SOUNDTRACK / Cristian Castro – Dos Amantes

#28 – Many Meetings

 

 

SOUNDTRACK / Cristian Castro – Dos Amantes

 

 

mason, saraya girdiklerinde latty’i odasına çıkarmış, şimdi kapıyı açarak prensesi içeri alıyorken latty teşekkür eder ve içeri adım attığında sıcacık sarılarla ve beyazlarla döşenmiş büyük yatak odasını görünce gülümser

 

“çok güzel mason, teşekkür ederim..”

 

mason kapıyı açık bırakarak onunla beraber odaya bakıyorken latty ilerleyerek yatağa oturur, elleri örtülerin üzerinde gidip geliyorken mason onu izliyor, konuşur

 

“olanlar için üzgünüm latty..”

 

latty başını sallarken mason gider ve onun yanına oturur

 

“eskisi kadar sık görüşmüyoruz..”

“sen ülke yönetiyorsun..”

“sen de çocuk büyütüyorsun, daha zor..”

 

latty gülümserken mason da açık mavi bakışları parlayarak gülümser

 

“buraya daha farklı bir sebeple gelmiş olmanı isterdim..”

“ben de öyle, ama olmadı..”

 

mason sessizce genç kadının saçlarını omuzlarından geriye bırakırken mırıldanır

 

“sana iyi bakacağıma söz verdim..”

 

latty rahatsızca gülümseyerek yataktan kalkarken mason onu izliyor yataktan kalkar ve ona yaklaşayarak genç kadının boynundan kavrarken latty aldığı nefesini tutar. Mason’ın eli genç kadının sıcak boynunun tutuyorken gözleri gözlerinin içine bakıyordur

 

“yıllardır yakınız ama sen beni daha tanımıyorsun latty, ben de seni..”

 

latty hafifçe yutkunurken mason gülümser

 

“belki bu sefer tanışırız..”

“belki..”

 

mason başını sallarken latty genç adamın dokunuşunun çekilmesiyle dudaklarını aralar, mason’ın gözleri genç kadının dudaklarına takılmış, elini indirip ona bir adım daha atarken latty başını kaldırmış, ikisi de birbirine uzandığında nefesleri aralarında karışırken dudakları daha birbirine dokunmuyor, mason biraz daha yaklaşarak nefesini latty’nin dudaklarına bırakırken genç kadın gözlerini kapatmış, biraz sonra mason’ın nefesi de, kendisi de uzaklaşınca gözlerini açtığında mason’ı daha uzağında görür ve gülümseyerek dudaklarını kapatırken genç adam konuşur

 

“zamanını nasıl geçirmek istiyorsan öyle geçirebilirsin. Yemek saatlerimiz ya da onurunuza verilen özel davetlerimiz yok, hepsini itinayla iptal ettim..”

 

latty daha da gülümserken mason da güler

 

“herkes emrinde latty, istediğin her şey elinin altında. Çocuklar da güvende, lütfen rahat ol..”

“sağol mason, gerçekten..”

 

mason başını sallayarak gülümser ve tekrar odaya bir göz atıp dışarı çıkarken latty genç adamın arkasından kapanan kapıya bakarak döner ve tekrar yatağa oturur..

 

 

mason odadan çıkıp hızlı adımlarla koridorda uzaklaşıyorken yanından hizmetçiler geçiyor, hepsi gülümseyerek artık Rhea’nın gerçek kralı gibi olmuş adama selam veriyorken mason hepsini atlatıp odasına girdiğinde kapıları örter. Açık pencerelere yürüyüp önünde uzanan Rhea’yı izlerken elini saçlarından geçirerek az önce olanları bir an tekrar yaşar ve kendi kendine gülümserken prensesle tanıştığı ilk günün üzernden geçen yılları düşünür.

 

İkisi ara sıra görüşmüş, ama gün geçtikçe mason kendini Rhea’ya daha çok adamış, oreon’a gidiş gelişleri azalmışken genç adam latty’nin ona hep biraz kızgın olduğunu düşünmüştür. Prenses, sen de buraya gel dediğinde belki de kuşkusuz bir evet cevabı duymayı ummuş, ama alamamışken mason sanki geldikleri noktayı tamamen silmiş, her şeyi başa döndürmüş gibi hissetmiştir. Latty’nin onun için çabalaması, conrad yokken birbirlerine destek olmaları, gizli evleri, tılsımları..

 

Mason hala kendi tılsımını saklıyorken sihirli tılsım yıllardır bir kez bile parlamamış, mason belki bir gün yine çağırılacağını ummuşken umduğu şey hiç olmamıştır. Bir yerde ikisi de hayatlarına devam etmiş, ama bugün latty’nin devam ettiği hayatı tepetaklak olmuşken mason kendini ona borçlu hissediyordur.

 

Genç adam bunları düşünerek cebindeki tılsımı elinde çeviriyorken aşağıda bir şeylerin devrildiğini duyar, pencereden sarkarak avluya bakarken hizmetçi kızlardan biri üzerinde zıplayan kurbağadan kaçmaya çalışırken testisini kırmış, hala zıplayarak kurbağayı kovmaya çalışıyorken çocuklar da onun arkasından koşuyordur. Mason onları izleyerek gülümserken ellerini pencerenin önündeki parmaklıklara yaslayarak derin bir nefes alır ve temiz havayı içine çeker..

 

 

SOUNDTRACK / Rascall Flatts – Life is a Highway

 

 

“biz okulda da bunlardan giyelim bence..”

 

jaden üzerindeki tiril tiril gömleği sallıyorken kızlar da carrie’yle eş uzun etekleri elbiselerinin eteklerini döndürüyordur. Carrie onları kazaklarından ve kotlarından kurtarmış, Rhea’nın sıcacık havasını, güneşini tenlerinde hissetmeleri gerektiğini söylemiştir. Sonra hepsini odalarına sokup giyinmelerini beklemişken aşağı indiklerinde de bir posta avluda olay çıkarmış, kurbağayı zar zor ezilmekten kurtararak tekrar çayırlara dönmüşlerdir.

 

“şimdi ne yapalım istersiniz? Yüzebiliriz, ata binebiliriz, ya da koşarız- ne isterseniz!”

“koşacaksak bir amacı olsun..”

 

herkes nathan’a dönerken delikanlı açıklar

 

“bir ebe ilan edeceğim, kovalamaca oynayacağız-“

“koskoca çayırda sabaha kadar oynarız artık..”

“itirazın varsa sen bir köşede otur jaden-“

“ne itirazı! Hepinizi yer bitiririm!”

 

herkes gülerken nathan da tamam der ve dante’nin sırtına bir tane geçirip ebe olduğunu bağırır ve koşmaya başlarken dante ne olduğunu şaşırmış, bir anda etrafındaki herkesin koşmaya başladığını görünce nathan’ın arkasına takılır. Nathan dönüp de dante’yi peşinde görünce başını iki yana sallayarak sağ tarafa koşan carrie’yi gösterir, bir de salak mırıldanırken dante sırıtır ve derhal kafasını sağa eğerek yönünü o tarafa çevirirken nathan gülerek öylesine koşmaya devam eder..

 

 

carrie eteklerini tek elinde toplamış, tüm gücüyle koşuyor, saçlarını yüzünden çekip arkasına bakar, dante’yi çok yakınında görünce bir çığlık atarak önüne döner ve sola kırıp o tarafa koşmaya başlarken dante de onu takip ediyordur

 

“DAHA HIZLI KOŞAMAZSIN!”

 

carrie bir çığlık daha atarken gülüyor, ama bir an sonra ayağa bir taşa takılıp sendeleyerek çimlerin üzerine uçarken dante bir an durur, sonra yerdeki genç kızın başına koşarken herkes carrie’nin düştüğünü görmüş, kaçmayı bırakıp oraya koşar.

 

“carrie, iyi misin?”

 

carrie elleriyle çimlere basarak kalkarken yere oturarak dizlerine bakar, tozları ve yapımış otları bir kenara atarken hiçbir yeri kanamıyordur, genç kız gülümseyerek dante’ye bakar

 

“iyiyim, canım yanmadı, hem ben alışkınım-“

 

o sırada herkes carrie’nin başına çökmüş, nasıl uçtuğundan bahsediyorken carrie gülerek ellerini sallıyordur

 

“iyiyim, gerçekten, alışkınım ben! Günde kaç kere düşüp kalkıyorum!”

“acıyor mu bir tarafın?”

 

carrie, faye’e dönerek acımadığını söyler ve hop diye ayağa fırlarken eteklerini silkeler

 

“ama siz dikkat edin, incinirseniz bütün tatil zehir olmasın..”

 

herkes başlarını sallarken carrie onların keyiflerinin kaçtığını görmüş, cıklayarak dante’ye bakar

 

“hadi yakaladın sayıyorum..”

 

dante sırıtırken carrie tekrar onun omzuna vurup koşmaya başladığında bağırır

 

“AMA O KADAR KOLAY DEĞİL! BİR DAHA EBESİN-KAÇIN!”

 

herkes gülerek yine her bir yana dağılırken dante homurdanarak yine koşmaya başlar..

 

 

kevin bağırarak nathan’ın üzerine atlar ve ikisi beraber saman yığınlarının üzerine düşerken kevin kollarını kaldırarak nathan’ın üzerinde uçuyormuş gibi yaparak kazandığını bağırır. Nathan samanların içinde kıvranıyorken diğerleri gelip kevin’ı kollarından çekip kaldırır, nathan da ağzındaki samanları tükürerek ayağa kalkıyordur. Dante onun halini görünce gülerek yere oturur

 

“artık hiç aç kalmazsın nathan, bak her yer saman!”

 

nathan çok komik olduğunu söyleyerek bir kucak samanı dante’nin başından aşağı atar, sonra de geçip samanların üzerine uzanırken herkes koşmaktan yorulmuş, kendilerini çimlere ve yer yer yayılmış samanlara bırakırlar.

 

Liv pırıl pırıl olan gökyüzünü izliyorken konuşur

 

“çok küçükken biz buraya gelmişiz biliyor musunuz?”

“o zamandan belliymiş buraların sahibi olduğum..”

 

herkes nicole’e gülerken carrie konuşur

 

“gerçek kan sahibi değilsiniz ama, değil mi?”

 

gülüşler bir anda solarken bütün kafalar carrie’ye döner, bir yandan da nicole’ün tepkisi bekleniyorken carrie yanlış bir şey söylediğini anlamış, özür dilemek için ağzını açtığında nicole konuşur

 

“doğru, değilim, ama gerçek kan sahiplerinden daha çok sahipleniyorum. Bazı prensler utansın..”

 

nicole’ün alaylı tonuyla herkes rahatlarken jonathan elinin altındaki bir çöp samanı alıp nicole’ün kulağını gıdıklamaya başlar

 

“lafına dikkat et kelleni uçururum, prenses falan dinlemem-“

“biraz zor-“

 

nicole jonathanı çöpü tutan elinden çekip yere atarken kevin ve benjamin en küçük erkekler olarak ayağa fırlamış, nicole için tezahürat ediyordur. Genç kız gülerek jonathan’ın üzerine oturur ve kollarını başının üstünde tutup suratına küçük küçük tokatlar atarken jonathan hiçbir yere kaçamıyor, bağırır

 

“O AYAK BİLEKLERİMİ TUTANI KALKINCA DÖVECEĞİM-KIZIM VURMASANA ARTIK!”

 

bilekleri tutan liv gülüyorken nicole bir iki tokat daha atar ve gülerek conconun alnına vurur, sonra parmaklarını büzüştürüp delikanlının ağzına tutar

 

“üfle..”

 

jonathan üfler, nicole bir daha alnına vurup yine aynı şeyi yapınca jonathan eeeh!leyerek daha şiddetli çırpınmaya başlarken herkes gülmekten yerlere yatar...

 

 

SOUNDTRACK / Rascall Flatts – Mayberry

 

 

Bir hafta sonra çocuklar Rhea’nın altını üstüne getirmiş, Carrie onları her delikten sokup çıkarmışken avluda ayaklarının altında dolaştıkları herkes onları tanır olmuştur. Oğlanlar ara sıra çeşmeden su taşıyan kızlara yardım ediyor, yaşıtlar arasında flörtler havada uçuşuyorken kızlar da çayırda yaptıkları pikniklerde kuzuları sevme bahanesiyle çoban delikanlılarla sohbet ediyorlardır.

 

Aralarında en çok allison kikir kikir ortalıkta dolaşıyorken alexa’nın gözü sürekli küçük venüs kızındadır. Kardeşini kuzu seveyim derken kurtlara kaptırmamaya çalışıyor, o arada da kendisi sağdan solan gelen bakışlara boncuk dağıtıyordur. Venüs kızlarının bu flört işi jaden’ın canını sıkıyorken o da sıkıntısını ara sıra owen ve jonathan’la saman taşıma yarışı yaparak atıyordur.

 

Owen ikinci gün biraz daha açılmış, gülüp konuşmaya başlamışken kenda hala biraz çekingen davranıyordur. Carrie onu birkaç kez ekmek yapmaya götürmüş, ara sırada da göl kenarında uzun uzun oturup sohbet etmişlerken onun dışında kenda pek sohbetlere katılmıyor, herkes onun aklının nerede olduğunu biliyordur. Kimse çok fazla üzerine gidip daha beter onu kaçırmak istemiyorken kenda da olabilidiğince onların yanında gülümsemeye çalışıyordur.

 

Genel olarak kurbağalar hayatlarının tatillerini geçiriyorken nathan ve kevin akşamları bazen bilgisayar krizine giriyor, ama gecenin bir vakti rahat rahat çıkıp kendi yaptıkları ipten salıncaklarda kusana kadar sallanınca krizlerinin şiddeti de diniyordur.

 

Geceleri salıncaklara koşanların yanında gündüzleri durmadan kolye yapan bir topluluk kız vardır ki bunların başını liv ve emily çekiyordur. ikisi de carrie’nin bir gün onlara gösterdiği el işi çadırından çıkmıyor, her gün başka bir model boncuklu kolyeyle geliyorken artık  kendi boyunları boncukları taşımamaya başlayınca diğer kızlara da yapmaya başlamışlardır. Bir tek kızlara değil, her gün bir iki bilezik ve kolye de latty’e ulaşıyorken kızlar her yemekte ya da toplu gezintide latty’e ne kadar güzel olduğundan bahsediyorlardır.

 

Bu bir hafta içinde Latty de çocukların sesinin içinde kendi sesini bulmuş, sabahları erken kalkıyor, akşam istediği zaman yatıyor, istediği her şey yerine geliyorken sinirini bozacak tek bir şey bile olmuyordur. Jonathan zaten annesinin yoluna köle oluyorken latty oğlunun arkadaşlarıyla nasıl geçindiğini de böylece görüyor, onunla daha da gurur duyuyordur. Ara sıra onlarla birlikte göl kenarına iniyor, yüzüyor, gülüyor, yıllar öncesinde kalmış gençlik sohbetlerine katılıyorken içinde bir yerlerde onlar kadar rahatça gençliğinin zevkini sürememiş latty mutlu oluyordur.

 

Prensesin içinde bir başka latty daha vardır ki onun derdi de, heyecanı da bambaşkadır. Mason sürekli etrafında, ama hiç tam olarak yanında değilken latty gel demeden de gelecek gibi durmuyordur. Latty illk günler böyle olmasına minnettar olmuş, ama şimdi o da uzaktan mason’ın ne yaptığını, nerelere gittiğini izlemeye başladığını fark ettiğinde bir adım daha yaklaşmanını zamanı olduğunu anlamıştır.

 

Mason her sabah mutlaka sarayı dolaşıyor, avluda işlerin nasıl yürüdüğüne bakıyor, öğleden sonra her kasabadan meclis üyeleri geliyor, akşama kadar onlarla toplantılar ve tartışmalar sürüp gidiyorken latty birkaç toplantıya girmiş, ama herkes prenses bunu yapalım, prenses bu daha iyi değil mi, prenses lütfen siz söyleyinlere girince latty bir daha Rhea’nın işlerine karışmamaya karar vermiş ve sadece bir misafir olduğunu açıkça belirterek tatiline devam etmiştir. Prensesin bile işlerin içinden çekilmesi Mason’ın bir hayli işine yaramış, meclis üyeleri yine elçi Shaw’ın eline kaldıklarını anlamış, sonraki günler toplantılar daha da kısalmışken Mason ara sıra gelip Latty’e teşekkür ediyordur.

 

Yine toplantı dolu bir günün ardından Mason, latty’nin nerelerde olduğunu arıyor, genç kadını carrie’nin büyük annesiyle mutfakta oturmuş, diğer kızların işlerine yardım eder bulduğunda gülümseyerek onların yanına gider

 

“mutfakta işler nasıl grace kalfa?”

“iyi oğlum, latty’le sohbet ediyorduk-bak hele şu fasulyeleri kesişine..”

 

latty gülerken grace kalfa genç kadının kestiği fasulyelerin ne kadar muntazam olduğunu gösteriyordur. Mason çok beğendiğini söylerek ağzına atarken grace kalfa onun eline vurur

 

“çiğ çiğ yeme onları midene kurt düşecek-hiç sözümü dinlemez bu kızım..”

 

latty cıklayarak elindeki tahta saplı bıcağı mason’a sallarken mason gülerek grace kalfanın başını öper ve diğer kızların yanına giderken kızlar hemen bu akşam çocuklarla prensese ne ikram edileceğini ballandıra ballandıra anlatmaya başlarlar..

 

 

mason ve latty sohbet ederek mutfaktan çıkıyorken saray kapısını tutan görevlilerden biri onların yanına yaklaşır

 

“efendim, oreon’dan kral lysander geldi..”

“hangisi?”

“ewan lysander, efendim..”

 

latty bir an ewan’ın adını duyunca şaşkınlıkla mason’a bakarken genç adam görevliyi yollayarak ewan’ı rahat ettirmelerini söylüyordur, onlar da hemen geleceklerdir. Görevli uzaklaşırken latty mason’a dönerek sorar

 

“ya kötü bir şey olduysa-“

“merak etme olmamıştır, olsa conrad beni çağırırdı..”

“sağol mason, bundan sonra her ortadan kayboluşunda kötü bir şey var sanacağım..”

 

mason gülerek latty’i önüne katarken genç kadın boyunundaki renkli boncuktan kolyelerle oynayarak ewan’ın rahat ettirildiği konuk odasına yürür..

 

 

“ewan, hoş geldin..”

 

ewan ve mason el sıkışırken latty, ewan ona döndüğü anda sorar

 

“bir şey mi oldu?”

 

ewan gülümseyerek onun renklenmiş yüzüne bakar ve sarılırken cevaplar

 

“olmadı, merak etme. Sizi merak ettim, iki hafta olacak, özledik..”

“biz de özledik, ama çok da eğleniyoruz..”

 

latty ve ewan ayrılırken genç kadın çocuklarının sesinin saraya dolduğu açık pencereleri işaret eder

 

“çocuklar fazla oksijenden yerlerinde duramıyorlar..”

 

ewan gülerken latty’nin yanındaki mason konuşur

 

“sizi bir süre yalnız bırakayım, bana ihtiyacınız olursa haber verin lütfen..”

“sağol mason..”

 

mason gülümseyerek latty’nin sırtını hafifçe okşar ve ewan’a hafifçe başını eğerek kapıya döner. O dışarı çıktığında latty tekrar ewan’a dönmüş, az önce gülümsemenin kaybolduğunu görünce iç çekerek arkadaki koltukları işaret eder, ikisi beraber otururlar..

 

 

SOUNDTRACK / Switchfoot – Only Hope

 

 

“bu sabah boşanma kağıtlarını imzaladık, öğlene doğru basında haberler patladı. Ewan Lysander yalancı kraliçeden boşandı!”

 

latty iç çekerek genç adamın ellerini tutarken  ewan başını iki yana sallıyor, mırıldanır

 

“çocuklar daha neler görecek, okula döndüklerinde kimbilir neler söylenecek arkalarından-“

“onları düşünme ewan, engelleyemeyeceğimiz şeyler-“

“bilmiyorum latty, yanlış üstüne yanlış yapıyormuşum gibi geliyor. O kadar boğuldum ki conrad beni de buraya attı..”

 

latty gülümserken ewan başını kaldırarak ona bakar

 

“iyileşmişsin..”

 

prenses başını sallar

 

“çok iyi baktılar bana..”

“biz bakamıyorduk, iyi oldu-“

“öyle demek istemedim-“

“ama öyle, bakamadık. Bir köşeye attık seni, halbuki sen bizimdin latty, benimdin.

 

Latty içi titreyerek ewan’a bakarken genç adam konuşur

 

“sürekli seni düşünüyorum..”

 

latty’nin bakışları donarken kalbi ağzında atıyor, ewan’ın gözlerine bakıyorken genç adam ellerinden birini kurtarıp latty’nin yüzünü tutar

 

bizi düşünüyorum aslında, unuttuklarımı, sonra tekrar hatırladıklarımı-“

“ewan geçmişe dönmek için hiç uygun bir zaman değil, farkındasın-“

“değilim. Olanları öğrendiğim ilk andan beri bunu düşünüyorum. nasıl olurdu? ikimiz nasıl olurduk, devam etseydik, başarsaydık, ben seni itip hiç biana’ya gitmeseydim-“

 

latty başını iki yana sallarken ellerini çekecek olur, ama ewan ona izin vermez. Latty tutulan ellerine bakıyor, dudağını ısırarak bakışlarını ewan’a kaldırır, genç adam onu izliyorken konuşur

 

“çocuklar küçükken, biana’yla ilk sorunlarımız olduğu zamanlar, bir gece-“

“o gece yıllar öncesinde kaldı-“

“bizim her şeyimiz yıllar öncesinde kaldı latty, şimd için bir şey yaratana kadar sürekli lafımı mı keseceksin?”

 

latty susarken ewan ona bakıyor, biraz sonra prensesin ellerini bırakarak oturduğu yerden kalkar ve kapıya ilerlerken konuşur

 

“gidip çocukları bulmalıyım, conrad ne kadar beni atmış olsa da uzun süre kalamam..”

 

ewan kapıyı açıp çıkacakken latty de arkasından gelip onun koluna tutunmuş, diğer eliyle kapıyı iter ve ewan ona döndüğünde başını kaldırarak genç adama uzanırken ewan da ona eğilmiş, dudakları birbirine değdiğinde latty’i belinden tutarak kendine çeker..

 

 

ewan kollarındaki kadını öpüyor, öptüğü dudaklar da ona geri bastırıyorken latty’nin boynu acıyor, ama genç kadın aldırmadan ewan’ın yüzünü tutarak öpüşmeye devam ediyordur. Ewan elini latty’nin ensesine koyarak onu destekler ve biraz daha eğilip genç kadını kavrayarak hafifçe kaldırırken latty’nin ayakları yerden kesilmiş, ewan bir adım geri atarak kapıya yaslanırken latty’de onun göğsüne yapışmış, ikisi de kapının desteğiyle birbirinde ayrılırken latty nefes nefese ellerinin arasındaki yüze bakıyor, parmakları ewan’ın hafiçe çıkmış sakallarına bastırıyorken bir an gözlerini kapatarak yutkunur ve tekrar gözlerini açtığında mırıldanır

 

“sana ihtiyacım var ewan, ama korkuyorum..”

 

ewan iç çekerek alnını prensesin alnına yaslarken konuşur

 

“biliyorum, ben de korkuyorum..”

“çok uzun yıllar oldu, birbirimizi unuttuk-“

“ama hiç unutmadık da...”

 

latty gülümserken başını çeker, ayakları hala yerden iki karış yukardayken ellerini ewan’ın omuzlarına indirir ve daha sıkı tutunurken ewan da onu biraz daha kavrar. Latty karşısındaki adamın yüzünü izliyorken mırıldanır

 

“ya yine geçmişe dönüp bir hata yaparsak, bizi bekleyen daha iyi şeyleri göremezsek-“

“mason gibi mi?”

 

latty cevap vermezken ewan sorar

 

“onunla olmak istiyor musun?”

“sorunun cevabını bilsem seni öpmem, değil mi?”

“biz çok öpüştük latty, bir sürü farklı anlamı vardı..”

“bu neydi?”

sana ihtiyacım var, ama korkuyorum.”

 

Latty gülümserken başını eğer ve ayaklarını sallandırarak inmek istediğini gösterirken ewan onu indirir, ama bırakmazken latty yine başını kaldırmış, ona bakar

 

“çocuklar dönüp, her şey sakinleştikten sonra konuşalım-“

“sen o sırada mason’la evlenmezsem-“

“evlenmek istersem evlenirim-“

“evlenme. Daha değil..”

 

Latty’nin kalbi ritm kaçırırken ewan onun boynundaki boncuklara bakıyor, gülümser

 

“çok güzel olmuş..”

 

latty de başını eğerek el işi kolyelerine bakarken gülümser, ikisi boncukları inceleyerek duruyorken latty ewan’a yaslanır..

 

 

kenda göl kenarında oturmuş, parmakları usulca suyla oynuyorken genç kız kimsenin duymadığı sesleri duyuyor, nilüfer yapraklarının birbirine dokunup zıt yönlere gitmesini izliyorken biraz sonra ilerde birisi onun nerede olduğunu sorar. Kenda babasının sesini duyduğuna yemin edebilecekken arkasını döner, gerçekten owen’a sarılan babasını gördüğünde yüzü aydınlanarak eteklerini toplar ve oturduğu yerden kalkıp oraya koşarken babasına seslenir

 

“baba! Buradayım!”

 

ewan oğlunu bırakıp kızına dönerken kenda gülerek onun kollarına atlar, babası onu tutarak döndürürken güzel kızın saçları uçuşuyor, ayakları tekrar yere bastığında iki haftadır doğru düzgün gülmeyen gözleri parlıyordur..

 

 

SOUNDTRACK / Carrie Underwood – Crazy Dreams

 

 

Rhea’daki son haftada kenda dahil bütün kurbağaların yüzleri gülüyorken carrie bugün herkesi artık kaçamayacakları bir şekilde ahırlara sokmuştur. Birazdan ellerindeki en uysal atı yularından tutmuş, yüzünü okşayarak getiriyorken çocuklara döner

 

“bu kızımızın adı kelebek-“

 

jonathan kızıl tüyleri üzerine sapsarı bir yelesi ve kuyruğu olan atı görüp kelebek adını da duyduğunda özlem dolu bir ses çıkarırken nicole delikanlının kafasına sarılmış, sırtını sıvazlar

 

“sevgilisini özledi yavrucak, sen devam et carrie..”

 

carrie gülümseyerek kelebek’in başını okşamaya devam ediyorken konuşur

 

“kelebek çok uysaldır, hiçbirinizi üzerinden atmaz, acemileri hisseder resmen-“

“ben beyninde çınlayacağım o zaman..”

 

carrie gülerek danteye bakarken önüne bağladığı önlüğünün cebinden birkaç havuç parçası çıkarır

 

“al bunları yedir, alışın birbirinize, önce sen bineceksin-“

“sen beni öldürmeye yemin mi ettin?”

“peşimden koşup çimlerde yuvarlamadan önce düşünecektin!”

“hani canın yanmamıştı!?”

 

carrie omzunu silkerken delikanlının elini açıp havuçları verir, sonra bileğinden tuttuğu eli kelebek’e uzatırken dante yüzünü buruşturmuş, okula dönünce kolunu bir atın kopardığını nasıl anlatacağını düşünüyorken kelebek usulca uzanmış, havuçları çabucak alıp çiğnmeye başlamışken dante boş kalan eline bakar

 

“iyi, beni yemedi-“

“atlar insan yemez oğlum..”

 

dante umarım bir gün seni yerler diyerek nathan’a bakıyorken carrie biraz daha havuç çıkarmış, dante’yi çekerek kelebek’e biraz daha yaklaştırır. Dante halinden gayet memnunken elini, kolunu, hatta bütün vücudunu carrie’ye emanet etmiş, o ne derse yapıyorken diğerleri ara sıra dante’yi bu hafta sonu buradan nasıl çıkaracaklarını düşünüyordur..

 

 

“belimi tut, kalçamı değil..”

“pardon..”

 

dante ellerini carrie’nin beline koyarken genç kız gülümsüyor, dante illa benimle beraber sen de bin dediğinde itiraz edememiştir. Carrie önde, dante arkada, kelebek onları korkutmadan çayırda yürüyorken carrie arkasındaki delikanlıya sorar

 

“ne düşündüğümü duyabiliyor musun?”

“daha o kadar büyümedim..”

“iyi, rahatladım..”

 

dante gülerken mavi gözleri kısılmış, ilerde uzanan yeşillikleri izliyorken bu sefer de o sorar

 

“senin özel bir gücün yok mu?”

“var, rhea sihirlidir dante, herkesin bir gücü var..”

“senin gücün nedir?”

“göstermemi ister misin?”

 

dante başını sallayarak evet derken carrie gülümser

 

“sıkı tutun o zaman-“

“neden-“

 

carrie, kelebek’i o anda hızlandırıp koştururken dante carrie’ye daha da sarılmış, genç kızın sırtını göğsüne bastırmışken onları taşıyan kelebek, şimdilik uzak gibi görünen ormana koşar..

 

 

kelebek, ağaçların sıklaştığını görünce durmuş, carrie onun boynuna hafifçe vurarak severken konuşur

 

“tamam kelebek, sen burada bekleyeceksin kızım.. dante, inebilecek misin?”

“onu yaparım sanırım-“

“yavaş, düşme..”

 

dante en az hasarla kelebek’in üzerinden inmiş, utanmadan bir de carrie’ye elini uzatmışken genç kız gülerek teşekkür eder ve indikten sonra da onun elini bırakmadan yürürken dante başını çevirip hiçbir yere bağlanmış kelebek’e bakar

 

“at kaçarsa?”

“kaçmaz, beklemesini söyledim ya, duymadın mı?”

“duydum da, o at-“

 

dante bir an durur, sonra carrie’ye dönerken genç kız gülümsüyordur

 

“hayvanlar beni anlar, başka şeyler de anlar, mesela bak..”

 

dante bakar, ama neye bakacağını bilmiyorken carrie elini yanlarındaki ağacın dallarına uzatmıştır

 

“bir tane elma alabilir miyim?”

 

hafif bir rüzgar esip ağacın dalı carrie’nin eline eğilirken genç kız elmayı koparır

 

Kehran..”

 

ağaç teşekkürü kabul edip dalını tekrar kendine çekerken carrie gülümseyerek elindeki kıpkırmızı elmayı dante’ye uzatır

 

“bitkilerle ve eşyalarla da konuşurum-“

“muhteşem bir şey..”

 

dante’nin sesi şaşkın biri fısıltıyla çıkmışken elindeki elmaya bakıyordur. carrie de onu izliyorken dante tekrar kendini toparladığında ağaca bakar

 

“bir daha söyle..”

 

carrie gülerek elini kaldırır ve bir elma daha isterken bu sefer başka bir dal uzanır, genç kız en güzel elmayı alıp yine teşekkür ederken eliyle parlak meyveyi şöyle bir siler, sonra kocaman bir ısırık alırken dudağının kenarından akan suyu parmaklarının ucuyla silerek güler ve dante’nin elindeki elmayı işaret eder

 

“sen de ye!”

 

dante daha büyük bir parça ısırıp hayatının en sulu elmasını çiğnemeye başlarken carrie elini delikanlıya uzatır, dante tutarak onu takip ederken carrie önlerini kapatmış çalılardan yol vermelerini rica eder ve ormanın derinliklerine yürürken dante iki yana açılan dalları izleyerek carrie’nin arkasından yürür..

 

 

SOUNDTRACK / Carrie Underwood – I’ll Stand by You

 

 

dante elmasının çöpünü elinde sallıyorken ikisi az önce farklı bir gölün kenarına gelmişler, dante daha önce hiç görmediği kuşların birer ikişe suya inip tekrar uçuşlarını izliyordur. Carrie hala kendi elmasını bitirmemiş, sessizce oturuyorken eteği etrafında balon olmuş, genç kız elleriyle indirirek kumaşı dalgınca etrafına yayıyorken dante ona döner

 

“carrie?”

 

güzel kız hmmlayarak başını kaldırırken dante gülümser

 

“hiç.. daldın, uyandırayım dedim..”

 

carrie gülümseyerek lokmasını yutar ve öyle konuşur

 

“sıkıldın tabii, hadi gidelim-“

“hayır! yani sıkıldığımdan demedim, sıkılmadım, çok güzel burası, hep burada kalalım-“

“şimdi de abarttın.”

 

Dante sakinleşerek önüne dönerken masmavi bir kuş gelip ikisinin ortasına konmuştur. Carrie gözleri parlayarak elini güzel kuşa uzatırken konuşur

 

“çok güzelsin sen, gel..”

 

kuş zıp zıp yürüyerek carrie’nin uzattığı ele çıkar ve genç kız için en güzel sesiyle öterken carrie de ona ıslık çalıyor, kuş onunla beraber adeta şarkı söylüyorken carrie gülerek onu tekrar yere bırakır, mavi kuş yine zıp zıp bir yerlere gider, yaprakların arasından bir şey kapıp tekrar uçarken carrie kuşu izliyor, dante de carrie’yi izliyorken genç kız tekrar önüne döndüğünde dante’yi onu izler bulunca gülümser

 

“sen hep beni izliyorsun, farkındayım..”

“ben sana aşık oldum galiba carrie..”

 

carrie’nin gözleri büyürken dante daha aşkın anlamını bile bildiğinden emin değil, ama buraya geldiklerinden beni bu kızın etrafında pervane oluyorken sürekli onun dikkatini çekmeye çalışıyor, her oyunda, her yapılan işte onun dibinde bitiyor, carrie ona gülünce içi eriyorken aşk bu olsa gerektir.

 

“kızdın mı?”

“kızmadım..”

 

carrie yanakları kızararak başını eğerken gülümser

 

“biraz utandım..”

“utanma, ya da utan, öyle de güzelsin..”

 

carrie hafifçe gülerken dante de gülümseyerek genç kıza biraz daha yaklaşır. Carrie başını kaldırarak ona yaklaşan yakışıklı delikanlıya bakıyorken etrafındaki ağaçlar ona bir şeyler fısıldıyor, carrie heyecanla kendi kalbinin atışını duyuyorken dante’nin yüzü tam karşısındayken yutkunur. İkisinin de bakışları birbirlerinin dudaklarına inmişken ikisi de daha önce öpüşmemiş, nasıl olduğunu bile bilmiyorken etraftan gördükleri kadarıyla birbirlerine uzanırlar.

 

Carrie göz kapakları titreşerek gözlerini kapatırken dudakları üzerinde ilk defa başkasının dudaklarını hissettiğinde nefesini tutarak öylece durur. Dante de onun kadar heyecanlı, elleri yerdeki yapraklara bastırıyor, kapalı gözlerle dudaklarını karşısındaki kızın dudaklarına bastırıyorken şimdi ne yapacağını bilmiyordur. Bu kadar mıdır? Bu kadarsa hep böyle kalsalar olmaz mıdır?

 

Delikanlı hafifçe başını eğerek genç kızı bu sefer başka bir şekilde öperken carrie minicik bir ses çıkarmış, ikisinin dudaklarından başka hiçbir yerleri birbirine dokunmuyorken dante hafifçe dudaklarını aralar, carrie’nin alt dudağını öperek çekilir, sonra üst dudağını öper, sonra tekrar ikisine birden dokunup geri çekilirken carrie’nin gözleri hala kapalı, dudakları hafif aralıkken dante onun yüzünü izliyor, yutkunarak yeşil gözlerin açılmasını bekliyordur.

 

Carrie sonunda gözlerini açtığında ikisi birbirlerine bakarlar, iki yüzde de hafif bir gülümseme belirirken bakışlar derhal başka yerlere döner, eller yerde ya da üzerlerinde oynayacak daha ilginç bir şey bulmuş, saçlar düzeltilerek gömleğin üzerindeki küçük yaprak parçaları ayıklanır..

 

 

Kelebek tekrar ahırların olduğu yere yaklaşırken çimlerde sere serpe yatmış kurbağalar muhabbetlerini yarıda kesip atın geldiği yere bakarlar. Faye tek kaşını kaldırarak kardeşine bir bakış atıyorken dante gülümser, birazdan carrie’yle beraber attan inip diğerlerine döner

 

“carrie ağaçlarla konuşabiliyor..”

 

herkesin gözleri ilgiyle açılırken dante hayvanlardan ve eşyalardan da bahsedince herkes ayaklanır, dante gözlerini deviriyorken carrie neler olduğunu sorar, nathan cevaplar

 

“bugün oyuncağımız sensin..”

 

carrie kaşlarını kaldırarak dante’ye bakarken bu sefer dante onun elini tutar, ikisi diğerlerini takip ederken nathan dönüp şöyle bir arkasına bakar, ikisinin el ele tutuştuğunu görünce sırıtarak önüne dönerken gereksizce öksürür, onu duyan dante gülümseyerek yürümeye devam eder..

 

 

“adı neymiş onu sor..”

 

jonathan avludaki çeşmeyi işaret ediyorken carrie gülmekten konuşamıyordur. Jonathan çeşmenin yanında eğilip taşlarını okşarken başını carrie’ye çevirir

 

“çok güzel olduğunu söyle, akşam işi yoksa buluşmak istediğimi de ilet-“

 

bu sefer herkesten bir kahkaha koparken jonathan güzel çeşmenin musluklarını öpüyordur, nicole onu kafasından tutup çekerken carrie’ye döner

 

“kaç yaşındaymış onu sor, eski bir şeye benziyor-“

“jigolo oldun concon!”

 

herkes tekrar yerlere yatarken jonathan jaden’ın kafasını kırmaya teşebbüs ediyordur, kızlar önüne atlayınca başarısız olur..