![]()
#29 – Latty Takes One Step Forward SOUNDTRACK / Matt
Wertz - Heartbreaker latty saçlarını toplayarak odasından çıkıyorken koridorun ucundan ona
doğru gelen mason’ı görünce gülümser, ama genç adamın yüzü hiç gülmüyorken latty
bu sefer kesin bir şey olduğunu biliyor, koşar adımlarla mason’a giderken genç
adam onu yarı yolda yakalamış, belinden kavrayıp hafifçe eğer ve dudaklarına
kendi dudaklarını bastırırken latty inleyerek onun sarışın başını tutuyor,
ikisinin ağızları açılarak tadları birbirine karışıyorken latty nefesini
vererek genç adamdan ayrılır, gözleri tekrar açılırken karşısında ewan’ın
yüzünü gördüğünde irkilerek rüyasından uyanıp yattığı yerden doğrulur ve o
sırada kapının durmadan vurulduğunu fark ederken dışarı seslenir “evet?” “anne hadi kalk göle gidiyoruz!” latty tekrar yatağa düşerken jonathan’a beş dakika sonra aşağı
ineceğini söyleyerek bir süre tavanı izler.. latty göl kenarında oturmuş, başındaki hasırdan şapkanın ucuyla
oynuyorken önünde çocuklar sırayla göle atlıyorlardır. Latty onların
bağırışmalarını dinliyor, ara sıra sallanan ellere o da geri el sallayıp
gülümsüyorken ezberlediği hareketler dışında bütün beyni ewan ve mason’la
doludur. Latty günlerdir ewan’ın söylediği şeyleri düşünüyor, o yüzden mason’a
çok yaklaşamıyor, ama mason’ı da canı çekiyorken genç kadın şu anda hiç olmadığı kadar
delora’yı özlüyordur. Böyle bir şey olduğunu
ona anlatsa, delora ona bir şey söylese ve bütün vicdani sorumluluğu
alsa o kadar güzel olacaktır ki.. “canın
çekiyorsa git tadına bak..” latty kendi kendine gülümserken delora burada olsa aynen öyle
söyleyeceğinden emindir. Genç kadın iç çekerek yanında duran meyve sepetinde
bir iki tane üzüm koparıp ağzına atar ve allison’ın çığlık çığlığa sulara
gömülmesini izlerken yüzünü buruşturur.. “jonathan!” jonathan suyun içinde annesinin olduğu
tarafa dönerken ona el sallar, latty de geri el sallarken seslenir “ben saraya dönüyorum oğlum, dikkatli olun!” çocukların tarafından tamamlar
yükselirken latty meyveleri bıraktığını da söyleyerek arkasını döner ve
şapkasını düzelterek saraya ilerlerken iki gün sonra buradan ayrılacaklarını
bilmenin rahatlığıyla canının çektiği şeyin tadına bakmaya gider.. latty her zaman meclis toplantılarının yapıldığı odanın önünden geçmiş,
içerisinin boş olduğunu görünce mason’ın asıl odasına ilerlerken kafasındaki
şapkayı çıkarıp saçlarını havalandırır, boynundaki boncukları düzeltir,
üzerindeki yeşil elbisenin eteğini silkelerken hazır olduğunu düşündüğünde
kapıya vurur, mason’ın sesini duyunca içeri girerken genç adam onu görünce
gülümser “latty.. çocuklarla gölde olduğunu sanıyordum?” latty kapıyı kapatırken başını sallar “öyleydim, sonra sana bir şey söylemem gerektiğini anladım, geldim..” “anladın?” “evet.. birkaç gündür düşünüyordum aslında, ama bugün yapmam
gerektiğini anladım..” mason kaşlarını çatarken latty elindeki şapkayı sağındaki iskemlenin
üzerine bırakarak mason’ın başında oturduğu kocaman ahşap masanın başına gelir,
ellerini yaslayarak genç adamın gözlerine bakarken mason tek kaşını kaldırmış,
gülümser “çok ciddi bir şeye benziyor..” “çok..” mason arkasına yaslanırken latty masayı bırakarak etrafından dolaşır,
mason’ın yanına gelip dururken genç adam gözleri parlayarak ona bakıyor,
yüzünde rahat bir gülümseme varken latty de gülümser “yas dönemini atlattım mason, ama şimdi başka kararlar vermem
gerekiyor-“ “ne gibi?” “senin bilmene gerek yok, ama yine de onların önünde duruyorsun..” “neyin önünde durduğumu bilmeden nasıl çekileceğim?” latty genç adamın omzunu tutarak ona eğilirken mason da ona bakıyor,
gülümser “rhea sana çok iyi geldi latty..” latty de güneşten yanmış teni ışıldayarak gülümserken biraz daha eğilip
mason’ı öptüğünde genç adam elini kaldırır ve latty’i belinden tutup kucağına
çekmeden önce kapıları kilitler.. latty mason’ın kucağına oturduğunda ikisinin de ağızları açılır,
öpüşleri büyürken latty parmaklarını genç adamın sarı saçlarınfan geçirmiş, hafifçe
sıkarken mason onu iterek ayağa kalkar. Latty ona bakıyorken mason genç kadının
belinden tutup masaya yaslar ve kalçasını kavrayarak oturmasını isterken latty
ellerini bastırarak kendini kaldırır ve masaya otururken mason onun
bacaklarının arasında duruyor, genç kadının yüzünü tutarak dudaklarını örterken
latty de kendini onun kollarına bırakarak aldığı nefesi verir.. mason latty’nin elbisesini sıyırıyorken ikisi göz göze, hiçbir şey
söylemiyorken birazdan mason’ın elleri durduğunda latty başını eğerek önüne
bakar ve hafifçe gülümserken mason da gülüyor, ellerini bacaklardan çekip
latty’nin yüzünü tutarak kendine baktırırken sorar “buraya kadar güzel miydi?” “güzeldi..” mason güzel diyerek
genç kadının dudaklarına eğilir ve hafifçe öperek geri çekilirken latty onu
pantolonunun belinden tutumuş, bırakmaz “sürekli rüyamda görüyordum, artık gelmem lazımdı..” mason işte buna gülerken latty de gülüyor başını eğerek mason’ın
göğsüne yaslar. Mason latty’nin başını tutarak başını ona eğerken sorar “rakibim kimdi?” latty gülümser, ama cevap vermezken mason hmmlar- “ewan..” “kazanabilme şansım var mıydı?” “bilmiyorum, şimdiye kadar ben bile kaybettim..” mason eğilerek onun başını öperken latty de geri çekilerek genç adamın
gözlerine bakar “çok güzel bir ay geçirdim mason, çocuklar da çok mutlu oldular. Her
şeyi kusursuz yürütüyorsun. Conrad neden seni arayıp sormuyor diye düşünme, içi
rahat da ondan..” mason’ın gözleri parlarken latty onun saçlarını düzelterek dikleşir ve
yine masayı tutarken mason gülerek onun önünden çekilir ve prenses yol verirken
latty teşekkür ederek iner “hatırlar hatırlar gülersin...” “unutursam gelir tekrar anlattırırım..” latty onun göğsüne vurarak şapkasını bıraktığı iskemleye gider ve alıp
tekrar başına takarken konuşur “mutfakta çalışan kızların hepsi sana aşık bu arada, eğer aralarından
beğendiklerin varsa ben gitmeden halle-“ “latty.” “tamam, daha utandırıcı bir şey yapmaya çalışmayacağım, gidiyorum..” ve genç kadın dönerek kapıyı açar, dışarı çıkarken yarı yolda arkasını
döner “bir tane çok güzel sarışın bir kız-“ “latty.” “tamam!” latty gülerek kapıyı çekerken mason da gülümsüyor, derin bir nefes
alarak başını silkeler ve ne olduğunu kesinlikle hatırlamadığı işinin başına
döner.. “dante olmaz! Hava karardı!” “bir şey olmaz! Carrie yanımda olacak-“ “hayır, izin vermiyorum!” dante iyi diyerek
gidip yatağına otururken kollarını kavuşturur, faye de kapının yanına otururken
dante kollarını indirerek ona bakar “yarın gidiyoruz, carrie’yle bir gece daha vakit geçirsem ne olacak?!” “yarın sabah vakit geçirin, olmuyor mu?” “faye sen benim annem misin?” “ablanım! Gitmeyeceksin, başına bir şey gelir-“ “umarım kurtlar bu odaya gelir ve beni yer, sen de rahatlarsın!” faye şokla kardeşine bakıyorken dante o salak cümleyi o kadar büyük bir
nefretle kurmuştur ki faye içine bir şeyin saplandığını hissederken konuşur “carrie için benim kalbimi mi kırıyorsun?!” “ben carrie’ye aşığım!” “sen daha 14 yaşındasın!” “sen 50 yaşında mısın!? sana ne!?” “iyi git! Git de gör!” “iyi!” dante yataktan atlayıp odadan çıkarken faye sinirle kapıyı çarpar,
sonra gidip kardeşinin yatağına yatarken içine ne hali varsa görmesini
düşünüyordur, sinirle yorgana vurup havasını söndürür.. SOUNDTRACK / Carrie
Underwood – I’ll Stand by You “carrie!” dante avluda bekleyen kıza fısıltıyla seslenirken carrie onun sesini
duyunca oturduğu yerden kalkar “gelmeyeceksin sandım, gidecektim-“ “gelemeyecektim, faye gitmeyeceksin diye tutturdu-“ “ablan kızıyorsa gitmeyelim dante-“ “olmaz. Gideceğiz, hadi gel..” carrie hala emin değilken dante biraz daha çekiştirince gülümser ve
delikanlıyla beraber avludan dışarı çıkarken gece kuşları usulca ötüyordur.. ikisi gölün kenarına geldiklerinde dante yere çöker, carrie’yi de
karşısına alırken genç kız gülümsüyor, sorar “süprizin neydi?” dante elini cebine sokarak incecik bir zincirin ucunda dört nala koşan
minik bir atın olduğu kolyeyi çıkarırken carrie nefesini tutarak ay ışığında
pırıl pırıl parlayan kolyeye bakar “çok güzel bir şey bu dante, nereden aldın?” dante onun kolyeye dokunuşunu izliyorken cevaplar “birkaç gün önce emily gösterdi, kızlardan biri yapmış, ama atın yelesi
istediği kadar düzgün olmadığı için bir kenara koymuş, bence hiçbir kusuru yok,
görünce sen aklıma geldin, ben de aldım..” carrie kolyeyi avcunda tutarak delikanlıya bakarken gülümser “çok güzel, her zaman saklayacağım..” “takmamı ister misin?” carrie başını sallarken dante kolyeyi onun elinden alır, dizlerinin
üzerinde yürüyerek genç kızın arkasına geçerken carrie uzun saçlarını elleriyle
toplamış, incecik boynu açılmışken dante onun kollarının arasından geçerek
kolyenin iki ucunu genç kızın ensesinde bağlar ve elini çekerken carrie
saçlarını bırakmış, başını eğerek hayatı boyunca aldığı en değerli hediyeye
bakıyorken bir anda dante’nin yarın gideceği aklına gelmiş, bakışları
hüzünlenir.. Dante tekrar carrie’nin önüne gelmişken az önce mutlulukla parlayan
gözler şimdi dolu doludur “ağlıyor musun-ağlama-“ “yarın gideceksiniz, bir daha kimbilir ne zaman gelirsiniz, kimse
buraya uğramıyor ki-“ “her tatilde gelirim!” “ya izin vermezlerse?” “kaçarım!” carrie hafifçe gülerek başını iki yana sallıyorken dante üzülmemesini
söyleyerek ona sarılır, carrie de dizleri üzerinde duruyor, ikisi sımsıkı
birbirlerini tutuyorken genç kız parmaklarının ucuyla yanağından süzülen yaşı
siler.. dante, carrie’yi bırakmış, tekrar odasına dönüyorken kapıyı açıp içeri
girdiğinde yatağında yatan faye derhal örtüleri iter, koşarak gelip kardeşine
sarılırken konuşur “bir daha bana bağırma..” “tamam..” faye kardeşinin sesiyle geri çekilirken sarışın delikanlının mavi
gözleri doludur, ablası sorar “ağlıyor musun sen?” “ağlamıyorum, ağlamam ben-sen de odana gitsene..” dante elinin tersiyle gözlerini şöyle bir silip ayakkabılarını
çıkarırken faye ona bakıyor, konuşur “carrie’yi özleyeceksin biliyorum, ama bizim evimiz burası değil
dante-“ “kimseyi özlemeyeceğim ben, faye gider misin?” “sen üzülünce ben de üzülüyorum, yapma-“ “tamam mutluyum, süper mutluyum, deli gibi mutluyum, takla atacağım,
git.” Dante yorganı tekmeleyerek iter ve yatağa girip yastığını da
yumruklayarak üzerine yatarken faye iç çekerek odadan çıkar ve kapıyı
arkasından kapatır.. SOUNDTRACK / Bond
– Dream Star Oreon lobisinde tam 14 gün sonra bir boyut kapısı açılırken en önde
dante çıkar, annesinin yüzüne bile bakmadan asansörlere giderken cuslov elleri
havada kalmış, oğlunun arkasından bakıyorken calis’e döner ve kaş göz yaparken
faye lobiye girmiş, annesinin elinden tutarak ona sarılır “tatilde aşık oldu..” cuslov kızına sarılarak öperken calis gülümseyerek oğlunun arkasından
gider ve kapılar kapanmadan yetişip içeri girerken kurbağalar teker teker eve
dönüyordur.. “anne bak bronzlaştım..” brittany annesine kollarının rengini gösteriyorken sienna çok güzel
olduğunu söyleyerek kızının daha rengi açılmış sarı saçlarını öper, o sırada
conrad ve ewan içeri geliyorken brittany babasını görünce feryadı basarak oraya
koşar “BİR AY HİÇ GELMEDİN!” conrad gülerek yine mi siz!? diyor ve
kollarını kızına açıp sımsıkı sarılıyorken ewan gülerek onların yanından
ayrılıyordur. Genç adam diğer kurbağaların arasından yürüyüp jonathan’ı
ensesinden sıkarak nasıl gittiğini sorarak ilerlerken ilerde kenda ve owen
lobiye giriyordur. Ewan onları görünce o tarafa doğru yürür, en önce kenda
babasına uzanıp sarılır ve yanağından öperek bırakırken ewan oğlunu kolunun
altına almış, ne tür vukuatlar olduğunu soruyordur. Owen gülerek birkaç bir şey
anlatırken kenda etrafına bakıyor, ama annesini hiçbir yerde göremeyince tekrar
babasına dönerek sorar “baba, annem nerede?” ewan oğluyla sohbeti kesip kızına dönerken kenda cevabı bekliyordur.
Owen da babasına bakıyorken ewan çocuklarının sorusunu cevaplar “anneniz iki gün önce şehirde kendine ait bir eve taşındı-“ “biz dönmenden mi?” “döndüğünüzde sizi ona götüreceğime söz verdim-“ “ama bizi beklemedi?” “çocuklar bunun beklemekle alakası yok-“ kenda ve owen çantalarını sırtlarına vurdukları gibi babalarının
yanından uzaklaşırken ewan elini saçlarından geçirerek onların gidişini
izliyor, iki haftadır son damlasında bekleyen bardağı taşmak üzereyken elini
tutan başka bir eli hissettiğinde arkasını döner. Parlak güneşten bronzlaşmış
teni, ve pırıl pırıl parlayan gözleriyle latty ewan’ın elini tutarak ona
bakıyorken genç adam derin bir nefes alarak kollarını açar, ikisi sımsıkı
sarılırken latty parmak uçlarında yükselmiş, gözlerini kapatarak ewan’ın
kokusunu tekrar duyuyor, gülümser.. “çak bi beşlik!” dante su kıranı takmadan yoluna devam ederken eidan koridorun ortasında
kalakalmış, dante’nin odasına girip kapıyı çarpmasını izlerken kaşlarını
kaldırır. Genç adam tekrar önüne döndüğünde o tarafa gelen calis’i görünce
dante’nin kapısını gösterir “birisinin derdi büyük galiba..” “aşık olmuş, kız da rhea’da kalmış..” eidan ofluyorken
calis de gülümseyerek başını sallar ve oğlunun kapısına gelip bir kere vururken
dante içerden kimseyi istemediğini bağırdığında eidan yüzünü buruşturarak
oradan uzaklaşır.. SOUNDTRACK / Natasha
Bedingfield – Wild Horses Breaklessly abandoning myself before
you I wanna open up my heart tell him how
I feel Latty, ofisinde oturmuş, ewan’ın getirdiği basın bültenlerine göz
atıyorken en son dünkü haberlerde kraliyetin yalanlarından bahsedilmiş, ama gün
geçtikçe başlıklar ve ayrılan yerler küçülmüştür. Latty son parçayı da bırakıp
ellerini önündeki kağıtların üzerine koyarken ewan’a bakar “bitti mi?” “artık bitti ya da başladı demiyorum, dersimi aldım..” latty gülümserken ewan yorgun bir nefes vererek arkasına yaslanır “tatil nasıldı?” “olaysız..” “bir ay da ben ortalardan kaybolacağım..” latty yine gülümseyerek ewan’a bakarken genç adam, prensesin sakin
ifadesine bakarak gülümser “dinlenmişsin, gözlerinden belli..” “dinlendim, aynı zamanda çok düşündüm..” “beni ilgilendiren bir şey var mı?” “evet, mason’la evlenmemeye karar verdim..” ewan’ın gülümsemesi donarken latty masasının başından kalkıp ewan’ın
yanındaki koltuğa oturur “denemedim değil, hatta birazcık rezil bile oldum..” “yüzük alıp kapısına mı dayandın?” “gibi..” ewan tekrar gülerken latty de gülümsüyor, oturduğu yerde ewan’a biraz
daha dönerek konuşur “seni özlüyorum ewan, bunu saklamama gerek yok-” “ben de seni özlüyorum ve cümlenin gerisini merak ediyorum..” “cümlenin gerisi şöyle, hayatımda ne zaman bir şey ters gitse, ne zaman
sendelesem aklımda sen varsın, çünkü biz yarım kaldık ewan, yaşadıklarımız
yarım kaldı, aşkımız yarım kaldı. Sonra yıllar geçti, eskidik-“ “ama hala yarımız..” “hala yarımız..” ikisi de bir an sessiz kalırken latty uzanarak ewan’ın elini tutar ve
iki elinin arasına alarak genç adama bakarken ewan da ona yaklaşmış, ikisinin
de kahverengi gözleri birbirini izliyorken latty gülümser “bana yıllarca kaç kere ben senin ewan’ın değilim dediğini hatırlıyor musun?” “12.. ya da 13.” Latty gülerek başını eğerken ewan da gülümsüyor, onun devam etmesini
bekliyorken latty başını tekrar kaldırdığında konuşur “sen hala aynı adamsın, hala benimsin, ama öğrenmen gereken yeni bir
şey var..” “neymiş o?” “yalnızlık..” ewan sessiz kalırken latty usul sesiyle devam eder “ilk defa yalnız kaldığımı anladığımda çırpındım, conrad’a tutundum,
onu beni hiç yalnız bırakmadığı için sevdim. Senin yerini doldurabilecek tek
adam olduğu için sevdim, ama hata etmişim. Neyse ki ikimiz de birbirimize daha
fazla hasar vermeden doğru yollara döndük. En azından conrad başardı. Ben hala
yalnızdım ve o yalnızlıkta çok şey öğrendim ewan. Bir ay önce vazgeçmek
üzereyken bana ne kadar güçlü olduğumu söylediğinde inanmamıştım. Sonra
düşündüm, gerçekten güçlü müyüm? Öyleysem ben ne zaman güçlendim? Ve cevabı
buldum, yalnızdım. Yalnızlığımı kabul ettim, 13 sene tek başıma yaşadım,
jonathan’ı büyüttüm, kendimi büyüttüm, şimdi olmam gereken yerdeyim. Bir sürü kayıp
verdim, çok yaralandım, ama başardım ewan. Şimdi senin de bunu başardığını
görmem gerek. Kendin olarak, sana ait olanları yanına alıp geri kalanları
düşünmeden kendini bulduğunu, kendinle mutlu olduğunu senin de görmen gerek..” ewan yutkunarak önündeki kadına bakarken latty gülümser “iyi düşünmüş müyüm?” “çok..” latty daha da gülümserken yerinden kalkıp ewan’a uzanır ve
dudaklarından hafifçe öperek geri çekilirken tekrar masasına döner, ewan onun
ince formunun masanın etrafından dolaşıp bilgisayarının karşısına geçmesini
izlerken gülümser, prenses flacil kocaman bir kadın olmuştur.. evet, artık okula dönelim. Büyükler biraz kendi
hallerinde yaşasın, çocukların en azından bir kısmı olmadan bir ortalık
durulsun. Ayrıca özledik. Buradan lütfen, Mars’a.. SOUNDTRACK / Jordin
Sparks – One Step at a Time “bana ver-“ “taşırım ben owen-“ “bırak hadi, geç..” faye bavulunu owen’a verip önden inerken 15 gün önce binası yıkılmış
bir kurbağa olarak yeni bir bavul götürüyordur. Diğerleri lobide onları bekliyorken
herkes kardeşiyle ve anne babasıyla vedalaşmış, kalabalık çoktan dağılmışken
gabriel yanlarındadır. Owen ve Faye’in de katıldığını görünce diğerlerine döner “hadi bakalım, okula..” herkes ayaklanırken havalanına gidecek araç kapılarını açar.. oreon’a özel arabalar Melekler Okulu’nun bahçesine girip durduğu anda
kapılar açılır, kurbağalar büyük bir hevesle dışarı dökülürken jonathan dışarı
çıkıp mis gibi mars havasını ciğerlerine çekerek ellerini açar “tanrım, okulu da özlettirdiğin için sana bir kez daha saygı
duyuyorum!” etraftaki kalabalıktan gülüşmeler gelirken jonathan ellerini indirmiş,
dört gözle etrafına bakıyor, oralardan bir yerlerden bir kelebeğin uçmasını
bekliyordur. “JONATHAN!” jonathan içi havalanarak o tarafa dönerken cora upuzun saçları
arkasından uçuşarak koşuyor, ikisi gülerek birbirlerine sarılırken onların
ardından herkes birer ikişer buluşmaya başlıyordur.. faye ve eliza sımsıkı sarılmış, ikisi de gülerek sağa sola sallanıyorken
birazdan birisi gelip onları ayırdığında ikisi de yanlarında duran owen’a
dönerler. Delikanlı gülümsüyor, faye’den izin isterken genç kız gülerek onları
bırakır ve diğerlerine döner. Eliza owen’ın karşısında duruyorken gülümsüyor, başının üzerini
gösterir “Keera merhaba diyor..” “Merhaba keera, nasıl gidiyor?” “iyiymiş, sizi özlemiş..” “biz de seni özledik, eliza’ya iyi baktın mı?” “çok iyi bakmış, ama o da sizi özlemiş..” “herkesi mi özlemiş, yoksa birilerini daha çok mu özlemiş?” owen ve eliza yukarı bakıyorken cevap hemen gelmeyince owen başını
indirir, eliza da keera’yı bırakıp ona bakarken gülümser ve ikisi hafifçe
öpüşüp sonra sarılırken arkadaki gruptan ıslıklar, çığlıklar ve yer yer
alkışlar yükseliyordur.. “piz! Tek parçasın!” nicole, elinde bir koltuk değneğiyle gelmiş delikanlıya sarılırken
omuzlarını tutarak geri çekildiğinde koltuk değneğini gösterir “daha hareket kısıtlayıcı bir şey bulamamışlar mı?” piz gülüyorken 15 gün önce yüzünde olan kesiklerden şimdi eser yok,
gamzeleri çıkarak konuşur “çok ciddi bir şey olmadığı için bunu elime verdiler zaten, bir an önce
sıkılıp kendim yürümeye döneyim diye..” “e alalım o zaman..” nicole değneği alıp piz’e belinden sarılırken diğerlerine seslenir “GAZİMİZ GERİ GELMİŞ!” herkes bir hevesle piz’in üzerine saldırırken delikanlı gülüyor, yavaş
olmazlarsa yanlışlıkla birinin gözünün çıkacağından falan bahsediyordur, kimse
aldırmaz.. faye yenilenmiş odasında eşyalarını yerleştiriyorken açık kapıdan eliza
girer “kahvaltıdan sonra yeni kitapları alabilirmişiz..” “güzel, sen neden açmadın bavulunu?” “yine yıkılırsak kapıp kaçacağım..” faye gülümserken bir kazağı daha çıkarıyor, bir an iç çeker “bir daha olmaz, bir tane sinclair vardı, o da.. biliyorsun işte..” “haberleri izlediniz mi?” “hayır, Rhea’daydık..” “ne zaman döndünüz?” “dün..” eliza kafasından bir şeyler hesaplıyorken bir an sonra yatağındaki
yastığı kapıp faye’e fırlatır “bir ay tatil yaptınız!” faye gülerek yastıktan kaçarken
eliza hepsinden nefret ettiğini söylüyordur. Onlar burada güneş
evreninin en büyük okulunun yıkıntılarının yasını tutarken millet Rhealarda
tatil yapmıştır, nefret ediyordur, o sinirle bavulunu açar.. liv ve rose güle konuşa koridorda yürüyorken rose ona hediye edilen rengarenk
boncuklu kolyeyi takıyor, liv elinde iki tane daha kolyeyle anna ve lonna’nın
odasına girerken lonna’nın yatağında uzanmış, dergi okuyan jaden’ı görünce ona
el sallayıp kızlara döner “kızlar size hediye getirdim!” anna elinde ne varsa bırakıp oraya dönerken kolyesini görünce
mutlulukla gülümser “çok güzel bir şey bu liv, teşekkürler-“ “ben yaptım!” “böyle tekeeerr tekeeerrr sabahtan akşama kadar boncukları diz
diiizzz-“ “jaden sus!” jaden konuşmayı keserek gülerken liv, lonna’ya da kolyesini verir “sen yemeklerde genellikle siyah bir şey giydiğin için siyah boncuklar
koydum lonna, bir tanecik de pembe,
saçınla uysun diye..” lonna kolyeyi elinde çeviriyorken gülümseyerek liv’e bakar “benim için bilerek mi yaptın?” “elbette!” “sağol liv, çok güzel..” liv kocaman gülümseyerek arkadaşına sarılırken onlar ayrıldığında lonna
kolyesini başından geçirir ve işine öyle devam ederken yattığı yerden onu
izleyen jaden’ı gördüğünde o tarafa dil çıkarır, jaden gülerek dergisinin
sayfasını çevirirken lonna yine gardrobunu düzenlemeye devam eder.. SOUNDTRACK / Jamelia
- Superstar Tatilden sonraki ilk akşam yemeğinde yemek salonuna en önce Nicole
giriyorken genç kızın yüzünde muzur bir gülümseme, bütün masaları süzerek ilerliyorken
dergiden arkadaşlarını gördükçe el sallıyordur. Onun arkasından jonathan kolundaki cora’yla birlikte uzun zamandır
görmediği kalabalığın arasına giriyorken arasından geçtiği masalardaki
arkadaşlarının omuzlarını sıkıyor, ne yediklerine bakıp küçük yorumlar
yapıyorken arkasında mutlu yüzler bırakarak ilerliyordur. Owen ve eliza yan yana içeri girerken bir an eşikte durup etraflarına
bakarlar, eliza yanağını kaşıyarak önden yürürken owen onun belini tutmuş, ara
sıra etrafına bakarak ilerliyorken ördeklerin masasına gözü takılıp katharine’i
gördüğünde genç kıza gülümser ve küçük bir el sallayışı alıp önüne döndüğünde
eliza’ya biraz daha yaklaşarak yürümeye devam eder. Jaden bir kolunda anna, diğerinde lonna, içeri girerken lonna eteğini
topuğundan kurtarıp jaden’ı bırakır ve hızlı adımarla önden ilerlerken jaden
boş kalan koluna bakıyor, yanındaki anna gülüyorken delikanlı bir şeyler
homurdanarak onu yürütüyordur. Liv yüzünde güller açarak sam’in koluna girmiş, ikisi gülerek içeri
giriyorken önlerinden geçen bir garsona çarpmaktan son anda kurtulmuş,
uzaklaşan adamın arkasından bakarken tekrar gülmeye başlarlar. Sam liv’i önüne
katarak ilerken genç kız masada onları bekleyen arkadaşlarına el sallayarak
ilerler. Veronica yanağı dickie tarafından sürekli öpülerek içeri girerken
delikanlının gömleğine tutunmuş, gülerek düşmeden yürümeye çalışıyordur. Dickie
genç kıza belinden sarılmış, gülümseyerek kulağına bir şeyler söylüyorken
veronica güzel yanakları hafifçe pembeleşerek başını eğiyor, ikisi beraber bu
akşam özel ayırdıkları iki kişilik masalarına ilerken dickie sevgilisinin
saçlarını öperek ona biraz daha sarılıyordur. Piz bir koluna faye, diğerine de rose’u almış, bir yerlere çarpamadan
ilerlemeye çalışıyorken arkalarından alexa ve jesse geliyordur. jesse elindeki
değnekle oynaya oynaya garsonlardan birinin tepsisini devirirken kızların
yardımıyla önden yürüyen piz yüzünü buruştuyordur. Duncan gömleğinin kollarını düzelterek içeri giriyorken gözleri
nicole’ü arıyordur. Genç kız onu odasından almasını söylemiş, sonra duncan
gelmeden çıkıp gitmişken delikanlı şimdi ona oturduğu masadan el sallayan kızı
görmüş, sol kolunu kaldırarak saatinin olduğu yeri gösterir ve masaların
arasından yürüyerek o tarafa giderken nicole en güzel gülümsemesini vererek
yanındaki boş iskemleyi gösteriyordur. Kurbağalar her zamanki düzenlerinde oturmuş, güle konuşa menülerine
bakıyorken Melekler Okulu’nda yeni bir dönem başlar.. “bunlar niye ayrı masaya geçmiş?” herkes veronica ve dickie’nin tarafına bakarken jonathan yanındaki
cora’ya döner “biz de ayrı masa alalım kelebek, bizim neyimiz eksik?” “fazlan bile var jonathan!” “öyle öyle!” “sana masalar feda olsun jonathan!” jaden ve jesse bir anda coşmuş, alkışlamaya başlarken jonathan ellerini
kaldırarak sakinleşmelerini rica eder ve ayağa kalkıp eğilerek teşekkür ederken
cora gülüyordur. Onların gürültüsünü duyan miss natalie o tarafa geliyorken
jaden ve jesse görmüş, derhal susup yemeklerine dönerken jonathan hala teşekkür
ediyordur, birazdan omzuna dokunan bir elle irkilerek arkasına bakarken miss
natalie’yi gördüğünde gülümser “miss natalie! Nasılsınız?” jonathan uzanarak genç kadına sarılırken jaden ve jesse gülüyor, alexa
kuzeninin kolunu çimdiriyorken liv, miss natalie’ye jonathan’ın biraz
heyecanlandığını anlatmaya çalışıyordur. Concon sonunda güzel profesörü bırakıp
geri çekilirken genç kadının kolyesini gömleğinin düğmesinden söküp konuşur “çok afedersiniz miss natalie, bu hayv-yani arkadaşlarım, beni gaza
geti-yani heyecanlandırdılar. Kolay etkileniyorum..” “tamam jonathan, önemli değil. Çocuklar, arkadaşınızın zaaflarını kötü
yönde kullanmayın lütfen..” genç kadın bu uyarıyı o kadar melek gibi bir ifadeyle yapmıştır ki
herkes gülümseyerek başlarını sallarken miss natalie yerine oturan jonathan’ın
omzunu tutarak herkese iyi eğlenceler diler ve onları tekrar görmekten ne kadar
mutlu olduklarını söylerken herkes güzel sınıf öğretmenlerine gülümseyerek onun
zarif sihirinin uzaklaşmasını izlerler.. “baban aramama kızdı mı?” veronica lokmasını yutarken başını iki yana sallar, yuttuğunda konuşur “neden kızsın?” “bilmem, sabah akşam sürekli arayan bir tip-“ “tip değilsin sen, erkek arkadaşımsın..” dickie yakışıklı yüzü aydınlanarak gülümserken veronica da mutlu,
uzanarak onun tabağındaki havuçlardan birini alır “sana çok koymuşlar-“ “bana da o küçük mısırlardan ver o zaman..” veronica diğer eliyle kendi tabağını alıp uzatır, dickie mısırları
birer ikişer alıp kendi tabağına atar.. eliza ayakkabılarını eline almış, buz gibi çimlerin üzerine basıyorken
yanındaki owen onu izliyordur “ayakların üşüyecek..” “ayakkabılar canımı yaktı..” genç kız elindeki yepyeni ayakkabılarını sallarken owen gülümser, önüne
dönerek yeni sinclair binasına yürümeye devam ederken eliza mırıldanır “haberleri okudum owen, üzgünüm..” owen sessizce başını sallarken eliza delikanlıya biraz daha sokularak
koluna girer ve bir şey söylemeden yürürken owen konuşur “yıl sonu gösterisini değiştirmek istiyorum..” eliza bunun üzerine hayretle ona bakar “neden?” “artık içimden gelmiyor-“ “ama çok çalıştık owen. Şarkı, kat, danslar-“ “bilmiyorum eliza..” eliza onu kolundan tutup bahçenin ortasında durdururken owen da genç
kıza bakıyor, bakışları fazlasıyla kırgınken eliza omuzları düşerek iç çeker “sırf annen ve baban ayrıldıkları için masalları yok olmadı ki..” owen kendi bildiklerini anlatmak ister, ama yapamazken başını eğerek
ayağının ucundaki çimlerle oynar “gösteri onları mutlu etmek için olacaktı-“ “gösteri dersten geçmek için olacaktı daha çok.” Owen başını eliza’ya kaldırırken genç kız başını sallar ve ekler “hem de bir değil, üç ders. Diğer ödevlerden ne farkı var? üstelik sırf
artık senin içinden gelmediği için diğerlerini de hiçe sayamazsın, değil mi?” “dans etmekten kurtulacağın için sevinirsin sanmıştım..” eliza bir an düşünür “doğru aslında, tamam, yapmayalım..” ve yürümeye devam ederken owen gülerek onun peşine takılır. Eliza da
gülümseyerek arkasını döner ve owen’a elini uzatırken konuşur “yapacağız, en güzeli de bizim şovumuz olacak..” owen onun elini tutarak yürürken eliza önündeki sinclair binasına
bakarak konuşur “içinden ewan ve biana’yı oynamak gelmiyorsa kendin ol..” “sen kim olacaksın?” “kendim?” eliza’nın kahverengi gözleri yanındaki prense dönerken yakışıklı prens
gülümser ve başını sallar “tamam...” eliza da tamam derken ikisi beraber sinclair’in kapılarından girerler.. herkes odalarına dağılmak için restorandan çıkmış, bahçede ağır aksak yürüyorken
nicole en arkada tek başına yürüyordur. Birazdan yanına jonathan geldiğinde
esneyerek başını delikanlıya çevirir “evet?” “duncan nereye gitti?” “evden telefon gelmiş, alıp götürdüler..” nicole bir kez daha esnerken jonathan kolunu genç kızın omzundan atar
ve onunla beraber yürürken sorar “evdekiler ne yapıyordur şimdi?” “uyuyorlardır..” “uyuyabiliyorlarsa..” “babam uyuyordur..” jonathan gülerken nicole de gülümser ve abisinin beline tutunarak başını omzuna koyarken mırıldanır “iyi ki bizimkiler evli değiller..” jonathan başını sallarken nicole başını kaldırarak ona bakar “sen hala annenle babamın evli olmasını diliyor musun?” “bazen..” “annemi seviyor musun?” jonathan başını ona indirirken gülümser “sienna’yı kim sevmez?” “bilmem..” nicole önüne dönerken kızlar koca bir grup olmuş, kıkır kıkır bir şeye
gülüyordur. Nicole yine jonathan’a bakarken konuşur “annemle babam evlenirse resmi olarak kardeş olacağız..” “15 senedir kardeşiz, lysandersin. Üstelik babam sizinle yaşıyor-“ “kızıyor musun?” jonathan kollarındaki kızı biraz daha sıkarak kendine çekerken sorar “neden bu kadar soru soruyorsun sen?” “uykum geldi, kafam normal insanlar gibi çalışıyor..” jonathan gülerken nicole de gülerek önüne döner ve bir daha soru
sormadan yürümeye devam eder.. ![]() |


