![]()
#21 – Scorchio “dorian, orada mısın?” liv ateş kıranın kapısını tıklatırken
diğer elinin parmakları ıslak saçlarındaki düğümleri açıyor, üzerindeki
pijamanın paçaları yerlere değiyorken genç kız kapıya bir kez daha vurur “giriyorum..” liv kapıyı açarak başını içeri
sokarken şöminenin aydınlattığı boş odaya bakarak konuşur “...girdim-dorian?” liv içerilere ilerlerken genç adamın
banyosunun da kapısı açık ve içerde ışık yanmıyorken liv bir anda ayağına batan
bir şeyle sıçrayarak geriler. Genç kız başını eğip yerdeki paramparça ateş
tılsımını görünce gözleri büyüyerek önce harıl harıl yanan şömineye bakar,
dorian yokken bu ateşin hayatta kalması pek iyi bir şey değilken, genç kız
tekrar ortasındaki kırmızı yakutu bin parçaya ayrılmış tılsıma bakar ve hemen
sonra kapıya koşarak dışarı bağırır “ANNE!” ve işte
bu andan sonra uzun zamandır beklediğim bir plota geçiyorum. Bu plot Scorchio
olarak bilinecek ve ilerleyen bölümlerde nasıl 405’te Olimpos Günlüklerimiz
olduysa, Crash’te de Scorchio Günlükleri görülecek. Yavaş
yavaş ilerleyeceğiz, neden bahsettiğim kısa zamanda anlaşılacak. Umarım güzel
olur. :) awakencordy:
LOLL günlük yanar o
ateşte be! sıkorşiyo tabletleri *taşa yazar* SOUNDTRACK / Bond
- Space Andrea kızının sesini duyduğu anda odasından
dışarı fırlarken scott da onu takip ediyor, ikisi Dorian’ın kapısındaki
kızlarına koşuyorken liv kapıdan uzaklaşarak koridora çıkar ve korkulu gözlerle
içeriyi gösterir “tılsım kırılmış! Dorian yok-ama
şömine..” andrea odadan içeri girerken liv
babasına sarılıyor, ikisi açık kapıdan içerdeki andrea’yı izliyordur. Toprak
kıran eğilerek yerdeki kırık tılsımın parçalarından birini alır, sağına soluna
bakarken gözleri şöminedeki ateşe döndüğünde tılsımı tekrar olduğu yere
bırakarak konuşur “Ewan’ı bulun scott, lütfen..” “odada kalamazsın andrea-“ andrea başını iki yana sallayarak
kapıya döner ve hafifçe gülümser “bir şey olmaz, liv’i de al ve ewan’ı
bulun, hemen buraya gelmesini söyleyin..” scott kararsızca olduğu yerde
bekliyorken liv babasını kolundan çekiştirerek merdivenlere götürüyor, aynı
zamanda ewan’ın adını çağırıyordur.. dorian yüzüne vuran sıcakla bir anda
gözlerini açtığında yine yıllar önceki o külden toprağı ve yanan gökyüzünün
kokusunu duyduğunda kalbi yerinden çıkarcasına atarak ellerini küllere bastırır
ve hızla ayağa kalkarken gözü üzerindeki yırtık ve tozlu giysilere takılır. Kül
rengi bir kazak, yer yer yırtılmış, genç adamın omuzlarından ve kollarından
dökülüyorken dorian elini yüzüne götürür- “hala aynısın..” ateş kıran hızla arkasını döndüğünde
karşısında onunla aynı tip giysileri giyen, uzun boylu, geniş omuzlu siyahi bir
adam duruyordur. Adamın pürüzlü yüzünde hafif bir gülümseme varken dorian
yutkunarak ona kim olduğunu sorar, adam gayet rahat, cevaplar “Raghnall, efendim. Uzun zaman oldu-“ “ben seni tanımıyorum..” “tanıyacaksınız Aiden, ihtiyacınız
olan biraz zaman-“ dorian adamı daha fazla dinlemeden
arkasını dönüp etrafına bakarken raghnall onun yanına gelmiş, ateş kıranla
beraber etrafı izliyordur “daha önce buraya geldiniz-“ “getirildim-“ “doğru,
afedersiniz.” Dorian yanındaki adama dönerek şöyle
bir bakar “sen kimsin raghnall?” raghnall gülümseyerek ateş kırana
döner “akasha’nın koruyucusuyum efendim-“ “neden bana efendim diyorsun?” “efendimizsiniz de o yüzden efendim.” “kimin? Siz kimsiniz?” “Scorchio halkı. Elementlerin doğduğu
yer. Siz ilktiniz, her şey ateşten doğdu. Bu da sizi bizim efendimiz yapar
Aiden.” “Adım dorian-“ “Dorian sizin o evrendeki izdüşümünüz.
Dorian denizden gelen demektir Aiden, siz ateşsiniz.” Dorian bu garip adamın söylediklerine
anlam veremiyorken yine de soru sorması gerektiğini hissediyordur. Bilmelidir,
burası neresi, nasıl çıkacak, nasıl geri dönecek- “burası tanrı ve tanrıçaların başta
olduğu evrenlerle Scorchio arasında bir geçittir efendim. Zaman içinde
burasının ateş kıranın cehennemi ya da tapınağı olduğu söylenmiştir, ama tam
tersi, burası hiçbir yere ait olmayan bir geçit. Dilediğinizde şu anda
yaşadığınız evrene ya da scorchio’ya geçme hakkınız vardır Aiden.” “geri dönmek istiyorum.” “nereye?” “şu anda yaşadığım evrene-“ “Scorchio’nun ne olduğunu hatırlamadan
nasıl böyle bir seçim yapabiliyorsunuz Aiden-“ “istediğim yere gidebileceğimi sen
söyledin. Ben de dönmek istiyorum. Şimdi.” Raghnall başını iki yana sallarken
konuşur “korkarım bu şimdilik mümkün değil,
efendim. Sizi tekrar ayrıldığınız yola sokmak için buradayım ve görevim
bitmeden dönersem cezam ölümdür-“ “cezanı kim verecek raghnall?” “siz, efendim.” Dorian ellerini kaldırarak sinirle
gülerken yine arkasını dönerek küllerde yürümeye başlar. Geçen sefer ewan ve
biana’yı geri götürebilmiştir, bu sefer de pekala kendini kurtarabileceğini
düşünür. Raghnall ya da her neyse ona ihtiyacı yok, ateş kıran kendine
ait olan bu geçit ya da her neyse orada yürürken dönmeyi düşünüyordur.
Bir adım daha atıp karşısında bir anda tekrar raghnall’ı bulduğunda geriler.
Siyahi adam ellerini önünde birleştirmiş, şu anda bir koruyucudan çok, kimsenin
geçmesine izin vermeyen bir kapı görevlisi gibi duruyorken konuşur “bir önceki dönüşünüzde yanlış seçimi
yaptınız Aiden, yine aynı şeyin olmasına izin veremem-“ “ne yapacaksın? Zorla kolumdan tutup
götürecek misin?” “hayır, daha basit..” dorian ağzını açıp bir şey söylemek
üzereyken bir anda bütün bedeninin ağırlaştığını hissederek küllere yığılırken
son gördüğü şey uzaktaki ateş bulutlarının birbirine çarparak küllere alevden
bir yıldırım bırakması olur.. SOUNDTRACK / Bond
- Scorchio Milyonlarca yıl önce, tanrıların ve
insanların yaşadığı evrenlerin ayrılma dönemlerinde bir tanrı vardı. Adı
Prometheus’tu. Prometheus tanrılara ait olan ateşi yeryüzündeki insanlara
vermek üzere çaldığında Olimpos’un lideri Zeus tarafından cezalandırıldı. O gün
tanrılar ve insanların yaşadığı topraklar tamamen ayrıldığında tanrıların
ateşinden yeni bir güç doğdu. Aiden. Aiden ateş demekti. Ateşe en
önce o sahip oldu, o yönetti, sonunda bir gün o da ateşe eş olduğunda onun
etrafında yaşayan insanlar ona ateş kıran dedi. Böyle büyük bir güç önceleri
insanların arasında yaşamını sürdürürken zaman geçtikçe onun gücünün dengi
olmayanlara zarar vermeye başladı. Ateş insanlardan uzakta olmalıydı. Tıpkı
güneşin alevleri gibi o da insanlarına uzaktan hükmetmeli, onlara zarar
vermeden hayatı devam ettirmeliydi. Ateş kıranın zamanında yaşayan güçlü
büyücüler onu başka bir zaman perdesinin ardına sakladılar. Kurak toprakların
Aiden’ın ateşinden zarar görmeyeceği, alevlerinin canları yakmadan
ısıtabileceği perdenin ardındaki evrene Scorchio dediler. İnsanlığın ateşle gelişimi devam
ettikçe doğadaki her element kendine has güçler kazandı. Ateşten sonra toprak vardı. Doğumlar
onun elinden çıkar, topraktaki ve sofradaki bereket ondan bilinirdi. Önceleri
insanlar onu toprak ana olarak çağırdılar, asıl adı Demetra idi. Demetra
zaman içinde toprağın gücüne eş olduğunda büyücüler onu da perdenin arkasındaki
evrene götürmek istedi. Aiden ve Demetra hayatı başlatan ateş ve toprak
olacaktı. Scorchio güçlendikçe insanlık
güçlendi. Hayat tek bir dünya, tek bir toprak parçası üzerinde kalmadı.
Zamanlar, boyutlar, bambaşka evrenler oluştu. Tanrılar Scorchio’nun ardında
kalan zaman ve boyutları yönetip büyüttükçe doğadaki güçler gelişti. Sırada hava vardı. Farklı zamanlar, ayrı boyutlar,
bambaşka evrenler hep farklı bir havayı soludular. Yeni doğan çocuklar onu
ciğerlerine çektiğinde ilk feryatlarını etti. Hayatı sona eren bütün insanlar
ruhlarında kalan son nefesi hep ona hediye etti. Bir gün aralarındaki en masumu, en
ruhu hafif olanı havayla denk oldu. Adı Era’ydı, rüzgar demekti. Narin, temiz,
ferahtı. Scorchio’nun temiz gökleri, bitmeyen nefesi Era oldu. En son o geldi, su. Topraklar ateşle buluşup havayla yer
değiştirdikçe denizler, okyanuslar, yağmurlar oluştu. Kuruyan toprak onun
nemiyle hayat buldu. Öldüren ateş onun dokunuşuyla sustu. Hava bereketini onun
yaşlarıyla topraklara bıraktı. Adı Calder’di. Tıpkı tanrılardan gelen ateşin
gücü başlatması gibi, o da boşluğu kapattı. Zinciri tamamladı. Aiden’a kardeş
oldu. Tanrı ve tanrıçalar evrenlere ve
zamanlara hizmet ettiği sürece Scorchio’nun element kıranları onların yarattığı
insanlara hizmet etti. Dört elementin yarattığı denge bozulana dek Scorchio onların neslinin
toprakları oldu. “sizin için efendim, buyrun.
Demetra’nın bahçelerinden..” Aiden yolda önüne gelip ona bir sepet
meyve uzatan kadına bakıyorken uzanarak sepeti alır, yanındaki kardeşi Calder’e
verir ve yoluna devam ederken calder kadına teşekkür etmiş, hızlı adımlarda
aiden’a yetişir “bir gün şu zavallı insanların yüzüne
gülsen söner misin?” “o insanların burada olmaması
gerekiyor. Scorchio bize ait.” Calder yanlarından geçen iki çocuğu
durdurup sepeti onların eline verir, tadını çıkarmalarını söyleyerek
ufaklıkları yollarken mavi gözleri parlıyor, gülümseyerek aiden’a döner “biz buraya güçlerimiz onlara zarar
vermesin diye bırakıldık. Şimdi dengeyi sağladık, sen durup dururken
alev almıyorsun, demetra depremleri azalttı, era zaten en uysalımız, ben desen
halimden gayet memnunum. O koskoca deniz içine giren olmadıkça ne anlam ifade
ediyordu? Tanrılar bile yalnız değil aiden. Üstelik buraya gelen insanlar
seçilmiş olanlar-“ “neleri seçilmiş bana açıklar mısın
calder?” ateş kıranın yüz hatları sertleşmiş,
senelerdir aynı soruyu soruyor, ama bir şey değişmiyorken o seçilmiş denilen
insanlar ilk savaşlardan beri yavaş yavaş scorchio’ya geçmiş, şimdi onların
nesli de bir yandan ilerliyordur. Aiden bu durumdan hoşnut değil, iki evrenin
birbirinden kesin çizgilerle ayrılmasının her zaman en doğru şey olduğunu
savunmaya devam ediyorken kardeşi onunla hiç aynı fikirde olmuyordur. Su kıran
bu insanlarla yaşamaktan gayet mutlu, her gün gülen yüzler ve onlara minnet
eden insanların ne tür bir zarar getirebileceğini mantığı almıyorken güne
gözünü açtığı her gün aksi ateş kıranı sıcak bir demir gibi şekillendirmeye
çalışıyordur. “Güneyde demetra’yla beraber yaşayan
bütün kadınlar şu ana kadar en sağlıklı çocukları doğurdular-“ “ve bundan benim kazancım ne oldu?
daha çok insan mı?” “Scorchio’nun ardında her gün
milyonlarcası ölüyor. Yakında buz devri başlayacak. Hizmet etmemiz gereken
insanlar olmadıkça biz de yaşayamayız Aiden, hiç bunu düşündün mü?” Aiden elini sallayarak önüne döner ve
kendine ait doğu kesimindeki yerleşkeler arasında dolaşırken her köşede güçlü
erkekler demir dövüyor, onların kadınları gürül gürül yanan ateşlerde yemek
pişiriyordur. Çocuklar şekli uygun olmayan demirleri kendilerine oyuncak etmiş,
babalarının ara sıra ellerine verdiği ince demirden çemberleri çevirerek
yarışıyorken ateş kıran yanlarından geçerken tüm oyunlar ve işlere ara verilip
genç adama saygıda kusur edilmiyordur. Burası onundur ve insanların yaşamasına
izin verdiği için duyulan minnet hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. “bizim de sonumuz gelmesi gerekiyorsa
gelecek Calder, onu engellemeye çalışmak dengeyi bozmaktan başka bir işe
yaramaz-“ “yanılıyorsun. İnsanları ölüme
terketmek yerine yanımıza alıp korumaktan daha doğal, daha dengeli ne olabilir?
Bize ihtiyaçları var, bizim de onlara. O yüzden bundan sonra birisi sana gelip
bir şey ikram ettiğinde onlara çoktan ölmüş olmaları gerekiyormuş gibi bakma.” Aiden aynı bakışı dönerek kardeşine
gösterirken karanlık adamın tam tersi olan sarışın calder gülümser “ben kuzeye, era’nın yanına gidiyorum.
Sen de kendine bir eğlence bul..” Aiden yine elinin bir hareketiyle ona
gitmesini işaret eder ve o da kendi yoluna dönüp doğu yakasının en ucundaki
ağır demirden yapılmış evine giderken Scorchio’nun kurtarılmış insanları
yaşamlarına devam ediyordur.. SOUNDTRACK / Bond
- Senorita Aiden evinin demir duvarları arasındaki
serinlikte oturmuş, pencerelerinden vuran serin kuzey rüzgarı onu
sakinleştiriyorken ateş kıran kardeşinin Era’yla konuştuğunu anlar. Demir
çerçevelerden giren rüzgarın ardında ağır kapıların açılıp kapandığı duyulurken
aiden durduğu yerde arkasını dönerek kimin geldiğini görmek için bekler. Biraz
sonra odasına güzeller güzeli Demetra girerken genç kadının toprak rengi
saçları beline kadar dalga dalga uzanıyor, üzerindeki ipekten, varla yok arası
elbise soğuk zemine dokunuyorken sıcak güneşten amber rengi almış teni
dirilikle parlıyordur. Aiden toprak kıranın yüzündeki gülümseye karşılık sorar “nedir seni bu kadar keyiflendiren
demetra?” “ben her zaman keyifliyim aiden.
Üzülmek için sebep göremiyorum, ama sen biliyorsan söyle, belki bir çaresi vardır..” aiden hafifçe gülümseyerek genç kadına
yaklaşırken demetra incecik ellerini kaldırarak ateş kıranın sıcak yüzüne koyar “öfken güneydeki çölleri ısıtıyor,
nedir derdin?” “insanlar..” demetra gülümserken uzanarak ateş
kıranın dudaklarını örter, bir an sonra ikisinin de ağızları açılarak tadları
birbirine karışırken demetranın parmakları aiden’ın saçlarını sıkarak genç
adamın başını geri çeker “onlar bundan sonra hep olacaklar
aiden. Ta ki scorchio dışında güvenli bir yaşam olana dek..” aiden toprak kıranın usul sesini
dinleyerek parmaklarını genç kadının boynundan göğüslerine indiriyorken demetra
ona dokunan ateşle gözlerini kapatır “senin için çok uygun bir eş buldum..” aiden’ın gözleri bir anda kararırken
demetra tenindeki dokunuşun kaybolmasıyla gözlerini açar “neden kızıyorsun?” “insanlara yaşayacak yer vermem
yetmedi, şimdi bir de onlarla beraber mi olacağım? Asla.” Ateş kıran bir hışımla arkasını
dönerken üzerindeki ince kazağın kollarını sıyırarak konuşur “benim eşim sensin. Başka da bir
eşim olamaz-“ “insalığa güçlü nesiller gerek aiden.
Elementlerin de kendi tohumlarını ekmesi gerek-“ “sen kendine bir eş buldun mu?” demetra cevap vermediğinde aiden
gözlerindeki yangınla hızla arkasını döner ve toprak kıranı kollarından tutarak
kendine yaslarken parlayan ela gözlerine bakar “sen tohumlarını ektin mi demetra?” “her şey sırayla aiden, önce ateş,
sonra toprak-“ “hayır. izin vermiyorum. Ben nefes
aldığım sürece element kıranlar insanlarla beraber olmayacak. Sen de hep benim olacaksın,
anlaşıldı mı?” demetra yine güzel yüzüne yayılan bir
gülümsemeyle başını sallar “nasıl istersen öyle olsun aiden, ama
bir gün haklı olduğumu anlayacaksın..” “o günlerden birinde insanlar buraya
geldi, aynı şeye bir daha izin verecek kadar saf mıyım?” toprak kıran başını iki yana
sallayarak asla diyorken aiden onun tutkuyu parmaklarının ucunda
oynattığını biliyor, ama itiraz etmezken büyük bir açlıkla genç kadının
dudaklarına eğildiğinde demetra kendini ateşin kollarına bırakarak genç adamın
dudaklarını karşılar.. “sakinleşti..” era, calder’in sesiyle başını ona
çevirirken rüzgarlar genç kadının bakışlarını takip ediyor, su kıranın
saçlarının arasından geçerken, era sorar “kim?” “aiden. Demetra’yla beraber..” era’nın yanakları derhal kızarmış,
yeşil bakışları başka bir yer bakarken calder gülüyordur “sanki sen hissetmiyorsun!” “ben ulu orta bunları konuşmuyorum..” “utanıyorsun çünkü, değil mi?” era bunun üzerine daha da utanarak
arkasını döner ve eflatun etekleri uçuşarak bembeyaz tüllerle kaplı evine
girerken rüzgar sanki hava kıranın yaşadığı yeri koruyormuşçasına tüllerin
dışında kalmış, genç kadın ılık havayı soluyarak yumuşak yastıkların birine
oturur. Calder hemen onun arkasından içeri girerken hala gülümsüyordur “bir gün sen de eşini bulunca böyle
utanacak mısın?” “aiden asla izin vermez-“ “o söylesin dursun, gün gelecek
kendini tutamayacak. Demetra’nın onun için düşündüğü eşi görsen..” era’nın yeşil gözleri merakla
bakıyorken sorar “sen gördün mü?” “elbette, ama uzaktan. Adı Edena,
güneyin tüm erkekleri onunla bir kez beraber olabilmek için neler vermeye razı
söylesem utanırsın..” era gülerek başını eğerken calder de
derin bir nefes alarak mis gib kokan havayı içine çeker ve bulut kadar yumuşak
örtülere uzanırken tüllerin arasından görünen mavi gökyüzünü izliyor, konuşur “benim eşimi de sen bulursun artık
era, değil mi?” “calder!” genç su kıran gür bir kahkaha
atıyorken era kıpkırmızı yanan yanaklarını tutarak yüzünü rüzgara dönüyordur.. SOUNDTRACK / Bond
– Horobushko İlk spring fest’e saygılarımızla... Calder, batıdaki yerleşkeler arasında
yayılan haberi almış ve buz devrinin başlamasıyla kapanan boyut ve geçitleri
hissediyorken tüm gücüyle doğudaki yerleşkelerin arasından koşuyordur. Aiden’ın
kapısına dayanıp ağır kapıları iki yana çekerek içeri girerken ateş kıranın
adını seslenir “Aiden! Her nerdeysen çık! Haberlerim
var-“ calder arkasından birinin omzuna
dokunmasıyla irkilerek o tarafa döner “korkuttun-“ “nedir haberin?” “evrende buz devri başlamış, geçişler
kapandı, iki yönlü olarak..” “ve?” su kıran gözlerini devirirken açıklar “ve’si hala o taraftan bu
tarafa geçecek insanları bekleyen aileler vardı. Şimdi bütün umutları tükendi,
herkes üzgün..” aiden hala ne yapacağını anlamamış,
işine yarayacak bir bilgi gelmesini bekliyor yakışıklı yüzündeki ifade
donuktur. Calder her şeyi açık açık anlatması gerektiğini biliyor, devam eder “Ve biz de element kıranlar olarak
düşündük ki, bu biz’e sen de dahilsin-“ “dahil olmadan önce ne düşündüğünüzü
bilmem gerek.” “anlatıyorum. Düşündük ki
birkaç gün içinde Scorchio’nun tam merkezinde bir şenlik düzenlesek-“ “aileleriniz soğuktan öldü siz
ateşimizde eğlenin şenliği mi?” calder ellerini beline koyarken başını
iki yana sallar “şakaların bile ölümcül aiden..” aiden buna karşılık vermeden içerilere
ilerlerken demir kapıların birini iterek birkaç kap kacağın ve daha çok her
yönden gelen yiyeceklerin doldurduğu mutfağa girer ve masaların birinin
üzerinde duran kurumuş incirlerden birini alır, bir parça ısırırken eliyle
calder’e devam etmesini işaret eder. “insanların daha uzun bir süre burada
yaşayacağı ve kaybettiklerinin de geri gelmeyeceği kesin. Onlara köleden çok
buranın bir parçası olduklarını göstermemiz gerek..” “neden?” “iyi niyet, barış, mutluluk?” aiden omzunu silkerek mutfaktan
çıkarken calder sabrının son sınırlarında, yine de gülümseyerek abisinin
omuzlarını tutar “sen o kavramların hiçbiriyle
ilgilenmiyor olabilirsin, ama demetra acı çekiyor..” aiden’ın bakışları şimdi değişirken
yanındaki sarışın adama dönerek sorar “insanlar üzüldüğü için acı mı
çekiyor?” calder başını sallarken aiden bir an
onun arkasındaki soğuk duvarlara bakar, sonra tekar kardeşine dönerken başını
sallar “ne istiyorsanız yapın, karşı çıkmayacağım..” ve ateş kıran kendi işine dönmek için
uzaklaşacakken calder konuşur “herkes seni de görmek isteyecektir!” “ama göremeyecekler-“ “aiden sen liderimizsin, böyle bir
zamanda demirden sarayında yan gelip yatamazsın-“ “ama yatacağım.” Calder yumruklarını sıkarak gerilerken
konuşur “bunu yapman için dövüşmemiz
gerekiyorsa ben hazırım..” aiden kaşlarını çatarken calder
yumruklarını kaldırmış, gardını alarak bekliyorken abisinin yüz ifadesi
yumuşar, biraz sonra elinden bir kıvılcım çıkıp hazırda bekleyen yumrukların
üzerine düşerken calder ellerini sallayarak ateşi üzerinden savuşturur. Aiden
uzaklaşıyorken kardeşi arkasından Era’yı üzerine salacağını bağırıyordur, ateş
kıran aldırmaz.. “Aiden?” birkaç gün sonra era ateş kıranın
demirden sarayına giriyorken eflatun etekleri narin ellerinin içinde toplanmış,
küçük adımlarla soğuk yerlere basıyorken tekrar seslenir “Aiden orada mısın? seni almaya
geldim, herkes bekliyor-“ “gelmeyeceğim demiştim.” Era güzel yüzünde masum gülümsemesiyle
ateş kırana bakıyor, konuşur “fikirler hep değişir, belki ben
isteyince gelirsin?” aiden güzel hava kırana bakıyorken era
hmm?lar, aiden iç çekerek etrafına bakarken açık camlardan müziğin ve
insanların sesi geliyordur. Ateş kıran önündeki era’ya bakarak başını sallar “gidelim bakalım, ama hoşuma gitmeyen
bir şey görürsem eğlenceyi bitiririm..” “görmeyeceksin söz, hadi gidelim..” era mutlulukla aiden’ın koluna girer
ve etekleri uçuşarak ateş kıranı sarayından çıkarırken bugün güneş her yerde
ayrı parlıyor, aiden bu ateşin diğer evreni nasıl ısıtamadığını bilmiyorken
sesini çıkarmadan era’yla birlikte yürür.. “geldi..” demetra calder’in gösterdiği yere
bakıyorken aiden ve kolundaki era’yı görünce gülümser. Diğer insanlar da genç
adamı görmüş, coşkuyla onu karşılıyorken sepet sepet meyveler, içecekler, el
yapımı giysiler ve daha binbir türlü hediye her biri diğerinden farklı insanın
elinde ateş kırana ulaşıyorken genç adam soğuk bakışlarının altında ne
yapacağını şaşırmıştır. Demetra’nın canını acıtan karanlık yok
olmuş gibi görünüyorken bütün yüzler gülüyor, herkes yaşadığına minnettar,
küçük çocuklar neşeyle ortalıkta koşturup dans ediyorken gençler de demetra’nın
elinin değdiği yemyeşil çimlerde kendilerine buldukları köşelerde oturmuş
kaçamak bakışlarla sohbet ediyordur. Aiden ona uzatılan ikinci sepeti de
diğer eline alırken gözleri kalabalıkta dolaşıyor, her baktığı köşede güzel
genç kızlar genç adam gülümsüyorken aiden sonunda demetra’yla göz göze
geldiğinde kaşını kaldırır. Güzel toprak kıran hiçbir şeyden haberi
yokmuşçasına rahat, gülümserken öne çıkarak ateş kırana elini uzatır.
Demetra’nın elini uzatmasıyla aiden’ın elindeki sepetler derhal alınır, genç
adamın etrafı açılırken toprak ve ateşin elleri birleştiğinde herkes mutlulukla
onları izler.. “geleceğimi söyledim, ama dans
edeceğim demedim..” “ama ediyorsun..” aiden daha çok demetra’yla beraber
era’nın rüzgarında sallandığını düşünüyorken toprak kıran onun koyu kahverengi
gözlerine bakıyor, konuşur “ben eşimi buldum aiden..” ateş kıranın genç kadının belinden
tutan eli kasılırken demetra elini genç adamın omzundan ensesine kaldırır ve
sakinleşmesini için tutarken konuşur “sağlıklı, güçlü, çok iyi bir adam-“ “hani her şey sıraylaydı, ben kimseyle
beraber değilim ve olmayacağım-“ “büyük konuşma aiden.” Aiden’ın adımları dururken genç adam
konuşur “insanlar bizim dengimiz değil-“ “biz de insanız-“ “biz elementlerle eşiz, güçlerimiz
onların kaldırabileceği cinsten değil-“ “bu insanların da güçlenmesi gerek,
onların da güçlerin farkında olması gerek, onlar da toprak, onlar da ateş-“ “bunun için onları yatağına mı alman
gerekiyor-“ “ben neslimin devam etmesini
istiyorum. Gün gelip gücüm tükendiğinde, toprak beni reddettiğinde arkamda
benim gibi bir can bırakmalıyım, hepimiz yapmalıyız. Özellikle de sen. Senin
gücün hepimizin gücü, hepimizin kaynağı aden. Ateş olmadan, tutku ve cesaret
olmadan hiçbirimiz var olamayız...” aiden demetra’yı bırakarak arkasını
dönerken kalabalık ona yol açıyordur. Toprak kıran hızla uzaklaşan genç adamı
izliyorken usulca iç çeker ve hemen sonra gülümseyerek etrafındaki insalara
bakarken konuşur “bugün sizin gününüz, kimsenin
üzüldüğünü görmek ya da hissetmek istemiyorum. Müzik devam etsin!” şenliğin kurulduğu alanın ortasındaki
çalgıcılar yine mutlu bir melodiyle devam ederken demetra gülümseyerek
kalabalığın arasından çıkar.. SOUNDTRACK / Cirque
de Soleil - Ravendhi Aiden bitmek bilmeyen kalabalığın
arasından bir sağa bir sola giderek yönünü bulmaya çalışıyorken şu anda alev
alıp metrelerce uzaktaki en son canı yakana kadar yanmak fazlasıyla mantıklı
geliyordur. Ateş kıran tutkusuyla kıskançlığının birleştiğini biliyor, kanı
damarlarında kaynıyorken son anda önünden geçen çocukları ezmemek için durur.
Ufaklıklar mutlu bağırışlarla birbirlerini kovalıyorken aiden onların
arkasından bakıyor, bunlardan bir tanesinin bir gün ona ait olması fikri şu
anda hiç de gerçekçi gelmiyordur. Genç adam tekrar önüne döner ve yürümeye
devam ederken ilerdeki genç kızların grubundan bir tanesi ittirilerek ateş
kıranın önüne çıkar. Aiden önüne adeta düşen kızla bir adım gerilerken siyah
saçlarının arasından parlayan mavi gözleriyle genç kız elindeki küçük sepeti
kaldırır “bunlar.. sizin için-şeyden..” yan taraftaki kızlar demetra’nın
bahçesi diyorken sepeti tutan kız onlara bir surat yapıp yine ateş kırana
döner, ama genç adamın gözlerine bakamıyorken berrak sesiyle tekrar konuşur “demetra’nın bahçesinden.. kabul
ederseniz, efendim..” aiden kızın uzattığı sepete bakarken
konuşur “başını kaldır..” kız sepeti biraz kendine çekip başını
kaldırırken masmavi gözleri parlak güneşte iki elmas tanesi gibi parlıyor,
üzerindeki siyah elbisenin kumaşları genç kızın kollarını ve bacaklarını açıkta
bırakmış, bembeyaz tenini ortaya çıkarıyordur. Aiden onu bir an için inceler,
sonra uzanarak elindeki sepeti alırken sorar “adın nedir?” “edena, efendim..” uzakta onları izleyen kızların
grubundan heyecanlı fısıltılar geliyorken ateş kıran ilk defa insanlardan
birine adını sormuş ve cevabı bekleyecek kadar uzun kalmışken hala da orada
durmaya devam ediyordur. Edena’nın da mavi gözleri endişeyle genç adamı
izliyorken ara sıra dolaşırken onu görmüş, güneydeki bütün kızlar onun ne kadar
yakışıklı ve güçlü olduğundan bahsediyorken edena onların haklı olduğunu şimdi
daha iyi görüyordur. Toprağın eşinin kahverengi gözleri ateş gibi parlıyorken
derinlerden gelen sesiyle konuşur “arkadaşların neden seni önüme itti
edena?” “itmediler efendim, benim ayağım
takıldı..” aiden hmmlarken edena göz
ucuyla hala onları izleyen kızlara bakar, bakışları daha sonra onların hepsiyle
hesaplaşacağını söylüyorken birazdan aiden’ın da o tarafa dönmesiyle kızlar
koşuşturarak uzaklaşırlar. Edena hızla dikleşerek onların arkasından bakarken
korkuyla ateş kırana döner “ben de gideyim-“ “dur, neden korkuyorsun?” “korkmuyorum, efendim-“ “öyleyse neden kaçıyorsun?” “kıymetli zamanınızı almak istemem,
efendim..” “almıyorsun edena, kalabilirsin..” edena yine başını eğerken aiden
uzanarak genç kızın çenesini tutar ve hafifçe başını sağa çevirirken edena
nefesini tutmuş, hareket etmeden sağ tarafında duran yerdeki taşlara bakıyorken
aiden parmağının ucuyla onun yüzündeki bir lekeyi siler, sonra elini çekerken
konuşur “bir dahaki sefere adımını atarken
dikkat et, düşüp kendini incitme..” “evet, efendim..” aiden pekala diyerek elindeki sepetle
beraber uzaklaşırken edena bir süre daha önüne bakar, sonra derin bir nefes
alarak hızla arkasını dönerken ateş kıran uzaklaşıyordur. Edena mavi gözleri
titreyerek onun gidişini izliyorken bir an gülümser, sonra az önce onu orada
öylece yapayalnız bırakmış arkadaşlarını hatırlayınca gülüşü silinir, genç kız
eteklerini toplayarak döner ve onların gittiği yere koşar.. “kaçmayın buraya gelin!” edena arkadaşlarının peşinden
koşuyorken kızlar kendilerini boş çadırların birine atınca edena da onların
arkasından girer “niye öyle yaptınız!? Ya kızsaydı!?” “sen sonsuza kadar öne çıkmazdın da
ondan-“ “tabii çıkmayacağım! Adam iki köy
ötedeki çiftçinin oğlu değil! Ateş kıran!” kızlar gülüşürken edena sinirlenmiş,
kızlardan birinin koluna vurur “eğer benim canımı yaksaydı ben size
yapacağımı bilirdim-“ “adam sana adını sordu! Ne can
yakması!?” “ben benimkini bilsin diye adaklar
adıyorum!” “bir gün yoluma çıksa diye dualar
ediyorum!” “ah aiden!” edena şokla aşk sarhoşu olmuş
arkadaşlarına bakıyorken kızlardan biri konuşur “belki de seni biliyordur..” “nereden bilecek?” “demircilerin birinden duymuştur, adın
ağızlarından düşmüyor ki edena-“ “o ne demek!?” edena kıza saldıracakken diğer arkadaşı
onu tutarak geriletir “öyle demek istemedi! Sadece herkes
senin güzelliğine hayran, aiden’ın da kulağına gitmemesi için bir sebep yok,
mutlaka birileri konuşurken duyuyordur-“ “ben demirci adamların ağzına sakız
olmak için gelmedim buraya!” “dillerine kilit mi vuracaksın edena,
elbette konuşacaklar..” diğer kızlar da katılırken edena bu
işten hiç hoşlanmamış, kızları bırakarak çadırdan dışarı çıkar ve usul usul
esen rüzgarla gelen çiçek kokularını içine çekerken sakinleşmeye çalışır.. ![]() |


