“Grelia nedir gwen

#36 / #37 – Plays of Angels

“Grelia nedir gwen?”

 

dylan mutfaktan içeri girdiği anda soruyu patlatmış, gwen elindeki su dolu sürahiyle öylece kalmışken yüzündeki yaralar artık görünmüyordur. Dylan onu izleyen iki çift mavi göze aldırmadan gwen’e bakmaya devam ediyorken genç kadın sorar

 

“bilgisayarıma mı girdin?”

“daha önce de yaptım, sen de biliyorsun, ama o zaman grelia diye bir şey yoktu-“

“grelia bir şey değil-“

“hala mı yalan söylüyorsun!?”

 

gwen sürahiyi tezgaha bırakırken dylan kızlara döner

 

“kızlar yukarı çıkar mısınız? Annenizle konuşmam gerek-“

“biz buradayken konuş-“

“lonna. lütfen..”

 

lonna dylan’dan nefret ederek oturduğu yerden kalkar, cora’yı da kolundan tutup merdivenlere giderken dylan lonna’nın boş bıraktığı yüksek tabureye oturup tezgaha yaslanır

 

“ben bilgisayarı karıştırırken david geldi. Yarım kalan bir işiniz varmış. Dosyaların beklediğini söylememi istedi-“

“grelia’dan ona bahsettin mi!?”

“hayır, ama sen bana bahsedersen iyi olacak..”

 

gwen rahatlamış, kollarını tezgaha dayayarak başını eğerken dylan onu izliyor, üzüntüyle konuşur

 

“iş sahte faturalar ve anlaşmalardan ibaret değil, daha büyük bir şey var, değil mi gwen?”

 

gwen başını kaldırmadan onaylarken dylan iç çekiyor, ikisini merdivenlerin başındaki köşeden dinleyen cora ve lonna kaşlarını çatarak birbirlerine bakıyordur..

 

 

gwen kızların yukarı çıkmasıyla beraber dylan’ı almış, evdeki çalışma odasına götürmüştür. Kapılar kapalı, üçüncü bir kişinin duyamayacağı tek odada dylan geçip koyu kahverengi koltukların birine oturmuş, odanın diğer ucunda gwen tavana kadar uzanan kütüphanenin en üst katına taşınabilir bir merdivenle ulaşmış, incecik bir kitabı çekerek çıkarırken dylan onu izliyordur. Gwen kitapla beraber inmiş, çalışma masasının üzerindeki dizüstü bilgisayarı alıp dylan’ın yanına geçerken konuşur

 

“eğer hala bilmek istediğine emin değilsen dönebiliri-“

“eminim. Yıllardır senin yanındayım gwen, şu anda burada tıkılı olmamızın sebebi de benim bilmemem. Ne kadar çok bilirsem o kadar yardımcı olabilirim.”

“pekala..”

 

gwen bilgisayarın kapağını kaldırır, elindeki kitabı klavyenin üzerine koyarak tam ortasını açtığında incecik bir hafıza kartı bulur. Dylan dikkatle onun hareketlerini izliyorken gwen hafıza kartını bilgisayara takıp kitabı bir kenara bırakır. Birkaç saniye sonra kart otomatik olarak kendini çalıştırıp ekrana bir şifre kutusu çıkarır. Gwen ne olduğunu söylemeden hızla girip onaylar ve içinde yüzlerce dosya olan bir pencere açıldığında genç kadın konuşur

 

“Grelia bu dylan..”

 

dylan kaşlarını çatarak dosyaların isimlerine bakarken gwen bir tanesinin üzerine tıklayarak açar. İçindeki dökümana da tıklayıp oradan çıkan şifre kutusunu da geçtiğinde güzeller güzeli bir kadının resminin altında adres ve telefon numaraları ve birkaç paragraf yazı göründüğünde dylan bakışlarını gwen’e çevirir

 

“kim bu insanlar?”

“bunların hepsi bugüne kadar hayatlarını kurtardığım venüs bakireleri..”

hayatlarını kurtardığın?”

 

gwen başını sallarken dylan’a döner. Bakışları net ve keskin, sesi titremeden her zamanki miss rosenthall tonunda konuşur

 

“rosenthall adı altında kurulan şirketlerin asıl iş yaptığı kurum bir escort servisi. Ama bu senin ya da başkalarının bildiği gibi telefonla randevu alınan bir servis değil. Evrendeki en önemli zenginlerin kendi işlerinde pazarlama aracı olarak kullandığı venüs bakirelerinin tutulduğu bir kapan.”

 

Dylan boğazında kocaman bir lokma varmışçasına yutkunurken gwen’in ses tonundaki doğallık, kelime seçimlerindeki o günlük hava içini dondurmuştur. Yeşil gözler tekrar ekrana dönerken gwen konuşur

 

“Burada gördüğün kızların varlığından david’in haberi yok, asla da olmamalı.”

“david kim gwen?”

 

gwen’in de bakışları ekrana dönerken dylan bütün duyularıyla sırada gelecek olanları bekler..

 

 

“David Paul Cormac.. Bu escort şirketinin, daha doğrusu venüs bakireleri toplama kampının başkanı, kurucusu, sahibi, her şeyi..”

“ve senin kocan.”

 

Gwen başını sallarken dylan elini dudaklarına kapatarak yavaşça arkasına yaslanır ve gwen ona dönünce hafifçe başını sallayarak devam etmesini işaret ederken gwen de bilgisayarın kapağını kapatarak arkasına yaslanır

 

“David çocuklarımın babası değil, biliyorsun dylan..”

 

dylan başını sallıyorken yıllar önce öğrenip biraz olsun şaşırdığı şey şimdi çerez gibi geliyordur. Genç kadın dikkatle dinliyorken kaşları hafifçe çatılmıştır. Gwen ilk defa bunu birine anlatıyor, ailesi ya da gerçek arkadaşları hiç olmamış, sadece dylan varken artık çıkmaza girdiğini hissettiği için son silahını kullanıyordur, konuşmaya devam eder

 

“David’le beni kaçırıp kampa götürmek istediğinde tanıştım-“

“gwen-“

“dinle lütfen. Hamileydim, kızların babası dış uzay ordularına bağlı bir subaydı ve o sırada savaştaydı-“

“öldüğünü sanıyordum-hayatta mı?!”

“hayır, savaşta öldüğü haberini sonra aldım, o yalan değil.. ama olmasını dilerdim..”

 

gwen’in kahverengi gözlerinden uzak bir acı geçerken sesi tekrar asıl konuya döner

 

“bakireleri toplayan kamp için genç venüs kızları ne kadar önemliyse hamile venüs bakireleri onun 10 katı daha önemlidir. Ben ikizlere hamileydim ve güçlerimi kaybetmemiştim. David’in bulduğu en iyi avlardan bir tanesiydim. Hamile venüs bakirelerini yalnız bulmak, hatta onlardan bulabilmek çok nadir bir durumdur dylan. Kampta şu anda milyonlarca hamile venüs bakiresi var, ama hepsi yapay yollarda döllendirilerek sadece üremek için hamile bırakıldılar. Fiziksel ilişkiye girmeden, güçlerini kaybetmeden hamile kalarak taze bakireler üretmek için. Ben doğal yollardan ikiz kızlara hamileydim ve yalnızdım. Şu ana kadar benim gibi bir bakirenin karşımıza çıkmaması iyi mi kötü mü bilmiyorum, ama ben tektim. Kendimi kurtarmam gerekiyordu, bu yüzden de david’in ne yapacağını anladığımda onunla bir anlaşma yaptım. Eğer beni ve kızlarımı serbest bırakırsa ona istemediği kadar venüs bakiresi bulup getirecektim-“

“gwen, nasıl yaparsın-“

“çocuklarımın hayatını kurtarmak için o anda aklıma ilk gelen teklifi sundum. Yapabileceğim tek şey oydu. Venüs bakireleri birbirini hisseder. İşlerini yarıya indirebilirdim, kimse benden şüphelenmezdi-“

“peki neden evlendiniz?”

“david’in garantisi olarak. Beni kendine bağlayacak, çocukları resmi olarak evlat edinecekti. Bu kadar büyük bir pislik içinde olan bir adamın bembeyaz bir maskeye ihtiyacı vardı. Bir venüs bakiresi ve onun kadar güçlü ikiz venüs kızları kadar güzel başka bir maske bulamazdı, benim de başka bir kurtuluş yolum yoktu. Kabul ettim.”

 

İkisi de bir an sessizleşirken dylan yine parmaklarını dudaklarına bastırıp boşluğa gözlerini dikip bir süre düşünür. Gwen onun şu ana kadar duyduklarını sindirmesi için bekliyorken dylan tekrar düşüncelerinden uyandığında sorar

 

“kurtulamasaydın ne olacaktı? Kampta bu kızlara ne yapıyorlar?”

 

gwen’in bakışları kararırken dylan dikleşerek en ağır kısım için kendini hazırlar..

 

 

SOUNDTRACK / Rob Dougan - Clubbed to Death (Kurayamino Mix)

 

 

 

“bu kampı kendilerine araç olarak kullanan 42 isim var. Hepsi farklı şeyler için kullanıyorlar. Bazıları müşterilerinin gözüne girmek, bazıları kocalarını sınamak, bazılarıysa sadece kendi zevkleri için kullanıyor. En büyük pay ise  bu 42 ismin aracılığıyla kendilerine oyuncak bir kadın almak isteyen insanlar oluyor. Çok büyük paralar dönüyor dylan. Kara paralar, ama büyük ve kimsenin sorgulamadığı paralar dönüyor. Güçlü ve zengin adamların yanında pırlanta gibi parlayan bir sürü kadın görüyoruz, ben onların yarısından fazlasının kim olduğunu ve nasıl o hale geldiğini biliyorum. İnsanlar ne kadar gelişmiş olsa bile içlerinde çiftleşme ve karşı cinse hakim olma güdüsü asla körelmiyor, david ve diğer 42 adam bu işten para kazanıyorlar, sanki asıl işlerinden kazandıkları yetmiyormuş gibi..”

 

gwen’in yüzündeki tiksinti dylan için onun dürüstlüğüne kanıt olurken gwen’in elleri bilgisayarı tutuyor, bakışları tek bir yerdeyken konuşmaya devam ediyordur

 

“Her ay en az iki bakire kampa alınıyor ya da kaçırılıyor, artık aradaki farkı anlayamıyorum bile. O iki bakirenin yanında 3 tanesini de ben grelia’ya yolluyorum. Yıllar geçtikçe david’in ve diğerlerinin bakirelere ulaşacak yollarını kısıtlamayı başardım. Her şey benim elimde. Kızların hepsini onlar için ben buluyorum. Benim bir seferde 10 tane bakire bulabileceğimden haberleri yok, ama yapıyorum. Adamlarım var, daha doğrusu kadınlarım demeliyim. Grelia’da onlara yeni bir hayat verdiğim kızların bir çoğu benim için çalışıyor. Ortadan kaybolmaları için hayallerinde bile göremeyecekleri miktarda harcamalar yapıyorum. Tek bir sözüm onların istediğimi yapmaları için yeterli. Kontaklarımın bu konuda ne kadar gelişmiş olduğunu kampta söz sahibi olan bütün hissedarlar biliyor. Kaynakları onların önüne açtığım gibi bir anda kapatabileceğimi de biliyorlar. Kızlarım her gün güven içinde büyüdükçe ben de özgürleşiyorum, ama kampa verdiğim her bakire benim bir parçamı da alyor-“

“bitiremez misin? gerçekten kaynaklarını kapatamaz mısın?”

 

gwen başını iki yana sallarken gözleri bir anda dolar

 

“kızlarımın hayatını tehlikeye atamam. İncecik bir ip üzerinde yürüyorum dylan, şimdi çekilemem, henüz altımdaki neti örmeyi bitirmedim. O zamana kadar böyle devam etmeliyim.”

“kampa verdiğin kızlara ne oluyor?”

“ilk basamak olarak beyinleri yıkanıyor. Buna gönüllü olan o kadar gözü dönmüş bilim adamı var ki, midemi bulandırıyorlar. Bakirelerin bütün benlikleri bir anda siliniyor. Ne dersen uyan, ye dediğinde yiyen, otur dediğinde oturan birer robot oluyorlar. O aşamadan sonra gruplara ayrılıyorlar. Genç ama çocuk doğuracak kadar güçlü genleri olmayanlar gençlikleri süresince bir sürü geçici göreve gönderiliyorlar. Tek gecelik zevkler, birkaç gecelik oyunlar, iş yemekleri, doğum günleri, seks oyunları. Hepsi bir anlık zevk için. Tabii ki karşı tarafın zevki, kızların hepsi ilk gecelerinde büyük bir acıyla kıvranıyorlar, ama neden olduğunu bilmedikleri ve işleri bittiğinde tekrar silindikleri için hatırlamıyorlar, ama bir anda güçlerini kaybediyorlar. Sonra da kullanılmıyorlar-“

“öldürülüyorlar mı-tanrım-“

“hayır. işimiz öldürmek değil, ortada kanıt bırakamayız. Tekrar silindikten sonra rastgele bir yere bırakılıyorlar. Sonrasında başlarına ne geldiğini biz kontrol etmiyoruz-“

“sahipsiz hayvanlar gibi sokağa mı bırakıyorsunuz?!”

 

gwen daha iyi bir kalıp bulamamış, mecburen başını sallarken dylan gözlerini dolarak başını eğiyordur. Gwen ona bakmadan konuşur

 

“bazıları ayak işlerini yapabilmek için eğitiliyorlar. Hemşireler, hasta bakıcılar, temizlikçiler, mutfak görevlileri-“

“en azından başı boş olmuyorlar..”

 

gwen çaresizce onaylarken dylan başını kaldırarak ona bakar

 

“peki ya diğerleri, çocuk doğurabilecek olanlar?”

“onlar en kısa zamanda yapay döllenme sektörüne alınıyorlar. 18 yaşının üzerindeki her bakire 5 sene içinde en az 3 çocuk yapmak zorunda. Nüfus ancak bu şekilde korunuyor. Bebeklerin çoğu özel boyutlarda büyütülüyor. Ne anneler bebeklerini ne de bebekler annelerini tanıyor-“

“hissetmiyorlar mı?”

 

gwen başını iki yana sallarken konuşur

 

“elbette birbirlerinin bakire olduğunu biliyorlar, ama doğurduğunu bile bilmeyen bir kadın ondan ilk anda ayrılmış çocuğunu hissedemez dylan, ne de çocuğu daha kokusunu bile bilmediği annesini. Hepsi birbirleri için sadece birer venüs bakiresi. Başka bir şey değil..”

 

dylan’ın yanaklarından yaşlar süzülüyorken genç kadın hafifçe öksürerek kendini toparlar ve yüzünü elinin tersiyle siler. Gwen bir an ona bakıp, sonra tekrar önüne dönerken anlatmaya devam eder

 

“3 çocuk kotasını dolduran her bakire görevlere gitmeye hak kazanıyor. Çocuk doğurmuş bakireler daha uzun soluklu görevlere gönderiliyorlar, onların güçlerini kaybetmeleri gibi bir durum söz konusu olmadığı için, fazlasıyla yaşlanmadıkları, ya da şans eseri birinin eşi olmadıkları sürece görevlere gitmeye devam ediyorlar-“

“yaşlandıklarında?”

 

gwen dönerek dylan’a bakar, ama bir şey söylemezken genç kadın yeşil gözleri büyüyerek cevabı kendi kavrıyordur

 

“yaşlanan bakireleri öldürüyorsunuz.”

“çoğu zaten sürekli hafızlarıyla oynandığı için bir çok beyin ve sinir sistemi hastalığına yakalanıyorlar dylan-“

“tanrım, yeter-yeter daha fazlasını kaldıramayacağım..”

 

genç kadın yerinden kalkarak odada dolaşırken gwen konuşur

 

“bilmek istedin, bütün gerçekler bunlar-“

“BU ZAMANA KADAR BUNU NASIL SAKLADIN!?”

“bu dediğin şey benden ya da david’den daha eski bir örgüt dylan ve ben olmasam evrende hala kendi benlikleriyle yaşayan bakirelerin sayısı iki elin parmaklarını geçemeyecekti. Grelia onların kurtuluşuç Her kurtardığım bakire için bir başkasını kurban etmem gerekse de hiçbir şey yapmamaktan daha iyi olduğunu biliyorum. Geri dönemem, yaptıklarını geri alamam, varolan düzeni de şu halimle değiştiremem. Bu olanları kimse bilmemeli. Benim, senin, herkesin başı belaya girer-“

“bunu bana bilerek yaptın, değil mi? beni de işin içine sokmak, beni de bağlamak istedin.”

 

Gwen cevap vermezken dylan da ona bakıyor, başını iki yana sallayarak konuşur

 

“ama ben sordum, ben istedim. Çekip gidebilirdim, yapmadım. Bilmek istedim, kendi kendimi bu işin içine soktum, tanrım..”

 

dylan arkasındaki iskemlelerin birine otururken gwen elindeki bilgisayarla beraber ayağa kalkar

 

“david’le tekrar bir araya geleceğim, saklanarak bir şey başaramam-“

“ne başaracaksın? Başaracak ne kalmış ki? Her şey tıkır tıkır işliyor, her gün sokaklarda boş boş bakan, zavallı kadınlar dolaşıyor. En amansız hastalıkların pençesinde bir o kadar kadın ölüyor-“

“david’i öldürmem gerek.”

 

Dylan’ın gözleri büyürken gwen bilgisayarın içindeki kartı alıp aleti masaya bırakır..

 

 

“gwen sen ne dediğinin farkında mısın?”

 

gwen başını sallarken hafifçe gülümser

 

“sana her gün yüzlerce kadının hayatını kararttığını söylediğim bir adamın bundan daha aşağısını hak ettiğini düşünmüyorsun umarım?”

 

dylan bir an cevap veremezken gwen onu hazırlıksız yakalamış, konuşur

 

“david ölmeden bu iş bitmeyecek. Senelerdir onu nasıl kapana kıstıracağımı düşünüyorum, ama beceremiyorum. Açık vermeden yapabilmek imkansız dylan. Yardıma ihtiyacım var. david’in bilmediği ortaklarım çoğaldıkça işler daha iyi yürüyecek. Grelia’daki kızlar bana yardım edemez-“

“BENİM DAVID’İ ÖLDÜRMEMİ Mİ İSTİYORSUN!?!”

 

gwen şşştlerken dylan elini ağzına kapatır. Gwen geçerek onun karşısındaki iskemleye oturur

 

“elbette öyle bir şey istemiyorum, ama birini bulacaksın. Sanki bunların hiçbirini bilmiyormuş gibi, david sadece karısına şiddet uygulayan, kara para meraklısı bir adammış gibi, beni ve çocukları ondan koruyacak birini bulacağını söyleyeceksin-“

“ki bulacaktım-“

“ama o bulduğun adam bir koruma olmayacak, bir kiralık katil istiyorum dylan..”

 

dylan ne kadar tanrı biliyorsa hepsinden af dileyerek yine ayağa fırlarken gwen de onun arkasından kalkarak asistanıyla yüz yüze gelir

 

“senden başka kimsem yok-“

“gwen-biz-sen-kiralık katilin katil olduğunu david anlamayacak mı!? david ölünce ne olacak!? siz nasıl kurtulacaksınız-o kamptaki kadınlar-peki ya diğer 42 adam-“

“diğer adamları düşünme. David’in hayatta olması ya da olmaması onların umrunda bile değil. Hepsi birer piyon, ben başa geçtiğimde kıllarını bile kıpırdata-“

“BAŞA MI GEÇECEKSİN!? GEÇİP NE YAPACAKSIN-GWEN!”

 

gwen dylan’ın elini alıp tekrar ağzına kapatırken derin nefesler alarak dylan’a sakinleşmesini söylüyordur. Dylan da biraz sonra gözlerini kapatarak burnundan derin nefesler almaya başlarken bu odadan çıktığında nasıl bir daha böyle nefes alacağını düşünüyordur..

 

 

“yavaş yavaş her şeyi yıkacağım-“

“nasıl? Nasılnasıl nasıl!?”

 

gwen hafifçe gülümserken kendine o kadar güveniyordur ki, dylan’ın tüyleri diken diken olmuş, aklı allak bullak öylece karşısındaki kadını izliyordur. Gwen sanki bir kek tarifi verirmiş gibi sakince anlatmaya başlar

 

“önce david’i ortadan kaldıracağım, temiz bir ölüm olacak. David zengin bir adam, düşmanları çok, bir süre mahkeme işleriyle uğraşacağız orası kesin. Avukatlar o işlerle uğraşacak. Biraz para, birkaç yalancı şahitle bir süre sonra olay çözüme kavuşacaktır. Örgüttekiler de rosenthalların sürekli göz önünde olmasını istemeyecektir. Ne kadar çok irdelenirse risk o kadar çok artar, o konuda arkamızı kollayacak bir sürü adam var. Tek sorun zaman.”

 

Dylan korkulu gözlerle dinliyorken gwen devam eder

 

“en az 6 ayımız bu ölüm işiyle geçecek. Tabii david ne kadar erken ölürse-“

“o kelimeyi kullanmazsan-“

“tamam, geçtik. Her şey durulduğunda örgütün başına kimin geçeceği olay olacak. Hisseler benim üzerime geçecek. Şirketler, paralar, evler, her türlü güç benim olacak. Örgütü yıkamasam bile tek bir hareketimle üyelerin bütün işlerini bitirecek kadar maddi gücüm olacak, korkacaklar. İşte o anda avcuma düşecekler dylan-“

“korkuyorum.”

 

Gwen gülümseyerek korkmamasını söylerken dylan yine de korktuğunu söyler...

 

 

“zamanla örgüte her gün daha az kız gelmeye başlayacak, üyeler paralarını kaybedecekler, kimisi sırf ününü kurtarmak için geri çekilecek-“

“nasıl bu kadar eminsin!?”

 

gwen yıllar boyunca aynı senaryoyu defalarca yaşamış, herkesin en küçük bir terslikte nasıl kaçacak yer arayacağını biliyorken gülümser

 

“david’den sonra zaten yarısı gitmiş olacak, emin ol. Benimle savaşmak yerine gitmek isteyecekler, bırakacağım. Kimseyi cezalandırmak için kahramanlık yapmaya niyetim yok. Önümde çok uzun bir yol var dylan. Bu söylediklerimi yapmam yıllarımı alabilir. Bu süre içinde asla maskemi düşürmemeliyim, anlıyor musun? Sonunda her şey benim elime kaldığında kızları güvenle kurtaracak kadar param, onlardan sonra iflas ettiğimi açıklayacak kadar özgürlüğüm olacak-“

“iflas edeceksin-“

“ben hiç zengin olmadım, bu paralar benim değil dylan.”

 

Dylan başını sallarken gwen iç çeker

 

“tabii sokakta yatacağımızı söylemiyorum, ama saygınlığımı kaybetmeden işlerimi küçücük bir butiğe kadar düşürebilmeyi planlıyorum. Kendi yarattığım bir çekirdek varsa onu bulacağım, sonra eğer büyüyeceksem onunla büyüyeceğim-“

“gwen..”

 

gwen susarak dylan’a bakarken evet? der, dylan uzanarak patronunun, sırdaşının, arkadaşının elini tutarak konuşur

 

“bu söylediklerin, planların, özgürlük düşüncesinin seni nasıl rahatlattığını biliyorum, ama başaramaz-“

“yıllardır yeniliyorum dylan, sen sadece şimdi öğrendin. Daha çok yenileceğim, yenileceğiz, ama eğer hasar almadan kurtulmak istiyorsak önceden neysek o olmalıyız, anladın mı?”

 

dylan karşısındaki kadının ses tonunda çok uzak bir tehdit sezerken gwen başka bir şey söylemediğinde dylan da sadece başını sallar

 

“bırakıp gideceğim bir yer yok, en iyi av benim sanırım..”

 

gwen gülümserken dylan da korkudan içi titriyor, ama şu anda gwen’in elindeki en büyük silah olduğuna ikna olmuş, kendine güvenmeye çalışarak gülümser..

 

 

“anne! ANNE!”

 

lonna artık beklemekten sıkılmış, evin her köşesine sesleniyorken cora da arkasından koşturuyordur

 

“çalışma odasındalardır bağırma-“

“önce david sizi öldürecek diyor, sonra kendini odaya kapatıyor, korkmuyor musun sen?”

 

cora’nın mavi gözleri dehşetle büyürken lonna yine annesine bağırır. İki kız gidip çalışma odasının kapısına vurmaya başlarken biraz sonra gwen korkuyla açıp onları gördüğünde elini göğsüne kapatır

 

“bir şey oldu sandım-“

“kaç saat oldu ne yapıyorsunuz?”

“bir şey değil tatlım, şirket işleri-“

“anne, ölecek miyiz?”

 

gwen şokla cora’ya bakarken lonna araya girer

 

“sen dedin-“

“ben hata ettim lonna, sen de cora’yı korkutma lütfen. Kimse ölmeyecek, babanızla-“

“o bizim babamız değil.”

 

Gwen durur ve cümlesini değiştirir

 

“david’le aramızdaki anlaşmazlık-“

“ANNE ADAM SENİ PARÇALIYORDU!”

 

gwen dönerek dylan’a bakarken genç kadın öne çıkar

 

“kızlar, beni dinleyin-“

“hayır, kimseyi dinlemiyorum ben! Korkuyorum o adamdan! Anneme yapacaklarından-dylan sen daha iyi biliyorsun-“

“çocuklar ortada büyük bir yanlış anlaşılma var, öyle değil mi gwen, anlat lütfen..”

 

gwen ve dylan bir an bakışırken ikisi az önce son bir kez kızlara yalan söylemek üzere anlaşmışlardır. Gwen iç çekerek tüm gücünü toplar ve kızlarına dönerken dylan da ikizlere bakarak konuşur

 

“şimdi sesinizi çıkarmadan annenizi dinleyeceksiniz, anlaştık mı?”

 

lonna ve cora ilk defa sakin, sadece başlarını sallarken dylan bunu yaptığı için pişman, ama yine de yapması gerekiyorken gwen’e döner

 

“gwen onlara david’in bu işle bir ilgisi olmadığını anlatır mısın? aradaki yanlış anlaşılma kalksın..”

 

gwen başını sallarken kızlarının inanması gereken hikayeyi oldukça ikna edici bir şekilde anlatmaya başlar..

 

 

SOUNDTRACK / Christina Aguilera – F.U.S.S.

 

 

Lonna ve Cora ertesi gün okula dönmek üzere eşyaların toplmak için odalarına çıkmışlar, cora’nın ardından odaya giren lonna kapıyı kapatırken cora rahatlayarak yatağının başındaki sürahiye uzanarak kendine bir bardak su doldurur. Genç kızın gözleri dolmuşken lonna onun yanına geçerek oturur

 

“bizim iyiliğimiz için yaptı..”

 

cora suyunu bitirmiş, bardağı yerine koyarken kulakları çınlıyor, şu ana kadar annesine veya dylan’a asla karşı çıkmamış, ama az önce dinlediği hiçbir şeye inanmamak için kendini toparlamışken annesinin gücü bütün beyin hücrelerini sızlatıyordur

 

“neden peki? David kötü bir adam, neden bilmemizi istemiyor?!”

“başka bir planı olmalı cora..”

 

cora sinirle ayağa fırlarken lonna onun simsiyah olmuş saçlarına bakarak onun arkasından fırlar

 

“hayır! saçlarını sarıya çevir!”

“hayır-“

“cora! Saçmalama! Bizim karşı koyduğumuzu anlamamalılar, çevir dedim!”

“çeviremem! Hem ne var, david saldırmamış olsa bile annemiz zarar gördü, üzgünüm ve korkuyorum-“

“o zaman beyaz olman gerekiyordu-“

“aynı zamanda kızgınım. Bırak lonna, banyodan eşyalarımı alacağım.”

 

lonna kardeşinin kolunu bırakırken cora dışarı çıkar. Lonna bir onun arkasından bakar ve kimsenin anlamamasını umarken bir an sonra onun da saçları simsiyah olmuş, sadece öndeki bir tutam açık pembe kalmışken genç kız kardeşini takip eder..

 

 

cora çantasıyla beraber aşağı inerken gwen siyah saçlı kızlarına bakıyor, ikisine de kollarına alarak kendine bastırır

 

“iyi olacağız, dylan benim için bir koruma bulacak, siz de okula güvende olacaksınız..”

 

iki kız da başlarını sallarken dylan kapının önünde onları bekliyordur. Cora annesinin kollarını çözerek dylan’a doğru gider, onu da geçip dışarı çıkarken gwen onun arkasından bakıyordur. Lonna uzanarak annesini öper ve saçlarını geriye atarak düzeltirken konuşur

 

“kendine dikkat et anne ve bir daha bir şey olursa bize haber ver..”

 

gwen hala kollarında olan kızına döner ve hafifçe gülümserken başını sallar

 

“iki hafta sonra gösterilerinize geleceğim, orada görüşürüz tatlım..”

 

lonna da tamam diyerek tekrar annesini öper ve dylan’la beraber çıkarken gwen kollarını kendine dolayarak onların bahçede açılan boyut kapısından çıkmasını izler..

 

 

cora okul koridorlarına girdiği gibi odasına koşarken lonna dylan’la beraber miss danielle’in ofisinde kalmıştır. Onların Traila’da olduğu süre içinde Mars’ta 1 hafta geçmiş, basına yansıyan haberler tam olarak gwen’in kızlara anlattığı gibi olmuşken miss rosenthall’a saldıranın kimliği henüz belirlenememiş, kocası ve asistanı bu işin peşindekileri araştırıyor gibi görünüyorken dergi ve gazetelerde örnek çiftin fotoğrafları yayınlanmıştır.

 

Miss danielle genç kıza iyi olup olmadığını sormuş, olumlu cevap aldığında ona geçtiğimiz haftayı özetleyen iki kitapçık vererek kardeşinin yanına yollamıştır. Dylan ne bir öpücük ne de bir hoşça kal görmüşken sesini çıkarmamıştır.

 

Lonna kendi odasına gitmek yerine cora’nın odasına girmiş, kapı açıldığı gibi alexa’nın endişeli yüzü ortaya çıkmışken lonna kaşlarını çatarak ne olduğunu sorar. Alexa arkadaki çalışma masasında bir şeyleri karalayan cora’yı gösterir

 

“çizimlerini mahvediyor..”

 

lonna o tarafa atılarak kağıtları cora’nın elinden alırken genç kız öfkeyle lonnanın kollarını iter

 

“bırak! Değiştireceğim!”

“ne yapıyorsun!? Rezil etmişsin-“

“ETMEDİM BIRAK!”

 

lonna cora’nın cırtlak sesiyle kağıtları masaya atar ve arkasını dönüp odadan çıkarken alexa orada öylece kalakalmış, sessizce kendi köşesine çekilir..

 

 

“geliyor-“

“elindekiler nedir-“

“çekilin, yoldan çekilin-“

“kelebek!?”

 

jonathan cora’nın önüne atlarken genç kız elindeki siyah boya kutularıyla durmuş, delikanlıya bakar

 

“işim var jonathan-“

“ne işin varmış güzellik, saçlar süper olmuş..”

 

cora teşekkür ederek jonathan’dan sıyrılır ve kendi dekorlarının olduğu köşeye giderken sahnedekiler siyah saçlı, narin ama öfkeli kızı izliyorlar, birer adım geri çekilirlerken cora boya kutularını bırakarak arkasını döner

 

“birisi bana yardım eder mi? şunlara biraz ortaya taşıyacağım-“

“ne yapıyorsun?”

 

lonna oturduğu yerden kalkarak sahneye çıkarken cora kardeşine bakıyor, cevaplar

 

“birkaç değişiklik yapıyorum, miss leti’den rica ettim, yeni köstümlerimiz birazdan gelir-“

“yeni mi?”

“ne değişti?”

“neden?”

 

cora diğer kızların sorularına aldırmadan kırmızılı ahşap dekorların birinin ucundan tutarak çekiştirmeye başlar. Kimse kılını kıpırdatıp da bir yardım girişiminde bulunmuyorken cora dönerek onlara bakar

 

“kendim yaparım o zaman..”

 

ve genç kız yerdeki boya kutularından birini alır, kapağını açıp arka arkaya duran dekoların üzerine boca ederken arkadan gelen hiilere ve diğer ünlemlere aldırmadan bütün kırmızı dekorları zift siyahıyla lekeler..

 

 

“hepiniz bunları giyeceksiniz..”

 

bütün o kırmızı tül ve dantellerin yerine simsiyah çarşaflar ve ne için kullanılacağını bilmedikleri siyah satenden kuşaklar gelmişken cora herkese birer set dağıtıyordur. Lonna kendi setini alıp kardeşine bakarken cora diğerlerine dönüp ellerini beline koyarak konuşur

 

“öncekinden çok daha kolay bir rutin olacak. Hepinizi kendi dekorlarınıza bağlayacağım. Jonathan senin de yüzüne makyaj yapacağız..”

 

jonathan neden ya da nasılı sormaya korkuyor, sadece başını sallarken cora delikanlının önüne gidip yüzünü tutar

 

“yarısını siyaha boyayacağım, diğer yarısını da beyaza, dudaklarını da kırmızı bir rujla boyayacağım, ama gülümsüyorsun gibi olacak..”

 

cora parmaklarıyla delikanlının yüzünde hayali bir gülümseme çizerken jonathan mırıldanır

 

“iskambil kartlarındaki joker gibi mi?”

 

cora başını sallar ve hemen sonra dikkatini başka bir yöne çevirerek kızlara dönerken anlatmaya devam eder..

 

 

SOUNDTRACK / Jordin Sparks – One Step At A Time

 

 

İki hafta sonra..

 

“ayakkabımın tekini alabilirsem-sam! ayakkabımın teki orada mı?”

 

liv kalabalık kulisin bir köşesinde diğer tarafa bağırıyorken sam hazıralanan öğrencilerin arasından liv’in dans ayakkabılarının tekini bulur ve sıyrılarak o tarafa giderken onun arkasından jaden yakalarını çekiştirerek faye’i arıyordur

 

“conrad bu kadar sıkı bir kravatla mı dolaşıyormuş!?”

 

faye gülerek jaden’ı yanına alır ve kravatı biraz gevşetirken onların yanında geçen dickie canavar gibi kükreme alıştırmaları yapıyordur. Delikanlı bir kez daha kükrediğinde yanındaki güzeller güzeli veronica eteklerini toplayarak ona döner

 

“kulağım sağır oldu yeter artık-“

“olmaz, çok haşin olmalıyım-“

 

dickie yalancı pençelerini veronica’ya savururken genç kız gülerek yönetmenleri nicole’e seslenir. Dickie’nin kükremesi ve veronica’nın çığlıkları arasında katharine kulaklarını hafifçe kapatarak alexa’nın yanında giderken sarışın kız üzerindeki uzun, gelinlik gibi beyaz elbisenin eteklerini düzeltiyordur

 

“piyanoyu ben ayarladım, başından kalkmayacağım zaten, senin sesin nasıl?”

 

katharine dudaklarını kapatarak başını iki yana sallarken alexa gülerek onun koluna girer

 

“heyecan yok, daha önce elli kere şarkı söyledin-“

“bütün evrenin karşısında değil-“

“evren değil, anneler babalar-“

“daha beter!”

 

alexa gülerek katharine’i sakinleştirmeye çalışıyorken onların arkasından piz üzerindeki şortun askılarını bağlaması için birilerini arıyordur. Delikanlı küçük jaden olacağı için suratındaki çiller ve rengarenk kasketiyle ortada dolaşıyorken jaden kendini görünce yine sinirleri tepesine çıkar

 

“ben değilim bu!? Rezil edeceksiniz-“

“jaden şu askıları bir bağlarsan-“

 

piz askıları fazla çekmiş olacak, bırakınca jaden’ın burnuna çarpmış, faye ve piz telaşla burnunu tutan jaden’ın başına eğilirken onları izleyen makyajlı jonathan kötüye bir şey olmayacağını bağırıyordur..

 

 

lonna perdeleri azıcık aralayarak dışarı bakıyorken opera salonu tıklımdır. Hala kapıdan çiftler giriyor, hepsi sanki gerçekten profesyonel bir gösteri izleyecekmiş gibi özenle giyinmiş, evrenin en zengin insanları çocuklarını izlemek için koltuklarını arıyorken lonna’nın mavi gözleri kendi zengin annesini ve yanındaki adamı arıyordur. Biraz sonra gözleri en ön sıraya doğru gelen annesini, yanındaki david’i ve arkalarından onu takip eden dylan’la, onun yanındaki tanımadığı adamı görürken genç kız geri çekilerek perdeyi kapatır ve üzerindeki siyah kaftanın upuzun kollarını toplamaya çalışarak kulise döner..

 

 

“annemler gelmiş. Dylan da burada, ama yanındaki adamı tanımıyorum-“

“yanından adam mı var?”

“şu bahsettikleri koruma olmalı..”

 

cora başını sallarken onların yanına gelen Mya bileğine bağlamaya çalıştığı siyah kuşak için yardım ister. Cora onun kuşağını bağlayıp yollarken kendisi profesör lesley’den ödünç aldığı siyah dövüş sopalarını ayarlıyordur. Lonna onu izliyorken bağlayamadığı papyonuyla jonathan yanlarına yaklaştığında cora sopaları lonna’ya bırakıp erkek arkadaşına döner..

 

 

“SON 1 DAKİKA!”

 

nicole uyarıyı duyduğu anda etekleri tutuşarak oyuncularına döner

 

“veronica! Replikleri unutma! Dickiei saldırgan ama sempatik ol!”

 

dickie onaylayarak üzerindeki yırtık gömlek ve yeleği düzeltir. Veronica da kendi prenses elbisesinin eteklerini daha da kabartırken sapsarı saçları dalga dalga omuzlarından dökülüyordur. O sırada miss natalie sahneye çıkmış, konuklara sıradaki oyunu sunuyordur

 

“Nicole Lysander’in yazdığı, Veronica Perish ve Dickie Sonneld’ın Sienna Adams ve Reynard Blaisdale olarak rol aldığı oyunun müzik düzenlemeleri de Sadie Townsend ve grubuna ait. Herkese iyi seyirler..”

 

Miss natalie’nin sahneden ayrılmasıyla ışıklar kapanır ve açılan perdenin ardından rengarenk bir bahçe dekoru belirirken yukardan sarkan güneşle beraber ışıklar tekrar yükselir..

 

 

SOUNDTRACK / Jump 5 – Beauty and The Beast

 

 

Güzel prenses eteklerini tutup döne döne bahçesine girdiğinde ellerini göğsünde bireştirerek başının üzerindeki kartondan güneşe bakar

 

“ne kadar güzel bir gün bugün!”

 

sahneden gülüşmeler duyulurken prensesin haberi yoktur, ama çalılıkların arasında habire kafasını dışarı çıkarıp geri sokan sarışın bir canavar bekliyordur. Güzel prenses arka planda çalan kalbinin melodisiyle adeta uçarak sahneyi dolaşırken sahnenin yan tarafında onları izleyen nicole de veronica’nın hareketlerini tekrarlıyordur.

 

Prenses biraz daha dolaşmış, ellerini sallayarak oradan buradan sarkan kağıt çiçekleri kokluyorken bir anda çiçekleri ve dekoru yırtarak canavar dickie ortaya çıkar. Prenses veronica bütün gücüyle bir çığlık atarken dickie kükrüyor, elini kolunu sallıyorken veronica ellerini yüzünün iki yanına yapıştırmış, şok dolu bir ifadeyle seyircilere döner

 

“şimdi ne yapacağım!?”

 

seyirciler gülüyorken veronica ellerini indirerek arkasını döner

 

“çok ayıp canavar, benim gibi güzel bir kızı böylesine korkutuyorsun-“

 

dickie bunun üzerine bir daha kükrerken veronica onu kolundan çektiği gibi ortaya çıkarır ve karmakarışık sarı saçlarını düzeltirken canavar dickie’nin kükremeleri durmuş, önündeki prensesi izliyorken bir anda seyircilere dönerek yere diz çöker ve ellerini kalbinin üzerine bastırarak uğuldar. Canavar aşık olmuştur!

 

“hey! Canavar!”

 

aşık canavar arkasını dönerek prensesle göz göze gelirken veronica da kollarını açarak sevgi dolu bir şekilde güler

 

“sonunda birbirimizi bulduk!”

 

canavar da bir şeyler homurdanarak başını sallıyorken ikisi bir an sonra vals pozisyonunu almışlar, arkalarında çalan ve hiç de valse uygun olmayan müziğe dans etmeye başlarken dickie yanından geçtiği her dekora canavarca tekmeler vuruyordur. Ormandan çıkmış bir canavarın vals yapmasının ne kadar imkansız olduğu görülüyorken sonunda her yer yıkılıdığında prenses canavarı bırakır

 

“her yeri yıktın canavar!”

 

canavar üzüntüyle bir şeyler homurdanırken prenses omuzlarını silkerek önemli olmadığını söyler ve bir anda üzerindeki elbisenin eteklerini iki yana yırtarak üzerindeki kot pantolonla sahnenin ortasına gelir, saçları bir an sonra dümdüz olarak sımsıkı bir at kuyruğuyla toplanır, yüzünde bir gülümseme belirirken yerden kalkan dickie’yle birlikte sahnenin dört bir yanında nicole’ün ayarladığı diğer dansçı öğrenciler çıkar ve bu sefer anlam ifade eden figürler yapmaya başlarken kızlar veronica’yla, erkekler dickie’yle aynı şekilde giyinmiştir. Prensesler ve canavarlar sahnenin her yanında dans ediyorken veronica ve dickie de onların ortasında kendi hallerinde dans ediyor, delikanlı kendi prensesini kaldırarak havada çeviriyorken veronica’nın kahkahalarıyla herkes alkışlamaya başlamıştır.

 

1-B sınıfının en atletik öğrencileri danslarını bitirmiş, canavarlar prenseslerine ceplerinden çıkardıkları kağıt gülleri uzatırken dickie de veronicaya kendi gülünü vermiş, ikisi gülümseyerek birbirlerine uzanırken ışıklar yavaşça söner ve alkışlar eşliğinde perdeler kapanır...

 

 

nicole çığlık çığlığa veronica’nın ve dickie’nin üzerine atlarken üçü de gülüyor, arkaların kulise giren dansçı grupla beraber çığlıklar büyüyorken miss natalie’nin sesi tekrar duyulduğunda herkes yine sahnenin köşesindeki gizli yerlerine doluşurlar

 

“Sıradaki oyunumuzun yazarı ve müziklerinin söz ve müzik sahibi Alexa Morgan. Oyuncularımız ve rolleriyse sırasıyla şu şekilde, Liv Ellen, Tessa Reynolds Morgan. Sam Miller, Chris Morgan. Duncan Walter, Gabriel Morgan ve son olarak Lebranco Pizzollo-“

 

kulis tarafından bir piz hocam! duyulurken miss natalie de konuklarla beraber gülümseyerek düzeltir

 

piz, Jaden Morgan’ı canlandıracaklar. İyi seyirler..”

 

Güzel profesör sahneden ayrıldığında tekrar ışıklar azalır ve kırmızı kalın perde aralanır..

 

 

SOUNDTRACK / Avril Lavigne – Innocence

Waking up I see that everything is ok

The first time in my life and now it's so great..

Slowing down I look around and I am so amazed

I think about the little things that make life great

I wouldn't change a thing about it, this is the best feeling..

 

 

Boş sahnenin ortasına bir spot ışığı vurarak bembeyaz piyanosunun başındaki alexa’yı aydınlatırken genç kızın yüzünde huzurlu ve masum bir gülümseme vardır. İncecik parmakları tuşlara dokunarak şarkısını söylemeye başladığında onu izleyen tessa yanındaki chris’in elini sımsıkı tutarak gülümser..

 

Alexa yüzünü seyircilere dönmüş, parmakları hiç güç gerektirmeden tuşların üzerinde adeta kayıyorken genç kız etrafındaki her şeyin ne kadar mükemmel olduğundan bahsediyor, hayatı güzelleştiren küçük şeylerin hiçbirini değiştirmeyeceğini söylüyordur. Masmavi gözleri pırıl pırıl parlıyor, üzerindeki beyaz elbise omuzlarından dökülen sarı saçlarına ve pespembe tutama dokunuyordur. Güzel kız masumiyetin hiç kaybolmaması istediğini, yaşanan anın ne kadar kusursuz olduğunu ve asla geçmesine izin vermemeleri gerektiğini söylediğinde spot yavaşça söner, orkestra girer ve asıl sahne tekrar aydınlanır..

 

Guadalajara’da günlük güneşlik bir günde, küçük bir evin mutfağındaki dört insan görünürken simsiyah saçları üzerindeki beyaz elbisesiyle tezat oluşturan liv, mavi gözleri paralayarak yanıdaki küçük jaden’ın elini tutuyordur. Piz dizleri üzerinde çökmüş, yanındaki babası gabriel’in elini tutuyorken liv ve duncan’ın kollarını çekerek bir şeyler söyler. Seyirciler ne konuşulduğunu duymuyorken herkesin duyuları arkadan gelen alexa’nın şarkısına odaklanmıştır. Genç kız liv’in şu anda içinde olduğu yerin ne kadar güvenli, ne kadar mutlu olduğunu anlatıyordur. Oraya ait olduğunu ve ilk defa içindekileri özgür bırakabildiğini söylüyordur..

 

Liv eğilerek küçük jaden’ın rengarenk şapkasının üzerinden delikanlının başını öper ve onu bırakırken piz babasının ve liv’in ellerini birleştirip dizlerinin üzerinde sahneden çıktığında liv duncan’a gülümser, sonra bir an sahnenin diğer ucundaki diğer morgan’a bakarken sam hafifçe gülümseyerek oturduğu yerde derin bir iç çekerek tekrar seyircilere dönüyordur. Genç morgan’ın üzüntüsünün yarattığı dalgayla duncan liv’i kollarına alır ve kendine çekerek gözlerinin içine bakar, sonra aniden eğerek bir yarım daireyle tekrar karşısına alırken liv’in elleri delikanlının kollarına bastıyor, yüzündeki heyecan açık açık okunuyorken masmavi gözleri parlıyordur. O sırada duncan gözlerini kapatarak genç kıza eğilir ama liv yüzünü çevirerk bir an gözlerini yumarken duncan’ın kollarından çıkar ve parmak uçlarında sekerek sahnenin ortasına gelir..

 

Genç kızın yüzünden bu sefer karmakarışık bir ifade varken duncan onu izliyor, onların ayrıldığını gören sam ise ayağa fırlamış, tek bir hareket bekliyorken liv yavaşça onun tarafına dönüp elini uzattığında duncan başını eğer ve sahnenin o tarafı kararırken sam gülümseyerek liv’in elini alır, ikisi birbirine dönerken sahenin arkasında yavaş yavaş doğmaya başlayan bir güneş kararmış salonu aydıntlamaya başlıyordur..

 

Liv beyaz dans ayakkabılarının üzerinde bir peri kızı gibi etekleri havalanarak dönüyorken sam de ona ayak uyduruyor, ikis bir rüyada gibiyken sapsarı bir güneş doğuyordur. Sahnein karşısında onları izleyen, bu masalın gerçek sahibi tessa kendin bırakmış, kızının sesiyle ve gördükleriyle ağlıyorken chris doğan güneşle aydınlanan mavi gözleri parlayarak karısına sarılıyordur..

 

Dans eden çiftin içindeki mutluluk o kadar güzel ki, her adımda ikisini de ağlatacak kadar büyüyorken ikisi de tam ortaya geldiklerinde birbirlerine uzanırlar ve yumuşacık bir öpüşle birbirlerine kavuşurken güneş yükselmiş, göz alıcı bir ışık yayarak bir an sonra yavaşça sönerken yine spot ortaya çıkmış, piyanosunun başında, gülen gözlerinden yaşlar süzülen alexa’yı gösteriyorken genç kız son notaya vurduğunda gülümseyerek iki yandan kapanan perdelerin arkasında, onun bıraktığı sessizliğin ardından bir anda patlayan alkışların arkasında kalır..

 

 

“makyajım akacak!”

 

jonathan dolmuş gözleriyle gülerek alexa’ya sarılıyorken diğerleri de liv ve sam’in üzerine atlamış, herkes yine yumak olmuşken rose alexa’nın kolunu tutarak çok stratejik bir şekilde aradıkları perdenin önüne götürür

 

“bak annenle babana, tam 2’yi 10 geçe tarafına bak-“

 

alexa ağlayan annesiyle ona sarılan babasını görünce yine gözleri dolarken rose’un elini sıkarak ona sarılır. O sırada katharine ve owen sahneye çıkıyorken eliza ve faye onları takip ediyordur. Alexa bu sefer siyahıyla değiştirilmiş piyanosunun başına geçiyorken katharine üzerindeki bordo elbiseyi düzeltiyor, eliza siyahlar içinde, fayese turuncu bir elbiseyle latty’nin rengini taşıyorken jaden yine yakalarını çekiştiriyordur.

 

Miss Natalie yine kapalı perdenin önüne çıkmış, elindeki kartları düzenleyerek seyircilere döner ve gülümseyerek sıradaki oyunu tanıtır

 

“Bu oyunumuzun  senaryosu Owen Lysander’a, kullanılan şarkının sözleri Katharine Roseau, müziği ise yine Owen Lysander’e ait. Oyuncularımız ve rolleri ise sırasıyla şöyle, Owen Lysander, Ewan Lysander. Eliza Gruniér, Biana Gerard. Faye Calis, Latty Flacil ve Jaden Morgan, Conrad Lysander. İyi seyirler..”

 

Miss Natalie yine sahneyi öğrencilerine bırakırken kırmızı perde tekrar aralanır..

 

 

SOUNDTRACK / Katharine McPhee – Ordinary World

The sun can't remember how to shine

And the colors all have faded into shades of gray

There's no life in this hollow heart of mine

Ever since you went away..

 

Close your eyes and feel me hold you

Can you lead me through this ordinary world

Let the sky cry, restless rain to wash away the miles

Between us, 'cause without you it's just an ordinary world..

 

 

Az önceki spot yine piyanodan gelen notalarla bu sefer katharine’i aydınlatırken genç kızın simsiyah saçları dalga dalga omuzlarından dökülüyor, tek başına sahnenin bir köşesinde durmuş, usulca şarkısına başlarken seyircilerin arasında oturan ewan, latty’nin yanında rahatsızca kıpırdanıyordur. Onların gerisinde biana tek başına, tanımadığı insanların arasında oturuyorken siyah saçları yine genç kadının imzası olarak omuzlarından dökülüyor, kahverengi gözleri oğlunu görmeyi bekliyorken hafifçe çenesini kaldırarak izlemeye devam eder..

 

Katharine güneşin nasıl solduğundan, her yerin grinin ayrı bir tonuna döndüğünden bahsediyorken o gri evrende yaşayan adam, owen, oturduğu yerde aydınlatılır. Delikanlının kahverengi gözleri yeri izliyorken elleri koltuğun kollarını tutuyor, başı biraz sonra arkaya yaslanırken ona uzanan iki el delikanlının başını tutarak karanlıkların içinden çıkar..

 

Eliza ellerini owen’ın saçlarından geçirerek onun önüne geçerken delikanlının önünde diz çöker. İkisinin elleri birleşirken eliza gülümser, owen da gülümseyerek onunla beraber ayağa kalkarken geride kalan koltuk karanlıklara karışmıştır..

 

Eliza elini tuttuğu adamı onları takip eden ışıkla beraber sahnenin ortasına götürüyorken owen önündeki güzelliği izliyor, biraz sonra durarak genç kızı döndürerek kendine çeker. Eliza owen’a sarılarak bir an öylece dururken ikisi de bekliyor, bir şeyin değişmesini, tekrar yerine oturmasını bekliyorken yavaş yavaş karanlıkta kalıyorlardır. Onların arkasından aydınlatılan büyük saatte zaman hızla akıyorken sahne tekrar aydınlatıldığında turuncu elbisesi içinde yere kapaklanmış bir faye görünür..

 

Genç kız başını kaldırdığında yaşlı gözlerle etrafına bakıyor, ama tek görebildiği karanlık oluyorken tam vazgeçtiği anda karanlıklardan owen çıkar ve yere eğilerek faye’e sarılırken genç kız o anda tekrar hayat bulmuş, dönerek delikanlıya sarılır ve o anda sahne aydınlanırken owen ve faye parlak ışıkla ellerini gözlerine siper ederler..

 

Sahnenin arkasında aydınlatılan yerde onlarca elin gölgesi görünüyorken hepsi bir yere ulaşmaya çalışıyordur. Owen ve faye korkuyla oraya bakarken lenarta saldırısı tekrar canlanmış, ışıklar sürekli açılıp kapanıyor, müziğin tonu yükseliyorken bir anda jaden ortaya çıkmış, faye’i owen’ın kollarından alarak kendine çeker ve diğer tarafta duran eliza’yı gösterirken owen şokla, yıllardır görmediği yüze bakar..

 

Eliza yavaş adımlarla ona yürüyor, ellerini kaldırarak ona uzatırken ikisinin parmakları birbirine değdiğinde bir anda sahnede damla damla yağmur yağmaya başlamış, owen eliza’yı belinden tutarak hafifçe kendine çektiğinde yağmur bir anda bastırır ve sadece sahnenin bir köşesinde birbirine sarılarak oturmuş faye ve jaden’ı ıslatırken eliza ve owen kupkuru, sadece birbirlerini görerek yavaş adımlar atıyorlardır..

 

Owen gözlerini kapatarak eliza’nın kokusunu içine çekiyor, arkalarındaki saat de sadece onların adımlarıyla saniye atlıyorken owen yavaş yavaş geri çekilir ve eliza’yı kendi etrafında döndürürken genç kızın ona geri dönmesi gerekiyordur, ama owen onu tekrar tutmadan bir adım geri atarken eliza şaşırmış, oyunda böyle bir şey yok, büyüyen gözlerle owen’a bakıyorken delikanlı gözleri dolarak başını iki yana sallar..

 

Eliza bir adım atarak ona gidecekken owen elini kaldırarak onu durdurur. Katharine’in de sesi bir an değişirken dünya’nın nefesini tutmasını söylediği yerde cümleleri yavaşlamıştır. Yerdeki jaden ve faye de ayağa kalkmışlarken Owen eliza’ya bakarak usulca özür diler ve arkasını dönüp faye’e bakarken genç kız şaşkınlıkla kalakalmıştır. O sırada Katharine sesini yükselterek daha güçlü söylemeye başlarken hem sahnedekiler, hem seyirciler ne olacağını anlamış, faye jaden’ın kollarından çıkar, owen da genç kıza uzanırken ewan ve latty buluşur, yağmurun tuttuğu tılsım bir anda yok olarak sahnedeki herkesi ıslatırken owen faye’i kendine çekerek dudaklarına uzanır..

 

Katharine şarkısını bitirirken faye ve owen öpüşüyor. Jaden bir şey söylemeden sahneden iniyorken eliza dönerek seyircilere bakar ve ıslanarak akan makyajını elinin tersiyle silerken şarkı biter, perdeler iki yandan gelerek sahneyi kapatır..

 

 

Eliza kuliste arkalara doğru ilerliyorken owen onun arkasından fırlamış, kolunu yakalayarak yanına geçer

 

“eliza, özür dilerim, söyleyemedim-“

“git owen-“

“sen içinden geleni yap demedin mi-“

“BEN BENİ SAHNENİN ORTASINDA SALAK GİBİ BIRAK MI DEDİM?!”

 

owen bir adım geri giderken eliza bütün makyajı suratından dökülüyor, arkasındaki iskemleye oturur

 

“politik kriz yaratacaksın!”

 

owen gülerken eliza onun bileği tekme atar, delikanlı acıyla yere eğilirken bu sefer eliza gülümser..

 

 

“o ne demekti-conrad? Biliyor muydun sen-“

 

conrad hala sahneye bakıyorken yanındaki sienna iyice arkasına yaslanarak iki kardeşin arasından çekilir. Conrad ewan’a dönerek ellerini iki yana açar ve hiddetle fısıldar

 

“nereden bileyim!? Manyak manyak çocukları olan sensin-“

“hey!”

“kollarımdan aldın kızı!”

“conrad!”

 

latty, ewan’ı arkaya yapıştırarak conrad’a parmağını kaldırır

 

“şimdi sırası değil, dön önüne-“

“öyle mi oldu ama sen söyle!”

 

latty öyle bir bakar ki conrad önüne dönerek yanındaki sienna’nın yanına saklanırken latty de arkasına yaslanmadan önce yavaşça arkasını döner ve biana’yla göz göze gelirken ikinci saniyeye kalmadan tekrar önüne döner ve sıradaki gösteriyi bekler..

 

 

kulis bir dolup bir boşalıyorken bir köşede konuşlanmış siyahlı grup hiç kalkmıyordur. Sonunda sahneye çıkacaklar tükenmiş, masa ördeklerinin gösterileri bile bitmişken jonathan hadi bakalım diyerek yerinden kalkar

 

“yolcuyuz biz artık..”

 

oturan herkes onlara el sallarken bakışlar yorgun, yüzler solgun ama mutludur. Herkes eve gitmeye hazırken son oyunun son andaki yaratıcısı siyah saçlı kız perdeyi aralayarak artık izlemekten çok muhabbet eden seyircilere bakar, sonra arkasını dönüp saçlarını sırtından alıp yüzünün iki yanından önüne akıtır

 

“kızlar sopalarınızı alın...”

 

kızlar sopalarını alarak sahneye çıkarken onları dekorlara bağlayacak olanlar da arkalarından koşturur. Cora erkeklere dönerken hiçbirinin yüzü tanınmıyor, hepsi simsiyah bir boyayla boyanmış, üzerine kıpkırmızı maskeler takıyorken hepsi smokinleri içinde jilet gibi duruyorlardır. Cora başroldeki jonathan’ın papyonun düzeltip yüzündeki gülümseyen ifadeye tekrar bakar ve arkasını dönüp sahneye çıkarken jonathan yanındaki diğer erkeklere döner

 

“bir gün gerçekten öldürecek beni..”

 

smokinlilerden gülüşler duyulurken miss natalie sahneye çıkmış, gecenin son oyununu tanıtmaya başlar

 

“Oyunumuzun müzikleri, senaryosu ve kareografisi Cora Rosenthall’a ait. Miss Rosenthall bu gece Gwen Rosenthall rolünde karşımızda olacak. Diğer karakterlerin hepsi isimsiz kalmakla beraber gerçek isimleri şöyle: Lonna Rosenthall, Alexa Morgan, Jonathan Lysander..”

 

Miss Natalie bütün ekibin isimlerini özenle saymış, son oyun için herkesin dikkatini istemiş ve iyi seyirler dileyerek sahneyi yine öğrencilere bırakmıştır..

 

 

SOUNDTRACK / Christina Aguilera - Fighter

After all you put me through, you'd think I'd despise you, but in the end I want to thank you

'Cause you made me that much stronger.

 

 

Sahne simsiyah piyanonun üzerindeki kavanozun içinde çırpınan sarı bir kelebeği aydınlatarak açılmışken üzerinden örümcek ağları sarkan eski püskü piyanonun başında alexa vardır. Genç kızın makyajı akmış, üzerindeki uzun beyaz elbise artık beyaz değil, grileşen etekleri yırtılmış, saçları keçe gibi omuzlarından dökülüyorken parmakları tuşların üzerinde titreyerek hareket ediyordur. Yorgun ama kararlı melodinin arasında bütün sahne yavaşça aydınlanırken cora’nın sesi duyuluyor, genç kız simsiyah büyük lekelerle dolu, kalp şeklindeki kırmızı bir dekora bağlı, tavandan uçları yanmış, delikli kırmızı tüller sarkıyordur..

 

Simsiyah saçları arasından parlayan mavi gözleriyle cora, bu kadar yaptığı şeyden sonra ona kızgın olmadığını, aksine güçlendiğini söyleyerek isimsiz adama çağrısını yapar ve o anda bütün gece sakin müzikle çalan orkestra gitarların ve davulların sesiyle tüm gücünü alarak girerken bütün sahne aydınlanır ve aynen cora gibi dekorlarına hapsolmuş 3 kız daha çıkarken kardeşinin yanındaki lonna elinde tuttuğu sopayı dekoruna vurduğunda arkalarındaki kırık kapıya bir spot vurur ve isimsiz adam, jonathan görünür..

 

Kalplerine siyah kuşaklarla bağlanmış siyah saçlı venüs kızları davulun her vuruşuyla bir darbe alıyormuşçasına irkiliyorken kapıdan çıkan jonathan elindeki metal bastonunu zillerin ritmiyle basamaklara vurarak aşağı iniyordur. Delikanlının yüzünü kaplayan kırmızı gülümseme tüyleri diken diken ediyorken isimsiz adam cora’nın önüne geldiğinde bastonunu genç kızın bacaklarını arasında yere vurur. Delikanlı yüzünün siyah tarafı seyircilere bakacak şekilde dururken daha da gülümsediğinde onun açık bıraktığı kapıdan diğer tutsaklar için başka isimsiz adamlar smokinleriyle çıkarak sahneye inerler..

 

Cora şarkısını adeta haykırıyorken sesi bir kez olsun titremiyor, elindeki sopayı isimsiz adama savuruyorken bileğindeki koruma bileziğinin birbirine çarpan boncukları spot ışıklarının altında parlıyordur..

 

Genç kız her davul vuruşunda kendini ileri atıyor, ama bağları onu yerinde tutuyorken jonathan bastonuyla üzerine gelen sopayı her seferinde kolayca ittiriyordur. Cora elindeki sopayı hızla kaldırarak iki eliyle tutarken şarkı nakarata girer ve diğer tutsak kızlar da cora’ya eşlik ederek opera salonunun tavanı titretirler..

 

Cora dekora bağlı ellerini çekerek kurtarmaya çalışıyorken bir türlü başaramıyordur. İsimsiz adamlar kızların etrafında dönüyor, ara sıra seyircilere dönerek gülümsüyor ve bastonlarının ucuyla kölelerini gösteriyorken kızlar ellerindeki sopaları aynı anda yere vurduklarında jonathan da kendi bastonunu kaldırır ve coranın başının hemen yanında dekora bastırır. Delikanlının yüzünün siyah tarafı artık cora’ya dönmüş, bakışları ne kadar nefretle dolu olsa da seyirciler sadece yüzünün beyaz tarafını görebiliyordur..

 

İsimsiz adamın nefesi de yüzüyle beraber gittikçe cora’ya yaklaşıyorken genç kız kendini dekora bastırmış, başını yana çevirerek şarkısını söylemeye devam ediyordur. İsimsiz adam elini uzatarak venüs kızının yüzünü tutar ve kendine çevirirken cora o anda sopasını delikanlının başının arkasından indirir ve jonathan’ı kendine bastırırken diğer kızlar da aynısını yapmışlar, bir an sonra dizlerini kırarak smokinli adamları üzerlerinden iterken adamlar yere düşer, bastonlar bir kenara uçarken kızlar sopalarını baterinin zil vuruşlarıyla beraber yere adeta saplarlar...

 

Kızların sopalarının vuruşuyla müzik bir anda hafiflemiş, sadece kemanların ve piyanonun uzun notaları duyuluyorken sahne bir anda donmuş, sadece kavanozdaki kelebek ve cora görünüyorken genç kızın dudaklarından dökülen sözler pişmanlığını anlatıyordur. Nasıl kanmıştır, tanıdığını sandığı adam nasıl bu kadar kalpsiz olmuştur, gözlerinden süzülen yaşlarla bunu soruyordur. Yalanlarla kandırmıştır, her şeyi saklamıştır, doğruyu, kendini..

 

Ama en sonunda cora’nın sesindeki pişmanlık da, gözlerindeki yaşlar da silinirken bir an sonra elindeki sopayı tekrar kaldırarak yere çarptığında müzik tekrar gücünü almış, davulların sert vuruşları arasından sihirli bir ışık yayılır ve cora’nın bağırışıyla bir anda yüzlerce sarı kelebeğe dönüşerek opera salonunun tavanına yükselir. O anda bütün kızlar siyah giysilerinden ve bağlarından kurtulmuş, hepsi kendi renklerine dönmüş, sarı, pembe, kırmızı ve mor elbiseler içinde, ellerindeki uzun siyah sopalarla duruyorken bütün isimsiz adamlar onların yerinde dekorlara hapsolmuş, karanlıklara gömülüyordur..

 

Kızlar şarkılarını söylüyorken ellerindeki siyah sopalar onları daha güçlü yere bastırıyor, hepsinin gözleri parlıyordur. En sonunda dördü birden onları bu kadar iyi birer savaşçı yaptıkları için isimsiz adamlara teşekkür ederek ellerindeki sopaları yere çarpar ve sahne kararırken sert müzik susar, seyircilerden tek bir çıt bile çıkmazken biraz sonra en ön sırada oturan gwen rosenthall gözlerinden yaşlar süzülerek kızlarını alkışlamaya başladığında bütün salon yavaş yavaş kendine gelerek son gösteriyi tüm güçleriyle alkışlar...

 

 

Jonathan kulise girdiği anda elindeki bastonu bir kenara atıp cora’yı yarı yolda kolundan çeker ve o kızgın, nefret dolu, karanlık tavrına zerre kadar aldırmadan duvarların birine yaslayıp dudaklarına yapışırken kulisteki herkes coşmuş, bağıra çağıra alkışlıyordur. Jonathan hiçbirine aldırmadan kollarını kaldırarak duvara yaslar ve cora’yı kendi bedeniyle saklayarak dudaklarını aralarken ikisinin tadları birbirine karıştığında cora kollarını delikanlının boynuna dolar ve gözlerinden yaşlar süzülerek onu öperken yanlarından geçen lonna kardeşinin saçlarının tekrar yavaş yavaş sarıya döndüğünü gördüğünde gülümser ve kendisi de ensesini kaşırken tekrar pembe olur..