SOUNDTRACK / Matt Wertz - Heartbreaker

#29 – Latty Takes One Step Forward

 

 

SOUNDTRACK / Matt Wertz - Heartbreaker

 

 

latty saçlarını toplayarak odasından çıkıyorken koridorun ucundan ona doğru gelen mason’ı görünce gülümser, ama genç adamın yüzü hiç gülmüyorken latty bu sefer kesin bir şey olduğunu biliyor, koşar adımlarla mason’a giderken genç adam onu yarı yolda yakalamış, belinden kavrayıp hafifçe eğer ve dudaklarına kendi dudaklarını bastırırken latty inleyerek onun sarışın başını tutuyor, ikisinin ağızları açılarak tadları birbirine karışıyorken latty nefesini vererek genç adamdan ayrılır, gözleri tekrar açılırken karşısında ewan’ın yüzünü gördüğünde irkilerek rüyasından uyanıp yattığı yerden doğrulur ve o sırada kapının durmadan vurulduğunu fark ederken dışarı seslenir

 

“evet?”

“anne hadi kalk göle gidiyoruz!”

 

latty tekrar yatağa düşerken jonathan’a beş dakika sonra aşağı ineceğini söyleyerek bir süre tavanı izler..

 

 

latty göl kenarında oturmuş, başındaki hasırdan şapkanın ucuyla oynuyorken önünde çocuklar sırayla göle atlıyorlardır. Latty onların bağırışmalarını dinliyor, ara sıra sallanan ellere o da geri el sallayıp gülümsüyorken ezberlediği hareketler dışında bütün beyni ewan ve mason’la doludur.

 

Latty günlerdir ewan’ın söylediği şeyleri düşünüyor, o yüzden mason’a çok yaklaşamıyor, ama mason’ı  da canı çekiyorken genç kadın şu anda hiç olmadığı kadar delora’yı özlüyordur. Böyle bir şey olduğunu  ona anlatsa, delora ona bir şey söylese ve bütün vicdani sorumluluğu alsa o kadar güzel olacaktır ki..

 

canın çekiyorsa git tadına bak..”

 

latty kendi kendine gülümserken delora burada olsa aynen öyle söyleyeceğinden emindir. Genç kadın iç çekerek yanında duran meyve sepetinde bir iki tane üzüm koparıp ağzına atar ve allison’ın çığlık çığlığa sulara gömülmesini izlerken yüzünü buruşturur..

 

 

“jonathan!”

 

jonathan suyun içinde annesinin olduğu  tarafa dönerken ona el sallar, latty de geri el sallarken seslenir

 

“ben saraya dönüyorum oğlum, dikkatli olun!”

 

çocukların tarafından tamamlar yükselirken latty meyveleri bıraktığını da söyleyerek arkasını döner ve şapkasını düzelterek saraya ilerlerken iki gün sonra buradan ayrılacaklarını bilmenin rahatlığıyla canının çektiği şeyin tadına bakmaya gider..

 

 

latty her zaman meclis toplantılarının yapıldığı odanın önünden geçmiş, içerisinin boş olduğunu görünce mason’ın asıl odasına ilerlerken kafasındaki şapkayı çıkarıp saçlarını havalandırır, boynundaki boncukları düzeltir, üzerindeki yeşil elbisenin eteğini silkelerken hazır olduğunu düşündüğünde kapıya vurur, mason’ın sesini duyunca içeri girerken genç adam onu görünce gülümser

 

“latty.. çocuklarla gölde olduğunu sanıyordum?”

 

latty kapıyı kapatırken başını sallar

 

“öyleydim, sonra sana bir şey söylemem gerektiğini anladım, geldim..”

anladın?

“evet.. birkaç gündür düşünüyordum aslında, ama bugün yapmam gerektiğini anladım..”

 

mason kaşlarını çatarken latty elindeki şapkayı sağındaki iskemlenin üzerine bırakarak mason’ın başında oturduğu kocaman ahşap masanın başına gelir, ellerini yaslayarak genç adamın gözlerine bakarken mason tek kaşını kaldırmış, gülümser

 

“çok ciddi bir şeye benziyor..”

çok..

 

mason arkasına yaslanırken latty masayı bırakarak etrafından dolaşır, mason’ın yanına gelip dururken genç adam gözleri parlayarak ona bakıyor, yüzünde rahat bir gülümseme varken latty de gülümser

 

“yas dönemini atlattım mason, ama şimdi başka kararlar vermem gerekiyor-“

“ne gibi?”

“senin bilmene gerek yok, ama yine de onların önünde duruyorsun..”

“neyin önünde durduğumu bilmeden nasıl çekileceğim?”

 

latty genç adamın omzunu tutarak ona eğilirken mason da ona bakıyor, gülümser

 

“rhea sana çok iyi geldi latty..”

 

latty de güneşten yanmış teni ışıldayarak gülümserken biraz daha eğilip mason’ı öptüğünde genç adam elini kaldırır ve latty’i belinden tutup kucağına çekmeden önce kapıları kilitler..

 

 

latty mason’ın kucağına oturduğunda ikisinin de ağızları açılır, öpüşleri büyürken latty parmaklarını genç adamın sarı saçlarınfan geçirmiş, hafifçe sıkarken mason onu iterek ayağa kalkar. Latty ona bakıyorken mason genç kadının belinden tutup masaya yaslar ve kalçasını kavrayarak oturmasını isterken latty ellerini bastırarak kendini kaldırır ve masaya otururken mason onun bacaklarının arasında duruyor, genç kadının yüzünü tutarak dudaklarını örterken latty de kendini onun kollarına bırakarak aldığı nefesi verir..

 

 

mason latty’nin elbisesini sıyırıyorken ikisi göz göze, hiçbir şey söylemiyorken birazdan mason’ın elleri durduğunda latty başını eğerek önüne bakar ve hafifçe gülümserken mason da gülüyor, ellerini bacaklardan çekip latty’nin yüzünü tutarak kendine baktırırken sorar

 

“buraya kadar güzel miydi?”

“güzeldi..”

 

mason güzel diyerek genç kadının dudaklarına eğilir ve hafifçe öperek geri çekilirken latty onu pantolonunun belinden tutumuş, bırakmaz

 

“sürekli rüyamda görüyordum, artık gelmem lazımdı..”

 

mason işte buna gülerken latty de gülüyor başını eğerek mason’ın göğsüne yaslar. Mason latty’nin başını tutarak başını ona eğerken sorar

 

“rakibim kimdi?”

 

latty gülümser, ama cevap vermezken mason hmmlar-

 

“ewan..”

“kazanabilme şansım var mıydı?”

“bilmiyorum, şimdiye kadar ben bile kaybettim..”

 

mason eğilerek onun başını öperken latty de geri çekilerek genç adamın gözlerine bakar

 

“çok güzel bir ay geçirdim mason, çocuklar da çok mutlu oldular. Her şeyi kusursuz yürütüyorsun. Conrad neden seni arayıp sormuyor diye düşünme, içi rahat da ondan..”

 

mason’ın gözleri parlarken latty onun saçlarını düzelterek dikleşir ve yine masayı tutarken mason gülerek onun önünden çekilir ve prenses yol verirken latty teşekkür ederek iner

 

“hatırlar hatırlar gülersin...”

“unutursam gelir tekrar anlattırırım..”

 

latty onun göğsüne vurarak şapkasını bıraktığı iskemleye gider ve alıp tekrar başına takarken konuşur

 

“mutfakta çalışan kızların hepsi sana aşık bu arada, eğer aralarından beğendiklerin varsa ben gitmeden halle-“

“latty.”

“tamam, daha utandırıcı bir şey yapmaya çalışmayacağım, gidiyorum..”

 

ve genç kadın dönerek kapıyı açar, dışarı çıkarken yarı yolda arkasını döner

 

“bir tane çok güzel sarışın bir kız-“

latty.

tamam!”

 

latty gülerek kapıyı çekerken mason da gülümsüyor, derin bir nefes alarak başını silkeler ve ne olduğunu kesinlikle hatırlamadığı işinin başına döner..

 

 

“dante olmaz! Hava karardı!”

“bir şey olmaz! Carrie yanımda olacak-“

“hayır, izin vermiyorum!”

 

dante iyi diyerek gidip yatağına otururken kollarını kavuşturur, faye de kapının yanına otururken dante kollarını indirerek ona bakar

 

“yarın gidiyoruz, carrie’yle bir gece daha vakit geçirsem ne olacak?!”

“yarın sabah vakit geçirin, olmuyor mu?”

“faye sen benim annem misin?”

“ablanım! Gitmeyeceksin, başına bir şey gelir-“

“umarım kurtlar bu odaya gelir ve beni yer, sen de rahatlarsın!”

 

faye şokla kardeşine bakıyorken dante o salak cümleyi o kadar büyük bir nefretle kurmuştur ki faye içine bir şeyin saplandığını hissederken konuşur

 

“carrie için benim kalbimi mi kırıyorsun?!”

“ben carrie’ye aşığım!”

“sen daha 14 yaşındasın!”

“sen 50 yaşında mısın!? sana ne!?”

“iyi git! Git de gör!”

“iyi!”

 

dante yataktan atlayıp odadan çıkarken faye sinirle kapıyı çarpar, sonra gidip kardeşinin yatağına yatarken içine ne hali varsa görmesini düşünüyordur, sinirle yorgana vurup havasını söndürür..

 

 

SOUNDTRACK / Carrie Underwood – I’ll Stand by You

 

 

“carrie!”

 

dante avluda bekleyen kıza fısıltıyla seslenirken carrie onun sesini duyunca oturduğu yerden kalkar

 

“gelmeyeceksin sandım, gidecektim-“

“gelemeyecektim, faye gitmeyeceksin diye tutturdu-“

“ablan kızıyorsa gitmeyelim dante-“

“olmaz. Gideceğiz, hadi gel..”

 

carrie hala emin değilken dante biraz daha çekiştirince gülümser ve delikanlıyla beraber avludan dışarı çıkarken gece kuşları usulca ötüyordur..

 

 

ikisi gölün kenarına geldiklerinde dante yere çöker, carrie’yi de karşısına alırken genç kız gülümsüyor, sorar

 

“süprizin neydi?”

 

dante elini cebine sokarak incecik bir zincirin ucunda dört nala koşan minik bir atın olduğu kolyeyi çıkarırken carrie nefesini tutarak ay ışığında pırıl pırıl parlayan kolyeye bakar

 

“çok güzel bir şey bu dante, nereden aldın?”

 

dante onun kolyeye dokunuşunu izliyorken cevaplar

 

“birkaç gün önce emily gösterdi, kızlardan biri yapmış, ama atın yelesi istediği kadar düzgün olmadığı için bir kenara koymuş, bence hiçbir kusuru yok, görünce sen aklıma geldin, ben de aldım..”

 

carrie kolyeyi avcunda tutarak delikanlıya bakarken gülümser

 

“çok güzel, her zaman saklayacağım..”

“takmamı ister misin?”

 

carrie başını sallarken dante kolyeyi onun elinden alır, dizlerinin üzerinde yürüyerek genç kızın arkasına geçerken carrie uzun saçlarını elleriyle toplamış, incecik boynu açılmışken dante onun kollarının arasından geçerek kolyenin iki ucunu genç kızın ensesinde bağlar ve elini çekerken carrie saçlarını bırakmış, başını eğerek hayatı boyunca aldığı en değerli hediyeye bakıyorken bir anda dante’nin yarın gideceği aklına gelmiş, bakışları hüzünlenir..

 

Dante tekrar carrie’nin önüne gelmişken az önce mutlulukla parlayan gözler şimdi dolu doludur

 

“ağlıyor musun-ağlama-“

“yarın gideceksiniz, bir daha kimbilir ne zaman gelirsiniz, kimse buraya uğramıyor ki-“

“her tatilde gelirim!”

“ya izin vermezlerse?”

“kaçarım!”

 

carrie hafifçe gülerek başını iki yana sallıyorken dante üzülmemesini söyleyerek ona sarılır, carrie de dizleri üzerinde duruyor, ikisi sımsıkı birbirlerini tutuyorken genç kız parmaklarının ucuyla yanağından süzülen yaşı siler..

 

 

dante, carrie’yi bırakmış, tekrar odasına dönüyorken kapıyı açıp içeri girdiğinde yatağında yatan faye derhal örtüleri iter, koşarak gelip kardeşine sarılırken konuşur

 

“bir daha bana bağırma..”

“tamam..”

 

faye kardeşinin sesiyle geri çekilirken sarışın delikanlının mavi gözleri doludur, ablası sorar

 

“ağlıyor musun sen?”

“ağlamıyorum, ağlamam ben-sen de odana gitsene..”

 

dante elinin tersiyle gözlerini şöyle bir silip ayakkabılarını çıkarırken faye ona bakıyor, konuşur

 

“carrie’yi özleyeceksin biliyorum, ama bizim evimiz burası değil dante-“

“kimseyi özlemeyeceğim ben, faye gider misin?”

“sen üzülünce ben de üzülüyorum, yapma-“

“tamam mutluyum, süper mutluyum, deli gibi mutluyum, takla atacağım, git.”

 

Dante yorganı tekmeleyerek iter ve yatağa girip yastığını da yumruklayarak üzerine yatarken faye iç çekerek odadan çıkar ve kapıyı arkasından kapatır..

 

 

SOUNDTRACK / Bond – Dream Star

 

 

Oreon lobisinde tam 14 gün sonra bir boyut kapısı açılırken en önde dante çıkar, annesinin yüzüne bile bakmadan asansörlere giderken cuslov elleri havada kalmış, oğlunun arkasından bakıyorken calis’e döner ve kaş göz yaparken faye lobiye girmiş, annesinin elinden tutarak ona sarılır

 

“tatilde aşık oldu..”

 

cuslov kızına sarılarak öperken calis gülümseyerek oğlunun arkasından gider ve kapılar kapanmadan yetişip içeri girerken kurbağalar teker teker eve dönüyordur..

 

 

“anne bak bronzlaştım..”

 

brittany annesine kollarının rengini gösteriyorken sienna çok güzel olduğunu söyleyerek kızının daha rengi açılmış sarı saçlarını öper, o sırada conrad ve ewan içeri geliyorken brittany babasını görünce feryadı basarak oraya koşar

 

“BİR AY HİÇ GELMEDİN!”

 

conrad gülerek yine mi siz!? diyor ve kollarını kızına açıp sımsıkı sarılıyorken ewan gülerek onların yanından ayrılıyordur. Genç adam diğer kurbağaların arasından yürüyüp jonathan’ı ensesinden sıkarak nasıl gittiğini sorarak ilerlerken ilerde kenda ve owen lobiye giriyordur. Ewan onları görünce o tarafa doğru yürür, en önce kenda babasına uzanıp sarılır ve yanağından öperek bırakırken ewan oğlunu kolunun altına almış, ne tür vukuatlar olduğunu soruyordur. Owen gülerek birkaç bir şey anlatırken kenda etrafına bakıyor, ama annesini hiçbir yerde göremeyince tekrar babasına dönerek sorar

 

“baba, annem nerede?”

 

ewan oğluyla sohbeti kesip kızına dönerken kenda cevabı bekliyordur. Owen da babasına bakıyorken ewan çocuklarının sorusunu cevaplar

 

“anneniz iki gün önce şehirde kendine ait bir eve taşındı-“

“biz dönmenden mi?”

“döndüğünüzde sizi ona götüreceğime söz verdim-“

“ama bizi beklemedi?”

“çocuklar bunun beklemekle alakası yok-“

 

kenda ve owen çantalarını sırtlarına vurdukları gibi babalarının yanından uzaklaşırken ewan elini saçlarından geçirerek onların gidişini izliyor, iki haftadır son damlasında bekleyen bardağı taşmak üzereyken elini tutan başka bir eli hissettiğinde arkasını döner. Parlak güneşten bronzlaşmış teni, ve pırıl pırıl parlayan gözleriyle latty ewan’ın elini tutarak ona bakıyorken genç adam derin bir nefes alarak kollarını açar, ikisi sımsıkı sarılırken latty parmak uçlarında yükselmiş, gözlerini kapatarak ewan’ın kokusunu tekrar duyuyor, gülümser..

 

 

“çak bi beşlik!”

 

dante su kıranı takmadan yoluna devam ederken eidan koridorun ortasında kalakalmış, dante’nin odasına girip kapıyı çarpmasını izlerken kaşlarını kaldırır. Genç adam tekrar önüne döndüğünde o tarafa gelen calis’i görünce dante’nin kapısını gösterir

 

“birisinin derdi büyük galiba..”

“aşık olmuş, kız da rhea’da kalmış..”

 

eidan ofluyorken calis de gülümseyerek başını sallar ve oğlunun kapısına gelip bir kere vururken dante içerden kimseyi istemediğini bağırdığında eidan yüzünü buruşturarak oradan uzaklaşır..

 

 

SOUNDTRACK / Natasha Bedingfield – Wild Horses

Breaklessly abandoning myself before you

I wanna open up my heart tell him how I feel

 

 

Latty, ofisinde oturmuş, ewan’ın getirdiği basın bültenlerine göz atıyorken en son dünkü haberlerde kraliyetin yalanlarından bahsedilmiş, ama gün geçtikçe başlıklar ve ayrılan yerler küçülmüştür. Latty son parçayı da bırakıp ellerini önündeki kağıtların üzerine koyarken ewan’a bakar

 

“bitti mi?”

“artık bitti ya da başladı demiyorum, dersimi aldım..”

 

latty gülümserken ewan yorgun bir nefes vererek arkasına yaslanır

 

“tatil nasıldı?”

“olaysız..”

“bir ay da ben ortalardan kaybolacağım..”

 

latty yine gülümseyerek ewan’a bakarken genç adam, prensesin sakin ifadesine bakarak gülümser

 

“dinlenmişsin, gözlerinden belli..”

“dinlendim, aynı zamanda çok düşündüm..”

“beni ilgilendiren bir şey var mı?”

“evet, mason’la evlenmemeye karar verdim..”

 

ewan’ın gülümsemesi donarken latty masasının başından kalkıp ewan’ın yanındaki koltuğa oturur

 

“denemedim değil, hatta birazcık rezil bile oldum..”

“yüzük alıp kapısına mı dayandın?”

“gibi..”

 

ewan tekrar gülerken latty de gülümsüyor, oturduğu yerde ewan’a biraz daha dönerek konuşur

 

“seni özlüyorum ewan, bunu saklamama gerek yok-”

“ben de seni özlüyorum ve cümlenin gerisini merak ediyorum..”

“cümlenin gerisi şöyle, hayatımda ne zaman bir şey ters gitse, ne zaman sendelesem aklımda sen varsın, çünkü biz yarım kaldık ewan, yaşadıklarımız yarım kaldı, aşkımız yarım kaldı. Sonra yıllar geçti, eskidik-“

“ama hala yarımız..”

“hala yarımız..”

 

ikisi de bir an sessiz kalırken latty uzanarak ewan’ın elini tutar ve iki elinin arasına alarak genç adama bakarken ewan da ona yaklaşmış, ikisinin de kahverengi gözleri birbirini izliyorken latty gülümser

 

“bana yıllarca kaç kere ben senin ewan’ın değilim dediğini hatırlıyor musun?”

“12.. ya da 13.”

 

Latty gülerek başını eğerken ewan da gülümsüyor, onun devam etmesini bekliyorken latty başını tekrar kaldırdığında konuşur

 

“sen hala aynı adamsın, hala benimsin, ama öğrenmen gereken yeni bir şey var..”

“neymiş o?”

“yalnızlık..”

 

ewan sessiz kalırken latty usul sesiyle devam eder

 

“ilk defa yalnız kaldığımı anladığımda çırpındım, conrad’a tutundum, onu beni hiç yalnız bırakmadığı için sevdim. Senin yerini doldurabilecek tek adam olduğu için sevdim, ama hata etmişim. Neyse ki ikimiz de birbirimize daha fazla hasar vermeden doğru yollara döndük. En azından conrad başardı. Ben hala yalnızdım ve o yalnızlıkta çok şey öğrendim ewan. Bir ay önce vazgeçmek üzereyken bana ne kadar güçlü olduğumu söylediğinde inanmamıştım. Sonra düşündüm, gerçekten güçlü müyüm? Öyleysem ben ne zaman güçlendim? Ve cevabı buldum, yalnızdım. Yalnızlığımı kabul ettim, 13 sene tek başıma yaşadım, jonathan’ı büyüttüm, kendimi büyüttüm, şimdi olmam gereken yerdeyim. Bir sürü kayıp verdim, çok yaralandım, ama başardım ewan. Şimdi senin de bunu başardığını görmem gerek. Kendin olarak, sana ait olanları yanına alıp geri kalanları düşünmeden kendini bulduğunu, kendinle mutlu olduğunu senin de görmen gerek..”

 

ewan yutkunarak önündeki kadına bakarken latty gülümser

 

“iyi düşünmüş müyüm?”

“çok..”

 

latty daha da gülümserken yerinden kalkıp ewan’a uzanır ve dudaklarından hafifçe öperek geri çekilirken tekrar masasına döner, ewan onun ince formunun masanın etrafından dolaşıp bilgisayarının karşısına geçmesini izlerken gülümser, prenses flacil kocaman bir kadın olmuştur..

 

 

evet, artık okula dönelim. Büyükler biraz kendi hallerinde yaşasın, çocukların en azından bir kısmı olmadan bir ortalık durulsun. Ayrıca özledik. Buradan lütfen, Mars’a..

 

 

SOUNDTRACK / Jordin Sparks – One Step at a Time

 

 

“bana ver-“

“taşırım ben owen-“

“bırak hadi, geç..”

 

faye bavulunu owen’a verip önden inerken 15 gün önce binası yıkılmış bir kurbağa olarak yeni bir bavul götürüyordur. Diğerleri lobide onları bekliyorken herkes kardeşiyle ve anne babasıyla vedalaşmış, kalabalık çoktan dağılmışken gabriel yanlarındadır. Owen ve Faye’in de katıldığını görünce diğerlerine döner

 

“hadi bakalım, okula..”

 

herkes ayaklanırken havalanına gidecek araç kapılarını açar..

 

 

oreon’a özel arabalar Melekler Okulu’nun bahçesine girip durduğu anda kapılar açılır, kurbağalar büyük bir hevesle dışarı dökülürken jonathan dışarı çıkıp mis gibi mars havasını ciğerlerine çekerek ellerini açar

 

“tanrım, okulu da özlettirdiğin için sana bir kez daha saygı duyuyorum!”

 

etraftaki kalabalıktan gülüşmeler gelirken jonathan ellerini indirmiş, dört gözle etrafına bakıyor, oralardan bir yerlerden bir kelebeğin uçmasını bekliyordur.

 

“JONATHAN!”

 

jonathan içi havalanarak o tarafa dönerken cora upuzun saçları arkasından uçuşarak koşuyor, ikisi gülerek birbirlerine sarılırken onların ardından herkes birer ikişer buluşmaya başlıyordur..

 

 

faye ve eliza sımsıkı sarılmış, ikisi de gülerek sağa sola sallanıyorken birazdan birisi gelip onları ayırdığında ikisi de yanlarında duran owen’a dönerler. Delikanlı gülümsüyor, faye’den izin isterken genç kız gülerek onları bırakır ve diğerlerine döner.

 

Eliza owen’ın karşısında duruyorken gülümsüyor, başının üzerini gösterir

 

“Keera merhaba diyor..”

“Merhaba keera, nasıl gidiyor?”

“iyiymiş, sizi özlemiş..”

“biz de seni özledik, eliza’ya iyi baktın mı?”

“çok iyi bakmış, ama o da sizi özlemiş..”

“herkesi mi özlemiş, yoksa birilerini daha çok mu özlemiş?”

 

owen ve eliza yukarı bakıyorken cevap hemen gelmeyince owen başını indirir, eliza da keera’yı bırakıp ona bakarken gülümser ve ikisi hafifçe öpüşüp sonra sarılırken arkadaki gruptan ıslıklar, çığlıklar ve yer yer alkışlar yükseliyordur..

 

 

“piz! Tek parçasın!”

 

nicole, elinde bir koltuk değneğiyle gelmiş delikanlıya sarılırken omuzlarını tutarak geri çekildiğinde koltuk değneğini gösterir

 

“daha hareket kısıtlayıcı bir şey bulamamışlar mı?”

 

piz gülüyorken 15 gün önce yüzünde olan kesiklerden şimdi eser yok, gamzeleri çıkarak konuşur

 

“çok ciddi bir şey olmadığı için bunu elime verdiler zaten, bir an önce sıkılıp kendim yürümeye döneyim diye..”

“e alalım o zaman..”

 

nicole değneği alıp piz’e belinden sarılırken diğerlerine seslenir

 

“GAZİMİZ GERİ GELMİŞ!”

 

herkes bir hevesle piz’in üzerine saldırırken delikanlı gülüyor, yavaş olmazlarsa yanlışlıkla birinin gözünün çıkacağından falan bahsediyordur, kimse aldırmaz..

 

 

faye yenilenmiş odasında eşyalarını yerleştiriyorken açık kapıdan eliza girer

 

“kahvaltıdan sonra yeni kitapları alabilirmişiz..”

“güzel, sen neden açmadın bavulunu?”

“yine yıkılırsak kapıp kaçacağım..”

 

faye gülümserken bir kazağı daha çıkarıyor, bir an iç çeker

 

“bir daha olmaz, bir tane sinclair vardı, o da.. biliyorsun işte..”

“haberleri izlediniz mi?”

“hayır, Rhea’daydık..”

“ne zaman döndünüz?”

“dün..”

 

eliza kafasından bir şeyler hesaplıyorken bir an sonra yatağındaki yastığı kapıp faye’e fırlatır

 

“bir ay tatil yaptınız!”

 

faye gülerek yastıktan kaçarken  eliza hepsinden nefret ettiğini söylüyordur. Onlar burada güneş evreninin en büyük okulunun yıkıntılarının yasını tutarken millet Rhealarda tatil yapmıştır, nefret ediyordur, o sinirle bavulunu açar..

 

 

liv ve rose güle konuşa koridorda yürüyorken rose ona hediye edilen rengarenk boncuklu kolyeyi takıyor, liv elinde iki tane daha kolyeyle anna ve lonna’nın odasına girerken lonna’nın yatağında uzanmış, dergi okuyan jaden’ı görünce ona el sallayıp kızlara döner

 

“kızlar size hediye getirdim!”

 

anna elinde ne varsa bırakıp oraya dönerken kolyesini görünce mutlulukla gülümser

 

“çok güzel bir şey bu liv, teşekkürler-“

“ben yaptım!”

“böyle tekeeerr tekeeerrr sabahtan akşama kadar boncukları diz diiizzz-“

“jaden sus!”

 

jaden konuşmayı keserek gülerken liv, lonna’ya da kolyesini verir

 

“sen yemeklerde genellikle siyah bir şey giydiğin için siyah boncuklar koydum  lonna, bir tanecik de pembe, saçınla uysun diye..”

 

lonna kolyeyi elinde çeviriyorken gülümseyerek liv’e bakar

 

“benim için bilerek mi yaptın?”

“elbette!”

“sağol liv, çok güzel..”

 

liv kocaman gülümseyerek arkadaşına sarılırken onlar ayrıldığında lonna kolyesini başından geçirir ve işine öyle devam ederken yattığı yerden onu izleyen jaden’ı gördüğünde o tarafa dil çıkarır, jaden gülerek dergisinin sayfasını çevirirken lonna yine gardrobunu düzenlemeye devam eder..

 

 

SOUNDTRACK / Jamelia - Superstar

 

 

Tatilden sonraki ilk akşam yemeğinde yemek salonuna en önce Nicole giriyorken genç kızın yüzünde muzur bir gülümseme, bütün masaları süzerek ilerliyorken dergiden arkadaşlarını gördükçe el sallıyordur.

 

Onun arkasından jonathan kolundaki cora’yla birlikte uzun zamandır görmediği kalabalığın arasına giriyorken arasından geçtiği masalardaki arkadaşlarının omuzlarını sıkıyor, ne yediklerine bakıp küçük yorumlar yapıyorken arkasında mutlu yüzler bırakarak ilerliyordur.

 

Owen ve eliza yan yana içeri girerken bir an eşikte durup etraflarına bakarlar, eliza yanağını kaşıyarak önden yürürken owen onun belini tutmuş, ara sıra etrafına bakarak ilerliyorken ördeklerin masasına gözü takılıp katharine’i gördüğünde genç kıza gülümser ve küçük bir el sallayışı alıp önüne döndüğünde eliza’ya biraz daha yaklaşarak yürümeye devam eder.

 

Jaden bir kolunda anna, diğerinde lonna, içeri girerken lonna eteğini topuğundan kurtarıp jaden’ı bırakır ve hızlı adımarla önden ilerlerken jaden boş kalan koluna bakıyor, yanındaki anna gülüyorken delikanlı bir şeyler homurdanarak onu yürütüyordur.

 

Liv yüzünde güller açarak sam’in koluna girmiş, ikisi gülerek içeri giriyorken önlerinden geçen bir garsona çarpmaktan son anda kurtulmuş, uzaklaşan adamın arkasından bakarken tekrar gülmeye başlarlar. Sam liv’i önüne katarak ilerken genç kız masada onları bekleyen arkadaşlarına el sallayarak ilerler.

 

Veronica yanağı dickie tarafından sürekli öpülerek içeri girerken delikanlının gömleğine tutunmuş, gülerek düşmeden yürümeye çalışıyordur. Dickie genç kıza belinden sarılmış, gülümseyerek kulağına bir şeyler söylüyorken veronica güzel yanakları hafifçe pembeleşerek başını eğiyor, ikisi beraber bu akşam özel ayırdıkları iki kişilik masalarına ilerken dickie sevgilisinin saçlarını öperek ona biraz daha sarılıyordur.

 

Piz bir koluna faye, diğerine de rose’u almış, bir yerlere çarpamadan ilerlemeye çalışıyorken arkalarından alexa ve jesse geliyordur. jesse elindeki değnekle oynaya oynaya garsonlardan birinin tepsisini devirirken kızların yardımıyla önden yürüyen piz yüzünü buruştuyordur.

 

Duncan gömleğinin kollarını düzelterek içeri giriyorken gözleri nicole’ü arıyordur. Genç kız onu odasından almasını söylemiş, sonra duncan gelmeden çıkıp gitmişken delikanlı şimdi ona oturduğu masadan el sallayan kızı görmüş, sol kolunu kaldırarak saatinin olduğu yeri gösterir ve masaların arasından yürüyerek o tarafa giderken nicole en güzel gülümsemesini vererek yanındaki boş iskemleyi gösteriyordur.

 

Kurbağalar her zamanki düzenlerinde oturmuş, güle konuşa menülerine bakıyorken Melekler Okulu’nda yeni bir dönem başlar..

 

 

“bunlar niye ayrı masaya geçmiş?”

 

herkes veronica ve dickie’nin tarafına bakarken jonathan yanındaki cora’ya döner

 

“biz de ayrı masa alalım kelebek, bizim neyimiz eksik?”

“fazlan bile var jonathan!”

“öyle öyle!”

“sana masalar feda olsun jonathan!”

 

jaden ve jesse bir anda coşmuş, alkışlamaya başlarken jonathan ellerini kaldırarak sakinleşmelerini rica eder ve ayağa kalkıp eğilerek teşekkür ederken cora gülüyordur. Onların gürültüsünü duyan miss natalie o tarafa geliyorken jaden ve jesse görmüş, derhal susup yemeklerine dönerken jonathan hala teşekkür ediyordur, birazdan omzuna dokunan bir elle irkilerek arkasına bakarken miss natalie’yi gördüğünde gülümser

 

“miss natalie! Nasılsınız?”

 

jonathan uzanarak genç kadına sarılırken jaden ve jesse gülüyor, alexa kuzeninin kolunu çimdiriyorken liv, miss natalie’ye jonathan’ın biraz heyecanlandığını anlatmaya çalışıyordur. Concon sonunda güzel profesörü bırakıp geri çekilirken genç kadının kolyesini gömleğinin düğmesinden söküp konuşur

 

“çok afedersiniz miss natalie, bu hayv-yani arkadaşlarım, beni gaza geti-yani heyecanlandırdılar. Kolay etkileniyorum..”

“tamam jonathan, önemli değil. Çocuklar, arkadaşınızın zaaflarını kötü yönde kullanmayın lütfen..”

 

genç kadın bu uyarıyı o kadar melek gibi bir ifadeyle yapmıştır ki herkes gülümseyerek başlarını sallarken miss natalie yerine oturan jonathan’ın omzunu tutarak herkese iyi eğlenceler diler ve onları tekrar görmekten ne kadar mutlu olduklarını söylerken herkes güzel sınıf öğretmenlerine gülümseyerek onun zarif sihirinin uzaklaşmasını izlerler..

 

 

“baban aramama kızdı mı?”

 

veronica lokmasını yutarken başını iki yana sallar, yuttuğunda konuşur

 

“neden kızsın?”

“bilmem, sabah akşam sürekli arayan bir tip-“

tip değilsin sen, erkek arkadaşımsın..”

 

dickie yakışıklı yüzü aydınlanarak gülümserken veronica da mutlu, uzanarak onun tabağındaki havuçlardan birini alır

 

“sana çok koymuşlar-“

“bana da o küçük mısırlardan ver o zaman..”

 

veronica diğer eliyle kendi tabağını alıp uzatır, dickie mısırları birer ikişer alıp kendi tabağına atar..

 

 

eliza ayakkabılarını eline almış, buz gibi çimlerin üzerine basıyorken yanındaki owen onu izliyordur

 

“ayakların üşüyecek..”

“ayakkabılar canımı yaktı..”

 

genç kız elindeki yepyeni ayakkabılarını sallarken owen gülümser, önüne dönerek yeni sinclair binasına yürümeye devam ederken eliza mırıldanır

 

“haberleri okudum owen, üzgünüm..”

 

owen sessizce başını sallarken eliza delikanlıya biraz daha sokularak koluna girer ve bir şey söylemeden yürürken owen konuşur

 

“yıl sonu gösterisini değiştirmek istiyorum..”

 

eliza bunun üzerine hayretle ona bakar

 

“neden?”

“artık içimden gelmiyor-“

“ama çok çalıştık owen. Şarkı, kat, danslar-“

“bilmiyorum eliza..”

 

eliza onu kolundan tutup bahçenin ortasında durdururken owen da genç kıza bakıyor, bakışları fazlasıyla kırgınken eliza omuzları düşerek iç çeker

 

“sırf annen ve baban ayrıldıkları için masalları yok olmadı ki..”

 

owen kendi bildiklerini anlatmak ister, ama yapamazken başını eğerek ayağının ucundaki çimlerle oynar

 

“gösteri onları mutlu etmek için olacaktı-“

“gösteri dersten geçmek için olacaktı daha çok.”

 

Owen başını eliza’ya kaldırırken genç kız başını sallar ve ekler

 

“hem de bir değil, üç ders. Diğer ödevlerden ne farkı var? üstelik sırf artık senin içinden gelmediği için diğerlerini de hiçe sayamazsın, değil mi?”

“dans etmekten kurtulacağın için sevinirsin sanmıştım..”

 

eliza bir an düşünür

 

“doğru aslında, tamam, yapmayalım..”

 

ve yürümeye devam ederken owen gülerek onun peşine takılır. Eliza da gülümseyerek arkasını döner ve owen’a elini uzatırken konuşur

 

“yapacağız, en güzeli de bizim şovumuz olacak..”

 

owen onun elini tutarak yürürken eliza önündeki sinclair binasına bakarak konuşur

 

“içinden ewan ve biana’yı oynamak gelmiyorsa kendin ol..”

“sen kim olacaksın?”

“kendim?”

 

eliza’nın kahverengi gözleri yanındaki prense dönerken yakışıklı prens gülümser ve başını sallar

 

“tamam...”

 

eliza da tamam derken ikisi beraber sinclair’in kapılarından girerler..

 

 

herkes odalarına dağılmak için restorandan çıkmış, bahçede ağır aksak yürüyorken nicole en arkada tek başına yürüyordur. Birazdan yanına jonathan geldiğinde esneyerek başını delikanlıya çevirir

 

“evet?”

“duncan nereye gitti?”

“evden telefon gelmiş, alıp götürdüler..”

 

nicole bir kez daha esnerken jonathan kolunu genç kızın omzundan atar ve onunla beraber yürürken sorar

 

“evdekiler ne yapıyordur şimdi?”

“uyuyorlardır..”

“uyuyabiliyorlarsa..”

“babam uyuyordur..”

 

jonathan gülerken nicole de gülümser ve abisinin beline tutunarak başını omzuna koyarken mırıldanır

 

“iyi ki bizimkiler evli değiller..”

 

jonathan başını sallarken nicole başını kaldırarak ona bakar

 

“sen hala annenle babamın evli olmasını diliyor musun?”

“bazen..”

“annemi seviyor musun?”

 

jonathan başını ona indirirken gülümser

 

“sienna’yı kim sevmez?”

“bilmem..”

 

nicole önüne dönerken kızlar koca bir grup olmuş, kıkır kıkır bir şeye gülüyordur. Nicole yine jonathan’a bakarken konuşur

 

“annemle babam evlenirse resmi olarak kardeş olacağız..”

“15 senedir kardeşiz, lysandersin. Üstelik babam sizinle yaşıyor-“

“kızıyor musun?”

 

jonathan kollarındaki kızı biraz daha sıkarak kendine çekerken sorar

 

“neden bu kadar soru soruyorsun sen?”

“uykum geldi, kafam normal insanlar gibi çalışıyor..”

 

jonathan gülerken nicole de gülerek önüne döner ve bir daha soru sormadan yürümeye devam eder..