Perşembe günü iksir ve eski edebiyat bir grup kurbağa için rezalet geçmişken eliza ve faye bir olmuş, owen’la konuşmuyor, liv

#18 – Charm of Happiness

 

Perşembe günü iksir ve eski edebiyat bir grup kurbağa için rezalet geçmişken eliza ve faye bir olmuş, owen’la konuşmuyor, liv onlara sinir olmuş, ama daha acıları taze olduğu için bir şey söylemiyorken sam’i zorla da olsa barıştırmayı başarmıştır, oda arkadaşları küs olamazdır, bu kuralı da yüksek sesle ilan ederek herkesin onayını almışken o akşam yine herkes iki sınav için birden çalışıyordur. yumurtanın kapıya dayanmasını bekleyen üç adet kurbağa, jonathan, jesse ve jaden anna’nın kapısına sıra olmuşlar, genç kız tanrıların ne olduğunu bile sabırla tekrarlıyorken lonna bu işkenceye daha fazla dayanamayacağını söylemiş ve odadan ayrılmışken bir süre sonra da jaden’ın kahve ihtiyacı gelmiştir, delikanlı gayet mutlu bir şekilde ders odasından çıkarken lonna’nın nereye gittiğini  düşünür, sonra gordon kütüphanesinin kapısına dayanmaya karar verirken içeri girememesi pek umrunda değildir, tanrılardan sıkılmıştır, beklemeyi planlar..

 

 

“ne yapıyorsun morgan?”

 

jaden kütüphaneden değil de kafenin olduğu taraftan gelen lonna’ya bakıyorken genç kız onun neden kütüphane kapısında evsiz dilenciler gibi beklediğini anlamaya çalışıyordur. Jaden ayağa kalkarken konuşur

 

“tanrılar biraz sıkıcı oldu-“

“sen de gelip kütüphane kapısında yatayım mı dedin?”

 

jaden başını sallarken lonna delikanlıyı her zaman yaptığı gibi şöyle bir süzer

 

“iyi, devam et o zaman..”

“lonna-“

 

genç kız kütüphaneden girecekken son anda arkasını döner

 

“evet?”

“benimle kahve almaya gelir misin?”

“benim zaten kahvem var morgan..”

 

jaden gözlerini devirirken lonna hala dik dik ona bakıyordur, sonra kütüphane kapısını bırakarak dışarı çıkar

 

“biraz daha süt alacağım, gel..”

 

jaden derhal genç kızın peşine takılırken lonna sanki köpek dolaştırıyormuş gibi yanındaki uzun boylu delikanlıya bakar, sonra gülümseyerek zaten yeterince sütlü olan kahvesinden bir yudum alırken jaden sesini çıkarmadan sadık bir köpek gibi yürümeye devam eder..

 

 

Perşembe günü karanlık sanatlar ve tanrılar ölü gibi geçmişken kimsenin ne yaptığı konusunda hiçbir fikri yoktur, sınav sonuçlarında şok olmamayı umarak dağılmışlarken akşam yemeğinde yine iki masa toparlanmıştır. Liv yemeğini alıp geldiğinde diğer masadaki faye ve eliza’nın onun ve sam’in yerini kaptıklarını görünce artık iki çift laf etmenin zamanı geldiğini düşünerek onların yanına gelir, ikisinin tabaklarının ortasına kendi tabağını koyar, eliza ve faye’in bakışları ona kalkarken liv gülümser

 

“yerime oturmuşsunuz, sam?”

 

diğer masadaki sam arkasını dönerken liv eliza ve faye’i işaret eder

 

“yerlerimiz kapılmış?”

 

sam kendini gariplikle dolu bir çukura düşmüş gibi hissediyorken faye konuşur

 

“bazen değiştiriyoruz liv-“

“ben bugün burada oturmak istiyorum-“

“liv, lütfen..”

 

liv ellerini kaldırırken owen’ı gösterir

 

“küstünüz mü? Tamam, konuşmayın. Ama benim yerimi çalıp beni de taraf tutmak zorunda bırakmayın-“

“kimin tarafını tuttuğun belli zaten..”

 

liv hızla eliza’ya bakarken kahverengi gözler de ona bakar, maviler hafifçe kısılırken liv konuşur

 

“acını anlıyorum eliza-“

“acım falan yok-“

“e o zaman gidin masanıza oturup sohbet edin! İçimi sıkmayın benim, her kalp kırıntısında yerlerimiz değişecekse iki masa daha ayıralım-“

 

faye itiraz edecekken liv hadi diyerek onlara eski masalarını gösterir, sam’e de kalkıp buraya gelmesini söylerken delikanlı gariplik çukurunun içinden tabağını da alarak kalkar, faye ve eliza da kalkıyorken herkes tekrar eski yerlerine geçtiğinde liv gayet mutlu, faye ve eliza sam’den boş kalan gariplik çukurundayken owen konuşmamayı tercih ediyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Natasha Bedingfield – Frogs and Princes

 

 

“kaçma! Kurbağa!”

 

liv odada dört dönüyorken kurbağayı yakalamaya çalışıyordur, bir haftadır kurbağalar ve prensler haberi aklına takılmış, kendi yeşil arkadaşını öpmeye çalışıyorken kurbağa izin vermiyordur. Liv sonunda pes ederken yeşil ufaklık gardrobun üstünden ona bakıyordur, liv ona dil çıkararak kravatını düzeltirken rose banyodan çıkıyordur, liv’i ve dolabın üstündeki kurbağayı gördüğünde güler

 

“hala mı kaçıyor?”

“nazlı! Böyle prens olacaksa olmasın, istemiyorum..”

 

rose gülerek eteğini giyiyorken liv şimdi bir de merkez masa sınavına gireceğini homurdanıyordur, başkanların isimlerini kendine tekrarlıyorken rose da evrensel paktın imzalanış tarihini ve en önemli şartlarını içinden sayıyordur..

 

 

sınav haftasının son sınavı olan iblislerde herkes yine sınav salonundayken miss reba henüz gelmemiştir, herkes harıl harıl notlarına bakıyorken jaden kendinikileri bırakarak owen’a döner

 

“bu akşam prova var mı?”

“vardı, ama eliza ve faye yarın yapmak istediler..”

“hala mı?”

 

owen omuzlarını silkerken jaden bu küslük işinin artık kabak tadı verdiğini söylüyordur, tekrar önüne dönecekken aklına gelir

 

“katharine’e haber verdin mi?”

“hayır..”

 

jaden bir an dururken sonra sırıtır

 

“verme..”

 

owen da gülümseyerek arkadaşına bakarken jaden delikanlıya göz kırparak tekrar önüne döner, o sırada içeri miss reba giriyorken notlar kaldırılır, sihirli kağıtlar yine onları bekliyorken melekler ilk sınav haftalarının son sınavı için yorgun beyinlerle de olsa bekliyorlardır..

 

 

akşam üzeri owen kendinden başka kimsenin olmadığı müzik salonunda oturuyorken piyanonun başında aklından geçen bir melodiyi çalıyordur, o sırada kapı açılır ve katharine içeri girerken genç kız boş salonu gördüğünde bir an kaşlarını çatar

 

“kimse gelmedi mi?”

“son anda bir şey çıkmış, sana haber veremedim..”

 

katharine elleri kotunun arka cebinde, rahatça yürüyerek sahneye yaklaşırken owen onu izliyordur, genç kız biraz dalgın görünüyorken mırıldanır

 

“sen de gidecek misin?”

“hayır, ben buradayım..”

“biz çalışalım mı?”

 

owen tabii derken katharine de mutlulukla gülümser, merdivenleri tırmanarak delikanlının yanına gelirken bugün ayakta durmak istemiyor, owen’ın oturduğu piyano iskemlesini işaret eder

 

“ben de oturabilir miyim?”

 

owen başını sallayarak biraz sola kayar, katharine geçip onun yanına otururken bacakları birbirine değiyordur, genç kız uzanarak notaları açar ve owen’a döner

 

“en baştan alalım..”

 

owen yine konuşmadan onaylar, parmakları tuşların üzerine yerleşirken katharine onun ellerini izliyor, biraz sonra haftalardır çalıştıkları o güzel melodi duyulurken genç kız gülümser..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Lullaby

 

 

2 hafta sonra..

 

owen kapıyı hızla açıp odasına dalarken sam aynanın karşısında akşamki sınav haftası bitiş balosu için giydiği gömleği düzeltiyordur, birinden kaçar gibi odaya giren owen’a bakarken delikanlı gülümsüyordur, sam kaşlarını çatarken owen daha da gülümser

 

“katharine’le öpüştüm..”

 

sam’in gözleri büyürken owen kapıyı bırakarak başını sallar

 

“gerçekten öpüştüm. Yalnızdık, şarkı söylüyordu, çok güzeldi.. saçları, gözleri, dudakları..”

 

sam hala kocaman gözlerle owen’a bakıyorken delikanlı büyülenmiş gibidir

 

“o da beni öptü, başta kararsızdı, ama öptü, tam bir öpücüktü, her şeyiyle-“

“dur.”

 

Owen dururken sam ellerini kaldırmıştır

 

“katharine? daren keaney’nin katharine’i?”

“keaney’le alakası yok-“

“ayrılmışlar mı?”

“bilmiyorum sam, ama öpüştük.. öpüştük.

 

Sam başını sallıyorken owen sanki içine güneşin ruhu girmiş gibidir, hareketli, heyecanlı, umutlu bir şekilde banyoya girerken sam tekrar aynaya dönerek gömleğinin yakalarına bakar, onları düzeltmenin tek sorunu olduğu gerçeği delikanlıyı yumuşacık bir battaniye gibi sarmalarken sam rahatlar..

 

 

Faye yarım saattir saçlarıyla uğraşıyorken sarı bukleler yüzlerce kez şekil değiştirmiştir: önce toplanmış, sonra beğenilmemiş açılmış, o da olmamış düzleştirilmiş, o hele hiç olmamışken onu tekrar bukle haline getirmesi de düzleştirmek kadar uzun sürmüştür, genç kız sıkıntının son sınırlarını zorluyorken eliza banyodan çıkarak onun 48. saç modeline bakarak konuşur

 

“istersen gidip owen’la konuşabilirsin..”

 

faye hızla oda arkadaşına bakarken eliza eliyle gitmesini işaret eder, faye hala hareket etmiyorken eliza ıslak saçları yüzüne düşerek ona döner

 

“git!”

 

faye gülümseyerek derhal odadan çıkarken eliza iç çekerek saçlarını geri iter, bir saat önce çıkarıp yatağa serdiği elbisesine bakarken şimdi onu giyip baloya inmek hiç de akıllıca bir fikir gibi gelmiyordur, genç kız kendini elbisenin üzerinde yüz üstü yatağa bırakırken keera tepesinde bir aferin mırıldanır, eliza elini kaldırarak hiç hoş olmayan bir hareket yaparken keera’dan bir aferin daha aldığında bir şeyler homurdanarak yüzünü kumaşlara daha çok gömer..

 

 

sam kravatını bağlamaya uğraşıyorken eğer 5 dakika içinde başaramazsa kravat takmamaya karar verir, o sırada kapı vurulurken delikanlı kravatı yatağa atıp kapıyı açar, faye’in heyecanlı gözleri ve güzel yüzü görünürken sam gülümser, faye de tüm aydınlığıyla gülümserken sorar

 

“owen çıktı mı?”

“faye?”

 

faye içerden owen’ın sesini duymuş, başını uzatırken sam aralarından çekilir, faye eteklerini toplayarak içeri girerken owen şaşkındır, ama genç kız hiçbir şey söylemeden ona sarılırken owen bir an kasılsa da hemen sonra o da en yakın arkadaşını sımsıkı sarar, faye delikanlının gömleğine tutunuyorken mırıldanır

 

“özür dilerim, ewan için kötü bir şey söylemek istemedim owen-“

“önemli değil faye-“

“ewan’ı da seni de çok seviyorum ben, asla öyle bir düşünemem..”

 

owen affettiğini mırıldanıyorken faye parmaklarının ucunda yükselerek delikanlıya biraz daha sarılır, ikisini izleyen sam gülümserken onun açık bıraktığı kapıdan liv girmiş, içerdeki manzarayı görünce şokla ağzı açılmıştır

 

“siz! İkiniz! Barışmışsınız!”

 

faye onun sesiyle arkasını dönerken gülümser, liv de kocaman gülümserken iki genç kız da birbirlerine sarılır, liv ayrılırken ikisinden de ne kadar nefret ettiğini söylüyor, faye gülüyorken owen da ilk defa nefret edilmekten mutlu, faye’in elini tutmasıyla gülümser..

 

 

“yine eliza’nın yanına döneceğim, o izin verince koştum..”

 

liv gözlerini devirirken faye koluna vurduğunda itiraz eder

 

“onu da yola getireceğim! Tamam owen salaklık etti ama-“

“hey!”

“senin için hey demeye hakkın yok bayım, sus. Eliza’yı da eski haline çevireceğim, ama önce birinin gelip gardrobun üstündeki çantayı indirmekte bana yardım etmesi lazım..”

“ben hallederim..”

 

liv süper kurtarıcısı sam’i yanına alarak odadan çıkarken faye owen’a döner

 

“baloda görüşür-“

“faye sana bir şey söylemem gerek-“

“aramızı bozacak bir şey olmasın, lütfen-“

“ben katharine’le öpüştüm.”

 

Faye’in lafı ağzına tıkılırken genç kız bir an kaşlarını çatar, açık ağzını kapatır ve bir süre sessiz kalırken owen başını sallar, faye çatık kaşlarının ardından hafifçe gülümserken sorar

 

“ne zaman oldu bu?”

“bu akşam, provada..”

“provayı iptal ettik-“

“siz ettiniz, ben etmedim..”

 

faye gözlerini kısarak yeri gelince tilki gibi kurnaz olmayı bilen arkadaşına bakıyorken owen usulca sorar

 

“tepki?”

“ne diyebilirim? Daren ne olmuş?”

“bilmiyorum..”

“nasıl bilmiyorum? Ayrılmışlar mı?”

“zannetmiyorum..”

“ona rağmen mi öpüştünüz!? Kim öptü?”

“ben-ama o da karşılık verdi!”

 

faye taş olsa sana karşılık verir diyorken owen gülümser, yakışıklı yüzü aydınlanırken faye iç çekerek gülümser

 

“başına bela alacaksın owen..”

“dövüş sınıfında yarısını atlattım, diğer yarısı da gelsin..”

“diğer yarısının neredeyse hepsi tanrı, hatırlatırım..”

 

owen omuzlarını silkerken faye güler

 

“kızdan bu kadar mı hoşlanıyorsun?”

 

delikanlı başını sallarken faye de başını sallayarak onun elini tutar, owen da genç kızı elini sımsıkı tutuyorken faye mırıldanır

 

“şimdilik kimseye söylemeyelim-“

“sam biliyor..”

“o bilsin, ama diğerleri için biraz bekleyelim..”

“neyi beklediğimi bile bilmiyorum..”

“sanki ben biliyorum! Geldiğimden beri iki kıza aşık oldun, artık kayıt tutmaya başlayacağım..”

 

owen gülerken faye onun eline vurarak gülmemesini söyler

 

“jonathan bile senden daha sadık çıktı, şu haline bak!”

“ben birinci prensim-”

 

faye birinci prensin yanaklarını tutarak iki yana çekerken owen gözlerini devirir, sarışın kız gayet eğleniyor görünüyorken owen o yanakların nasıl korunduğunu bilip bilmediğini soruyor, cevap olarak yüzü daha çok yayvanlaşıyorken faye ona gülerek bir süre daha böyle vakit geçirmek istiyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Dean Martin – Good Mornin’ Life

 

 

“fotoğraf makinesi hazır mı?”

 

veronica elindeki makineyi sallar, nicole onaylarken dickie balo salonunun girişinde etrafını inceliyordur

 

“her öpüşeni, her dokunanı ve her bakanı fotoğraflayacak  mısınız?”

 

nicole bunu da onaylarken dickie başını sallayarak veronicaya elini uzatır

 

“makineyi alabilir miyim?”

 

veronica elini geri çekerken neden istediğini sorar, dick gerçekten bir şey yapmayacağını söylüyorken nicole hayır diyordur, veronica da itiraz ediyorken dick daha fazla dayanamayıp genç kızın eline saldırdığında veronica feryat ederek geri kaçar, nicole de dick’in gömleğine asılırken arkadan miss natalie’nin sesi duyulur

 

“balo salonlarına giriş için öğrettiğim kurallar tam olarak böyle değildi çocuklar..”

 

veronica eli havada, dick ona uzanmış, nicole de tuttuğu gömleği sıkarak kalmışken miss natalie gözüyle durumlarını işaret eder, üçü de aynı anda normal hallerine dönerken nicole gülümseyerek dick’in gömleğini düzeltiyordur, veronica da aynen gülümseyerek miss natalie’nin bir fotoğrafını çekerken genç kadın gülümseyerek onlara iyi eğlenceler diler ve uzaklaşırken üçlü bir süre onun arkasından bakar, sonra veronica önde olmak üzere içeri koşturulurken üçü kalabalığa karıştıktan sonra arkalarından gelen chris onları göremeyince etrafına bakar ve masaların arasından koşturan üç tipi görünce kaşlarını kaldırır..

 

 

jonathan ellerini birbirine vurarak içeri giriyorken müziğin ritmi fazlasıyla mutludur, delikanlı cora’yı elinden tutup çevirerek önüne alırken genç kız beline sarılan tırtılıyla ilerliyordur, onların arkasından duncan ve lonna girerken önlerinden bir adet veronica ve arkasından koşan dick geçtiğinde lonna kaşlarını çatar, duncan hmmlarken ikisinin arkasından gelen jesse onları omuzlarından tutarak içeri sokuyordur

 

“ne kadar hareketli bir gece, değil mi? evet, öyle.. duncan biz içecek bir şeyler almaya gitsek? Gidelim..”

 

jesse lonna’yı bırakıp duncan’ı uzaklaştırırken genç kız gözlerini devirerek ikisinin arkasından bakıyordur, tek başına masalarına doğru yürümeye devam ederken biraz sonra yanında jaden’ın kokusu geldiğinde genç kız başını o tarafa çevirir, jaden gayet doğal bir merhaba mırıldanırken lonna da peki diyerek ilerler, ikisi masaya doğru yürüyorken jesse duncan’a içeceklerin olduğu köşede kendi soru ve cevaplarıyla işkence ediyordur..

 

 

“n’aber gençlik! Ortamlara akıyor muyuz bu akşam? Ha? Ha? Hadi hareket göreyim!”

 

jonathan enerjisini kontrol edemiyor, dört masa ötesindekilere bile sataşıyorken faye gülerek ona bakar, sonra cora’ya dönerek neler olduğunu sorarken sarı kelebek ellerini kaldırır

 

“bilmiyorum, iblislerden sonra başladı, bir daha da geçmedi..”

 

faye gülerek oturduğu yerden dans eden jonathan’a bakarak elini uzatır, delikanlının koluna vururken jonathan kollarını iki yana açarak o tarafa döner

 

“evet? buyrun, benim? Dans mı? evet. bence de!”

 

jonathan yerinden kalkıp faye’i kolundan tuttuğu gibi masadan kaldırırken cora rahat bir nefes alarak suyuna uzanır..

 

 

owen tenha masada oturuyor, eliza bu akşam diğer masaya geçmiş, kimse itiraz etmemişken delikanlı da ona dokunmuyordur, bakışları daha çok geldiklerinden beri sahnede dans eden katharine ve daren’dayken ikisi de fazlasıyla mutlu görünüyordur. Owen suyunu kafaya dikerken başka bir yere bakar, ama bir süre sonra gözleri yine onu sahneye döndürdüğünde delikanlı nasıl olup da bu kızı her öptüğünde keaney’nin daha fazlasını aldığına akıl erdirmeye çalışıyordur..

 

 

faye iki tur döndürülerek dengesini kaybeder ve jonathan tarafından tutulurken gözleri büyüyerek delikanlıya bakar

 

“iyi değilsin sen jonathan-“

“NEDEN? SÜPERİM BEN-“

“bağırma-“

“BAĞIRMIYORUM?”

 

faye onun ağzını kapatırken etrafına bir göz atar, ilerde miss natalie’yi gördüğünde rahatlar ve müzik için oldukça hızlı dans eden concon’u kolundan çekip o tarafa sürüklerken delikanlı sahnedekilere birazdan döneceğini bağırıyordur..

 

 

“miss natalie!”

 

faye genç kadının yerinden ayrıldığını görünce seslenmek zorunda kalmış, genç kadın onu duyunca arkasını dönmüşken faye’i ve sürüklediği jonathan’ı görünce kaşlarını çatar

 

“sorun nedir faye?”

“miss natalie, jonathan çok garip davranıyor-“

“MISS NATALIE, SÜPERSİNİZ BU AKŞAM-YANİ BİR İÇİM SU!”

 

miss natalie suratına bağıran delikanlıya bakıyorken jonathan arkadaki profesör cudrow ve dalton’a da el sallar, dalton gülerek geri el sallarken iksir profesörü onun o anda yerin dibine geçmesini isteyen bir bakışla cevaplar, jonathan aldırmıyorken faye onun kolunu sımsıkı tutmuş, bir yerlere kaçmamasını sağlıyorken miss natalie’ye bakar

 

“ne yapacağız?”

“ne zaman başladı bu durum?”

“iblisler sınavından sonra başlamış, en azından cora’nın bildiği kadarıyla..”

 

miss natalie kendi yerinde dans eden jonathan’a bakarak gülümser ve tekrar faye’e döner

 

“önemli bir durum olduğunu sanmıyorum faye, sınav sonrası stresi atmanın bir yolu olabilir. Jonathan’ın güçlerini henüz bilmiyoruz-“

“ama bağırıyor miss natalie..”

“BAĞIRMIYORUM!”

 

faye yüzünü buruşturarak kulağını uzaklaştırırken miss natalie de başını sallar

 

“miss leti’ye gidelim, o belki bize bu fazla enerjinin sebebini açıklar, gelin çocuklar-“

“NEREYE GİDİYORUZ MISS NATALIE? DANS EDELİM Mİ?”

 

miss natalie jonathan’ı faye’in elinden alarak koluna girerken jonathan gülerek arkasını döner

 

“KIZIM PROFESÖRÜ KAPTIM, GİT SÖYLE HERKESE!”

 

faye elini yüzüne kapatıyorken miss natalie gülümseyerek jonathan’a önüne bakmasının daha iyi olacağını söylüyordur..

 

 

“jonathan sonunda keçileri kaçırmış..”

 

jesse yerine yerleşiyorken cora delikanlıya döner

 

“ne olmuş!?”

“delirmiş, tahtaları eksilmiş-“

“nalları dikmiş de de kızın kalbine indir..”

 

cora daha şimdiden korkuyla jaden ve jesse’ye bakıyorken jesse gözlerini devirerek genç kıza bakar

 

“miss natalie’yle beraber gittiler, korkma bir şey olmaz..”

“nereye gittiler?”

“bilmiyorum-“

 

cora bilmese de masadan kalkıp profesörlerin çok olduğu bir tarafa koşar adımlarla giderken jaden iç çeker

 

“gençlik ve aşk.. içelim..”

 

delikanlı jesseyle su dolu kadehleri tokuştururken lonna gülerek başını iki yana sallıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Michael Bublé – Crazy Little Thing Called Love

 

 

owen gözleriyle katharine’nin her hareketini takip ediyorken az önce mirandayla beraber dışarı çıkmışlardır, şimdi tekrar içeri giriyorlarken keaney radar gibi hemen yanlarında bitmiş, ama mirandayı alarak piste götürmüşken katharine bir an onun olduğu tarafa bakar, ikisi göz göze geldiklerinde genç kız başını çevirir ve tekrar yerine otururken owen elindeki bardağı bırakarak masadan kalkar..

 

 

“miss leti..”

 

mutluluk ve şans tanrıçası bütün güzelliğiyle miss natalie’nin sesine dönerken gülümser

 

“ah miss natalie, jonathan nasılsın?”

“MISS LETI DANS EDELİM Mİ!?”

 

genç kadın gülerek tabii diyorken miss natalie’ye bakar

 

“problem nedir?”

“jonathan bugün biraz fazla mutlu-“

“sürekli bağırıyor miss leti..”

 

güzel tanrıça jonathan’ın diğer yanındaki faye’e  bakıyor, başını sallar, sonra tekrar jonathan’a dönerken delikanlı yine konuşur

 

“SİZ DE ÇOK SÜPERSİNİZ MİSS LETİ-İŞTE İNSAN TANRIÇA OLUNCA BİR BAŞKA OLUYOR, ÖĞREN FAYE ÖĞREN-DANS EDELİM Mİ MİSS LETİ!?”

 

miss leti delikanlıdan buram buram yayılan saf mutluluğa gülümserken elini uzatır, jonathan miss natalie’yi bırakarak diğer güzel profesörü alırken yine faye’e döner

 

“BİRİ GİDİYOR BİRİ GELİYOR! MUHTEŞEMİM!”

 

faye inleyerek gözlerini kapatırken miss natalie genç kızın omzunu tutarak gülümser..

 

 

owen masaların arasından yürüyerek katharine’e doğru gidiyorken onların masasında da bir hareketlenme vardır, genç kız eteklerini tutarak arkasını döner, ikisi yüz yüze geldiklerinde owen ona bakıyor, bir şey söylemek için hamle yapacakken katharine bir anda güçlü bir çığlık atar, gözlerini kapatarak geriye uzaklaşıyorken owen şokla ona bakıyor, bir an sonra genç kız arkasındaki delikanlının kollarına yığıldığında owen bir meleğin düştüğü haberini alan kalabalığın etrafı doldurmasını izliyordur..

 

 

bir anda bir kızın çığlığı salonda yankılanırken miss leti’yle dans eden jonathan hızla o tarafa döner

 

“kız bayıldı-KIZ BAYILDI MISS LETİ!”

“gördüm jonathan, sakin ol-“

“OLAMAM KIZ BAYILDI! KATHARINE Mİ O! KATHARINE!”

 

jonathan o tarafa koşmak için hamle yapacakken miss leti delikanlı’nın kolunu yakalar, bir an sonra jonathan fazlasıyla sakinleşerek yığılırken miss leti onu tutuyor, onları gören profesör lenshaw da yardım için geliyorken jonathan gözleri kapanmadan önce sırıtarak bir aşmış lenshaw mırıldanır ve hemen sonra kendinden geçer..

 

 

“jonathan!”

 

cora, profesör lenshaw ve miss leti’nin boş bir masaya oturttuğu jonathan’ın yanına gelmiş, önünde eğilerek dizlerine tutunurken delikanlı az önce neler olduğunu merak ediyor, başını tutarak önündeki güzel kıza bakar ve gülümser

 

“iyiyim kelebek, sakin..”

“jesse delirdiğini söyledi!”

“o kendine baksın, iyi miyim miss leti?”

 

miss leti gülümser

 

“iyisin jonathan, ama yeteneğin ilk defa bu kadar güçlü ortaya çıktığı için biraz sarsıldın..”

“yeteneğim gerekli gereksiz bağırmak mı?”

 

miss leti hayır diyerek gülüyorken profesör lenshaw da gülümser, jonathan ve cora anlamıyorken miss leti açıklar

 

“sen mutluluk tılsımına sahipsin jonathan..”

“o ne demek?”

“ilerde güçlerin tamamen oturduğunda sorgusuzca herkesi mutlu edebilecek kadar büyük bir gücün var demek. Şimdilik kontrol edemiyorsun, bu yüzden gücün sadece kendi içinde çalışıp seni fazla enerjik yapıyor. Daha önce hiç ağladın mı jonathan?”

 

delikanlı kaşlarını çatarken cora da merakla kaşlarını kaldırmıştır, delikanlı bir süre düşündükten sonra başını iki yana sallar

 

“bebekken ağlamışımdır herhalde, ama başka bir zamanı hatırlamıyorum..”

 

miss leti heyecanla gülümserken delikanlının saçlarını okşar

 

“güçlerini kontrol edebilene kadar da ağlayamayacaksın..”

“süper!”

 

delikanlı gülerek cora’ya bakıyorken genç kız pek anlamamış, hafifçe gülümserken miss leti’ye döner

 

“yani jonathan çok üzgün olsa bile ağlayamayacak mı miss leti?”

“jonathan’ın çok üzgün olması şimdilik görülebilecek bir durum gibi durmuyor cora-“

“ama ya çok kötü bir şey olursa? İnsan ağlamadan nasıl yaşar?”

 

miss leti cevap verecekken jonathan araya girer

 

“ne gerek var ağlamaya falan!? İyiyim ben, süperim! Üzülmemekten daha güzel ne olabilir?”

“jonathan ağlayamayacaksın-“

“istemiyorum zaten! Hadi kelebek kalk.. miss leti süpersiniz, gerçekten, teşekkür ederim..”

 

miss leti bir sorusu olursa tekrar onu bulmasını söylüyorken jonathan tamam der, sonra profesör lenshaw’a dönerken az önce ne dediğini hatırlamış, ensesini kaşırken mırıldanır

 

“kötü anlamda söylemedim profesör, yani... aşmış falan-“

“ben de kötü algılamadım zaten bay lysander, iyi eğlenceler, kendinize dikkat edin..”

 

jonathan kocaman gülümseyerek teşekkür eder ve kız arkadaşını alarak uzaklaşırken miss leti devamlı göz kulak olması gereken delikanlının arkasından bakarak gülümser..

 

 

jonathan tekrar masaya dönmüşken faye de onların arkasından geliyordur, delikanlıya nasıl olduğunu sorarken jonathan sırıtır

 

“çok mutluymuşum, büyüyünce de herkesi mutlu edebilecekmişim..”

 

faye pek anlamamış, ama başını sallarken jaden herkesi mutlu etme kısmını irdelemek istiyor masaya eğilir

 

“ne demek herkesi mutlu edecekmişsin?”

“anladın sen..”

 

iki delikanlı sırıtırken cora  jonathan’ın kafasına vurur

 

“yok öyle bir şey, gücü mutluluk vermekmiş, hatta kötü bir tarafı da var, kontrol edebilene kadar ağlayamayacakmış..”

 

masadaki kızlar dehşetle jonathan’a bakarken delikanlı bu ağlama işinde özel olan ne olduğunu bir türlü anlamıyor, ellerini açarak ne yapabileceğini soruyordur..

 

 

“owen, katharine bayılmış dostum, gördün mü?”

 

owen yerine dönüyorken başını sallar

 

“tam önümde oldu-“

“süper karizmanla kızı bayılttın tabii prenslerin prensi!”

 

herkes jonathan’a gülüyorken owen tepki vermeden yerine oturur, o anda eliza’yla göz göze gelirken genç kız bu sefer bakışlarını kaçırmaz, owen iç çekerken eliza da iç çeker, delikanlı gülümserken eliza hafifçe başını sallar, sonra önüne dönerken owen gülümsemesi yüzünde asılı kalarak önüne döner, diğer yanından liv üzerine saldırırken öbür tarafa da sam oturur

 

“sen mi yaptın?”

“neyi?”

“katharine’i sen mi bayılttın?”

 

owen bir sağa bir sola dönerek soruları alıyorken liv delikanlının kolunu sallar

 

“kız seni görünce çığlığı bastı, gördük biz..”

 

sam de başını sallıyorken ikisi gülerler, owen gözlerini devirirken bilmediğini söylüyor, liv belki o da senin gücündür diyerek sam’i bu konuda derin düşüncelere yolluyordur..