![]()
#20 – The Departure SOUNDTRACK / Everybody
Else – Make Up 1 hafta sonra.. Sınav sonuçlarının açıklanmasına az
bir zaman kalmışken hareketli ve bol ihtiraslı haftaların üzerinden 1 tane çok sakin
olan geçmiştir. Kimse kimseyle basılmamış, nicole elindeki fotoğrafları kötüye
kullanmamış, hatta Kanatlar Altında için kimseyi yeren bir yazı yazmamışken
orada burada daha yarısına bile dokunulmadan bırakılmış dergilerden nicole’ün
bu hafta iyi çalışmadığı anlaşılıyordur. Dedikodu kazanından kalın dumanlar bir
süredir yükselmiyorken sınavlardan sonra herkesin odaklandığı şey yıl sonu için
yapılacak gösteriler olmuştur. Danslar, dekorlar, kullanılacak sihire karar
vermeler, gülüşler, bakışlar, her şey bir sonraki hafta için malzeme oluyorken
provalarda çizilen resimde bir haftadır bir eksik vardır: Katharine. Genç kız erkek arkadaşıyla ayrıldığı
günden beri provalara uğramamış, bazen bir bahane uydurmuş, bazen ise hiçbir
şey söylemeden ortada görünmemişken birinin artık gidip neler olduğunu
öğrenmesi gerekiyordur. Bu şanslı insan da Owen olmuşken delikanlı şimdi okulun
her köşesini dolaşıyor, katharine’i kaçamayacağı bir yerde bulmayı umuyorken
genç kızı bahçede, arkadaşlarından biriyle oturuyor gördüğünde adımlarını
hızlandırarak o tarafa ilerler.. Owen onların oturduğu banka yaklaşmış,
katharine’in karşısındaki delikanlı kalkmaya yeltenirken son anda kolundan
tutulup tekrar yerine oturtulmuştur. Owen yanlarına geldiğinde kibarca önce
delikanlıya dönerek selam verir “merhaba..” delikanlı gülümserken
elini uzatır “Chris Proul..” owen da eşit sıkılıkta
sıkarken cevaplar “Owen Lysander, memnun oldum..” chris
başını sallar, owen katharine’e dönerken sorar “katharine, bugün çalışmaya gelecek
misin?” katharine pek gelecek gibi durmuyorken
owen chris’in tarafına bakar, chris diğer bileğini sıkan eli açar ve kalkarken
gülümser “şu çöpleri atayım..” ve kutuları
alır, çöp kutusuna giderken owen konuşur “katharine, benimle konuşmamak
istemeni anlıyorum-“ “ben öyle bir şey demedim..” owen ona
bakarken şaşkın, sorar “ama konuşmuyorsun?” “çünkü şu anda seninle konuşamam..
hala hassas bir dönemdeyiz, ben birini bırakıp ertesi gün başka birine bakan biri
değilim owen..” owen ona bakarken katharine devam eder “seni incitmek istemiyorum, ama
daren’la ayrılma sebebimiz sen değilsin, benim..” delikanlının bakışları koyulaşırken
katharine konuşur “ben ona yapmamam gereken bir şeyi
yaptım.. seninle aramda ne var bilmiyorum bile-“ “peki bu yüzden gösteriden çıkman hoş
mu?” katharine ona bakarken owen kaşlarını
kaldırır.. “ben gösteriden çıkmadım-“ “çıkmıştan farkın yok, 1 haftadır hiç
gelmiyorsun, ben yokken bile gelmiyorsun-“ “ama owen-“ owen ona bakarken keser “katharine, şarkı söylemeni
kesmemeliler..” katharine hızla ona bakarken owen
devam eder “bu senin özünde olan bir şey..
üzgünsen şarkını söyle, kızgınsan söyle.. kimse elinden bunu alamamalı, ne ben,
ne de keaney..” katharine dudağını ısırıyor, sonra
bırakırken cevaplar “tamam.. ama bana bakmalar, dokunmalar
falan yok?” owen başını sallar, ellerini açarak
gerilerken katharine parmağını kaldırarak devam eder “arkadaşların bana laf atacak mı?” owen kaşlarını çatarken katharine
parmağıyla daire yapar, owen mırıldanır “bilmiyorum, sanmıyorum, hayır..” katharine peki derken elini indirir, o
sırada chris geri geliyorken owen geriler, delikanlıya selam vererek
uzaklaşır.. “dokunmalar, bakmalar yokmuş. Biz de
ona laf atmayacakmışız..” liv zaten öyle bir yapmayı düşünmediklerini
söyleyerek herkesin onayını tekrar alıyorken gülümseyerek owen’a döner “hallolmuştur. Tebrikler..” “evlenmiyorum liv..” “evlenseydin böyle tebrik etmezdim
zaten owen..” owen gözlerini devirirken liv bidibidi
yaparak delikanlının kolunu çimdirir. Kurbağalar artık yavaş yavaş geride kalan
sıcak günlerin birinde bahçede yürüyorken bir anda kalabalık bir grubun
arkalarından koşturmasıyla oldukları yerde durarak olay yerine bakarlar- “miranda bayılmış!” nicole yanından geçen kızın uyarısıyla
anında uyanıp o tarafa koşarken diğer kurbağalar da şiddeti biraz daha düşük
olan bir ilgiyle kalabalığın olduğu yere ilerler.. “e ama ben göremedim!” nicole öfleyerek güvenlik
görevlilerinin bariyerinden uzaklaşıyorken miranda sinclair çoktan kaldırılıp
götürülmüş, haftanın en büyük olayı pır diye uçup gitmiştir. Jonathan kendisi
bayılmayı teklif ederken nicole gülerek teşekkür ediyor ve hemen o anda iyi
niyetinin ödülünü alıyorken dergideki kızlardan birisi yanına koşar “daren keaney da bayılmış!” nicole hileyerek kızın peşinden
koşarken arkada kalanlar birbirlerine bakarak mars’ta sonbahar yerine bayılma
baharının mı başladığını sorgularlar.. nicole bu sefer revir binasından içeri
girecek kadar saf olmamış, koridorun dışındaki pencerelerin birinin önüne
konuşlanmışken elleriyle oluşturduğu küçük daireden içeri bakıyordur. Genç kız
bir anda gördükleriyle uulayarak geri çekilirken veronica kalabalığı
yararak onun yanına gelmiş, ne olduğunu sorar. Nicole arkasını dönmüş, gözleri
owen’ı arıyorken cevaplar “Katharine ve baygın keaney ayak üstü
seviştiler, o oldu..” veronica’nın kaşları kalkarken nicole
kurbağaların geri kalanını gördüğünde veronica’yı da elinden tutup insanları
yararak o tarafa ilerler.. “asla gerçekten ayrılmayacaklar..” owen akşamüzeri bahçede oturuyorken
yanında faye vardır. İkisi beraber batan güneşin bıraktığı pembelikte bahçeyi
izliyorken owen konuşmaya devam eder “şimdiden bir kız için bu kadar
savaşmam mantıklı mı faye?” genç kızın yeşil gözleri arkadaşına
dönerken ceketinin önünü esen rüzgara karşı biraz daha kapatarak konuşur “savaşmanın zamanı da mı var?” “bilmem..” “katharine’le beraber olmak zorunda
değilsin. İstemiyorsan tabii-“ “istiyorum..” “e o zaman?” “ama ben bir sürü şey istiyorum. Ben
arkamı döndükten sonra gidip daren’la öpüşecekse ben ne yapacağım? Sürekli onu
aşmaya mı çalışacağım? Neden ben ilk olabilecekken kendimi ikinci sıraya
atıyorum, hem de bile bile, zorla, inatla..” faye hmmlayarak başını
sallarken owen ona bakıyor, sorar “o hmm neydi?” “haklısın, ama bilmiyorum demekti. Ben
sana git şununla beraber ol ya da olma diyemem-“ “eliza’yla dans edince tepeme
çıkmıştın ama..” faye gülerken başını yine bahçeye
çevirerek onun başka bir şey olduğunu söyler. Owen onun uçuşan saçlarına
bakıyorken konuşur “aynı şey aslında. Ben eliza’yla
beraber olmak istediğimde onun önünde de sen vardın..” faye hızla owen’a dönerken derhal
itiraz eder “ben senin sevgilin değildim!” “öpüşüp koklaşmıyoruz, tamam, ama sen
sürekli orada olacaksın, başka bir kız gelince ben evet, faye artık
görüşmeyelim demeyeceğim-“ “herhalde demeyeceksin!” “bak! Daren da aynen bu olacak! Katharine
neden daren’la hala bu kadar yakınsın? dediğimde çünkü o senden önce de
vardı, yerini bil owen diyecek bana. Bana da birisi seni sormuş olsa öyle
diyeceğim, biliyorum..” faye peki diyerek yine
bakışlarını kaçırırken owen onu kolundan tutarak kendine çeker ve omzundan
sarılıp iyice soğumuş havayı içine çekerken faye başını kaldırarak çenesinin
altından delikanlıya bakar “ben de bana soran olursa aynı şeyi
söyleyeceğim..” owen gülümseyerek başını eğer ve
arkadaşını alnından öpüp çenesini saçlarına yaslarken faye usulca iç çekerek
owen’a tutunup oturmaya devam eder.. “michiou’da ödev yapıyorlardır ben de
oraya gidiyorum, gelecek misin?” faye, sinclair binasından içeri girmek
üzere kapıyı tutuyorken şöyle bir düşünür, sonra başını iki yana sallarken
gelmeyeceğini söyler. Owen o halde iyi geceler dileyerek geri dönerken
delikanlı kendi binasına yürürken bir anda ayağının altındaki toprak sarsıldığında
owen irkilerek etrafına bakar.. SOUNDTRACK / E.S.
Posthumus - Ebla “... bu bir tatbikat değildir.
Tekrarlıyorum, bu bir tatbikat değildir.” Melekler Okulu’unu her köşesinde tahliye
alarmaları çalmaya başlamış, öğrenciler büyük bir uğultu ve telaşla binaları
boşaltıyor, bahçedeki koşuşturma da aynı panikle devam ediyorken öğrencilerden
erken davranmış olan profesörler düzeni sağlamaya çalışıyordur. Bahçedeki
sesler gittikçe yükselirken bir anda Sinclair binasından gelen uğultu ve
çatırtıların arasında yükselen duman göründüğünde sesler bir saniye için
durgunlaşır, hemen ardından ikinci sarsıntı gelirken bağırışlar aynı güçle
tekrar yükselir.. “FAYE!” owen tahliye alarmlarını duyduğu anda
arkasını dönmüşken faye daha yeni içeri girmiştir. Delikanlı genç kızın hemen
çıkmasını bekliyorken yanılgısını bir anda üzerine dökülen kalabalıkla
anladığında kahverengi gözlerindeki telaş korkuyla karışarak koyulaşır.. “KOŞUN-JADEN!” jaden, alexa ve nicole’ü yakalamış, en
önden koşuyorken arkada ona seslenen jonathan’a döner, ama michiou ortak
odasındaki kalabalık aralarına girerken ikisi de birbirini göremiyor, birbirine
duyuramadıkları küfürlerle iki ayrı yere ayrılırken ortak odadaki bağırışlara
kütüphanelerden düşen ağır kitapların çıkardığı sesler karışıyordur.. liv kurbağasını avcunda tutarak odanın
kapısını açar ve açmasıyla birlikte önünden akan insan kalabalığını görürken
korkuyla yerinde kalakalır. Genç kızın arkasından rose da kucağındaki oscar’la
koridora bakıyorken ağlamaklı bir sesle konuşur “nasıl çıkacağız!?” “bilmiyorum, ama çıkmamız lazım-“ o anda yer tekrar sarsılarak masaların
üzerindeki eşyaları bir kez daha yerlere saçar. Komodindeki abajurlar düşerek
ampüller çatlayıp sönerken koridordaki ışıklar da gittikçe sık aralıklarla
sönmeye başlamış, melekler okulunun cehennemden bir farkı kalmamıştır. Liv kurbağayı tuttuğu elini kazağının
içine sokar, diğerini de arkasındaki rose’a uzatır. İkisi sımsıkı el ele
tutuşarak kendilerini dışarı atarken diğer yönden gelen daha güçlü delikanlılar
onları itiyor, kızlar feryat ederek sürükleniyorken en azından dışarı
çıkıyorlardır.. “faye-fa-FAYE!” owen ona doğru gelen kalabalığı yarmaya
çalışarak içeri girmeye uğraşıyorken girişteki kat görevlileri içeri dönmeye
çalışanları hiç de nazik olmayan bir şekilde tekrar dışarı atıyorlardır. Dışarı
atılanlardan birisi de owen olurken delikanlı yere düşmemek için birinin
sırtına tutunur ve o anda tekrar binadan uzağa sürüklenirken faye’a ulaşması
değil, görmesi bile imkansız hale gelir.. Jonathan ve Cora tüm güçleriyle
öndekileri iterek dışarı çıkmaya çalışıyorken koridorlar herkese dar
geliyordur. Alt katlardaki izdihamı önlemek için sıraya sokulan öğrenciler
yukardaki trafiği yavaşlatıyorken merdivenlerden inmeye çalışanlar birbirlerini
itiyordur. Delikanlının birisi cora’yı duvara yapıştırıp onu aşmaya çalışırken
genç kız ezilen kolunun acısıyla feryat eder. Jonathan onu ittiren delikanlıyı
sırtından yumruklayarak öndekilerin üzerine iterken bağırır “SEN NE YAPTIĞINI SANIYORSUN PİÇ
KURUSU!” delikanlı jonathan’ın söylediği şeyi
duyduğu anda merdivenleri ve kalabalığı bırakıp arkasını döner ve cora’nın
elini tutan jonathan’ın suratına yumruğu gömerken jonathan kalabalığın arasında
merdivenlere yığılmış, herkesin ayağı ona takılıyor, bazıları bağırıp zıplıyor,
bazıları üzerine basıp geçiyorken cora ağlayarak yere eğilmiş, burunu kanayan
delikanlıyı kaldırmaya çalışıyordur.. “CORA! CORA NEREDE JADEN!?” “BİLMİYORUM ORTAK ODADAN ÇIKARKEN
KOPTUK!” lonna korkuyla etrafına bakıyorken
michiou tarafına atılacak olur, ama jaden onu tutarak geri çekerken bağırır “hayır! çıkacaklardır lonna-“ “o benim kardeşim! Herkesin halini
görmüyor musun-“ genç kızın lafı sinclair binasının
camlarının patlamasıyla kesilirken göğe kadar yükselen binanın camları keskin
yağmur damlaları gibi herkesin üzerine yağarken herkes birilerine tutunarak
yere eğiliyordur.. owen üzerine yağan cam parçalarından
kafasını kaldırıp çökmeye başlayan bianaya bakarken faye hala ortalarda yoktur.
Delikanlı kalbinin ağırlaştığını hissederek etrafına bakarken içeri dönmesi imkansızdır.
Delikanlı koşuşturanların gücüyle bir köşeye itilip yere düşerken sinclair
binasının duvarları çatlıyor, biana temelinden sarsılıyorken owen bütün vücudu
titreyerek camlarla dolu çimlere ellerini bastırıp olanları sadece
izliyordur.. “ÇEKİL BEYİNSİZ!” eliza herkesi iterek yolunu açıyorken
sol eli faye’in kolunu yakalamış, ikisi de ellerini kollarını sallayarak
kendilerine yol açıyorken eliza başka birisinin onu itmesiyle duvara yapışmış,
faye de onun üzerine düşerken ikisi de aynı anda bağırır. Faye sırtındaki
baskıya aldırmadan kalkmaya çalışarak eliza’yı da kaldırıyorken ikisi birbirine
sarılmış, duvarın kenarında açılmış boşluklardan yavaşça ilerliyorken bir anda
arkalarından birinin bağırdığını duyarlar “CAMLAR ÇATLIYOR!” iki genç kız da başlarını kaldırarak
merdiven boşluğunun üzerindeki vitraylara bakarken gittikçe büyüyen çatırtılar felaketin
sesini getiriyordur. Sanki uzun bir ağacın çatırdaması gibi son bir ses
duyularak bütn camlar patladığında sinclair içinde kalmış herkes bir ağızdan
feryat ederek yere eğilir.. eliza ve faye titreyerek birbilerine
sokulmuşken üzerlerine keskin parçaların düşmediğini farkettiklerinde gözlerini
açarak etraflarına bakarlar. Bütün duvarlar kapkara sihirli bir zırhla
kaplıyken profesör cudrow’un hareket etmelerini söyleyen sesi duyuluyordur.
Herkes tekrar büyük bir hareket dalgası başlatırken eliza duvardaki siyah zırha
elini bastırarak kalkar, bütün tüykeri diken diken olarak kalabalıkla beraber
sürüklenmeye devam ederken faye sağ taraflarından onların üzerine düşecek gibi
olanları itiyordur.. “sam? tanrım- rose, sam, orada!” “nerede-SAM!” “SAM!” liv ve rose bütün güçleriyle biraz
önlerinde aşağı inen sam’e seslerini duyurmaya çalışıyorken o kadar bağırış ve
uğultuda kimin kime seslendiği belli olmuyordur. Liv kazağının altındaki elini
kendine fazla bastırmamaya çalışıyorken sam’in onu duymamasını kalbini
sıkıştırıyordur. Genç kız rose’u tüm gücüyle çekerek kendini biraz daha öne
atarken birkaç merdiven birden uçarak sam’in sırtına yaslanır. Delikanlı bir an
düşeceğini sanarak trabzanlara tutunur ve arkasını döndüğü anda liv’i görürken
diğer eliyle genç kızın koluna yapışır “seslenen sen miydin?!” “evet!” sam o korkunun arasında sinirle
gülerken liv de sanki kurtulmuş gibi hissederek delikanlıya tutunur, sam diğer
eliyle de rose’u tutarak yanına çeker ve ikisini sımsıkı sararak merdivenlerden
aşağı indirirken üçü de sonunda çıkışa ulaşmış, hızla sıraya kaynayarak
kendilerini bahçeye atarken binaların içinde bastırılmış sesler bir anda açık
havaya yayılıp daha büyük bir paniğin resmini çiziyorken liv nefesini tutarak
her köşede kanlar içinde yığılmış öğrencilere bakar.. “LIV!” liv, alexa’nın sesiyle o tarafa
dönerken sarışın kız saçları uçuşarak ona atılıyor, ikisi sımsıkı sarılıyorken
liv bir anda irkilerek elini alexa’nın göğsüne doğru iter. Alexa ondan ayrılıp
ortalarında duran kurbağaya bakıyorken liv rahatlamış elini kaldırarak yeşil
ufaklığı parmak ucu kadar bile olmayan kafasından öper, kurbağa hala kurbağa
kalmış, genç kız ağlamakla gülmek arasında bir ses çıkararak yere çökerken
etrafındakiler de onunla beraber çöküyor, koşuşturma ve korku, melekler
bahçesinin çimlerini adeta siyaha boyuyorken kendini dışarı atmış olanlar
etraflarında dönen karmaşayı izliyordur.. cora, jonathan’la beraber kapıdan
dışarı çıktığı gibi tüm gücünü toplayıp bahçenin ortalarına koştururken sonunda
binalardan yeterince uzaklaştıklarını düşündüğünde kendini çimlerin üzerine
bırakır. Jonathan elini tutan cora’nın yere yığıldığını gördüğünde o da onunla
beraber çöker ve eğilerek kelebeğin yüzünü tutarken kendi burnu ve sağ gözü
şişmiş, elleri kendi kanıyla lekeliyken cora titreyerek ağlıyor, jonathan’ın
bileklerine tutunarak bütün korkusunu göz yaşlarıyla dışarı atıyordur.. veronica, nicole’ün yanında titreyerek
oturuyorken dakikalardır şok içinde etrafını izliyor, bir umutla dick’i görmeye
çalışıyorken biraz sonra yanına bırakılan bedenle irkilerek dikkatini o tarafa
verir. Piz kanlar içinde yatıyorken veronica feryat ederek delikanlıya döner.
Onu getiren duncan kırıldığını düşündüğü kolunu tutarak kendini nicole’ün
yanında çimlere bırakırken acı çeken bir sesle konuşur “üzerine bastığım zaman piz olduğunu
fark ettim-tanrım kolum-“ duncan inleyerek kolunu tutuyorken
nicole onu tutuyor, arkasındaki veronica daha çok titremeye başlamış, piz’in
her yanına bakarak bu kadar kanın nereden geldiğini anlamaya çalışıyordur.. eliza ve faye birbirlerine yaslanarak
koşuyorken ikisi de önlerindeki grup durup çimlere yığıldığında dizlerinin
üzerine çöker. Kolları hala birbirine dolanmış, ikisi de titreyerek bir
diğerini kontrol ederken faye elini kaldırarak eliza’nın yüzünü sola çevirir.
Esmer kız acıyla irkilerek yüzünü buruştururken faye onun boyunda derisine
girmiş iki cam parçasını görüyor, arkadaşının yüzünü bırakırken konuşur “iki tane kırık boynuna girmiş, çok
azıcık kanıyor, ama bir şey olmaz-“ “tanrım-tanrım-sen de dön-“ eliza, faye’in yüzünü ve boynunu
inceliyorken hiçbir şey görmemiş, sadece insanları ittirdiği sağ kolunda
kızarıklar ve çizikler varken başka her yeri sağlamdır. İkisi de bir an için
rahatlayarak dururken eliza boynundaki camların varlığını öğrendiğinden beri
daha çok sızı hissediyordur, ama sakin olmaya çalışırken bir anda arkalarındaki
sinclair binası büyük bir sarsıntıyla yerle bir olurken bahçedeki gürültü
yıkılmanın sesiyle bastırılmıştır. Ağlayan meleklerin yaşları gözlerinde
asılı kalmış, birbirine sarılanlar yıkılan duvarları izlerken birbirlerinden
ayrılıyor, melekler okulundaki her bina bomboş, hepsi hasar görmüş, ama bir
tanesi, ilki, başkanları yıkılıyorken kanatları kırılmış melekler
büyümüş gözlerle düşen sinclair’i izliyordur.. SOUNDTRACK / Secret
Garden - Adagio Yıkılan Sinclair binasının ardında
sadece büyük bir toz bulutu kalmışken bahçede sadece tutulamayan hıçkırıklar
duyuluyor. Fısıltılar her yana dağılıyorken hareketler bir an için yavaşlamış,
herşey akıllarda oturtuluyorken bu gece Melekler Okulunda sebebi henüz
bilinmeyen bir felaket yaşanmış, Michiou, Gordon ve Pierce bianaları hasar
görürken Sinclair binası yıkılmıştır. O karanlık kalabalıkta tek gülen yüz
olmaya çalışan Miss Natalie birazdan birinin kolunu tutmasıyla o tarafa döner
ve bitkinlikle ona bakan owen’ı gördüğünde delikanlıyı kollarından tutar “geçti owen-“ “faye’i bulamadım..” miss natalie, delikanlının
gözlerindeki boşluğu gördüğünde onun şoka girdiğini anlamış, yavaşça yardım ederek
yere oturturken konuşur “binaların hepsi boşaldı owen, içerde
kalan kimse yok. Faye de buralarda bir yerde olmalı, iyi olduğuna eminim..” owen başını sallarken gözleri çimlere
dikilmiş, miss natalie’ye tutunan elleri titriyorken biraz sonra prens lysander
ağlamaya başladığında miss natalie uzanarak delikanlıya sarılıyordur.. DELETED SCENE
- YIKIM “Okullar 15 gün tatil olacakmış, az
önce açıklamışlar. Bizimkiler bizi alması için araçları yollamışlar..” faye telefonu kapatarak cebine
koyarken eliza da kendinikini iki elinde tutuyor, başını sallar “annem de en kısa zamanda gelmeye
çalışacağını söyledi, tek başıma dönmeme izin veremezmiş..” “eğer gelemezse bizimle gelirsin
eliza. Gerekirse anneni de Oreon’a alırız..” “bilmem..” “arayıp söylemek ister misin?
bizimkiler birkaç saate burada olurlar..” eliza ilk bir an emin olamazken sonra
başını sallar ve telefon tekrar annesini ararken genç kız durumu anlatır, sonra
iyi olacağını söyleyerek oradan da arayacağını söyler ve tekrar kapatırken
derin bir nefes alır “çok teşekkür ediyor..” “bir şey değil..” Faye artık her şeyin belli olduğunu
öğrendiğinde daha rahatlamış, gülümseyerek ayağa kalkar ve eliza’ya elini
uzatır “gidip şu boynundaki kırıkları
aldıralım, hadi gel..” eliza telefonu tek eline alıp diğerini
faye’e uzatırken iki kız birbirlerine tutunarak dengelerini bulurlar. Eliza bir
an durmuş, sonra uzanarak faye’e sımsıkı sarılırken sarışın calis de onu
tutuyordur. İkisi hayatlarının en korkunç günlerini bugün, burada, beraber
yaşamış, o karmaşanın arasından beraber kurtulmuşken eğer iki insanı birbiriyle
dost yapacak anlar sayılıysa onlar o sayılı anlardan birini yaşadıklarını
biliyorlardır.. eliza ve faye bahçede kurulmuş revir
kamplarından birine yürüyorken eliza arkadaşının kolunu çekerek durur “owen..” faye hızla o tarafa dönerken miss
natalie’ye sarılmış, omuzları sarsılan delikanlıyı gördüğünde içinde bir şey
kopar. Sarsıntıdan hemen önce en son onu dışarda bıraktığını hatırlarken daha o
bir şey söyleyemeden eliza o tarafa koşmaya başlamış, faye de bacaklarına bir
anda gelen güçle eliza’yı geçip miss natalie’nin yanında biterken genç kadın
başını kaldırıp iki kızı gördüğünde gülümser “owen, arkadaşların geldiler..” owen başını çekerek yaşlı gözlerle
eliza ve faye’e bakıyorken bir anda içi titreyerek doğrulur, çimlere bastırarak
ayağa fırlarken faye’le ikisi aynı anda birbirlerine atılmış, delikanlı kollarındaki kızı sımsıkı sarıyorken onun
yanındaki eliza’yı gördüğünde midesinde havalan bir şeyle duraklar. Genç kızın
yüzündeki çiziklerin üzerinden iki damla yaş akıyorken owen faye’i yavaşça
bırakır, arkadaşından ayrılan kolları eliza’ya uzanırken genç kız gülümsüyor, o
da owen’a bir adım atıp sarılmak için ellerini kaldırıyorken delikanlı onun
yüzünü tutarak dudaklarına eğildiğinde eliza titreyerek, kaldırdığı elleriyle
delikanlının belinin iki yanından kazağına tutunur... “bina senin üzerine mi yıkıldı
jonathan! bu ne hal!?” nicole uzaktan gördüğü jonathan’a
koşuyorken delikanlının yanındaki cora da diğer yandan gelen lonna’ya
atılıyordur. Nicole, concon’un yarısı şişerek kocaman olmuş yüzüne bakıyorken
acıyla yüzünü buruşturur “nereye çarptın?” “çarpmadım, yumruk yedim-“ “HANGİ SALAK ÖYLE BİR ZAMANDA YUMRUK
ATAR!? ÇOCUĞUN YÜZÜNÜ HATIRLIYOR MUSUN!? BULALIM-“ “önce ben başlattım..” “neden!?” “cora’yı ittirdi.” “iyi, hak etmiş o zaman..” jonathan başını sallıyorken en sonunda
dayağı yiyen o olmuştur, ama yine de kelebeğini korumanın gururuyla dik
duruyorken nicole onu kolundan tutmuş, revir kamplarının birine götürür.. birkaç saat sonra karmaşa tamamen sona
ermiş, bir süre daha okulda kalacaklar için uyku tulumları ve battaniyeler
dağıtılıyorken luplex kurbağaları arkadaşlarını da toplamış, sessiz bir köşede onlar
için gelecek araçları bekliyordur. Kısa bir süre sonra okul görevlilerinin
yanında gabriel ve iki oreon askeri çocukların yanına geliyorken jaden babasını
gördüğü anda anna’nın yanıdan ayağa fırlar ve koşarak genç adama sarılırken
gabriel oğlunu tutarak sırtını sıvazlıyor, kafasını öpüp diğerlerine bakarak
iyi olup olmadıklarını sorar. Kimsede bir hasar yokken veronica oturduğu yerden
kalkarak konuşur “arkadaşlarımızdan birisi, piz,
yaralıydı, ailesine ulaşamadık-“ “okuldan birine haber verdiniz mi?” veronica başını sallarken gabriel o
zaman problem olmadığını, oreon’a döndüklerinde en önce onun ailesiyle irtibata
geçileceğini söyler. Kurbağalar rahatlayarak yerlerinden kalkarken herkes
sırayla gabriel’i takip ederek araçlara ilerler.. SOUNDTRACK / Secret
Garden - Home “herkes iyi mi?” oreon’a giden uzay aracının
arkasındaki büyük odada herkes bir köşede oturuyor, yorgun kafalar yuvarlak
odayı çeviren koltuklarda arka yaslanmışken yüzler biraz olsun gülümsüyordur.
Gabriel bütün başların sallandığını görürken kapıya yaslanarak konuşur “Piz’in ailesini aradım, Verona’dan
Mars’a gidecek bir de araç ayarladım. Onlar da yolda olmalılar..” Veronica gülümseyerek teşekkür ederken
gabriel de gülümser “rica ederim, görevimiz. Bir haberim
daha var..” bütün gözler ne olduğunu sorarak
bakıyorken gabriel sessiz soruyu cevaplar “aileleriniz bu gece değil, yarın
akşama doğru Luplex’e ulaşmış olacaklar. Hepsini almaları için güneş
evrenindeki elçiliklerden araçlar yolladım, ama zaman farkı yüzünden hemen görüşemeyeceksiniz.
Bu gece herkes Oreon’da kalacak-eliza boynun nasıl?” genç kız elini boynundaki sargı
bezlerine götürürken diğer elini havada sallayarak şöyle böyle diyordur.
Gabriel dinlenmesini söyler ve birkaç saat içinde ineceklerini de ekleyip
odadan çıkarken gençler yine yalnız kalmış, birbirlerine bakarak sessizce
oturmaya devam ederler.. lonna sürekli sol bileğinin içindeki
bir yerle oynuyorken jaden artık dayanamamış, genç kızın elini çekerek oynadığı
yere bakar, etrafı kızarmış uzun bir çizik görünce bakışlarını lonna’ya
kaldırır. Genç kızın cevabı hemen hazır, kolunu çekerek konuşur “bir şey değil, duvara sürtündü-“ “ezilmiş, oynarsan şişip moraracak-“ “bir şey olmaz-“ “erkek olan benim, küçükken bunların
kaç tanesini atlattım biliyor musun?” “her gün başından aşağıya bina mı
yıkıldı?” “ezik ve çiziklerden bahsediyorum.” Lonna bir şey söylemeden hafifçe yine
kolunu kaşırken jaden gülerek genç kızın elini tutar, lonna elini çekip yine
kaşırken jaden bu sefer ele değil de dudaklara uzandığında lonna kolunu bırakıp
ellerini kucağına koyarak hafifçe başını delikanlıya doğru çevirir. Jaden genç
kızın itiraz etmeyen tavrıyla yavaşça geri çekilirken lonna da onun
çekilmesiyle yüzünü ellerine çevirmiş, parmağının ucu yine hafifçe kolunu
kaşıyorken omzuna konan başı hissettiğinde gülümseyerek o da yanağını jaden’ın
saçlarına yaslar... “kelebek?” cora saçlarında jonathan’ın nefesiyle
başını kaldırırken delikanlı yamuk burnuyla gülümser, cora da gülümserken mırıldanır “bir daha bina başımıza yıkılırken
maçoluk yapma, öleceksin..” “bana bir şey olmaz..” “ya hep yamuk kalırsan?” “yamulursam istemez misin beni?” cora cıklarken jonathan peki
diyerek kalkmaya yeltenir, ama kazağından tutulup tekrar oturtulurken sadece
geri alınmakla kalmaz, dudakları da doldurulmuştur. Kelebek, şiş suratlı
tırtılını öpüyorken jonathan da onun tozlu saçlarını tutuyor, canının yanmasına
aldırmadan genç kızı öperek geri çekilir “ölmediğim için teşekkür mü
ediyorsun?” “ben seni çok seviyorum jonathan..” jonathan ilk defa kafasının bomboş
kaldığını hissederken dudakları aralanır, cora’nın masmavi gözleri onu
izliyorken genç kızın dudakları hala nemli, üstelik onu seviyor, jonathan bir
kez daha içinden titrerken gülümser “ben de seni çok seviyorum kelebek..” “kelebek demeni de çok seviyorum..” “evet bir kere seni seviyorum diyince
insan çözülüyormuş, dur bakalım ben neleri seviyorum..” jonathan düşünüyorken cora gülerek
onun boynuna sokuluyordur.. Birkaç saat sonra çocukları taşıyan
araç hafifçe sarsılarak Oreon’a kilitlenirken büyük odanın kapısı açılır, yine
gabriel görünürken gülümser “eve geldik, hadi kalkın..” kurbağaların yüzleri gülüyor, herkes
birer ikişer kalkarak çıkışa gidiyorken liv’in omzunda seyahat eden kurbağa
saatler sonra ilk defa vrakladığında sessiz gülüşler nefes kazanmış, herkes
gülüşerek kapıdan çıkıyorken bembeyaz oreon meleklerini karşılıyordur.. liv en önden inmiş, lobide onu
bekleyen annesiyle babasına koşturuyorken üçü buluştuğunda sol taraftaki
koltuklardan benjamin de uçarak gelmiş, ablasına sarılır. Liv gülerek annesini
bırakıp kardeşine sarılıyorken benjamin kafasına zıplayan kurbağayla gülerek
arkadaki yabancı yüzlere bakıyordur “arkadaşlarınız bunlar mı?” “evet, bak şurada elindeki kedi olan
kız benim oda arkadaşım, rose..” “güzel kızmış..” liv, sarışın delikanlının kafasına
hafifçe vururken benjamin gözlerini devirir.. “kocaman..” sam başını kaldırmış, kendi etrafında
dönerek gün kadar aydınlık lobinin tavanın bakıyorken biraz sonra kolundan
tutulup çekildiğinde başını indirir, karşısında owen’ın annesiyle babasını
görünce gülümser. Owen annesine sarılmış, yüzü gülüyorken ewan sam’i kolunun
altına alarak üzerine şöyle bir bakar “hala tek parçasın sam, iyi misin?” “iyiyim efendim, herkes iyi..” “çok güzel..” ewan gülümseyerek oğlunu ve arkadaşını
asansörlere götürüyorken kapılar açılınca içerden güzeller güzeli kenda çıkar.
Genç kız uzun saçları arkasından savrularak koşuyorken annesinin yanındaki
abisine atılır. Owen kız kardeşini tutarak sarılırken kenda onun sırtına
tutunmuş, bir an sonra babasının yanındaki sarışın çocuğu gördüğünde
gülümseyerek owen’ı bırakır ve abisinin arkadaşına elini uzatırken kendini
tanıtır “kenda lysander, owen’ın kız
kardeşi..” “sam miller, oda arkadaşı..” kenda çok memnun olduğunu söylerken
delikanlıya iyi olup olmadığını sorar, sam yine çok iyi olduğunu söyleyerek
teşekkür ederken kenda gülümser “geldiğinize çok sevindim aslında..” “çok da güzel bir olayın üstüne
gelmedik kenda..” kenda’nın yüzü hemen çökerken başını
sallar “biz de çok üzüldük... Lucinda ve
calis az önce ayrıldı...” “cuslov burada mı?” “evet..” owen etrafına bakarken ilerde faye’in
eliza’yla birlikte annesi ve dante’yle buluştuğunu görür. Delikanlı
gülümseyerek kendi ailesine dönerken biana onlara banyo, yemek ya da uyku
seçeneklerinden hangisini önce yapmak istediklerini soruyordur.. “bu surat nedir?!” latty oğlunun yüzündeki kocaman mor
şişliğe bakıyorken dokunmaya korkuyor, sağdan soldan başını çevirerek inceliyordur.
Jonathan başının çevrilmesinden beyni bulanmış, annesinin elini indirir “iyiyim anne, cidden-“ “düştün mü? Bir yere mi çarptın-“ “yumruk yedim-“ “neden!?” jonathan cevap verecekken latty ağlamaya
başlamış, oğlunu kendine çekerek sarılırken jonathan şaşkın, annesini tutar.
Latty için için ağlıyorken biraz uzaklarında onları izleyen cora da hemen
gözleri dolarak prensese eşlik ediyordur... “burası da senin odan rose..” rose bembeyaz çarşaflar ve örtülerin
aydınlattığı ferah odaya girerken gülümser ve o anda ne kadar pislendiğini fark
ederken liv koşarak odanın ucundaki bir kapıyı açar “ve banyo..” rose önünden yürüyen oscar’la beraber
banyo kapısından içeri bakıyor, tertemiz küveti ve bir sürü şampuan ve sabunu
görünce ellerini çırpar “yarın akşama kadar yıkanırım ben..” “aynısını ben de yapacağım, derim
soyulsa bile umrumda değil..” rose gülerken yere eğilerek minik
kedisini kaldırır “seni de yıkayalım mı oscar? gri oldun
kül kedisi..” oscar mırıldarken rose arkadaşına
döner “teşekkürler liv, annemler de
geldiğinde bir ton teşekkür edecekler, hazırlıklı olun..” “onlara da bir banyo veririz..” rose gülerek olur diyorken liv
banyonun kapısını bırakarak dışarı çıkar “siz banyonuzun keyfini çıkarın, sonra
uyumadan önce bir şeyler atıştıralım..” “tamam, sen yine buraya gelirsin değil
mi? ben çıkarsam kaybolurum..” liv tabii ki geleceğini söyler ve
oscar’ın kül rengi olmuş tüylerini sevip dönerek odadan çıkarken kapıyı arkasından
kapattığında kendi saçlarını açıp tekrar toplayarak merdivenlere ilerler.. liv bir kat aşağı inmiş, element
kıranların katında yürüyorken dorian’ın neden onu karşılamaya gelmediğini merak
ediyordur. Genç kız ateş kıranın kapısının önüne geldiğinde kapıyı tıklatır ve
açarak içeri girerken şömine yanmıyordur, oda bomboşken liv kaşlarını çatarak
geri çıkar ve kapıyı çekerek kapatırken koridorun ucundan dorian göründüğünde
genç kızın yüzü aydınlanır “neredesin?” “bu üçüncü iniş çıkışım, öncekinde gelmemiştiniz,
şimdi de dağılmışsınız-“ genç adam üzerine atlayan genç kızı
tutarak gülümserken liv üzerindeki kir pasa aldırmadan dorian’a sarılmış, bir
an sımsıkı tutup sonra geri çekilirken mavi gözleri pırıl pırıldır “beni unuttun sandım..” “mümkün mü?” “değil mi?” dorian gülerek değil diyorken
liv de tekrar genç adama sarılır. İkisi koridorun ortasında duruyorken liv
durulmuş, gülümsemesi silinirken mırıldanır “çok kötüydü dorian..” “biliyorum..” liv geri çekilirken dorian onun
tokasından çıkan saçları eliyle geri itiyordur “arkadaşların iyi mi?” “biri ağır yaralandı, ama o da
iyileşecek, en azından okuldaki doktorlar öyle söyledi..” “iyileşecektir o zaman..” liv başını sallarken ateş kıranın
ellerini tutuyor, yine gülümser “sen nasılsın? İyi görünüyorsun..” dorian iyi olduğunu söylerken liv onu
alarak odasına götürüyor, kapıyı açıp ikisi içeri girerken şömine yine alev
almış, odayı aydınlatıyordur.. jonathan sağlık departmanına çıkmış,
vien ve duncan muayene odalarının birinde konuşuyorken jonathan camdan içeri
bakarak kapıyı tıklatır. Vien girmesini söyleyince delikanlı kapıyı açar ve mor
yüzüyle gülümseyerek içeri girerken duncan’ın omzundan asılmış sargılı koluna
bakıyordur “kırık? Çıkık? Çatlak?” “ezilme diyelim, birkaç gün
dinlendirdiğinde kendiliğinden geçecek..” jonathan vien’in açıklamasına harika
diyorken gidip duncan’ın yanında muayene masasına oturur “o zaman benim burnumun beyin yırtıcı
ağrısını dindirici bir şeyin de vardır vien..” vien önlüğünün cebinden iki ağrı
kesici çıkarır ve delikanlıya uzatır, jonathan alırken vien diğer uçtaki ilaç
dolabından bir de merhem çıkarıyordur. Jonathan hapları kuru kuru yutarken vien
cıklayarak kapıyı açar ve hemşirenin birinden iki bardak su isteyerek
tekrar odaya dönerken elindeki merhemin kapağını açmış, parmağının ucuna biraz
sıkar. Jonathan ona uzanan parmaktan başını çekiyorken konuşur “acıyor-“ “sürmezsem geçmeyecek-“ “yavaş sür..” vien gülümseyerek tamam derken
jonathan yüzünü doktrun ellerine uzatır, vien’in her hareketinde bir ses
çıkarırken genç kadın aldırmadan ezilmiş deriye ilacını sürüyordur. Duncan
jonathan’ın mosmor olmuş derisine ilacın her değişinde yüzünü buruşturuyorken
biraz sonra elinde iki bardak da suyla bir hemşire içeri girer. vien bir ağrı
kesiciye de duncan’a verirken konuşur “sen yemekten sonra iç duncan, o kadar
acil bir durumu yok..” “ben acıdan ölüyordum, mide
kanamasından bir şey olmaz. Değil mi vien?” “sus sen concon, sağa çevir biraz
başını, aferin..” jonathan yine ahlamayı ve ohlamayı
sürdürüyorken vien delikanlının yüzüne merhemi sürmeye devam eder.. DELETED SCENE – LATTY LEAVES “baba, annem nerede?” jonathan aile durağı olarak
belirlenmiş ofise giriyorken conrad latty’nin boş bıraktığı koltuğa oturmuş,
ondan kalan karanlığı izliyordur “Lucinda ve Calis’in arkasından
gitti..” “kalmasına bile şaşırmıştım..” conrad gülümseyerek önüne dönerken
daha dün boyu masanın başına yetişmeyen oğlu şimdi okulda yumruk bile yemiş,
uzun boyuyla ve mor suratıyla aynı masanın yanında duruyordur. Conrad ayağa
kalkıp onu omzundan tutarak yanına alırken konuşur “senin için kaldı şapşal oğlum. akşam
ateşin çıkacakmış, haberin var mı?” “akşamı beklemedi, gayet şu dakika
içinde yanıyorum. Ateş kıran oldu dersiniz..” conrad oğlunun başına dudaklarını
yaslayarak buram buram yanan alnını hissederken iç çeker “gel bakalım, bir şeyler ye..” “yersem kusarım-“ “kusarsan bir daha yediririm, çık
bakalım..” jonathan baygın baygın dışarı çıkarken
conrad da kapıyı çeker ve oğlunu ensesinden tutarak mutfağa götürürken jonathan
eve dönmüş, çocuk olma hakkını tekrar kazanarak mızmızlanmaya başlamıştır.. “iyi geceler..” faye gülümseyerek eliza’nın odasından çıkıyorken
kapıda owen’la karşılaştığında kapattığı kapıya yaslanarak fısıldar “uyuyor..” “daha yeni iyi geceler dedin, küt diye
uykuya mı daldı..” “küt diye uykuya mı daldı bidibidi,
gir hadi-“ faye kapıyı bırakmak üzereyken tekrar vazgeçer
ve owen’ın önüne geçer “iki hafta sonra okula döndüğümüzde katharine
katharine diye ağlamak yok-“ “yok, hadi çekil kapıdan..” faye kovulmanın şokuyla kapıdan
çekiliyorken owen gülerek kapıyı tıklatır “eliza, uyudun mu?” içerden eliza’nın owen?’ı
duyulurken delikanlı evet diyordur, gözleri hala faye’deyken sarışın kız onun
sırtını patpatlayarak uzaklaşır. Onun ardından owen kapıyı açıp eliza’nın
odasına girerken faye arkasından kapanan kapının sesini duyduğunda gülümser.. eliza yatakta doğrulurken üzerine
faye’in pijamaları vardır. Owen uçuk yeşil pijamayı tanımış, gülümserken
konuşur “yakışmış..” eliza başını eğerek üzerindekilere
bakarken güler “ben başka bir model istemiştim ama
oreon’un elinde bunlar kalmış maalesef..” owen da gülerken yatağın ayak ucuna
oturur. Eliza bağdaş kurarak yorganı yavaşça yumruklayarak kucağına
yerleştirirken dudağını kemiriyordur. İkisi de konuşmuyorken owen sonunda
söylemek istediği şeyi söylemek için ağzını açar “sen yarın yine neden beni öptün
diye sormadan önce açıklamak istedim..” eliza belli belirsiz gülümserken owen
konuşur “sarsıntılar başlayınca faye’e
ulaşamadım, o yüzden en başından beri bahçede bir yerde yığılmış oturuyordum.
Herkesin çıkışını gördüm, herkesin. Katharine dahil.. ama yanına
gitmedim, aklım sürekli faye’deydi, ne oldu, çıkacak mı? ne olacak? Ben nasıl
içeri gireceğim? Katharine o kadar önemsizdi ki..” eliza, owen’ın faye’e olan sonsuz
sevgisinden öpücüğe nasıl ulaşılacağını bilmiyor, ama dinliyorken owen devam
eder “sonra sinclair tamamen boşaldı, bina
yıkıldı, yerle bir oldu. ben hala izliyordum, sonra siz beni buldunuz ve ben
faye’e sarılıp onu bulduktan sonra hiçbir güç beni ondan ayıramazdı eliza..” genç kız yutkunurken owen gözleri onun
gözlerinde hafifçe gülümseyerek başını eğer, sonra tekrar kaldırırken konuşur “ama sonra seni gördüm, ağlıyordun.
Ben seni unuttuğumun farkına vardım. O binada sen de vardın, ölebilirdin,
oradan çıkamayabilirdin. Öyle bir şey olsaydı ben seni unutmuş olacaktım ve o
ihtimal bir anda beynimi parçaladı. Faye’i bıraktım, bıraktım. O anda
emin oldum, o iyi olacaktı, ama ben seni unutmuştum. Katharine o karmaşanın
arasında arkadaşlarıyla çıktığında onun bana ihtiyacı yoktu, biliyordum, ama
sen ağlıyordun, ben de seni öpmek istedim, hem de çok.. sonra da yaptım zaten,
biliyorsun..” eliza boş bakışlarla delikanlının
yüzünü izliyorken owen da ona bakıyor, o da dudağını kemirerek sol eliyle
hafifçe şakağını kaşır sonra elini indirerek yine eliza’ya bakar. Genç kız
yorganı bırakarak dizini kalın kumaşın üzerinden atar ve yeşil pijamalarıyla
owen’a emeklerken delikanlı gülümser, bir an sonra eliza uzanarak onun yüzünü
tutar, ikisinin dudakları birbirine değerken genç kız karnında uçuşan
kelebeklerle gülümser ve belinden çekilip owen’ın önünde yatağa oturuken
delikanlı da eliza’nın yüzünü tutmuş, ikisi sıcacık odada öpüşüyorken ikisinin
de aradığı ayrıntı onları buluyordur.. “dorian, orada mısın?” liv ateş kıranın kapısını tıklatırken
diğer elinin parmakları ıslak saçlarındaki düğümleri açıyor, üzerindeki
pijamanın paçaları yerlere değiyorken genç kız kapıya bir kez daha vurur “giriyorum..” liv kapıyı açarak başını içeri
sokarken şöminenin aydınlattığı boş odaya bakarak konuşur “...girdim-dorian?” liv içerilere ilerlerken genç adamın banyosunun
da kapısı açık ve içerde ışık yanmıyorken liv bir anda ayağına batan bir şeyle
sıçrayarak geriler. Genç kız başını eğip yerdeki paramparça ateş tılsımını
görünce gözleri büyüyerek önce harıl harıl yanan şömineye bakar, dorian yokken
bu ateşin hayatta kalması pek iyi bir şey değilken, genç kız tekrar ortasındaki
kırmızı yakutu bin parçaya ayrılmış tılsıma bakar ve hemen sonra kapıya koşarak
dışarı bağırır “ANNE!” ![]() |


