![]()
#38 – Crazy Mason And All Things In Between SOUNDTRACK / Aly & Aj
– Deck The Halls “sakla
karneyi, sakla-“ “JONATHAN!” jonathan
yüzünü buruşturarak asansörlerden oreon lobisine giren babasına bakıyorken karnesini
rulo yaparak arkasına saklamıştır, zira babası o karnedeki SKAP ve Davranış’ın
yanında yazan zayıf notları görünce davranışını değiştirip onu kara deliklere
SKAP’sız götürüp SKAP’le getirecektir. “karneyi
görelim-“ “yok
karne-“ “arkasına
saklıyor baba, bak benimkine..” nicole
kendi karnesini uzatırken jonathan dişlerini sıkarak elini kaldırır ve o sarı
saçların bir avuç kadarını zevkle yolup üzerinde tepinmek istiyorken sadece
gülümser ve sakladığı ruloyu çıkarıp babasına uzatır.. “niye bütün
erkek nüfusu davranıştan kalmış? Odun mu yetiştirdik biz yıllarca?” conrad
yanındaki yılbaşı ağacını göstererek bunun bile süslenince bir şeye benzediğini
söylüyorken ewan da onun arkasından owen’ın karnesiyle gelmiş, yüzü asıktır,
sorar “SKAP nedir
tam olarak?” “Sosyoloji,
Kara Delikler, Arkeoloji ve Psikoloji..” Ewan haalayarak owen’a bu dersten kaldığı için hak
verirken conrad da onu geçtiğini söyleyerek yeğeninin karnesini alarak zayıf
olan davranış notuna bakar “owen bile
zayıf almış, kesin bir odunluk geni var ama..” lysanderler
ısrarla birbirlerine bakıyorken arkadan gelen sienna kızının karnesiyle gurur
duyuyor, oduncu kardeşlerin arasından geçerek çiçek kokulu salonda diğerlerinin
yanına oturur “delora’yı
ne zaman çıkarıyoruz?” “çıkarmadık
mı?” “bilmem?” herkes
birbirine bakarken kimse delora’ya bugün çocukların geldiğini falan
söylememiştir, o da rahat rahat ortalıkta dolaşıyordur- “aman
tanrım!” latty’le
beraber diğerleri de fırlayarak salondan çıkarken herkes kendi çocuğuna sesleniyordur.. “zaten
hepimiz aynı dersten kaldık-“ “siz kaldınız biz kalmadık..” nicole,
kızların lideri olarak jaden’ı geçip giderken liv de onu takip ediyor, ikisi
gayet barışık görünüyorken bir köşeyi döndüklerinde karşıdan gelen delora’yı
görünce bir an dururlar ve biraz sonra ikisi de hayatlarının en büyük çığlığını
basarken birbirlerine sarılarak arkalarını döndüklerini gibi koşmaya başlarlar “HAYALET!” “ANNE!” “BABA!” kimse ne
olduğunu anlamamışken herkes köşeye gidip bir eğiliyor, sonra aynı dehşetle
dönerek koşmaya başlıyorken zavallı delora teker teker çocukları gördükçe ne
yapacağını şaşırmış, kocaman gözlerle öylece orada durduğu için gerçekten
hortlak gibi duruyordur. Çığlıklar koridorlarda yankılanıyorken çocuklar
büyüklerle birleştiğinde unutkanların telaşları hayalet görmüş çocukların
dehşetlerine karışıyordur “biz size
söylemedik-“ “DELORA
O-RESİMLERDEKİ-“ “DİRİLMİŞ-“ “DOKUNMADIM!
YEMİN EDERİM BEN DOKUNMADIM-“ “delora
aslında hayalet değil çocuklar-“ “GÖRDÜM
BEN-SEN DE GÖRDÜN! HEPİMİZ GÖRDÜK-“ “GELİYOR!” çocuklar
çığlık atarak annelerinin ve babalarının arkalarına saklanırken delora elleri
belinde büyüklere bakar “kimse bana
haber vermedi..” büyüklerin
yüzleri buruşurken çocuklar dehşetle sadece resimlerde gördükleri ünlü delora’nın
hayaletini izliyordur.. “çocuklar,
favian delora’yı geri getirdi-“ “diğer
resimlerdeki favian mı!?” latty
başını sallarken delora’nın yanına bir de favian gelmiş, herkes sanki kırk
yıldır müzede duran heykeller canlanmış gibi onları izliyorken jonathan bir
cesaretle öne çıkar “neden bu
kadar geç kaldın? Beceriksiz misin?” liv onu
kazağından çekerek yanına alırken jonathan ne var!? diyerek liv’in yanına yapışır. Favian gülümsüyorken onlar da çocukları
çok iyi tanımıyor, cevap verir “beceriksiz
değilim jonathan, böyle olması gerekiyordu sadece..” “iyi o
zaman, hoş geldiniz-“ liv yine
jonathan’ı çimdiklerden delikanlı sesini keserek annesine bakar. Latty
gülümsüyorken her şey yolunda gibidir. O sırada faye saklandığı yerden çıkarak
bir adım atarken delora da onu fark ettiğinde bir adım atar “faye-“ “delora teyze?” delora
gözleri dolarak parmaklarını dudaklarına bastırırken faye dönerek annesine
bakar, cuslov hafifçe başını sallarken faye tekrar delora’ya döner ve o tarafa
giderek önce teyzesinin koluna dokunur, sonra onu tutar ve yavaşça sarılırken
delora da bir an sonra daha bebekken bırakıp gittiği yeğenini sımsıkı sarar ve
altın saçlarını okşarken faye onun ruh özüyle sanki havalanmış, nobesliğinde
eksik kalan yer şimdi tamamken gülümser.. “bu kapının
arkasında ne göreceğiz?” bu sefer
delora onlara önder olmuş, kendi ofisinin kapısını açarak aylardır mars’ta
yaşayan büyük kurbağaları içeri alır. Ofiste geri kalan kurbağalar ve bir de daha
önce hiç görmedikleri bir kız kocaman bir televizyonun başında oturmuş oyun
oynuyorken faye teyzesine döner ve en önde benjaminle yarış yapan odette’i
göstererek “o-“ “benim
kızım, favian’la bizim kızımız,
odette..” “sana pek
benzemiyor-“ liv artık eehhleyerek jonathan’ı öne iterken delora
gülümseyerek babasının kopyası olmuş delikanlıya bakıyor, açıklar “odette’i
evlat edindik..” jonathan
liv’i dürtüp bak diyorken
liv aldırmadan büyük gruba ilerler “biz
geldik!” benjamin
ablasının sesini duyunca şöyle bir başını çevirir, bütün yüzü aydınlarak
gülümser ve tekrar önüne dönerken son anda odette’in kurşunlarından kurtulmuş,
heyecanla konuşur “tam
zamanında geldiniz-HADİ-EEEH ODETTE!” benjamin yine ölerek elindeki kumandayı yere çarpar ve
ayağa kalkarken odette de gülümsüyor, kendi kumandasını bırakarak doğrulur.
Genç kız arkasında daha önce tanışmadığı, ama beklediği çocukları görürken daha
da gülümser “merhaba,
ben odette-“ “selam
odette-“ “naber-“ “ben
concon-“ “nicole.
saçların ne kadar güzel odette-“ “kaç
yaşındasın odette-“ odette bir
anda üzerine çöken sorularla şaşkına dönmüş, ama hala gülümsüyorken annesine
bakar, delora elini sallayarak alışacağını söylerken kurbağalar artık
koridordaki hayaletten sonra yeni çıkan bir kurbağaya çabucak alışmış, yaş
öğrenildiği anda daha günlük konulara geçilirken liv odette’i alarak bir
koltuğa oturur ve kurbağaların büyük toplantısı başlarken delora mutlulukla
odadan çıkar ve onları yalnız bırakır.. “anlatın
bakalım biz yokken neler oldu?” “delora hortladı..” kurbağalar
gülüyorken odette araya girer “geçmişten
geldik daha doğrusu..” “ne kadar
geçmişten?” nicole’ün
gözleri parlamışken odette sarışın kıza dönerek cevaplar “2023..” büyük
kurbağalar kocaman gözlerle bakıyorken küçük ligler çoktan alışmış,
karizmalarına karizma katıyorlardır. O sırada ofisin kapısı açılır ve jaden
içeri düşerken etrafına bakar “anna’ya
anlatmam lazımdı, hayalet beni buraya yolladı, ne varmış?” jaden
ilerlerken yeni kızı görünce durur, odette de delikanlıyı görünce sessizleşmişken
jaden yerde oturan owen’a bakarak kaş göz yapar. Owen gülerek odette’e döner “Odette bu
Jaden, arkadaşıyla telefondaydı..” odette
başını sallayarak önündeki yakışıklı delikanlıya bakıyorken jaden başını sallar “öyleydi
evet, sen..?” “delora ve
favian’ı kızıyım, geçmişten geldim, 2023...” jaden’ın
gözleri büyürken odette hafifçe gülümseyerek bakışlarını kaçırır ve yerdeki
kumandalarla oynarken onun arkasındaki nicole kocaman sırıtarak parmaklarıyla
bir kalp çiziyordur ve o anda jaden’ın oturmaya çalıştığı taraftan yüzüne bir
yastık yerken kalp çizen parmakları acıyan burnunu tutmak için birbirinden
ayrılır.. “vien ve
eidan hayalet-pardon, delora geldiğinden beri scorchio’da. Dorian’ın yanına
gittiler..” “dorian
hala scorchio’da mı!?” benjamin
şaşkın ablasına başını sallarken genç kız elindeki deri yastığa tırnaklarını
sürtüyordur, nicole o şeyi yapmamasını isterken liv yastığı bırakıp sorar “ne
yapıyorlarmış orada?” “dorian
birini getirecekmiş-“ “kimmiş?” “söylemediler
bize daha..” liv hmmlarken ofisin kapısı açılır ve andrea’nın
gülen yüzü görülürken çocuklar o tarafa dönerler “evlere
dönmek isteyen var mı-“ “HAYIR!” andrea bir
anda gelen cevaplarla olduğu yerde geri çekilirken gülerek tamam der ve kapıyı
yine kapatırken koridorun sonundan scott geliyordur “gidiyor
muyuz?” “gitmiyormuşuz.
Suratıma haykırdılar..” scott
gülerken karısına omuzlarından sarılarak yürüyor, ikisi birlikte asansörlere
gidiyorken andrea konuşur “dorian
sophia’yı yılbaşında getirebilse ne kadar güzel olur, değil mi?” “getirecektir,
hem çocuklar da bir aradayken-“ “odette’i
çabucak kabullendiler-“ “çocuklar..” andrea
gülümseyerek onaylarken kabinin kapıları kapanır.. “dante niye
habire kapıya bakıyorsun? gideceksen git?” dante faye’e
bakarak ellerini kaldırır “kapıya
falan bakmıyorum, kim bakmış?” “kalkıp
koşacaksın sanki-“ “yok öyle
bir şey-“ ama o anda
delikanlının cebindeki bir şey alarm verirken faye kaşını kaldırır, dante
sırıtarak yerinden kalkarken bir an sonra koşarak odadan çıktığında faye
diğerlerine döner “neler
oluyor?” “conrad
bugün Rhea’ya uğrayacak, Mason’ı alacak-“ “neden?” “hani her
sene bir kere Mason deliriyor-“ “delirmiyor
nathan!” nathan
brittany’e dönerek gayet de delirdiğini söylerken brittany kaşlarını çatar “dalga
geçiyorsunuz her sene adamla-“ “yılbaşı
eğlencesi kızım, sen de katılsan-“ “dante
neden delirdi peki?” nathan
bilmiş bir bakışla faye’e dönerken tek kaşını kaldırır, genç kız hala boş boş
bakıyorken bir an sonra hatırladığında güler “carrie
için, doğru!” “conrad’ın
paçasına yapışmaya gitti beni de götür! diye-“ “ki o biraz
zor..” nathan
benjamin’e katılırken nicole aşk için her şey mümkündür diyerek havada yine
kocaman bir kalp çizip rahatlar.. “CONRAD
BENİ DE GÖTÜR!” “olmaz, git
arabalarınla oyna-“ “conrad nolur!” conrad
gülerek yürümeye devam ediyorken dante etrafında pervane oluyordur, bir anda
gelip önüne atlarken ellerini kaldırarak genç adamı durdurur “o zaman
carrie’yi getir-“ “olmaz.” “neden!?
Mason’a gitmeni o haber vermedi mi? o bakmıyor mu-“ “kız rahat
rahat yılbaşı geçirsin diye mason’ı ellerinden alıyorum-“ “süper
işte! Gelsin burada geçirsin-hadi conrad-“ “derslerinde
de bu kadar inatçı olsan-“ “şimdi
dersi falan karıştırma-“ “sus hadi
sus, git, düşünürüz-“ “düşünme!
Getir!” conrad,
delikanlıyı sarı kafasından tutarak geriye iter ve kendisi yoluna devam ederken
dante sırıtıarak ellerini birbirine sürter.. “carrie!
Grace kalfa! Kimse yok mu?” conrad
sarayın üst katında yürüyorken karlı Luplex’in aksine Rhea’da güneş yine pırıl
pırıl parlıyordur. Conrad mason’ın odasına yaklaştığında tekrar seslenir, bu
sefer içerden hem grace kalfanın hem de carrie’nin sesi duyulurken genç adam
kapıyı açıp içeri girdiğinde yataktan kalkmak istemeyen bir mason görünce
gözlerini devirir “kalk
mason, eve gidiyoruz-“ “olmaz!
İstemiyorum!” conrad onu
bırakıp yatağın başında çaresiz kalmış bayanlara bakar “bugün ne
olduk?” “daha yeni
uyandı, ama dün akşam normal gibiydik-“ “değildik anneanne,
hatırlamıyor musun? Dün akşam Verona’da ressamım ben diye dolaştı conrad, boya
istedi verdik, duvarları falan boyadı..” conrad
gülerek mason’a bakarken genç adam yataktan kalkıyordur, parmaklarının
pijamasının beline geçirerek dururken conrad’a bakar “arabalarım
hazır mı?” “hazır
efendim, siz giyinirseniz..” “tabii
hemen, carrie kaftanımı getir..” carrie’nin
gözleri büyürken conrad elini sallayarak herhangi bir şey getirmesini fısıldar
ve her sene bu zamanda babasının ölümünden arta kalmış anlamsız tanrı
güçlerinin kafasını karıştırdığı adama bakarken mason şu anda kendini kral
sanıyor, aynaya bakarak saçlarını düzeltir ve hükümdar bakışını prova eder.. mason
giyinmiş, aynada kendine bakıyorken conrad onun kafasının her saniye
karıştığını bakışlarından anlayabiliyordur. “Şimdi alıp
seni eve götüreceğim, Luplex’e, güvende olacaksın. Beni tanıyorsun, değil mi?” “tanıyorum
tabii conrad ne saçmalıyorsun?” mason gayet
mundar bir suratla odadan çıkarken conrad peki diyerek carrie ve grace kalfaya
döner. Yaşlı kadın artık bacakları ağrıdan kopacak gibi olunca yatağa oturmuş,
yavaş yavaş dizlerini ovarken konuşur “Conrad
oğlum, iyi bakın da başına bir kötülük gelmesin..” “gelmez
grace kalfa sen merak etme, dinlen, kızların birine söyle senin işlerini
elinden alsınlar, anlaştık mı?” grace kalfa
olur diyorken conrad onun asla öyle bir yapmayacağını biliyor, ama yine de
söylemişken gülümseyerek carrie’ye döner “şimdi sana
gelelim..” carrie
güzel gözleri parlayarak gülümserken konuşur “ben anneanneme
yardım ederim conrad-“ “seni de
götüreceğim, kimseye yardım etmeyeceksin..” carrie’nin
yeşil gözleri kocaman olurken grace kalfa gülümseyerek torununun güzel
saçlarını okşar “öyle ya,
sen de git, eğlen, gül kızım-“ “ama
anneanne-“ “hem sen
kar görmeyi seversin, kar var değil mi conrad oğlum?” “belime
kadar.” Carrie
heyecanla dudağını ısırırken conrad’a bakar “gerçekten
gelebilir miyim?” “seni
bekleyenler bile var..” genç kızın
yanakları kızarırken grace kalfa ve conrad gülümser.. SOUNDTRACK / Aly & Aj
– Let It Snow Conrad,
mason ve carrie’yle birlikte oreon lobisinde belirirken onları bekleyen Voc
yanındaki zemi’yi eşyaları alması için yollar ve kendisi de öne gelirken conrad
kısa boylu adamı yanına alarak konuşur “Mason’ın odası
gece kilitlensin, kameralar da hiç durmasın, tuvalete banyoya da koyun-“ “tabii
efendim..” conrad
memnun olmuş, dönerek arkadaşına bakarken mason yanındaki carrie’ye dönmüş onun
burada ne işi olduğunu sorarak azarlıyordur. Conrad olaya el koyarak Carrie’yi
uzaklaştırır ve Mason’ı alıp götürürken Voc’a arkadaki kızı işaret eder “çocukların
yanına götür Voc..” ve dönerek
carrie’ye merak etmemesini söylerken Voc’u işaret eder ve onunla gitmesini
söylerken Carrie en cici haliyle ondan biraz daha kısa olan adamın yanında
yürüyerek üzerinde kocaman sayıların yanıp söndüğü iki kapılı bir kutuya
ilerler... “dante
otur-“ “oturamam,
ne kadar oldu?” “40
dakika..” “çok
olmuş..” dante odada
dolaşıyorken arada yerdeki yastıkları havaya atıp tutuyordur. Yine bir yastık
atıp tutma seansı arasında ofisin kapısı tıklatılırken dante yastığı arkadaki
nathan’ın kafasına atar, koşup kapıyı açarken karşısında carrie’yi görünce bir
an heyecandan dili tutulur. Genç kız da danteyi görünce içi hoplayarak
gülümserken Voc onların iyi olacağını anlamış, iyi eğlenceler dileyerek
uzaklaşır. Dante biraz
daha kapıda dikilmeye devam edince nathan onun arkasından üzerine abanarak
kapıdaki carrie’ye sırıtır “naber
carrie?” “iyiyim
nathan, sen nasılsın?” nathan da iyi
olduğunu söylerken kızlar içerden carrie!
nidalarıyla kapıya koşarak genç kızı esir alırlar.. latty
ofisinde oturmuş, delora da yanındayken ikisi birbirinde ayrılmıyor, biri
nereye giderse diğeri de orada bitiyorken şimdi de beraber oturmuş, bu yılbaşında
kimlere ne hediye yollanacağını tartışıyor, bir taraftan da delora’ya onun
olmadığı yıllarda kimlerin ne hale geldiği anlatılıyordur. Delora listedeki bir
dükün ismini göstererek sorar “kaçıncı
karısı bu?” “5 ya da 6,
bilmiyorum..” “şampanya
yazıyorum..” latty tamam
diyerek listeden bir şampanya daha eksiltirken ofisin kapısı tıklatılır. İkisi
birden girilmesini söylerken kapı açıldığında ewan ve favian eşikte duruyor,
ikisi de gülümsüyorken delora yerinden kalkarak o tarafa ilerler ve ökse otu
altında duran ewan’ı tutup dudaklarına yapışırken latty gülüyor, favian
gözlerini deviriyorken ewan elinde olanla yetinerek delora’yı belinden tutup
ayaklarını yerden kesiyordur. İkisinin
öpüşmesi bittiğinde ewan dudaklarını yalayarak delora’yı sahibine verir ve
latty’e döner “yılbaşı
süprizlerle dolu gerçekten-“ genç adamın
lafı telefonun çalmasıyla kesilirken latty ahizeyi kaldırarak cevaplar “latty..” “efendim collinsler
döndüler, herkesi beyaz salonda bekliyorlar-“ latty
ahizeyi kapatarak odadakilere döner “Vien ve
Eidan dönmüş-tamam, teşekkür ederim, birazdan ineceğiz..” ve telefon
kapanırken ewan dorian’ı da getirip getirmediklerini soruyordur.. Latty ve
Ewan’ın ardından Ludlow çifti geliyorken ewan kapıdaki kalabalığı görünce araya
girer “niye içeri
girmiyoruz?” “eidan
herkes tamam olunca sokacamış..” ewan o ne
biçim saçmalık diye soruyorken onu duyan mason da katılır “beni
kapıda kim bekletiyorsa en kısa zamanda kellesini altın bir kutuda istiyorum..” conrad
zavallı adamın omzunu sıkarak olur diyorken mason omzundaki eli iterek
ceketinin tozunu silkeler, sonra önüne dönerken beyaz salonun kapısı aralanarak
eidan dışarı sıyrılır “herkes
geldi mi?” “eidan ne
saçmalıyorsun?” “kellesini
uçurun!” eidan şokla
mason’a bakarken genç adam gayet ciddi görünüyordur. Conrad aldırmamasını
söyleyerek eidan’a devam etmesini işaret eder. Su büken önüne dönerek gülümser “size bir
süprizimiz var-“ “o kadarını
anladık-“ “kapıyı
açsan da girsek-“ “deniz kızı
mı oldun vien!” eidan
gülerek sakin olmalarını söyler ve kapıyı ardına kadar açarken içeri giren
herkes sırasıyla şaşkınlığa uğruyor, sonunda herkes şaşırmayı başardığında
eidan onları geçerek karısının ve kucağındaki küçük bebeğin yanına giderken
konuşur “bizim bir
oğlumuz oldu..” herkes
şaşkınlıkları bir nebze azalmadan vien’e kollarında minnacık bebeğe bakıyorken
anne va baba mutluluktan parlıyordur.. “ne zaman
anladınız?” “gitmeden
önce..” herkes
saldırgan bakışlarla eidan’a dönerken vien gülerek araya girer “emin değildik,
ama oraya gidince sanki bir şey oldu bilmiyorum.. scorchio inanılmaz bir yer,
keşke hepiniz görebilseniz..” herkes
başını sallarken kimsenin scorchio’yu düşünecek hali yoktur. Bütün gözler
vien’in kucağındaki maviş gözlü minik adama dikilmişken andrea derin denizler
gibi kokan bebeğin elini öperek eidan’a bakar “adını ne
koydunuz?” “lucas..” bütün
herkesin lucas fısıltıları duyulurken yıllardır beklenen
ufaklık bir anda gelmiş, geldiği gibi de kocaman bir sevgiyle karşılanmışken
eidan vien’in saçlarını öperek parlayan gözleriyle dokunmaya hala kıyamadığı
oğlusuna bakar.. Lucas teker
teker herkesin kucağında dolaşıyorken şu anda ona sahip olan conrad küçük
adamın başını koruyarak meraklı
gözlerine bakıyor, çocuklar büyüdüğünden beri bu kadar küçük bir şeyi tutmamış,
kocaman kalbindeki tüm sevgisiyle minnacık elleri tutuyorken vien’e bakarak
gülümser “senden
nasıl bir şey çıktığını da görmüş olduk, saçlara bak..” vien
gülerken conrad lucas’ın şimdiden uzun olan siyah saçlarını hafifçe okşar ve
eğilerek başını öperken onları izleyen sienna gülümseyerek arkadaşına döner “Dorian ne
yapıyor eidan?” “sophia’yı
getirmeye hazırlanıyor. Aslında bizden önce geleceklerdi, ama sophia biraz
çekiniyor..” “çok uzun
zaman olmadı mı?” “bir sene
dolmak üzere, ama dorian ona baskı yapmak istemiyor. Sophia buraya dönerse
annesini sanki gerçekten geride bırakacakmış gibi geliyor. Geri dönme konusu
açılınca konu nasıl oluyorsa hemen edena’ya geliyor. Öyle olunca da Dorian
kolundan tutup getiremiyor. Ama gelecekler, yakında..” sienna
başını sallarken andrea conrad’ın yanında duruyor, gülümseyerek lucas’ın
küçücük ayaklarını tutuyorken konuşur “dorian
doğru zamanı bulunca mutlaka dönecektir. Evimizin artık burası olduğunu
biliyor. Değil mi lucas? Değil mi bebeğim?” conrad
ufaklığı dikkatlice andrea’nın kucağına verirken genç kadın suyun oğlunu
kollarına aldığında heyecanla eidan’a döner “o kadar
güçlü olacak ki eidan!” eidan
gururla gözleri dolarak başını sallarken vien zaten böyle bir mucizeye
inanamıyor, hemen gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar.. SOUNDTRACK / Vince
Guaraldi Trio – The Christmas Song Vien, Lucas’ı çocukların yanına
götürmüş, kızlar güzel annenin etrafını sarmış, lucas’ın üzerindeki tulumun
kenarını köşesine dokunuyor, parmaklarının ve ellerinin ne kadar küçük olduğunu
söylüyorken çoğu beraber büyüdüğü için ilk defa bu kadar küçük bir bebek
görüyorlardır. Allison minik adamın başının arkasında duruyorken gülümseyerek
sorar “ben de bu kadar küçük müydüm acaba?” “ben babamın avcuna sığıyormuşum, çok
güçsüzmüşüm..” herkes awwlayarak benjamin’e
bakarken vien gülümseyerek delikanlıya bakar “çabucak güçlendin ama tatlım..” benjamin de gülümserken vien yanında
hiç elini uzatmadan oturan kenda’ya bakar “kenda, sen tutmak ister misin?” kenda hafifçe gülümseyerek vien’e
bakar “ya düşürürsem, böyle iyi-“ “düşürmezsin tatlım merak etme, bak
kollarını benim tuttuğum gibi tut..” kenda kollarını birbirinin üzerine koyarak hazırlanırken
diğerleri açılarak genç kıza yer verir. Vien yavaşça lucas’ı kenda’nın
kollarına bırakırken genç kız heyecanla kollarındaki bebeğin masmavi gözlerine
bakar ve vien elini çektiği anda bir anda içine bir serinlik dolarken
yutkunarak vien’e bakar “garip hissetmem normal mi?” “ne hissediyorsun?” “bilmiyorum, ama şey gibi..” kenda tekrar lucas’a bakarak bir an
düşünür “dalgalar..” vien gözleri parlayarak gülümserken
kenda küçük adamın gözlerine bakarak hafifçe gülümser, sonra onu yavaşça
kaldırarak annesine uzatır “ağlamasın..” vien uzanarak oğlunu genç su kırandan
alırken kenda kollarını tekrar kendine çektiğinde ellerinin titrediğini kimseye
göstermemek için bacaklarının arasına sıkıştırır.. Conrad, Mason’ı alıp toplantı
odalarının birine kapatır, gidip bir yere oturmasını söylerken kendisi de geçip
karşısına oturduğunda mason telaşla bir anda atılır “ne zaman geldim buraya ben!?” “ben getirdim sakin ol-“ “conrad size yük olmak istemiyorum-“ “olmuyorsun saçmalama, her sene aynı
şeyi söylemekten bıkmadın mı ayrıca?” mason bıkmadığını söylüyorken bir an
sessizleşerek bekler “hala kendimdeyim..” “o salak kral olmadığın sürece
diğerleri eğlenceli-“ “kral mı oldum? Ne dedim?” “önüne gelenin kellesini uçurup altın
kutuda istedin..” mason gülerken hala kendinde olduğunu
anladığında biraz olsun rahatlar ve omuzları düşerken conrad ensesini kaşıyor,
konuşur “geçen sene yaptığımız şeyi hatırlıyor
musun?” mason sinirle conrad’a bakarken esmer
adam keyifle güler “komikti ama işe yaramıştı-“ “iki gün sanki 15 yaşındaymışım gibi
dolaştım. Pek komik değildi.” “çocuklar çok eğlenmişti-“ “bu sene izin vermiyorum-“ “tamam 15 olmazsın, 6 olursun-“ “conrad kelleni uçururum.” Conrad bir an dururken mason iyi
olduğunu ve devam etmesini söyler. Conrad arkasına yaslanırken kollarını
kavuşturur “yine seni birisi olduğuna
inandırmamız lazım-“ “kendim olduğuma inansam-“ “zaten kendinden bıktığın için böyle
oluyorsun-“ “ben kendimden bıkmadım-“ “sus da dinle-“ “sen kim oluyorsun da bana sus
diyorsun!” mason oturduğu iskemleyi itip
devirerek ayağa fırlarken conrad elini yüzüne kapatarak yorgun bir nefes
bırakır.. ![]() |


