![]()
#34 – Lies, Fights and Honesty SOUNDTRACK / Wheatus – Teenage Dirtbag Ertesi gün... Veronica sabah erkenden kalkmış - bütün gece uyuyamamış - banyoya girip
çıkıyor, gereksizce ortalığı toparlıyor, notlarını ve kitaplarını 7. kere düzenliyorken
onun tıkırtı ve hışırtılarına uyanan nicole artık dayanamayarak yorganı
üzerinden atarak arkasını döner “veronica yeter!” veronica elindeki şeylerle donarak arkadaşına bakarken dün akşamki pop
star makyajı ve saçından eser yok, üzerinde siyah bir sweatshirt, saçları da
sımsıkı toplu, en dikkat çekmeyecek şekilde duruyorken mavi gözleri stres
saçıyordur “özür
dilerim.” “bütün gece de yatakta döndün hışır huşur-“ “sevgilinin en iyi arkadaşıyla sen sevişmedin tabii-oh rahat!” “ben mi seni tuvalete attım!?” “evet, bir de sen azarla!” veronica sesi titereyerek tekrar önündeki düzensiz kağıt yığınına
dönerken nicole onun üzerine fazla gittiğini fark etmiş, yorganı iyice iterek
yataktan kalkar ve arkadaşının yanına gider “azarlamıyorum-“ “bağırıyorsun!” “bağırmadım veronica-“ “yeter,
hışır huşur, ben mi seni tuvalete attım-ben mi istedim!? Büyü altındaydım!” “büyüyünce bu bahane pek işe yaramayacak farkındasın, değil mi? bunun
için bizi büyü altına soktular-” veronica bir şey söylemeden önüne döner, yarım saattir düzeltmeye
çalıştığı kağıtları topluca alıp çalışma masasının çekmecesine tıkar ve
çekmeceyi kapatıp banyoya kaçarken nicole kapanan kapıya seslenir “çişim var, çabuk çık-“ “JADENLARA GİT!” nicole yüzünü buruşturur ve hiç sesini çıkarmadan veronica’nın
iskemlesine oturup iyi bir arkadaş olarak onun çıkmasını bekler.. “günaydın!” liv’in günaydınına rose’dan sadece bir fısıltı gelirken genç kız eliyle
boğazını tutar “sesim
kısık-“ “deli gibi bağırınca-“ “liv!” liv gülerek tamam der ve sakin olmasını söylerken rose sesini
kaybetmiş, ama ten rengini ve güzelim saçlarını geri almışken oscarı da alarak
yatağına girer “gözlerinde
makyaj kalmış..” liv dönerek aynaya bakarken dün gece göz kapaklarını aşındıra aşındıra
sildiği makyaj hala oradadır. Genç kız feryat ederek yine banyoya koşarken
kurbağa vraklar, rose da gülümseyerek oscar’ın tüylerini okşamaya devam eder.. MELEKLER VE ŞEYTANLAR Cumartesi gecesi Mars gezegeninin en ünlü melekleri taktıkları maskelerle
adeta birer şeytana dönüştü. Dönüştükleri şeytanların çoğu etrafa fazla zarar
vermese de kendilerini oldukça sarsmış görünüyordu. Maskelerin ardındaki kazanovalar, kapalı kapılar ardındaki bomba
değerinde sırlar, tek gecelik prensesler, çığlıklar, kana susamış vampirler ve
Miss Natalie... Bunlar gecenin ardından meleklerin kanatlarında kalan izlerden
sadece birkaçı. Pazar gününün sakinliği şimdilik ters yöne çırpılacak kanatların
rüzgarını kesse de, yavaş yavaş dün geceden izi kalan maskeler indikçe kaçılan
rüzgar fırtınaya dönebilir. Pazartesi günü çıkacak sayıyı sakın kaçırmayın... Maskeli baloların her zaman böylesine eğlenceli olması dileğiyle, NL. “Blog mu
açtın!?” nicole içeri
dalan jonathan’ın ardından kapıyı kapatırken delikanlı ona döner “nicole
daha yeni uyandık, sen nasıl olur da bu kadar çabuk bir blog açıp, üzerine de
bir yazı yazabiliyorsun? Sen de mi zaman gezginisin nesin!?” “benim için
çalışan melekler var concon-“ “kütüphanedeki
bilgisayarlarda bir tane bile boş yok!
Millet birbirinin üzerine çıkıyor seni okumak için..” nicole
gözleri parlayarak gülümserken jonathan gözlerini devirerek kendini nicole’ün
yatağına bırakır. O sırada veronica’nın boş yatağını görünce kaşlarını çatar “veronica
mı yazıyor blogları, o nerede?” “TUVALETTEYİM!” jonathan
banyo tarafından gelen cırtlak sesle yüzünü buruşturur ve yataktan derhal
kalkarken nicole’ü de geçip odanın kapısını açar “kendinize
gelince bizi bulursunuz, kahvaltıya gidiyoruz..” nicole olur
diyerek kapıyı delikanlının suratına kapatır ve arkasını dönüp banyo kapısından
ona bakan veronica’yı görürken masumca gülümser.. “duydunuz
mu nicole-“ “blog açmış
evet. duymayan mı kaldı?” piz bilmediğini
söyleyerek masaya oturuyorken sağındaki iskemle hala boştur. Delikanlı başını
kaldırıp diğer masaya bakar ve faye’i diğer kızların arasında oturur bulurken
tekrar önüne döner. Piz’in karşısında oturan jaden ona bakıyorken ağzındaki
mısır gevreğini çiğniyordur, ağzının kenarından akmak üzere olan sütü silerek
konuşur “kızlar
dedikodu yapacaklarmış o yüzden o masaya geçti..” piz başını
sallarken jaden bir kaşık daha gevrek alır ve onu izlemeye devam ederken piz
rahatsızca elindeki ekmeğe biraz reçel sürer.. “MISS
NATALIE NABER!?” “MISS
NATALIE BİZİMLE KAHVALTI ETSENİZE!” lonna
elindeki tepsiyle masaların arasından yürüyorken etraftan gelen seslere
aldırmamaya çalışıyordur- “MISS
NATALIE PERUĞUNUZ NEREDE, ÖYLE DAHA GÜZELDİNİZ!” lonna
dişlerini sıkarak bir an dururken sonra derin bir nefes alır ve tırnaklarını
zavallı tepsiye geçirerek yürürken önüne çıkan jaden’ı görünce başını kaldırır “bırak,
değmez-“ “ne demek
değmez, suratını dağıtayım da görsün peruk kimmiş-“ “morgan git
otur, hadi..” jaden
arkadaki masaya parmağını sallar ve bir şeyler homurdanarak tekrar önüne
dönerken lonna da tepsisiyle beraber kızların masasına yürür.. SOUNDTRACK / My Chemical Romance – Teenagers Their gonna clean up you looks with all the lies in the
books to make a citizen out of you. Because they sleep with a gun and keep an eye on you
son so they can watch all the things you do. “şu siyah
şeyi çıkar dedim sana-“ veronica
omuzlarını silkerken nicole onun aksine parlak turkuaz bir kazak giymiş, yeşil
gözleri de cin gibi parlıyorken ikisi beraber yemek salona girdiklerinde bütün
masalardaki fısıldaşan kafalar nicole’ün olduğu tarafa döner. Genç kız
gördüklerine gülümseyerek el sallarken veronica’yı iteleyerek büfelerin olduğu
tarafa gider, iki tabak alıp birini de veronica’ya verirken fısıldar “saçmalama,
dik dur, normal ol-“ “olamıyorum!
Sanki alnımda yazıyor!” nicole baş
parmağıyla bastırarak veronica’nın alnını siler ve gülümser “artık
yazmıyor, sildim.” Veronica
gözlerini devirerek gülümserken nicole onların arkasından gelen birkaç
arkadaşına gülümser ve gecelerinin nasıl olduğunu sorarken dün akşam ne var, ne
yok her şeyi duymamış gibi davranır.. “bana da liv o dudaklardan bize
de yok mu? dediler,
ama güldüm geçtim..” lonna
tabağındaki zeytinleri öldürüyorken başını kaldırıp liv’e bakar “öyle daha güzelmişim.” “sen ne
zaman başkalarının dediklerini takmaya başladın?” lonna
yanındaki ikizine bakarken cora da ona bakıyordur “evet?” “bugün.” Cora pfftlayarak önüne dönerken lonna bir zeytini
ağzına atar, haşince çiğnerken dün gecenin seks tanrıçası ilk defa konuşur “sen en
azından kötü bir peruk taktın, ben seks tanrıçası oldum, seks. Bütün gece birileriyle öpüştüm, ben.” Kızlar
başka yerlere bakarak gülüyorken faye yanında oturan liv’in koluna vurur “gülme, çok
utanıyorum. Hayır, bir yerden sonra kimi öptüğümü de hatırlamıyorum..” “hatırladıkların
kim peki?” faye
kıpkırmızı kesilirken lonna keyiflenmiş, masaya yaklaşır “hadi
söyle-“ “hatırlamıyorum!” masadaki
kızlar hep bir ağızdan aaalerken faye
çatalını onlara kaldırır “yapmayın-“ “hadi faye,
azıcık anlat-“ “jaden’ı
öptün mü mesela?” bütün
bakışlar cora’ya dönerken genç kız ellerini açar “ne var?
sanki siz merak etmiyorsunuz, şuna bak..” herkes yan
masadaki jaden’a bakarken delikanlı yanındaki jesse’yle ağzına en çok zeytin
sığdırma yarışması yapıyordur. Kızlar hafifçe yüzlerini buruşturarak önlerine
dönerken faye mırıldanır “güzel
öpüşüyor..” bu sefer de
bir anda ooolar yükselirken faye gülerek ellerini yüzüne
kapatır.. owen bir
bardak portakal suyunu kana kana içiyorken yanındaki sam kafasını kaşıyarak
arkasına yaslanır “bir ay
sonra yılbaşı tatiline gidiyoruz, umarım dönünce herkes baloyu unutmuş olur..” “gidene
kadar nicole hepimize işkence çektirecek-“ “blog
açmış..” erkekler
bir kez daha dertlenirken sam’in gözü owen’ın ojelerine takılmıştır “dostum
çıkar şunları..” owen da
parmaklarına bakarken güler ve ojeleri kazımaya başlarken duncan ne yapıyorsa
tabaklardan uzakta yapmasını söyler.. “süper
bahama adamı geldi..” kızlar
gülerek liv’in işaret ettiği yere dönerken veronica masanın altından nicole’ün
bacağını sıkar. Nicole onu hafifçe tekmeleyerek dick’in olduğu tarafa bakarken
gülümser “hey!
Dickie!” veronica
parmaklarını nicole’ün bacağına saplarken fare kadın dişlerini sıkarak pop
starın elini iter. Dickie kızların yanına gelmiş, tüm yakışıklılığıyla
gülümserken konuşur “naber
kızlar?” “ananas
kokteylin nerede dick?” delikanlı gülerken
eğilerek hala tabağındakilerle oynayan veronica’nın yanağından öper “kahvaltın
bitince sen mi gelirsin ben mi geleyim?” “ben seni
bulurum..” dickie
tamam diyerek genç kızı tekrar öper ve elini sarı at kuyruğundan geçirirken
veronica hala önüne bakıyordur. Dickie diğer kızlara da uslu olmalarını
söyleyerek gülücüklerle uğurlanırken veronica onun arkasından bakmış, tekrar
masaya döndüğünde bütün gözler ona dönmüştür. Liv tek kaşını kaldırarak sorar “evet?
bekliyoruz..” veronica iç
çekerek başını eğerken yanındaki nicole sütünden büyük bir yudum alarak yine
saftirikleri oynuyordur.. “sen mi
öptün, o mu öptü?” “o öptü,
ama ne önemi var ki liv?” liv çok
önemi olduğunu söylüyorken rose da başını sallıyordur, konuşur “chris
sarhoş değil miydi dün gece? Yani büyünün etkisiyle..” veronica
başını sallarken rose gülümser “o öptüyse
sarhoş olduğu için ne yaptığını bilmiyor olacak-“ “o kadar
kolay değil işte! Hem ben de karşılık verdim-“ “taş olsan
verirsin, çocuğun pantolonu yoktu-“ “cora, dick
böyle bir şey olduğunu öğrenirse, ki şimdiye kadar duymamasına bile şaşırdım,
duyduğunda çok üzülecek-“ “zannetmiyorum.
Bak faye de jaden’ı öpmüş, lonna üzülüyor mu?” lonna
cora’ya bir bakış atarken ikizi sırıtır. Lonna biraz eğilip sağ tarafındaki veronica’ya
bakarak konuşur “jaden
benim sevgilim değil, o yüzden aynı şey değil. Sen yine de hazırlıklı ol..” veronica’nın
yüzünü yine bozulurken cora cıklayarak
lonna’nın kolunu dürter.. “ben
dickie’yi bulmaya gidiyorum..” veronica
diğerlerine el sallayarak masadan kalkarken nicole’ün tarafına bakmaz. Nicole
uzaklaşan arkadaşının arkasından sonra görüşürüz diyerek el sallarken kaşlarını
çatarak önüne döner “ben ne
yaptım şimdi?” “neden
dickie’yi çağırdın?” “sen de
üzerine gidiyorsun nicole-” “bunu da
açık açık dergiye yazmayacaksın heralde-“ “bence
hiçbir şeyi yazmamalısın hakkın yok-“ “hey!” nicole
itiraz ederek ellerini kaldırırken kızlar bir anda ona karşı olmuşlardır.
Sarışın kızın yeşil gözleri teker teker onları süzüyorken konuşur “ben kimseye
kötü bir şey yapmamıştım. Birincisi, dickie zaten bizi görmüştü, arkamı dönüp süper gizli arkadaşlık yapsaydım daha beter belli olacaktı.
İkincisi, öğrendiğim hiçbir şeyi isim vererek yazmıyorum. Siz tahmin
ediyorsunuz, bana gelip çattığınızda da doğru ya da yanlış bir şey
söylemiyorum-“ “ama belli
oluyor..” nicole,
anna’ya bakarak eh, ama derken
anna başka bir şey söylemez, diğer kızlar da sessiz kalırken nicole bir an daha
hepsine bakar, sonra tepsisini alıp ayağa kalkar “hepinize
afiyet olsun..” ve arkasını
dönüp giderken kızlar birbirlerine bakarak biraz daha sessiz kalırlar.. SOUNDTRACK / Samantha Ronson – Built This Way Did you ever feel like
you wanna be someone else for just one day, Did you ever feel like
you wanna see through another pair of eyes, Did you ever think I'm
a wannabe with anyone else for just one day, Did you ever you really think of me when i walked away? And I wonder, if I'm
just built this way, Cause every man that I
know, makes me feel like ‘I'm too plain’ When it's over me and
my selfish ways, go back to start again.. Nicole
kendini bahçeye atmış, bugün rüzgar daha sert esiyorken nicole belki ona öyle
geldiğini düşünerek hala yeşil olan çimlerde yürümeye devam eder. Yanından
geçenler onun duymaması için seslerini alçaltıyorken nicole göz ucuyla onlara
bakıyor, hepsinin yüzünde aynı garip gülümsemeyi görüyorken herkesin ondan
çekindiği bir anda genç kıza dank eder ve gözleri dolarken derin bir nefes
alarak Pierce binasına doğru adımlarını daha da hızlandırır.. Nicole odasına
adım atıp kapıyı ittiği gibi ağlamaya başlarken onu böyle ağlatabildikleri için
bütün arkadaşlarından nefret ediyordur. Ağladığı için de kendinden nefret
ediyorken kendini yatağa atar ve yastığına sarılırken şu anda herkesin onun
arkasından konuştuğunu düşünüyordur. Genç kız burnunu çekerek yastığına biraz
daha sarılırken yan döner ve bacaklarını kendine çekerken eve dönmek ister.. “dedikodu
kazanı bitti mi cimcimeler?” cimcimelerin
keyfi yokken jonathan kendi cimcimesinin saçlarıyla oynayarak diğerlerine bakar “ne oldu
size? Nicole nerede?” “bize
kızdı, gitti..” “lafını mı
kestiniz ne yaptınız?” “biz bir
şey yapmadık..” jonathan
liv’e bakarken genç kız eliyle nicole’ün boş iskemlesini gösterir “bazen bencilce
hareket ediyor, biz de öyle olduğunu söyleyince kızdı-“ “ne dediniz
tam olarak?” “tam olarak
söyleyemem, ama sürekli insanlar hakkında dedikodu yapıp kalplerini kırdığı
için laf soktuk biraz..” jonathan,
cora’nın saçlarını bırakırken genç kızın iskemlesini tutarak liv’e bakar “sadece sen
mi söyledin, hepiniz bir anda mı söylediniz?” kimse
sesini çıkarmazken jonathan teker teker onlara bakar “hepiniz
bir anda mı saldırdınız?” kafalar
sallanırken jonathan hayal kırıklığına uğramış, liv’e bakar “size
haksızsınız demiyorum, ama onu böyle bir günde masadan kaçırabildiğinize göre
çok üzerine gitmişsiniz liv. Sen nicole’ü tanıyorsun-“ “ama artık
birinin söylemesi lazımdı jonathan-“ “kahvaltı
masasında mı? hepiniz birden mi? gerçekten kiminle problemi vardı?” “veronica..” “o nerede?” “o burada
değildi..” jonathan
başka bir şey söylemezken iç çeker ve eğilip cora’nın başını öper, sonra
diğerlerine bakar “ben gidip
kardeşimi bulayım..” kimseden yine
ses çıkmazken jonathan onları bırakarak döner ve çıkışa ilerler.. “nicole, aç
kapıyı, benim..” jonathan
üçüncü kez kapıyı vuruyorken nicole’ün içerde olmaması ihtimalini düşünmüyordur
bile. Büyük ihtimalle kızarmış bir suratla karşılaşacağını da biliyorken
birazdan kapı açılıp tuvalet kağıdıyla burnunu silen kızarık suratlı bir nicole
görünürken jonathan hafifçe gülümser “yalnız
geldim, girebilir miyim?” nicole
başını sallayarak kapıyı biraz daha açar ve delikanlıyı içeri alırken kendisi
gidip yatağa girer, yorganı da üzerine çekerken jonathan da kapıyı kapatmış,
onun yanına gidip yere oturur “kızlarla
kavga etmişsiniz-“ “etmedik,
onlar nefretlerini kustular..” “kimse
senden nefret etmiyor nicole-“ “sanki
düşmanmışım gibi laf sokmasını biliyorlar ama..” genç kız
ağlayacağını anladığında jonathan’a sırtını dönerken delikanlı uzanarak onun
beline sarılır ve başını kardeşinin sırtına yaslarken nicole sessizce ağlar.. “ben kötü
biri değilim ki jonathan-öyle miyim?” jonathan cıklarken nicole arkasını dönerek onun yüzüne
bakar “bencil
miyim?” “bazen..” “ne kadar
bazen?” “çok bazen,
ama biz seni tanıyoruz, alışkınız-“ “önce liv
saldırdı. Liv, jonathan..” nicole’ün
gözleri yine dolmuşken jonathan bu sefer yerden kalkar ve ayakkabılarını çıkarıp
nicole’ün yorganını kaldırır “çekil
biraz..” nicole
kenara kayarken jonathan sıcak yatağa girer, yüzünü de nicole’e dönerken genç
kız burnunu çeker “bir daha
dedikodu falan yazmayacağım.” “tabii.” Nicole
gülerek başını yastığa saklarken jonathan uzanarak ona sarılır “veronica’ya
ne yaptın bilmiyorum, ama yakında geçer. Diğerlerini de bir güzel utandırdım.
Bir problemleri varsa teker teker gelmelerini söyledim..” “teker
teker gelseler ağlamazdım..” “biliyorum,
ben de öyle dedim-“ “ağladı
deme-“ “demedim..” nicole
tamam derken jonathan arkasındaki duvarda bir leke görmüş, kaşlarını çatar “sümüğünü
duvara mı sürdün sen?” nicole
gülerek hayır der ve jonathan’ın karnını sıkıştırırken delikanlı hala o lekenin
sümük olduğunu iddida ediyordur.. SOUNDTRACK / Gina Rene & Gabriel Rene – Mean
Gurl “liv şu
ders not-“ liv
elindeki ders notlarını sam’in önüne yapıştırırken tekrar kendi kitabına döner
ve dudağını kemirerek SKAP okumaya çalışıyorken zaten her şey çok karışıktır, hiçbir
şey de anlaşılmıyorken liv kitaptan nefret ederek iki kapağı birbirine vurarak
kitabı kapatır. Gordon kütüphanesinde tek tük çalışanlar kitabın sesiyle
kafalarını kaldırırken liv pardon diyerek
yanındaki sam’e bakar “anlıyor
musun sen?” “evet..” “neden? Ben
anlamıyorum..” “neden?” “canım
sıkkın çünkü..” sam hafifçe
gülümserken liv kollarını kavuşturarak arkasına yaslanır “ben
nicole’le kolay kolay kavga etmem..” “bugün
ettiniz, tebrikler-“ “sam, dalga
geçme.” “geçmiyorum..” liv onun
doğruyu söylediğini biliyorken dudağını kemirmeye devam eder. Sam kendi
notlarına bir şeyler daha karalarken yanındaki liv bacağını da sallamaya
başlayınca delikanlı kaşlarını kaldırarak ona bakar “ne
olduğunu soracağım, her şeyi söylemek zorunda kalacaksın, kabul?” liv büyük
bir istekle başını sallarken sam de gülümser ve bütün kitapları toplayıp
kalkarken liv de onun arkasına takılır, ikisi kütüphaneden çıkarlar.. “evet,
oturalım..” liv sam’in yatağına
otururken owen eliza’yla beraber sinclair’de çalışıyordur. Oda sadece ikisine
kalmışken sam da liv’in yanına oturur “nicole’e
neden kızdın?” “bencil
kızın teki oldu çıktı..” “kime
bencillik etti?” “veronica’ya,
çok kızdım.” Sam
susarken liv elini sallar “sor,
sorabilirsin..” “veronica’ya
nasıl bencillik etti?” “veronica
bugün dickie’yle konuşmaktan çekiniyordu, dün akşam bir şeyler olmuş, kısacası
bir süre kaçmak istiyordu. Dick içeri girince ben geldiğini söyledim, herkes o
tarafa döndü, nicole hemen elini kaldırıp dicikiiieeee diye çağırdı..” sam, liv’in
nicole taklidine gülerken liv öfler “tamam, ben
geliyor demiş olabilirim, ama o inadına yaparmış gibi bir de seslendi. Ben de
sinirlendim, veronica ne kadar üzgündü, görsen..” “sen
nicole’e ne dedin?” “pek bir
şey demedim, ama ben neden dickie’yi çağırdın diyince diğerleri de konuşmaya başladı, ben engellemedim. Herkes
aklında ne varsa söyledi, nicole de üzüldü. Ben olsam ben de üzülürdüm, ama sam,
ben aylardır onu uyarıyorum, benim de bir sınırım var. ben ister miyim herkes
benim güzel arkadaşımdan nefret etsin?” “istemezsin-“ “istemem
tabii! Nicole benim kanımdan gibidir, hepsi öyle, ama kalın kafalı oldukları
zaman dövesim geliyor. Onlar da bazen beni dövmek istiyorlardır eminim..” sam
gülümserken liv konuşmaktan yorulmuş oflar “ağlıyordur
şimdi, kalktı gitti! Gitme nereye gidiyorsun, otur kavga et adam gibi. Lafını
soktu gitti. Sonra jonathan geldi bir de o çok hayal kırıklığına uğradım liv bidibidi yaptı sinir oldum.” “gidin
konuşun?” “bilmiyorum,
hala kızgınım. Şimdi nicole’ü öyle görürsem özür dilerim, severim öperim.
Azıcık üzülsün..” sam
gözlerini kısarak şeytan bir bakış atarken liv dayanamayarak güler “onun da özür
dilemesi lazım ayrıca, otursun düşünsün biraz..” “nicole
dergiyi bırakmalı mı sence?” “hayır, o
da onun kişiliği, ama genel olarak çenesini biraz tutması lazım.” Sam başını
sallarken liv yüzüne düşen saçları geri iterek sam’e bakar “severken
kavga etmek de zor!” sam
gülerken liv oturmaktan da sıkılmış, kalkıp elli kere dolaştığı odayı bir daha
dolaşır.. Veronica
restorandan çıkmış, ama pek uzağa gidememişken biraz sonra dickie’nin o tarafa
geldiğini görünce ellerini cebinden çıkarır ve hızla bir nefes alarak
dikleşirken delikanlı gülümseyerek yürüyor, sorar “hey,
nasılsın?” eğilip onu
sarı saçlarından öperken veronica üzerindeki siyah bol kıyafetle oynuyor, iyi
olduğunu söyler, sonra derin bir nefes alırken konuşur “dickie,
konuşmamız lazım..” dick ona
bakarken sessiz, sorar “ne
konuşacağız?” veronica
yine derin bir nefes alır, sonra kararlı, başını kaldırarak konuşur “dün gece
kazara, büyü altında, gerçekten, tamamen kaza sonucu, ben ve chris öpüştük..” dickie ona bakıyorken
veronica onun gözlerine bakıyor, tekrar bir nefes alır, elleri yumruk olmuş,
bir cesaretle devam eder “chris’in
öyle bir şey düşünmediğinden eminim, tamamen maske yüzündendi, ama yine de sana
söylemem lazım, başkasından duyma, chris’e de kızma lütfen, o gerçekten kötü
bir şey yapmadı, lütfen kavga etmeyin, ve lütfen bana da kızma dickie, dün
gerçekten bütün gece uyuyamadım, çok üzgünüm ve seni kırmak istemiyorum, bu
konuda hassassın, olman gerektiği gibi, ben de hassasım, chris de hassas, ve o
da çok üzgün görünüyor, lütfen kızma, daha ne diyebilirim bilmiyorum..” veronica
susarak ona bakarken yüzünde karar anının bekleme işkencesi var, ona bakar,
dcikie derin bir nefes alırken gerideki arazilere bakar, sonra ona döner ve
yürüyüp eğilir, onu öperken veronica rahatlayarak gevşer, kollarını onun
boynuna dolarken dickie de dürüst kız arkadaşını kendine çeker.. ![]() |


