SOUNDTRACK / Dan Gibson - Afterglow

#23 – Meris

 

SOUNDTRACK / Dan Gibson - Afterglow

 

 

Edena gözlerine vuran güneşin ara sıra kesilip tekrar parlamasına gözlerini açarken pencerenin önüne konmuş sapsarı bir kuşun kanatlarının güneşinin önüne geçtiğini görünce gülümser. Kuş da onu görmüş, şakıyarak pencereden uzaklaşır ve kanatlarını çırparak Era’nın yanında dönerken edena gözlerini kırpıştırarak bir an nerede olduğunu hatırlar. Belinden sarılıp göğüslerine çıkan kolu görünce gülümser ve hafifçe kıpırdanarak sırtını arkasındaki adamın sıcak göğsüne yaslarken başını eğerek doğan günün içeri dolmasını izler..

 

 

Aiden çenesine vuran usul nefeslerle gözlerini aralarken onu izleyen bir çift mavi göz gördüğünde gözleri tamamen açılır. Başındaki ağrı kaybolmuş, içindeki ağır sıcaklığın uzaklaştığını hissediyorken önünde onu izleyen edena gülümsediğinde aiden da hafifçe gülümser. Edena ateş kıranın yüzünde bu ifadeyi gördüğünü hiç hatırlamıyor, bir an kalakalırken birazdan aiden ona uzanarak dudaklarını örttüğünde genç kadın daha da gülümseyerek genç adamın boynuna sarılarak onu kendine çeker..

 

 

Era beyaz tüllerinin arasında oturmuş, kaldırdığı beyaz kumaşlarının arasından kuşları teker teker gelerek onun elinden besleniyorken genç kadın mutlulukla gülümsüyordur. Birazdan az önce Aiden için yolladığı kuş gelip ellerinin üzerine konduğunda era gülümser. Sarı kuş tüm neşesiyle ötüyorken era içi aydınlanarak gülümser, ona da bir iki tane tohum vererek yollarken bugün güzel bir gün olacaktır..

 

 

“aiden?”

 

edena başının üzerinden gelen hmm’a gülümserken genç adamın boynunu öperek susar. Aiden sorunun gelmesini bekliyor, başını geri çekerek göğsüne saklanmış genç kadına bakarken sorar

 

“bir şey mi oldu?”

“hayır, sesini duymak istedim..”

 

aiden peki diyerek tekrar onu sarmalarken edena huzurlu, sıcak, güvende hissederek ateş kıranın beline sarılmış, onun kokusuyla öylesine gözlerini kapatırken bu sefer aiden konuşur

 

“edena?”

“burdayım..”

 

aiden bu sefer gülerken biraz da ses çıkarınca edena dudaklarını ısırarak başını kaldırır

 

“gülüyorsun..”

“garip mi?”

 

genç kadın başını sallarken aiden onu izliyor, genç kadının siyah saçlarını eliyle yastığa dağıtarak konuşur

 

“sen her zaman gülüyorsun-“

“ben mutluyum-“

“her zaman mı?”

“şimdi..”

“belki ben de mutluyumdur..”

 

edena gülümserken aiden bu sefer sınırlarını aşarak daha da gülümser. Edena gülerek onun yüzünü elleriyle kapatıyorken aiden onu ittirerek üzerine çıktığında genç kadın hayır diyor, ama aiden hiç söz dinlememiş, yine bildiğini okuyorken edena gülerek genç adamın dudaklarına uzanıyordur..

 

 

“adam mutlu! Mutlu, demetra.. güldüğünü ben hissediyorum..”

 

demetra yüzü aydınlanarak gülümsüyor, calder’e sarılırken içi ferahlıyordur

 

“ben söylemiştim, içinde başka bir Aiden bulacak demiştim..”

 

toprak ve su ayrılırken calder şaşkın, ama mutlu, başını sallar

 

“hiç böyle olacağını düşünmezdim..”

“zamanı geldiğinde sana da olacak-“

“o kadar emin olma..”

 

demetra kaşlarını çatarken calder onu bırakıp bahçede ilerliyordur. O sırada era da adeta uçarak içeri girerken ellerini göğsünde birleştirmiş, konuşur

 

“demetra, haklı çıktın!”

 

toprak kıran, havanın sesiyle o tarafa dönerken era ona sarılır, iki genç kadın gülümseyerek birbirlerini tutarken era ilerde dalgın bir şekilde yürüyen calder’i gördüğünde yüzündeki gülümseme solarak demetra’yı bırakır

 

“neden üzgün?”

“bilmiyorum, ama içi sıkılıyor..”

 

era iç çekerek yalnız başına çiçeklerin arasında oturan arkadaşına bakıyor, demetra da o tarafa dönerek calder’in yanına ilerliyorken suyun neden bu kadar durgun olduğunu kimse bilmiyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Dan Gibson – Angels of the Sea

 

 

Calder, Demetra’nın bahçesinden ayrıldığında güneş neredeyse tepedeyken genç adam kendi sahilinde dolaşmaya başladığından beri güneş ufuk çizgisinde kaybolmak üzeredir. Calder saatlerce kumlarda yürümüş, yolunu kaybedip yanlışlıkla karaya vuran deniz yıldızlarını alıp tekrar suya bırakmışken çok uzaklarda ara sıra başlarını sudan çıkaran yunusların sesini dinlemiştir.

 

Su kıran güneş tamamen kaybolduğunda geride bıraktığı koyu mavi, alacalı gökyüzüne bakar ve derin bir nefes alarak yavaşça suya doğru yürürken usul dalgalar adeta onu tutarak içlerine çekiyordur. Genç adam gülümseyerek kendine ait olan serinliğe bütün vücudunu bırakır ve suyun içine dalarak derinlere yüzerken nereden geldiği belli olmayan bir ışık mercanları aydınlatıyordur.

 

Calder en diplerdeki balıkların arasından geçerek sırtını döner ve onların toplu halde yüzmesini izlierken tekrar önüne döndüğünde mercan kayalıklarının arasına sıkışmış, artık açılmak için bekleyen midyeleri görür. Birkaçına elini uzattığında hepsi bir anda açılıp içlerindeki beyaz ve pembe incileri gözler önüne sererken calder hiçbirine dokunmuyor, onların hepsine sahip olmasını istediği eşi gelene kadar da dokunmayacağını biliyorken midyeleri geçerek başını kaldırır ve su yüzüne doğru yüzerken arkasında bıraktığı mercanlar sanki ona uzanmak istercesine dalgalanıyordur..

 

 

Calder başını sudan çıkardığında güneş tamamen batmış, hiçbir insanoğlunun daha önce bu kadar yakından görmediği ay denizin üzerinde parlıyorken eidan suya vuran yakamozları izleyerek yavaşça yüzüyordur.

 

Su kıran bir iki kulaç sonra gecenin karanlığında gözüne takılan bir şey görmüş, bir an durup hareket eden şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorken gördüğü karaltı tekrar sulara daldığında calder kaşlarını çatar. Bu saatte denizde, hem de o kadar uzakta bir insan olsa hissedeceğini biliyorken bir an suya dalmayı düşünür, ama o anda bacaklarının yanından çok hızlı bir akıntı geçerken calder hızla arkasını dönerek sahile bakar.

 

Yanından geçen akıntının sahibi, bir kadın, gecenin karanlığından sulardan çıkmış, çırılçıplak, sahile yürüyorken beline kadar uzanan siyah saçlarını sıkıyordur. Ayakları kumlara değdiğinde saçlarını sırtından arkaya bırakarak yürümeye devam ederken arkasında onu izleyen calder hızla suya dalarak sahile doğru yüzüyordur..

 

 

Calder sesini çıkarmadan sahilde yürüyen kadını takip ediyor, kadın bir kez olsun dönüp arkasına bakmamış, ayaklarına vuran dalgaları izleyerek yürüyorken bir an sonra durduğunda calder de durur. Kadın yanına dönerek denize bakarken hemen sonra hızla arkasını dönüp calder’i gördüğünde bir adım geriler. Calder onun kusursuz formuna bakıyor, yutkunurken sorar

 

“kimsin sen?”

“asıl sen kimsin!? Neden beni takip ediyorsun?”

“ben calder, su kıranım ve bu sahil benim. Sen burada yaşamıyorsun, daha önce görmedim-“

“su kıran mı?”

 

calder susarak başını sallarken çıplak kadın saçlarını iki yandan önüne alarak göğüslerini kapatır ve calder’e doğru yürürken genç adam onu izliyordur. Kadın, su kıranın bir adım uzağında durmuş, onu incelerken konuşur

 

“adım meris, su kıranım..”

 

calder kaşlarını çatarken meris ilgiyle onu izliyor başını hafifçe yana eğer

 

“sadece bir tane su kıranın var olduğunu sanıyordum-“

“ki öyle ve o benim..”

 

meris başını iki yana sallarken konuşur

 

“Su kıran benim, uzun zamandır buz devrinde insanların arasında yaşıyordum. Onlara yardım ettim, yaşamalarını sağladım. Şimdi buzlar çözülüyor ve güçler de artık orada bana ihtiyaç kalmadığı için beni scorchio’ya yolladı-“

“hangi güçler? Güç falan yok, scorchio’da 4 element kıran var zaten, senin de gelmen imkansız-“

“karşılıklı durduğumuza göre değil-“

“yalan söylüyorsun, suyla bir ilgin olsaydı seni hissederdim-“

“ben de seni hissetmiyorum, bu bir kanıt değil..”

 

calder korkuyla önündeki kadına bakıyor ve eğer doğruyu söylüyorsa şu anda kendisinin ölmüş olması gerekiyordur. Bir evrende iki su kıran olamazdır. Güçler buna izin vermiyor, denge ancak böyle korunuyorken bir kıran ancak öldüğünde onun yerine yenisi geçiyordur. Calder yutkunarak siyah saçlı kadına bakarken bir an ciğerlerindeki nefesin yeterli gelmediğini hissetmiş, elini göğsüne bastırarak kuru nefesler alırken mavi gözleri korkuyla bakıyor, bir an sonra gücünü kaybederek yere yığılırken meris irkilerek bir adım geri çekiliyordur..

 

 

Aiden yattığı yerden bir anda irkilerek doğrulurken yanındaki edena da onunla beraber kalkmış, genç adamın göğsünü tutarak derin nefesler aldığını görünce omuzlarından sarılarak sorar

 

“neler oluyor-aiden, bana bak-“

“calder-gitmem gerek.”

 

Ateş kıran üzerindeki örtüleri ve edena’yı yatakta bırakarak çıkar ve bir an sonra alev alarak ortadan kaybolduğunda edena korkuyla onun arkasından yere düşen kül parçalarını izler..

 

 

Era ağlayarak tüllerinin arasından kendini dışarı atarken göğsünden bir şeyler kopuyor, genç kadın adeta nefes alamıyorken bir an sonra rüzgara karışıp hemen ardından kendini calder’in kumsalında bulduğunda yerde nefes almadan yatan adama koşar. Kumlar ayaklarının altından kayıyor, denizin dalgaları neredeyse kumsalın ortasına kadar ulaşıyorken era, ölmek üzere olan Calder’in başına eğilmiş, gözlerini açması için yalvarıyordur..

 

 

demetra eteklerini tutarak kumlarda koşuyorken bir an sonra karşı tarafta ortaya çıkan Aiden’ı gördüğünde korkuyla yerdeki Calder’e bakar ve ellerini ağzına kapatarak yerdeki su kırana bakarken Era tüm gücüyle onun tekrar nefes almasına çalışıyor, ama calder hiçbir tepki göstermiyorken era ağlayarak genç adamın dudaklarına eğilir ve tüm gücüyle öperek nefesini ona verirken demetra gözlerinden yaşlar süzülerek onları izliyor, Aiden elleri yumruk olmuş, kardeşinin gücünün her geçen saniye azaldığını hissediyorken ateş kıranın arkasından bir ses duyulur

 

“böyle olmasını istemezdim..”

 

aiden hızla dönüp o tarafa bakar ve siyah saçlı, çıplak bir kadının ona geldiğini görürken sorar

 

“kimsin sen?”

“meris, su kıranım-“

“efendim!?”

“nasıl olur-“

 

era bunu duyunca doğrulmuş, gözleri korkuyla önce yerdeki calder’e, sonra önündeki kadına kalkarken titreyen sesiyle konuşur

 

“sen-o zaman calder-hayır, hayırhayır-onun zamanı değildi!”

 

era ağlayarak yere çöker ve calder’in göğsüne kapanırken aiden ve demetra su kıran olduğunu iddia eden meris adındaki kadına bakıyordur..

 

 

“buz devrinde boyut kapıları kapandıktan sonra uzun bir süre küçük bir grup insanla beraber yaşadım. Onları korudum, soğukta hayatta kalmalarını sağladım, iblislerden ve vampirlerden kaçırdım-“

“neden buraya geldin?”

“çünkü yerim burası-“

 

Aiden, meris’i dinliyorken Era hala calder’in başında, onun gittiğini kabul etmiyor, demetra’ya döner

 

“bir şey yap! Onu geri getir-“

“era, o gitti-“

“HAYIR! DEMETRA BİR ŞEY YAP!”

 

demetra şokla hayatında belki de ilk defa böylesine haykıran era’ya bakıyorken aiden konuşur

 

“demetra, onu geri getir-“

“aiden! Bunu yapamam, güçler eğer başka bir su kıran seçtiyse karşı koyamam-“

“güç biziz. Biz elementlere hükmeder hale geldiğimiz için böyleyiz, kuralları biz koyarız-“

 

demetra emin değil, korkuyla başını iki yana sallıyorken era calder’i bırakıp ayağa kalkar ve toprak kıranın kollarına atılırken yalvarıyordur

 

“Demetra, lütfen-yalvarırım onu geri getir, onun zamanı daha dolmamıştı-bir hata, bir-bir hata olmalı! Yalvarırım.”

 

Demetra ağlayarak era’nın tuttuğu kollarını izliyorken gözleri yerde cansız yatan calder’de, bir an sonra hava bükenden ayrılarak genç adamın başına eğilir ve ellerini atmayan kalbinin üzerine koyarak gözlerini kapatırken scorchio’da rüzgarlar esiyor, denizin dalgası adeta kumları dövüyorken toprak sarsılıyor, ayın rengi ateşin kızılına dönmeye başlıyordur..

 

 

Demetra bütün gücü içinden çekilmiş, kumlara yığılırken ellerinin altındaki beden can bulmuş, gözleri açıldığında acıyla inleyerek kalbini tutar. Era atılarak ona destek olup doğrulturken aiden demetra’yı tutuyor, meris bütün olanları sessizce izliyorken neyin yanlış, ya da neyin doğru olduğunu bilmiyordur..

 

 

“iyi misin-yüzüme bak-ah calder!”

 

era ağlayarak arkadaşına sarılıyorken calder gözleri büyümüş, denizin üzerine vuran kızıl ay ışığını izliyorken kısık bir sesle mırıldanır

 

“neler oldu?”

“öldün! Demetra seni geri getirdi!”

 

calder, era’dan ayrılıp aiden’in kollarındaki kadına bakıyorken bir an sonra sahile bir grup insan girdiğinde onların arasından koşan silvain demetra’ya sesleniyordur. Aiden başını kaldırıp o tarafa gelen adama bakarken silvain kumlara diz çökmüş, toprak kıranı ateş’in kollarından alıp kendine yaslarken demetra kollarını onun boynuna dolayarak rahatlıyordur. Silvain güçlü, genç kadını kucaklayarak doğrulurken başını çevirip kızıl parlayan aya bakar, sonra ateş kırana dönerken aiden o sormadan cevaplar

 

“iyi olacak, diğerlerine de söyle, evlerinize dönün..”

 

silvain başını sallayarak arkasını dönerken gözü ilerdeki yeni kadına takılmış, ama aldırmadan yoluna devam eder ve demetra’nın saçlarını öperek onu taşırken diğerlerine de dağılmalarını, her şeyin yolunda olduğunu bağırıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Dan Gibson – Cool Forest Rain

 

 

Günler, haftalar, hatta aylar geçmiş, ama Demetra hiç Aiden’in dediği gibi iyi olmamışken o gecenin sabahından beri scorchio’ya her gün yağmurlar yağıyor, o kadar suya rağmen toprağa ekilen hiçbir şey filiz vermiyorken bitkilerle beraber insanlar da soluyordur.

 

Aylardır binbir türlü hastalık önce çocukları ele geçirmiş, her gün bir annenin ağlayışı kalpleri paramparça ediyorken her kaybolan hayat demetra’yı biraz daha güçsüz bırakıyordur.

 

Element kıranlar toprağın nasıl bu kadar kuruduğuna akıl erdiremiyorken era her gün ağlıyor, yağmurlar onun yaşlarıyla güçlendikçe yağmaya devam ediyor, ama hiçbir kötülüğü akıtıp götürmüyorken birisi daha vardır ki, o kendini herkesten daha kötü hissediyor, her uyandığı gün kendini suçlu görüyorken bir gün dayanamaz ve günlerdir kendiyle başbaşa kaldığı kayalıklarından çıkıp aiden’ın yanına giderken su kıranın başı boş bıraktığı deniz kabararak dalgalarıyla ağır kayaları dövüyordur..

 

 

“dengeyi bozduk, ben gitmeliydim-“

“sus calder-“

“susamam! Yapamam, aiden! Demetra her geçen gün soluyor! Onun yerine benim ölmem gerekiyordu!”

 

aiden karanlık gözleriyle dışardaki yağmuru izliyorken onların yanında edena sessizce oturuyor, eli aylardır yavaş yavaş büyüyen karnında, çocuğunun babasını izliyorken usulca konuşur

 

“meris nerede?”

“benim boş bıraktığım sahillerin bir tanesinde..”

 

edena calder’e bakarken su kıran abisine bakıyor, konuşur

 

“onların hepsi ona ait, onun olmalıydı-“

“SUS DEDİM CALDER!”

 

calder irkilerek bir adım geri atarken aiden bütün öfkesiyle kardeşine dönmüş, elini demirden duvara bastırarak başını eğer. Edena kalkmaya yeltenirken aiden elini kaldırarak oturmasını söyler ve başını kaldırarak calder’e bakarken konuşur

 

“sen benim kardeşimsin. Zıttımsın, ama tamamlayanımsın, senin ölmene nasıl göz yumarım?”

 

calder gözleri dolarak başını iki yana sallıyorken konuşur

 

“hep sen demez miydin bizi güçlerimiz kardeş yapıyor diye, belki de yeni kardeşin meris olacak-“

“hayır!”

“birimizin yok olması gerekiyor, anlamıyor musun!?”

 

aiden dişlerini sıkarak dururken calder ona bakıyor, ikisi de konuşmuyorken edena ateş kıranın bakışlarında gördüğü şeyden hoşlanmamış, iki elini de karnına kapatarak sessiz kalmaya devam eder..

 

 

“yapacak  mısın?”

 

edena yattığı yerden aiden’ın yüzünü izliyorken ateş kıran tavana bakıyor, şöminedeki ateş sürekli hareket ederek gölgeler yaratıyorken genç adam iç çekerek yanındaki kadına döner

 

“neyi?”

 

edena ne olduğunu söyleyecek cesareti kendinde bulamazken yattığı yerde başını eğerek karnına bakar

 

“Sophia’nın sağlıklı doğması için uzun zamandır dışarı çıkmadım, biliyorsun-“

“çıkmak mı istiyorsun?”

 

edena’nın mavi gözleri genç adama kalkarken konuşur

 

“sen bu yağmurların artık dinmesini istemiyor musun?”

 

aiden gözlerini kapatarak başını tekrar tavana çevirirken edena ona biraz daha sokularak yüzünü tutar

 

“sophia’nın böyle bir yerde yaşamasını kabul edebilir miyiz?”

“bilmiyorum-edena, hiçbir şey bilmiyorum. Hayatımda en çok korktuğum şey başıma geliyor..”

 

edena sessiz kalırken aiden gözlerini açarak ona döner

 

“insan oluyorum, kalbim ağrıyor, doğru olanla yanlış olanın arasındaki çizgiyi göremiyorum. Aklımın bir köşesi calder haklı diyor, ama ondan vazgeçemiyorum. Meris’i tanımıyorum, hissetmiyorum bile. Ne yapacağım?”

 

edena gözleri dolarak iç çekerken uzanarak aiden’a sarılır. Ateş kıran da onu tutuyor, annesinin karnında her gün büyüyen bebeğinin ruhu ayrı bir ateş gibi yanıyorken genç adam da öylesine canlı bir alev olmak istiyor, ama başaramıyorken yapacağı seçimin ağırlığı onu boğuyordur..

 

 

“su getirdim demetra, aç gözlerini..”

 

demetra, silvain’in sesiyle gözlerini açarken genç adam aylardır mavi gözlerinde taşıdığı gölgeyle ona bakıyor, elindeki bardağı kaldırarak genç kadının dudaklarına değdiriyorken demetra onun elini tutarak bir yudum su içer. Silvain onun daha fazlasını bir anda içemeyeceğini biliyor, artık alışmış, bardağı çekerek demetra’nın baş ucundaki küçük masaya bırakırken genç kadın hala onun elini tutuyordur.

 

Toprak kıranın her zaman pırıl pırıl olan saçlarına sanki külden bir tül düşmüş, cansızca yastığına dağılıyorken her zaman dirilikle parlayan teni şimdi soluk görünüyordur. Silvain onun hala güzel olan yüzüne dokunup eğilerek dudaklarını örterken demetra bütün ruhu yorgun, ama dokunuşuyla ışığı olan adama tutunurken küçücük bir öpüş bile nefesini kesiyordur. Toprak kıran başını çevirerek ciğerlerini havayla doldururken Silvain kalbi parçalanarak genç kadının erimesini izliyor, gözleri dolmuş, eşinin yüzünü tutarak boynuna eğilir ve tam can damarının üzerini öperek geri çekilirken yataktan kalkar, ama Demetra onun elini bırakmıyor, başını çevirirken kısık sesiyle sorar

 

“nereye gidiyorsun?”

“aiden’a, era dışarda bekliyor, dinlen lütfen demetra-“

“gitme-“

“döneceğim..”

 

demetra gözleri dolarak başını iki yana sallarken silvain tekrar yatağa oturmuş, o yokken ölmekten korkan kadının yüzünü elleri arasına alarak yaşlarla parlayan ela gözlerine bakarken konuşur

 

“ölmeyeceksin, anladın mı? bir yolunu bulacağım, bulacaklar, iyileşeceksin demetra..”

 

demetra ağlayarak başını sallıyorken derin nefesler alarak ağrılarıyla bir an gözlerini kapatır, dudaklarından cansız bir ah dökülürken silvain içerdeki era’ya seslenir. Hava kıran içeri girip yatağın diğer tarafından demetra’nın yanına otururken toprak kıran temiz havaya dönüyor, era onun ellerini silvain’den alıp kendi elleri arasında tutuyorken genç adam onları bırakıp ateş kıran’a hesap sormak için odadan çıkıyordur..

 

 

edena gecenin bir vakti vurulan kapıyla gözlerini açarken korkarak arkasını döner, aiden çoktan uyanmış, genç kadının omzunu öperek orada kalmasını söyler ve yataktan çıkarken edena yatakta doğrularak onun arkasından bakar.

 

Aiden odanın kapısını çekip kapatarak dış kapıya gidiyorken dışardaki her kimse yumrukları demiri delip geçmek istermişçesine kapıya vuruyordur. Aiden kapının koluna asılarak sağa çeker ve şiddetli yağmurun altında karşısında duran silvain’e bakarken genç adam sırılsıklam, yüzünden süzülen damlalar onu ağlıyor gibi gösteriyorken aiden onun ağlayıp ağlamadığından emin değil, konuşur

 

“demetra iyi mi?”

“içeri girebilir miyim?”

 

aiden kapıdan çekilerek silvain’i içeri alırken genç adam girince ağır kapıyı kapatarak yağmurun sesini dışarda bırakır..

 

 

“demetra nasıl?”

“kötü, her zamanki gibi kötü aiden.”

 

Silvain elinin tersiyle yüzünü siler, ama bir an sonra yanından uzatılan bezi görürken dönerek edene’ya bakar. Genç kadın gülümseyerek silvain’in omzuna dokunur, hafifçe sıkarak aiden’ın yanına geçerken silvain yüzünü kurular, bezi elinde çevirerek ateş kırana ve yanındaki hamile eşine bakarken içinde bir yer bunların hepsine onun ve demetra’nın sahip olması gerektiğini haykırıyordur. Silvain içindeki sesi dinlememeye çalışarak tekrar aiden’a bakar

 

“her gün daha da kötüye gidiyor, era hep başında, ama iyileşmiyor-“

“hastalıklar onu güçsüzleştiriyor-“

“hastalıklar o güçsüz olduğu için çıkıyor. Scorchio yıllardır tek bir salgın hastalık görmedi, çünkü demetra ayakta durabiliyordu, şimdiyse insanlar birbirlerine yaklaşmaktan bile korkar oldular. Demetra’nın güçsüzlüğünün başka bir sebebi var siz saklıyorsunuz..”

 

Aiden sesini çıkarmıyorken edena da bir şey söylemiyordur. Silvain devam eder

 

“Era’ya da soruyorum, sadece ağlıyor, nedir? Ne yaptınız?”

“biz demetra’yı güçsüz düşürecek hiçbir şey yapmadık-“

“o yüzden mi o gece onu senin kollarında baygın buldum aiden!”

 

edena silvain’in sesinin yükselmesiyle tüyleri diken diken olarak aiden’a bakarken ateş kıran karşısındaki üzgün ve nefret dolu adamın mavi bakışlarına bakıyor, içinde alevlenen öfkeyi görüyorken yanındaki edena’ya döner

 

“sen uykuna dön edena, lütfen..”

 

edena’nın bakışları ona emin olup olmadığını soruyorken aiden hafifçe başını sallar, edena peki diyerek kalkar ve odaya dönerken silvain hala aiden’a bakıyordur, cevap bekler..

 

 

aiden silvain’e her şeyi anlatmış, şu anda vermek zorunda oldukları kararın boyutlarını açıklamışken silvain her şeyi sabırla dinlemiştir. Aiden lafını bitirdikten sonra silvain bir süre daha düşünüp konuşur

 

“onu öldürebilirim-“

“hayır-“

“yapabilirim aiden, eğer her şeyi çözecek olan şey buysa yaparım-“

“onun hayatı demetra’nınkinden daha değerli değil-“

“buna biz karar veremeyiz-“

“kardeşinin hayatını geri almak için demetrayı kullandığınızda karar vermişsiniz! Şimdi mi veremiyorsunuz?”

“demetra hala yaşıyor-“

“zorla! Önceleri bana tutunuyordu, ben onu ayakta tutuyordum, ama ben de artık dayanamıyorum! Onun neyden yaşama gücü aldığını bilmiyorum, herkes hastalanıp birer birer ölürken o ne buluyor bilmiyorum!”

 

silvain elini gözlerine kapatarak başını eğerken aiden onun omuzlarının sarsılmasını izliyor, konuşacakken silvain başını kaldırır ve aynı anda ayağa kalkarken konuşur

 

“o kadın her neredeyse onu bulup yok edeceğim, ne olduğu umrumda değil-“

“onun karşısında duramazsın-“

“umrumda değil.”

 

Silvain odadan çıkmış, ağır kapıyı çekerek hala durmamış yağmura çıkarken aiden arkasından bakıyordur-

 

“ölecek..”

 

aiden, edena’nın sesine dönerken genç kadın dışarıyı işaret eder

 

“tek başına su kıranın karşısında duramaz-“

“evden ayrılma.”

 

Edena bir şey söylemek için atılırken aiden dışarı çıkar ve kapıyı çekerek kapatırken edena sophia’nın tekmesiyle eğilerek karnına bakar..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Space

 

 

Aiden, calder’in merise verdiği sahilde ortaya çıkarken meris öfkeyle önünde yığılan adama bakıyor, başını kaldırıp aiden’ı gördüğünde silvain’in bilinçsiz bedeninin üzerinden geçerek o tarafa ilerliyorken konuşur

 

“beni öldürmeye hakkın yok-“

“sen bizden biri değilsin-“

“ONA SEN KARAR VERMEZSİN!”

“buradaki her şeye ben karar veririm meris-“

“yapamazsın, hayır-“

 

meris geriliyorken aiden onun üzerine yürüyor aklında tek bir şey var, sadece onu yapmak için elini kaldırarak karşısındaki kadının saçlarına atılır, ama meris hızlı, bir anda yüzlerce damla olarak yağmura karışırken aiden boşluğu sıktığı yumruğunun üzerine düşen damlalara bakıp hızla arkasını döner. Meris orada duruyorken sol avcunu aiden’a uzatır ve ateş kıran daha bir adım atamadan su kıran açık parmaklarını sımsıkı kapatır ve karşısındaki adamın damarlarındaki kanı kuruttuğunu düşünürken aiden kasılarak dizleri üzerinde yere çöker. Yağmurun altında ateş olamıyor, hiçbir şey olamıyor, zıttındaki güç onu öldürmek için sadece sol elinin gücünü kullanıyor gibi görünüyorken aiden gözleri kararak yüz üstü ıslak kumlara düşer..

 

 

aiden tekrar gözlerini açtığında kendini evinde bulurken irkilerek doğrulur. Edena onun yanında yatağa oturarak genç adama omzularından sarılırken aiden onu tutuyor, diğerlerine bakar

 

“ne kadar zamandır uyuyorum?”

“iki gündür..”

 

aiden, edena’nın ağladığını duyduğunda başını eğerek genç kadının saçlarını öper ve daha da sarılarak kendine çekerken geçtiğini söylüyordur, diğerlerine dönerek sorar

 

“meris?”

“gitti.”

“nereye?”

“bilmiyoruz. Yok oldu, calder senin  düşüşünü hissettiğinde oraya gitti, ama birbirlerine karşı üstün olamadılar, sonra bir anda meris ortadan kayboldu-“

“tanrıların evrenine geçti..”

 

herkesin başı silvain’in yanında odaya giren uzun boylu, siyahi adama dönerken silvain konuşur

 

“bu Ragnhall, kuzey batıdaki yerleşkelerde yaşayan büyücülerin en büyüğü-“

“ve meris’in nerede olduğunu biliyor..”

 

silvain raghnall’a bakarken siyahi adam başını sallar, aiden ve diğerleri ona bakıyorken raghnall konuşur

 

“buz devriyle kapanan boyut kapıları açıldığından beri herkesin istediği gibi çıkabilme şansı vardı, ama hiçbirimiz kullanmadık, meris başardı-“

“sen meris’in varlığını nereden biliyorsun?”

 

raghnall aiden’e dönerek cevaplar

 

“silvain anlattı-“

 

bu sefer tüm bakışlar silvain’e dönerken sarışın adam üzgün durmuyor, dik ve kararlı, konuşur

 

“raghnall bize yardım edebilir. Meris’i bulmadan getirebileceğiniz bir çözüm olduğunu sanmıyorum..”

 

Aiden ve Calder birbirlerine bakıyorken era sorar

 

“ne yapabilir ki?”

 

 

 “sadece birimiz gidersek yetmiyor mu? Ben gidebilirim..”

 

era, calder’in teklifine itiraz edecekken raghnall konuşur

 

“bir parçanız orada, bir diğeri burada olduğu sürece denge daha da bozulacak. Demetra’nın durumu daha da kötüye gidecek..”

 

silvain yutkunarak başını eğerken aiden onu izliyordur. Raghnall devam eder

 

“Elementleri her zaman bir arada tutan bir güç vardır. Elle tutulmaz, gözle görülmez, ama vardır..”

“akasha..”

 

raghnall aiden’ı onaylayarak devam eder

 

“akasha var olduğu sürece elementler de var olur, dengeyi korur, yaşamı devam ettirirler. Akasha şu anda yaşadığımız topraklarda. Sizin güçlerinizin yanında katıksız bir güç olarak varlığını koruyor, ancak siz scorchio dışına çıktığınızda sizi tekrar bir arada tutması ve iki taraftaki dengeyi sağlaması için onun de sizinle gelmesi gerekiyor..”

“ve bu nasıl olacak? Akashayı ne halinde bizimle beraber yollayacaksın?”

“bir insan..”

 

aiden kaşlarını çatarken raghnall açıklar

 

“akasha’nın varlığının sebebi sizsiniz. Sizin güçlerinizin birliği başka bir evrene aktığında akasha da sizinle olmak zorunda. Bu yüzden sizin güçlerinizin birleşip seçtiği bir insan akasha’nın gücünü alacak, orada sizi bulacak ve bir araya getirecek-“

“bizi bulacak mı? kayıp mı olacağız?”

 

raghnall bu sefer era’ya dönerken sakinlikle cevaplar

 

“tanrılar evrenine geçtiğinizde bu benlikleriniz sizinle kalamaz Era, onlardan arınarak gideceksiniz. Era olarak değil, orada gücünüzün size seçtiği bir izdüşüm içinde, insanlara eş olarak yaşayacaksınız. Tanrılar efendileriniz olacak-”

 

Aiden gittikçe bu fikirlerin hepsinden nefret etmeye başlamış, konuşur

 

“sadece birimiz gidip meris’i bulup buraya getirdiğinde her şey çözülecek gibi duruyor. Bu kadar büyük bir fedakarlığın sebebini anlamıyorum-“

“zaten elimizdeki her şey kaybolmak üzere aiden. Eğer biriniz daha scorchio’dan kopar ve geri dönemezseniz demetra hayatta kalamayacaktır. Onun ölmesi demek scorchio’nun ölmesi demektir, yeni bir toprak kıran doğana kadar demetra’nın toprakları nefes alamaz.”

 

Silvain daha fazla dayanamayarak dışarı çıkarken aiden onun arkasından bakar, sonra tekrar raghnall’a dönerken sorar

 

“peki kendimizi hatırlamazsak nasıl bir araya geleceğiz?”

“akasha sizi bulacak, bir arada tutacak ve zamanı gelip de denge tekrar sağlandığında scorchio’ya döneceksiniz-“

“ne kadar zaman?”

“bunu ben bilemem aiden..”

 

aiden çaresizce boşluğu izliyorken sorar

 

“demetra bunu yapabilecek kadar güçlü mü?”

“demetra’nın gücünü taşıyan bu benlik zayıf, evet, ama akasha’nın dengesiyle orada alacağı güç yepyeni olacak. Burada taşıdığı yüklerin hepsinde kurtulmuş, yepyeni bir zihinle orada var olacak..”

“peki buraya döndüğünde yine kendi gücüne kavuşacak mı?”

“denge kendini bulduğunda her parça yerine oturacak..”

 

aiden iç çekerek başını eğerken calder konuşur

 

“biraz düşünmemiz gerek-“

“zaman az calder. Karar verilmesi gerek-“

“yarın tekrar konuşacağız raghnall, yardımların için teşekkürler..”

 

raghnall daha fazla konuşmadan başını sallar ve dönerek odadan çıkarken calder aiden’a bakıyor, era oturduğu yerde sessizce düşünüyorken edena aiden’ın ellerini tutarak alınını genç adamın çenesine yaslamış, onunla beraber sessizce oturuyordur..

 

 

aiden bütün gece uyumamış, başı yastıkta, ama gözleri bir kez bile kapanmamışken edena da bir süre ona arkadaşlık etmiş, ama sophia’yla beraber onun da uykusu gelmişken aiden genç kadının nefeslerini dinleyerek kendi gücüyle yanan ateşi ve dışardaki yağmuru dinliyordur.

 

Ateş kıran bir süre sonra edena’nın onun kolunu tuttuğunu hissederek o tarafa dönerken genç kadın karnını tutarak doğrulur

 

“aiden, geliyor-“

“şimdi mi?”

 

edena bir anda karnına giren sancıyla gözleri kararak başını öne eğerken aiden onu tutuyor, elini genç kadının karnına bastırarak kızını hissetmeye çalışıyorken oradadır işte, kocaman bir ateş topu gibi, sapasağlam, güçlü, dışarı çıkmak istiyorken aiden gülümseyerek edena’nın başını öper. O sırada calder ve Era da orada belirirken edena yüzüne vuran serin rüzgarla derin bir nefes alarak kendini tekrar yatağa bırakır. Genç kadının iki eli de karnında, bebeğinin ona verdiği sancılara katlanmaya çalışıyorken Era, aiden’ı yataktan çekip çıkarır ve edena’nın başına geçip genç kadının saçlarını yüzünden çekerek onu serinletirken ayakta bekleyen kardeşlere döner

 

“calder köydeki kızlardan eli iyi yatkın olanları getir..”

 

calder başını sallayarak ortadan kaybolurken era aiden’a bakıyor, ateş kıran mutlu, ama bir o kadar da korkuyorken şu ana kadar scorchio’daki bütün doğumlar demetra’nın elinden çıkmıştır, şimdi demetra yatağından kalkabilecek kadar güçlü bile değilken bu aiden’ı korkutuyordur. Ya edena’ya bir şey olursa, ya sophia yeteri kadar güçlü olamazsa-

 

“aiden, iyi olacak, lütfen-“

“biliyorum, biliyorum, sadece-“

 

genç adamın konuşması edena’nın açı dolu feryadıyla kesilirken aiden yatağın diğer yanından dolaşarak yere oturur ve acıdan gözleri yaşaran edena’nın yüzüne bakarak hafifçe gülümserken edena da gülümsüyor, ama hemen sonra acıyla tekrar kasılırken aiden geçeceğini söyleyerek sophia’nın çıkmaya çalıştığı karnı okşuyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Celine Dion – A Mother’s Prayer

 

 

Edena ağlayarak son bir kez itmiş, birazdan sophia’nın çığlığı demir duvarlara çarparak bütün eve yayılmışken annesi göz yaşlarının arasında gülüyor, aiden’ın elini sıkarak ona bakıyorken ateş kıran kızların temizleyerek sardıkları bebeğin yaydığı hayat ateşiyle büyülenmiş, gözleri sadece onu görüyordur.

 

Birazdan yumuşacık kundağına sarılmış küçük sophia annesinin kucağına veriliyorken edena yorgun, ama o anda ölse mutlu ölecek gibi hissediyorken küçük kızının kıpkırmızı minnacık ellerine bakıyor, açılmamış gözlerinin en güzel şeyleri görmesini diliyorken, dönerek aiden’a bakar ve o anda hayatında hiç görmediği başka bir şeye şahit olmuş, gözleri dolarak gülümser.

 

Karanlık gözlerinden iki damla yaşın yanaklarından süzüldüğü ateş kıran uzanarak kendinin yarattığı canın minicik ellerini tutuyorken devamlı bir şeyi tutmaya çalışan eller durmuş, sophia babasının dokunuşuyla sakince dudağını emmeye başlamışken edena gülümseyerek aiden’ın elini öper ve başını ona çevirirken genç adam da uzanarak eşinin dudaklarını örter..

 

 

Aiden saatlerdir sophia’nın başında, onun uyumasını izliyorken edena büyük yatak odasında dinleniyordur. Era da genç kadının başındayken edena kısacık uykusundan gözlerini açtığında hava kıranı yanında görünce gülümser

 

“hala buradayım..”

 

Era gözleri dolarak gülümserken edena onun elini tutarak lütfen ağlamamasını söyler

 

“aiden bilemez era, lütfen-“

“biliyorum..”

 

era elinin tersiyle gözlerini silerek edena’nın elini tutarken edena sorar

 

“sophia iyi mi?”

“çok iyi, çok sağlıklı olacak-“

“onun için dayandım era, biliyorsun..”

 

era başını sallarken edena’nın geçen ay kötüleşen durumunu sadece o biliyordur. Yayılan hastalık sonunda Edena’yı da bulmuş, ciğerlerinden başlayıp onu yavaş yavaş eritiyorken genç kadın her geçirdiği günü kızına bir şey olmaması için dua ederek yaşamıştır. Era onun havasını temiz tutuyor, sophia’nın iyi olup olmadığını her zaman kontrol ediyorken era birkaç kez de hava kıranın yardımıyla demetra’ya gitmiştir. Toprak büken de sophia’ya bir şey olmayacağını söylemiş, babasının gücünün onu koruduğuna anneyi ikna etmiştir. Edena kızı doğana kadar her gün acısını saklamış, geceleri uyuyamayacak kadar nefes alışı zorlandığında Era’nın kuşları hava kırana haber vermiştir.

 

Şimdi her şey değişmiş, sophia doğmuş, edena artık tutunacak bir şeyi kalmadığını biliyorken daha birkaç gün önce era’ya söz verdirmiştir, o gittiğinde sophia ve aiden’a o göz kulak olacaktır. Ama şimdi her şey değişmişken edena yeni bir şey düşünüyordur

 

“Aiden’a hiçbir şey söylemeyeceksin, gideceksiniz-“

“sophia ne olacak?”

“ben nefesim yettiği kadar ona bakacağım. Dostlarım var era, ben gittiğimde onlar siz gelene kadar bebeğimi koruyacaklardır..”

 

era ağlayarak edena’ya sarılırken genç kadın da gözleri dolarak onu tutuyor, ikisi sımsıkı sarılıp era geri çekildiğinde edena konuşur

 

“sophia daha güzel bir evrende büyüsün, her zaman güzel şeyler görsün era, olur mu?”

 

era başını sallarken edena gülümser, o sırada diğer odadan gelen aiden’ın adımları duyulurken edena derhal daha da gülümseyerek genç adama ve kucağındaki küçük bebeğe döner ve özlemle kollarını uzatırken aiden era’nın gözlerindeki yaşları fark etmemiş, edena’nın yanına oturarak sophia’yı annesinin kucağına verir..

 

 

SOUNDTRACK / William Joseph – Stella’s Theme

 

 

“söz ver edena, dikkatli olacaksınız-“

“iyi olacağız Aiden, merak etme..”

 

Aiden, gitmeden önce son bir kez edena’yla ve kızıyla vakit geçirmek istemiş, üçü ateş kıranın diğer evrenlere geçmeden önce uğradığı sahipsiz bir evrenin ortasında duruyorken etrafları tamamen küllerle kaplı, gökyüzünü ateşten bulutlar aydınlatıyordur. Aiden başını kaldırarak yukarı bakarken edena da onunla beraber ateşten bulutlara bakar, kucağındaki sophia da ellerini uzatarak kızıl alevlere ulaşmaya çalışıyorken edena başını eğerek güzel kızına bakar

 

“senin kadar güçlü olacak..”

 

aiden da dönerek tekrar kızına bakarken gülümseyerek ona uzanan elleri öper. Sophia babasının çenesini tutuyorken aiden başını kaldırarak yine edena’ya bakar

 

“yapamam-“

“yapmak zorundasın, güven bana, benim burada olduğumu hep hatırlayacaksın-“

 

aiden başını sallarken hatırlayacağına söz verir, edena gülümserken uzanarak genç adamın dudaklarını öper ve bir an sonra sophia’yla birlikte ortada kaybolurken aiden yapayalnız kaldığı geçitte raghnall’ı beklemek için küllerle kaplı taşların birine oturur..

 

 

“son bir şey..”

 

raghnall demetra’yı silvain’den alarak destek oluyorken toprak kıran dönerek eşine bakar

 

“sana veremediğim her şey için üzgünüm silvain-“

“döneceksin, hepsine sahip olacağız..”

 

demetra ağlayarak genç adama tekrar uzanır ve boynuna sarılarak kokusunu içine çekerken ondan ayrıldığında kuru bir nefes daha alır ve raghnall’a tutunarak tekrar dengesini bulurken siyahi adam içinden bir şey koparak onu izliyor, asırlardır bu toprakların canı olmuş kadının şimdi ne kadar güçsüz olduğunu görüyordur.

 

“bir teklifim var demetra..”

 

demetra’nın yorgun ela gözleri raghnall’a kalkarken ne olduğunu sorar, raghnall silvain’e bakıyor, cevaplar

 

“onu da sizi gönderdiğim evrene alabilirim-“

“kimi? Silvain’i mi?”

 

raghnall başını sallarken demetra heyecanla bir nefes almış, o daha bir şey diyemeden silvain atılır

 

“kabul ediyorum-“

“ama birbirinizi bulamadığınız sürece silvain bir daha asla buraya dönemeyecek ve sen de başka bir eş bulamayacaksın demetra, ruhlarınız bağlanacak..”

 

demetra’nın bakışları solarak başını silvain’e çevirirken konuşur

 

“onun hayatını harcayamam-“

“hayır! ne gerekirse kabul ediyorum-“

 

genç adam bir an duraklamış, sesi alçalarak devam eder

 

“tabii sen benden başka bir eşin olmasını istemiyorsa-“

“hayır! hayır-senden başkasını istemiyorum, kimse senin gibi olamaz silvain. Kimse ben her gün ölürken beni tekrar uyandıramaz, acılarımı unutturamaz-“

“oraya döndüğünde iyi olacaksın-“

“ben seni istiyorum.”

 

Demetra uzanarak genç adamın eline tutunurken silvain mavi gözleri yaşlarla parlayarak sevdiği kadına bakıyordur, sonra raghnall’a dönerken başını sallar

 

“gideceğim..”

 

raghnall da başını sallayarak hafifçe gülümserken demetra’nın ışığı sanki şimdiden güçlenmiş, genç kadının solgun gözleri bir umutla parlıyorken üçü birlikte toprak kıranın geçidine gitmek için ortadan kaybolduğunda scorchio’daki son element kıran evi de boşalır..