![]()
#22 – Edena SOUNDTRACK / David
Lanz - Madrona Edena şenlik sonrası birkaç gün
boyunca çok ortalıkta dolaşmamış, ama artık sabah akşam çadırda oturmaktan canı
sıkılıyorken bu sabah güneş kumaştaki küçük yırtıklardan içeri girdiği anda
gözlerini açmıştır. Batıda su kıranın her sabah mis gibi kokan denizine yürüyüp
biraz yüzmeye karar vemiş, yanına biraz meyve ve su alarak yola çıkmışken diğer
köylerden çocuklar da kısa bir süre sonra onun peşine takılmış, edena hepsiyle
sohbet edip güle eğlene denize vardığında calder ve era tek başlarına sahilde
dolaşıyorlar, dalgalarlar era’nın rüzgarıyla gelip genç kadının ayaklarına
vuruyorken edena ve çocukları gördüklerinde ikisi de durur. Calder her zaman
kalabalığı sevmiş, çocukları daha çok sevmiş, edena’nın yanındaki ufaklıkları
görünce denizi gösterir “girin bakalım yeterince sıcak mı?” çocuklar evden çıkmadan önce
annelerinin verdiği yiyecekleri olduğu yere bırakıp çıplak ayaklarla kumlarda
koşarak kendilerini denize atıyorken edena gülerek onlara bakıyordur. Calder
diğerlerinin arkasında kalmış küçük bir kızı kendi kucağına alarak denize
girerken era edena’ya yaklaşıyordur “sen girmeyecek misin edena?” “gireceğim, ama birazdan, efendim..” “era, lütfen..” edena yine unutmuş, hava kıran kendine
efendim denmesinden hiç hoşlanmıyordur. Edena usulca özür dilediğinde era ona
ilerdeki çardakları gösterir “denize girmeyeceksen bana eşlik eder
misin? edena memnuniyetle gülümseyerek
kendiyle yaşıt gibi duran genç kadının yanında yürüyorken sorar “siz neden denize girmiyorsunuz era?” “korkuyorum, calder bazen dayanamayıp
fazla dalgalandırıyor. Ben de korkudan rüzgarı zapt edemeyince biraz vahşi bir
deneyim oluyor..” “rica etseniz belki kendini tutar..” “benim için kendini tutmasına gerek
yok-“ “ama çocuklar için tutuyor, bakın..” era dönerek çarfaş gibi dümdüz denizde
eğlenen çocuklara ve calder’e bakarken gülümser “umarım bir gün onun da kendi
çocukları olur, aramızda onları en çok seven Calder..” edena gülümserken era yine ona dönmüş,
sorar “senin çocukların var mı edena?” “hayır efend-era, yok.” “yalnız mısın peki?” edena yine başını sallarken era
gülümser “halbuki çok da güzelsin, demirciler
seni nasıl ellerinden kaçırmış şaşırdım..” edena’nın bakışları bulutlanırken era
derhal düzeltir “tabii her şey sen istersen olur,
herkesin bu hayatta bir eşi olmak zorunda değil..” edena başını sallarken era genç kızın
koluna girer, ikisi beraber yine çardağa doğru yürürlerken era güneydeki
köylerin durumunun nasıl olduğunu soruyordur, edena anlatırken hava kıran
ilgiyle genç kızın söylediklerini dinler.. “çok akıllı, çok da terbiyeli bir kız.
Ben çok sevdim..” demetra era’nın edena hakkında
düşündüklerini dinliyorken memnun olmuş, calder’e döner “sen ne diyeceksin calder?” “ben çocuklarla yüzüyordum, çok
konuşamadım, ama vücudu güzel-“ “calder!” calder era’nın itirazına bakıyorken
güler “kötü bir şey söylemedim, çok güzel
bir kız. Aiden’ın hoşuna gittiğine eminim..” “arkadaşlarıyla konuştum, onlar da
aynı şeyi söylediler..” calder ve era demetra’ya dönerken
toprak kıran konuşur “zaman zaman çok hırçın olurmuş, ama
aralarında en aklı başında olan yine edena’ymış-“ “diğerleri aptal mıymış?” demetra calder’e bir bakış atarken
genç adam gülümseyerek susar ve lütfen devam etmesini isterken demetra
istenileni yapar “bütün erkeklerin edena’da gözü olduğu
da doğruymuş. Annesi onu buraya bilerek yollamış, kızın öyle bir gücü varmış-“ “tam ateşle barut desene..” era calder’in kolunu sıkıştırırken
demetra onu duymamış gibi devam eder “yaşadıkları yerde kızına zarar
vermelerinden korkmuş, buraya yollamış, ama kendisi dönememiş. O yüzden
edena’nın ailesi yok, yalnız yaşıyor.” Era’nın bakışları solmuşken demetra
gülümseyerek onun elini tutar “ben onun aiden’la çok iyi
anlaşacağını düşünüyorum. Aiden ona saygı duyacaktır-“ “kız önünde eğilip bükülmediği sürece
duyabilir evet. ama sürekli efendim, buyrun sepet, alın meyve derse
aiden bir bakar, iki bakar, sonra işine döner. Her gün adamın yollarına sepet
sepet incir seren kızlar biliyorum.” Calder’in sesinde biraz da kıskançlık
varken demetra ona bakarak gülümser “sen aiden’ın incirlerini sayacağına
kendinikilere bak calder, sıra sana da gelecek..” “o günü görebilirsek..” “öyle deme, aiden kendini açacaktır.
İyi bir adam o..” demetra era’ya dönerek elbette öyle
der ve devam eder “aiden otoritesinden vazgeçmek
istemiyor, anlayabiliyorum. İnsanların arasından biriyle beraber olursa zayıf
düşeceğinden korkuyor. Önceliklerinin değişeceğinden. Hepimizden önce o vardı,
bana kendini açması bile çok uzun zaman aldı-“ “ama şimdi gayet açık ve seçiksiniz-“ “calder!” calder gülerek era’ya sarılıyorken
demetra bunun üzerine başka bir şey söylemeden elbisesinin eteklerini
düzelterek yerinden kalkar... “edena! Demetra seni istiyor!” edena çadırıın önünde yıkadığı kap
kacağı bırakıp ellerini silkeler, önüne bağladığı paçavradan önlüğüne silerek
kurularken onu çağıran arkadaşı önlüğü çözüp eline alır, edena’yı da
demetra’nın evine doğru iterken edena kızmış, arkadaşının kolunu iter “gidiyorum işte nedir derdin!?” “çabuk ol!” “uçayım mı?” edena söylene söylene gidiyorken
arkasındaki arkadaşı önlüğü elinde katlayarak gülümsüyordur.. “beni istemişsiniz demetra..” “evet edena, gel..” edena o tarafa ilerlerken demetra elindeki
küçük bir sandık, evindeki ağaçtan masanın üzerine koyup kapağı açar, içinde
rengarenk akik taşları duruyorken genç kadın gülümser “bunları aiden için özel toplattım,
ona götürüp vermeni istiyorum..” edena’nın bakışları donuklaşırken
başını kaldırıp toprak kırana bakar “siz neden götürmüyorsunuz?” “benim artık bir eşim var edena, sık
sık doğuya gitmem doğru olmaz, ama sen yalnızsın, değil mi?” “tabii-yani evet, ama ben-“ “bunları ona verdikten sonra başka bir
şeye ihtiyacı olup olmadığını da sorup iyice öğrenirsen çok sevinirim, teşekkür
ederim edena..” edena eline tutuşturulan kutuyla
öylece önündeki güzel kadına bakıyorken başını sallar “tabii demetra, siz nasıl
isterseniz..” ve genç kız dönerek dışarı çıkarken
demetra keyifle gülümser.. edena, demetra’nın evinden çıktığı
gibi elindeki sandığı yere koyar, siyah saçlarını toplayan kumaşı çekip açar ve
saçlarını havalandırırken her yanı bulaşık kokuyordur, emindir. Bu halde nasıl
aiden’ın yanına yaklaşacaktır, leş gibidir. En güzel elbisesini de daha bu
sabah yıkamıştır, ıslak ıslak giymesine imkan yoktur. Genç kız oflayarak
küçük sandığı yine yerden alır ve kalbi ağzında atarak doğuya doğru yürümeye
başlar.. SOUNDTRACK / Bond
- Senorita Edena sonunda uzaktaki demirden evi görebiliyorken
derin bir nefes alarak elindeki sandığa bakar, kapağını açıp içindeki taşların
hala orada durduğuna emin olduktan sonra yürümeye devam ederken sağdan solan
demircilerin kafalarının kalktığını görüyordur. Genç kız adımlarını
hızlandırarak yürürken biraz sonra demir kapıların önüne geldiğinde durur,
sandığı tek kolun altına alarak diğer eliyle kapıya vururken narin avuçları
ağır demirde duyulacak kadar çok ses çıkarmamıştır. Genç kız elini yumruk
yaparak kapıya vururken hiçbir hareketlenme olmuyordur. Edena zaten kalbinin
yerinden çıkacağını düşünüyorken bir de böyle beklemek daha da canını
sıkıyordur, elindeki sandığı diğer kolunun altına alıp bu sefer de daha güçlü
olan sağ yumruğuyla dener, ikinci vuruşunda kapılar iki yana açılırken edena bir
iki adım geriler. Açılan kapıların arasından kızgın çehresiyle ateş kıran
görünürken edena elindeki sandığı gösterir “bunu size demetra yolladı, efendim-“ “demetra’nın kendisi nerede?” “o gelemedi, efendim-“ “nedenini söyledi mi?” “artık eşi olduğu için sık sık doğuya
gelmesi uygun olmazmış..” aiden bir şeyler homurdanırken edena
onu izliyor, genç adamın alnında parlayan teri görüyorken dayanamaz, sorar “iyi misiniz aiden?” aiden adını duyunca edena’nın
varlığını hatırlamış, odağı yine ona döner “iyiyim, ne getirdin?” edena genç adama yaklaşarak elindeki
sandığın kapağını açar ve rengarenk taşları gösterir “demetra sizin için özel toplatmış..” aiden taşlardan bir iki tanesini
alarak elinde çevirir, ama beğenmemiş olacak, tekrar sandığa atarken edena’nın
tuttuğu kapağı kapatır. Genç kızın eli ateş kıranın elinin altında kalmışken
dudakları aralanır. Gözleri üst üste duran ellere kilitlenmişken aiden elini
çekmiyordur. Edena bir an ne yapacağını bilememiş, mavi bakışlarını genç adama
kaldırırken yutkunur ve konuşur “geri mi götüreyim?” “hayır, kalsın..” edena peki diyorken aiden hala ona
dokunuyor, edena’nın nefesleri hızlanmış, gözleri etrafını inceliyorken köyden
ve demircilerden bir hayli uzaktadır. Kaçacak pek bir yeri yokken tekrar ateş
kırana döner ve konuşur “efendim, izin verirseniz-“ “nesin sen edena?” “efendim?” “bir gücün var mı? nedir?” edena daha da endişelenirken bu sefer
saygıyı falan unutup elleri çeker, ama aiden sandığı tutmuyor, kutu düşüp içindeki
taşlar her yana saçılırken edena başını eğerek onlara bakar. Genç kız eğilip
toplamak istiyor, ama daha çok kaçmak istiyorken aiden’ın pek umrunda değilmiş
gibi görünüyordur, edena konuşur “üzgünüm, efendim-“ “önemli değil, sorumu cevaplamadın..” “bir gücüm yok, efendim-“ “yalan söylüyorsun..” edena’nın gözleri büyürken aiden onun
yüzünü izliyor, çenesinin keskin hatlarına, biçimli dudaklarına ve masmavi
gözlerine bakıyorken elini uzatır “buraya gel-“ “üzgünüm, efendim, lütfen-“ “zarar vermeyeceğim, yaklaş edena..” edena korkuyla bir adım atarken
aiden’ın uzattığı eli tutar, bir anda bütün vücuduna bir sıcaklık yayılırken
genç kadın bir an bacaklarının tutmadığını hisseder ve diğer elini de uzatarak
ateş kıranın kollarına tutunurken başını kaldırmış, mavi gözleri parlayarak
genç adama bakar. Aiden’ın bakışları ilk gördüğü kadar karanlık değil, aksine
büyük bir ilgiyle önündeki yüzü izliyorken edena hızlı nefesler alıyor,
göğüsleri hızla inip kalkıyor sanki nefes almak zor geliyordur. Aiden onun kendisiyle
savaşmasını izlerken edena’nın elleri ateş kıranın kollarını sıkıyor, birazdan
kuru havada aradığı nefesi genç adamın dudaklarına uzanarak buluyorken aiden
dudakları başka bir çift dudakla birleştiğinde gözlerini kapatır.. edena hayatının en büyük riskini
almış, ama eğer o dudaklara dokunamazsa sanki ölecekmiş gibi geliyorken bir
cesaret uzanır ve ateş kıranın dudaklarını örterken içine dolan nefesle sanki
kanı yanıyor, genç kız kendini daha da bastırırken önündeki adamı beklemeden
ağzını açar, dilini aiden’ın sıcacık ağzına sokarken orada bulduğu şeyle daha
da zevke geliyor, ateş kıranın dili genç kızın dilinin üstüne bastırıyor, onu
iterek edena’nın ağzını dolduruyorken edena inleyerek tek elini aiden’ın
ensesine koyar. Aiden ensesini sıkan parmakları
hissettiğinde genç kızı belinden tutarak içeri çekerken edena sanki büyülenmiş,
tüy gibi adımlar atarak eşikten içeri giriyorken aiden onu çevirir ve soğuk
duvara yaslar. Edena hala rüyasından uyanmamış, ateş kıranın alt dudağını
emerek hafifçe ısırırken aiden onun belini sıkıyor, diğer kolunda duran eli
kaldırıp duvara yaslayarak parmaklarını onun parmaklarından geçiriyorken edena
inleyerek tekrar ağzını açıyordur. İkisi tüm güçleriyle öpüşüyorken edena
bacaklarının titrediğini hissediyor, titreyen bacaklarının arasından karnına
bir şeylerin yükseldiğini adeta görüyorken biraz sonra sadece tek bir öpücükle
inleyerek boşalıyorken bütün kasları gevşemiş, dudakları ateş kırandan
ayrılarak kendini genç adamın kollarına bırakıyordur... edena ciğerleri yanarak nefes
alıyorken onun tutan aiden gözünün önündeki duvara bakıyor, genç kızın
parmaklarına kenetlenmiş kendi parmaklarını izliyorken birazdan ona yaslanmış
bedenin hareket ettiğinde duyumsadığında bakışları önündeki yüze döner. Edena
mavi gözleri korkuyla ve zevkle parlayarak ateş kırana bakıyorken dudakları
aralık, bir şey söylemek ister, ama sesini bir yerlerde kaybetmiş, dışarı
sadece kesik bir nefes verirken aiden
yine onun kendi kendiyle mücadelesini izliyor, bakışları durgunken edena
daha fazla dayanamayarak genç adamı üzerinden iter ve dönüp koşarak evden
çıkarken ateş kıran ilk defa yarım kalmış bir istekle onun arkasından bakıyor,
elleriyle demir kapıları tutarken bir yerlerden yanık kokusu geliyordur.. SOUNDTRACK / Dan
Gibson – Bonny Portmore (with Michael Maxwell) Demetra gün doğarken uyanmış, ama bu
sabah güneşin içeri sızan ışığından değil, kapısının vurulmasına gözlerini
açmıştır. Toprak kıran, güneyli kızların onun için özel dokuduğu kumaştan
yapılma sabahlığını kollarından geçirerek ahşap evinde yürüyüp kapıya gelmiş,
kapıda bekleyenin kim olduğunu sormadan açıp karşısında aiden’ı gördüğünde
gülümser “erkencisin aiden-“ “eşin içerde mi?” “hayır, gel lütfen..” demetra kapıyı açarak ateş kırana yol
verirken genç adam içeri girmiş, ama daha fazla ilerlemeden dönerek demetra’yı
bekler. Güzel toprak kıran gözlerinin içi parlayarak aiden’e bakıyor, sorar “bu kadar erken gelmenin ya çok iyi,
ya da felakete varan bir sebebi olmalı, hangisi aiden?” “edena hakkında ne biliyorsun?” demetra hmmlarken aiden onun
bildiğini bilmiyordur. Toprak kendi sırrının sadece hava ve suyla paylamış,
ateş karanlıkta kalmışken genç kadın şimdi de bir şey bilmiyormuş gibi
görünüyordur. Demetra düşünceli, etrafındaki açık camlardan günü içeri davet
eden salonda yürüyorken konuşur “Edena’yı severim-“ “sevdiğin belli, buluşmamıza taşlarla
beraber onu yolladığına göre güveniyorsun da..” “öyle. Çok dürüst bir kız-“ “getirdiği bütün taşları yere saçtı..” demetra’nın ifadesi bir anda
değişirken genç kadın hemen sonra gülümser “heyecanlanmış olmalı, her zaman sana
gönderdiğim kızlardan değil-“ “başka bir şey var demetra, onu özel
yapan bir şey..” “sen ne olduğunu anlayamadın mı?” aiden koyu kahve gözlerinde
demetra’nın bakışlarını çözmeye çalışan bir ifadeyle duruyorken toprak kıran
gülümser “edena özel bir ruh aiden. Kadınlığı
ona bir ödül olarak verilmiş, karşı cinsin tutkularının odağı-“ “onu istiyorum.” Demetra’nın sesi kesilirken aiden uzanarak
toprak kıranın boynuna elini bastırır. Demetra gözlerini kapatarak genç adamın
tutkusunun bir an onu sarmasına izin verirken aiden elini çektiğinde toprak
bükenin ela gözleri açılır “Onu böyle bir tutkuyla alırsan
lekelersin aiden-“ “bu benim, bundan başka bir şey
olamam-“ demetra gülümseyerek başını iki yana
sallıyorken hayır der “yanılıyorsun. Eğer bundan başka bir
şey olmasaydın onun gitmesine izin vermezdin..” aiden’in bakışları kararırken
pencerelerden sızıp demetra’nın yanık tenli yüzüne vuran güneş gittikçe
yükseliyordur. Toprak kıran uzanarak ateşin yüzünü tutarken aiden gözlerini kapatır, demetra usulca konuşur “kendi içinde bambaşka bir sen
göreceksin aiden, güven bana..” ateş kıranın gözleri tekrar açılırken
demetra onun bakışlarındaki yangınları görüyor, ama endişeli değilken uzanarak
genç adamın yanan dudaklarını öper, kendi nefesini paylaşıp geri çekilirken
aiden ona bakıyordur. Toprak artık sadece ona ait değil, bu öpüş de bir
sonrakilerin devamı olmayacak gibi hissettirmişken aiden değişmesi gerektiğini
biliyor, bu yeni düzen ilk defa aklını karıştırıyorken bakışlarını scorchio’nun
yaşayan topraklarını aydınlatan güneşe çevirir.. Demetre sonraki birkaç gün Aiden’dan
haber almamış, genç adamın ruhunu dinlendirdiğini biliyorken o da onun yanına
uğramamıştır. Toprak kıran her şeyin biraz zaman ihtiyacı olduğunu biliyor, o
süre içinde kendi işleriyle ilgileniyorken ara sıra Edena’yı görmeyi umduysa da
o da ortalarda görünmüyordur. Demetra genç kızın tekrar ateş kıranın yanına yollanmaktan
çekindiğini biliyor, haberleri şimdilik sadece arkadaşlarından almakla
yetiniyordur. Ateş kıranın gönül meseleleri şimdilik
ikinci bir perdenin arkasındayken demetra kendi kalbiyle ilgileniyor, birkaç
hafta önce bulduğunu söylediği eşiyle daha fazla vakit geçirmeye çalışıyordur. Silvain adındaki genç adam güney batı
çiftliklerinin birinde yaşıyordur. Demetra’yla güneydeki merkez yerleşkeye
geldiğinde tanışmışlar, o günden beri ne Silvain, ne de Demetra başka biriyle
görülmez olmuştur. Onların bağını bilenler önceleri Silvain’in toprak kıranın
tılsımına kapıldığını söylese de genç adam kabul etmemiş, demetra da bu tip
dedikodular kulağına geldikçe yalanlamıştır. Ortada büyüye ya da tılsımlara
dayalı hiçbir şey yok, her şey tamamen olması gerektiği gibi oluyorken demetra
sonunda susturamadıkları ağızları kapatmak için silvain’e onun eşi olmak
istediğini söylemiş ve bundan sonra sadece ona ait olacağına söz vermiştir. O zamandan beri toprak kıran doğudaki
ateş yerleşkelerine kesinlikle girmemiş, ilk defa bir element kıranla bir insan
eş olmuşken önceleri dedikodu yayan ağızlar şimdi güneşin daha farklı
parladığından, toprakların bereket kazandığından bahsediyordur. Demetra onların
gerçekten mutlu olup olmadıklarını bilmiyor, belki de hepsinin bir gün Aiden,
Calder ya da Era’yla eşleşme hayalleri kurdukları için bunları söylediğini
düşünüyordur. Demetra yine Silvain’in çiftlikten
güneye inmesini beklediği bir gün sıcak bahçelerde dolaşıyorken toprak kıran yanlarından
geçtikçe çiçekler yüzlerini genç kadına çeviriyordur. Demetra hepsinin güzel
renklerini izliyor, uzanan dallara ve yapraklara parmaklarının ucuyla dokunarak
hayatından bir damla sunuyorken onun yarattığı bahçeye eşi adım attığında genç
kadın onu hissederek arkasını döner. Silvain dalların arasından yolunu açarak
demetra’ya geliyorken genç kadının güzel yüzünü gördüğünde mavi gözleri
aydınlanarak gülümser “geciktim..” demetra önemli olmadığını söylüyorken
silvain onun yanına gelmiş, leylaklar gibi kokan parlak saçlarından
parmaklarını geçiriyor, eğilerek toprak kıranın dudaklarına dokunuyorken
demetra, rengarenk çiçeklerinin arasında, sevdiği adama sarılarak öpüşünü
karşılıyordur.. SOUNDTRACK / Francisco
Tarrega – Dream On Calder bugün dalgalı olan denizini
izleyerek büyük kayaların üzerinde oturuyorken yanından aldığı taşları birer
ikişer suya atıyordur. Genç adamın mavi gözleri denizden vuran ışıkla daha da
parlıyorken sarı saçlarının rengi güneşte daha da açılmış, dalgaları sahile
vuran rüzgarla havalanıyordur. Calder bir taşı daha attıktan sonra sırtına
vuran rüzgarla başını çevirirken Era’yı görür. Hava kıran eteklerini toplayarak
taşların arasından yürüyorken calder ona elini uzatmış, era tutarak dengesini
bulur ve o da su kıranın yanındaki bir taşa otururken gülümser “neden kumsala gitmedin, orası daha
sakin..” “bugün burada olmak istedim..” genç adam yüzünü tekrar uçsuz bucaksız
sulara çevirirken era onu izliyor, usulca sorar “canın mı sıkkın?” calder başını sallarken büyük bir dalga
tüm gücüyle kayalara vurarak geri çekilir. Era uzanarak elini genç adamın
saçlarına götürür ve sarı saçları geri iterek düzeltirken konuşur “senin de zamanın gelecek calder,
sonsuza kadar yalnız kalmayacaksın-“ “ben o kadar emin değilim. Aiden hala
kendini bulmaya uğraşıyor. Bir ay olacak era-“ “o kadar kolay bir şey değil-“ “nasıl değil!? Elimizle ona bir eş
bulduk, hem de en güzelini, en onun özüne yakın olanını! Onu beklediğimizi
biliyor-“ “özellikle seçtiğin biri var mı
calder? Varsa beklemek zorunda değilsin, bak demetra silvain’le çok mutlu-“ “ama çocukları olabilmesi için aiden’ı
beklemek zorundalar. Ben hepinizi bekleyeceğim ve tanrılar bilir o zamana kadar
neler olacak..” era iç çekerek gülümserken konuşur “söz, ben çabuk bulacağım..” calder deniz mavisi bakışlarını
yanındaki narin kadına çevirir ve onun rüzgarla dans eden bir dal gibi duran
figürüne bakarken gülümser “sen acele edip yanlış birini
bulma...” “yanlış olursa sen söylersin, değil
mi?” calder başını sallarken era gülümser “güzel o zaman, yanlış birini
bulmayacağım..” hava kıran da derin bir nefes alarak
suyun rüzgara karışmış kokusunu içine çeker. Calder de onunla beraber derin
nefesler alıyorken uzak kıyıların birinden havalanmış martılar dalgalı denizin
üzerinden uçuyordur.. “edena! Demetra seni istiyor!” edena ekmek yapmak için diğer kızlarla
beraber un eliyorken demetra’nın çağırdığını duymazdan gelip eleğine biraz daha
un koyar, ama arkadaşı arkasından gelip eleği onun elinden alırken konuşur “bu sefer duymadığına inanmam, hadi
kalk! Ay oldu kimse seni çağırmayalı, şimdi git-“ “istemiyorum-“ “istememek yok! Demetra buraların
bereketi, biz kimiz ki ona karşı geliyoruz! Üstelik o kadar onun eteğine
dolanan kız varken o seni istemiş, ki köşe bucak kaçtığını bilmesine rağmen.
Bir şey var edena, hadi kalk!” edena içi sıkılarak ellerini silkeler
ve önüne bağladığı un olmuş önlüğü de çıkarıp kalktığı yere bırakırken bu sefer
saçını ya da yüzünü düşünmeden demetra’nın evine ilerler... edena, demetra’nın aralık bahçe kapısından
içeri girerken seslenir “demetra, beni istemişsiniz! Edena!” edena ortalıkta kimseyi göremiyorken
asıl evin kapısı da kapalıdır “arka bahçedeyim edena, gel!” edena eteklerini toplayarak hızlı adımlarla
arka bahçeye giderken gür ağaçların dalları açılarak ona yol veriyordur. Genç
kız gülümseyerek aralarından geçerken demetrayı leylakların arasında görünce
durur “bir isteğiniz mi var demetra?” “evet edena, aiden’a gidip nasıl
olduğunu kontrol etmeni istiyorum..” edena’nın bütün vücudu kasılırken
demetra’nın hissetmesine gerek yok, birebir görebiliyorken onu utandırmamak
için elinden geleni yapıyordur, açıklar “aiden uzun zamandır doğudaki evinden
çıkmıyor. Artık doğuya sık sık gitmediğimin de farkındasın. Birkaç gündür kendi
verdiğim söze uymadım, ama artık daha fazla oraya gitmem hoş karşılanmaz,
lütfen sen benim için gidip bakar mısın?” “demetra, ben-“ “gerçekten gitmek istemezsen, bir daha
aiden’ı görmek istemezsen anlarım..” edena’nın bakışları derhal
keskinleşirken başını iki yana sallar “asla efendim, öyle bir seçimi yapmak
bana düşmez-“ “ben seni işimi gören bir kız olarak
buraya çağırmadım edena, önce onu bilmeni isterim..” edena’nın mavi bakışları yumuşamış,
ama bu sefer de sorularla gölgelenirken demetra leylakların arasından çıkıp ona
ilerler, uzanarak genç kızın güzel yüzü tutarak gülümser “senin de aiden’ın iyiliğini
isteyeceğini tahmin ediyorum-“ “ateş kıranın iyiliği hepimizin
iyiliğidir demetra, elbette isterim-“ “herkes gibi değil edena, ne demek
istediğimi anlıyor musun?” mavi gözlerdeki bakışlar derhal başka
bir yere odaklanırken edena’nın yanaklar kızarmış hafifçe başını sallar.
Demetra elini kendine çekerek gülümserken edena hızla toprak kırana dönerek
sorar “ben mi yaptım? Ben mi aiden’ı güçsüz
bıraktım?” “hayır, ah hayır edena-“ “o gün-“ demetra başını iki yana sallıyorken
uzanarak edena’nın ellerini tutar “senin suçun değil, aksine..” demetra cümlesinin gerisini
getirmediğinde edena meraklı bakışlarla hafifçe başını eğer “aksine?” demetra gülümseyerek genç kızın
ellerini bırakır, sonra arkasını dönerek çiçeklerinin arasına bıraktığı küçük
bir sepeti alıp tekrar edena’ya döner “bunların hepsi şifalı otlar. Kendi
bahçemden toplayıp kuruttum. Şu ikisini karıştırıp sıcak bir çay yapacaksın,
bunu içirdiğinde biraz olsun rahatlayacak...” edena, demetra’nın gösterdiği kuru
demetlere bakıyorken başını sallıyordur. Toprak kıran devam eder “şunları da küçük bez parçalarına
bağlayarak benim daha önce astığım yerlere asacaksın. Gittiğinde görürsün. Evin
sıcağıyla onların da kokusu çıkacak..” edena ona başını sallarken demetra
sepetten küçük bir demet kurumuş lavanta çıkarır “bunları da yastıklarının altına
koyacaksın..” edena’nın gözleri toprak kıranın ela
gözlerine kalkarken bir şey söylemeden sadece başını sallar, demetra da
gülümserken lavanta demetini tekrar sepetin içine koyar ve hepsini edena’ya
uzatırken konuşur “teşekkür ederim edena..” “ben teşekkür ederim demetra, gününüz
aydın olsun..” edena bir elinde sepeti, diğer eliyle
eteklerini toplayarak arkasını dönerken adımları hızlandıkça yapraklar
yollarından çekiliyor, bir süre sonra bahçenin dış kapısının kapanma sesi
duyuluyorken demetra mis kokulu çiçeklerinin arasında gülümser.. SOUNDTRACK / Andres
Roca – Night Owl Edena, akşamüzeri demetra’nın yanından
ayrılmış, şimdi gece bütün scorchio’nun üzerine çökmüşken genç kızın doğunun
kurak topraklarında ilerleyen adımları gecenin seslerine karışıyordur. Yolun
üzerindeki tek tük ağaçların üzerine tünemiş baykuşlar parlayan gözleriyle
geceyi izleyip, kabarmış göğüslerinden usul sesler çıkarıyorken edena onlara
bakmadan yoluna devam ediyordur. Normalde demircilerin çekiçlerinin çıkardığı
seslerle dolan meydan şimdi bomboşken edena en son ne zaman burayı bu kadar
sessiz gördüğünü hatırlamıyordur, ama şimdi üzerine dikilmiş aç bakışlar
olmadan yürümek gecenin karanlığında ona ayrı bir güven veriyorken birazdan
önüne çıkan demirden evi gördüğünde o güven cırcır böceklerinin sesiyle
uçuverir. Gece kuşları ateş kıranın evinin
çatısına konmuş, parlak lacivert tüylerini kabartarak era’nın gözetmenleri
olarak orada bekliyorken edena bir an onlara bakar, sonra önüne dönerek kapıya
ilerlerken vurup vurmaması gerektiğini bilmiyordur. Eğer aiden, demetra’nın
söylediği kadar bitkinse kapıya gelmesi onu daha çok yoracaktır, üstelik güneş
çoktan batmış, ateş kıran uyuyor bile olabilirken edena bir an acaba çok mu
yavaş yürüdüğünü düşünür. Şimdi geri dönse akşam aydınlığında yürüdüğü yol bu
karanlıkta pek de tekin olmayacaktır. Edena bunları düşünerek tekrar kapıya bir
adım atar ve açmak için uzanırken demir kulbu çekip yana çektiğinde zaten
kilitli olmayan kapı açılır. Edena çıkan sesle bir an irkilirken daha fazla
açmasına gerek olmadığını görmüş, elindeki küçük sepetle açılan aralıktan içeri
süzülürken yüzü kapıya dönük bir şekilde ağır metali tekrar çeker ve kapatır- “demetra?” edena, ateş kıranın sesiyle bir an
yerinde kalakalırken aiden yine seslenir “demetra, sen misin?” genç adamın sesi yorgun çıkıyorken
edena ittirilen kumaşların sesini duyduğunda onu yatağından kaldırmamak için
çevap verir “hayır efendim, benim, edena..” kumaş sesleri dururken edena arkasını
döner ve uzaktan ateşin ışığının zayıfça dışarı sızdığı odaya doğru yürürken ne
göreceğini bilmiyor, içi titreyerek yürüyorken eşikte durup başını
kaldırdığında yataktaki örtülerin arasında yatan yorgun adamı görünce elindeki
sepeti daha da sıkı kavrar. Aiden’ın gözleri kapalı, tek eli
başını tutuyorken üzerinde bir şey olmamasına rağmen ter içindedir. Edana
başını çevirerek neredeyse sönecek olan ateşe bakar ve o anda sanki uyanmış,
elindeki sepeti bir kenara koyup şöminenin yanındaki odunlara ilerler ve kuru
parçaları zayıf ateşin içine atarken alevler yavaş yavaş güçlenmeye başlar.. Edena ateş biraz daha güçlendiğinde
başından kalkmış, sepeti bıraktığı yere dönüp alarak tekrar doğrulur “demetra size özel kuruttuğu şifalı
otlarından yolladı efendim, iyi olacaksınız..” aiden cevap vermiyorken edena onun kapalı
gözlerine bakarak hafifçe iç çeker, sonra etrafına bakarak su ısıtmak için bir
kap arar. Şöminenin yanında duran metal kabı görmüş, sıcaktan içi kurumuş boş
kabı alıp odadan çıkarken aiden gözlerini açarak onun arkasından bakar.. edena su doldurduğu kapla beraber
odaya dönmüş, büyük şöminenin içindeki kancaya takarak elleri yanmadan geri
çekilirken dönerek yataktaki aiden’a bakar. Genç adam uyuyor gibi görünüyorken
edena emin değil, küçük adımlarla yatağa yaklaşır “aiden, efendim uyanık mısınız?” aiden yavaşça gözlerini açarken aldığı
nefes hırıltılı çıkıyordur. Edena içinin acıdığını hissederken bütün
çekinceleri kaybolmuş, ilerleyerek yatakta genç adamın yanına oturur ve baş
ucunda öylesine duran bezlerden birini alıp genç adamın alnındaki ve boynundaki
teri silerken sorar “bir yeriniz ağrıyor mu?” aiden başını sallarken edena neresi
diye sorar, genç adam elini kaldırıp başına koyarken edena uzanarak onun alnını
tutar. Genç kızın elleri soğuk, aiden tenine değen serinlikle dudaklarını
aralarken edena’nın bezi tutan elini de kaldırır “bezi bırak..” edena bırakır, aiden boşta kalan diğer
eli de boynuna koyarken yutkunarak damarlarından akan kana karışan soğuğu
hisseder. Edena ellerinin altında yanan teni iliklerine kadar hissediyorken
sadece iki eliyle bu adamı tekrar ayağa kaldıracak kadar soğutamazdır. “izin verirsenin gidip biraz da soğuk
su getireyim-“ “hayır-“ “ben de tekrar ısınacağım, o zaman
daha soğuk bir şey isteyeceksiniz..” aiden başını iki yana sallıyorken
edena hafifçe gülümser, boynundaki elini ters çevirerek diğer tarafa koyarken
aiden soğuğun olduğu yere başını eğiyor, edena onun gevşemiş yüz hatlarına
bakıyorken dudakları aralanır, ateş kıranın alnında duran elini indirirerek
hala soğuk olan tersini genç adamın kalbinin üzerine koyarken aiden derin bir
nefes alarak gözlerini açar. Edena bir anda görülmenin verdiği rahatsızlıkla
ellerini çekerken ayağa kalkar “ben size su getireceğim, böyle
olmayacak..” ve daha fazla beklemeden tekrar odadan
çıkarken aiden onun bıraktığı yerlerin yavaş yavaş tekrar ısınmasını
hissediyordur.. edena suyla ıslattığı bezleri teker
teker aiden’ın başına, kollarına ve göğsüne koyuyorken sıradaki bezi karnına
koymak için genç adamın üzerindeki örtüyü hafifçe aşağı çeker, bir an ateş
kıranın çıplak olduğunu düşünerek dururken sonra altındaki ince kumaştan
pantolonu görünce örtüyü tamamen çekerek genç adamın üzerini açar ve elindeki
bezi karnına sererek bırakırken genç adam kasılmış, gözlerini açarak edena’ya
bakar “daha ne kadar böyle yapacaksın?” “siz biraz soğuyana kadar-“ “ne kadar kaçacaksın?” edena’nın mavi gözleri kahverengileri
bulurken soğuk suyun içindeki ellerinin hareketi durmuştur, aiden ona
bakıyorken edena bakışlarını kaçırarak tekrar bezi suya sokup çıkarmaya devam
eder “kaçmıyorum efendim-“ “ben günlerdir bu haldeyim, haberin
olmadı mı?” edena hızla başını kaldırırken konuşur “hayır, olsa..” “olsa?” edena yine başını indirirken aiden
uzanarak onun elini tutar, kolundaki bez kayarak yere düşerken edena yerdeki
bezi izliyor, bakışlarını ateş kırana çevirir “olsa en önce ben gelirdim. Ama
sormadım, korkuyordum..” “benden mi korkuyorsun?” “kendimden..” “sen bana ne yapabilirsin ki edena?” “size değil, kendime..” aiden bir şey söylemeden o arada kalmış
gizli şeyin çıkmasını bekliyorken mavi gözleri, pürüzsüz teni, alevlerin
ışığında parlayan siyah saçları izliyordur. Edena da ona bakıyorken elindeki
bezi suya bırakarak kabı da bir kenara koyar ve ıslak ellerini ateş kıranın
boynuna bastırırken aiden gözlerini kapatarak derin bir nefes alır, dudakları
aralanarak sıcak nefesi dışarı süzülürken biraz sonra nefesi edena’nın nefesine
karışmış, ikisinin dudakları birleşirken aiden elini boynunu tutan ellerinin
birinin üzerine kapatır.. SOUNDTRACK / Bond
– Midnight Garden edena ellerinin altında adamın
doğrulmasını hissediyorken başını çekerek ona bakar. Aiden, edena’yı belinden
tutarak kendine çekerken konuşur “benim ihtiyacım olan soğuk değil..” edena bütün tüyleri diken diken olarak
karşısındaki adama bakıyorken içi titriyordur “soğuk olmasını umdum-“ “ben ateşim edena, soğuk beni
öldürür-“ aiden uzanarak onun dudaklarını tekrar
hapsederken edena inleyerek ağzını açıyor, ateş kıranın başını tutarak ona
sokuluyorken ayakları yerden kesilip yatağa çıktığında aiden onu çevirerek
altına alır. İkisinin dudakları birbirinden ayrılmamış, edena başını kaldırarak
genç adamın tadına daha derinden bakıyorken aiden kollarından uyanan kadını
hissediyor, az önce ona dokunmaya korkan parmaklar şimdi derisini delip geçecek
gibi ona sarılıyorken aiden başını çekerek gözlerini açar ve altındaki edena’ya
bakarken genç kadın hızlı nefesler alıyor, konuşur “demetra’nın yerini doldurmak için
gelmedim-“ “öyle bir şey söylemedim-“ “boş kalan yatağınızı doldurmak için
de gelmedim-“ aiden bunun üzerine edena’nın üzerine
eğilip kendini ona bastırırken edena yutkunarak ateş kırana bakar “beni incitmek mi istiyorsun-“ “hayır, edena, eşim olacaksın..” edena başını iki yana sallıyorken
aiden onun yüzünü tutarak gözlerinin içine bakar “kalbini kırmayacağım, kendinden
korkma-“ “efen-“ “efendin değilm, bundan sonra
duymayacağım..” edena ağzını kapatarak yutkunurken
aiden onun yüzündeki elini yavaşça indirirek boynuna, omuzlarına oradan kor gibi
dokunuşuyla göğüslere inerken zaten tek parça olan hafif kumaş edena’nın
üzerinden dökülüyordur. Aiden eğilerek atışlarını duyduğu kalbin tam üzerini
öper ve sonra yavaşça göğüslere doğru dönerken edena ciğerleri yanarak aiden’ın
başını tutuyor, kendini kaldırarak genç adama bastırırken ateş kıran tekrar
yükselerek onun dudaklarını bulur ve eşine sahip olurken edena hala alev gibi
yanan adamın boynuna tutunur.. edena sırtını aiden’ın göğsüne vermiş,
elini arkaya atarak genç adamın başını tutuyorken yavaşça kendini kaldırır ve
tekrar ateş kıranın kucağına otururken ikisinin de ağızları açık, nefesleri
sıcak havaya karışıyordur. Aiden, kollarındaki kadının çıkardığı sesleri
dinleyerek nemlenmiş beyaz tende ellerini dolaştırıyorken iki eliyle genç kadının
göğüslerini kavrar ve başını eğerek eşinin boynunu ısırırken edena inleyerek
başını geri atar ve ağlamaya yakın, gözleri dolarak içindeki sıcaklığı sıkarken
titriyor, başını çevirerek aiden’ın dudaklarını bulur.. aiden yatakta uzanan kadının
bacaklarının içini öperek onun üzerinde yükselirken edena derin nefesler
alıyor, kızarmış dudaklarını ısırarak ateş kıranı sırtından tutarak kendine
çekiyordur. Genç kadının parmakları aiden’ın bel oyuğuna dokunuyorken genç adam
kendini her itişinde omuzları kasılarak derin bir nefes veriyordur. Edena’nın
inlemeleri aiden’ın nefeslerine karışıyorken ateş kıran elinin altındaki
çarşafları sıkarak kendini bir kez daha altındaki kadının içine iter. Edena
inleyerek üzerindeki adama sımsıkı sarılırken gözlerinden yaşlar akıyor,
ısırdığı dudaklarından yüzüne hafif bir gülümseme yayılıyordur. Aiden’ın kalbi
yerinden çıkarcasına atıyorken genç adam kendini edena’nın üzerine bırakmış,
ince kollar onu sarıyor, altındaki ten onun sıcaklığıyla birleşiyorken ateş
kıran kollarındaki kadının boynunu öperek ateş gibi kokan tenine dokunarak
gözlerini kapatır.. ![]() |


