerken cora başını sallar, diğer yandan yanına gelmiş lonnayı
tutarak kapıya koşarken alexa onların gittikleri yere bakar.. SOUNDTRACK / Gwen
Stefani – Rich Girl (feat. Eve) Cora ve lonna bahçenin girişinde
durmuş arabalarına koşuyorken parlayan metalik gri arabanın sürücü kapısı
açılır, şık topuklu ayakkabıları taşıyan uzun bacaklar dışarı çıkarken biraz
sonra saçları platin sarısı, buz gibi beyaz tenli güzeller güzeli bir kadın
arabadan inmiştir. Pahalı güneş gözlükleri ve belini sımsıkı sarıp dizlerine
kadar inen siyah elbisesiyle rosenthall ikizlerinin annesi, güneş evreninde adı
bir ve tek olan claudette’le anılan tek modacı gwen rosenthall etrafına
bakıyorken biraz sonra iki kızının da ona doğru koştuğunu görünce gülümser,
güneş gözlüklerini indirerek parlayan kahverengi gözlerini ortaya çıkarırken
cora genç kadının boynuna atıldığında gwen de gülerek kızını tutar, diğer bebeğine
de boşta kalan kolunu uzatırken lonna da annesinin beline sarılmıştır. Miss
rosenthall iki kızının da melek saçlarını öperek parlayan gözlerine bakar ve
sorar “meleklerimin ilk haftası nasıldı?” “çok güzeldi anne!” “eh idare ettik..” gwen iki zıt kutuba bakarak gülüyor,
iki kızını da birer kolunun altına alıp uzun bacaklarıyla melekler okulu
bahçesinde parlıyorken genç kadını görenler dönüp bir daha bakıyordur. gwen
hiçbirine aldırmıyor, bugün bir moda şovunda ya da dergi çekiminde değil, sadece
kızlarıyla beraberken cora arkasını dönüp park edilmiş arabalarına bakar, sonra
annesine döner “babam?” “o biraz geç kalacak tatlım. Anlatın
bakalım ben yokken neler oldu?” cora gülümseyerek iç çeker ve lonna’ya
bakarken pembe saçlı kız gözlerini devirir, gwen ne olduğunu soruyorken lonna
annesine cora’nın bir sevgili bulduğunu söyler, gwen gözleri büyüyerek corasına
bakarken genç kız yanakları pembe pembe olmuş, yüzünü elleriyle kapatarak
gülüyordur.. “yuh!” conrad yine ne var diyerek concon’un yuhladığı
şeye dönüyorken latty ikisinin de düzgün konuşması gerektiğini söyleyerek o
tarafa bakar, sonra conrad’ın kolunu tutarak sorar “gwen rosenthall değil mi o? Hani şu
modacı..” “ben bile tanıdıysam öyledir ve ben
modacıları nereden tanıyorum o bambaşka bir konu-concon, neden yuhladın ondan
haber ver sen..” concon sırıtarak babasına döner “gwen rosenthall’ın sağ kolundaki kızı
görüyor musunuz?” conrad ve latty sarışın, çıtı pıtı,
güzel kıza bakıyorken başlarını sallıyorlardır, jonathan keyifle konuşur “o kız benim sevgilim.” Latty hayretle küçük oğluna bakıyorken
conrad keyifle gülerek concon’unun sırtını patpatlıyordur “aferin evlat, çok güzel bir kız, öyle
değil mi annesi?” “öyle, öyle tabii-ne zaman?” “ne demek ne zaman anne?” “bir hafta da sevgili mi buldun
oğlum?” “evet?” latty gözlerini deviriyorken jonathan
babasının yanında durmuş, sarı kelebeğini izliyordur “çok güzel değil mi baba?” “öyle öyle, saçlar falan.. sarışın
seviyorsun demek, concon’a bak sen latty!” latty dakikalardır bakıyorken küçücük
bebeği büyümüş de sevgili bile buluyordur, latty oğlunun saçlarını okşayarak
gülümserken jonathan öne atılır “gidip tanışalım-baba asker moduna
girersen karizmama ek puan sağlarsın, anne sen olduğun gibi kal..” jonathan annesinin yanağını yine çökertirken
conrad bakışlarını sertleştiriyor, latty oğluna ve babasına gülerek iki koca
bebeği takip ediyordur.. gwen iki kızının da oda arkadaşlarıyla
tanışmış, anneler ve babalar da kaynaşmışken genç kadın şimdi tessayla venüsten
bahsediyordur, ikisi koyu bir sohbetteyken alexa yanındaki cora’ya diğer
taraftan gelenleri işaret eder, sarışın kız o tarafa dönüp jonathan’la beraber
anne ve babasını gördüğünde gülümseyerek annesine döner, koluna dokunarak
dikkatini çekerken gwen tessayla konuşuyordur “tiyatrodan sonra venüsten ayrılmanın
anlamı yok dedim, pardon tessa-efendim tatlım?” “jonathan geliyor..” gwen ohlayarak gülümser ve
cora’nın bakıtığı yere dönerken luplex kraliyetinin ikinci basamağı onlara
yaklaşıyordur, miss rosenthall gülümseyerek onlarla tanışmaya gelen konukları
bekliyorken cora ayağa kalkmıştır, jonathan genç kıza elini uzatarak yanına
alırken cora da annesine elini uzatır, genç kadın ayağa kalkarken jonathan
ailesine döner “anne, bu cora rosenthall, kız
arkadaşım..” cora çok memnun olarak her ikisiyle de
tanışırken latty gwen’e döner “miss rosenthall, latty flacil..” “gwen rosenthall, memnun oldum
prenses..” latty de çok memnun olduğunu söylerken
conrad da venüs güzeli modacı gwen rosenthall’la tanışmış, gayet de memnun
olmuşken gwen jonathan’a döner “jonathan..” “miss rosenthall..” prens jonathan miss rosenthall’ın
elini kibarca öperek geri verirken gwen gülümseyerek teşekkür eder, o sırada
elbisesinin gizli cebindeki telefon çalmaya başladığında genç kadın özür
dileyerek diğerlerinin yanından ayılır, cora yalnız kalmışken ne diyeceğini
bilmiyordur, sadece gülümseyerek sevimli bir şekilde orada dururken bankın
diğer köşesindeki lonna kimsenin onu tanıştırmayacağını anlayınca latty ve
conrad’ın yanına gelir, kendini tanıştırarak prensesle küçük bir sohbete
girerken cora ve jonathan onları dinlemeye başlar.. “istersen evren başkanıyla toplantın
olsun-ah ama çok pardon, çünkü evren başkanı da çocuklarını görmek için
okula gelmiş.” Gwen bahçenin bir köşesinde köpürerek
telefondaki kocasıyla konuşuyorken sinirle gülerek serbest elini beline koyar “umrumda bile değil-cora ilk dakikada
seni sordu david, bir daha soracak, ne dememi istersin hayır cora, baban
beni terkettiği için artık sizi görmeyecek mi diyeyim-belki de öyle demeliyim!” genç kadın bir an sesini kontrol
edemediğinin farkına vararak bahçede daha uzak bir köşeye doğru yürüyorken
duyduğu bir şeyle yerinde kalakalır “hayır david-hayır...kesinlikle hayır,
bugünü mahvedemezsin, geleceksin. Geleceksin, kızlarınla güzel bir gün
geçireceksin-tanrı aşkına bana bakmak zorunda bile değilsin!” gwen karşı taraftan gelen bahanelerle
başını iki yana sallıyorken boşta kalan elinin parmaklarını dudaklarına
bastırır, kocası denecek adamın kızlarını nasıl bir kenara attığına on beş
yıldır belki milyonuncu kez tanık oluyorken gözlerini kapatır, karşı tarafın
mazaretleri bittiğinde kahverengi gözler tekrar açılır “cehenneme kadar yolun var david.” ve genç kadın telefonu kapatır, derin
bir nefes alarak melekler okulunun geniş arazisine bakar... bir derin nefes daha, telefonu tamamen
kapatır... son bir derin nefesle kendi kendine
gülümser ve arkasını dönerek tekrar diğerlerinin yanına giderken kızlarına
babalarının şimdi ve bir daha hiçbir zaman gelmeyeceğini söylemek için muhteşem
bir zaman olduğunu düşünerek yürür.. “anne, bak bu oscar!” liv rose’la beraber anneleri babaları
odalarına çıkarmış, içeri girer girmez yatağın altından fırlayan oscarı eline
alarak annesine gösteriyordur, andrea ve scott küçük beyaz kediye bakarken rose
da liv’in kurbağasını annesiyle babasına gösterir “liv ölü olan her şeye bir dokunuşuyla
can verebiliyor anne. Kurbağasını da o diriltmiş biliyor musunuz?” linda ve thomas küçük ağaç kurbağasına
bakıyorken şaşkınca liv’e dönerler, genç kız gülümseyerek başını sallarken
linda gülümser “bu çok büyük bir güç liv..” “evet miss francis, biliyorum.. annem
ve babam beni her zaman gücümün sınırlarının farkında olarak büyüttü. Tanrılar
bana böyle güç verdilerse mutlaka ilerde bir amacı olacak diye düşünüyoruz, ama
şimdilik sadece çürümüş meyve ya da sebze yemediğimize seviniyorum!” herkes gülüşürken andrea güzel kızının
omuzlarını tutarak gülümser, scott gururla ellerini ceplerine sokarken kurbağa
vraklıyor, oscar liv’in elinden yere atlayıp cam kafese koşuyordur.. “babası benden yakışıklı mı?” veronica babasına gözlerini devirerek
bahçede yürüyorken kızından biraz uzun boylu, güler yüzlü ve kel olan keith onu
takip ediyordur, elini şöyle bir başına götürür “oda arkadaşının babası zaten evrenler
dalında bana tur bindirdi, gerçi saçı varsa zaten hükmen galip sayılıyor-“ “kimse senden yakışıklı değil baba,
lütfen..” keith güzel kızının saçlarını öperek
kolunun altına alırken veronica sonunda sonneldları görmüş, babasının elinden
tutarak o tarafa giderken dick de onları görünce oturduğu yerden ayağa fırlar “hey!” “dickie, bu babam keith perish.. baba,
dickie sonneld, erkek arkadaşım..” “çok memun oldum senor perish,
kitaplarınız muhteşem..” keith gülerek gözleri parlayan
delikanlıya teşekkür eder, dick heyecanla annesine ve babasına dönerken
felicine ve troy sonneld çoktan tanıştırılmak için ayağa kalkmıştır. Dickie
annesine dönerek gülümser “anne, baba.. veronica perish, kız
arkadaşım..” miss felicine genç kızın elini
sıkarken gülümser “hakkında çok güzel şeyler duyduk
veronica, çok memnun oldum..” “teşekkür ederim efendim..” genç kız baba sonneld’la da el
sıkışırken sarışın adam keith’e döner “yeni kitabınızın basımı için kapışan
yayınevi sahibi arkadaşlarım var senor..” keith gülerek oteller zinciri sahibi
troy sonneld’la el sıkışırken konuşur “kimsenin canı yanmadığı sürece
piyasayı ayakta tutan o kapışmalar oluyor zaten senor-“ “troy, lütfen.. çocuklarımız samimi
olduğuna göre bizim hala senorlarda misslerde kalmamıza gerek yok, değil mi
felicine?” genç kadın tabii diyerek gülümserken
sorar “miss perish gelmiyor mu keith?” dickie hızla veronica’ya bakarken
unuttuğunu fısıldar, genç kız gülümseyerek önemli olmadığını söylerken keith
onları duymamış, felicine’in sorusunu cevaplar “karım Lea veronica 6 yaşındayken
aramızdan ayrıldı..” “ah tanrım, üzgünüm, sizi üzmek
istemezdim..” baba-kız hafifçe gülümseyerek önemli
olmadığını mırıldanırken felicine üzüntüyle kocasına bakar, sonra gülümseyerek
önünen dönerken az önce oturdukları masayı gösterir “biraz oturalım mı-“ “anne siz oturun, biz içecek bir
şeyler kapıp geliyoruz..” dick onay için veronica’ya bakarken
genç kız gülümser, ikisi beraber uzaklaşırken keith ve troy felicine’in
ardından oturuyorlardır.. “iyisiniz değil mi tatlım?” cora burnunu çekiyorken babasının
neden durup da bugün evren dışına çıktığını anlamıyordur, telefonda bile
konuşamamışlardır. Onun yanındaki lonna sakinliğini koruyorken annesine döner “iyiyiz anne..” gwen pembe saçlı kızına bakarken
gözlerinde o çok nadir çaresiz bakışlarından biri vardır, lonna da sadece
annesine gülümsediği gibi gülümserken uzanarak genç kadına sarılır “bir dahaki tatilde görüşürüz.. babam
da vakti olduğunda bizi arasın..” “söylerim bebeğim, kendinize çok
dikkat edin..” lonna tamam diyerek ayrılırken gwen
diğer meleğine döner “cora, hadi gülümse meleğim..” “babama çok kızdığımı söyle anne..” “söylerim tatlım..” cora da annesine sımsıkı sarılırken
gwen gözlerini kapatarak gülümser, güzel meleğinin saçlarını öperek bırakırken
konuşur “jonathan’a da öpücüklerimi iletirsin,
değil mi?” “iletmez mi, bizzat öper-“ “lonna!” lonna sırıtırken gwen de içtenlikle
gülerek iki kızının saçlarını okşar “sizi çok seviyorum, akıllı olun tamam
mı? ve neyi unutmuyoruz?” ikizler aynı anda temiz saçlar
derken gwen gülümser “aferin.. hafta içinde tekrar ararım
sizi, olur mu?” iki kafa da onaylayarak sallanırken
gwen iki kızına da bir öpücük yollayıp arabasına döner, cora ve lonna onun
arabaya girişini izliyorken gwen motoru çalıştırır, yola çıkmadan önce kısacık
bir korna çalarak meleklerine tekrar hoşça kal derken lonna ve cora
gülümseyerek annelerine el sallıyorlardır.. “birbirinize sahip olun!” “okuldan dışarı çıkmayın..” “arkadaşlarınızla iyi anlaşın..” kurbağalar grup haline ayrılan
ebeveynlerden gelen yönergelere başlarını sallıyorken herkes arabalara biniyordur,
en son kral ve kraliçe binerken owen arabanın kapısını tutuyordur, biana oğluna
döner “faye’le aranızı bozmamaya çalışın
tatlım, olur mu?” “elimden geleni yapıyorum anne..” “biliyorum hayatım, kendini üzme
sakın..” owen tamam derken biana oğlunun
saçlarını öper ve dönüp arabaya girerken ewan da oğlunun ensesini sıkar “seninle gurur duyuyorum evlat..” “sağol baba, diğerlerine dikkat et..” ewan gülümseyerek edeceğini söyler,
sonra arabaya biner, owen kapıyı iterken Oreon arabaları teker teker uzaklaşıyordur,
owen arkadaki gruba dönerken herkes tekrar bahçeye dağılıyordur, sam arkadaşını
bekliyorken owen gülümseyerek delikanlının yanına gelerek onunla beraber
sessizce yürür.. ![]() |


