elementlerin scorchio’yu bırakmasının üzerinden yıllar geçmiş, geldikleri evren sayısız badire atlatarak hala ayakta kalabilmi

#24 – Biana Lies Again

 

elementlerin scorchio’yu bırakmasının üzerinden yıllar geçmiş, geldikleri evren sayısız badire atlatarak hala ayakta kalabilmişken şimdi burayı en son eşine ve kızına veda ederek terkeden adam yattığı küllerin üzerinde tekrar gözlerini açarken bildiği her şeyin farklı göründüğü bir zaman uyanmıştır. Ateş kıranın bütün hayatı gözünün önünden akıp gitmişken genç adam küllere bastırarak doğruluyorken bazı şeylerin bilinci o anda oturmuş, gözleri büyüyerek onu bekleyen raghnall’a döner

 

“edena?”

“siz gittikten bir sene sonra kaybettik..”

 

dorian tek eliyle gözlerini kapatarak başını eğerken gözlerindeki el yumruk olup dudaklarına bastırıyor, karanlık bakışları sıcak yaşlarla doluyorken sorar

 

“sophia, burada mı?”

“isterseniz gel-“

“kaç yaşında-“

“15-“

“tanrım..”

 

dorian kalbi ağrıyarak yüzünü sıvazlıyorken raghnall hala bekliyordur-

 

“nasıl gelecek? Gelsin-“

“baba?”

 

dorian sesin geldiği yere dönüp onu bekleyen genç bir kız gördüğünde sophia annesinin gözlerindeki parıltıyla babasına bakıyor, bütün güzelliğiyle gülümsediğinde yüzüne yayılan mutluluk gözyaşları olarak yanaklarından süzülüyordur. genç kız daha fazla beklemeden külleri savurarak babasına koşar ve ona atılıp tüm gücüyle sıkarken dorian kendi parçasının ona dokunmasıyla tamamlanmış, bütün kaleleri yıkılarak dizlerinin üstüne çöker, Sophia da onunla beraber yere otururken ağlıyor, senelerdir görmeyi umduğu, ama hep savaştığı, hep yenildiği adam şimdi onu sımsıkı sarmış, ikisinin özleri birbirine kavuşuyorken genç kız yaşlı gözlerle geri çekilerek babasının yakışıklı yüzüne bakar

 

“sensin, değil mi-“

“benim, benim sophia-“

 

dorian kızının gözlerinde edena’yı görüyor, simsiyah saçlarını okşuyor, bembeyaz teninden akan yaşları izliyorken kalbi kırılarak sadece küçücük bir bebekken kokusunu duyduğu kızını tekrar kendine çeker ve hiç bırakmayacakmış gibi göğsüne bastırırken sophia da ona tutunmuş, gözleri sımsıkı kapalı, babasının güçlü kalbini dinliyordur..

 

 

“aiden, bilmeniz gereken başka şeyler de var..”

“dinliyorum raghnall..”

 

raghnall, eğilerek dorian ve sophia’nın karşısındaki taşa otururken dorian onun uzun konuşacağını anlamış, sophia’yı bırakmadan dinlemeye başlar.

 

“meris, yani biana şu anda yaşadığınız evrende çok büyük yaralar bıraktı. Özellikle de akasha üzerinde..”

 

dorian başını sallayarak devam etmesini söylerken raghnall açıklar

 

“biana şu anda akasha’yla beraber, ondan çocukları var-“

“biliyorum-“

“ama biana’nın akasha’yla var olduğunu söylediği geçmiş hiç yok aiden, farkındasın, değil mi?”

 

dorian bir an duraksarken hemen sonra parçalar birleşmiş, genç adam ifadesi donuklaşarak konuşur

 

“biana hiç çocuk olmadı..”

 

raghnall başını sallarken devam eder

 

“biana hiç kral nestor ve lenalda’nın kızı olmadı. Lenalda onu bu evrende sığındığı bir kara büyücü, annesi değil. Nestor da hiç babası olmadı, biana hiç sarayda yaşamadı ve çocukluğunu ewan’la geçirmedi. O da sizin gibi varolduğu bedenin yaşıyla buraya belirdi, ama o akasha’dan bağımsız yaşayabildiği için kuralları esnetti, hafızasından ve benliğinden hiç fedakarlık etmedi-“

 

dorian elini kaldırarak raghnall’ı bir an için sustururken sophia da dönerek babasına bakıyor, onun kafasından geçenleri anlamaya çalışıyorken ateş kıran kendi mantığıyla parçaları oturtmaya çalışıyordur. Sonunda bir yerde takıldığında tekrar konuşur

 

“peki bunların hepsini insanların benliğine nasıl soktu?”

“asıl bilmeniz gereken de orada yatıyor. Elementlerin hepsi hükmettikleri maddeler dışındaki insan benliğinin bazı parçalarının kontrolüne de sahiptir, biliyorsunuz.. ateş tutku, toprak yaşam, hava ruh-“

“su zihin..”

 

raghnall başını sallarken dorian onun gözlerine bakıyor, yutkunarak bir şey daha sorar

 

“biana asıl hayatta kalması gereken su kırandı, değil mi?”

“korkarım öyle. Su kıranlık dişi bir güçtür aiden. Meris bunun en güçlü örneğiydi, o geldiğinde calder gerçekten yok olmalı, onun yerini meris almalıydı, ama denge bozuldu-“

“biz bozduk..”

 

raghnall buna cevap vermezken dorian bakışlarını yerdeki küllere çevirmiş, sessizce onları izliyorken biraz sonra sophia babasının yüzünü tutarak kendine çevirir

 

“ama bir çözüm bulacağız, değil mi raghnall?”

 

genç kız akasha’nın koruyucusuna bakıyor, güçlü adam başını sallarken sophia da gülümseyerek babasına döner

 

“bir çözüm bulacağız..”

 

dorian da iç çekerek başını sallarken kızı tekrar ona sarıldığında genç adam içindeki alevlerin güçlendiğini hissediyor, kendine ait tek parçayı sımsıkı tutarken sophia da babasını bırakmıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Space

 

 

“neden? Neden bu kadar çok şey yapmak zorundaydı?”

 

üçü hala ateş kıranın geçitinde oturuyorken raghnall onun sorusunu cevaplar

 

“korkuyordu. Buraya geldiğinizi bir şekilde anladığında sizin onu bulmanız ve yok etmeniz riskine göz yumamazdı. Önce ateş kıranla bağlantıya geçti. Sizi akasha’yı yok etmek için ikna etmesinin tek sebebi, gerçekten akasha’yı yok etmek istemesiydi-“

“kendisi de yok olmayacak mıydı?”

“akasha yaratılırken meris’in gücünü hiç kullanmadık, o tamamen aiden, demetra, era ve calder’in güçleriyle yaratıldı. Onun yok olması demek sizin yok olmanız demekti. Geride meris kaldığında, ateş, toprak ve hava tekrar seçilecek, denge oturacaktı..”

 

dorian bu çözümün acımasızca mantıklı olduğunu kabul ediyorken sessiz kalır, raghnall devam eder

 

“ama sizi ikna etmeyi başaramadı ve o diğer kıranlara ulaşamadan akasha sizi bularak bir araya getirmeye başladı. Önce ateş, sonra toprak, sonra hava ve en son da su. Hepinizi yine olması gereken sırayla birleştirdi, hem de sizin isteğinize uygun bir amaç için. Yağmur kadın biana’yı yok etmek..”

 

Dorian yıllar önce oreon’a ilk geliş sebebini tekrar hatırlarken bu kadar yıldan sonra sanki bütün başlangıçlar aklından silinmiş, genç adam kendini yeni baştan yaşamayı öğreniyor gibi hissediyorken başını sallıyordur, konuşur

 

“ama amacımızın haksız olduğunu söyledik..”

“öyleydi, biana’yı öldürmeye hakkınız yoktu, ama birleştiğinizde karşınızda kimse duramazdı. Biana çok denedi, önce demetra’yı, yani andrea’yı öldürmeye çalıştı, ama siz engellediniz. Sonra üçünüze birden saldırdı, ama çok güçlüydünüz, sizi alt etmeyi başaramadı. Sonra bir gün bir gezegen yok oldu ve akasha’nın gücünü taşıyan ewan bir komaya girdi..”

“biana akasha’ya bağlı değilse onun gücünü nasıl kullandı?”

“her ne kadar akasha’ya bağlı olmasa da o da bir element kıran, hem de dengelerin gereklerine göre asıl varolması gereken tek su kıran. Sınırları nerede zorlayıp kuralları nasıl esnetebileceğini biliyordu. Bizi de bir hayli korkuttu, itiraf etmeliyim. Ewan’ın bir daha uyanamayacağını ve akasha’nın gücünün dağılacağını düşünüyorduk..”

“ama olmadı..”

 

raghnall tanrılara şükürler olsun diyerek devam eder

 

“öyle bir şey olsaydı, şu anda burada konuşuyor olamazdık..”

 

dorian iç çekerken onun koluna sarılmış olan sophia babasına daha da sokulur ve ikisi raghnall’ı dinlemeye devam ederken akasha’nın koruyucusu, kıranların gerçek hikayesini bu sefer doğru bir şekilde anlatmaya devam eder..

 

 

“ewan’ın bedeni tıbben yeniden kendine getirildiğinde akasha’nın gücünü de taşımaya devam etti, ama  çok önemli bir şeyini kaybetti, hafızasını. Bu da biana için hem büyük bir yenilgi, hem de yeni açılan bir kapı oldu-“

“bir şey sormalıyım..”

 

raghnall tabii diyerek sözü dorian’a verirken genç adam sorar

 

“favian bu resimde nerede duruyor?”

 

raghnall gülümseyerek oraya da geleceğini söyler ve devam eder

 

“biana en başta size karşı gelmeyi seçtiğinde ve sizi iş birliğine zorlayıp reddedildiğinde bu işi yalnız yapamayacağını anladı. Akasha elementleri bir araya getiriyorsa o da onları önceden bulup yok etmeliydi. Favian’ın algılarıyla oynadı, gerçeklik kavramlarını değiştirdi. Zihninde kapalı kalmış kilitleri açarak ona zaten sahip olduğu güçleri kendisi vermiş gibi gösterdi ve onu ağına aldı. Favian’ın  biana’yla beraber hiçbir amacı yoktu, sadece oreon’dan bilgileri sızdırarak biana’ya ulaştırmalı ve onun size akasha’dan önce ulaşmasını sağlamalıydı. İşler sarpa sardıkça favian gittikçe daha da işe yaramaz oluyordu. Biana’nın troova’yı biraz da can sıkıntısından yok ettiğini düşünmemin sebebi de bu..”

 

dorian gözleri kararak raghnall’ın anlattıklarını dinliyorken siyahi adam nerede durup favian’a geçtiklerini hatırlamış, devam eder

 

“biana akasha’nın gücünü kullanarak o gezegeni yok ettiğinde ewan’ın öleceğine emindi, ama yanıldı. Sonradan kaptan crash’in hafızasını kaybettiğini öğrendiğinde elinde var olanları tekrar değerlendirdi. Zihnini kontrol ettiği bir zaman gezgini ve hafızasını kaybetmiş, korunmasız bir akasha. Denklemi basitti, sizi yenemiyorsa yanınıza katılacaktı..”

 

“planı da kusursuzdu. Kendini bağlayabileceği en sağlam direk olarak akasha’yı seçti. Favian’ın zamanda gezme yeteneğini kullanarak ewan’ın asıl yaşadığı geçmişe gidip kendini onları inandıracak şekilde yerleştirdi ve favian’ın beynini diğerlerine karşı kullanmak için adeta bir proje haline getirdi. Sırasıyla, tüm ayrıntıları vererek bir biana ve ewan masalı yarattı. Geriye kalan tek şey bir şekilde bunu kullanmaktı, aralarında favian’a bağlı olan en saf zihni seçti..”

“delora..”

 

raghnall başını sallarken iç çekerek yıllar önce ölen genç kadının neler için kullanıldığını anlatmaya başlar

 

“favian ve delora’nın ortak bir geçmişi vardı, evet. bir aşk da vardı, ama bu tamamen tek taraflıydı. Favian yıllarca delora’ya aşık olarak yaşadı, ama hiç karşılık alamadı. Bu noktada biana devreye girdi ve delora’yı bir silah olarak kullanabilmek için ne yapacağını düşünmeye başladı-“

“raghnall?”

“evet?”

“sen bunların hepsini nereden biliyorsun?”

 

raghnall keyifle gülerken başını sallar

 

“en önce sorulması gereken önemli bir soru, evet. Biana kendini kurtarma planını işlerken bir çok kez hata yaptı, ama en büyük hatası akasha’dan çocuk yapmak oldu. Kendisi farkında olmasa bile özünü ona bağladı, o zamandan beri biana’nın şu ana kadar yaptığı her şey gün gibi ortada, ama bunu bir tek ben fark edebiliyorum. Beni siz akasha’ya bağladınız, ama ewan’ın zihnine bağlı değilim. Onun inandığı hiçbir şeyi değiştiremem. Gerçekleri görürüm, ama söyleyemem..”

“neden bunca zamandır bize ulaşmadınız?”

“bir çok kez denedik..”

 

raghnall’ın bakışları sophia’ya dönmüşken genç kız iç çekerek babasına bakar, dorian da ona dönerken o kadar çok yarım kalmış soru vardır ki, genç adam bunun sırasının şimdi olmadığını biliyor, raghnall’a delora’dan devam etmesini söyler.

 

“pekala, delora’nın güvenilir bir silah olarak kullanılması için en önce onun favian’a güvenmesi gerekiyordu. Bunun için biana, ewan’la kendisi için hazırladığı masalın bir benzerini favian ve delora için yarattı. Eğer onun kalbini ele geçirebilirse, güvenini de kazanacağını biliyordu. Favian’ın hatıralarıyla hayallerini birleştirip delora’nın olduğu alternatif bir geçmiş yarattı..”

 

“parçaları o kadar özenle hazırlayıp birleştirdi ki sadece akasha’yla değil, prenses latty’le de kendini bağladı. Onların savaş zamanında yaşadıkları felaketi kullanarak daha büyük bir felaket senaryosu hazırladı, kendini ewan ve latty’nin, hatta daha bir çok hayatın kurtarıcısı gibi gösterdi. Bunlardan biri yine delora’ydı..”

 

“Delora’nın gelecekte kurtarılması için Lucinda’nın Faye’i de alarak başka bir boyuta gitmesi gerçek olaylardı, ama bunlardan hiçbirinde biana yoktu. Delora’nın kaybolduğu gelecekte favian’ın bizzat kendisi gelerek Lucinda ve Cuslov’a durumu haber verdi, hafıza kürelerinin yaratılmasına ve Lucinda’nın uzaklaşmasına hep Favian yardım etti. Doğal olarak biana favian’ın zaman içindeki bu bağlantısını da kendi lehine kullanarak hem Lucinda’ya, hem de onun hazırladığı ve asıl planda da sadece onun ve favian’ın yerini bildiği kürelere ulaştı. Sınırılarını daha da zorlayarak Lucinda’yı kullandı, bir ruh özü uzmanını saklandığı boyutta buldu, zihnini kullandı ve o hafıza kürelerine de kendini yerleştirmeyi başardı. Böylece Lucinda geri döndüğünde onun sakladığı geçmişlerle biana’nın yarattığı gerçeklik çakışmayacaktı..”

 

“Biana aslında o kadar şanslıydı ki, sıradan bir insanı değil de bir zaman gezginin zihnini kullanmak ona çok büyük özgürlükler getirdi. Geleceği ve geçmişi bildi, gördü, onları kontrol etti ve değiştirdi. Tabii bu yapılan değişikliklerin ödenecek bedelleri de vardı. 14 yıl önce Luplex’te çıkan Maynard yangının sebebi, herkesi öldürmeye çalışan ateş kıranın oluşmasındaki tek ve gerçek sebep biana’ydı. Bu kadar yalan ve aldatmanın arasında söyledikleri doğru olan tek adam o dorian oldu..”

 

bütün bunları anlatırken raghnall’ın ilk defa ifadesine bir gölge düşüyorken dorian sophia’nın da huzursuz olduğunu hissetmiş, sorar

 

“o dorian’ın bize ulaşamamanızla bir ilgisi mi var?”

 

raghnall başını sallarken dorian sophia’nın saçlarını okşuyor, raghnall’dan devam etmesini rica eder..

 

 

“biana’nın kötü kalpli dorian’ın ortaya çıkış sebebini nasıl anlattığını biliyorsunuz..”

“evet, söylediğine göre zaman içinde ewan’ı kurtarma görevleri başarısız oldukça zaman kırılarak sürekli akasha’yı yok etmeye çalışan dorian’ın ruhunu serbest bıraktı..”

 

raghnall başını sallarken konuşur

 

“tamamen yalan. O dorian’ın oluşmasının sebebi biana’nın değil, sizin, yani element kıranların başarısız olduğu zamanların kırılmasıydı. Biana, favian’ın zihniyle oynarken o kadar çok açık uç ve kırık zaman bıraktı ki bunların hepsi kontrol edilemez bir hal aldı. Bu zamanların birinde biana gerçekten Dorian’ı akasha’yı yok etmek için ikna etti, ama o dorian kendi söylediği gibi zamanlar arasında dolaşıp sürekli akasha’yı öldürmüyordu. Aksine her deneyişinde başarısız oldu, sophia’nın sayesinde..”

 

dorian dönerek kızına bakarken sophia hafifçe gülümser, raghnall genç kıza dönerek sorar

 

“gerisini sen anlatmak ister misin sophia?”

 

sophia başını sallar ve babasının kolunu bırakarak doğrulurken konuşur

 

“endişelenmeni gerektirecek bir şey yok. Zamanların kırılmasından sadece bir tek kötü kalpli ateş kıran oluştu, onu da yok ettim.”

 

Dorian, sophia’nın sanki bir böceği korkusuzca ezmesinden bahseder gibi konuşmasına gülümserken ateşin kızı saçlarını kulaklarının arkasına atarak anlatmaya devam eder

 

“biana’nın teklifini kabul eden kötü dorian bir çok kez gerçekten akasha’yı yok etmeyi denedi, ama tanrıların şanslı kulları olarak öyle bir zamanda ortaya çıkmıştı ki benim elimden kurtulmasına imkan yoktu. 7 yaşımdan beri seni takip ediyorum baba, seni hissedebiliyorum, raghnall’ın yardımı olmadan bu geçite girip çıkabiliyorum, kısacası senin yaptığın hemen hemen her şeyi yapabiliyorum. O dorian da yapıyordu, çünkü o sendi. Gerçekten sen olduğunu bir gün scorchio’ya dönmeyi başardığında anladık..”

 

dorian kaşlarını çatarken sophia başını sallıyordur

 

“aynen öyle, scorchio’ya geçebildi, ama o sırada siz hala buradaydınız, akasha da yaşıyordu. Bir şeyler ters gidiyordu. İnan bana onun gerçekten öldürmem gereken bir adam olduğunu anlamak için çok savaştım..”

“ama sonunda başardın..”

 

sophia gururla gülümserken dorian uzanarak annesinin hep güzel şeyler görmesini istediği, ama tam tersini görmüş küçük kızının yüzünü okşar. Sophia babasının elini tutar ve içini öperek iki eli arasına alıp kucağına koyarken anlatmaya devam eder

 

“önceleri sürekli elimden kaçırıyordum. Tanrılara şükür scorchio’da bana zarar verebilecek kadar gücünün kontrolünde değildi. Bir süre sonra sürekli bu geçitte karşı karşıya gelmeye başladık. Sürekli akasha’yı kaçırıp öldürmekten bahsediyordu, benimse onu gerçekten öldürmek için iki fırsatım vardı. Birisi scorchio’da, birisi de bu geçitte-“

“bu geçitten diğer tarafa geçemiyor musun?”

 

sophia başını iki yana sallarken cevaplar

 

“hayır, onu sadece sen yapabiliyorsun. Güçlerimiz denk, ama aynı değil..”

“sen de bir ateş kıran mısın?”

 

sophia yine gururla başını sallarken ekler

 

sakfan bir ateş kıranım, ikinci nesil.”

 

Dorian gülümserken sophia da gamzesi çıkarak gülümsüyor, ikisinin bu mutlu anını raghnall’ın dikkat çekici öksürüğü bozuyorken sophia tekrar ne yaptığını hatırlayarak devam eder

 

“ne diyordum, evet, dorian’ı öldürmek için iki seçeneğim vardı, birisi burası, birisi de ev-yani scorchio. Scorchio fazla tehlikeliydi, çünkü bana karşı koyabilirse onun da beni öldürme şansı vardı, o yüzden hiç düşünmeden her seferinde onu buraya sürükledim-“

“nasıl?”

“seni nasıl sürüklediysem öyle, ateş tılsımıyla..”

 

genç kız üzerindeki ince kazağın içinden altın tılsımını çıkararak gösterirken başını eğerek parlayan yakuta bakarak konuşur

 

“siz gittiğinizde tılsımlarınızın bir kopyası da burada kaldı, ama kullanabilen sadece ben varım, scorchio’daki tek ikinci nesil..”

 

dorian başını sallarken sophia kolyesini tekrar kazağının içine bırakarak devam eder

 

“her neyse.. Dorian’ı buraya getirip her seferinde onu öldürmeye çalışıyordum-“

“bir dakika-“

“evet?”

“sen neden burada ölmüyorsun da dorian ölüyor?”

“burası senin, senden başka kimse gerçekten burada var olamaz. Ben gerçekten burada değilim, raghnall da öyle. Burada bizi öldürdüğünde sadece bağımızı kopartmış olursun, hemen sonra arkanda tekrar ortaya çıkarız..”

 

dorian hmmlayarak başını sallıyorken sophia devam eder

 

“dorian beni burada bir çok kez öldürdü..”

 

babasının bakışları donarken sophia kucağında tuttuğu eli sıkar

 

“ama ölmedim, iyiyim, odağımızı kaybetmeyelim..”

 

dorian gülerek devam etmesini söylerken sophia da aynı keyifle devam eder

 

“dorian en son size ulaşıp biana’yla seni buraya getirdiğinde çok heyecanlanmıştım. Eğer kötü dorian’ı yok edebilirsem sen uyandığında nerede olduğunu anlayacak, biana’yı da kolundan tutup bize getirecektin..”

“ama yapmadım. En son dönüşümde yanlış yaptığım seçim buydu, değil mi? scorchio’ya dönmedim, oreon’a döndüm..”

 

sophia ve raghnall başlarını sallarken dorian iç çekerek kızının elini sıkar ve devam etmesini söyler

 

“ben burada dorian’ı öldürdüğümde o kadar sevinmiştim ki, sonunda beni kurtardığı için ewan’a teşekkür ettim..”

 

dorian bir anda o teşekkürün gerçekliğiyle sarsılırken yıllardır her gün düşündüğü kız budur işte, sophia, kendi kızı-

 

“ama aslında seni kurtardığı için teşekkür ediyordum, bana geri getirdiği için. Ne yaptığının farkında olmadığı için benim zavallı teşekkürüm de böylece havada kalmış oldu-“

“o teşekkür senelerce benim uykularımı kaçırdı..”

 

sophia gülerek babasına sarılırken dorian da onu tutuyor, incecik omzunu öperek saçlarını okşuyorken sophia onun kulağının hemen yanında konuşur

 

“sana ulaşmak için çok başka yollar da denedim baba..”

“ne gibi?”

“yeniden doğmaya çalışmak gibi..”

 

dorian kaşlarını çatarken sophia onun omuzlarından tutarak geri çekilir ve gözlerinin içine bakarak sanki yıllardır bunu sormayı bekliyormuş gibi büyük bir istekle konuşur

 

“yıllar önce morganların kız kardeşi cameron’ın ölen bebeğini hatırlıyor musun?”

 

dorian nefesi kesilerek kızına bakıyorken sophia hafifçe gülümseyerek başını sallar

 

“o bendim.”

 

 

“nasıl? Neden-nasıl?”

 

sophia, babasının kafasının karıştığını görebiliyor ve bundan zevk alıyormuş gibi gülümsüyorken yeşil gözleri parlayarak o kısacık hayatında yaptığı en büyük planı anlatır

 

“benim doğabilmem için senin özünün uyuştuğu bir eş bulman gerekiyordu, annem gibi. Cameron şu ana kadar anneme en yakın bulduğum öz. Kadın seks olmadan yaşayamıyor, biliyorsun...”

 

dorian kızının seks demesine mi şaşırsa, yoksa cameron’ın özünün edena’ya benzediğine mi kalbi kırılsa, en önemlisi o kadının kendinden hamile olduğunu hiç bilemediğine mi kızsa bilemiyorken sophia onun karmaşasına aldırmadan devam eder

 

“sen onunla bir kerecik birlikte olduğunda ben de aynen biana gibi bir aydınlanma yaşadım! Neden olmasın, ben de tekrar doğamaz mıyım dedim-gerçi ben de bu halimle tekrar sizin yanınıza gelmek istemiştim, ama ben kendimi unutursam beni bulamayacağınızdan korktuğum için o fikirden vazgeçtim-“

“onun yerine yeniden doğmaya mı çalıştın!?”

“inan o daha kolay! Değil mi raghnall, sen de biraz yardım etsene!”

 

raghnall gülümseyerek yıllardır kendi kızı gibi koruduğu sophia’sına yardım etmek için lafa girer

 

“sophia doğru söylüyor aiden. Onu sizin gibi körü körüne yollamamız uygun değildi. Silvain için bile yaparken endişeliydim-“

“silvain-tanrım, scott?

 

raghnall mutlulukla gülümseyerek başını sallarken dorian çenesini ovarak kendi kendine bir an güler

 

“birbirlerini buldular, çocukları oldu, liv..

 

sophia ve raghnall onu da onaylıyorken dorian gözlerini dolmasını engelleyemiyor, edena’nın acısı bir anda bütün benliğini sarıyorken genç adam başını eğerek sessizce ağlamaya başladığında sophia bütün o neşesi solarak babasına atılır ve onun başını tutarak boynuna sarılırken onun da gözleri dolmuş, babasına sımsıkı sarılarak yıllardır ilk defa annesi için ağlar..

 

 

“baba, lütfen ağlama-nolur..”

 

sophia burnunu çekerek yüzünü babasının boynuna saklıyorken dorian onun başını tutuyor, bunca zamandır, bu evrende çektiği o korkunç acı, karısı eden’ı kaybettiği için çektiği o acı gerçekte edena’ya ait, o bilmeden kalbinde yer etmişken ateş  kıran şimdi elinden alınanlar için ağlıyor, daha önce kızına ulaşamadığı, kendini bulamadığı, geç kaldığı için ağlıyorken sophia’sı ona tutunmuş, sımsıkı sarılmış, ağlamaması için yalvarıyordur.

 

Dorian kendini toparlamaya çalışarak derin bir nefes alırken sophianın başını öperek geri çekilir. Yaşlarla parlayan yeşil gözler de dorian’a bakıyorken babası güzel kızını alnından öperek tekrar göğsüne çeker, onun canlı damalarında dolaşan kanın ateşini, geçtiği her yolu ezberlerken bakışları raghnall’a dönmüş, sorar

 

“Cameron’la beraber oluşumla bebeğin ölümü arasında çok uzun bir zaman var, neden?”

“sophia’nın ruhu ancak o süre içinde cameron’ın içinde tekrar var olmaya başladı-“

“peki bebek neden öldü, o sırada sophia’ya ne oldu?”

“hiçbir şey, başaramadık. Cameron’ın içinde büyüyen bebek sophia’nın ruhunu taşıyabilecek kadar güçlü değildi, doğduktan çok kısa bir süre sonra öldü..”

 

dorian iç çekerek morganların yaşadığı acıya bile kendisinin sebep olduğunu düşünüyor, kızına biraz daha sarılırken asıl soruyu sorar

 

“şimdi ne yapacağız?”

 

 

“hala burada-“

“nasıl burada, yok, ewan-“

“buraya bağlı, ateşi sönmüyor andrea, dönecek, üstelik iyi de, hissediyorum..”

 

andrea sessiz kalırken ewan yerdeki tılsımın kırıklarını eline topluyordur

 

“nasıl hissettiğimi sormayın, bir şekilde biliyorum-“

“ya yanlış biliyorsan, o zaman dorian’a ne olacak?”

 

ewan başını kaldırıp liv’e bakarken genç kızın mavi gözleri endişeyle gölgelenmiştir, babasının kolunu tutuyorken tekrar konuşur

 

“ya birisi onu almış ve sana da iyi olduğunu hissetiriyorsa-“

“dorian’la aramızdaki bağı daha önce kimse kıramadı-“

“bilmiyorum ewan..”

 

liv başını babasının koluna yaslarken scott onu tutuyor, eğilerek siyah saçlarını öperken andrea, ewan’ın omzuna tutunarak doğrulur

 

“umarım haklısındır ewan-“

“bir süre daha bekleyelim andrea, dönecek..”

 

andrea başını sallayarak liv ve scott’ın yanında dışarı çıkarken içeri girmeye çekinen benjamin koridorda onları bekliyor, çıktıklarında babasının yanına sokulur

 

“dorian iyi mi?”

“ewan iyi diyor, bilemiyoruz Ben, bekleyeceğiz..”

 

benjamin göz ucuyla ablasına bakıyorken liv üzgündür, Ben babasının arkasından dolaşıp kafasını liv’in kolunun altına sokarken genç kız gülümseyerek kardeşine bakıyor, ona sarılıp odasına yürürken andrea onların arkasından bakarak scott’ın eline tutunur..

 

 

“geri dönmeliyim, yokluğumu fark etmiş olmalılar-“

“akasha iyi olduğunu biliyor! Biraz daha kal baba!”

 

sophia babasına daha da sarılırken dorian onun kokusunu içine çekiyor, raghnall’a bakar

 

“biliyor mu?”

“hissediyor, ama emin olamıyor. Gecikirseniz endişelenmeye başlayacaklarına eminim.”

 

Sophia raghnall’a ters bir bakış atarken babasını bırakıp geri çekilir-

 

“sophia sen neden gelmiyorsun?”

“öylesine kalkıp gelemem, biliyorsun. Ben scorchio’ya aidim, siz de öyle. Orası geçici olduğu sürece ben seninle gelemem..”

 

genç kızın sesi titriyorken dorian uzanarak onun ellerini tutar ve raghnall’a döner

 

“onu götürmek istiyorum-“

“korkarım istekle olan bir şey değil bu aiden-“

“o benim.”

“biliyorum efendim, ama olmaz. Dengeler şu anda çok hassas ve Sophia oraya ait olmadan diğer tarafa geçerse-“

“nasıl yapacağım?”

“başladığınız işi bitireceksiniz, elementlerin dengesini kuracaksınız-“

“biana’yı yok edeceğim..”

 

raghnall buna cevap vermezken dorian sophia’ya bakıyor, genç kız da onu izliyorken birazdan iç çekerek ayağa kalkar

 

“bizim de dönmemiz gerek baba..”

 

dorian başını sallarken ayağa kalkıyor, sophia’nın eli elinden koparken genç adam bir parça kor kendi alevinden kopmuş gibi hissederek ikisine bakar. Raghnall sophia’yı yanına alırken ateş kırana bakarak konuşur

 

“dengeyi kurmak için tek bir yol yok aiden. Akasha’yı yaratmak ve kendi dengenizi kurmak için nasıl benliklerinizden fedakarlık ettiyseniz şimdi de buna benzer bir şey yapabilirsiniz-“

“nasıl?”

“cevabı bulacaksınız, gidin ve diğerleriyle konuşun-“

“onlara nasıl hatırlatacağım?”

“anlatın, dinleyeceklerdir..”

 

dorian sessiz kalırken raghnall gülümser ve başını eğerek yanındaki sophia’ya bakarken genç kız da gülümsüyor, ama üzüntüsü de yeşil gözlerinden okunuyorken elini kaldırır

 

“dikkat et baba, çabuk dönün..”

 

ve bir an sonra ikisi de kaybolurken dorian yine burada yapayalnız kalmış, bir an nasıl döneceğini düşünürken sonra kendi kendine gülümser ve o anda ortadan kaybolurken ateş kıranın geçidi boş kalır..

 

 

Dorian tekrar kendi odasında belirdiğinde bir an başını tutarak dengesini bulur, sonra yatağına dönerken ayakta onu bekleyen ewan’ı gördüğünde derin bir nefes alarak rahatlar

 

“iyiyim..”

“biliyorum, hissettim..”

 

dorian yine gülümseyerek başını sallarken ewan kaşlarını çatmış, sorar

 

“masaj yaptırmaya mı gittin, kaçırıldın mı?”

 

dorian ikisinden de biraz var diyorken ewan tek kaşını kaldırmış, önceki huysuz adamın yerine verilen yenisi her neyse daha huzurlu ve espriden anlar görünüyorken akasha bir süre itiraz etmeden ona uyar ve ikisi beraber odadan çıkarken yeni ateş  kıranın anlatacak çok şeyi vardır...

 

 

“dur..”

 

ewan dururken dorian onu kolundan tutmuş, tekrar kendi odasına sokar ve kapıyı kapatırken konuşur

 

“kimler benim gittiğimi biliyor?”

“herkes?”

 

dorian bir şeyler homurdanırken hemen sonra kendini toparlar

 

“pekala, bana biana’ya göz kulak olmamı söylediğin zamanı hatırlıyor musun?”

“yine mi onunla ilgili?”

 

dorian, ewan’ın bakışlarındaki korku ve öfkeyi görürken sorusunu evet diye cevaplamak istemiyor, ama yine de itiraz edemiyorken konuşur

 

“tamamen onunla ilgili demiyorum, ama benim gidiş ve gelişimden biana’nın haberi olsun istemiyorum-“

“geç kaldın, çoktan oldu-“

“o halde diğerlerine de döndüğümü, ama çok yorgun olduğumu ve uyuduğumu söyle. Şimdi sadece elementlerle konuşmam gerek-“

“ne döndüğünü önce bana anlatsan da ben de bilerek yalan söylesem?”

“şimdi olmaz-“

ben sana emrediyorum, akasha’ya karşı mı geliyorsun?”

 

dorian bir an dururken hemen sonra gülümser, ewan onun ifadesinde bir an yıllar önce bütün sarayını yakan dorian’ın ifadesini görürken bir adım geriler, ama dorian onu tutmuş, ne düşündüğünü de anlamış, aceleyle konuşur

 

“hayır, kötü falan değilim, benim-“

diğeri de benim demişti-“

 

ewan kafasından çekilerek dudakları örtülürken gözleri büyümüş, ama bir an sonra bunun sadece dorian’ın sapıklıklarından biri değil de gerçekten amaçlı bir öpücük olduğunu anladığında hala elinde tuttuğu tılsımın kırıklarıyla ateş kıranın kolunu tutarak gözlerini kapatır..

 

 

dorian yavaşça dudaklarını ewan’dan ayırdığında genç adamın nefesi kesilmiş, ateş kıranın kollarını sımsıkı tutuyor, gördükleri başını döndürüyorken kısık bir sesle mırıldanır

 

“oturmam gerek..”

“hatta yat, gel..”

 

dorian yatağının örtülerini çekerek ewan’ı oturturken onu iterek yatırmaya çalışır, ama ewan istemiyor, karşı koyarken dorian durarak ona bakar

 

“kimseye henüz bir şey söyleyemezsin-“

“ne öğrendiğimi ben bile anlamamışken zaten konuşamam..”

 

dorian başını sallarken ewan’ın kollarını bırakıp gidecek olur, ama ewan izin vermezken sorar

 

“onu öldürecek misin?”

 

dorian bu soruya verecek cevabı daha kendisi de bilmiyorken ewan onun sessizliğinden korkmuş, fısıldar

 

“owen ve kenda ne olacak?”

“bunları düşünme, dinlen-“

“dinlenemem, karımı öldüreceksin.”

 

Dorian bir an donup kalırken başını iki yana sallar

 

“o seni karın değil, sen onu tanımıyorsun bile ewan-“

“o zaman seni de tanımıyorum-“

“seni ben yarattım.”

 

Ewan tüyleri diken diken olarak dorian’a bakyıorken ateş kıran daha az korkunç olmaya çalışarak açıklar

 

“insan olarak değil, biliyorsun, ama gücünü biz verdik-“

“ne kadarı doğru? Conrad?”

“onlar doğru ewan, conrad senin ailen. Çocukların yine senin çocukların-“

“ama biana anneleri-“

“biliyorum-“

“öldüremezsin.”

 

Dorian iç çekerek başını eğerken ewan kollarını ondan çekerek konuşur

 

“hakkın yok-“

“biliyorum, ama tanrı aşkına lütfen daha fazla soru sorma ewan, dinlen, ben calder-eidan’ı bulmalıyım..”

“kardeşini..”

 

dorian başını sallarken ewan bir an gözlerini yumar, ama başı hala fırıldak gibi dönüyorken inleyerek gözlerini tekrar açar

 

“beni öldürme..”

“ölmezsin merak etme..”

 

ewan hiç merak etmediğini söyleyerek kendini yatağa bırakıyorken dorian örtüleri onun üzerine kapatır ve başka bir şey söylemeden sessizce odadan çıkarken ewan bir an sonra esneyerek bu sefer gerçekten gözlerini kapatıyordur..

 

 

dorian odasından çıkıp koridorda yürümeden önce etrafına bakınır ve soluna dönüp bir adım attığında arkasından gelen sesle dururken liv onu görmüş, kimsenin duyup duymamasına aldırmadan ona koşuyordur. Dorian arkasını dönüp üzerine atlayan kızı tutarken odadan andrea ve scott da çıkmış, ateş kıran gülümsüyorken elini dudaklarına götürüp sessiz olmalarını işaret eder. Andrea başını sallarken liv dorian’ın omuzlarını tutarak geri çekilir

 

“nerdeydin!? İyi misin?! anlat-“

“sessiz, liv lütfen sessiz ol-“

“neden?”

 

dorian birazdan anlatacağını söyleyerek onunla beraber andrea ve scott’a ilerliyorken dördü beraber odaya girdiklerinde bu sefer benjamin atılıyordur, dorian hızla kapıyı  kapatarak sesleri keser..

 

 

“kimsenin döndüğümü bilmesini istemiyorum, henüz değil-“

“dorian iyi misin?”

 

dorian andrea’ya dönerek başını sallarken toprak kıran endişeli, kısa saçlarını kulağının arkasına atarak sabahlığının önünü biraz daha kapatırken dorian ona oturmasını işaret eder

 

“her şeyi anlatacağım, ama önce eidan’ı bulmalıyım, nerede olduğunu bilen var mı?”

“vien’le beraber üst katta, uyuyor-“

“gittğimden haberi oldu mu?”

“emin değilim, gideli çok olmadı dorian..”

“güzel..”

 

dorian bir an demetra’nın ailesine bakarken yine gülümser

 

“anlatacak o kadar çok şey var ki..”

andrea da onunla beraber gülümserken anlatılacakların iyi mi ya da kötü mü olduğunu bilmiyor, ama dorian’ın bir şekilde mutlu olduğunu hissediyorken konuşur

 

“diğerleri de ayaklanmadan git ve eidan’la konuş, hadi..”

“doğru-siz odadan çıkmayın, çıkarsanız da beni görmediniz..”

 

liv bir şeyler homurdanırken dorian ona döner ve genç kızın başından öperek dışarı çıkarken kapı kapandığında liv elini kolunu sallayarak bir şeyler söylüyor, gidip benjamin’in yanına çöker..

 

 

dorian sessizce asansörden çıkmış, eidan ve vien’in odasının önünde durup kapıyı vurmuş, şimdi bekliyordur. İçerdeki hareketleri duyuyor, adımların kapıya yaklaşmasıyla bir adım geriler, kapıyı vien açmış, uykulu gözlerle dorian’a bakıyorken neyi gördüğünü anladığında konuşur

 

“dorian?”

“vien uyandırdığım için üzgünüm, eidan’la konuşmam gerek-“

 

eidan, vien’in arkasından gelmiş, karısının tuttuğu  kapıyı daha da açarak dorian’a bakıyorken sorar

 

“bir şey mi oldu dorian?”

 

dorian onların hiçbir şeyden haberi olmadığını görmüş, ewan’ın her şeyi abartmasına tekrar hayran kalmışken sakince eidan’ın sorusunu cevaplar

 

“seninle konuşmam gereken bir şey var..”

“sabahı bekleyemez mi?”

“hayır, eidan..”

 

vien dönerek kocasına bakarken eidan dorian’a bakıyor, biraz sonra kapıyı bırakıp dışarı çıkarken vien’e hemen döneceğini söyler ve dudaklarına bir öpücük bırakıp kapıyı arkasından çekerken dorian’ın önünde durduğunda konuşur

 

“özür dilemek için geç kaldın-“

“franco’yla alakası yok.”

 

Eidan arkadaşının ismini dorian’ın ağzından duyduğu anda diken diken olurken kapının kolunu tutan eli kasılmıştır. Dorian sakin, su kırana bakıyorken koridorun sonundaki asansörleri gösterir

 

“söyleceklerim koridor ortasına uygun şeyler değil, kıranların ofisine inelim-“

 

eidan bu adamla daha fazla tartışmak ya da vakit geçirmek istemiyor, onu geçip asansörlere ilerlerken dorian da kardeşini takip eder..

 

 

SOUNDTRACK / Bond - Space

 

 

“anlatacaklarımı sana daha kolayca gösterme yolları var, ama hepsi için seninle savaşmam gerektiğini biliyorum-“

“bana dokunmayacaksın.”

 

Dorian başını sallarken eidan ofisteki iskemlesinde dik duruyor, eli masada, dorian’a konuşmasını işaret eder, ateş kıran eidan’ın istediğini yaparak konuşmaya başlar..

 

 

“bunları nasıl ve nereden uydurduğunu bilmiyorum, ama ben gidiyorum dorian-“

 

eidan daha scorchio’nun ne olduğunu duyduğu anda itiraz etmiş, kalkıp gidiyorken dorian yerinden fırlayarak onu yakalar

 

“yalan söylemiyorum-“

“bana gayet güzel uydurulmuş yalanlar gibi geldi. Kendini affettirmek için sonunda bunu da mı uydurdun-“

“ben affını istemiyorum-“

“AFFIMI İSTEMEDİĞİN İÇİN Mİ BU KARDEŞ ZIRVASINI ORTAYA ÇIKARDIN!!? BEN SENİN KARDEŞİN FALAN DEĞİLİM! BENİM KENDİ KARDEŞLERİM, KENDİ AİLEM VAR-“

“onlar senin değil-“

 

dorian suratına bir yumruk yiyerek yere düşerken eidan eğilerek onu yakalarından tutmuş, öfkeyle konuşur

 

“hayatımın yarısını elimden aldın, şimdi bunları da mı istiyorsun? Neden ben? Neden?!”

“eidan bana inanmak zorundasın-“

“NEDEN!?”

“ÖYLE OLMAK ZORUNDA DA ONDAN! BUNA BİR CEVABIM YOK-“

 

dorian tekrar yere itilerek başını sert zemine vururken inleyerek kafasını tutar, eidan onu izliyorken gözleri dolmuş, konuşur

 

“beni rahat bırak, bırak yaşayayım, devam edeyim-“

“eidan-“

“istemiyorum, öyle bir şey varsa da bilmek istemiyorum.”

“ama bilmek zorundasın-“

 

dorian su kıranı kolundan yakaladığı gibi yere çekerken bir anda ikisi de ortadan kaybolmuş, hemen sonra kuru küllerin üzerine düştüklerinde dorian yine kafasını vurmuş, eidan yere tutunarak nefes nefese etrafına bakıyorken hemen sonra dorian’a dönerek hızla olduğu yerde geriler

 

“nereye getirdin beni!?”

 

dorian kafasını tutarak doğrulurken konuşur

 

“scorchio’ya giden geçittesin, burası benim..”

 

eidan bir şey söyleyemiyor, hareket bile edemeyecek kadar şaşkınken bir an sonra sağ tarafında beliren uzun boylu siyah bir adamla irkilerek bu sefer kendini sola atar

 

“sen kimsin?!”

“raghnall-“

 

eidan yine dorian’a bakıyorken ateş kıran ayağa kalkmış, raghnall’a bakarak konuşur

 

“her ne yapman gerekiyorsa yap, bana ne yaptıysan, ya da ona ne yapacaksan-canım yanıyor, oturacağım..”

 

dorian bir taşa tutunup üzerine otururken raghnall eidan’a dönmüş, su kıranın mavi gözleri dehşetle büyümüşken telaşla ayağa kalkarak ters yöne koşmaya çalışır, ama raghnall adındaki kocaman adam önünde dikilirken eidan korkuyla bir adım geri atar, ayağı küllerin arasında saklı taşların birine takılıp sırt üstü yere düşerken dorian onu izliyordur. Sonunda raghnall eğilerek su kıranla göz göze geldiğinde eidan doğrularak bir şey söyleyecek olur, ama aynı anda gözleri kayarak tekrar küllerin üzerine yığılırken dorian atılmış, genç adamın kafası taşa çarpmadan onu yakalar..

 

 

eidan tekrar gözlerini açtığında başında bekleyen dorian’ı görmüş, irkilerek doğrulurken etrafına bakıyor, gözleri raghnall’a döndüğünde konuşur

 

“ben burayı kullanmadım..”

 

dorian kaşlarını çatarken raghnall eidan’a gülümseyerek başını sallıyordur

 

“sizin geçitiniz başka bir yerde calder-“

 

calder adını duyunca sanki her şey bir anda gerçek olmuş gibi hızla arkasını döner ve aiden’ı görünce ona atılarak sımsıkı sarılırken ateş kıran hazırlıksız yakalanmış, bir an kalakalsa da hemen sonra o da kardeşini tutar, calder onun sırtını sıkarak nasıl bu kadar geç kaldıklarını anlamadığını söylüyordur..

 

 

“edena için üzgünüm..”

 

dorian başını sallıyorken eidan dönerek raghnall’a bakar

 

“diğerlerini de buraya çağırsak olmuyor mu? Era’ya gidip aiden’ın bana yaptığı gibi anlatmaya çalışırsam korkudan ölür..”

“gidip benim getirmem gerekiyor, onlar kendi başlarına buraya gelemezler, değil mi?”

 

raghnall ateş kırana başını sallayarak onayladığında dorian ayağa kalkar

 

“calder burada kal-“

“kalamam, burası korkunç, beni de götür-“

“yine buraya döneceğiz-“

“ama korkunç. Gidelim, yürü-“

 

aiden yürürken calder de ona tutunmuş, gözleri raghnall’da, bir an sonra ikisi de kaybolurken raghnall etrafı izleyerek onları bekler..

 

 

“sen sienna’ya git, ben andrea’yı alacağım-“

“era ve demetra demek istedin..”

 

dorian gözlerini devirirken eidan daha fazla uzatmadan döner ve sienna’nın odasına yürürken, aklına bir an conrad gelir, onu ne yapacağını sormak için arkasını tekrar döndüğünde dorian çoktan gitmiştir. Eidan kafasını kaşıyarak kapının önünde duruyorken sienna’yı almak için ne söyleyeceğini düşünerek kapıya vurur, bu arada da kendi kendine söyleyeceklerini tekrarlıyorken kapıyı conrad açtığında eidan konuşur

 

“sienna’ya söylemek istediğim önemli bir şey var, o yüzden benimle gelmesi gerekiyor, ama sen gelemezsin conrad.”

 

Conrad peki diyerek arkasını dönerken sienna saçlarını toplayarak kapıya geliyor, lastiği bağlayıp ellerini indirirken eidan’a bakar

 

“iyi misin?”

“iyiyim, ama söylemek istediğim önemli bir şey var-“

“o yüzden onunla gitmen gerekiyor ve ben gelemem.”

 

Eidan conrad’a bakıyorken sienna gülerek ona uzanır ve öperek uykusuna dönmesini söylerken conrad siennayı omzularından sarmış, eidan’a bakar

 

“bir terslik olmasın..”

“olmaz..”

 

conrad yine peki diyerek sienna’yı bırakırken hava kıran dışarı çıkıp kapıyı arkasından kapattığında merakla eidan’a bakar

 

“neler oluyor?”

“inanılmaz şeyler, sen de inanamayacaksın, o yüzden bir yere gideceğiz-“

“eidan korkutma beni-“

“senden önce ben korktum, ama korkacak bir şey yok, gel hadi era-yani, sienna..”

 

sienna kaşlarını çatarken eidan yine kafasını kaşıyor, kem kümleyecekken karşıdan gelen dorian ve andrea’yı gördüğünde rahatlar ve konuşur

 

“ben benimkini aldım..”

 

dorian’ın yanındaki andrea da anlamaya çalışarak onlara bakıyorken sienna eidan’ı bırakıp toprak kıranın yanına geçmiş, hepsi beraber dorian’a bakıyorken genç adam gülümser

 

“korkmayın, ellerinizi bana verin, eidan sen kolumu tut..”

 

eidan başka neresini tutabileceğini soruyorken dorian bu sefer kardeşinin kafasının bir taşa çarpmasını dileyerek herkesi alıp ortadan kaybolur..