![]()
#31 / #32 – Odette’s Tale “konuş-kimse araya girmesin-“ conrad odadaki herkesin ağzını sözleriyle bağlarken herkes zaten garip
bir şok içinde, beyinler sanki havada süzülür gibi delora’ya bakarlar. Genç
kadın ablasının yanı başında oturuyorken cuslov başını onun beline yaslamış,
delora genç kadının başını tutuyorken gülümser “en başından istiyorsanız favian’a bakacaksınız. Ben kurtarıldım..” bakışlar otomatik bir şekilde favian’a dönerken genç adam lucinda’nın
yanında oturuyor, gülümser “kalem kağıt gerek sanırım..” genç adamın hemen yanından bir kalem ve kağıt uzatılırken favian liam’a
bakarak teşekkür eder. Liam önemli olmadığını söyleyerek ellerini cebine
sokarken delora’yla göz göze geldiklerinde gülümser ve iç çekerek favian’a
dönerken genç adam elindeki kağıda çizgiler çiziyordur “bunlar bizim dolaştığımız zamanlar, şu kalın çizgi de..” favian tam orataya kalın bir çizgi çekmiş, kağıdı kaldırarak
diğerlerine gösterir “..şu anda içinde olduğumuz zaman, yani delora’nın 13 sene önce öldüğü..” herkes başnıı sallarken favian delora’ya bakarak devam eder “delora’yı bir çok kez kurtardım ve hep bu kalın çizgiye dönmeye
çalıştım, ama başaramadım. Her deneyişimde bir şekilde delora yine ellerimden
kaydı..” favian’in bakışları gölgelenirken delora bu hikayeyi defalarca
dinlemiş, araya girer “ama nerede yanlış yaptığını anlayamamış. Bir şekilde zaman sürekli
kendini onarmaya çalışmış, çünkü favian çok kısa aralıklarla sürekli aynı yere
dönmeye çalışmış. Halbuki yapması gereken beni o zamandan çıkarıp başka bir
yere götürmek ve aynı noktaya değil, daha ilerisine dönmekmiş-“ “13 sene kadar ilerisine mi?” delora conrad’a dönerek başını sallar “tabii bunu hesap makineleriyle ayarlamak imkansız, daha önce birkaç
kez yine yanlış yerlere döndüğümüz oldu, ama biri hep bize yardım etti. O
olmasa başaramazdık..” bakışlar o birinin kim
olduğunu soruyorken delora gülümser “Julia Mensonn, şu anda Pluto Merkez Masası için çalışıyor..” herkes genç kadının adını duymuş, ama yüzünü hatırlamaya çalışıyorken
ewan konuşur “hani şu yıllar önce ajan black’le general kenrich’in düğün kokteylinde
ortaya çıkan kadın, mikrofonu kapıp konuşan..” işte o noktada bütün kafalar sallanırken yüzler gülümsemeye
başlamıştır, sadece liam öyle bir kadın tanımadığını söylemiş, conrad dert
etmemesini söyleyerek tekrar delora’ya dönmüşken genç kadın gülümser “favian’ı kendi kısır döngüsünden de julia kurtarmış, öyle değil mi
favian?” favian başını sallarken herkes tam olarak kimi neyden kim kurtarmış
anlayamıyor, daha çok ayrıntı isterler.. SOUNDTRACK / James
Morrison – One Last Chance “delora-delora
hayır-aç gözlerini-delora!” favian
kollarında cansız yatan kadının göğsüne başını eğerek sarsılırken maynard’ın alevlerinin
bırakığı kapkara ise bulanmış parmakları genç kadının sarı saçlarının arasında
dolaşıyordur. Favian, delora’yı bir
kez daha öylece yıkıntıların
arasına bırakırken ayağa kalkmaya çalışır, ama başaramadan tekrar yığılacakken
birisi onu kollarından yakalar ve kendine yaslarken favian dengesini bulduğunda
onu tutan kadına bakar “sen
kimsin-“ “julia.
Sen de zamanları karman çorman eden adamsın, memnun oldum-dik durmaya çalış,
ağırsın..” favian
öylece onu tutan kadına bakıyorken julia kahverengi saçlarının çevrelediği ve
yangının içinde hala tertemiz olan yüzü ve parlak kahverengi gözleriyle
favian’a bakıyorken konuşur “seni
buradan götüreceğim, sonra oturup konuşacağız..” favian
yine bir şey söylemiyorken gözleri yerde yatan sarışın kadının bedenine dönmüş,
yaşları kararmış yanaklarından akıyorken julia o tarafa bakmadan onu daha sıkı
tutar ve biraz sonra ikisi de ortadan kaybolurken maynard yıkılır... favian
yumuşak bir koltuğa bırakılmış, nerede olduğunu ya da neden burada olduğunu
bilmiyor, her şey kocaman bir bulanıklık olarak geliyordur. Julia koltukta
pelte gibi oturan adama bir bardak su uzatır ve favian bardağı alınca karşısına
oturup ellerini kucağında birleştirerek ona bakar “ne
yapmaya çalışıyorsun?” favian
cevap vermek yerine boş boş bakarken julia iç çekerek oturduğu yerde eğilerek
kollarını dizlerine yaslar ve sakince, tane tane konuşur “adın
favian, değil mi?” favian’dan
yine bir tepki gelmezken julia konuşur “favian
son birkaç ayda çok fazla zaman değiştirdin, artık durman gerekiyor-“ “duramam,
delora’yı kurtamam gerek..” “delora,
sevgilin mi?” “nişanlım.” “neyden
kurtarmaya çalışıyorsun?” “yangın.
Ölecek, ama ölmemeli, kurtaracağım-“ “birden
çok tanrının işine karıştığının farkındasın, değil mi?” favian
yine tepkisiz kısma geçerken julia tekrar arkasına yaslanır “tekniğini
değiştirmezsen delora’yı asla kurtaramazsın. Onu almaya çalıştığın nokta zaman
tanrısı tarafından kilitlendi-“ “neden?” “birilerinin
senin gibilerden evreni koruması gerekiyor-“ “ben
kimseye zarar vermiyorum! Nişanlımı kurtarmaya çalışıyorum!” favian
elindeki bardağı yere fırlatırken julia arkasına daha da yaslanarak ayaklarını
kendine çeker ve favian’a bakar “benim
evimi de yıkmana gerek yok, sana yardım etmeye çalışıyorum, görmüyor musun?” “zaman
tanrısı sen misin?” “maalesef
değilim, ama sen istediğini almadan bunun bitmeyeceğini bilecek kadar çok zaman
gezginliği yaptım. Sonunda kendine zarar vereceksin, yaptığın şey sabah kalkıp
90’lı yılların paris’inde bir kahvaltı edip sonra jüpiter sahillerinde
güneşlenmek değil. Bir ölümü geri almaya çalışıyorsun-“ “ama
yapamıyorum..” favian
az önceki öfkesi sönmüş, yine oturduğu yerde büzülürken julia iç çekerek genç
adama bakar “yapacaksın,
ben de yardım edeceğim. Tanrıların sana verdiği bir ödül gibi düşün bunu ve
bana zarar verme. Bu kadarını yapabilir misin?” favian
başını kaldırarak julia’ya bakarken ilk önce bir şey söylemez, ama julia’nın da
sabırla bir tepki beklediğini gördüğünde başını sallar. Genç kadın bütün yüzü
aydınlanarak gülümserken oturduğu yerden kalkar “önce
sana yiyecek bir şeyler bulalım, sonra şu kırıkları toplayacağım, bir yere
kaybolma..” favian
başını iki yana sallarken julia güzel
diyerek odadan çıkar ve favian’ı kırıklarıyla
beraber bırakırken mutfağa ilerler.. “al
bakalım..” julia
elindeki tabakta sıcacık, mis gibi kokan tostla beraber bir bardak da sütü
favian’a uzatırken genç adam oturduğu yerde biraz daha doğrularak verilenleri
alır “sen
beni nasıl buldun?” julia
gülümseyerek yerdeki bardakları toplarken konuşur “aklın
yerine gelmiş, mantıklı sorular duyuyorum..” favian
tostundan bir ısırık alırken julia elindeki kırıklara bakar, sonra hepsini
bırakıp kalkarken kendi kendine mırıldanır “elektrikli
süpürge lazım, nereye koydum tabii o problem..” genç
kadın odadan çıkıp süpürgeyi aramaya giderken favian başını eğerek onu izliyor,
sonra iç çekerek tekrar arkasına yaslanırken ne gidecek bir yeri, ne de bir
daha başka bir zamana gidecek gücü kalmamışken elindeki soğuk sütten bir yudum
alır.. julia
elindeki küçük elektrik süpürgesiyle içeri girmiş, yerde diz çökerek teker
teker kırıkları süpürürken favian onu izliyordur. Genç kadın işi bitince tekrar
doğrulur ve süpürgeyi öylesine bir yere bırakıp tekrar az önce oturduğu koltuğa
kurulur “artık
sorularını cevaplayabilirim, ne demiştin?” “beni
nasıl buldun?” “kolay
oldu, senden başka kimse delirmiş mars maymunları gibi oradan oraya geçiş
yapmıyor-ayrıca deli dana
diyecektim, ama zamanların karışmasın diye
kullanmadım. Bilmek istersen, şu anda 2008 yılındasın..” favian’ın
gözleri büyürken julia gülümser “o
kadar da uzak değil..” “neden
beni buraya getirdin?” “sürekli
tenis topu gibi aynı zamana çarpıp dönüyordun, artık oradan çıkman lazımdı-“ “delora
ne olacak?” “bir
şey olmayacak. Ölüyor dememiş miydin? Yine ölü olacak-“ “onu
kurtarmam gerekiyor benim-“ “şu
anda değil o kadar ileri gitmek, şu koltuktan bile kalkamazsın, o yüzden sana
fırsat verilmişken dinlen-ve işin garibi nedir biliyor musun?” favian
oldukça bilmiyormuş gibi bakıyorken julia kendi sorusunu kendisi
cevaplar “bunu
ben yapmış olsam her zaman içinde cezalandırılırdım, ama sen paçayı kurtardın,
hem de karşına ben çıktım. Ne kadar şanslı olduğunu görüyor musun?” “ben
seni tanımıyorum-“ “ben
de seni tanımıyorum. Şans..” favian
aklı karmakarışık bir yumak olmuş, öylece julia’ya bakıyorken genç kadın sanki
asıl yapmak istediği buymuş gibi gülümser “delora’yı
kurtaracaksın favian, ama biraz beklemen gerekiyor. Zaman sadece sana ait
değil, ona kendini iyileştirmesi için yer vereceksin ki o da seninle birlikte
çalışsın. Anlatabildim mi?” favian
başını iki yana sallarken julia gözlerini devirerek yerinden kalkar “sen
bence banyo yap, gel benimle..” julia onu beklemeden yine odadan çıkarken favian
bir an etrafına bakar ve 2008’de, tanımadığı bir evde, bilmediği bir kadınla
kalıyorken şimdi gidip banyo yapacaktır, ayağa kalkar.. “bir süre julia’yla beraber kaldım. Julia bana
zaman tanrısının gönderdiği görevlilerden biri olduğunu söyledi. Her zaman
gezgini tanrılar için çalışmazmış. İnanmak durmundaydım, zaten her yolu
denemiştim, kaybedecek bir şeyim yoktu.” Herkes büyük bir dikkatle favian’ı dinliyorken genç adam devam eder “Evden çıkmadım, izin vermedi. Her gün delora’yı ne zaman kurtaracağımı
sordum, o da yakında dedi. O yakın gelene kadar ben de farkında olmadan gücümü
toplamıştım. Julia o aralarda bana bu zamandan haberler getiriyordu. Neler
olduğunu, olanların sizi nasıl etkilediğini hep bildim..” dikkatli bakışlar son 13 senenin olaylarıyla birbirleri üzerinde
dolaşırken odaklar tekrar favian’a döndüğünde genç adam konuşur “sonunda bir gün ne zaman gideceğimizi sorduğumda julia bugün dedi, ve
gittik..” “kimseye
görünmeden gidip delora’yı alacaksın ve başka hiçbir şey yapmadan buraya
geleceksin. Konuşmasına da izin verme..” favian
başını sallarken julia genç adamın omzunu sıkar “hadi..” favian
ondan ayrılarak bir an sonra ortadan kaybolurken julia arasında oturduğu
çalıları biraz daha önüne alarak yeşil otların arasında beklemeye devam eder.. “delora-“ “favian
sana aşağı inmeni söyledim!” delora’nın
bakışlarındaki dehşet favian’ın içini dondururken genç adam nişanlısını
kolundan çeker “benimle
gel-“ “fav-“ delora
daha kelimesini bitiremeden içinde bir şeylerin kaydığını hissederken biraz
sonra ikisi de sarayın dışında varolduklarında delora başını tutarak çalıların
arasından çıkan kadına bakar. Julia da ikisine bakıyor, delora’ya bakarak
gülümser “ben
seni tanıyorum sanırım-“ “julia!” “her
neyse, gidelim-“ “nereye
gidiyoruz?!” “delora,
lütfen-“ delora
elini favian’dan kurtarırken etrafına bakar ve bahçede diğerleriyle birlikte
bekleyen favian’ı görürken ona bağırmak ister, ama o anda sesi kesilerek yine
beynine bir şey batarken bu sefer gözlerini açtığında kendini daha önce hiç
görmediği bir evde bulur. Genç kadın iki elini de deliler gibi ağrıyan başına
bastırırken önündeki favian’a ve diğer kadına bakar “ne
istiyorsunuz benden?” “hiçbir
şey, ölmekten kurtuldun delora, tebrikler..” julia
gülümseyerek ikisini yalnız bırakırken favian iç çekerek saf bir şok içinde ona
bakan delora’ya döner.. Delora,
favian’ın ona verdiği gazetelere bakıyorken bazıları onun geldiği günün ertesi,
bazıları yıllar sonrasını gösteriyordur. Genç kadın dehşetle hepsini kelime
kelime okuyorken artık beyninin kıvrımlarının kuruduğunu hissettiğinde hepsini
bırakır “nasıl
böyle bir şey olabilir-şimdi ne olacak!? diğerlerini kurtaracak mıyız-“ “hayır!” julia
bir anda içeri dalmışken artık daha fazla dinlemeye dayananamıştır “başka
kimseyi kurtarmayacaksınız, hayır işi yapmıyoruz-“ “sen
nesin ki-yüce luslo, bir dakika-ben seni tanıyorum..” julia
da elini kaldırmışken iki kadın da birbirlerine bakıyor, julia dilinin ucunda olduğunu
söylüyorken biraz sonra vazgeçmiştir, ama delora hatırlamış, ayağa fırlar “sen
o kadınsın, şeydeki kadın-“ “lütfen
porno filmlerden biri deme-“ favian
gözlerini devirirken delora aldırmamıştır bile “black-kenrich
kokteylindeki kadın-“ “kim?” “mikrofonla
gelip bensiz nasıl
evlenirsiniz! Diyen kadınsın-“ “bak
bu gerçekten yeni bir şey..” favian
julia’ya aldırmadan delora’yı kollarından tutarak yerine oturtur “bu
julia o zamanları daha yaşamamış olmalı delora-“ “kim
bu julia favian, bu kadına nasıl bu kadar güveniyorsun?” “julia
da benim gibi bir zaman gezgini-“ “ve
zaman tanrısının görevlisi. Unutmayalım..” favian
başını sallarken delora dönerek julia’ya bakar, sonra tekrar favian’a dönerken
sorar “ne
zaman döneceğiz?” favian
iç çekerek julia’ya bakarken genç kadın yine görevlerinin gereklerini yerine
getirmesi gerekiyor, kötü haberi vermek için hazırlanır.. “uzunca bir süre oradan ayrılamayacağımızı söyledi. Ne kadar isyan edip
ağladımı hala hatırlıyorum, ama sonra mantığını kavrayınca aslında çok da adil
olduğunu görüyorum..” bakışlar bu sefer delora’yı izliyorken genç kadın hafifçe gülümser “julia’nın zaman gezginliğine ve zaman kavramına bakış açısı o kadar
duru ve anlaşılırdı ki, aynen şu şekilde anlatmıştı, sizin gitmek istediğiniz
zaman şu anda kendini onarmaya çalışıyor. Bu yüzden de ne seni, ne delora’yı
bir süre daha kabul etmeyecek. Bu bir güvenlik önlemi ve bunu aşamazsınız. O
yüzden bir süre burada yaşayacaksınız, ne kadar olduğunu ben de bilmiyorum, ama
garanti olsun diye 15 sene diyorum. Demişti ve ikimizin de nasıl bir anda
alevlendiğini tahmin edersiniz..” “hiç bilmediğimiz bir zaman. Bin yıllar öncesinden bahsediyoruz, 2008,
orada hayat nasıldır tek bir fikrimiz bile yoktu, ama 15 sene orada kalmamız
gerekiyordu-“ “gerçi yine julia’nın sözünü dinlemedik, 13 sene oldu favian..” favian gülümserken diğerleri onların tatil anılarını anlatırmış gibi
duran yüz ifadelerini izliyorlardır. Delora bakışları fark edince kendini
toplayarak konuya döner “sonuçta ikna olduk. Bir ölümü geri almıştık, bizim de bir şeyler
vermemiz gerekiyordu, zamanımızı verdik. Kilitler kalkana kadar Julia bize ne
yapmamızı söylerse onu yapacaktık. İlk birkaç hafta korkunçtu. Ne yapılır, ne
edilir, nereye nasıl girilir çıkılır hiçbir fikrimiz yoktu-“ “kimliklerimiz bile yoktu!” delora gülümseyerek başını sallarken favian diğerlerine dönerek
anlatır.. SOUNDTRACK / Roy Orbison
– Pretty Woman “alın
bakalım, bunlar kimlikleriniz..” favian
ve delora uzatılan kartları alır ve ikisi de üzerlerindeki resimleri gördükleri
anda aynı anda itiraz ederler “bu
kadın şişman!” “bu
adam kel!” julia
gözlerini devirerek konuşur “sen
liposuction yaptırdın, sen de saç ektirdin-“ “julia
bu insanlar bize benzemiyor-“ “ben
o kağıt parçalarına ne kadar para verdim biliyor musun? Sırf isimleri
değiştirmek için yolunmuş tavuğa döndüm. o yüzden kesin sesinizi ve oturun.
Üstelik bu zamanda kimsenin işine karışmazsanız kimse de size kimliğinizi
sormaz.” Favian
ve delora susarken julia ikisini de omuzlarında iterek koltuğa oturtur “paranız
var mı?” “bunlar
var..” favian
cebinden 100 luplex lupa’sı çıkarır ve julia’ya verirken genç kadın bir
elindeki paralara, bir de favian’a bakar “tek
gezegenli evren sistemini bir daha mı açıklayacağım?” “paran
var mı dedin verdim!” “bu
para mı, lupa bu-“ “o
da para-“ “dolar
lazım favian dolar, yeşil yeşil-“ “banka
soyalım?” julia
ve favian delora’ya bakarken genç kadın kaşlarını kaldırır “soymayalım,
tamam..” “sen
kimliğine bak delora..” delora
başını eğerek kimliğine bakarken julia favian’a döner “yarın
tam söylediğim tarihe gidip kendine bir birikim hesabı açtıracaksın..” “hangi
parayla?” “onu
da vereceğim, sen sadece ne yapacağını bil, gel benimle..” favian
kalkarak julia’yı takip ederek mutfaktaki kilere girer. Julia üst raflardan
kocaman bir kutu çekip çıkarır ve kutuyu yere bırakıp kapağını açarken içinde
lastikle birbirine tutturulmuş ve lastiklere dolanmış kağıtlarda farklı
yılların yazdığı para demetlerini çıkarır. 1942 yazan bir demeti çıkarıp
favian’a uzatır “bu
zamana ait son demet, sonra senden alacağım..” favian
gülümseyerek teşekkür eder ve parayı alırken julia kutunun kapağını kapatırken
ne yapması gerektiğini anlatıyordur.. “favian
nerede kaldı?” julia
televizyondaki bir diziyi izliyorken delora’nın sorusuyla ona döner “gelir
birazdan, cips?” delora
uzatılan kaseden birkaç tane cips alırken televizyona bakar “nedir
bu?” “yalan
rüzgarı..” “yalancı
mı herkes?” julia
bir kahkaha atarken cips neredeyse boğazına kaçıyordur, öksürerek kendine
geldiğinde delora’ya döner “değiller,
dallas gibi bir şey-“ “dallas
ne?” “boşver
delora-“ “boşveremem,
15 sene burada yaşayacaksam bilmem lazım, anlat-şu kim mesela?” “victor,
şu kadınla evliydi bir zamanlar, onun adı nikki-“ “neden
boşandılar-“ “o
kısmı ben de kaçırdım, ama bir şey olmuştur mutlaka, şu ashley, victor aslında
ashley’i seviyordu-“ “onunla
mı evlendi?” “hayır
lauren’la takılıyor şu an-“ “lauren
hangisi?” julia
birazdan çıkacağını söylüyorken hemen sonra lauren yerine favian odada
belirdiğinde kanayan dudağını yalıyordur “bankayı
soydular..” delora’nın
gözleri büyürken julia ağzına bir cips daha atar “iki
gün sonraya gitseydin-“ “öyle
yaptım, ama gidemeden yumruğu yemiş bulundum-“ “kimse
seni gördü mü?” “zannetmiyorum..” “iyi
o zaman boşver..” delora
favian’ın dudağına bakıyorken genç adam televizyonu işaret eder “yine
mi yalan rüzgarı izliyorsun-“ “sus,
çok heyecanlı..” favian
susarak dikkatini delora’ya verirken iyi olduğunu söylüyordur.. “evet,
bugünkü dersimiz metroya nasıl binilir..” favian
ve delora uslu öğrenciler olarak başlarını sallarlarken ellerinde 1942’de
açtıkları hesabın kazandırdığı paralarla alınmış giysilerin torbaları vardır. Julia
onların önünde duruyorken elindeki metro giriş kartını kaldırır “şurdaki
beyaz okların yönünde kartları burdan geçireceksiniz, sonra şu turnikeyi
ittirip gireceksiniz, gayet basit..” delora
ve favian başlarını sallarken delora julia’nın ona öğrettiği gibi topluluk
içindeyken sorularını fısıltıyla sorar “uçarak
mı gidiyoruz?” “rayları
kullanıyor maalesef..” delora
hmmlayarak bu bilgiyi de alırken elindeki metro
kartına bakar “ben
giriyorum..” julia
turnikenin önünden çekilirken delora kartını geçirir ve küçük sinyal sesinden
sonra kilidi açılan turnikeyi ittirerek karşı tarafa geçerken gülümser “yaptım!” “süpersin,
sana dondurma alacağım-favian sen de..” favian
da kartını geçirir ve elindeki torbaları kaldırarak turnikeden girerken julia
ona da bir dondurma sözü verir ve kendi kartını geçirirken az önceki sevimli
sinyal sesi gayet bet bir sesle çalar ve genç kadına kartın limitinin bittiğini
gösterirken julia yüzünü buruşturur. Karşı tarafta delora ve favian ona
gülüyorken julia hahalayarak ortadan kaybolduğunda ikisinin de yüzündeki
gülümsemeler anında solar ve bir anda
yalnız kaldıkları hissi ikisini de korkuturken biraz sonra julia arkalarından
ikisinin de omzunu tutarak ortalarına girer “HAH!
O KADAR KOLAY MI?” “ne
yaptın!?” “15
saniye öncesine gittim, kartı doldurup sizden önce girdim, sonra da korkunuzu
izledim, komiksiniz..” delora
ve favian hiç de eğlenmiş gibi görünmüyorken julia gözlerini devirerek onları
çeker “korkmayın
hadi, buradayım ben, hem bak daha dondurma yiyeceğiz, yürüyün..” favian
ve delora yürürken julia da onlarla yürüyor, köşede gitarını çalan müzisyenin
açtığı kutuya birkaç bozukluk atıp yoluna devam eder.. “git
sen al dondurmaları delora-“ “alamam
ben!” julia
gayet doğal, neden
diye sorarken delora omzunu silker “daha
hazır değilim..” “dondurmacıyla
evlenmeyeceksin, dondurma alacaksın-“ “olsun-“ “butiklerin
askılarını boşaltırken gayet hazırdın! Kalk.” Delora
üffleyerek kalkar ve julia’nın uzattığı parayı alıp
dondurmacının arabasına giderken julia sırıtarak onun arkasından bakar ve
favian’a döner “çok
iyi anlaşacağız çok, yarın size bir ev bulacağım..” favian’ın
gözleri büyürken julia delora’ya çilekli almasını seslenir.. SOUNDTRACK / Everybody
Else – The Longest Hour of My Life And I wanna tell you straight, sometimes you have to
wait, but it's worth it even if it's a little late. I miss the rain, I miss the sun.. when I'm at home, I miss being gone. I miss that subway rattling by, the longest hour of
my life Julia
kendi yaşadığı iki katlı apartmanın üst katındaki dairenin kapısını açıp favian
ve delora’yı içeri alır ve üçü beraber dayalı döşeli dairenin içinde yürürken
julia konuşur “burası
da benim-“ “efendim?” “kaç
paran var senin?” julia
yine aynı anda gelen sorulara elini kaldırır “ben
sizden daha uzun zamandır bu işi yapıyorum ve daha zekiyim-“ “ben
prenstim.” Julia
o konuyu kapatmasını söylerken evin salonunda ilerler “her
şey benim evdekilerin hemen hemen aynısı. Aletler, banyo, her şey aynı, zaten
siz de biliyorsunuz. İki yatak odanız var, birini ilerde isterseniz çocuk odası
yaparsınız-“ “çocuk?” julia
başını sallarken gülümser “15
sene boş boş oturacak mısınız? O paraları ne yapacaksınız?” delora
ve favian birbirlerine bakarken julia gidip delora’nın elini tutar ve nişan
yüzüğünü göstererek konuşur “isterseniz
sizi evlendirelim-“ “julia..” “evet?” “biz
geri dönmek istiyoruz, hayatımızı orada devam ettirmek için-“ “daha
uzun bir süre hayatınızı orada devam ettiremeyeceksiniz ve beraber bir hayat istiyorsanız
burada başlayacaksınız-“ “senin
neden çocuğun yok o zaman?” “olmadığını
kim söyledi?” delora’nın
gözleri büyürken favian kaşlarını kaldırır “senin
çocuğun mu var?” “daha
yok, ama 8 aya kadar olacak-“ “HAMİLE
MİSİN SEN!?” julia
delora’nın feryadıyla gerilerken ellerini kaldırır “üç
gözlü humgrop doğurmayacağım ve evet, hamileyim-“ “neden
söylemedin?” “pardon anne, unutmuşum.” Delora
gözlerini devirirken genç kadının koluna vurur “bilsem
daha az salak saçma şeyler yapardım, bütün gün dolaştın-“ “kanser
değilim delora, hamileyim, hem doktorum sık sık yürümemi söyledi-“ “doktora
ne ara gittin?” “merhaba,
ben julia, zaman gezginiyim, siz?” favian
gülerek özür dilerken julia da gülümser “siz
evinize alışın, ben gidip vitaminlerimi alacağım..” delora
ve favian hep bir ağızdan teşekkür ederken julia onlara el sallayarak evden
çıkar.. birkaç
hafta sonra delora ve favian eve iyice yerleşmişler, her şey yolunda gidiyorken
julia artık gün saymayı bırakmazlarsa yaşayamayacaklarını söylemiştir. Onlar da
gün saymayı bırakmış, yalan rüzgarı izleyip ara sıra alışveriş yaparak
günlerini geçiriyordur. O
günlerin birinde favian bahçede çimleri biçiyor, delora ve julia da üst katın balkonunda
oturmuş, mayıs ayının güneşli günlerinden birinde bacaklarını bronzlaştırmaya
çalışıyorken delora sorar “julia,
ben bir yerde çalışabilir miyim?” “ne
gibi?” “iş
gibi-“ “paranız
mı bitti?” “bitmedi,
ama sıkıldım..” julia
gülümserken güneş gözlüğünü indirerek yanındaki sarışına bakar “kimliğin
sahte, o yüzden maaş alarak çalışamazsın, ama senin yardımına ihtiyaç duyacak
ve kimlik istmeyecek birkaç yer biliyorum, zaman geçirmek için..” “neresi?” “kilise
mesela, rahibi tanırım, çok iyi bir adamdır, para istemediğin sürece de öyle
iyi kalır. Zaten sana verecek parası da yoktur. Minnacık bir kilise-“ “olur,
ne iş yapacağım?” “bilmem.
Bazen toz alırsın, bazen gelen bağışları toplarsın, konserveleri kutulayıp
yoksullara dağıtırsın, arada kulağını itiraf odasının duvarına yaslayıp
mahalledekilerin sırlarını dinlersin-“ “julia!” “hamile
olan benim! Ben de sıkılıyorum!” delora
gülerken julia da yine inci dişleri parıldayarak gülümser ve yüzünü yine güneşe
dönerken yarın rahiple konuşacağını söyleyip, yalan rüzgarının başlamasına ne
kadar kaldığını sorar.. “peder
larson, bu delora nobes, çok yakın bir arkadaşımdır. Eğer siz de kabul
ederseniz kilisede gönüllü olmak istiyor..” yaşlı
adam üzerindeki siyah cüppeyle tezat bembeyaz saçlarıyla ve babacan mavi bakışlarıyla
gülümser “tabii,
her zaman iki ele daha ihtiyacımız vardır. Neredensin kızım?” delora
bir an tutulurken rahatsızca gülümseyerek julia’ya bakar, sonra pedere döner “burdanım
efendim, burdan..” “Pazar
günleri seni kilisede göremediğim için sordum kızım..” “burada
doğdum efendim, ama uzun zamandır yurt dışındaydım, çok talihsiz olaylar
yaşayınca buraya döndüm. biraz ruhumu dinlendirmek için de size sığındım..” julia
kaşlarını kaldırarak delora’ya bakıyorken hafifçe gülümser, kız çabuk öğreniyordur.
Julia tekrar rahibe döner “isterseniz
bugün hemen başlasın peder..” “tabii!” delora
da istekle atılınca peder larson gülümser “başlasın
tabii..” iki
güzel bayan da gülümserken peder larson julia’ya dönerek bebeğin nasıl olduğunu
sorar ve konu değişir.. “birkaç ay sonra peder larson ve diğerleriyle çok iyi arkadaş oldum.
Gittikçe mahalledeki diğer insanlar da beni tanımaya başladı. Julia’yla zaten
her şey mükemmeldi. Gerçekten 8 ay sonra julia’nın kızı doğdu, emma. O da şimdi
bizim kurbağalarla beraber melekler okulunda olmalı..” yüzlerde hafif bir gülümseme belirirken delora’nın bakışları kendi
kızına dönmüştür, gülümser “emma’nın doğumundan sonra hala çok sihirli olduğunu düşündüğüm bir şey
oldu. Bir gün kiliseye durmadan ağlayan bir kadın geldi, kucağında da minnacık
bir bebek..” “PEDER!
PEDER YALVARIRIM YARDIM ET!” delora
irkilerek kucağındaki bebekle kapından girip koşturan kadına bakar ve elindeki
toz bezini katlayarak peder larson’ın geldiği tarafa bakar. Yaşlı adam delora’ya
sakin olmasını söyler ve ona koşan kadını kollarından tutar “neyin
var kızım?” “BU
BEBEK LANETLİ PEDER! EVİMİN HUZURUNU, BEREKETİNİ, HER ŞEYİNİ YOK ETTİ. EVİMİZDE
HASTALIKLAR BİTMEK BİLMEDİ!” delora
şaşkınlıkla kadının söylediklerini dinliyorken peder sanki kum torbasıymış gibi
tutulan bebeği kadından alıp kollarından tutar ve pembe örtüler arasındaki
küçük kızın yüzüne bakar, sonra dönerek yere çökmüş kadına bakar “bu
çocuk kimin kızım?” “benim,
ama doğurmaz olaydım! Babası belli değil! Başında beri lanetler getirdi-“ “tanrının
yarattığı hiçbir masum evlat evine lanet getirmez, düzgün konuş kızım-“ “peder
yalan söylemiyorum! İnanın bana!” “kalk,
yerden kalk, yüzüme bak..” delora,
peder larson’ın ilk defa sesinin bu kadar öfke dolu olduğunu görmüş, endişeyle
olanları izliyorken yaşlı adam öfkesinden titreyen sesiyle konuşur “sen
tanrının evine gelmiş, onun sana verdiği evladın lanetli olduğunu söylüyorsun.
Hiç böyle şey görülmüş müdür?” “babasız
bir tohum o-“ “ONU
İFFETSİZLİK ETMEDEN ÖNCE DÜŞÜNECEKTİN!” delora
peder’in alnındaki damarın attığını gördüğünde atılır ve yaşlı adamın elinden
bebeği alırken yerdeki kadın kalkmış, delora’nın eski dinlerin birinden
olduğunu tahmin ettiği dillerin biriyle konuşuyor, muhtemelen kötü şeyler
söylüyordur. Delora kollarındaki bebeği kendine çekerken küçük kız biraz sonra
ağlamaya başladığında peder larson iyice çileden çıkmış, konuşan kadının önüne
geçer “kendine
hakim ol kızım!” “o
bebeği ne yapacaksanız yapın! Yoksa ben öldüreceğim!” “delora,
polisi ara-“ delora
hemen gidecekken kadın bir anda kendinden geçer “KENDİMİ
ÖLDÜRÜRÜM-ÖLDÜRÜRÜM-ALIN O BEBEĞİ BENDEN!” peder
larson delora’ya eliyle gitmesin işaret ederken genç kadın korkuyla dönerek
uzaklaşır ve kürsünün arkasındaki kapıdan içerdeki odalara girerken bir anda
patlayan bir silah sesi duyduğunda irkilerek kucağındaki bebeğin üzerine
eğilerek yere çöker.. delora
şokla arkasını döner ve bebeği tek kolunda tutarak kapıyı aralarken kilisenin
bir anda insan akınına uğradığını görmüş, herkes yerde yatan kanlar içindeki
kadına bakıyorken delora korkuyla tekrar içeri girerek kapıyı kapatır ve
sırtını kapıya yaslayarak kollarındaki bebeğe bakarken küçük kızın kahverengi
gözleri de onu izliyordur, yüzünde hafif bir gülücük oluşurken delora gözleri
dolarak eğilir ve minik bebeğin başını öperken küçük eller genç kadının yüzünü
tutar.. “kadını
kimse tanımıyormuş, peder de ilk defa gördüğünü söyledi. Yerel polisler peder
larson’ın başına fazla iş açmayacaklarmış..” julia
başını sallarken kucağındaki emma’yı hafifçe sallıyor, yine favian’a dönerek
sorar “delora
hala kilisede mi?” “bebeği
bırakmak istemiyor..” “bir
şekilde bırakması gerekecek-“ “peder
bebeğin varlığını kimseye söylememiş, zaten etraftaki kimse de kadını
tanımadığını söyleyince peder kadın kiliseye girip delirdi, sonra da kendini
öldürdü demiş. Bebeğin var olduğunu kimse bilmiyor. Sadece biz biliyoruz..” julia
dudağını ısırarak kendi bebeğine bakarken emma alt dudağını emerek uyuyor,
etraftaki fısıldamalar ona ninni gibi geliyorken julia yavaşça ayağa kalkar ve
küçük kızını beşiğine bırakıp favian’a bakar “sen
emma’ya göz kulak ol favian, ben gidip delora’yı göreceğim..” “beni
odaya almadı, sadece peder giriyor-“ “ben
de kapıyı çalmayacağım, hala öğrenemedin, zaman gezginiyiz.” Favian
hafifçe gülümserken julia dönerek uyuyan bebeğine bir öpücük yollar ve ortadan
kaybolur.. SOUNDTRACK / Glenn Close
& Phil Collins – You’ll Be In My Heart Come stop your crying, it will be all right I will protect you from all around you Delora
saatlerdir kucağındaki bebekle oturuyor, küçük kızı sallayarak uyutmuş,
ağladığında avutmuş, dışarda olanlardan bir süreliğine de olsa korumuşken
kendisi ondan daha çok korkuyordur. Sarışın kadın gözlerinden yaşlar süzülerek
pencereden süzülen geceyi izliyorken bir an sonra içerde julia belirir “delora?” delora
başını çevirerek o tarafa baktığında julia onun ağladığını görmüş, genç kadının
yanına gider ve ona omzundan sarılarak kucağındaki güzel bebeğe bakarken
gülümser “iyi
misiniz?” “değilim
julia..” julia
başını kaldırarak delora’ya baktığı anda sarışın güzelin ipleri çözülmüş,
sarsılarak ağlamaya başlarken julia iç çekerek onun başını omzuna yaslayarak
sakinleşmesini bekler.. “ne
zaman döneceğim? Ne zaman evimi bulacağım ben-“ “az
kaldı delora, sabırlı olacaksın-“ “olamıyorum..” julia
genç kadının sesinde minicik bir kızın isyanını duyduğunda kalbi kırılarak onun
saçlarını okşar “ama
olmak zorundasın delora, yoksa bu güzel kıza kim bakacak?” delora
ağlamayı bırakarak başını kaldırır “ne?” “peder
larson’la konuştum, bebeği ne yapacağını sordum. Başka bir kilisede tanıdığı
rahibelere bırakabileceğini söyledi-“ “olmaz,
bu bebek özel julia-“ “biliyorum..” “biliyor
musun?” julia
gülümserken başını sallar “tutunmak
için bir şey mi istiyordun? Al sana minnacık da olsa bir dal-“ “ama
ben, bilmiyorum, yapamam..” “dondurma
da alamam demiştin..” delora
yaşlı gözleriyle gülümserken başını eğerek kollarındaki bebeğe bakar “annesi
gelip lanetli diye bağırdığında ne olduğunu anlamamıştım, ama kucağıma alınca
hissettim. Bu bebek çok güçlü julia, bu dünyadan değil..” “belki
de o yüzden seni buldu?” delora
mavi bakışlarını julia’ya çevirmiş, sessizce beklerken julia bir şeyler biliyor
gibi gülümsüyordur. Delora onda bir şeylerin farklı olduğunu biliyor, gözleri
büyürken konuşur “sen
başka bir zamandan geliyorsun..” julia
kocaman gülümserken başını sallar “kendine
güven delora, başaracaksın, bebeği bırakma..” delora
şaşkınlıkla başını sallarken julia gülümser ve genç kadının başından öperek
geri çekilirken biraz sonra ortadan kaybolduğunda delora heyecanla bir nefes
alarak kollarındaki küçük kıza bakar, sonra kalkarak odadan çıkarken dışarda
julia ve peder larson konuşuyordur.. herkes şokla odette’e bakıyorken genç kız gülümser “beni kiliseye bırakan kadın her kimse ona minnettarım, umarım ruhu
huzurludur..” delora elini uzatarak odette’i yanına alırken genç kız ilk defa
gülümsediği günden beri annesi bildiği kadına sarılır ve sarı saçlarını öperken
gülümseyerek diğerlerine bakar “her şey çok kötü başladı gibi geliyor, ama çok eğlenceli devam etti,
baba sen beni ilk gördüğün zamanı anlatmak ister misin?” delora gülerken favian gözlerini deviriyordur. Şaşkın bakışlar genç
adama dönerken favian konuşur “delora, julia ve peder aralarında anlaşıp bebeğe bizim bakmamıza karar
verdikleri gece delora eve döndü ve bir kızımız oldu favian dedi..” SOUNDTRACK / Phil
Collins – You’ll Be In My Heart For one so small, you seem so strong I will be here, don't you cry You'll be in my heart “delora
sen ciddi misin?” delora
yattığı yerden hıhımlarken favian saatlerdir gözünü kırpmamış,
yataklarının karşısında kurulu olan beşiğe bakıyor, yan dönerek delora’ya
sarılır “hayatımızı
burada mı kuracağız? Kızımızla beraber?” delora’nın
gözleri açılırken genç kadın yavaşça dönerek favian’la yüz yüze gelir “yapabilir
miyiz?” “istersek
neden olmasın..” “ben
hala dönmek istiyorum favian-“ “döneceğiz..” “bebek?” “o
da bizim değil mi? onu da alacağız..” “her
şeyimizi bilecek, bizden bir parça olacak, değil mi?” favian
başını sallarken yakışıklı yüzünde sıcak bir gülümseme vardır. Delora da
nişanlısının mavi gözlerine bakıyor, gülümserken uzanarak onu öper. İkisinin
dudakları bir an birbirinde asılı kalırken hemen sonra ayrıldıklarında delora sorar “adı
ne olacak?” favian
hafifçe dudağını bükerek hiçbir fikri olmadığını gösterirken delora onun
tişörtünün yakasıyla oynuyor, usulca konuşur “ben
bugün ister istemez bir isim düşündüm aslında..” “ister
istemez?” “onunla
o odada otururken, bana gülümsedi, biliyor musun favian?” favian,
delora’nın gözlerinde parlayan sevgiyi gördüğünde gülümser “ne
düşündün?” “odette..” favian
ah delora diyerek genç kadına sarılırken delora’nın da
gözleri dolmuş, genç adamı tutar “bakışları
aynen odette gibi parlıyor, bir görsen. Hem döndüğümüzde bir şekilde onu da
geri götürmüş olacağız..” delora
sesi kısılarak usulca ağlarken favian o masum kraliçenin ölümünün delora’yı
nasıl sarstığını görüyor, itiraz etmeden usulca bir odette fısıldıyorken, küçük
bebek onların kraliçesi oluyordur.. “emma,
tatlım bak, bu odette..” emma
annesinin kucağından karşı kucaktaki bebeğe bakıyorken odette gülen suratıyla
karşısındaki bebeğe bakıyordur, annesinin kucağında debelenirken delora onu
kendine çekerek sarılır “gülücükleri
bol bulup sürekli saçan kızım benim!” odette
karnının öpülmesiyle yine gülerken delora onun tombik yanaklarını öpüyor,
kızını ters çevirip kucağına oturttuğunda julia’ya bakar “geceleri
o kadar rahat uyuyor ki julia, inanamıyorum..” julia
bebeklerinin bile ballı olduğunu söylüyorken kendi kızını kollarından
kaldırarak dizinden hoplatıyor, konuşur “benim
kızım da geceleri uyuymuyor delora teyzesi, bağırıp duruyor, bir sağa
dönüyooor, bir sola dönüyooor, sonra bir daha bağırıyor, değil mi deli kızım
benim, söyle hadi! söyle!” emma
bir anda ağlamaya başlarken julia awwlayarak bebeğine sarılır ve hafifçe sırtını
sıvazlarken delora gülümseyerek odette’in başını öper.. “anne, anne hadi bebeğim, anne..” favian
odette’in önünde oturmuş, saatlerdir ona anne dedirtmeye çalışıyorken odette
kocaman kahverengi gözleriyle babasını izliyordur. Küçük kızdan tek bir kelime
çıkmıyorken biraz sonra o da sıkılmış olacak, emekleme pozisyonuna geçerek
uzaklaşmaya başlar. Favian onun bezle kaplı koca poposuna bakıyorken gülerek
onun peşinden emekler. Odette babasının arkasından geldiğini anlayınca bir
gülücük patlatıp bezli poposunu daha da hızlı oynatarak emekliyor, o sırada dış
kapı açılıp delora içeri girerken göz hizasında kimseyi görememiş, ama başını
eğip yerdeki iki ayrı boyuttaki bebeğe bakarken güler. Kızı babasının önünden
tüm gücüyle emekleyerek geliyorken bir anda bağırır “ANİ!” delora
gözleri büyüyerek yerdeki ufaklığa bakıyorken odette annesinin ayaklarının dibine
gelmiş, ellerini uzatmak isterken poposunun üzerine oturur “ani!” delora
heyecanla gözleri dolarak yere çöker ve kızını kucağına alarak tekrar
doğrulurken odette gülümsyerek onun boynuna sarılır. Biraz sonra küçücük bir ani daha duyulurken delora yerdeki favian’a bakarak usulca bir ani fısıldadığında genç adam gülümser.. “çocuklar
ayak altından alınsın!” favian
bir koluna odette’i almış, diğerine de emma’yı alarak odadaki kocaman yılbaşı
ağacının başına giderken iki küçük kız da kırmızı tulumları içinde yeşil
dallara uzanmaya çalışıyordur. Julia elindeki hindiyi masanın ortasına koyup
geri çekilirken delora da elindeki patates püresiyle içeri girmiş, ağacın
başındakilere bir öpücük atıp masaya gider. Biraz sonra herkes masadaki
yerlerine geçerken küçük kızlar annelerinin yanındaki bebek koltuklarına
oturmuş, birazdan biberonları önlerine konurken küçük eller içi meyve suyu dolu
biberonlara uzanıp foççuklamaya başlar. Julia herkese hindi servisi
yapıyorken delora da tabaklara patates püresini koyuyor, o sırada televizyonda
dünyanın her yanından yılbaşı kutlamaları gösteriliyorken delora gülümser “çocuklar
biraz daha büyüdüğünde yılbaşında başka bir şehre gidelim..” favian
olur diyorken julia sadece gülümsemiştir. Herkes tekrar yerine oturup yemeğe
başlanacakken delora sabahtan beri gerekmedikçe sesi çıkmamış olan julia’ya
bakıyordur “julia,
bir şey mi oldu?” “kim,
ben? Hayır, neden?” delora
tek kaşını kaldırırken favian da tabağındaki kuşkonmazların birini eline almış,
kıtır kıtır yerken julia’ya göz kırpar “bir
şey olmuş..” “olmadı
bir şey, yemeklerinizi yiyin hadi, daha geri sayım yapacağız..” delora
ve favian bakışırken julia da onlara bakıyor, iç çekerek elindeki çatalla
bıçağı bırakır “peki,
yarını bekleyecektim-“ “kötü
bir şey söyleyeceksin..” delora’nın
bakışları derhal çökerken julia uzanarak onun elini tutar “o
kadar da kötü değil-“ “ama
kötü..” “ben
emma’yı da alarak bir süre başka bir zamana gideceğim..” delora
gözleri dolarak başını eğerken favian da elinde kalan kuşkonmaz parçasını
tabağa bırakır “bizi
bırakacak mısın?” “sizin
artık bana ihtiyacınız yok favian, her şeyi öğrendiniz, odette 3 yaşına geldi!” “ama
yine de yalnız kalacağız-“ “yalnız
değilsiniz, aile oldunuz. Benim de aklımda olan planlar vardı favian, siz
gelmeseniz de işleyecekti-“ “biz
sensiz nasıl yapacağız julia?” julia
ağlamaklı sesin geldiği tarafa dönüp delora’yı yine iki gözü iki çeşme görürken
gülümser “sonsuza
kadar gitmiyorum! Mutlaka görüşeceğiz..” “emma’yı
da alıyorsun, uzun süre gideceksin..” “gitmem
gerek delora, emma normal bir çocuk olmayacak, insanların ona bir yaratıkmış
gibi bakmasını istemiyorum, o yüzden biraz geleceğe gideceğim-“ “ne
kadar?” “çok..emma
kendini kontrol edebileceği bir yaşa geldiğinde belki yine dönerim..” delora
gözlerini silerek arkasına yaslanırken bütün iştahı kaçmış, hayatında geçirdiği
en kötü yılbaşı belki de bu olmuşken julia onun elini sıkar “bana
bak, bu kadar ağlayacaksanız sizi de alırım..” “al!
Odette de aynı şekilde olmayacak mı!? biz de dönelim artık!” “sizin
geleceğe gidip yaşamanız imkansız, 6 saat sınırı-“ “senin
nasıl imkanlı-“ “ben
zaman tanrısının görevlisiyim, o kadar torpilim olsun, değil mi?” favian
bir şeyler homurdanırken delora sorar “biz
zamanın geldiğini nasıl bileceğiz, sen bize yol gösterecektin!” “ben
hala size yol göstereceğim, aklınızı çalıştırın biraz! Benden bir tane yok ki
delora, ben sürekli sizinle olacağım. Bensiz gelecekte kalma kilidini nasıl
açacaksınız? Sizi yarı yolda bırakmam, merak etmeyin. Odette’i ilk aldığın günü
hatırla, o da bendim değil mi?” delora
başını sallarken iç çeker “yine
de-sen bizim buradaki tek dostumuzdun..” “başka
dostlar da edineceksiniz. Hayatınız böyle olmak zorunda, zamanı geldiğinde ben
yine burada olacağım, ayrıca şu anda da bir yere gitmiyorum, yemekler bitecek,
sonra da geri sayacağız. Çocuklar bayılıyor, ayrıca o düdük gibi üflemeli
şeylerden aldım, onları kullanmam lazım!” delora
gülerken julia da bütün güzelliğiyle gülümser ve dalgalı saçlarını omuzlarından
geri atarak yemeğine dönerken emma elindeki biberonu masasına vuruyordur,
ağzını açarak annesinin lokmasını isterken julia küçük bir kaşığın ucuyla
ufaklığa birazcık püre verip merakını giderir.. “julia o hafta sonu emma’yla beraber gitti. Biz de kendi başımıza
kaldık. Zaten normal zamanlarda evi özlüyorduk, şimdi bir de julia’yı özlemeye
başlayınca işler biraz zorlaştı. Odette sürekli hastalanıyordu, onunla
ilgilendik, ara sıra kendimiz de hasta olduk. İkimizden biri isyan edeceği zaman
birbirimizi dengeledik, ama bazen ikimiz de çileden çıktığımızda julia geldi.
Söz verdiği gibi sık sık bizi ziyaret etti, emma’yı hiç görmedik ve julia’nın
hangi zamandan geldiğini hiç bilmedik, ama oradaydı..” herkesin yüzünde o yorgun ama mutlu gülümseme varken delora odette’in
uzun saçlarıyla oynuyor, devam eder “onsuz eve dönmemiz mümkün değildi. Ne olursa olsun geleceğe dönecektik
ve normal şartlarda bir zaman gezginin 6 saatten fazla gelecekte kalması yasak,
ama julia bir şekilde bize bunu aştıracağını söyledi, en başından beri ona
güvendik..” conrad saatine bakmış, daha bir saatleri olduğunu görünce gülümser “1 saat sonra evren çökmezse anlayacağız..” delora gülümserken başını iki yana sallar “çökmeyecek, merak etmeyin..” kimse aksini söylemezken delora iç çekerek konuşur “o an gelene kadar yıllarca yalnız kaldığımız zamanlar da oldu. Odette
okula başladıktan sonra her şey biraz daha karmaşıklaşmaya başladı. Onun da
artık olanlardan haberi olması gerekiyordu, üstelik kendi güçleri de ortaya
çıkmaya başlamıştı..” SOUNDTRACK / Backstreet
Boys – What Makes You Different I know sometimes you feel
like you don't fit in And this world doesn't
know what you have within When I look at you, I see
something rare A rose that can grow
anywhere “ben
geldiiim! Odette, favian?” delora
elindeki anahtarları çevirerek ilerliyorken annesinin sesini duyan ufaklığın
teki koridorda çığlık çığlığa koşarak annesine atılır “ANNE!
CANAVAR!” delora
yere eğilerek kızına sarılırken odette’in gözleri kocaman olmuş içeriyi
gösterir “canavar
var orada anne! Babamla!” “favian!” “tamam
sakin! Odette korkma!” favian
odadan çıkarken yanında kafası tavanlara değen dev gibi bir adam daha çıkar. Üzerindeki
kürk bir hayvan ölüsüne benziyorken odette onu görünce bağırarak annesine bir
daha sarılır. Delora da şaşkınlıkla önündeki Mytran devine bakıyorken odette
onu götürmeleri için mızırdanıyordur. Annesi onu arkasına alırken babası
konuşur “Delora,
odette Mytran’ın boyut kapılarını açıp kapatıyor, farkında olmadan. Kenox da
kapıların birinden yanlışlıkla buraya düşmüş-“ “kapı
açılır, biz gireriz, sonra çıkarız. Açılmadı kapı.” Devin
sesiyle evin duvarları gürlerken favian kulağını kapatır, odette yine bir
çığlık atarken delora tekrar eğilerek kızına döner “odette,
tatlım, bak bu kocaman adam zararlı değil, canavar da değil, tamam mı?” delora
sonra favian’a dönerken sorar “Mytran
devleri daha sevimliydi diye hatırlıyorum?!” “2014’de
ancak bu kadar olmuşlar..” “odette
6 senedir hiç kapı açmadı, şimdi mi düştü bu-“ “açmış
da biz fark etmemiş olabiliriz..” “bebekken
açtığı kapılardan çıkanlar o kadını delirtmiş olabilir, şimdi mantıklı geldi-“ “anne,
korkuyorum!” delora
tekrar odette’e döner ve 6 yaşında küçük bir kıza bunların hepsini nasıl
anlatacağını düşünürken bu devirde sokaktan geçerken bir Mytran devi görmek çok
olası bir şey değildir. Delora iç çekerek odette’in önünde yere otururken
favian da Kenox’u alıp tekrar odaya sokar ve bunu geri göndermenin bir yolunu
arar.. “ya
ben gece uyurken böyle canavarlar gelirse? O zaman ne yaparım anne!?” delora
uzanarak küçük yanakları sımsıkı öper ve küçük kızın saçlarını düzeltirken
konuşur “o
zaman kalkar bizim yanımıza gelirsin-“ “ama
ya canavar gelirse, gerçek canavar..” delora
kızını korkutmak istemiyor, ama gerçekten bir gün kötü bir şeyin bu tarafa
geçebilme ihtimalini düşünüyorken favian yanlarına gelir “kenox’u
gönderdim..” “nasıl?” “boyutun
açıldığı dakikaya gittim, kapı kapanmadan arkadan içeri attım..” delora
gülümserken odette babasının boynuna sarılır “baba
başka canavarlar gelirse ben ne yapacağım?” favian
gelmeyecek diyerek kızına ilk yalanını söylüyorken delora’yla ikisi gözgöze geliyordur.. “başkaları
da gelecek favian o zaman ne yapacağız?” favian
bilmediğini söylüyor, ama sürekli düşünüyorken odette içerde çizgi film
izliyordur. Annesiyle babası mutfakta fısıldaşarak konuşuyorken favian ensesini
ovarak fısıldar “geleceğe
gitmemiz gerek, julia böyle olacağını bilse bizi de alırdı-“ “nasıl
görmedik ben ona üzülüyorum, bütün gün odette’in etrafındayız..” “sorun
da orada olabilir, bugün açıldığında odette uyuyordu, ben salondaydım, onun
bağırışına koştum..” “odette
iki senedir kendi odasında uyuyor-“ “biliyorum,
ama dediğim gibi bu şimdiye kadar girenlerin en büyüğüdür. Odette büyüdükçe
kapılar daha da güçleniyor olabilir..” “daha
önce hiç boyut kapısı görmemiş bir çocuğa boyurtları nasıl öğreteceğiz?
Melekler okulu gibi bir okul olmadan bu çocuk nasıl normal büyüyecek?” favian
bilmediğini söyleyerek şakaklarını ovuyorken delora etrafına bakarak julia’nın
bir şekilde ortaya çıkmasını umar.. Haftalar
geçmiş, ama julia hiç görünmemişken odette de tek başına uyumaktan korkar olmuştur.
Delora daha ne kadar böyle devam edebileceklerini bilmiyor, seneye bu çocuk
okula başladığında olacakları aklı almıyordur. Odette’in daha gerçek bir
kimliği bile yokken okula başlaması zaten başlı başına bir problem, şimdi bir
de rastgele boyut kapıları ortaya çıkmıştır. Geceler böyle düşünerek geçip
gidiyorken delora bir şeyler yapmak zorunda olduklarını biliyordur. Ertesi
sabah herkes uyandığında aile meclisi toplanmış, odette de heyecanla ne
olacağını bekliyorken annesi çok önemli bir şey konuşacaklarını söylemiştir.
Favian ve odette bir koltukta yan yana oturuyorken delora karşılarına geçerek
ellerini önünde birleştirir “evet
sevgili ludlow ailesi..” favian
gülümserken delora da tüm güzelliğiyle gülümseyerek onlara bakar “çok
kısa bir zaman sonra odette okula başlayacak..” favian’ın
bakışları derhal solarken delora duruşunu değiştirmeden konuşmaya devam eder “ama
bu güzel olaydan önce miss odette’in sürekli başka diyarlara kapılar açmasını
kontrol altına almamız gerekiyor-“ “canavarları
istemiyorum!” odette
koltuktan kalkıp kaçacakken annesi onu tuttuğu gibi tekrar önüne alır “odette,
bebeğim bunlar korkulacak şeyler değil-“ “AMA
CANAVARLAR GELİYOR! SEN DE KORKUYORSUN! TELEVİZYONDA ÇIKINCA HEMEN BABAMA
SARILIYORSUN!” delora
bunun üzerine favian’a bakarken genç adam gülüyordur. Odette de dönerek
babasına bakarken neden güldüğünü sorar, canavarlar komik değildir, çizgi
filmdekiler hariç- “evet!
çizgi film! Bu gelenlerin hepsi çizgi filmlerden geliyor odette!” “o
zaman ben de oraya gidebilir miyim!? Jetgiller gibi anne!! Öyle şeyler var mı?” delora
onların asıl evinin aynen öyle olduğunu anlatmak istiyor, hatta favian’ı da
kolundan tutup oraya gitmek istiyorken yapamayacağını biliyor, sadece başını
sallar “tabii
var tatlım, ama sen şimdilik oraya gidemezsin. Büyüdüğünde söz, hep beraber
gideceğiz, ama şimdilik o çizgi film kapılarını halletmemiz gerekiyor..” “kilitleyelim
anne, evin kapısı gibi, anahtar soksak, kilitlense..” delora
gülerek ona benzer bir şey yapacaklarını söylüyorken odette de gülümser ve
yerinde zıplarken babasına canavarların gelmeyeceğini söylüyordur... “birkaç hafta içinde her gün odette’le çalıştık. Uyurken nasıl o
kapıları açmış olacağını düşündük. Belki rüyalarında bir şeyler görüyordu, öyle
açıyordu. Bir gün gerçekten isteyerek bir kapı açmasını söyledik, korktu, ama
başardı..” odette gülümserken favian araya girer “sonra da bunun kapanmasını isteyip istemediğini sorduk, o kadar
korkuyordu ki yine kaçmak istedi, ama izin vermedik-“ “gerçekten
istersen her şeyi yaparsın da oradan çıktı, değil mi?” delora ve favian başlarını sallarken odette diğerlerine döner “ben büyüdükçe mesaj verme kaygısı arttı, doğal olarak. Ludlow
deyimleri sözlüğü çıkarmak üzereyim..” herkesten gülüşler yükselirken odette devam eder “sonra da ilkokula başladım, kimlik olayını babam zor da olsa halletti.
Seyahat etmeyecektim, yıllarca aynı okulda okuyacaktım, zaten bir sürü paramız
vardı, ters bir şey olduğunda bağış yapıp yönetimin sevgisini kazanır olduk.
Boyutlarla ilgili birkaç kere kızlar tuvaletinde olaylar çıktı, ama çoğunu
halletmeyi başardım. Artık korkmadığım için zaten daha kolay oluyordu, hatta
bazen içerden sevimli ama daha önce görülmemiş hayvanlar çıkıyordu. Birazcık oynayıp sonra ortadan kaybolduğunda kimse ne
olduğunu anlamıyordu, ama eğlenmiş oluyorduk. Okulumuz birkaç kere haberlere
çıktı, medyumlar, bilim adamları araştırmalara girdi, sonra ben ilkokulu
bitirdim, bir şey bulamadılar. Orta okula başladığımda da artık yeterince
büyüdüğüme karar vermiştim-“ delora ve favian’dan sıkıntılı sesler yükselirken odette ama
büyümüştüm! diyordur, anlatmaya devam eder.. “odette,
okula geç kalacaksın-odette?” delora
boş yatak odasına bakarken dönerek banyoya girer, orası da boşken delora gözleri
büyüyerek feryat eder “FAVIAN!
ODETTE YOK!” favian
yataktan düşerek kalkar, önünü daha algılayamadan koridora çıkarken odette’in
odasına girer “odette!?” “ben
de bağırdım yok işte!” “nereye
gitmiş olabilir-“ “boyutlardan
birine tıkılmışsa-“ “odette
tıkılma yaşını geçti, kendi isteğiyle girmiştir-“ “3
AY CEZALANDIRIRIM! DEĞİL BOYUTLARA, BU KAPILARIN ARDINA BİLE GEÇEMEZ! ODETTE!
DUYUYOR MUSUN?!” favian
genç kadının ağzını kapatarak bir süre sessizlik içinde düşünürken delora hala
bir şeyler homurdanıp elini kolunu sallıyordur. Favian ona dönerek konuşur “ben
birkaç saat öncesine gideceğim, orada görürsem nereye gittiğini sorarım..” delora
rahatlayarak susarken favian elini çekip genç kadını öper ve ortadan
kaybolurken delora odette’in duvarında asılı aile resmine bakarak kızının
resmini azarlar.. “odette?” “baba?” odette
üzerindeki kurbağalı pijamalarla önündeki boyut kapısına girecekken babasının
sesini duyduğunda durur “ben-şey..ya
baba-“ “jetgillere
mi gidiyorsun?” “gibi
bir şey! Sen nereden geliyorsun?” “annenin
seni bulamayınca delirdiği bir andan geliyorum-“ “çok
kızdı mı!?” “3
ay ceza alacaksın..” “AMA
BU HAFTA SONU SİNEMAYA GİDECEKTİK BİZ!” “sinema
yerine jetgilllere gidiyorsun, hangisi?” odette
babasının kurnaz gözlerine gülümserken boyut kapısına bakar, sonra tekrar
babasına dönerken konuşur “okul
servisi gelmeden dönerim, söz! Ama söyle 3 ay değil de 3 hafta olsun bari!” “bakarız-“ “baba!” “bakarız
dedim! Bana da bir şeyler getir..” odette
gülerek olur der ve şakıyarak babasına el sallayıp boyuttan içeri girerken
favian da onu bekleyen delora’ya döner.. “o gün luplex’in ve oreon’un varlığını öğrendim. O yüzden okul
servisini kaçırdım ve 5 hafta ceza aldım. Süperdi.” Delora keyifle gülüyorken odette annesinin kolunu sıkıştırarak devam
eder “Bütün gün kütüphanede oturup ne var ne yoksa okudum. Annemle babamın
nasıl ortadan kaybolduğunu, sizin kimler olduğunuzu, merkez masa’yı, Melekler
Okulu’nu, her
şeyi.” Bütün gözler büyümüşken odette keyifle gülümser “siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum. Geçirdiğimiz son iki
sene burada olan her şeyi öğrendik, adresleriniz dahil.” Herkes birbirine bakarken kimse daha önce ortalıkta dolaşan bir odette görmemiştir,
kaşlar kalkıp omuzlar silkilirken odette onların düşünce düzenini bozarak
konuşur “Sonra bir gün julia geldi..” SOUNDTRACK / Usher –
You’ll Be In My Heart Don't listen to them, because what do they know “un,
un alayım-yavaş!” odette
feryat ederken favian ununun pakedini toplamaya çalışıyordur. Delora biraz daha
süt getirirken odette krep hamurunu karıştırıyor, 3 kişilik başladıkları
kahvaltı ordu doyuracak kadar olmuştur. “baba
bence sen git, televizyon izle-“ “un
dedin verdik-“ “dolar
diyince de lupa vermiştin, evet..” “bundan
sonra sana bir şey anlatılmıyor. Delora, duydun mu?” delora
gülerek duyduğunu söylerken favian elindeki unu kızının yüzüne sürer, sonra
delora’yı öpmek için uzanırken odette aralarında eğilmiştir “çocuk
var! çocuk!” anne
ve babası öpüşmeyi bitirince odette tekrar doğrulur ve un dağını karıştırmaya
devam ederken arkadan tanıdık bir ses duyulur “benim
için bu kadar hazırlığa ne gerek vardı?” “JULIA!” odette
annesinin sesiyle sağır olurken arkasını döner ve iki kadının birbirlerine
atlayarak sarılmalarını izlerken gülümser.. “nasıl
gidiyor? anlatın bakalım..” julia
koltukların birine kurulmuş, bacaklarını kendine çekerek rahatça otururken ludlow
üçlüsü de karşılarına oturmuş, mutlu suratlarla ona bakıyordur. Anne olan
konuşur “emma
nasıl?” “çok
iyi, buraya geleceğimi biliyordu, size sevgilerini yolladı..” “keşke
büyürken görebilseydik..” julia
gülümserken favian konuşur “her
zamanki soruyu sorabilir miyim?” julia’nın
yüzündeki gülümseme daha da parlarken delora’nın gözleri büyür “ZAMANI
GELDİ! TANRIM-DAHA 2 SENEMİZ VAR SANIYORDUM!” “sakin!” delora
yerinde duramıyorken julia da onunla beraber ayağa fırlar “kalp
krizinden ölürsen bu sefer kurtaramam, o kadar uğraştık, değil mi?” delora’nın
gözleri dolmuşken atılarak julia’ya sarılır “gelmeni
o kadar istedim ki julia! Çok geç kaldın!” “ben
geç kalmam, siz erkencisiniz..” delora
gülerek elinin tersiyle yüzünü silerken arkalarından çok mantıklı bir soru
gelir “şimdi
gidiyor muyuz?” bütün
bakışlar odette’e dönerken genç kız eliyle odasının olduğu tarafı gösterir “bavul
toplamaya ihtiyaç var mı, yoksa-“ “ah
odette! gel buraya!” odette
gülerek annesine uzanırken ikisi sımsıkı sarılıyor, delora mutluluktan
ağlayarak arkadaki favian’a elini uzatıyorken genç adam heyecandan içi
titreyerek delora’nın elini tutar ve julia’ya bakar “gerçekten
gidiyor muyuz julia? Bitti mi?” “bitti
favian, gidiyoruz. Ama önce?” “kahvaltı..” julia
çok doğru diyerek kollarını sıvar ve mutfağa girerken ludlowlar da onu takip
eder.. “ve geldik..” herkesin yüzünde yine o garip gülümseme varken liam’ın dizine dayadağı
kolu kayar, genç adamın kafası bir an düşerken hemen sonra kendini tekrar
toparlayarak conrad’a döner “bir saat oldu mu?” “geçti bile, ölen kalan?” herkes sapasağlamken delora gülerek yanındaki cuslov’a sarılır, ikisi
sımsıkı bağlanmışken odette konuşur “julia bizi bıraktıktan sonra gitti, istersek onu görebileceğimizi
söyledi, yapabilir miyiz?” ewan başını sallarken konuşur “hala Pluto’daysa bir şeyler ayarlarım, ama önce sormam gereken bir şey
var..” herkes dikkatini ewan’a çevirirken soru gelir “Julia gelecekte kalış kurallarını nasıl kırdı?” “zaman tanrısının görevlisi, biraz torpili olsun, değil mi?” herkes odette’e gülerken genç kız da gülüyor, babasına bakar “biz de aynı şeyi sormuştuk, değil mi baba?” “evet, ama julia hiçbir zaman bize nasıl olduğunu anlatmadı, soru
sormayın, şansınızı kullanın demişti. İlk geldiğimde de tanrıların ödülü
olduğunu söyledi, ama ben Julia’nın bunu tanrılardan gizli yaptığına eminim..” “sizin için mi çalıştı?” favian vien’e dönerken gülümser “julia hep zaman gezginlerinin bir görevleri olduğunu söyler, onun en
büyük görevlerinden birisi de bu olmalı diye düşündüm. Daha ne yapacağını bile
bilemeyen bir adamı alıp ona istediklerini hediye ediyor, ev veriyor, bir aile
veriyor, sonra onu aradığı yere götürüp bırakıyor..” “julia hep bizim meleğimiz oldu. Odette’i bırakmamamı söylemeseydi bu
kadar yıl nasıl geçerdi bilmiyorum. Onunla büyüdük, onarıldık, sabırla
bekledik. Odette olmasaydı beklememiz gereken bir şey olup olmadığını
bilemeyecektik bile!” odette gözleri dolarak annesine gülümserken mırıldanır “bence julia zaman tanrısının meleği..” delora başını sallarken odette iç çekerek diğerlerine döner “evet, bitti..” herkes birbirine bakarken oturanlar kalkıyor, dalgın bakışlar tekrar odak
buluyorken delora ablası ve kızıyla beraber annesiyle favian’ın yanına
sokuluyordur.. ![]() |


