![]()
#25 – 1, 2, 3, 4, Akasha SOUNDTRACK / William
Joseph – Stella’s Theme “oh..” sienna
başını tutarak doğruluyorken eidan onu tutuyor, her şeyin yolunda olup
olmadığını anlamak için gözlerine bakıyorken hava kıran farkında olmadan ağlamış,
ıslanmış yanaklarını silerken raghnall’a döner “sophia?
Nerede, iyi mi-“ “burdayım,
iyiyim..” sienna,
diğer yanından ona doğru gelen güzel genç kızı görünce yine gözleri dolmuş,
eidan’ı bırakarak doğrulur ve kollarını açarak sophia’ya sarılırken genç kızın
saçlarını okşuyor, güzel başını öpüyorken sophia da gülümseyerek onu
tutuyordur. Onların arkasındaki eidan kocaman olmuş kızı izliyorken sophia ona
göz kırpar, su kıran gülümserken genç kız geri çekildiğinde sienna’nın yüzüne
bakarak konuşur “iyiyim
era, ağlama lütfen-“ “geç
kaldığımız için çok çok üzgünüm
sophia, annene böyle söz vermemiştim..” sophia bir
şey söylemeden başını iki yana sallıyorken era onu yine kendine çekerek
arkasını döner ve aiden’in kollarındaki demetra’ya bakarken genç kadın
herkesten daha çok sarsılmış, aiden’ın ellerini sıkarak küllere bakıyorken
gözleri dolarak başını kaldırır, sophia’yı gördüğü anda bütün ipleri kopmuş,
tekrar dönüp aiden’a sokularak ağlamaya başladığında scorchio’ya yıllar sonra
yine yağmurlar yağmaya başlar.. “iyiyim,
iyiyim-“ demetra
içini çekerek aiden’dan ayrılırken sophia onun önünde yere çöker, güzel kadının
ellerini tutarak gülümserken demetra’da ona bakıyor, genç kızın içinde parlayan
hayatın saflığını, güzelliğini görüyorken gözleri yaşlı, ama gülümseyerek
ateşin kızının saçlarını okşar, sonra hafifçe yanağına dokunarak elini çekerken
başını aiden’a çevirerek konuşur “ben nasıl
döneceğimizi biliyorum..” aiden’ın
gözlerinden bir pırıltı geçerken demetra diğerlerine dönerek konuşur “kimsenin
ölmesine ya da yok olmasına gerek yok-“ “anlat..” demetra,
calder’in heyecanına gülümseyerek ona dönerken anlatır.. element
kıranlar tekrar oreon’a döndüklerinde dorian hiç beklemeden odasına ilerliyor, diğerleri
de onu takip ediyorken genç adam kapıyı açıp içerde uyuyan ewan’ın başında
duran biana’yı gördüğünde olduğu yerde kalır. Genç kadın elini ewan’ın başından
çekip hızla ayağa kalkarken dorian ona bakıyor, içeri bir adım atar “meris-“ “hayır,
orada kal. Nasıl yapabildiniz bilmiyorum, ama bana yaklaşma aiden-“ “sana zarar
vermeyeceğiz-“ dorian bir
adım daha attığı anda biana önünde bir kalkan çekmiş, arkasından diğerlerini
izliyorken eidan dorian’ı geçerek öne çıkar ve biana’nın kalkanından geçerek ona
ilerlerken biana duvara yaslanmış, korkuyla genç adama bakıyordur. Eidan
ellerini kaldırarak olduğu yerde dururken konuşur “yemin
ederim, zarar vermeyeceğiz..” biana
bakışlarını arkadakilere çevirirken sorar “ne
yapıyorsunuz?” “bir
anlaşma..” “nedir?” “güçlerinden
vazgeçeksin-“ “hayır.” “meris, dinle, lütfen.” Biana
susmuş, duvardan ayrılmadan aiden’a bakıyorken ateş kıran konuşur “güçlerini
kızına ya da oğluna vereceksin, yapman için sana yardım edeceğiz-“ “neden
ben?” bunun üzerine
eidan lafa girerken biana’nın bakışları da ona dönmüştür “çünkü
ikimizin arasında çocukları olan bir tek sen varsın. Senin neslin devam ettiği
için ben çocuk yapamıyorum, inan bu seçenek benim önümde olsa bir an bile
düşünmezdim..” biana
kararmış gözleriyle eidan’a bakıyorken gözleri dolarak aiden’a döner “bana zarar
vermeyeceğinizi nereden bileceğim?” “vermeyeceğiz.” “peki sonra
ne olacak?” “yaşayacaksın,
normal bir insan gibi-“ “bütün bu
yaptıklarım, her şey bir hiç için miydi? Boşuna mıydı!? Neden peşimdeydiniz?!” biana
duvardan çekilerek ewan’ın yattığı yatağa yaklaşırken eidan konuşur “yaptıklarının
sonuçlarına sen katlanacaksın meris-“ “beni
buraya siz ittiniz! Hakkınız olmayan bir karar verdiniz-“ “hata
yaptık, ama şimdi düzeltiyoruz. Bizim de kayıplarımız oldu-“ “ben bütün her şeyimi kaybedeceğim.” Kimse
konuşmuyorken biana’nın gözleri dolmuş, yatağın başına tutunarak destek alırken
dorian’a döner “söz verdin
aiden..” dorian
başını sallarken biana da içini çekerek eidan’a bakar “güçlerimi
kenda’ya vereceğim..” eidan
başını sallayarak diğerlerine dönerken andrea öne çıkar ve biana’nın yanına
gelerek ona destek olup genç kadının odadan çıkarırken eidan ve sienna da
onları takip ediyordur. Dorian onların ardından kapıyı kapatıp odada kalırken
yatakta uyuyan ewan’a bakar.. “ewan?
Uyan..” ewan bir
şeyler mırıldanarak dorian’ın sesine sırtını dönerken ateş kıran onu omzundan
tutarak çevirir “uyan,
bilmen gerekenler var..” ewan zorla gözlerini
açarken bütün her yanı ağrıyordur. Sanki bütün evreni sırtında taşımış, sadece
uyumak istiyorken dorian’a bakarak sorar “beni
öldürecek misin?” dorian
hafifçe gülerek başını sallar “sayılır..” ewan bunu
duyunca gözleri açılarak doğrulurken dorian konuşur “akasha’yı
dağıtacağız..” “nasıl?” “akasha
olarak seni seçmiştik, çünkü bütün bunlar bitince tekrar scorchio’ya dönecek,
senin gücünü de alıp yine o topraklara dağıtacaktık-“ “gidecek
misiniz?” dorian genç
adamın gözlerindeki hayal kırıklığını gördüğünde bir an durur, sonra başını iki
yana sallarken ewan rahatlamış, sorar “akasha bu
evrene mi dağılacak? Scorchio ne olacak?” “insanlar
orada yaşamaya devam edecekler, ama denge burada kurulacak-“ “ben ne
olacağım?” “ewan
olacaksın..” ewan bakışlarını
şöminedeki ateşe çevirerek sessiz kalırken biraz sonra gözlerini kısarak tekrar
dorian’a bakar “acıyacak
mı?” ateş kıran
gülümserken ewan biraz acıyacağını anlamış, homurdanarak tekrar yatağa uzanır.. andrea
kapıda bekliyorken biana kızının odasına girmiş, siyah saçları yastığına
dağılmış, huzurla uyuyan kenda’nın baş ucunda eğilip ellerini kendine eş siyah
saçlara koyarken güzel kızının yüzünü izliyor, gözleri dolarak uzanır ve masum
tenini öperken kenda derin bir nefes alarak gözlerini açmış, annesini görünce
gülümser “daha sabah
olmadı..” “biliyorum
bebeğim, sana ihtiyacım var..” kenda
kaşlarını çatarak doğrulurken kapıda bekleyen andrea’yı gördüğünde annesine
bakar “bir şey mi
oldu anne? Babam iyi mi?” biana
başını sallarken kızının saçlarını omzundan geriye iterek sakince konuşur “benim için
yapmanı istediğim bir şey var kenda-“ “yaparım
anne, ne olduğunu söyle sadece..” biana
gülümseyerek bu kadar kaçışın, yalanın arasında yaptığı iki doğrunun küçüğüne
bakıyorken kızı sorar “owen’ı da
istiyor musun? Uyandırayım-“ “hayır,
sadece sen..” kenda
başını sallarken üzerindeki yorganı kaldırır, bacaklarını yataktan sarkıtırken
annesi de doğrulmuş, kızıyla beraber odadan çıkarken andrea gülümseyerek
kenda’yı yanına alır, biana kapıyı örterek onları takip ederken kenda arkasını
dönerek annesine elini uzatıyordur.. “akasha’yı
dağıtmak için ne yapacaksın?” “güçlerimizi
senden geri almamız gerek..” ewan,
dorian’la beraber yürüyorken tekrar sorar “onu nasıl
yapacaksınız peki?” “herkesin kendine
ait yöntemleri var-“ “bir
tarafımı deşmediğiniz sürece ne isterseniz veririm..” dorian
dönerek yanındaki adama bakarken sorar “ne
istersem?” “ben senin
ne istediğinin farkındayım, devam et..” dorian
akasha’nın son saatlerinde onu dinleyerek devam ederken ikisi uçuş üssüne
girdiğinde dorian gülümsüyor, ewan arkasından girmiş, gayet ciddi, luplex’e
inecek 5 kişilik bir araç hazırlanmasını söylüyordur.. “gidip
geldiğinde anlatacak mısın-o zaman da geçiştireceksen önceden oreon’u yıkayım-“ sienna gülerek
üzerini değiştiriyorken saçlarını kazağından kurtardığında yatakta oturan
conrad’a eğilir “anlatacağım,
yıkma-“ “yalan
söylüyorsun..” sienna bir
şey söylemezken conrad onun başını tutarak kendine çeker ve dudaklarını öperek
genç kadını tekrar yatağa alırken sienna onun omuzlarına tutunuyor, sırtı
yatağa değerken gözlerini açarak başını çeker “ama
duyacaklarının bazılarından hiç hoşlanmayacaksın-“ “ben
duyduğum her şeyin yarısından nefret ederim zaten..” sienna yine
gülerken conrad gülüşünü seviyor, aydınlanan yüzünü izlerken sienna da genç
adama bakıyor, bir anda nasıl durduklarını, ne olduklarını fark ettiğinde nefesi kesilerek conrad’ın
gözlerine bakar. Genç adam onun heyecanını görmüş, kaşlarını kaldırırken sienna
tekrar dudaklarına uzandığında conrad itiraz etmeden genç kadının karşılayarak
onu biraz daha yatağa bastırır.. eidan
yatakta vien’in yanına oturmuş, dakikalardır onu izliyorken genç kadın sonunda
doğrularak konuşur “daha ne
kadar beni izleyeceksin?” “çok..” vien
gülümserken sorar “ne oldu
eidan? Dorian ne dedi?” “çok şey..” “iyi mi,
kötü mü?” “hepsinden
var..” vien başını
sallarken eidan’ın bakışları onu inceliyor, uzanarak genç kadının dalgalı
saçlarını parmaklarının arasında tutarken konuşur “su meleklerine
benziyorsun, daha önce söylemiş miydim?” vien başını
iki yana sallarken eidan gülümser “melekler
çok derin sularda yaşarlar, saçları aynı seninkiler gibi ipekten, tenleri böyle
pürüzsüzdür..” eidan’ın
parmakları vien’in yüzüne, boynuna dokunuyor, yavaşça inerek göğüslerinin
arasına geliyorken genç adam gözlerini eşinin gözlerine kaldırarak konuşur “en güzel
incileri onlar taşırlar..” vien
yüzündeki hafif gülümsemeyle kocasını dinliyorken ewan uzanarak onu öptüğünde vien
nefesine okyanusların kokusunun karıştığını hissediyor, kirpikleri titreşerek
gözlerini açarken eidan’ın gözleri sanki daha da mavi, içleri parlıyorken genç
adam konuşur “çok uzun
sürmez, ama sen uyu..” vien başını
sallarken aralık dudaklarını kapatır, eidan parmaklarını onun teninden ayırarak
yataktan kalkarken vien elini az önce eidan’ın dokunduğu yere koyarak genç
adamın odadan çıkmasını izler.. liv
annesinin yatağa bıraktığı geceliği katlıyorken andrea kazağının kollarını
düzelterek kızına bakar, sonra dönerek babasıyla beraber odanın diğer
köşesinden oturmuş, küçük televizyonda kanal değiştiren oğluna ve kocasına,
scott’a, silvain’e bakarken gülümser. Genç adamın daha neler
olduğunundan haberi yoktur, andrea daha sakin bir zamanda ona kendisi anlatmayı
istemişken şimdi çocuklarının babalarına ihtiyaçları vardır. Andrea
saçlarını eliyle düzelterek liv’in arkasından gelmiş, kızına omuzlarından
sarılarak başını öperken güzel kızı gülümser “çok uzun
sürecek mi?” “zannetmiyorum
tatlım..” liv arkasını
dönerek annesine belinden sarılırken scott başını arkaya eğmiş, ikisini öyle
görünce gülümser. Andrea kızını bırakıp kocasına ve yanındaki küçük versiyonu
olan oğluna gider, ikisinin ortasında yere çöküp ne izlediklerine bakarken dili
anlaşılmayan bir uzay belgeseli izliyorlardır. Andrea oğlunun sarı kafasını
öper “çok geç
kalma-“ “yarın
tatil anne..” andrea
gülerek oğlunun saçlarını karıştrırken scott’a döner, genç adam da onu
bekliyorken mavi gözleri uykulu, ama yine de mutlu, karısına bakıyorken konuşur “sen de çok
geç kalma..” “kalmam
tatlım, liv beni beklemesin, yorgun-“ “beklerim!” andrea
kocasına göz kırparak dudaklarından öper ve kalkarken liv bekleyeceğini
söylüyor, annesine tekrar sarılarak öper ve onu kapıdan yolcu ederken içeri
döndüğünde babasının diğer yanına oturarak ne biçim bir şey izlediklerini
sorar.. SOUNDTRACK / Secret
Garden - Cantoluna “anne?” biana,
kenda’nın gözlerini açmasıyla oturduğu yerden kalkarak genç kızın yatağının başında
yere çöker, kenda’nın elini tutarak diğer eliyle saçlarını okşarken genç kızın
dudakları kuru, nefesi hırıldıyor, gözlerini açarak annesine bakar “bitti mi?” “bitti
bebeğim, iyi misin?” “bilmiyorum
anne..” kenda iyice
annesine dönerek yatağın ucuna gelir ve başının onun göğsüne saklarken biana
kızını sarmalamış, o nasıl istiyorsa öyle duruyorken kenda usulca sorar “neden
yaptın anne?” “korkuyordum..” kenda
annesinin zayıf sesiyle kollarını ona dolarken biana gözleri dolarak bebeğini
tutuyor, kenda biraz sonra yattığı yerden doğrularak iyice annesine
sarılıyorken biana da onunla beraber yatağa oturarak biricik kızını tutar.. oreon’dan
kalkan araç luplex’te maynard’ın bahçesine iniyorken gezegende bu gece yağmur
yağıyor, toprak sırılsıklamken her yer tertemiz kokuyordur. Aracın kapıları
açıldığında önce dorian dışarı çıkarken genç adam önünde duran yıkıntıyı
gördüğünde bir an yutkunur, sonra yoluna devam ederken onun arkasından andrea,
sonra sienna, eidan ve en sonunda ewan ayağını toprağa basıyorken kimse
ıslandıklarına aldırmıyordur. Ewan dönerek aracın gezegen merkezinde
beklemesini söyler ve kapının yanından çekilerek diğerleriyle beraber
yıkıntının ters tarafına, göle doğru ilerlerken herkes sessizce akashayı takip
eder. Ewan
yeterince orta bir yerde durduklarını düşündüğünde arkasını döner ve dorian’a
bakarken sorar “ne
yapacaksınız?” dorian
cebinden ateş tılsımını çıkarırken ewan bir an onun kırık olduğunu hatırlar,
ama sonra sophia aklına geldiğinde bir şey söylemeden sessizleşir. Diğer elementler
de kendi tılsımlarını ellerine almışlar, ewan ortalarında duruyorken yağmurdan
ıslanan saçlarını eliyle geri iter “canımı
yakmayın, çok yakmayın..” herkes
gülümseyerek söz verirken ewan yüzünü dorian’a dönmüş, ellerini açarken konuşur “kendini
benden ayırmaya çok meraklısın, yap bakalım marcell..” dorian
gülümseyerek elindeki tılsımı sıkarken altınlarla çevrili yakut ateş kıranın
elinde parlar.. biana ve
kenda birbirlerine sarılmış, genç kızın yatağında sessizce uzanıyorken ikisinin
de gözleri açık, usul nefeslerle geceyi dinliyorlarken kapıları tıklatıldığında
ikisinin de başları oraya döner, kenda konuşur “kim o?” “kenda
benim, owen..” “owen,
gel..” kapı açılıp
delikanlı içeri girerken annesiyle kardeşini birbirlerine sarılmış gördüğünde uykulu
gözlerini ovarak kapıyı arkasından kapatır “herkes
nerede?” “babamla
diğer kıranlar luplex’e indiler..” “neden? Bir
şey mi olmuş?” kenda
hafifçe başını sallarken owen’ın gözleri açılmış, annesine bakar “anne, kötü
bir şey mi-beni neden uyandırmadınız?” “herkes iyi
owen, sadece açıklığa kavuşturulması gereken birkaç şey var, gel yanıma
tatlım..” owen yatağa
otururken kenda ayaklarını kendine çekmiş, abisine yer açıyorken biana elini
uzatmış, owen annesine tutunarak ikisine daha da sokulurken babasından aldığı
bakışları endişeli, sorar “ne
olduğunu öğrenecek miyim?” biana
başını sallarken kenda araya girer “ama
kızma-“ “neden
kızayım kenda?” “sadece söz
ver, öfkelenmeyeceksin, anlamaya çalışacaksın..” owen başını
sallarken kenda annesinden ayrılarak abisine uzanır ve sımsıkı sarılarak başını
tutarken owen biraz sonra gözleri yavaşça kapanırken kardeşini bırakmadan
annesinin kollarına uzanır.. ewan,
gözleri dorian’da, üzerine düşen yağmur damlalarını hissediyorken biraz sonra
yağmur durmuş, yavaş yavaş gün doğarken ewan kaşlarını çatarak etrafına bakar. Maynard’ın
bahçesi kaybolmuş, tamamen farklı bir yerde duruyorken ayağının altında kurak
topraklar, ilerde kullanılmayan demir fırınları, başı boş çekiç ve aletler
varken ewan buranın ne olduğunu sormak için dönecekken daha ilerdeki demirden
yapılma büyük evi gördüğünde açtığı ağzını kapatarak dorian’a döner “scorchio’ya
mı getirdin beni?” dorian
başını sallıyorken az önce üzerinde olan giysiler yok olmuş, yerini ince ve yer
yer yırtılmış, ama temiz bir kazak almış, altında da basit bir pantolon ve el
yapımı gibi görünen deri botlar varken ateş kıran kendine ait olan doğu
yerleşkesini gösterir “burası
benim..” “ve ben
neden buradayım?” “gücümü
bana bahçenin ortasında yağmur altında geri verecek değildin-“ “daha ne
yapacaktım?” ewan tam
önünde duran adamla gerilerken dorian onun kolunu tutmuş, gitmesine izin vermez “herkesin
farklı yöntemleri var dedim-“ “kafama
çekiçle mi vuracaksın-“ “aptal mısın
yoksa numara mı yapıyorsun?” “aptalım.” Dorian
gülümserken ewan başını indirerek kolunu tutan ele bakar, sonra tekrar ateş
kırana baktığında bu sefer konuşmak için değil, öpmek için ağzını açarak genç
adamı karşılar.. SOUNDTRACK / Bond
- Space Ewan’ın her
gözünü kapatışı bir hata, şimdi de kendini buz gibi demirden bir duvara
yaslanmış bulurken dorian geri çekildiğinde, ewan’ın gözleri etrafını
inceliyor, her şeyin ne kadar karanlık olduğunu gördüğünde tekrar dorian’a
döner “kül
kokuyor-“ “bir şey
yanıyor demek ki?” “ikimizden
biri olmadığı sürece sorun değil..” ewan ateş
kıranın dudaklarını tekrar kendininkilere bastırırken dorian onu duvardan
çekerek yatak odasına giden yola iter. Ewan üzerine gelen adımların tersine
geri adımlar atarak yolunu buluyorken az
önce olduğu yerden daha sıcak bir odaya girmiş, yine başını geri çekerek yatak
odasına bakar “zevk
kölelerinle burada mı sevişiyordun?” “zevk kölem
yoktu-“ “olsa
burada sevişirdin-“ “ama
yoktu-“ “ama olsa-“ “sus-“ dorian
ewan’ın alt dudağını ısırarak onu yatağa iterken genç adam üzerine düştüğü yumuşak şilteye
ellerini bastırır ve ateş bükenin pantolonunu çözmesini izlerken başını eğerek
kendi üzerine bakar “ben ne
olacağım?” “gördüğüm
kadarıyla hala ellerin var..” “köleyim ben,
ellerimi kullanamam-“ “kullan.” Ewan peki diyerek sırıtır ve üzerindeki kazağı çıkarıp
atarken dorian da kendininkini çıkarmış, ewan pantolonunu çözerek tek koluyla
yatakta geri gidiyorken dorian hareket etmiyordur, ewan da duruken ona bakar “ne?” “yatakta
yapacağımızı kim söyledi? Canın yanacak dedim-“ “ben de az
yak dedim-“ “ben tamam
demedim..” ewan
yutkunarak yatağa bastırır ve ayağa kalkarken ateş kırana ilerliyor, dorian onu
kolundan tutup çeker ve yatağın ayak uçlarından tavana uzanan demir desteklerin
birine yaslarken ewan derisine bastıran soğuk metalle çenesini kaldırır “dizlerimin
üzerine de çökmemi ister misin-“ “arkanı
döneceksin-“ “yüzünü
görmek istiyorsam?” dorian
ewan’ın kolunu demir desteğin arkasından dolayarak kendini ona bastırırken
ikisinin da ağızları tekrar birbirine kenetlenmiş, ateş büken tüm tutkusunu
akasha’dan yavaş yavaş çekip alıyorken biraz sonra açık pantolonunun içinden
sokulan bir elle başını geri çekerek ewan’ın gözlerine bakar. Genç adam
sırıtıyorken tuttuğu sertliği sıkarak dorian’ı biraz daha kendine çeker “gitmeden
teşekkür etmek istedim, her şey için..” dorian
dudaklarını yalayarak önündeki adama bakıyorken ewan’ın eli durmuyor, tuttuğu
şeyi kendine çekerek sıkarken dorian ağzı açılarak ona yapışır “benim senden
almam gerekiyordu-“ “vakit
çok-“ dorian
ewan’ın dudaklarına uzanırken sol elini kaldırarak demir desteği sımsıkı
tutar.. ewan, göğsü
soğuk demire değdiğinde ellerinin başının üstüne kaldırarak demirleri kavrar, dorian
onun arkasında tek eliyle akasha’nın belini sıkıyorken ewan yutkunarak önüne
bakıyor, göğsü her nefeste hızla inip kalkıyorken birazdan sırtının tam ortası
ısırıldığında sırıtarak gözlerini kapar ve tuttuğu demirleri biraz daha
sıkarken biraz sonra önünden uzanan bir el kalbinin tam karşısında demir
desteği kavrayarak durur. Ewan tek elini indirirerek dorian’ın elinin üzerinden
demiri tutarken ateş kıranın nefesi ensesine vuruyor, başını yana çevirerek onu
görmeye çalışırken dorian diğer eliyle ewan’ın pantolonunu indiriyordur,
konuşur “yeterince
yüzümü göremedin mi?” “benden
nefret mi ediyorsun, seviyor musun?” dorian’ın
elleri dururken ewan sırıtıyor, konuşur “sorması
kolaymış-“ “cidden
sorduysan cevap vereceğim..” bu sefer
ewan dururken dorian sağa uzanarak onun sola dönmüş başının gergin bıraktığı
boynunu öper, ve genç adamı kalçasının yanından tutarak hızla içine girerken
ewan ağzı açılarak gözlerini sımsıkı yumar, ama ses çıkarmıyorken, dorian
öylece durduğunda ewan derin nefesler alarak gözlerini açar “bu nefret
miydi?” dorian buna
cevaben kendini geri çekerek tekrar iterken
ewan tuttuğu demiri adeta kıracak, alnını soğuk metale yaslarken dorian
onun kalçasını bırakarak boynunu kavrar ve avcunun ortası can damarına
bastıracak şekilde tutarken ewan kalbinin yerinden çıkacağını hissediyor,
dorian avcunun içine vuran atışları dinliyorken kendini çekip tekrar ittiğinde
ikisi de inleyerek birbirlerine yaslanır.. dorian
nefes nefese kalmış, her darbede daha derinini istiyorken ewan, başının üzerinde
demiri tutan elini arkaya atarak dorian’ın kalçasını sıkar “bekle..” dorian
nefes nefese beklerken dudaklarını ewan’ın sırtına kapatmış, ikisi de sıcak
odada terden sırılsıklamken ewan yutkunarak derin bir nefes alır ve dudağını
ısırarak başını yavaşça arkaya atarken dorian dudaklarını çekerek onun ensesine
bakıyor, tekrar hareket etmeye başladığında ewan’ın derinden gelen inlemesiyle
can damarını tutan elini indirir ve ewan’ın önüne uzanarak sertliğini sımsıkı
kavrarken kendini de aynı anda itmiş, ikisi de inleyerek aynı ritmde hareket
ediyorken ewan dorian’ın elini sıkıyor, dorian onu tutuyor, sıkıyor, bütün
gücünü alıyorken sonunda ikisi de inleyerek boşaldığında ewan tırnaklarını
dorian’ın etine geçirerek dişlerini sıkıyor, dorian alnını ewan’ın omzuna
yaslıyorken arkalarındaki ateş daha gür yanıyordur.. SOUNDTRACK / Dan
Gibson – Cool Forest Rain Ewan ve
dorian yatağı bırakmış, ikisi de yerde yatıyorken dorian yüzünü tavana dönmüş,
sessizce uzanıyor, ewan yüzüstü yere yığılmış, az önce başlayan
yağmurun sesini dinliyordur, mırıldanır “neden
yağmur yağıyor?” “demetra
seni bekliyor-“ “biraz daha
bekleyecek, bacaklarımdan gelen emir..” dorian
gülerken ewan yattığı yerde başını kaldırarak ona bakar “her seks
yaptığımızda böyle güç alıp vermeyeceğiz, değil mi?” dorian
yattığı yerde kasılırken ewan onun ateşinin bir anda buza döndüğünü görmüş,
sırıtır “2-2
marcell-“ “bir daha
yapmamızı istiyorsan söylemen yeter-“ “önümüzdeki
10 sene içinde? Hayır.” dorian
kaşını kaldırarak hafifçe gülümser ve tavanını izlemeye devam ederken ewan
kollarından destek alarak doğruluyordur. Genç adam pantolonunu toplayarak önünü
kapatırken yerdeki dorian’a bakar “marcell?” “evet?” “andrea
bana ne yapacak?” dorian yine
gülerken ewan onun beline hafif bir tekme atar “gülmediğin
zamanlar daha çok işe yarıyordun. Konuş, o da mı beni yatağa atacak?” “tutkunun
sahibi benim, demetra yaşamın elementi-“ “ha
öldürecek o zaman?” “o ne
isterse yapar-“ “öldürmeyeceğim
dedin!?” “zaten ben
öldüremeyeceğim?” ewan dişlerini
sıkarak yerdeki adama bakıyorken dorian da onu izliyor yine gülümser “öldürmeyecek.” “iyi.” Ewan yere
atılmış kazaklardan birini alır- “o benim-“ ewan
elindeki kazağı dorian’ın kafasına atıp diğerini alır ve üzerine geçirip kapıya
giderken dorian onu izliyordur. Ewan odadan çıkar, yürüyüp dış kapıya kadar
gittiğinde bir an durur, sonra dönüp içeri seslenir “nasıl
gideceğim?” dorian
kazağını giyerek odadan çıkıyorken kapıyı gösterir “önce
açacaksın..” ewan
gözlerini devirerek kapıyı açar ve dışarı çıkarken bir anda kendini ateş
kıranın kurak topraklarından ayrılmış, yemyeşil bir vadinin ortasında bulurken
elini gözlerine girmeye çalışan yağmur damlalarına siper ederek ilerdeki küçük,
ahşap eve bakar.. ewan eve
doğru yürüyorken neden kapıda karşılanmadığını merak ediyordur. Genç adam
kapıya gelip çalmadan direkt koluna uzanırken ahşap kapı hafif bir gıcırtıyla
açılır ve toprak kıranın evinden gelen leylakların kokusu ewan’ın yüzüne doğru
eserken genç adam gülümseyerek ıslak saçlarını eliyle geri iter ve içeri
seslenir “andre-demetra, neredesin?” “sağ tarafa
ewan..” ewan genç
kadının yorgun sesinin geldiği yere dönüyorken kaşlarını çatmış, sağ taraftaki
odaya girip yatakta yatan demetra’yı gördüğünde durur “sen
iyileşmemiş miydin?” “andrea iyileşmişti,
demetra hala hasta-“ “ama
dengeler?” “sen
kaldın..” ewan ohlarken demetra hafifçe gülümser “yaklaş..” ewan
yaklaşıyorken üzerindekilerden yere sular damlıyordur. Ne yataktaki demetra, ne
ewan ıslaklığa aldırmıyorken genç adam gidip temiz çarşaflarla örtülü yatakta
genç kadının yanına oturduğunda demetra uzanarak onun elini tutar ve gözlerini
kapatır. Ewan, toprak kıranın yorgun ifadesini izliyorken sorar “ben ne
yapacağım-“ demetra şşşlyerek onu sustururken ewan ağzını kapatarak
oturmaya devam eder. bir süre daha ikisi el ele oturmuşken ewan sonunda
dayanamayarak konuşur “belki
sadece el tutarak olmuyordur, öpmemi ister misin?” demetra
hafifçe gülümserken ela gözleri aralanır “olabilir-“ “en son
öpüştüğümüzde bir işe yaramamıştı, ama bakalım..” ewan
nazikçe uzanır ve elini demetra’nın boynunun altından sokarak başını destekler,
diğer eli genç kadının elini tutuyorken yavaşça toprak kıranın dudaklarına
eğilir ve ikisinin nefesleri birleşirken demetra derin bir nefes alır.. ewan,
demetra’yı sanki elinden kayıp kırılacakmış gibi nazik tutuyor, dudaklarını
öperek yavaşça ağzını aralıyorken genç kadın başını ona kaldırdığında ewan onu
boynundan çekerek yavaşça doğrultur, tuttuğu elini bırakarak toprak kıranı
belinden kavrarken demetra da elini akashanın başına koymuş, hafifçe kendi
başını eğerek onu daha da derinden öper. Ewan kollarındaki kadının güçlendiğini
hissediyor, yavaş yavaş kontrolü ona bırakıyorken diline dokunan tatlılıkla bir
an gözlerini açar. Demetra gülümseyerek geri çekilirken ewan dudaklarını
yalıyor, ağzındaki yumuşak tadın ne olduğunu anlamaya çalışıyorken gözlerinin
içi parlayan demetra konuşur “çiçek
balı..” “senden mi
geldi?” demetra
başını sallarken ewan hmmlayarak genç
kadının dudaklarına bakar ve gülümseyerek tekrar uzanırken demetra gülerek onun
yüzünü tutuyor, akasha’yı tekrar öper. Ewan gözlerini kapatarak en güzel
çiçeklerin tadını alırken demetra usulca onun saçlarını okşuyordur... demetra
ewan’ın saçlarından parmaklarının geçirerek genç adamı kurutuyorken ewan onu
izliyor, sorar “sienna ne
yapacak?” “bilmiyorum-“ “siz bütün
hayatınız boyunca böyle birbirinizden bihaber mi yaşadınız?” demetra
gülerken ewan da gülerek onun ellerini tutar ve dudaklarına götürerek yavaşça
öper. Demetra gülümsüyorken ewan konuşur “en azından
senin başarabildiğine sevindim-“ “sen de
başardın ewan-“ “hepsi koca
bir yalandı andrea..” demetra
ismini düzeltmeden devam eder “biana’yla
olan geçmişiniz yalan olabilir, ama çocukların, onlar senin ewan. Evliliğiniz de senin, eğer kabul
edersen. Beraber 17 sene geçirdiniz, her gün, her dakika yalan olamaz-“ “biana’yla
asla evlenmezdim. Eğer o ortaya çıkmamış olsaydı belki latty-“ “hayır.
olanları değiştiremezsin, ihtimallerle aklını karıştırma. Biana’dan vazgeçmiş
olabilirsin, ama çocuklarını düşün ewan. Onlar en değerli şeyler, hepimiz için.
Owen ve Kenda’nın kişilikleri, güçleri, ruhları her şeyden önemli-“ “çocuklarım
benin her şeyim, onlardan vazgeçeceğimi söylemiyorum, ama yine de..” ewan iç
çekerken demetra onun ellerini sıkarak gülümser “her şey
yoluna girecek, sen kendin olmaya devam et..” ewan başını
sallarken demetra memnun olmuş, pencereden dışarı bakarak yağmurun ardından
başlayan rüzgarın sesini duyar “era seni
bekliyor..” “yine
kapıdan mı çıkacağım?” demetra
bakışlarını tekrar ewan’a çevirirken hafifçe omzunu silker “istersen
pencereden çık..” ewan hmmlayarak küçük pencerelere bakar, sonra tekrar
demetra’ya dönerken gülümser "kapı
daha iyi. Evde görüşürüz andrea..” Güzel
toprak kıran gülümseyerek başını sallarken mırıldanır “evde
görüşürüz..” ve ewan onu
bırakıp yataktan kalkar, odandan çıkıp dış kapıyı açar ve bir anda yüzüne vuran
sert rüzgarla gözlerini kırpıştırırken bu sefer önünde kurak topraklar ya da
yeşil bir vadi yok, yüksek bir tepenin en ucunda duruyor, önünde uzanan dağları
ve ayağının altındaki uçurumları görüyorken tuttuğu kapıyı bırakarak tamamen
dışarı çıkar.. SOUNDTRACK / Hennie
Bekker – Bach: Air in C “hoş geldin
ewan..” ewan,
arkasını dönüp beyaz tülden bir çadırın önünde duran sienna’yı gördüğünde bir
an kaşlarını kaldırır. Hava kıran üzerinden uçup gidecekmiş gibi duran eflatun
tüllerden elbisesinin içinde ona bakıyorken kahverengi saçları dalga dalga,
ılık rüzgarda havalanıyordur. Ewan gülümserken sienna da aydınlık yüzüyle onun
yanına gelir “nasıl,
hoşuna gitti mi?” ewan da
genç kadınla beraber tekrar uçuruma dönerken era önüne bakıyor, ama ewan’ın
gözleri sürekli aşağıdayken birazdan çenesinden tutulark başı kaldırıldığında yan
gözle yanındaki kadına bakar “ne
yapıyorsun?” “aşağı
bakmayacaksın, sürekli başın dik duracaksın. Gözün ya göklerde ya da sadece
ilerde olacak-“ “aşağıya
bakmazsam nerede yürüdüğümü nasıl göreceğim?” “şu an
yürümüyorsun, değil mi?” ewan güzel cevap diyerek önüne bakarken era elini çeker. İkisi
sessizce duruyorken ewan göz ucuyla era’ya
bakıyor, mırıldanır “öpüşecek
miyiz?” era
yanakları kıpkırmızı olarak başını eğerken ewan şaşkınlıkla yanındaki kadına
bakıyordur, gülümser “utandın
mı?” era’nın yemyeşil
gözleri yanındaki akasha’ya dönerken konuşur “elbette
utandım ve hayır öpüşmeyeceğiz. Hava ruhtur ewan, ruhunu temizlemek için
burdasın-“ “tam tersi
olması gerekmiyor mu? Sen yıllarca benim ruhumu temizledin, şimdi bütün kiri
pası geri vermen gerekmiyor mu?” era gülerek
hayır diyorken ewan iyi o zaman diyerek önüne döner ve tertemiz havayı tüm
gücüyle içine çeker. Bir anda biraz fazla hava çekmiş olacak, öksürmeye
başlarken era gülümseyerek onun sırtını ovuyor, yavaş olmasını mırıldanır. Ewan
iyi olduğunu söyleyerek başını sallarken yaşarmış gözlerini silerek yine önüne
bakar “ruhumu
nasıl temizleyeceğiz?” “pişman
olduğun şeylerden bahset..” ewan
dönerek yanındaki hava kırana bakarken
era da onu izliyor, hafifçe başını sallar “pişmanlıkların
var mı ewan?” “hangi
birini söylememi istersin?” “en çok
pişman olduğunu-“ “evliliğim.” Era
sessizce başını sallayarak önüne dönerken ewan da çaresiz, dönerek önünde
uzanan dağları izler.. “biana
yüzünden olmuş her şeyin geri sarılmasını ister miydin?” “hayır..” era tekrar
ewan’a dönerken sorar “neden?” “çocuklarımın
elimden alınmasını istemem-“ “ama sen de
hatırlamayacaksın-“ “istemiyorum.” Era
gülümserken ewan da ona döner “pişman
olabilirim, ama işler zora girince kaçacak kadar korkak değilim, en azından artık değilim.” “eski
ewan’la bu ewan arasında ne fark var?” ewan ruhsal
bir sorguda olduğunu biliyor, biraz düşünürken era’nın omzundan arkaya geçmeye
çalışan bir bukleyi izliyordur. Kahverengi bukle sonunda diğerleriyle beraber
havalanabildiğinde ewan bakışlarını era’ya döndürür “önceki
ewan’ı hayata bağlayan çok şey yoktu, ama şimdi bir ailem var, abim,
çocuklarım, sorumluluklarım var.” “bu bağ iyi
mi, yoksa seni zincirliyor gibi mi hissediyorsun?” “iyi..
sanırım.. bazen emin olamıyorum, ama tekrar eskiye dönmek ister miyim diye
sorulduğunda kesinlikle hayır diyebiliyorsam iyi olmalı..” era
gülümseyerek başını sallarken ewan derin bir nefes alarak yine önüne döner ve
yere çökerek taşlara oturur. Era da eteklerini yayarak onun yanına otururken sorar “biana
olmasaydı, bunların hiçbiri olmasaydı sence şimdi nerede olurdun?” “latty’le
beraber, bambaşka bir aile kurmuş olurdum.” “emin
misin?” ewan başını
sallarken era sessiz, dönerek yine önündeki manzaraya bakarken az önceki
uçurumdan yükselen kayalara vuran suyun sesi duyuluyordur. Ewan rüzgarla
beraber gelen deniz kokusunu da aldığında era’ya döner “eidan beni
bekliyor, değil mi?” “evet..” “burada
kapı yok, nasıl gideceğim?” era
gülümser ve yeşil gözleri oturdukları yerden aşağıya bakarken ewan gözleri
büyüyerek uçurumdan aşağı bakıyor, itiraz edecekken era gülerek onun kolunu
tutar “şaka
yapıyorum, kapat gözlerini-“ “sen mi
iteceksin?!” “ewan,
lütfen.. kapat gözlerini-“ “bir öpücük
alsa-“ “ewan!” “tamam,
tamam, kapattım..” ewan
gözlerini kapattığında sağ yanağını okşayan hafif bir esinti hisseder ve
hafifçe gülümserken biraz sonra gözlerini açtığında kendini suyun altında
görmeyi beklerken kendi yatağında görünce kaşlarını çatarak diğer yanına döner
ve yüzünü ona dönmüş, huzurla uyuyan latty’i gördüğünde yutkunarak genç kadını
izler.. SOUNDTRACK / Switchfoot
– Only Hope Ewan,
latty’nin uyuyan yüzüne bakarak öylece yatıyorken birilerinin aklıyla oynadığı
kesindir, ama genç adam aldırmıyorken içinde bir yer her şeyin yolunda olduğunu
söylüyordur. Ewan şimdilik ters bir şey görmüyorken uzanarak latty’nin yüzüne
düşen bir tutam saçı çekerek genç kadının kulağının arkasına koyar. Parmakları
yavaşça prensesin omzuna, koluna, oradan beline geçer ve ewan latty’e sarılarak
biraz daha yaklaşırken uyuyan genç kadın mmmmlayarak gözlerini aralar. Ewan onun için açılan kahverengi gözlere
gülümserken latty de gülümseyerek tekrar gözlerini kapatıyor, başını ewan’ın
boynuna saklarken dudakları genç adamın sıcak tenine bastırıyordur. Ewan,
latty’i biraz daha kendine çekerek saçlarını öperken genç kadın mırıldanır “bugün
çocuklar geliyor..” ewan bir an
kasılırken latty onun boynunu öperek geri çekilir, başını yastığına bastırarak
genç adamın yüzüne bakıyorken gülümser “çocuklarımız
mars’taki ilk senelerini bitirdi ewan, döndüklerinde de suratlarına böyle
bakarsan ne olur bilmiyorum..” ewan o anda
kendine gelerek gülerken latty de gülüyor, yorganı iterek yataktan kalkar.
Kollarını gererek esnerken üzerindeki beyaz gecelik bütün kıvrımlarını
gösteriyordur. Ewan onun ince bedenine bakıyorken latty saçlarını elleriyle
toplayıp ensesine de tutarak pencerelere ilerler. Karanlık uzayda tek tük
yıldızlar kayıyorken latty konuşuyordur, çocuklardan bahsediyor, kahvaltıda ne
yemek istediğini anlatıyor, bugün neden luplex’e inmeleri gerektiğini de araya
sıkıştırıyorken ewan gülümseyerek onu dinliyor, anlattığı her şey sorunsuz,
sakin, mutlu bir hayatları olduğunu gösteriyorken latty sessizleştiğinde ewan
da uyanmış, örtüleri iterek yataktan kalkar... ewan gömleğinin
kollarını düzelterek oreon koridorlarında yürüyorken ofisinin kapısına asılır
ve içeri girecekken bir an durur, sonra dönerek kapıda yazan isme bakar Kaptan Ewan Crash Ewan kapıyı
kapatarak ofisine girerken bir an bunun ne tür şartlardan ortaya çıkmış bir
gerçeklik olduğunu düşünür. “biana olmasaydı, bunların hiçbiri olmasaydı sence şimdi nerede olurdun?” Ewan derin
bir nefes alarak bunların hiçbiri kavramının içine nelerin girdiğini düşünürken en önce soyadının hiç
Lysander olmadığı gerçeği önünde duruyordur. Genç adam bir an içi donarak
masasına bakarken hızla oraya gider ve başına oturarak bilgisayarını açarken
Oreon ordusunun tam kadro listesini açar, hiçbir isme bakmadan direkt arama
tuşuna basar. Çıkan kutulara aradığı ismi yazar ve onaylarken çıkan sonuca
bakar: Conrad Lysander: Şehit - Kasım 7092 Ewan boş
bakışlarla ofisinin zemini izliyorken daha fazla bir şey bilmesine gerek yok
gibi görünüyordur. Abisi daha onun abisi olamadan ölmüş, ewan’ın bildiğini bile
bilmiyorken muhtemelen ewan da bu zamanda yaşamış olsaydı bilmeyeceğini
düşünüyordur. Kaptan
crash göğsünde bir şeylerin sıkıştığını hissederek yerinden kalkarken içi
titriyor, buz gibi olmuş ellerini pantolonunun cebine sokarak ofisinden bir
ileri, bir geri yürüyorken kendi kendine güler. Genç adamın gülüşü gittikçe
büyüyorken bir an sonra ellerini cebinden çıkararak odadaki boşluğa bağırır “NEDEN HER
ŞEYE SAHİP OLAMIYORUM?!” boşluktan
cevap gelmezken ewan bir an sonra beynine saplanan bir ağrıyla ellerini başına
bastırır ve gözlerini sımsıkı kapatarak dizlerinin üzerine çöker... ewan
beynini delen matkap geri çekildiğinde gözlerini açar ve kumsalda oturmuş, onu
izleyen eidan’ı gördüğünde bağırır “ONLAR
GERÇEK DEĞİLDİ!” “zamanda
bir yerlerde gerçekti-“ “sen
zamanda gezemezsin-“ “ben
zihinlerde dolaşırım, su, zihin, hatırladın mı-“ “zamanda gezemezsin-“ “bütün
zamanlardaki zihinlere ulaşırım, biana’nın sana yaptığı şeyi de yapabilirim,
ama yapmadım. Bunlar senin hiç dokunulmamış zamandan alınan hatıralarındı.
Latty’le çok mutlu olabilirmişsiniz, evet..” ewan
kumlara bastırarak ayağa kalkarken eidan da ellerini arkasındaki kumlara
yaslayarak başını kaldırıp ona bakar “ama
onların hiçbiri olmadı ewan-“ “olmasın,
istemiyorum.” “hiçbirinin
mi-“ “eğer latty
mi, conrad mı diyorsan, conrad.” “neden?” “çünkü o
gerçek, benim.” Eidan
başını sallarken ewan yorgun, omuzları düşerek kendini tekrar kumların üzerine
bırakır, ayaklarını uzatarak ara sıra onlara yaklaşan dalgalara bakıp eidan’a
döner “tamam, hiçbir
şey olmamış gibi olmasın, ama şimdi latty’e gidersem conrad’ı öldürecek
misiniz?” eidan
başını iki yana sallarken cevaplar “henüz
keyfen kimseyi öldürme yetkimiz yok-“ “ama
gezegenleri patlatıyorsunuz..” “istisna..” ewan tabii diyerek tekrar denize dönerken eidan konuşur “ruhundaki
pişmanlık kırıntısını temizlemiş oldum böylece, değil mi?” “söküp
attın desek daha doğru olur..” eidan
mutlulukla gülerken ewan kendini kumlara bırakarak gözlerini açık gökyüzüne
diker “bitti mi?” “bitti,
denize girmek ister misin?” ewan başını
eidan’a çevirirken sorar “orada mı
öleceğim?” “Denize
girelim mi dedim, kalbini sökeyim mi demedim-“ “açık açık
söylersen kabul etmem zaten..” eidan tühlerken ewan doğrularak önündeki denize bakar “dalmak
istesem bana yüzgeç verebilecek misin?” “bir şeyler
ayarlarız..” “şu ünlü
incileri görelim o zaman..” ewan
ayaklanırken eidan da ayağa kalkıyor, konuşur “hiçbirine
dokunmayacaksın-“ “neden!?” “BENİM DE
ONDAN!” “HİZMETLERİMİN
KARŞILIĞINI ALIRIM!” “BOĞARIM!” ewan’ın gözleri
büyürken eidan sırıtır “dokunmayacaksın.” “iyi.” Eidan
başıyla suyu işaret ederken ewan üzerindeki kazağı çıkarır, ayakkabılarından da
kurtularak suya yürürken eidan ondan önce kendini suya bırakmış, hızla dalarak
gözden kaybolurken ewan aman ne güzel diyerek
gözlerini devirir ve nefesini tutarak denizin serin ve tuzlu sularına dalar.. ![]() |


