![]()
#13 / #14 – Party at the Sinclair’s SOUNDTRACK / Christina
Aguilera - Candyman 3 hafta sonra... “ben iki adım döneceğim, o beni kolumdan
tutup çevirecek-“ duncan liv’i söylediği gibi kolundan
tutup çevirirken genç kız tek ayağı üstünde delikanlının diğer koluna doğru
yatmış, gülümser “aynen böyle olacağız..” alexa gülerek alkışlar, sonra üç haftadır
yavaş yavaş oluşturmaya başladıkları oyunun notlarına bunu da düşerken sam
sırtını bir ağaca yaslamış, çimleri birer ikişer yolarak sorar “ben ne zaman giriyorum?” “sen ikinci kısımda beni alıyorsun
sam..” sam hmmlarken liv dizlerinin
üzerinde alexa’nın yanına çöker, o da kareografi notlarına bakıyorken alexa
kağıtları ona verip sam’e döner “ilk şarkının ikinci kısmıyla ikinci
ve son kısım ikinizin..” sam gülümserken alexa da delikanlıya
göz kırparak gülümser, sam başını ağaca yaslarken liv duncan’a onu nasıl daha
sıkı tutup düşürmeyeceğini anlatıyordur.. “ben ona gülerim, sonra yetmez bir
daha gülerim!” cora gülerek jonathan’ın koluna
asılıyorken delikanlı sinema dersinde izledikleri filmin ana fikir ödevinden
alıntılar yapıyordur “hatta komediye yaklaşımı o kadar
ironiktirki, sonra oturur bir de kendi halime gülerim..” “böyle yazarsan okuldan onur ödülüyle
mezun olursun, acı bize tırtıl..” “elimde tek bir acıma hakkım olsa yine
sana harcamam jaden..” jaden kalbi kırılarak başını anna’nın
boynuna saklarken diğerleri gülüyordur, toplu halde bahçeye çıkılırken ilerde
alexaların yine dans ve zevk içinde debelendikleri görüldüğünde o tarafa
ilerlenir.. “akşam parti varmış, ikinci katta..
7’de.” Eliza kapılarına yapıştırılan kağıdı
faye’in masasının üzerine yapıştırırken faye çantasını bırakarak kağıdı alır “gidecek misin?” “sen gidecek misin?” “bilmiyorum-“ “ben de bilmiyorum.. akşam olsun karar
veririz..” eliza kendini yatağa atarken faye
kağıdı tekrar masaya yapıştırıp ona bakar “owen gidecek mi sormamı ister misin?” eliza başını yan çevirip faye’e
bakarken gülümser “bıkmadın mı artık?” “neden bıkacağım?” “anlayışlı süper arkadaş rolü
kesmekten?” “rol yapmıyorum, arayıp sorabilirim,
beraber gideriz..” “olur, ara sor.. gidelim..” faye bir an kalırken eliza telefonu
kaldırır “hadi, ara.. n’olur..” faye istifini bozmadan gelir, telefonu
alıp yatağına otururken eliza onu izliyordur. Sarışın kız owenların telefon
numarasını tuşlayıp ahizeyi kulağına götürürken telefon çalıyordur- “çalıyor..” “aferin..” “alo, owen.. evet benim, faye.. bu
akşam sinclair’de parti varmış-biliyorsunuz? Anladım.. geliyor musunuz?” eliza kaşını kaldırarak cevabı
beklerken faye başını sallar “evet, gidiyoruz..tamam, görüşürüz..” ve telefonu kapatarak yerine koyarken
konuşur “geliyorlarmış..” “güzel..” “ne giyineceksin?” eliza artık çığlık atacak, 3 haftadır
faye’in sürekli owen’la arasını yapmaya çalışmasından bıkmış, yataktan kalkar,
arkadaşını kollarından tutarak kendine baktırır “faye, arkadaşım, miss calis, ben ve
owen diye bir şey yok. Böyle gideceğim, kot, tişört, gideceğim, müziğimi
dinleyip sohbetimi yapacağım, sonra geri geleceğim, tamam mı?” “peki..” eliza gözlerini devirerek genç kızın
kollarını bırakırken faye de ayağa kalkar “karışmadığım zaman neden
konuşmuyorsun diyorsunuz, iyilik yapmaya çalışıyorum-“ “sen owen’la nasılsan o haline geri
dön lütfen, ben o zaman da gayet mutluydum..” “olur..” “süper-ben banyoya giriyorum..” faye tamam diyerek çantasından
kitaplarını çıkarıyorken eliza bir an daha ona bakar, sonra banyoya girip
kapıyı kapatırken faye sakince çantasını boşaltıyordur.. “sonneld!” dick odasına giriyorken koridordan ona
seslenen sesi tanımış, kapıdan geri eğilir “perish!” “hey!” veronica delikanlının boynuna atlayıp
dudaklarına yapışırken dick de gülerek onu tutar, çevirerek duvara yaslarken
onların yanından geçenler laf atıyorlardır, veronica gülerek delikanlıyı
kendinden iterken gözleri parlayarak sorar “akşam parti varmış..” “duydum..” “gidiyor musun?” “evet..” “kiminle..” “karşı odadaki leanne’le, hani geçen
gün bacaklarına bakarken yakalamıştın-“ dick yanaklarının sıkılıp dudaklarının
büzüşmesiyle susarken veronica delikanlının canını acıttığından emin olduğunda
bırakır “kiminle gidiyorsun?” “bücürlerden birini alıyorum-“ “dick!” “veronica!” genç kız gülerek gözlerini devirirken
dick tekrar onu öper “gelip alayım mı?” “gerek yok, ben gelirim, ama
görebileceğim bir yerde ol..” “tüh, gidip diğer kızlarla beraber
yatakta bekleyecektim..” “olur, bekle, ben de birkaç erkek
getiririm, süper olur..” dick başını sallarken veronica
uzanarak delikanlının yanağını ısırır, sonra kollarından kurtulup geldiği gibi
geri dönerken dick sırıtarak onun arkasından bakıyor, dudaklarını ısırarak
odasına girer.. SOUNDTRACK / Pink
– Get The Party Started Jesse gelene geçene selam vererek
michiou içinde ilerliyorken alexa’nın kapısının önüne geldiğinde kirişe
yaslanarak kapıyı tıklatır, biraz sonra onun hızının iki katı bir fırtına kapıyı
açarken jesse alexa’nın hızından parlamış gözlerine bakar “nereye koşuyorsun?” “odayı topluyorduk, gelsene..” genç kız delikanlıyı içeri alırken
cora oradan buradan topladığı kirlilerle birlikte banyoya gidiyordur, içerden
seslenir “akşam partiye gidiyor musun jesse?” “ben de onu sormak için gelmiştim, siz
gidiyor musunuz?” cora elleri boş geri dönerken
gittiklerini söyler, jesse mutlu olmuşken alexa yorganını havalandırıyordur,
gülümser.. “alkol de mi olacakmış?” lonna başını sallarken anna’nın pek
hoşuna gitmemiştir “başımız belaya girecek-“ “dört ve beşler işin içine girince
kaçınılmaz, ama biz içmek zorunda değiliz..” anna peki diyerek yapışkanlı kağıdı
odadaki panoya yapıştırırken lonna’ya döner “sen gitmek istiyorsun anlaşılan..” “şaşırdığının farkındayım-“ “şaşırmadım, sadece daha 3 sene
bekleriz diyordum..” lonna arkadaşına dil çıkarırken anna
gülerek onun dolabının önüne geçer “senin tişörtlerinden birini alabilir
miyim?” “al, hepsi senin olsun..” anna teşekkür ederek renklere
bakıyorken lonna banyoya giriyordur.. “sam?” liv aralık kapıyı tıklatarak başını
içeri uzatırken banyodan su sesi geliyor, odadaki sam de kulaklıklarını takmış,
müzik dinleyerek bir şey okuyorken okumaktan çok dans ediyordur. Delikanlı
kafasını sallayarak yamuk bir sesle şarkıyı söylüyorken liv sırıtarak onun
arkasına gelir ve hızla sol tarafından önüne eğilirken sam bağırarak geri
çekilir, liv gülerek onu tutuyorken delikanlının altındaki sandalye devrilir,
ikisi beraber doğrulurken sam kulaklıkları çıkarıp bir köşeye atar “suratına bağırdığım için üzgünüm..” liv hala gülüyorken önemli değil
diyordur, sam onun gülüşüne bakıyorken liv ellerini kaldırarak onun bağırdığı
andaki yüzünün taklidini yapar, sam gözlerini deviriyorken liv biraz daha
sakinleşerek delikanlının kollarını tutar “tamam tamam kızma, bak güzel bir şey
sormaya geldim..” “nedir?” “çok merak ettin gerçekten..” bu sefer de liv geri adım atarken sam
gülerek onu kolundan çekip yatağa oturtur “tamam trip seansı bitti, neymiş söyle
ÇOK MERAK ETTİM TANRIM!” “salaksın bu bir, ikincisi de bu akşam
partiye beraber gidiyoruz demek için geldim.. hani öncekinde sen unutmuştun da
ben bir dahakine ben gelip söylerim demiştim..” “cümlenin yarısında hatırlamıştım
teşekkür ederim..” liv bir şey değil diyerek gülümserken
sam de gülümser “olur, gideriz..” “güzel.. owen’ı uygunsuz bir şekilde
görmeden gideyim ben..” “giyinip çıkıyor..” “olsun, gideyim..” “peki..” liv kalkıp kapıya gidiyorken bir anda
arkasını döner ve ellerini kaldırarak bağırırken sam irkilir, genç kız bir
kahkaha atarak odadan çıkarken delikanlı kendi kendine gülerek tekrar masasına
döner.. “kalbimin imparatoriçesi, akşam
partiye gidiyor musun?” cora kapının önünde diz çökmüş olan
jonathan’a bakıyorken elini çenesine götürür, biraz düşünürken başını iki yana
sallar, sonra odaya girip kapıyı delikanlının suratına kapatırken jonathan
tırnaklarını kapıya sürterek inliyordur, içerden kızların gülüşleri geliyorken
koridordan geçenler artık alışmıştır, kimse dönüp bakmıyorken cora tekrar
kapıyı açar, concon sırıtırken sarı kelebek tırtılı kolundan tutarak içeri
çeker, delikanlı girip kapıyı arkasından kapatırken alexa yatakta uzanmış,
genel kültür dersinden verilen bir dergiyi okuyorken bacak bacak üstüne attığı
bacağını sallar “gel concon gel..” “geldim alexa geldim, ne okuyorsun?” jonathan genç kızın yanına sıkışıp
dergiye bakarken alexa sakızını patlatır, jonathan yüzüne sıçrayan bir şeyle
gözlerini kapatırken alexa sırıtır “tükürük..” “biliyorum, iğrenç..” delikanlı yüzünü koluna silerek
yataktan kalkarken cora yine dekor çizimlerinin başına geçmiştir, jonathan onun
başının üzerinden bakıyorken çenesini sarı saçlara yaslar- “kafam acıyor jonathan-“ “onları çizmesen de biz de uzansak-“ “olmaz, çizmem lazım-“ “ama bak uzansak diyorum, uzansak,
konuşsak-“ “yanımda sevişmeyin sakın!” alexa dergisini, pılını ve de pırtını
toplayarak bir nefeste odadan çıkarken cora arkasından nereye gittiğini
bağırır, jonathan sesini çıkarmazken cora delikanlıya dönerek “sevişecek miyiz?!” “uzanırız..” “arkadaşım biz koklaşalım diye odadan
kaçtı jonathan..” “aferin ona..” “concon!” jonathan yüzünü buruştururken cora
yanakları kıpkırmızı, yine kağıtlarına döner, jonathan hala sırnaşıyorken cora
onun yüzünü kendinden itip orada tutarak işine devam eder.. “alexa!” alexa faye’in sesiyle o tarafa
dönerken sarışın kız ona doğru geliyordur “ben de sana geliyordum, siyah
askılılarından birini alacaktım-“ “sonra alırsın, corayla jonathan
içerde, gel ben de piz’e gidiyordum..” faye ama diyorken alexa ona
aldırmadan merdivenlere ilerler, ikisi beraber iniyorlarken sınıf arkadaşları
onları gördükçe akşam partiye gelip gelmediklerini soruyordur, kızlar hepsine
görüşeceklerini söylerek sonunda birinci kata inmişken alexa 13 numaranın kapısını
çalar, içerden yine bir şeyler devrilerek kapı açılırken piz kızları görünce
gülümser “kitapları devirdim, iyiyim.. gelin..” alexa içeri girerken ağzındaki sakızı
çıkarıp kapının yanındaki küçük çöp sepetine atar, sonra dergisiyle beraber
piz’in masasına otururken faye etrafa bakıyordur, daha önce hiç piz’in odasına
girmemiştir. Sol taraftaki yatak ve masa hiç kullanılmamış gibi görünüyorken
genç kız sorar “oda arkadaşın nerede?” “geçen hafta okuldan uzaklaştırıldı..” faye kaşlarını kaldırırken neden diye
sorar, piz arkasını dönüp ensesindeki saçları kaldırır ve tişörtünün içine
doğru inen çiziği gösterirken faye bir adım atarak daha yakından bakar “o mu yaptı?” “ders çalışıyorken kalemini attı-“ “neden herkes sana bir şey atıyor ben
bir anlasam?” piz alexa’ya dönüp kendisinin de
bilmediğini söylerken faye sorar “o ilk gün çatal atan çocuklardan mı
bu da?” “onların ekibinden evet-“ “odanı değiştirsen?” “bu odadan kaçsam diğer çocuğun başına
bela olacağım. Ben bilerek atmıyorum, ama ben de bunun canını çok yaktım..
sürekli bir şeyler düşürüp devirdiğim için..” faye elinde olmadan mutlu olmuşken
gülümser, piz de gülümserken alexa’ya döner ve neden odadan kaçtığını sorarken
onlar konuşuyor, faye sessizce etrafını incelemeye devam ediyordur.. SOUNDTRACK / Justin
Timberlake – Summer Love Sinclair binası yılın ilk oda, daha
doğrusu koridor partisi için ev sahipliği yapıyorken melekler akın akın
merdivenlere üşüşüyordur. İkinci kata giden yollar bir hayli kalabalıkken veronica
önündeki dickie’nin tişörtüne tutunmuş, yavaş adımlarla yukarı tırmanıyorken
delikanlı yüksek müzik içinde bağırır “güzel oldu güzel!” veronica tişörte biraz daha tutunarak cevap
vermezken dick merdivenlerin nerede bittiğini bilmiyor, insanların arasından
sıyrılarak yürümeye devam eder.. lonna gümbürdeyen sinclair binasına
girdiğinde kalabalığın arasından kendine yer açarak yürüyordur, onun arkasından
anna ve jaden takip ediyorken delikanlı lonna’ya bakarak anna’ya yaklaşır “oda arkadaşına sarkacağım anna..” “efendim!?” “doğru duydun, önceden haberin
olsun..” anna şaşkın, sadece başını sallarken
jaden genç kızı kolundan tutarak kalabalıkta ezilmemesine uğraşıyordur. Beşinci
sınıflar bücürlere yukardan bakıyorken anna ona gülümseyen bir beşinci sınıf
çocuğa hafifçe gülümser ve derhal bakışlarını kaçırırken jaden gözü lonna’da,
onun açtığı yoldan ilerliyordur.. “faye gitti, bir daha geri gelmedi..” “nereye gitti?” “alexa’dan giyecek bir şey alacaktı-“ “onunla beraberdir o zaman..” eliza konuşmaya devam etmek istiyorken
owen onu önüne katmış, belinden tutarak merdivenlerden çıkarıyorken genç kız
yolun ortasında durup arkasını döner, arkadaki kalabalık kaldıkları yerde
homurdanıyorken eliza’nın hareket etmediğini gördüklerinde partinin alanı
genişler. Owen önünde duran kıza bakıyorken eliza gözlerini kısar “bir şeyi açıklığa kavuşturalım..” “kavuşturalım..” “faye’le aranız düzeldi mi?” “evet. sizin?” “düzgünüz, evet..” “güzel..” “peki biz ne yapıyoruz?” “partiye gidiyoruz..” eliza gözlerini devirirken owen
gülümser, genç kız onun gülümsediğini görünce iç çekerken owen daha da güler “hadi eliza, eğleniyoruz.. faye’le
aramız iyi diyorum-“ “faye seni bana ayarlamaya çalışıyor! Ya
da tam tersi-her neyse!” “ve?” “ve ne? sen istiyor musun?” “neyi?” “delirtme beni owen! Anladın işte,
jonathanla cora gibi, şey işte-“ “sevgili-“ “erkek arkadaş.” Owen gülümserken eliza şunu
yapmamasını söyleyerek önüne döner, keera da tepesinde gülüyorken eliza
herkesten nefret ederek az önce yavaş tırmandığı basamakları kuş gibi çıkarak
kendini koridora atar.. “bu ne?” veronica elindeki yeşil şeye
bakıyorken burnuna götürerek koklar, o koklayana kadar dick küçük bardağı
devirmiştir, genç kız onun yüz ifadesine bakarak gülümserken dick dilini
ısırıyordur, veronica da elindeki bardağı kafasına dikerken nane tadıyla
karışık acılığa yüzünü buruşturur, dick gülüyorken bardağı onun elinden alıp
duvarın kenarına koyar, tekrar önüne döndüğünde veronica ağzını şapırdatıyordur “güzelmiş, bir tane daha alalım..” ve dick kolundan çekilerek az önce
yeşil şeyin devamını ihtiva eden odaya doğru götürülüyorken itiraz etmek
aklından bile geçmiyordur.. SOUNDTRACK / Britney
Spears – I’ve Just Begun “lonna!” lonna elden ele dolaşan yeşil
içkilerden birini daha alıp kafasına dikerken duyduğu sesle arkasını döner,
jaden ona doğru geliyorken lonna bardağı ona veren çocuğun eline verip yenisini
alarak yoluna devam eder, jaden hala onun arkasından geliyorken biraz sonra
sırtına yaslandığında lonna sırıtır “ne istiyorsun?” “iki haftadır futbolda kıçıma tekmeyi
basıyorsun, taktik almaya geldim..” lonna gülerek arkasını dönerken jaden
ondan biraz daha uzun, dudakları hafifçe kıvrılmış, ona bakıyordur, genç kız
delikanlının omzunu patpatlayarak önüne dönerken konuşarak yürüyordur “daha çok şey öğreneceksin sen morgan,
çok!” jaden kalabalığa karışan kızın
arkasından bakarken ensesini kaşıyarak bir yeşil bardak da o devirir.. “nane kokuyorsun..” “sen sanki gül kokuyorsun..” dick gülerken veronica da kıkırdar,
ikisi bir köşede birbirlerine yaslanmış duruyorlarken veronica dickin tişörtünü
iki elinde sıkarak delikanlıyı kendine çeker, ikisinin açık dudakları
birleşirken tadları acıdır, dick hafifçe genç kızın dudaklarına gülümserken
veronica ona biraz daha uzanır, delikanlı sıcak bir nefes vererek genç kızı
ince belinden kendine çekerken kendini de ona itiyor, veronica duvarın
kenarında sıkışıyorken farkında bile değildir. Yeşil yıldızlar gözlerinde
dönüyorken belini tutan parmaklar sıyrılan tişörtünden tenine değiyordur, genç
kızın tüyleri diken diken olurken belini biraz daha dickie’ye ittirerek
delikanlıyı öpmeye devam eder.. “yeşilden istiyorum ben!” liv sam’in verdiği kolayı
beğenmiyorken delikanlı onu atıldığı yoldan tutup kendine yaslar, yavaş yavaş
yürürken liv bir de dans etmeye başladığında sam gülümser, liv şarkıyı
bağırarak söylüyorken yanından geçtiği ve tanımadığı insanlar da ona eşlik
ediyordur, liv keyifle gülerken sam’e döner “yarısını tanımıyorum ben
buradakilerin!” “ben hepsiyle akrabayım!” “komik!” sam gülerken liv yürümeyi bırakıp
delikanlıya döner, yüzünü tutarak dudaklarını örterken sam kasılmış, liv sınırı
aşmadan onu öpüyorken bekler, liv hala öpüyorken sam biraz daha bekler, liv
sonunda biraz daha bastırıp geri çekilirken dudaklarını yalar, mavi gözleri
parlıyorken kırmızı dudakları gülümser “çok canım istedi..” “haberim olsaydı ben de seni
öperdim..” “böyle daha güzel..” sam bir şey söyleyemezken liv alt
dudağını ısırarak önüne döner, elini de arkaya uzatıp sam’i beklerken biraz
sonra eli tutulduğunda gülümseyerek yaylanmaya ve yürümeye devam eder.. “jaden-jaden, JADEN!” jaden alexa’nın sesiyle o tarafa
dönerken genç kız jesse’nin yanında, normalde bileziği olması gereken bileğini
kaldırır ve boşluğu gösterirken telaşla bağırır “bileziğim kayıp!” “nasıl becerdin!?” “bilmiyorum! Ama bulmamız lazım!” jaden bir şeyler homurdanıyorken alexa
etrafına bakıyordur, yolda gelene kadar zaten dokunulmaktan bir hal olmuş,
şimdi de bütün aç bakışlar yavaş yavaş ona dönüyorken genç kız kuzeninin kolunu
yakalar “boşver! Odaya gidiyorum ben-“ “yalnız gidemezsin-“ “jesse götürür!” jaden alexa’nın arkasındaki jesse’ye
bir bakış atarken esmer çocuk hiç istifini bozmuş gibi görünmüyordur, hafifçe
başını sallarken jaden peki der, alexa onu bırakıp jesseyle beraber
uzaklaşırken jaden partinin her an bitebileceğinin farkında az önce lonna’nın
kaybolduğu yere doğru kalabalığı yarmaya başlar.. “alexa-“ “biliyorum-biliyorum, çıkana kadar
dayan-“ “alexa-“ “jesse-“ genç kız arkasını döndüğü anda jesse
dudaklarına yapışırken alexa gözlerini kapatarak titrer, delikanlı son sınırını
da geçmişken alexa onu içinde hissediyor, inleyerek parmak uçlarında yükselir
ve delikanlının başını tutarken jesse onu kendine çekmiş, döndürerek
merdivenlerin köşesindekii duvara yaslar, genç kızı masum dudaklarını ısırarak
öperken alexa acıyla inleyerek onu ittirdiğinde jesse başını çekerek nefes
nefese özür diler, alexa hala onu tutuyorken alt dudağını emiyordur, ikisinin
de göğüsleri aynı anda kalkıp iniyorken venüs kızı gözlerini önündeki
delikanlıya kaldırır “canımı acıtmazsan izin veririm..” “acıtmam..” “ben de kontrolümü kaybederim jesse,
canımı acıtma..” jesse başını sallarken şu an o
dudaklara dokunmayı o kadar istiyordur ki alexa git öl dese yapacakken genç kız
öyle bir şey istemez, uzanarak dudaklarını onun dudaklarına bastırırken jesse
derin bir nefes alarak bütün bedenini önündeki narin bakirenin vücuduna
yapıştırır.. jonathan odaların birindeki bir
koltuğa oturmuş, cora da kucağındayken ikisi ne kadar zamandır öpüştüklerini
bilmiyor, arada gülüşerek bir şey söyleyip yine öpüşüyorken jonathan sürekli
cora’nın bileziğiyle oynuyordur. Cora birkaç kez bilezik tam çıkmak üzereyken
yakalamış, şimdi jonathan yine parmağını boncuklardan geçiriyorken cora onu
koltuğa ittirerek doğrulur “ne yapıyorsun?” “hiçbir şey-“ “bileziği çıkarmaya çalışıyorsun
jonathan, neden?” delikanlı bir an cevap veremezken cora
kaşını kaldırır “merak mı ediyorsun?” jonathan hala konuşmuyorken cora
gülümser “acaba korumasız bir venüs bakiresini
öpersem ne olur mu diyorsun jonathan, hım?” “korkunçsun...” “bileziğimi koluma zımbalarsam daha
kötü olacağım..” “bir kere, sadece bir kere istiyorum,
sonra tekrar tak..” cora delikanlının dudaklarına yaklaşmış,
hafifçe öperek geri çekilirken bileziğini çıkarır ve jonathan’a uzatırken,
concon şaşırmış, ama itiraz etmeden alırken tılsım cora’dan ayrıldığı anda
odada sanki başka bir rüzgar eser, jonathan aklındaki perdenin kalktığını
hissederken gülümser, cora iki eliyle yüzünü tuttuğunda delikanlının dudakları
aralanırken cora gülümser ve yavaşça, çok yavaşça dudaklarını
jonathanınkilere sürterken biraz sonra delikanlı başını uzatıp o güzel
dudaklarını yakaladığında titreyerek hızla bir nefes alır.. Jonathan sanki havalanıyormuş gibi
hissediyorken cora’nın elleri boynuna dokunduğunda inler, genç kız onun
dudaklarına gülümserken jonathan elini genç kızın tişörtünden sokarak sırtına
dokunur, cora olduğu yerde dikleşirken jonathan o uzaklaştıkça ona uzanıyor,
dudaklarını bırakmıyorken cora biraz sonra geri çekildiğinde jonathan
kahverengi boncuklarını açarak genç kızı melek gibi yüzüne bakıyordur, cora
dudaklarını ısırarak az önce verdiği bileziği geri alıp bileğine takar,
jonathan nefes nefese onu izliyorken yutkunarak arkasına yaslanır ve gülümser.. “profesör!” “profesör dalton geliyor!” “MİLLET, PARTİ BİTTİ!” eliza elindeki plastik shot bardağını
o heyecanla bir yere fırlatırken gülerek yanındaki owen’ın koluna sarılır,
delikanlı da çığlık atan kızlardan yolunu bulup merdivenlere koşuyorken eliza
bir kahkaha atar “benim yukarı çıkmam lazım!” “aşağı inmek daha kolay koş!” eliza bir çığlık atıp üç basamak
birden atlarken owen da gülerek onu çekmeye devam ediyordur.. “profesör geliyor! Odalara! Çöpleri yok
edin!” faye ona bağıran insanların arasında
gözleri büyüyerek etrafına bakıyorken bir köşede üzerine durmadan içki dökülen
piz’i gördüğünde oraya ilerler, delikanlıyı kolundan tutup üst kata çıkan
merdivenlere yürürken piz bir sürü değişik içecekten sırılsıklam olmuş
tişörtünü sallayarak faye’i takip ediyordur, ikisi zorla iki kat çıkıp 49
numaraya girerken faye odanın kapısını kapatır, bütün gürültü dışarda kalırken
piz de kapalı kapıya bakıyordur “bir daha partiye gitmemem
gerekiyormuş, bunu öğrendim..” faye gülümseyerek delikanlının ıslak
tişörtüne ve bir o kadar lekeli pantolonuna bakıyorken konuşur “geniş eşofmanlarım var, bir tanesini
vereyim-“ “gerek yok şimdi odama giderim
zaten..” “kalabalığın ne zaman dağılacağı belli
olmaz, hem öyle rüzgara çıkma.. gel..” faye piz’i gardrobun önüne götürür,
regl olduğunda rahat olsun diye giydiği kocaman eşofmanı ve üstünü çıkarıp
delikanlıya uzatır “bunlar olur sana sanırım..” piz gri eşofmanlara bakıyorken
üzerinde cici cici peri resimleri falan yoktur, oldukça da geniş görünüyordur,
başını sallar “sağol faye..” “bir şey değil, banyoda
değişebilirsin..” piz tamam diyerek banyoya girerken
faye onun arkasından gülümseyerek elini kotuna sürtüyordur, parmak uçlarında
yaylanarak boş odaya bakarken saçlarını
kulağının arkasına atarak gidip yatağına oturur ve piz’in çıkmasını bekler.. “şşşşt! Rose uyanacak!” “rose odada yok-“ “sessiz! Oh.. yokmuş gerçekten..” liv boş odaya giriyorken sağa sola
yalpalayarak yürüyordur, kurbağa onu görünce vraklarken liv kıkırdar “sarhoş oldum ben kurbaaaaa-“ genç kız geğirirken elini ağzına
kapatarak hızla sam’e döner, delikanlı gülüyorken liv kaşlarını çatar, sam özür
dilerken liv de geğirdiği için özür diler, sonra yine gülerken sam gözlerini
deviriyordur- “benden hala hoşlanıyor musun sam?” sam yine ölürken liv maviş maviş
gözlerle ona bakıyordur, sam başını sallarken mırıldanır “evet..” “ne kadar?” “liv-“ “kötü bir şey değil ki! Ne kadar
hoşlanıyorsun?” “çok..” “bak işte, ne güzel..” sam emin değilken liv bir adım atarak
ona yaklaşır “ben de senden hoşlanıyorum..” “sarhoş olduğun için mi yoksa
gerçekten mi?” “gerçekten..” sam gülümserken liv de onun
gülümsemesine gülümser, sonra aklına bir şey gelince kaşlarını çatarken sam de
ciddileşir “ne oldu?” “sen bugün bana yalan söyledin..” “ne zaman?” “partide.. ben buradakilerin yarısını
tanımıyorum dedim, sen de hepsi benim akrabam dedin..” “öyle mi dedim?” liv başını sallarken bu kadar rastgele
bir şeyi nasıl hatırladığını da bilmiyor, ama nasıl olduğunu oldukça merak
ediyorken konuşur “iki seçenek var, ya herkes gerçekten
senin akraban ve sen bilmiyorsun-“ sam gülerken liv de gülerek devam eder “ya da büyün bana işlemiyor..” “büyümün işlemediği kimse yok, ben sana
hala yalan söyleyemem-“ “2 kere 2 5 de bana..” “diyemem..” “dene!” “2 kere 2 be-be-dört! Al işte
olmuyor..” “ama o zaman oldu!” “şaka yapıyordum..” “olsun, bana yalan söyledin.. kimseye
değil, ama bana söyledin..” sam bir an genç kızın kırılmasından korkarken
liv tam tersi gülümser “benimle beraberken yapamadığın
şeyleri yapıyorsun, ne kadar romantik..” sam gülümserken liv ellerini göğsünde
birleştirerek delikanlıya yaslanır “şimdi öpebilirsin..” “efendim-“ “haber veriyorum, sen de öp diye.. öp
hadi..” sam bir an yine kalakalırken liv
gözlerini kapatarak dudaklarını uzatır, sam gülümseyerek genç kızın kızarmış
yanaklarına ve güzel dudaklarına bakıyorken biraz sonra eğilerek kendi
dudaklarını onunkilerin üzerine kapattığında liv çok hafifçe titreyerek sam’e
doğru bir adım daha atar.. SOUNDTRACK / Christina
Aguilera – When You Put Your Hands On Me Jonathan cora’yı öperek odasına
sokarken kapıyı ayağıyla iter, ikisi gülerek bir şeylere takılıyor, ama yine de
geri geri gitmeye devam ediyorken cora biraz sonra yatağına düştüğünde jonathan
elindeki bilezikle beraber onun üzerindedir, cora yutkunarak ona bakıyorken
jonathan kendini genç kızı üzerine bırakarak bir an durur, cora onun omuzlarını
tutuyorken delikanlı mırıldanır “bununla bir insan nasıl yaşar?” cora tavana bakarak gülümserken
jonathan dudaklarıyla boynuna dokunduğunda gözlerini kapatarak mırıldanır “büyüdükçe kontrol edilebilir olacak,
şimdilik geldiği gibi çarpıyor..” “çok da güzel yapıyor..” “ama hep böyle kalamam jonathan, benim
için de kolay değil..” “sana bir şey yapmam cora-“ “ben sana yaparsam ne olacak?” jonathan usulca gülerken cora onun
sesiyle diken diken olmuş, elleri omuzlardan boynuna çıkıyor, uzanarak
delikanlının boynunu öperken jonathan
bir şeyler mırıldanır, cora yavaşça öpmeye devam ediyorken jonathan başını
çekip genç kızın dudaklarına saldırdığında cora da aynı hızla ona uzanır.. “ah tanrım-“ odanın kapısının dan diye açılmasıyla
jonathan kendini yataktan yere atar, cora da ayağa fırlarken alexa ve jesse de
kapıda kalakalmış, dördü birbirine bakıyorken yerdeki jonathan elindeki
bileziği yukarı uzatır, cora alıp bileğine takarken sanki çıplakmış da üzerine
bir şey giymiş gibi hissederek yataktan iner “gece bitti, uyuyalım..” jonathan da aynı fikirde olduğunu
söylüyorken kalkıp alexa’nın yanından geçer, ama bir anda hissettiği şeyle
kalakalırken arkasını dönüp genç kızın bileklerine bakar, bilezik falan
göremezken hızla jesse’ye döner, delikanlının fazlasıyla hırpalanmış bir hali
varken jonathan bir şey demeden odadan çıkar, alexa onun arkasından jesse’ye
dönüp iyi geceler diler ve delikanlıyı yollarken biraz sonra kapattığı kapıya
dayandığında derin bir nefes alarak rahatlar.. eliza ve owen sinclair karmaşasından
kurtulmuş, gordon’a dönüp owen’ın odasına giriyorken genç kız başını tutarak
içeri adımını bastığı anda owen’ın koluna tutunur “fazla içtim ve çok koştuk..” “kusacak mısın?” eliza başını iki yana sallayarak hayır
derken owen onu yatağa oturtur, genç kız tekrar gözlerini açabileceğine emin
olup açtığında etraf dönmüyordur, eliza rahat bir nefes alırken onu izleyen
owen’a döner “iyiyim, o kadar çok içmedim.. içtiğim
de koşunca uçtu gitti..” owen anladığını söyleyerek başını
sallarken önüne döner, eliza onu izlemeye devam ediyorken mırıldanır “ben nasıl sevgili olunur bilmiyorum
owen..” delikanlı elizaya dönerken genç kız
omzunu silkerek devam eder “daha 15 yaşındayım.. hoşlanmayı,
dokunmayı ya da öpüşmeyi biliyorum belki-“ “öpüşmeyi bilyor musun?” eliza lafı kesilince dururken owen ona
bakıyordur, soru bir anda gelmiştir, o da bir anda ağzından kaçırmıştır, şimdi
ortada garip bir şeyler varken eliza tekrar konuştuğunda gariplik kaybolur “gerçekten öpüşmedim, ama az çok
biliyorum..dudaklar, dil falan..” owen gülümserken eliza sanki yemek
yapıyor gibi elini kolunu oynatarak anlatmıştır, genç kız tekrar ellerini
indirirken tekrar sessizleştiklerinde çok ara vermeden sorar “sen biliyor musun?” owen başını sallarken eliza kiminle
öpüştüğünü sormaya korkuyordur- “faye’le öpüştüm..” eliza başını sallarken hafifçe güler “ama hala kızın seni neden
kıskandığını anlamıyorsun-“ “6 yaşındaydık, yanlışlıkla yanağından
öpeyim derken dudağını öpmüşüm, annem anlatır..” eliza hızla delikanlıya dönerken owen
gülümsüyordur, genç kız ondan nefret ederken owen mırıldanır “faye benim sevgilim değil eliza. Tam
olarak bunu duymak istiyorsan, değil. Sadece çok yakın arkadaşım.” “çok yakın ama..” “keera da sana yakın..” “keera bir hayalet owen..” owen sessiz kalırken eliza bir an için
keera’yı dinler, ama hayaleti ortada yokken yine çöpçatanlık için ortadan
kaybolduğu kesindir, genç kız önündeki kanlı canlı derdine dönerken owen sorar “sevgili olmak zorunda değiliz..” “tabii değiliz, üstelik sormadın bile
nereye sevgili oluyoruz?” owen bu sefer gerçekten gülerken eliza
onun gamzelerini gördüğünde bir an gülümser, normalde hep o ağır kraliyet
havası gülünce bir anda kayboluyor, owen sanki o anda gerçek oluyorken eliza
yutkunarak bunu düşündüğü için kendinden nefret eder ve önüne dönerken owen
gülmesi bittiğinde ona bakar “sormamı istiyor musun, istemiyor
musun?” “istemiyorum..” “sormuyorum o zaman..” eliza bu sefer tüm vücüduyla
delikanlıya dönerken elleri kucağında, mırıldanır “herkes iki gülücükten sonra sevgiliyiz
biz diye dolaşıyor, nefret ediyorum.. ayrıca sevgili ne demek? Senin daha
boyun bile sevgili olacak kadar uzun değil, o kadar ciddi bir kelimeyi
kullanmalarını da sevmiyorum..” “erkek ya da kız arkadaş..” “evet, öyle desinler.. şimdi biz
arkadaşız mesela, önüne erkek ya da kız getirince bir anda bir detay kazanıyor,
o detay ne sevgili olacak kadar büyük, ne de arkadaş olacak kadar küçük..” “nasıl bir detay o detay?” “öpüşmek gibi mesela..” owen başını sallıyorken eliza da
başını sallar, biraz sonra owen yavaşça ona yaklaşıyorken genç kız mırıldanır “öpüşecek miyiz?” “evet..” “ben nasıl öpüşüleceğini bilmiyorum
owen-“ “bu kadar lafı bilmediğin için mi
sarfettin..” “geciktirmeye çalışıyordum..” “yeterince gecikmedi mi?” eliza cıklarken owen güler,
eliza da gülümserken delikanlıyı omuzlarından tutarak sabitler “çok rezil öpüşüyor olabilirim-“ “öpüşmenin kuralı yoktur eliza-“ “sen nereden biliyorsun!? 6 yaşında
oyuncak ayın diye arkadaşını öpmüşsün, belki sen rezil gibi öpüşüyorsun?” “öpüşürsek anlayacağız, o zaman
azarlarsın..” eliza susarken prens owen ona
bakıyordur, genç kız yutkunurken ellerini delikanlının omuzlarından çeker, owen
devam etmesine izin verildiğini anlamış, başını uzatarak dudaklarını elizanın
dudaklarının önüne getirir, ikisinin nefesleri bir an ortada asılı kalırken
eliza hala emin değil, ama biraz da o uzanıp dudakları birleştiğinde ikisinin
de gözleri hala açıktır, biraz sonra owen yavaşça kendininkileri kapattığında eliza
kalbi yerinden çıkarak onun kapalı gözlerini izliyor, biraz sonra dudakları
gerçekten öpülmeye başladığında o da kendi gözlerini kapatarak nasıl yaptığını
bilmese de karşılık veriyordur.. eliza dudakları usulca owenınkilerden
ayrılırken gözlerini açar, yüzünün hemen önündeki delikanlıyla göz göze
gelirken hala aralık olan dudaklarını kapatarak gülümser “rezil değilsin..” “sen de değilsin..” eliza biraz daha gülümserken owen
uzanarak genç kızın dudaklarını bir kez daha öper, eliza daha gözlerini kapatamadan
dudaklar geri çekilirken owen mırıldanır “şimdi ne olduk?” “ne olduk?” “eliza senin neyin diye
sorduklarında ne dememi istersin?” eliza hayatında hiç bu kadar zor bir soru
görmemiş, 12 basamaklı iki sayıyı çarp deseler onu tercih edecekken maalesef
matematik dersinde değillerdir, bir an düşünüp sonra başını öne eğerken
mırıldanır “bilmiyorum owen..” owen daha başka bir cevap beklediğini
o anda fark ederken yine de başını sallar “önemli değil, belki bizim detayımız
bir değil de daha çok öpücüktür-” “ya da başka bir şeydir?” owen eliza’nın gözleriyle
karşılaştığında gülümser ve başını sallar “ya da başka bir şeydir..” genç kız da gülümserken şimdi ne
yapacağını bilmiyor, ama içinden delikanlıya sarılmak geliyorken kendini
engellemez, uzanarak prense sarılırken yakışıklı prens de onu tutuyor, ikisi
sessizce detaylarının onlara gelmesini bekler... dickie odasının kapısını açmaya
uğraşıyorken veronica ona sarılmış, dudaklarını, çenesini, sonra yine
dudaklarını öpüyorken kapı bir türlü açılmıyordur, dick başını hafifçe çekerek
kapının üzerindeki isimlere bakar, sonra gülerek yanlış kapıyı zorladığını
görürken bir sağdakine geçer, veronica da gülerek onu takip ediyorken delikanlı
doğru kapıya dokunduğunda kapı açılır, dickie oda arkadaşı vefasız kont
gittiğinde beri yalnız kaldığı odaya kız arkadaşını alıyorken veronica
delikanlının boynuna sarılarak içeri giriyordur.. dick ona sarılan kızı yatağa
yatırırken hala dudaklarını öpüyor, dizleri üzerinde genç kızın üzerine
yükseliyorken biraz sonra dudakları ayrıldığında veronica yutkunarak ona bakan
mavi gözlere gülümser “daha sonrası yok sonneld..” “istemedim zaten perish..” “öyle denmez, istedim ama sormadım
denir..” dick kendini veronicanın üzerine biraz
daha bırakırken genç kız kimin neyi istediğini bacaklarına dokunan şeyle gayet
iyi anlamış, yanakları kızararak alt dudağını ısırırken dick sırıtır “bazen cümlelerim yanlış oluyor..” “fark ediyorum..” dick aferin diyerek genç kızın boynuna
eğilirken veronica gözlerini kapatarak daha önce öpülmediği bir yerden
öpülmenin o garip hissini yaşıyordur. Dick’in dudakları hareket ettikçe
boynundan sırtına hafif bir ürperti geliyorken genç kız gülümseyerek başını
hafifçe yana yatırır, dick önüne açılan teni başka bir yerden öpüyorken
veronica ellerini delikanlının sırtına koyar, yavaşça okşarken dick de sağ
eliyle onun tişörtünü hafifçe kaldırır ve belini tutarken veronica kendi
teninden daha sıcak bir şey ona dokunduğuda karnı kasılarak hızla bir nefes
alır. Dickie’nin baş parmağı yavaşça altındaki tenin üzerinde gidip geliyorken
dudakları tekrar veronica’nın dudaklarını bulduğunda hafifçe gülümser, ikisi
daha derin öpüşüyorken veronica dilinin üzerinde dick’in dilini hissettiğinde
nefesini tutarak delikanlının tadını alır, kendi diliyle onunkini itiyorken,
dick diğer elini de genç kızın sarı saçlarının arasından geçirir ve kendini
biraz daha altındaki bedene bırakır, veronica delikanlının sırtını bırakıp iki
elini de tişörtün altından sokarak dick’in beline tutunurken delikanlı derin
bir nefes alarak geri çekilir, veronica göğsü inip kalkarak ona bakıyorken
gülümser, dick kızarmış dudakları ve parlayan gözleriyle onu izliyorken
mırıldanır “bu gece benimle uyu..” veronica başını sallarken delikanlı
hafifçe gülümser, genç kız da gözlerini kapatarak gülümserken dick onun
dudaklarını tekrar öper, sonra üzerinden çekilerek yanına yatarken veronica da
ona döner, ikisi birbirlerine bakarak uzanıyorken uykuya dalmadan önce biraz
daha sessiz kalırlar.. SOUNDTRACK / Pink
- Eventually “lonna-hey, lonna dur..” lonna sinclair binasından koşarak
çıkmış, bahçeye çıktığında da durmamış, hala koşuyorken jaden da arkasından
koşuyordur, delikanlı bir yerde durmaları gerektiğini düşünüyor, biraz daha
bağırırken lonna yavaşlayarak biraz sonra durur, ellerini dizlerini yaslayarak
yere eğilirken jaden da yanına gelmiştir, genç kız biraz sonra bütün gece
içtiklerini çimlere çıkarırken jaden onu tutmak için atılır, ama lonna elini
kaldırarak onu uzak tutarken öksürerek doğrulur, sonra arkasını dönerek başka
bir yere doğru yürümeye başlarken jaden bu sefer de o tarafa gidiyordur “daha ne kadar yürüyeceksin?” “canımın istediği kadar! Kimse
arkamdan gel demiyor morgan..” jaden gözlerini devirirken lonna bir
iki adım daha atıp kendini çimlere bırakır, önce dizlerinin üstünde oturur,
sonra yere uzanırken jaden başında dikiliyordur “havalar artık o kadar sıcak değil,
burada sızıp kalırsan sabah donarsın-“ “nasılsa biri beni bulur-“ “ben buldum, hadi kalk..” “istemiyorum jaden, git..” jaden tam tersini yaparak genç kızın
yanına uzanırken lonna gözlerini kapatarak derin bir nefes alır, midesi hala
bulanıyorken başı da dönüyordur. O lanet şeyleri neden içtiğini merak ediyorken
tekrar gözlerini açtığında açık havada yıldızların pırıl pırıl parladığını
görür, derin nefesler almaya devam ederken jaden’a döner “bu akşam seni eğlendiremedim
morgan..” “ne zaman eğlendiriyorsun ki?” lonna gülerek tekrar yıldızlarına
dönerken jaden onu izliyor, sorar “canını sıkan bir şey mi var?” “bir şey olsa canım sıkılmaz..” “çok şey mi var?” “zekisin, hep söylüyorum..” delikanlı gülerken lonna gözlerini
devirerek ayağa kalkar, yine biraz başı dönüyordur, ama yürüyebilecek gibiyken
başka bir köşeyi gözüne kestirmiş, o tarafa ilerler, jaden’ın ayak sesleri yine
duyuluyorken lonna kendini savurarak arkasını döner “takip etme, iyiyim ben-“ “sen odaya gidene kadar takip
edeceğim, boşuna nefesini harcama. Konuşmak zorunda da değilsin, oradan oraya
yürü. Nasılsa bir yerde yığılıp kalacaksın-“ “o zaman ne yapacaksın? Taşıyacak
mısın?” “evet.” “iyi, daha çok beklersin o zaman..” jaden bir şey söylemeden yürümeye
devam ediyorken lonna geri geri gidiyordur, ayağı bir taşa takılıp sendelerken
bir iki adımda dengesini bulamaz, popo üstü çimlere düşerken yüzünü buruşturur,
jaden sırıtarak ona bakıyorken lonna biraz sonra ağlamaya başladığında
delikanlı o kadar sert nereye düştüğüne bakıyor, yine de anlam veremiyorken
lonna ellerini yüzüne kapatıp sarsılarak ağlıyordur.. “lonna-“ “git dedim, değil mi!? neden bir kez
olsun laf dinlemiyorsun, git işte!” jaden bir adım geri atarken lonna
oturduğu yerden kalkmak istiyordur, ama ağlamak ağır basıyorken genç kız omuzları
sarsılarak ağlıyor, beyaz teninden yaşlar akıp çimlere düşüyorken başını
kaldırıp jaden’a bakar “çok merak ediyorsan annemle babam
boşanıyor, ona ağlıyorum..” delikanlı başını sallayarak ellerini
cebine sokar ve ayakta dikilmeye devam ederken lonna yine bağırır “bu mu!? Başını sallayıp öyle
dikilecek misin?!” “ne yapayım!? Gelip sarılsam suratıma
yumruğu indireceksin!” “keşke indirsem! Belki biraz
rahatlarım!” jaden bunu duyunca yere oturur ve genç
kıza uzanıp sarılırken lonna onu iter, jaden da çimlere otururken pembe saçlı
kız burnunu çekiyordur “babam gerçek babam değil..” “efendim?” “o adam bizim babamız değil, biz 5
yaşındayken annemle evlendi..” jaden kaşlarını kaldırarak dinliyorken
lonna çimleri yoluyordur mırıldanır “kimseye söyleme-“ “cora biliyor mu!?” “herhalde biliyor! O da kimseye
söylemiyor, başka bir hikaye uyduruyor. Sen diğer çocuklara yayma sadece,
anna’ya özellikle..” delikanlı tamam der ve sorar “gerçek babanız nerede?” “bilmiyorum, her ne cehennemdeyse
ortaya çıksa iyi olacak, suratını dağıtacağım-jaden-“ jaden bir anda yükselen tonla irkilir,
lonna keskin mavilerle delikanlıya bakıyorken konuşur “-cora boşanma meselesini bilmiyor,
onu ona da söyleme..” “neden?” “annem ikimize de tatile kadar
söylemeyecekti, ben telefonda zorla ağzından aldım. Cora öğrenirse tatile kadar
durmadan ağlar, gerçekten durmadan ağlar. Sakın söyleme..” jaden yine tamam derken lonna elinin
tersiyle burnunu siler, hafifçe öksürerek yine burnunu çekerken boş bahçeyi
izliyordur, jaden yine sorar “ne zaman öğrendin?” “geçen hafta..” “belliydi..” lonna ona dönerek nasıl belli olduğunu
sorduğunda jaden ellerini çimlere koyarak oturduğu yerde kaykılır “öyle olmasa son maçta o kadar çalımı
yemezdim..” lonna gözlerini devirirken bunun bir şaka
olmadığını söyler “o çalımları sana uykumda da atarım
ben morgan, gerçekten bir şey belli ettiysem toparlanacağım, cora öğrenmesin..” “cora’nın duygusal temsilciliği senin
üzerinde mi?” “o ne demek?” “cora kendisi için öğrenir, kendi
üzülür, sonra geçer.. sen neden kendini mahvediyorsun?” “sen cora’yı hiç gerçekten üzgün
görmediğin için söylemesi kolay geliyor.. kardeşin var mı?” “bir yaş küçük bir kız kardeşim var,
size göre bir yaş tabii..” “bir gün o oturup karşında içi
çıkarcasına ağlarsa o zaman anlarsın..” jaden emily’nin öyle ağladığını hayal
etmeye çalışıyorken lonna mırıldanır “o adam, david.. bizi hiç sevmedi, hiç
istemedi..” “neden annenle evlendi o zaman, kör
müydü?” “herkes bir venüs bakiresiyle evlenmek
ister, hele de annem gibi bir tanesiyle..” jaden annenin ne özelliği var
dediğinde lonna gülümser “annem isterse herkese kendinin evren
başkanı olduğunu söyleyebilir, herkes de inanır..” “ilüzyon mu?” “ikna.. ilüzyon bambaşka bir şey ve
bir yerden sonra bitiyor, ama annem şimdi james sinclair’i karşısına alsa ve sen
artık başkan değilsin, bana bırakacaksın dese her şeyini elinden alır..” “neden yapmıyor peki?” “yasa diye bir şey var morgan?” jaden sırıtırken lonna gözlerini
devirerek lafına devam eder “david de zamanında annemin oyuncusu
olduğu bir tiyatronun hisse sahiplerinden biriymiş, annemin yeteneğini
keşfedince onunla beraber olup işlerinde ara sıra kullanmaya başlamış..kocaman
şirketleri sahiplerinin ellerinden almamış tabii, ama bir anlaşma olacaksa hep
annemi öne sürmüş, yemeklerde, davetlerde millet eğlenirken annem david için iş
bağlamış, david de kaymağını yemiş..” “ve annen izin vermiş?” “bunları annem söylemiyor, ben onun
anlattıklarını yorumluyorum.. annem adama aşıkmış, ama sonradan adamın ne mal
olduğunu hepimiz anladık. Neyseki bu güne kadar annem hep kendi için de bir
şeyler yaptı, şimdi kendine ait bir markası var, tanınıyor, seviliyor. Gücünü
kullanmadan gerçekten saygı ve para kazanıyor..” jaden lonna’nın sesindeki gurura
gülümserken genç kız kendi kendine gülümser “şimdi o adamdan kurtulduğu için
sevinmemiz lazım aslında, ama.. bilmiyorum..” “rosenthall adamın soyadı mı?” lonna işte bu soruya gülerken gözleri
parlar “değil.” Jaden da keyifle gülümserken lonna
başını sallar “annem bize kendi soyadını vermiş.
Kendi işini kurduğundan beri de david’in soyadını kullanmıyor. Adam da bizi
evlat edinip soyadını vermeye hiç yeltenmedi, o yüzden rosenthall hala bize
ait..” “o zaman üzülecek hiçbir şey yok..” “öyle gibi görünüyor, ama sanki
annemin o adamla geçirdiği seneler boşa geçmiş gibi geliyor. Benim annem
hayatında görüp görebileceğin en deli dolu, en renkli kadındı jaden, şimdi o
rengi gitti, parlak, buz gibi bir gri oldu, patron oldu. Renkli giysiler yapıyor,
onları giyiyor, taşıyor, ama hiç yaşamıyor..” “sene sonunda sizin müzikali görünce
belki tekrar ilham gelir..” lonna gülerek onun biraz zor olduğunu
söylüyorken jaden omuzlarını silker “hiçbir şey zor değil, baksana, sen
bile benimle oturmuş en büyük sırlarını paylaşıyorsun..” lonna gülümseyerek başını eğerken
jaden onun pembe saçlarına bakıyor, genç kız başını kaldırıp ona döndüğünde
delikanlı hafifçe gülümser “anlattıkların aramızdan çıkmaz, merak
etme..” “etmiyorum..” “güzel..” lonna da güzel diyerek ellerini
çimlere yaslar ve jaden gibi yayılarak otururken ikisi biraz daha serin ve
temiz havayı soluyarak oturur... ![]() |


