SOUNDTRACK / Jordin Sparks – Young and in Love

#17 – Two Weeks Ago

 

SOUNDTRACK / Jordin Sparks – Young and in Love

 

 

2 hafta önce...

 

eliza ikinci sınıf güzelinin luplex prensini öpmesinin ertesi gününde ilk sınavları için faye’le beraber salona gidiyorken kravatını düzeltmeye çalışıyordur

 

“kız resmen aldı öptü, sonra da gidip sevgilisini öptü, aklınca beni ne prensler istedi de sana döndüm! mü diyor, sürt-“

“eliza!”

“pardon..”

 

faye onu kolundan tutup sınav salonuna sokarken diğerleri çoktan yerlerine yerleşmiş, tek başına sıralarında oturuyorken owen son kez notlarına göz atıyordur, yanından geçen faye’in sesini duyunuca başını kaldırır ve elizayla göz göze gelirken gülümser, eliza da şöyle bir gülümseyerek yürümesine devam ederken owen kaşlarını çatar, arkasını dönüp kızların sıralarına gidişini izlerken sınavı yapacak eski tarih profesörü stuart coltry  ve müdür stevens sınıfa giriyordur, herkesin duruşları düzelirken owen da önüne dönerek dikkatini birazdan başlayacak olan sınava verir..

 

 

“günaydın melekler.. okulumuzdaki ilk sınavınıza girmeden önce lütfen dikkatinizi bana verin..”

 

hepsi dikleşirken miss danielle elleri arkasında, onlara bakarak konuşur

 

“sınavlar 2 hafta sürecek, hepiniz programlarınıza sahipsiniz.. bu sene kullanacağınız sınav salonu bu, yazılı sınavlarınızı hep burada vereceksiniz..”

 

başlar müdüre bakıyorken miss danielle devam eder

 

“kopya çekmeyin.. çekmeyi denemeyin..”

 

jesse yan sıradaki alexa’nın uzaklığını ölçmeyi anında bırakırken miss danielle devam eder

 

“her okulda böyle şeyler olur eminim, ama melekler okulunda bu olmaz.. yapabilmek için çok yaratıcı olmanız gerekir, o kadar yaratıcıysanız dersinize odaklanın..”

 

hafif gülüşler duyulurken miss danielle konuşur

 

“sınav salonu kameralarca kayda alınıyor..”

 

gülüşler bir anda kesilirken miss danielle devam eder

 

“profesörleriniz sınav sonrasında görüntüleri incelemekte serbestler.. kağıtlarınızı ve kalemlerinizi biz vereceğiz, hepsi üzerlerinden sihrin arındırıldığı ve mürekkebi bitmeyecek kalemler, hiçbirinde de hata yok.. sıralar büyülere karşı korumalı, yer döşemeleri de öyle..”

 

ciddi yüzler miss’e bakıyorken genç kadın konuşur

 

“meleklerimin kopya çekmeyeceğinden eminim.. ancak bunlar standart prosedürler, anlayışla karşılayacağınızdan eminim..”

 

müdür gerçekten anlayışla karşılanırken öğrenciler birbirlerine bakışlar atıyorlardır, miss danielle devam eder

 

“kalemleriniz-“ müdür elini açtığında her sıranın önünde bir küçük hazne açılır ve renk renk kalemler, silgiler, cetveller ve bilimum her derste işe yarayacak malzeme kenara kayarken ağızlar açılır, cora ve alexa birbirlerine bakarak gülümser ve rengarenk kalemlerden bir tane seçmeye çalışırken miss danielle gülümser

 

“sınav sırasında salonu terk edemezsiniz, hepinize bol şanslar..”

 

miss danielle dönerek profesöre selam verir, sonra zarifçe çıkar ve kapıyı arkasından kapatırken profesör stuart elinde kağıtlar, genzini toplayarak dikkati üzerine çeker..

 

 

“kurabiye falan var burada!”

 

jonathan sınav boyunca akıllarını çalıştıracak atıştırmalıkların olduğu bölmeyi gördüğü anda ne var ne yoksa sıraya çıkartır, soruları yapamazsa en azından piknik yapabileceğini düşünüyorken yan sıradaki cora da suyunu açıp bir yudum alır, o sırada profesör stuart konuşur

 

“evet, çekmeceleri bırakalım..”

 

jonathan sırasında kağıda yer kalmadığını fark ettiğinde çekmeceyi kapatır, bütün melekler toparlanırken profesör stuart beyaz kağıtları tutuyor, devam eder

 

“dersimiz eski tarih, sınıf birinci sınıflar..”

 

kimse itiraz etmezken profesör stuart başını sallar, konuşur

 

“sınav süreniz bir buçuk saat, kağıdınız bittiğinde yenisi size gelecektir, kalkmanıza gerek yok.. istediğiniz kadar kağıt kullanabilirsiniz..”

 

kimse bir şey demezken profesör stuart kağıtları masada bir tablaya koyar, elini geri çektiğinde kağıtlar havalanır, yukarda gruplara ayrılırken başlar kalkar

 

“kafama düşerse ne olacak?”

 

arka sıralardan kıkırdamalar duyuluyorken jonathan sırıtır, her meleğin üzerinde kağıtlar yüksek tavana yakın bir vaziyette beklerken profesör stuart konuşur

 

“şu andan itibaren sınav başlamıştır, lütfen uygun davranalım, bol şanslar..”

 

ve kağıtlar masalara alçalır, profesör stuart da masasına otururken ilk sınav başlar..

 

 

“nasıl geçti?”

“rezalet!”

 

nicole hiddetle bahçede yürüyorken arkasını döner

 

“bu hafta dergi çıkarmıyorum! Çalışmam lazım, sakın dedikodu üretmeyin!”

 

ve genç kız hızlı adımlarla pierce binasına yürürken veronica gülerek onu takip ediyordur, nicole’ün söylenmeleri hala duyuluyorken liv rahatlamıştır

 

“bu hafta ensemizde birileri bizi izlemeyecek en azından..”

 

herkesden onaylayan ve memnun sesler çıkarken kanatlar altında bir hafta için yuvasına çekilmiştir..

 

 

“bu akşam restoran boştu neredeyse..”

 

sam elinde iki sandviç tabağıyla odaya dönmüş, birini owen’a uzatırken kendisi de tekrar çalışma masasına döner, bir süre çıkan tek ses sayfa çevrilmesi ve ekmekle beraber ısırılan marulun sesi olurken sam bir an durur, sonra arkasını döner

 

“katharine’den hoşlanıyor musun?”

 

owen’ın lokması boğazında kalırken zorla yutkunarak o da sandalyesinin arkasına tutunarak sam’e döner

 

“kim soruyor?”

“ben..”

“yalan söyleme..”

 

sam owen’a bir bakış atarken owen kimin yalan söyleyip söyleyemeyeceğini tekrar anlamış, gözlerini devirir, sonra tekrar önüne dönerken sam konuşur

 

“bir süre sonra cevap vermek için kıvranacaksın, söyle kurtul..”

“kıvranmam..”

“kıvranırsın, bilmek istiyorum çünkü, sakladıkça daha zor olacak-“

“evet. katharine’den hoşlanıyorum, evet.”

 

sam sırıtırken owen tekrar arkasını döner

 

“kimseye bahsetmeyeceksin..”

 

sam başını sallarken konuşur

 

“bahsetmem, ama olmayacak bir şey olduğunu biliyorsun, değil mi?”

 

owen cevap vermeden önüne dönerken sam üsteler

 

“owen, biliyorsun, değil mi”

“biliyorum, artık çalışmaya döner misin?”

“hem eliza da var-“

“sam, yarın bitkilerden kalacağız.”

 

Sam ellerini kaldırarak tekrar önüne dönerken owen kitabının kenarını karalamaya devam ediyordur, elini kaldırıp farkında olmadan çizdiği K harfini görünce derhal silgisine uzanıp kağıdı ezerek yazıyı siler..

 

 

Salı günü bitkilerden kalınmamış, ama Çarşamba günü piz bilgisayarlardan birini haşat etmişken delikanlının sihir ve karanlık sanatlarda ne yapacağı merak konusudur. O hafta içinde sadece derginin basımı değil, bütün diğer provalara da bir ara verilmişken çalışmaktan sıkılan gençliğin yapacağı şeyler de sınırlanmıştır. Kütüphaneden çıkanlar kendilerini ortak odalara atarak uykuları gelene kadar muhabbet ediyorken michiou ortak odasında cora ve jonathan otururken diğerleri de sözleşmişçesine oraya dökülüyordur. owen ve sam içeri girerken sam ona el sallayan liv’in yanına gidiyor, geride kalan owen etrafına bakıyorken ilerde bir yerde arkadaşı mirandayla beraber oturan katharine’i gördüğünde bir an durur, genç kızın saçları yine omuzlarından dökülüyor, gülüşü ışıldıyorken birazdan owen’ın arkasından ördeklerin geri kalanı da girerken katharine daren’ı gördüğünde kollarını kaldırarak delikanlıyı yanına alır, ikisi öpüşerek tekrar yerleşiyorken owen ensesini ovarak kendi arkadaşlarının yanına ilerliyordur...

 

 

“kaç çeşit delik vardı?”

 

jaden cora’nın sorusuyla bir kahkaha atarak yere yıkılırken genç kız neyin komik olduğunu anlamamış, etrafına bakıyorken biraz sonra delik kısmına vurgu yapılarak soru tekrar sorulduğunda cora ellerini yüzüne kapatarak öyle demek istemediğini söylüyordur, herkes gülerken eliza owen’ın önündeki SKAP kitabına eğilir, delikanlı onu fark etmemişken eliza başını kaldırıp onun nereye baktığına bakar, masa ördeklerini ve tabii ki katharine’i görürken kitabı alarak doğrulur

 

“kitabı biraz alıyorum owen..”

 

owen onun sesiyle kendine gelirken genç kıza döner, eliza sayfalara şöyle bir göz atıyorken yüzünün yanından düşen saçları alarak kulağının arkasına atar, şakağını delip geçen bakışları hissediyorken gözlerini yavaşça sol tarafa çevirir, owen’ın onu izlediğini görünce tekrar kitaba döner, ama bakışlar gitmiyorken genç kız gülümser

 

“ne istiyorsun?”

“hiç..”

“kitabı okuyacaksan gel bak, yüzümde yazmıyor..”

 

eliza kitabı biraz daha delikanlıya yakın koyarken owen kitabı elizayla birlikte tutarak okumaya başlar, yanındaki genç kızın yay gibi gergin olduğundan habersiz, yavaşça yüzüne uzanarak yanağından öperken eliza yutkunur, owen arayı açmıyorken eliza emin değil, ama başını hafifçe sola çevirerek delikanlıya dönerken ikisinin dudakları birleştiğinde eliza gözlerini kapatır, owen da kitabı bırakıp onun yüzünü tutuyorken biraz sonra kurbağalardan biri onları gördüğünde önce bir oo! yükselir, sonra da kıyamet koparken michiou’nun kurbağa tarafı şamata çıkarıyor, owen gülümseyerek genç kızdan ayrılırken eliza da saçlarını iyice kulağının arkasına atarak herkese susmalarını söylüyordur, ama kimse aldırmıyorken owen göz ucuyla diğer köşedeki gruba bakar, ördeklerden bir kaçı şöyle bir bakmış, sonra önlerine dönmüşken katharine’in arkası dönüktür, sevgilisinin kollarında şamata umrunda bile değilken owen da yanındaki eliza’ya döner..

 

 

SOUNDTRACK / John Williams – Hide and Seek

 

 

sınavların ikinci haftasının ilk günü, günün son sınavında, fizik ötesi sınıfı profesör dalton’la beraber bahçeye çıkmış, genç adam nereye giderse onu takip ediyorlarken eliza etrafına bakarak marcus’u görmeye çalışıyordur

 

“köpek yok..”

“sınava köpek getirilmiyordur belki?”

 

eliza gözlerini deviriyorken rose omuzlarını silker, herkes yürümeye devam ediyorken profesör dalton onları bahçenin en açık kesimine getirmiş, durup yüzünü sınıfa döner

 

“evet, hayatınızın ilk fizik ötesi sınavı-“

“zor mu profesör?”

 

dalton sesin geldiği yere bakarken güler

 

“çok zor..”

 

herkesin omuzları düşerken profesör ellerini beline koyarak meleklere bakar

 

“hepinizin marcus’u görmeye çalışmasını istiyorum, marcus onu ilk görene ağzındaki bir şeyi verecek, ne olduğunu söylemiyorum..”

 

sınıfını yarısınıın kopya umutları sönerken profesör gülümsüyordur

 

“hayvanlarla ilgili özel durumu hatırlayın. Marcus şu anda kendini benim yardımımla saklıyor, ama ben sizin görmenizi istiyorum. Yanıma gelip yasağı kaldırmamı rica edeceklere şimdiden hayır diyorum..”

 

bir grup kızdan kıkırdamalar duyulurken profesör mavi gözleri parlayarak sınıfına bakar

 

“marcus’un size vereceği şeyi aldığınız anda elinizi kaldırın. Sınav süresi boyunca herkesin elinde marcusun verdiği şeylerle dolaşacağını umuyorum, verilenler sizde kalabilir, profesör dalton’dan hatıra olarak saklarsınız..”

 

kıkırdayan kız grubunun gözleri parlarken onların yanında duran lonna gözlerini deviriyordur, profesör bahçeyi işaret ederek sınavın başladığını söyler ve süre bitene kadar ortadan kaybolurken herkes gayet boş görünen bahçede saklambaç oynayan sarı köpeği aramaya başlar..

 

 

“marcuusss, gel kuçu kuçu..”

 

jonathan elinde bir kutu krakerle etrafı dolaşıyorken yanından geçenler delikanlının onları nereden bulduğunu merak ediyordur, jonathan bir krakeri ağzına atıp diğerini alarak boşluğa sallarken hiçbir şey gelmiyordur, yanından geçen jesse delikanlının omzuna vurur

 

“ölüler kraker yemez concon..”

 

jonathan öflyerek diğer krakeri de ağzına atarken doğrulup etrafına bakmaya devam eder, yakınlarındaki eliza da olduğu yerde durmuş, gözleriyle etrafını inceliyorken yanındaki jonathan konuşur

 

“görürsen bana da göster..”

“susarsan görürüm belki..”

 

jonathan krakerleri yemeye devam ediyorken eliza etrafını daha bir dikkatle inceliyordur, o sırada bahçedeki öğrencilerin arasında daha önce hiç görmediği bir çocuğu görürken bir an kaşlarını çatar, çocuk da ona bakıyorken hafifçe gülümser, eliza da gülümseyerek bakışlarını başka tarafa çevirirken jonathan bir kraker daha yiyordur, genç kız onun elindeki kutuyu alıp tekrar etrafına bakmaya devam ederken az önceki çocuk da ortadan kaybolmuştur...

 

 

bir süre sonra liv heyecanla bir yere koşuyor, onu görenler kafalarını çevirerek o tarafa bakıyorken genç kız kimsenin görmediği köpeğin ona uzattığı şeyi alır, elindeki mavi kurdele parmaklarının arasında duruyorken liv marcus’un başını okşayarak teşekkür eder, sonra kalkarak mutlulukla elindekini kaldırır, genç kızın yanından geçip hala eli boş olanlar bir şeyler homurdanırken liv artık görebildiği marcus’un kimlerin dibinde dolaştığını izleyerek gülümser..

 

 

sınavdan sonra herkes ellerindeki şeyleri inceleyerek yürüyorken eli boş olanlar keyifsizce onları takip ediyordur, eli boşlardan biri olan sam liv’in kurdelesine bakıyorken genç kız onun koluna girerek maviş gözleriyle onun bakışlarını yakalar

 

“bir dahaki sefere olur, üzülme hadi..”

“kesin kalacağım..”

 

liv öyle bir şey olamaz diyorken elindeki kurdeleyi delikanlının boynuna dolar, sam gülümsüyorken liv bir de fiyonk atıp tekrar onun koluna girer, sam boynundaki kurdeleyle yürümeye devam ediyorken ona bakanlara gayet doğal bir şekilde selam vererek yoluna devam ediyordur..

 

 

eliza elindeki kağıttan uçakla oynuyorken bir an sonra jonathan uçağı onun elinden kapar ve ona verilen pembe kalemi boş kalan ele koyarak uzaklaşırken eliza hey!leyerek uçağını geri istiyordur, concon hiç aldırmadan uçağı uzaklara atıyorken eliza da kalemi ona atar, o sırada aralarından geçen owen başını eğerken eliza hala jonathan’a laf yetiştiriyordur, biraz sonra owen’ın yüzü önünde durduğunda genç kız bakışlarını delikanlıya odaklar

 

“uçağımı aldı..”

“benimkini al..”

 

owen kendi uçağını genç kıza verirken eliza gülümser, ikisi beraber yürüyorken genç kız mırıldanır

 

“sınavda çok garip bir şey gördüm..”

“ne gördün?”

“bir çocuk, bizim yaşlarımızda, öylece yürüyordu, daha önce hiç görmemiştim..”

“C sınıfındandır..”

 

eliza başını sallıyorken onların önünde yürüyen piz marcus’un verdiği şekerlemeyi boğazına kaçırmış, öksürerek nefes almaya çalışıyor, faye onun sırtına vurarak yardım ediyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Jordin Sparks - Young and in Love

 

 

“bu ne?”

 

eliza nicole’ün iyi geçen sınavları şerefine çıkarttığı dergide bu haftanın KURBAĞALAR VE PRENSLER adlı haberine bakıyorken yanındaki faye dergiyi alır, şöyle bir okuyup geri verirken konuşur

 

“geçen haftanın dedikodusu..”

“nicole eski dedikodu yapmaz-”

“eliza çok fazla ciddiye alıyorsun-“

“alırım, kafam karışık zaten, bir de böyle şeyler gördükçe sinirlerim tepeme çıkıyor..”

 

faye gözlerini devirirken ikisi odalarına girmiş, eşyalarını yatağa atıyorken eliza dergiyle beraber dört dönüyordur

 

“öpüştük, herkes ahladı ohladı, bitmiştir herhalde diyordum-“

“nicole ortalığı karıştırıyor sadece ona bakma sen..”

 

eliza bilmediğini söylüyorken yazıyı bir kez daha okur, üçüncü defaya geçecekken faye dergiyi elinden alır ve tuvalete girerken eliza o dergiye bir daha dokunmayacağını söyleyerek kendini yatağına bırakır..

 

 

“sihir çok rezaletti yine, ama gerisi iyiydi sanırım..”

 

nicole saçlarını kurulayarak banyodan çıkıyorken veronica da dergiyi okuyordur, arkadaşını saç havlusunu yatağına sererek aynanın önünde yüzüne bakıyorken konuşmaya devam ediyordur

 

“sihirde anna’nın eline kimse su dökemez zaten, onu geçtim.. yarın benim günüm olacak süper rahatım, biçim değiştirme ve dövüş, uyusam geçerim..”

 

veronica hmmlarken nicole aynadan ona bakar

 

“dinliyor musun sen beni?”

“dinliyorum, bir yandan da şunu okuyorum-neden hala owen kat dedikodusu yapıyorsun nicole?”

 

nicole omzunu silkerken veronica dergiyi bırakarak doğrulur

 

“elizayla beraber değiller mi?”

“beraberler mi? hiç dikkatimi çekmemiş!”

“bir şey biliyorsun sen..”

“bilmiyorum hiçbir şey-“

 

o sırada odanın kapısı vurulurken nicole kurtarıcısı her kimse ona kapıyı açmak için koşar, hızla kapıyı ardına kadar açarken dick’i ve yanındaki arkadaşı chris’i görünce gülümser

 

“tam zamanında geldiniz!”

 

dick yine neler oluyor diyerek nicole’ün davetiyle içeri girerken genç kız ıslak saçlarını toplayıp ensesinde bir topuz yapıyordur, chris de içeri giriyorken genç kıza gülümser, nicole de gülümseyerek kapıyı kapatırken dick veronicanın yanında yatmış, yatağın üzerindeki dergiyi alır, derhal ilk sayfayı açarak editörün yazısını okurken kaşlarını çatar

 

“geçen haftanın dedikodusu bu?”

 

nicole gözlerini devirirken ayakta dolanan chris’e kendi yatağını gösterir, delikanlı otururken nicole dick’in elinden dergiyi alır

 

“eskiyse okuma o zaman-siz öpüşüp koklaşsanıza, hadi..”

 

dick derhal bu emre uyarak veronicaya sokulurken genç kız gülerek onu itmeye çalışıyordur, nicole’ün yatağında oturan chris onlardan başka bakacak bir yer ararken nicole elindeki dergiyi delikanlının kucağına bırakır

 

“resimlerine bakarsın..”

 

chris gülerek dergiyi alıp açarken nicole banyoya döner, biraz sonra saç kurutma makinesinin sesi duyulurken nicole saçlarını kurutuyor, chris dergiye bakıyor, dickie ve veronica da fısır fısır bir şeyler konuşarak koklaşıyordur..

 

 

ertesi gün biçim değiştirme sınavı için herkes salona doluşmuşken profesör diana içeri giriyordur, kalabalığa bakarak konuşur

 

“ailesinde genetik olarak, sihir gücü değil, gen olarak biçim değiştirme yeteneği olanlar bu tarafa lütfen.. diğerleri teorik sınav olacaklar..”

 

itirazlar yükselirken element kıranların kurbağaları ayaklanır. Owen, nicole ve liv’in yanında rose ve duncan da ayağa kalkmışken jonathan  hepsinden nefret ettiğini söyleyerek bir teori sınavı için daha bekliyordur. Genetik olarak yetenekli birinci sınıflar arkadaki bir başka bölüme alınırken, profesör diana onlara yürüyerek konuşur

 

“evet, lütfen oturalım..”

 

hepsi oturur, miss diana da iskemlesine otururken mırıldanır

 

“hepiniz daha çok gençsiniz, ancak bu içinizde olan bir şey.. diğerleri uzun yoldan size yetişmeye çalışacaklar, sizlerse bir anda coşmamaya çalışacaksınız..”

 

yine de ne yapacakları kesin değilken profesör listesini çıkartarak konuşur

 

“vücudumuzda en çok bulunan element nedir?”

 

owen su diye mırıldanırken miss diana doğru diyordur, konuşur

 

“ben de bugün suya yönelik bir test yapacağım.. hepinizin terlemesini istiyorum baylar bayanlar.. vücudunuzdaki suyu bölerek çoğaltacaksınız.. kendi içinizdeki bir şeyi kontrol etmek sizin elinizde.. bugün içeri girip saçlarınızı gözlerinizi değiştiremezsiniz, ancak azıcık terleyebilirsiniz..”

 

kaşlar çatılmışken diana devam eder

 

“derste kişi vücuduna yönelik girişi yapmıştım, hepiniz boş zamanlarınızda denemeliydiniz, benim problemim değil.. buyrun..”

 

hepsi kasılırken liv yanındaki owen’a bakar, delikanlı başını iki yana sallayarak bilmediğini söylüyorken nicole derin bir nefes alır, gözlerini kapatarak odanın çok sıcak olduğunu düşünürken, rose ve duncan da sessizce bir şey olması için bekliyordur..

 

 

“terliyor muyum?”

 

liv yanındaki nicole’e bakarak hayır derken kendisi de nasıl yapacağını tam olarak bilmiyordur, ellerine bakarak avuçlarının biraz terlediğini hissederken bu daha çok dersten kalacağım terlemesidir, genç kız yine owen’a bakarken delikanlının şakağından bir damla ter akarak yanağından süzülür, liv hayretle gülümserken nicole tek gözünü açarak ona bakıyordur

 

“benim de annem su, babam 5. element olsa şimdiye buharlaşmıştım..”

 

birileri onlara sessiz olmalarını söylerken rose yanındaki duncan’a bakıyordur, delikanlı gözlerini kapatmış, muhtemelen konsantresinin doruğundayken rose o kadar heyecanlıdır ki terlemek dışında her şeyi düşünüyorken bir an alnını silme ihtiyacı hisseder, o anda terlediğinin farkına varırken gülümser ve biraz sonra üzerindeki tişörtü sallayarak içerisinin ne kadar sıcak olduğunu fısıldadığında nicole gözlerini daha sıkı kapayarak sıcak şeyler düşünmeye devam eder..

 

 

SOUNDTRACK / Christina Aguilera - Fighter

 

 

“ilk defa terleyememekten nefret ettim.”

 

Nicole hırsla kolunu bacağını esnetiyorken bugün herkes dövüş sınavı için gri atlet ve şortlarladır. Cora üzerindeki küçük kumaş parçalarına bakıyorken bileğindeki bileziğini tutarak yerinde koşuyordur

 

“yine çıkarıp alırsa hiç kurtuluşum yok, çıplağım..”

 

jonathan derhal doğrularak etraftaki erkeklere bakıyorken cora gülümser, genç kızın yanındaki alexa da bilekliğine bakıyorken bir ara başını kaldırıp jesse’ye bakar, delikanlı kollarını geriyorken rastgele alexa’nın ona baktığını görünce gülümser, genç kız da gülümseyerek işine dönerken profesör lesley içeri giriyordur..

 

 

“evet baylar bayanlar.. sınıf içi eşleşmelerinizi biliyorsunuz, bir adet sınav sürecimiz ve kaydeden kameralarımız var, bu yüzden ayrı ayrı değil toplu bir dövüş seansı yapacağız..”

 

kaşlar çatılırken michael listesini geriye bırakır, sonra konuşur

 

“lütfen önümden sırayla geçin, boyunlarınıza dokunacağım, önlem sihri sadece-“

 

hepsi tek sıraya girer, hızlı bir geçiş yaşanırken tamamlandığında profesör listesini tekrar alarak konuşur

 

“evet.. bugün amacınız birbirinizi pataklamak çocuklar..”

 

kaşlar kalkarken jaden ve jonathan aynı anda birbirlerine bakarlar, aralarındaki nicole gözlerini devirirken michael başını sallar

 

“normalde amacımız kaçmak, kendimizi korumak.. ama sınav günü amacınız saldırmak.. hepiniz aynı anda dövüşmeye başlayacaksınız, bir kişi ayakta kalana kadar devam edeceksiniz.. 40 dakika sonunda ayakta kaç kişi kalırsa otomatik olarak geçecek.. yerdekilerde ise en az hasarlılar geçecek..”

 

birisi zayıf bir sesle nasıl hasar derken michael cevaplar

 

“yaptığım büyü.. darbeleri vücudunuzda tam şiddetiyle hissetmeyeceksiniz, ama aldığınız her darbede deriniz moraracak, sahte tabii.. bittiğinde göreceğim..”

 

cora lekesiz bembeyaz tenine bakıyorken iç çeker ve gergin bakışlarla etrafında ona saldırmayı bekleyen kalabalığa bakarken yanındaki lonna onun omzunu sıkar

 

“korkma bir şey olmaz, eline geldiği gibi vur, tekmele..”

 

cora başını sallarken lonna boynunu gerer, parmaklarını çıtlatarak önce kime saldıracağını kestirmeye çalışırken önündeki jaden’a bakarak sırıtır..

 

 

“venüs bilezikleri olan kızlar yanıma gelsinler lütfen..”

 

cora, alexa ve lonna diğer kızlarla beraber michael’ın yanına giderler, profesör hepsinin bileziklerini teker teker alarak bir süre bileklerini tutuyorken en sonra cora’nınkini de tuttuğunda gülümser

 

“güvendesiniz, dersten sonra bileziklerinizi geri alacaksınız..”

 

kızlar başlarını sallayarak tekrar yerlerine geçerken profesör birbirlerini pataklamak için bekleyen meraklı gözlere döner..

 

 

“haydi melekler..”

 

profesörün işaretinden sonra bir gong sesi duyulur ve şu anda normalden üç katı fazla olan nüfus birbirine bakmayı kesip bir anda atılırken ilk atılanlardan biri nicole olmuştur, genç kız önüne gelen bir çocuğun suratına yumruğu gömerken bir an irkilir, ama çocuk yere düştüğü gibi tekrar kalkarken üzerindeki tek iz yanağındaki morluktur, canı acımış gibi görünmüyorken nicole rahatlar ve daha da hırslanarak sağından ona atılan jonathan’ı gördüğünde gülerek başını eğer..

 

 

“evet sıradaki!”

 

nicole etrafına bakıyorken A sınıfından iki melek kalmış, birbiriyle dövüşüyordur, A sınıfından kimin kazandığı belliyken profesör son 5 dakika olduğunu söylediğinde nicole derhal kendi grubunun olduğu tarafa bakar, eliza owen’a doğru ilerliyorken nicole koşarak genç kızın karşısına çıkar. Eliza önüne atlayan nicole’le gerilerken sarışın kız gamzeleri şeytanca çukurlaşarak gülümser

 

“hayaletinle beraber gidip bir köşeye otursana..”

“sen de gidip dergini yapsana..”

 

nicole genç kıza göz kırparken eliza bir an bakışlarını arkadaki owen’a çevirir, delikanlı parmağını dudaklarına götürerek susmasını işaret ederken nicole çoktan neler olduğunu çakmış, arkasına dönerek owen’ın suratına bir yumruk gömer, ama hemen sonra eliza onu boynundan yakalayıp arkaya çekerken nicole bağırarak haksızlık olduğunu söylüyordur, eliza’nın hiç umrunda değilken owen ikisini izliyordur. nicole boynunu tutan eli tüm gücüyle çekip elizayı omzunun üzerinden atıp yere çarparken owen owlayarak geri çekilir, nicole elleri bellerinde onu sırtından bıçaklayan haine bakıyorken eliza ellerini kaldırarak pes ettiğini söyler. Nicole onun üzerinden geçip ikinci hain’e saldıracakken profesör tekrar gonga vurur, pataklama sınavı biterken ayaktaki dörtlü birbirine bakıyor, nicole keyifle gülümserken yumruklarını havaya kaldırarak yerdeki kurbağalara kimin güçlü olduğunu gösteriyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Jordin Sparks – One Step at a Time

 

 

“bence keaney herkesi seni pataklaması için kiraladı..”

 

owen jonathan’ın bu muhteşem fikrine gözlerini deviriyorken jaden da ilk defa conconla aynı fikirdedir

 

“bence de, herkes bir olup senin üzerine yürüdü-“

“herkese eşit saldırdılar jaden-“

 

jaden yanındaki faye’e döner

 

“sarışın kız da seni patakladı, gerçi sen kaçtın-“

“kaçmadım-“

“kaçtın, gördüm-böyle altlardan aralardan koşmalar..”

 

jaden altlardan aralardan koşan faye taklidi yapıyorken sarışın kız onun sırtına vurur, eliza onlara gülüyorken nicole onun arkasından gelip belinin iki yanından dürterek genç kızı zıplatır ve konuşur

 

“ağzının payını nasıl verdim..”

 

eliza en az bir ay kimsenin ona dokunmasını istemiyorken jesse owen bile mi? diye sorar, eliza gözlerini devirerek cevap vermezken owen da gülümseyerek sessiz kalmayı tercih eder..

 

 

“owen..”

 

owen akşam yemeğinden sonra iksir notlarına göz atıyorken sam’in sesiyle yan taraftaki yatağa döner

 

“yine ne soracaksın?”

“eliza’yı oyalıyor musun?”

 

owen yine kusursuz bir soruyla karşı karşıyayken sam bu sefer şaka yapar gibi görünmüyordur ve kısa zamanda cevap gelmeyeceğini anlayınca konuşur

 

“bir gün önce katharine’den hoşlandığını söylüyorsun, ertesi gün herkesin ortasında eliza’yı öpüyorsun-“

“katharine’in olmayacak bir şey olduğunu sen söylemedin mi?”

“yine de hemen ertesi gün eliza’yı öp demedim-“

“eliza’yı korumak sana mı düştü sam?”

 

sam bu karşılığa başka bir şey söylemeden yataktan kalkar, ayakkabılarını giyerek eski edebiyat kitabıyla beraber odadan çıkarken owen normalde biraz daha sert kapanmış kapıyla dişlerini sıkarak sonra zamanlarda ona çok soru sormaya başlamış oda arkadaşının boş bıraktığı odaya bakar..

 

 

“önce defne yaprağı, sonra kök suyu.. bir daha bak rose..”

 

liv notlarını rose’un önüne bırakarak çalan kapıyı açmak için kalkar, açıp karşısında sam’i bulduğunda gülümser

 

“hey! Çalışıyorsunuz sanıyordum?”

“çalışıyorduk. Sonra tartıştık, gelebilir miyim?”

 

liv tabii diyerek delikanlıyı içeri alırken rose da sam’e merhaba diyordur, delikanlı gülümseyerek yataklardan birine değil de liv’in iskemlesine otururken genç kız kapıyı kapatıp tekrar yatağına dönüyordur

 

“neden tartıştınız?”

“hoşuna gitmeyecek bir soru sordum..”

“sen kimseyi zor durumda bırakacak bir şey sormazsın sam, nereden çıktı?”

 

sam omzunu silkerken kitabının köşesiyle oynuyordur, liv onun huzursuz olduğunu görüyor, daha fazla üzerine gitmezken gülümseyerek rose’a döner

 

“tazeleme iksiri nasıl yapılıyormuş rose?”

 

rose önce defne yaprağını sonra da kök suyunu koyarken liv aferin diyor, sam ona da hatırlatmalarını istiyorken liv notlarını tekrar rose’dan alarak en baştan üzerinden geçmeye başlar..

 

 

“iki otu birbirine karıştırırım herhalde, sen onu bırak da Perşembe tanrılar var ona çalışalım..”

 

eliza iksir notlarını önlerinden uzaklaştırıyorken faye itiraz etmiyordur, birazdan eline tanrılar kitabı gelirken eliza da kitapla beraber arkadaşının karşısına oturuyordur, o sırada kapı vurulurken eliza öfleyerek yerinden kalkar, gidip kapıyı açar ve karşısında owen’ı görürken aklına ilk gelen şey saçlarının nasıl olduğunu olur ve bunu düşündüğü için kendinden nefret ederken owen pek saçla ilgileniyor gibi görünmüyordur

 

“eliza biraz konuşabilir miyiz?”

 

eliza tabii diyerek kapıyı biraz daha açarken owen içerdeki faye’e bakar, sarışın kız ona el sallarken owen tekrar eliza’ya döner

 

“yalnız olsak daha iyi olurdu..”

 

eliza kaşlarını çatarken faye onları duymuş, kitabını alıp ayakkabılarını giyer

 

“ben kütüphaneye gidiyorum, siz konuşun..”

 

eliza tamam derken owen genç kıza teşekkür eder, faye ona bir bakış atarak odadan çıkarken eliza tekrar yatağına dönüyordur, owen kapıyı kapatarak ona bakar..

 

 

SOUNDTRACK / Avril Lavigne – When You’re Gone

 

 

“sana bunu önceden söylemem gerekiyordu aslında..”

 

eliza neymiş o derken owen ona yaklaşmıyordur, faye’in masasına yaslanırken başını eğer, bir süre sessiz kalırken eliza bundan iyi bir şey çıkmayacağını anlamış, oturduğu yerde dikleşir

 

“ne söyleyeceksen drama haline getirmeden söyler misin owen?”

“ben katharine’den hoşlanıyorum..”

 

eliza aniden çarpan cümleyle bir an şaşırırken hazırlıksız zihni katharine’nin kim olduğunu sorgular, hemen sonra hatırlarken kaşlarını çatarak ağzını açar, ama bir şey söylemezken owen ona bakıyordur

 

“imkansız bir şey olduğunu biliyorum ama-“

“beni neden öptün öyleyse?”

“bilmiyorum..”

 

eliza çattığı kaşlarını kaldırırken hmmlar

 

“bilmiyorsun? Bilmiyorsun?

 

owen cevap vermiyorken eliza yavaşça yataktan kalkar

 

“herkesin ortasında bana yaklaşıp öperken de onun görmesi için mi öptün? Belki görür de seni kıskanır, sonra kollarına koşar diye mi düşündün?”

 

eliza günlerdir aklını kurcalayan şeyin sonunda gerçek olduğunu anladığında kendi sorusu onun da canını acıtmıştır, owen’dan hala ses gelmiyorken eliza sesini biraz daha yükseltir

 

“cevap versene! Ben katharine’den hoşlanıyorum deyip bombayı bırakmak kolay owen, dürüst ol!”

“evet dersem mutlu mu olacaksın-“

“evet dersen yıkılacağım! Ama en azından sen daha fazla yalan söylememiş olacaksın!”

 

owen genç kızın sesinin titrediğini duyarken sadece sesi değil, elleri de titriyordur, eliza saçlarını geriye iterken kapıyı işaret eder

 

“git owen, lütfen-“

“eliza özür dilerim-“

“hiçbir şey için özür dileyemezsin, beni kandırdın, kullandın. Her kime aşıksan git onun kapısında bekle, bana bir daha yaklaşma..”

 

owen iç çekerek yaslandığı yerden doğrulurken eliza onun yavaş hareketlerinden midesi bulanarak kapıya koşar, hızla açıp dışarıyı gösterirken owen ona bakmadan odadan çıkar, eliza o eşikten dışarı adım attığı anda kapıyı çarparak kapatırken bir an derin bir nefes alır, sonra gözleri dolarak durduğu yerde ağlamaya başlarken keera’nın sesi geçeceğini fısıldıyordur..

 

 

owen odadan çıkmışken kütüphaneye gittiği yalanını uyduran faye koridorun sonunda yerde oturmuş onu bekliyordur, delikanlıyı görünce ayağa fırlarken owen da olduğu yerde durarak ona bakar

 

“eliza’nın birine ihtiyacı var, gidersen iyi olur-“

“ne yaptın owen?”

 

owen cevap vermeden yürümeye devam ederken faye delikanlıyı kolundan tutup durdurur, önüne geçip yüzüne bakarken bir daha sorar

 

“ne yaptın?”

“katharine’den hoşlandığımı söyledim..”

 

faye iç çekerek ah owen diyorken delikanlı bildiğini söyler

 

“daha fazla devam edemezdim faye-“

“o zaman neden başladın!? Sen böyle değildin owen, niye-“

“o zaman katharine gibi bir kızı tanımamıştım-“

“katharine’nin sevgilisi var!”

“ve?”

 

faye kaşlarını çatarak başını iki yana sallıyorken mırıldanır

 

“önce eliza için beni yüz üstü bıraktın, şimdi başka bir kız için eliza’yı.. ne yapıyorsun owen?”

“bilmiyorum, ama hissettiklerim bunlar faye..”

“iki gün önce de eliza’ya karşı bir şeyler hissediyordun!? Babana benziyorsun dedikleri zaman sadece yüzünüzü kasetmemişler-“

“ne diyorsun sen faye!?”

“hiçbir şey!”

 

genç kız owen’a karşı çıkacak fırsat bırakmadan onu bırakıp odasına doğru yürürken owen öfkeyle onun arkasından bakar, sonra önüne dönerek sinclair binasından çıkıp giderken faye eliza’nın ağladığı odaya girip kapıyı arkasından kapatıyordur..

 

 

“siz çalışın ben kahve alacağım..”

 

rose ve sam notlardan kafalarını kaldırmadan birer tamam mırıldanırken liv odadan dışarı çıkar, kahveyi falan boşvererek owen’ın odasına giderken delikanlı da diğer uçtan giriyordur, liv kapıyı bırakıp ona ilerlerken ellerini açar

 

“ne oldu iki saat içinde!?”

“yok bir şey-“

“bir şey yok diye suratın beş karış evet, gir odaya konuşacağız..”

“liv cidden bir şey yok, yarın da sınav var zaten-“

“ben her şeyi biliyorum, sana da öğretirim hadi gir..”

 

owen çaresizce kapıyı açar, liv’i başından asla atamayacağını bilerek içeri girerken aslında atmayı istemediğini fark ettiğinde liv çoktan içeri girmiş, kapıyı kapatarak onu çekip yatağa oturtur, kendisi de karşısına geçerek bağdaş kurar

 

“evet, neler oldu? Kim kime laf etti?”

“kimse etmedi-“

“owen bak tanrıçaları dövmüyorum, ama seni pataklarım. Konuş.”

 

Owen poflayarak omuzlarını düşürürken konuşur

 

“ben katharine’den hoşlanıyorum liv..”

 

liv hmmlarken owen az önce eliza’nın da hmmladığını hatırlayarak hızla genç kıza bakar, ama liv’in hmmlaması daha çok burayı anladım, ikinci cümleye geç demekken owen devam eder

 

“ve bunu eliza’ya söyledim..”

“sam neden kızdı orasını da söylersen daha kolay takip edeceğim..”

“o kızdı, çünkü o gün ortak odada elizayı öpmeden önce ona katharine’den hoşlandığımı söyledim..”

“sonra gidip eliza’yı öptün..”

 

owen başını sallarken liv yanağını kaşıyordur

 

“biraz kötü, evet..”

biraz?”

“tamam, çok kötü, ama onarılmayacak bir şey değil.. eliza’yla evlenmedin, değil mi?”

“ama yalan söyledim, kalbini kırdım. Orada onu sırf katharine görsün diye öptüm liv-“

“tahmin ediyorum, ama olan olmuş owen. Ne yapacaksın? Kendi kendini duvarlara vurup cezalandıracak mısın?”

 

owen sessiz kalırken liv uzanarak beraber büyüdüğü çocuğun elini tutar

 

“önce bir köpek yavrusu bakışlarını silelim..”

 

owen gözlerini devirirken liv gülümser

 

“güzel-“

“faye de köpürdü-“

 

liv owlarken owen elini alnına bastırarak başına giren ağrıyı öldürmeye çalışıyordur, liv mırıldanır

 

“faye zaten eliza zamanından beri sana kızgın, onun alışması gerekiyordu iyi olmuş, yarın geçer..”

 

owen liv ellen’ın gözlerinden evrenin ne kadar güzel bir yer olduğunu düşünürken miss ellen şakımaya devam ediyordur

 

“hiçbir şey söylemeyebilirdin de? Katharine’nin senin kollarına koşması ihtimali biraz düşük, yok değil, ama düşük. Ona güvenerek elizayla devam edebilirdin, ama dürüst oldun-“

“biraz geç oldu-“

“olabilir, kafamızın daha hızlı çalışması için 30 sene daha yaşamamız lazım.”

 

Owen gülümserken liv de maviş gözleri parlayarak gülümser

 

“kimse seni başkasını sevdiğin için suçlayamaz owen. Eliza’nın kalbi kırılmış, haklı da, ama o da sonsuza kadar sana kızgın kalamaz. Geriye dönüp onu gerçekten istemeyen biriyle olmadığına mutlu olmalı, sonra da aklını başına toplayıp daha 15 yaşında olduğunu hatırlayak grup içi huzuru bozmamalı..”

“bunları eliza’ya söylersen hemen yapar, emin ol..”

 

liv gerekirse ona da söylerim diyorken owen biraz daha gülümser, liv uzanarak delikanlıya sarılırken gülümseyerek mırıldanır

 

“keşke katharine’nin sevgilisi olmasaydı..”

“keşke..”

“olsun, yine de birinden hoşlanmak güzel bir şey..”

 

owen ona sarılan sevgi böceğini biraz daha sararken liv onun sırtını patpatlayarak geri çekilir

 

“birazdan sam’i de yollarım, barışırsınız.. üzülme, ders çalış..”

 

owen peki derken liv yataktan zıplayarak kalkar, kapıyı açıp çıkarken kapı arkasından kapandığında owen gülümser..